İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yusuf Yaman Başvurusu (B. No: 2013/8908)

1. Başvuru; köy korucusu olarak görev yapmakta iken terör örgütü

Başvuru No2013/8908Tarih13 Nisan 2016Okuma23 dk · 4.634 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Yusuf Yaman Başvurusu

Karar tarihi
13 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/8908
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.634 kelime·23 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; köy korucusu olarak görev yapmakta iken terör örgütü

mensuplarınca kaçırılması sonrasında köy koruculuğu görevinin idare tarafından

sona erdirilmesi, örgüt tarafından alıkonulma süresi boyunca koruculuk

görevinin ifa edilememesi sebepleriyle maaştan mahrum kalındığı iddiasıyla

17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların

Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun reddedilmesi

nedeniyle mülkiyet hakkının; ret işlemine karşı açılan davaya ilişkin yargılama

işlemlerinin adil olmaması, makul sürede

sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 11/12/2013 tarihinde Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 20/1/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 25/2/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 19/3/2015 tarihli yazısında, Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, geçici köy korucusu olarak görev yapmakta iken

Şırnak ili Uludere ilçesi Küçükkurt tepe mevkisinde 22/8/1994 tarihinde terör örgütü mensupları ile

güvenlik güçleri arasında çıkan çatışma sonrasında örgüt mensupları tarafından

kaçırıldığını, terör örgütü tarafından Kuzey Irak’a götürüldüğünü ve burada

uzun süre alıkonulduğunu iddia etmiştir.

8. Başvurucu 11/10/1994 tarihli Vali oluru ile geçici köy

koruculuğu görevine son verildiğini beyan etmiştir.

9. Başvurucu, Türkiye Cumhuriyeti ile Birleşmiş Milletler

Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) tarafından ortak yürütülen “Gönüllü Geri

Dönüş” programı kapsamında 1997 yılı Kasım ayında Kuzey Irak’tan Türkiye’ye

dönüş yaptığını belirtmiştir.

10. Başvurucu 13/5/2005 tarihinde, köy koruculuğu görevini

yapamadığı süre boyunca mahrum kaldığı maaş gelirlerinin 5233 sayılı Kanun

kapsamında karşılanması talebiyle Şırnak Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna

(Komisyon) başvurmuştur.

11. Komisyon 1/2/2007 tarihli ve 2007/2-2007/135 sayılı

kararında, başvuru dilekçesi ile talep edilen zararların 5233 sayılı Kanun

kapsamında belirtilen zararlardan olmadığının tespit edildiği gerekçesiyle

talebin reddine karar vermiştir.

12. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine iptal ve

tam yargı davası açılmıştır.

13. Mardin İdare Mahkemesinin 3/11/2009 tarihli ve E.2007/2183,

K.2009/1401 sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. İlgili gerekçe

şöyledir:

“...5233 Sayılı ... Kanun’un ... 5. maddesinde

sayılan komisyonun görevleri arasında, zarar gören veya mirasçılarının

başvurusu halinde bu Kanun kapsamına giren zararın bulunup bulunmadığını tespit

etmek olduğunun belirtildiği; 7. maddesinde bu Kanun hükümlerine göre sulh

yoluyla karşılanabilecek zararların; hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer

taşınır ve taşınmazlaraverilen her türlü zararlar,

yaralanma, sakatlanma ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve

cenaze giderleri, terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle

kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddî zararlar olarak

sayıldığı...

...

5233 sayılı Yasanın yukarıda yer verilen

“kapsam” başlıklı 7. maddesine göre, bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla

karşılanacak zararların; hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve

taşınmazlara verilen her türlü zararlar, yaralanma, sakatlanma ve ölüm

hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri, terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına

ulaşamamalarından kaynaklanan maddî zararları kapsadığı hükme bağlanmıştır.

Bakılan davada ise, davacının uğradığı ileri

sürülen maddi zararın terör örgütü mensupları tarafından kaçırıldığı

gerekçesiyle Valilik oluruyla görevine son verilmesine ilişkin işlemden

kaynaklandığı anlaşılmakta olup, sözkonusu işlemden

kaynaklanan maddi zararın 5233 sayılı Yasa kapsamında değerlendirilmesine

olanak bulunmamaktadır.

Öte yandan, 5233 sayılı Yasada manevi

tazminata yer verilmemiş olması nedeniyle davacının 4 yıl boyunca terör

örgütünce esir olarak tutulması nedeniyle uğradığı ileri sürülen manevi zararın

da 5233 sayılı Yasa kapsamında karşılanamayacağı sonucuna varılmıştır.

Bu durumda, davacının 5233 sayılı Yasa

kapsamında tazminat istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin dava konusu

işlemde hukuka aykırılık bulunmamakta olup davacının yasal dayanağı bulunmayan

tazminat isteminin de kabulüne olanak bulunmamaktadır...”

14. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 28/2/2013 tarihli ve E.2011/9697, K.2013/1590 sayılı ilamı ile

kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz

nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği

belirtilerek kararın onanmasına hükmedilmiştir.

15. Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Dairenin 26/9/2013

tarihli ve E.2013/11170, K.2013/6402 sayılı ilamı ile reddedilmiş, ret kararı

başvurucuya 11/11/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. İlgili gerekçe şöyledir:

“... 5233 sayılı Yasanın “kapsam” başlıklı 7.

maddesine bakıldığında sulh yoluyla karşılanacak zararların; hayvanlara,

ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar,

yaralanma, sakatlanma ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve

cenaze giderleri, terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle

kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddî zararları

kapsadığı hükme bağlanmıştır.

Dosya kapsamındaki belgelerkarar

düzeltme aşamasında yeniden incelenmiş olup, davacının oluştuğunu ileri sürdüğü

zararın sebebi olarak bölgede meydana gelen terör olayları gösterilmiş ise de

davacının terör örgütü mensuplarınca kaçırıldığına dair bu hususu doğrular

nitelikteki belgeler dosyada bulunmamaktadır.

Bunun aksine Birleşmiş Milletler Mülteciler

Yüksek Komiserliği tarafından düzenlenmiş olan ve dosyada mevcut olan belgede

ise davacının Kuzey Irak’ın çeşitli bölgelerinde mülteci olarak kaldığı ve

Gönüllü Geri Dönüş Projesi kapsamında Türkiye’ye geri dönüş yapmış olduğunun

belirtildiği görülmüştür.

Durum böyle olunca davacının valilik kararı

ile görevine son verilmesine dair işlemden kaynaklandığını ileri sürdüğü

zararın; Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından

düzenlenmiş olan belge dikkate alınarak 5233 sayılı Yasa kapsamında

değerlendirilmesine hukuken imkan bulunmadığı sonucuna

varılmıştır...”

16. Başvurucu 11/12/2013 tarihlerde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

17. 5233 sayılı Kanun’un 1. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle

maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve

usulleri belirlemektir.”

18. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesi şöyledir:

“Bu Kanun,3713

sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4

üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında

yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel

hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen

karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsar.”

19. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı

Kanun’un 1. maddesiyle değişik 7. maddesi şöyledir:

“Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla

karşılanabilecek zararlar şunlardır:

a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara

verilen her türlü zararlar.

b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm

hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri.

c) Terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle

kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddî zararlar.”

20. 5233 sayılı Kanun’un 8. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“7 nci maddede

belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerî mercilerdeki

bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar görenin

aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de göz önünde

bulundurulması suretiyle,hakkaniyete

ve günün ekonomik koşullarına uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan

doğruya veya bilirkişi aracılığı ile belirlenir.”

21. 5233 sayılı Kanun’un 4., 6., 8., geçici 1., geçici 3.,

geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu

Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

22. Mahkemenin 13/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

23. Başvurucu; geçici köy korucusu olarak görev yapmakta iken

Şırnak ili Uludere ilçesi Küçükkurt tepe mevkisinde terör örgütü mensupları ile güvenlik güçleri

arasında 22/8/1994 tarihinde çatışma çıktığını, bu çatışma sonrasında örgüt

mensupları tarafından kaçırıldığını, Kuzey Irak’a götürüldüğünü ve burada uzun

süre alıkonulduğunu, Türkiye’ye dönmek için BMMYK’ya

başvuruda bulunduğunu ve Türkiye Cumhuriyeti ile BMMYK tarafından ortak yürütülen

“Gönüllü Geri Dönüş” programı kapsamında 1997 yılı Kasım ayında Kuzey Irak’tan

Türkiye’ye geldiğini, geçici köy koruculuğu görevine son verilmiş olması

nedeniyle maaş imkânından mahrum kaldığını ve bu zararının tazmini istemiyle

5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun ve akabinde açtığı davanın

reddedildiğini, verilen kararın adil olmadığını, davası hakkında eksik inceleme

yapılması ve sunmuş olduğu delillerin aleyhine değerlendirilmesi nedeniyle

Mahkemelerin tarafsız olmadığını, sunduğu belgeler karar düzeltme aşamasında

aleyhine değerlendirilerek bu değerlendirmelere karşı kendisine savunma yapma

imkânı tanınmadan verilen kararın adil olmadığını, yaptığı başvuru hakkında

yürütülen işlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın

10., 35., 36. ve 141. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia

etmiş; maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

24. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun, 5233

sayılı Kanun kapsamında olduğunu beyan ettiği maaş kaybı zararlarının tazmini

amacıyla açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 10., 35., 36. ve

141. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiği

anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, Mahkemece verilen ret kararı neticesinde

köy koruculuğu görevine son verilmesiyle mahrum kaldığı maaş gelirlerinin

idarece tazmini yükümlülüğünün yerine getirilmemesi sonucu maruz kaldığı

mülkiyet hakkından yoksun kalma durumu karşısında zararını karşılayacak bir

giderim sağlanması imkânının kendisine tanınmadığını belirterek Anayasa’nın 35.

maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Anılan

ihlal iddiaları, Derece Mahkemelerinin hatalı değerlendirmesi nedeniyle

yargılamanın adil olmadığı iddiasının incelenmesi sonucu verilen karara bağlı

olarak değerlendirileceğinden bu ihlal iddiası yönünden ayrıca inceleme

yapılmamıştır. Başvurucunun diğer ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altında

incelenmiştir:

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Eşitlik İlkesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

25. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı giderim

talebinin ve açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 10. maddesinde

tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

26. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminat

taleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası daha

önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık

yapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtilen

iddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamış

oldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude

Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,

§§ 39-44).

27. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığın

hangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtilen

iddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibi

farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

28. Açıklanan nedenlerle başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlal

edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Tarafsız Mahkemede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

29. Başvurucu, eksik inceleme yaparak ve sunduğu delilleri

aleyhine değerlendirerek karar veren Derece Mahkemelerinin tarafsız

olmadıklarını iddia etmiştir.

30. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, benzer

iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimin

tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürüten

hâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişisel

bir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu

olduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucuların

anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, §§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).

31. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkin

karineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

32. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tarafsız mahkemede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

ii. Gerekçeli Karar Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia

33. Başvurucu, Mahkeme kararlarında köy koruculuğu görevi maaşı

hakkındaki istemi konusunda talep sonucuna etki eden hususlara dair yeterli

gerekçeye yer verilmediğini iddia etmiştir.

34. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuş

ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurucuların

hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarının

değerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafından ileri sürülen ve

hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin Derece Mahkemeleri

kararlarında denetlenerek reddedildiği gerekçesiyle başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude

Yaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin,

§§ 75-77). Başvurucuların yargılama aşamalarında ileri sürdükleri şikâyetlerden

varılacak sonuç bakımından önem arz edebilecek nitelikte olanlar hakkında

herhangi bir değerlendirme yapılmaması, dosya kapsamlarındaki mevcut bilgi ve

belgeler nazara alındığında başvurucuların iddiaları hakkındaki çelişki

giderilmeksizin hüküm kurulması nedenleriyle kararların yeterli gerekçe ihtiva

etmediği sonucuna varılmıştır ve başvurucuların gerekçeli karar haklarının

ihlal edildiğine karar verilmiştir (Hikmet

Çelik ve diğerleri, B. No: 2013/4894, 15/12/2015, §§ 50-67; Mehmet Akkuş, B. No: 2013/4266, 23/2/2016,

§§ 59-74; Abdurrahman Dil ve Mehmet Sait Dil,

B. No: 2013/5163, 24/2/2016, §§ 50-74)

35. Somut başvurunun incelenmesi neticesinde başvurucunun köy

koruculuğu görevinin sona erdirilmesi nedeniyle alamadığı maaşlarının

ödenmesine ilişkin talebinin kabul edilip edilmeyeceği noktasında Derece

Mahkemesince 5233 sayılı Kanun kapsamının belirlenmesi akabinde başvurucunun

maaşının kesilmesinin nedeninin başvurucunun görevine son verilmesi işlemi

olduğunun belirtildiği, göreve son verme işleminden kaynaklanan maddi tazminat

taleplerinin Kanun kapsamında karşılanıp karşılanamayacağı konusunda

değerlendirmeler yapıldığı, başvurucu tarafından ileri sürülen ve hüküm

sonucunu etkilediği iddia edilen istemlerin tartışılarak reddedildiği (bkz. §

13), İlk Derece Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygun

bulunmak suretiyle temyiz mercii denetiminden geçtiği (bkz. § 14), karar

düzeltme aşamasında ise başvurucunun talep ve delillerinin incelenmesi

suretiyle başvurucunun “Gönüllü Geri Dönüş” projesi kapsamında Türkiye’ye geri

dönüş yaptığı tespit edilmekle Valilik kararı ile görevine son verilmesine dair

işlemden kaynaklandığı ileri sürülen maaş kaybı zararının 5233 sayılı Kanun

kapsamında değerlendirilmesine hukuken imkân bulunmadığı sonucuna varıldığı,

belirtilen aşamaların tamamlanması ile başvurucu hakkındaki kararın

kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu bakımdan başvurucunun talep sonucuna etki

ettiğini belirttiği iddiaları hakkında Derece Mahkemelerine sunduğu belgeler

değerlendirilerek karar verildiği tespit edilmekle başvurucunun gerekçeli karar

hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiaları hakkında farklı karar verilmesini

gerektiren bir yön bulunmamaktadır.

36. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar haklarının

ihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Çelişmeli Yargılama ve

Silahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

37. Başvurucu; sunduğu bilgi, belge ve delillerin karar düzeltme

aşamasında aleyhine değerlendirildiğini, bu değerlendirmelere karşı iddiasını

savunma yapma imkânı tanınmadan verilen kararın adil olmadığını, bu

değerlendirmeye dayanılarak davasının reddine ilişkin kararın kesinleştiğini

belirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin

ihlal edildiğini iddia etmiştir.

38. Adil yargılanma hakkının unsurlarından olan çelişmeli

yargılama ilkesi, taraflara dava malzemesi hakkında bilgi sahibi olma ve yorum

yapma hakkının tanınmasını ve bu nedenle tarafların yargılamanın bütününe aktif

olarak katılmasını gerektirmektedir (Abdullah

Özen, B. No: 2013/4424, 6/3/2014, § 21). Bu ilke ve bu ilkeyle

bağlantılı olan yargılamaya etkin katılım hakkı, adil yargılanma hakkının somut

görünümleridir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin

(AİHS) 6. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında

yorumlamak suretiyle, AİHS’in lafzi içeriğinde yer

alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen bu

ilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 38).

39. Çelişmeli yargılama hakkı kapsamında mahkemece tarafların

dinlenilmemesi, iddialarını sunma ve delillere karşı çıkma imkânı verilmemesi

yargılama faaliyetinin hakkaniyete aykırı hâle gelmesine neden olabilecektir

(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Ruiz-Mateos/Spain, B. No:

12952/87, 23/06/1993, § 63; Feldbrugge/Netherlands, B.

No: 8562/79, 29/05/1986, § 44). Çelişmeli yargılama ilkesi, silahların eşitliği

ilkesi ile yakından ilişkili olup bu iki ilke birbirini tamamlar niteliktedir.

Zira çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edilmesi durumunda davasını

savunabilmesi açısından taraflar arasındaki denge bozulacaktır. Çelişmeli

yargılamanın medeni haklara ilişkin davalarda da kabul ediliyor olması, medeni

bir hakka ilişkin yargılamada da tarafların duruşmada hazır bulunmasını, daha

genel bir ifade ile yargılamanın bütününe aktif olarak katılmalarını ve bu

kapsamda yargılama evrakına ulaşma ve bunlar hakkında yorum yapma imkânının da

kendilerine tanınmasını ifade etmektedir (Abdullah

Özen, § 21).

40. Somut başvuru açısından başvuruya konu tazminat talebinin

5233 sayılı Kanun kapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasındaki

değerlendirmelerin birtakım belgelere dayandırıldığı, bu belgelerin BMMYK’nın 27/5/2009 tarihli yazıları ile Uludere İlçe

Jandarma Komutanlığı sorumluluk alanında geçici köy korucusu olarak görevli

iken görevlerine son verilen ve başvurucunun da aralarında bulunduğu korucular

hakkındaki idari karar olduğu anlaşılmaktadır. Başvurucunun dava dilekçesi,

temyiz ve karar düzeltme istemleri hakkında sunduğu dilekçelerin incelenmesi

neticesinde anılan belgelerin başvurucu tarafından sunulduğu ve yargılama

aşamalarında kararlara esas alınan bu belgelere karşı savunma yapma ve karşı

delillerini ortaya koyma imkânı tanındığı anlaşılmaktadır. Başvurucu her ne

kadar karar düzeltme aşamasında deliller hakkında aleyhine değerlendirmelerde

bulunularak İlk Derece Mahkemesinin tespitinden farklı bir yoruma varıldığını,

bu değerlendirmelere karşı yorum yapma imkânından mahrum kaldığını iddia etmiş

ise de karar düzeltme aşamasında değerlendirilen evraklar (bkz. 15) sonradan

dava dosyasına dâhil edilen ve başvurucunun haberdar olmadığı belgeler olmayıp

yargılamanın başından beri dava dosyasında yer alan ve başvurucu tarafından

sunulup başvurucuya yorum yapma imkânının tanındığı evraklar olduğu tespit

edilmiştir. Sonuç olarak başvurucunun yargılamanın başından beri dosyada yer

alan bu evraklar hakkında Derece Mahkemelerince yapılan değerlendirmelere

ilişkin iddiası konusunda yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılan

incelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı ve

başvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı

sonucuna varılmıştır.

41. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama ve

silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

iv. Tazminat Taleplerinin

Reddedilmesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

42. Başvurucu 22/8/1994 tarihinde terör örgütü mensupları ile

güvenlik güçleri arasında çatışma çıktığını, çatışma sonrasında örgüt üyeleri

tarafından kaçırılması nedeniyle Valilikçe geçici köy koruculuğu görevine son

verildiğini, örgüt tarafından uzun süre alıkonulması akabinde“Gönüllü

Geri Dönüş” programı kapsamında 1997 yılı Kasım ayında Türkiye’ye geri dönüş

yaptığını, uzun müddet köy koruculuğu maaşı imkânından mahrum kalması sonucu

oluşan zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmin edilmesi gerektiğini

fakat anılan olay Mahkemece hatalı şekilde değerlendirilerek 5233 sayılı Kanun

kapsamında yaptığı başvurunun ve açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle

Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

43. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında bireysel başvurulara

ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye

tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların mahkemece kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013,

§ 24).

44. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz

takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu

şikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir

hatası veya açık keyfîlik içermedikçe Anayasa

Mahkemesince esas yönünden incelenemez (Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, § 26).

45. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerin

belirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu ve

Kanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ile

bu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somut

olayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derece

mahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak Anayasa

Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde belirtilen hususlara

ilişkin iddiaların, maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması ve

uygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça

dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§§ 45-50; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/06/2011, § 88). Bu konudaki

takdir esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraber derece mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası içermesi durumunda, anayasal bir temel hak

veya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında farklı bir değerlendirme

yapılması gerekebilecektir (Mesude Yaşar,

§ 93; Cahit Tekin, § 88).

46. Başvurucunun; terör örgütü mensupları tarafından kaçırılması

sonrasında geçici köy koruculuğu görevine son verildiğini, uzun yıllar örgüt

tarafından Irak’ta alıkonulduğunu ve 1997 yılı Kasım ayında Türkiye’ye geri

döndüğünü, ülkesine dönene kadar geçen süre zarfında maaşını alamadığını ve bu

çerçevede oluşan zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi

gerektiğini ileri sürdüğü ve belirtilen vakıaya ilişkin belgelerini Derece

Mahkemesine ibraz ederek 5233 sayılı Kanun kapsamında olduğunu iddia ettiği

zararlarının karşılanması noktasındaki özel durumunun dikkate alınmasını talep

ettiği anlaşılmaktadır.

47. 5233 sayılı Kanun’un 1. maddesinde bu Kanun’un amacının

terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler

nedeniyle maddi zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına

ilişkin esas ve usulleri belirlemek olduğu (bkz. § 17), Kanun’un 2. maddesinde

bu Kanun’un, 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1.,

3., ve 4. maddeleri kapsamına giren eylem veya terörle mücadele kapsamında

yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel

kişilerinin maddi zararlarının sulhen karşılanması

hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsadığı (bkz. § 18) ifade

edilmiş; Komisyonca dikkate alınacak deliller kapsamında yapılan değerlendirme

neticesinde (bkz. § 20) zararın 5233 sayılı Kanun kapsamında olduğunun

tespitinin yapılması akabinde Kanun’un 7. maddesinde belirtilen zarar kalemleri

(bkz. § 19) ve 9. maddesinde belirtilen oranlar üzerinden yapılacak hesaplama

ile tespit edilen tazminat miktarının başvurucuya ödenmesine karar verileceği

hükme bağlanmıştır.

48. Başvuru konusu olayda başvurucunun talebinin 5233 sayılı

Kanun kapsamında olmadığından bahisle Komisyonca başvurunun reddine karar

verilmiştir.

49. İdare Mahkemesi kararında başvurucunun örgüt mensupları

tarafından kaçırıldığından bahisle Valilik kararı ile geçici köy koruculuğu görevine

son verilmesi sonucunda oluştuğu iddia edilen zararlarının 5233 sayılı Kanun

kapsamında olmadığının tespitinde bulunulmuş, davanın reddine karar

verilmiştir. Başvurucunun iddiaları temyiz merciince de incelenip reddedilmek

suretiyle İdare Mahkemesi kararı onanmıştır. Karar düzeltme aşamasında

başvurucunun iddialarının ve sunduğu belgelerin incelenmesi sonucunda

başvurucunun Kuzey Irak’ın çeşitli bölgelerinde mülteci olarak kaldığı ve

“Gönüllü Geri Dönüş” programı kapsamında Türkiye’ye dönüş yaptığı, başvurucunun

terör örgütü üyelerince kaçırıldığını doğrular nitelikteki belgenin bulunmadığı

hususları birlikte değerlendirilerek Valilik oluru ile başvurucunun geçici köy

koruculuğu görevine son verilmesi işleminden kaynaklandığı iddia edilen

zararların 5233 sayılı Kanun kapsamında karşılanmasına olanak bulunmadığından

bahisle başvurucunun talepleri reddedilmiştir.

50. Başvurucu tarafından bireysel başvuru dosyasına sunulan ve

BMMYK tarafından düzenlenen 27/5/2009 tarihli belgenin incelenmesi neticesinde “Aşağıda kimlik bilgileri yazılı şahıs Kuzey Irak’a göç ederek Irak’ta çeşitli bölgelerde

mülteci olarak kalmış olup daha sonra Kasım 1997 yılında Türkiye

Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin

ortaklaşa düzenledikleri “Gönüllü Geri Dönüş” programı çerçevesinde Türkiye’ye

dönüş yapmışlardır.” ifadesine yer verildiği tespit edilmiştir.

51. 5233 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde Kanun’un çıkarılış

amacı “... terör eylemleri veya terörle

mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi

zararlarının yargı yoluna gitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısa süre

içinde ve sulh yoluyla karşılanması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ancak bu

yolla sonuç alamayanların başvurmaları, verilen tazminat miktarlarının haksız

zenginleşme aracı olarak kullanılmasının önlenmesi amacıyla bu Tasarı

hazırlanmıştır.” şeklinde belirtilmiştir. Ayrıca 5233 sayılı

Kanun’un 2. maddesinin madde gerekçesinde “Zararların

sulhen karşılanması yöntemi ile mağdurların yargı

yoluna gitmelerine gerek kalmaksızın kısa sürede zararlarının giderilmesi

amaçlanmıştır.” ifadesine yer verilmiştir. Terör ve terörle

mücadeleden doğan maddi zararların karşılanması konusunda 5233 sayılı Kanun,

6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun tazminat

hukukuna ilişkin genel hükümlerinden farklı olarak özel bir giderim usulü

öngörmektedir (Hüseyin Dayan, B.

No: 2013/5033, 13/4/2016, §§ 43, 44).

52. Her ne kadar başvurucu, terör örgütü üyeleri tarafından

kaçırılması sonrasında görevine son verilmesi nedeniyle oluşan zararlarının

5233 sayılı Kanun kapsamında olduğunu beyan etmiş ise de başvurucunun anılan

iddiasına ilişkin sunduğu delillerin incelenmesi neticesinde başvurucunun

iddiaları hakkında değerlendirmede bulunan Derece Mahkemelerinin kararlarında

açık bir keyfîlik bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

53. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

54. Başvurucu, ayrıca maaş kaybını tazmin etme yükümlülüğünün

yerine getirilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia

etmektedir.

55. Başvuru dilekçesinin incelenmesi neticesinde başvurucunun,

geçici köy koruculuğu görevine son verilmesi ile mahrum kaldığı maaşlarının

5233 sayılı Kanun kapsamında tazmin edilmesinin gerektiğinin belirtildiği ve

tazminat başvurusunun reddedilmesine ilişkin davada idari yargı makamlarının

5233 sayılı Kanun’un kapsamına ilişkin düzenlemeleri hatalı ve aleyhe

yorumlaması nedeniyle Anayasa’nın 35. maddesinin ihlal edildiğinin ileri

sürüldüğü tespit edilmiştir.

56. Başvurucu tarafından mülkiyet hakkının ihlal edildiği

hususundaki iddianın yargılamanın sonucuna dayandırıldığı ve yargılama sürecine

ilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirme neticesinde (bkz. §§ 33–52)

başvurucunun delillerini ve iddialarını sunma fırsatı bulamadığına ve

yargılamaya etkin olarak katılma imkânının elinden alındığına dair bir bulgu da

saptanmadığı anlaşılan somut yargılama faaliyetinin, adil yargılanma hakkının

gereklerine uygun şekilde yerine getirildiği tespit edilmiş olduğundan mülkiyet

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın ayrıca değerlendirilmesine gerek

görülmemiştir (Ülkü Özgür, B. No:

2013/2263, 26/6/2014, § 43).

v. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

57. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

58. Başvurucu 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürülen giderim

talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama prosedürünün

makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde

tanımlanan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

59. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler

ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama

sürecinde komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, §§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B. No: 2013/3008,

6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet Gürgen,

B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal

Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 58-66). Başvurunun kesin

olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun

başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§

46-70).

60. Somut başvuru bakımından başvurucu tarafından 13/5/2005

tarihinde Komisyona yapılan müracaat sonrasında 5233 sayılı Kanun’un öngördüğü

usul uyarınca bir kısım işlemin yapılması akabinde 1/2/2007 tarihinde talebin

reddedildiği, belirtilen karar aleyhine başlatılan yargılama sürecinin ise

başvurucunun karar düzeltme talebinin reddine dair Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 26/9/2013 tarihli kararı ile tamamlandığı, bu bakımından makul

sürede yargılanma hakkı kapsamında dikkate alınması gereken toplam sürenin 8

yıl 4 ay olduğu anlaşılmaktadır.

61. Somut başvuruya bir bütün olarak bakıldığında başvurucu

açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı ve söz konusu

8 yıl 4 aylık yargılama süresinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna

varılmıştır.

62. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un

50. Maddesi Yönünden

63. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

64. Başvurucu, 50.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

65. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

66. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği tespit edilmiş olması

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 4.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

67. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Gerekçeli hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Tazminat taleplerinin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B . Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Başvurucuya net 4.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemelerde

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Bakanlığa GÖNDERİLMESİNE

13/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Nuri NECİPOĞLU Erdal TERCAN Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Raportör Yrd. : Leyla Nur ODUNCU Başvurucu : Yusuf YAMAN Vekilleri : Av. Hülya SARSAM Av. Mehmet Recai BAĞCI

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/8908, 13 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 2013/5163, 24/2/2016, §§ 50-74)
  12. B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal
  13. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  14. G. Kararın bir örneğinin Bakanlığa GÖNDERİLMESİNE
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/8908
Tarih
13 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Sarya Bilmez ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1712)
  • Cengiz Göksel Başvurusu (B. No: 2013/5290)
  • Metin Sarıgül Başvurusu (B. No: 2013/3287)
  • Mehmet Reşit Arslan Başvurusu (B. No: 2013/6222)
  • Fikret Yaşar Baydar ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/4698)
  • Mehmet Aydoğan ve Nufer Aydoğan Başvurusu (B. No: 2013/3775)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.