İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Aydoğan ve Nufer Aydoğan Başvurusu (B. No: 2013/3775)

1. Başvuru; başvurucuların oğlu Turgut Aydoğan'ın yeterli

Başvuru No2013/3775Tarih14 Nisan 2016Okuma38 dk · 7.532 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Aydoğan Ve Nufer Aydoğan Başvurusu

Karar tarihi
14 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/3775
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.532 kelime·38 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; başvurucuların oğlu Turgut Aydoğan'ın yeterli

önlemlerin alınmaması nedeniyle askerde intihar ederek vefat etmesi, bu ölüm

olayına ilişkin etkili bir soruşturma yürütülmemesi, idare aleyhine açılan tam

yargı davasında adil yargılanma hakkının gereklerinin yerine getirilmemesi ve

hükmedilen tazminat miktarının yetersiz olması nedenleriyle yaşam hakkı ile

adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 27/5/2013 tarihinde İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 17/12/2013 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 29/1/2014 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 27/2/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

7/3/2014 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 17/3/2014 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesi, başvuruya konu dava ve soruşturma dosyası

ile Millî Savunma Bakanlığının 12/1/2016 tarihli yazısının içeriğinden tespit

edilen olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucular, Manisa ili Kırkağaç ilçesi 6. Jandarma Komando

Eğitim Alay Komutanlığı emrinde asker iken 16/7/2010 tarihinde yaşamını yitiren

1990 doğumlu Turgut Aydoğan'ın anne ve babasıdır.

1. Turgut Aydoğan'ın Askerliğe Alınması ve

Ölümü

9. Başvurucuların oğlu Turgut Aydoğan, son yoklama muayenesi

için Avcılar Askerlik Şubesine (Askerlik Şubesi) müracaat etmiştir. Bu müracaat

üzerine Turgut Aydoğan 17/5/2010 tarihinde 86/11092 sayılı mülga Türk Silahlı

Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği (Yönetmelik) esaslarına göre muayene

edilmek üzere Gümüşpala Afet Genç Sağlık Ocağı Grup

Başkanlığına (Sağlık Ocağı) gönderilmiştir.

10. Anılan Sağlık Ocağında muayene edilen Turgut Aydoğan "Psikiyatri Pol. sevki uygundur (madde bağımlısı)" notuyla

18/5/2010 tarihinde Kasımpaşa Asker Hastanesine sevk edilmiştir. Kasımpaşa

Asker Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniğinde muayene edilen

Turgut Aydoğan "uyum bozukluğu" tanısıyla

daha ileri tetkik ve tedavi için20/5/2010 tarihinde Gata

Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine sevk edilmiştir.

11. Turgut Aydoğan, aynı gün babası Mehmet Aydoğan ile birlikte Gata Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine

gitmiştir. Anılan hastanede görevli Psikolog B.B., baba Mehmet Aydoğan ile bir

aile görüşmesi gerçekleştirmiştir. Yapılan aile görüşmesinde baba Mehmet

Aydoğan; oğlunun madde bağımlısı olduğunu, tedavi olmadığını, vücuduna jilet

attığını, agresif ve saldırgan olduğunu, olmayan şeyler gördüğünü, her şeyi

kafaya taktığını, küçükken trafik kazası geçirdiğini ve beyninin hasar

gördüğünü belirtmiştir. Aynı hastanede görevli Psikolog T.Ç. ise Turgut Aydoğan

ile bir görüşme gerçekleştirmiş fakat Turgut Aydoğan'ın MMPI adlı bir testi

dolduramadığını belirtmesi nedeniyle bu görüşmeden herhangi bir sonuç

alınamamıştır.

12. Baba Mehmet Aydoğan,Küçükçekmece

Kaymakamlığına sunduğu 31/5/2010 tarihli dilekçe ile özetle oğlunu 20/5/2010

tarihinde GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesine götürerek muayene ettirdiğini,

belirtilen tarihte yapılan muayeneden herhangi bir sonuç alınamadığı için

oğlunu tekrardan muayene ettirmesi gerektiğini ancak oğlunun saldırgan

davranışlar sergilemesi nedeniyle bunu gerçekleştiremediğini belirterek oğlunun

çevresine ve kendilerine daha fazla zarar vermemesi için polis refakatiyle

hastaneye götürülmesi talebinde bulunmuştur. Bunun üzerine Turgut Aydoğan

3/6/2010 tarihinde babası Mehmet Aydoğan ile birlikte polis refakatinde Gata Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine

götürülmüştür.

13. Başvurucular, Gata Haydarpaşa

Eğitim Hastanesi Psikiyatri Polikliniği tarafından Turgut Aydoğan hakkında “Askerliğe elverişlidir. Komando olamaz”

şeklinde rapor tanzim edildiğini, bu raporüzerine

Turgut Aydoğan'ın 4/6/2010 tarihinde askerliğe sevk edildiğini ve 7/6/2010

tarihinde eğitim birliği olan Manisa-Kırkağaç 6. Jandarma Komando Eğitim Alay

Komutanlığına katıldığını belirtmiştir.

14. Turgut Aydoğan hakkında düzenlenen ve Birlik Komutanı M.M., kıt'a tabibi S.A. ve Psikolog E.E. tarafından imzalanan Kıt'a Anket Formu'nda özetle

Turgut Aydoğan'ın 3-4 yıl önce esrar kullandığını, madde bağımlısı olduğunu ve

bir yılı aşkın bir süre önce jiletle kendini öldürmeye teşebbüs etiğini beyan

ettiği, Turgut Aydoğan'ın kol ve göğüs bölgesinde jilet izinin bulunduğu,

askerin birliğe yeni katılması nedeniyle amirlerine karşı tutumunun nasıl

olduğunun, işindeki titizliğinin ve ahlaki durumunun tespit edilemediği,

askerin davranışlarının samimi olmadığı, askerliğe elverişli olduğu

belirtilmiştir.

15. Turgut Aydoğan, Rehberlik ve Danışma Merkezinde (RDM)

görevli Psikolojik Danışman E.E. ile 9/6/2010 tarihinde bir görüşme

gerçekleştirmiştir. Görüşme sırasında uyuşturucu madde bağımlısı olduğunu

belirten Turgut Aydoğan'ın revire sevkinin uygun olduğu değerlendirilmiştir.

Başvuru dosyasında bulunan belgelerde, bu görüşmenin on beş dakika sürdüğü,

görüşmede uyuşturucu maddelerin neden olabileceği sıkıntıların Turgut Aydoğan'a

anlatıldığı, Turgut Aydoğan'a hastaneye sevk edileceğinin ve hastanedeki

doktora sorunlarını anlatmasının söylendiği, Turgut Aydoğan'a Rehberlik ve

Danışma Merkezine çekinmeden her zaman gelebileceği ifade edilerek görüşmeye

son verildiği belirtilmektedir.

16. Turgut Aydoğan 16/6/2010 tarihinde boynunun bazı bölgelerini

keserek kendisine zarar vermiştir. Bu olay üzerine revire götürülen Turgut

Aydoğan hakkında düzenlenen adli raporun ilgili kısmında " (...) yapılan muayenesinde boyun sağ

ekseninde muhtemelen kesici bir aletle yapıldığı düşünülen mandibula

alt kenarı ve MSCM hizasından başlayıp ön hatta doğru ilerleyen 3 adedi 2,5-3 cm.lik derin, 1 adedi 1,5-2 cm.lik

derin kesileriyle boynun sol ekseninde mandibula alt kenarından başlayan MSCM hizasında 1 adet 2,5-3

cm arasında yüzeysel kesisi olduğu görüldü, suture edildi." bilgileri yer almaktadır

17. Turgut Aydoğan, anılan olaydan sonra Manisa Asker Hastanesi

Psikiyatri Polikliniğine sevk edilmiştir. Bu Hastanenin 22/6/2010 tarihli

kayıtlarında, Turgut Aydoğan'ın Psikiyatri Uzmanı S.S. tarafından muayene

edildiği, hasta tarafından intihar düşüncesinin olmadığının beyan edildiği,

hastanın haftalık RDM görüşmesi ile poliklinik kontrolünün uygun olduğu

bilgilerine yer verilmiştir.

18. Turgut Aydoğan, anılan olaylardan sonra Birlik Psikoloğu

E.E. ile bir görüşme gerçekleştirmiştir. Bu görüşme neticesinde Psikolog E.E.

tarafından hazırlanan erbaş ve er kanaat formunda, Turgut Aydoğan'ınkendine

zarar verme davranışını tekrarlamayacağını belirttiği, Turgut Aydoğan'a bu tarz

davranışları sergilemeden önce RDM görüşmelerinin faydalı olacağının

açıklandığı belirtilmiştir. Turgut Aydoğan ayrıca, Rehberlik ve Danışma

Merkezinde görevli Psikolojik Danışman ile 28/6/2010 ve 1/7/2010 tarihlerinde

olmak üzere iki görüşme gerçekleştirmiştir. Bu görüşmelere ilişkin

tutanaklarda, Turgut Aydoğan'ın kendisine zarar vermesinden pişmanlık duyduğunu

ve tekrar böyle bir davranışta bulunmayacağını söylediği belirtilmektedir.

19. Turgut Aydoğan 16/7/2010 tarihinde saat 05.00 sularında

hizmet binasının arka tarafına 40 metre mesafede bulunan çamlık alanda bir

ağaca yatak çarşafı ile asılı vaziyette mıntıka temizliği için bahçeye çıkan J.Er E.C. ile J.Ac.Er

A.B. tarafından bulunmuştur.

2. Ceza Soruşturması Süreci

20. Olay hakkında kendisine bilgi verilen Kırkağaç Nöbetçi

Cumhuriyet Savcısı H.D., olay yeri inceleme ekibinin ölümün gerçekleştiği

Manisa ili Kırkağaç ilçesi 6. Jandarma Komando Eğitim Alay Komutanlığına

yönlendirilmesi talimatını vermiş, ardından Zabıt Katibi

A.S.H., nöbetçi Doktor G.Y. ve fotoğrafçı A.G. ile birlikte olay yerine

gitmiştir.

21. Saat 07.00 sularında olaydan haberdar edilen olay yeri

inceleme ekibi, saat 08.30'da olay yerine varmış ve Cumhuriyet Savcısı H.D.nin ölümün gerçekleştiği yere gelmesini müteakip olay

yeri incelemesine başlamıştır. Hazırlanan 16/7/2010 tarihli olay yeri inceleme

raporu aşağıdaki şekildedir:

"(...) Olay yerinde alınan bilgiye göre, Maktül J.Acemi

Er TurgutAYDOĞAN, (...) olay yerinden arkadaşları

tarafından indirilerek kalp masajı yapıldığı ve daha sonra Alay Komutanlığının

revirine kaldırıldığı, maktulün daha önceden de boynuna jilet atmak suretiyle

intihar girişiminde bulunduğu öğrenildi.

Kırkağaç 6'ıncı Jandarma Komando Eğitim Alay Komutanlığı

silah bakım alanındaki 6'ncı Bölük sahra tuvaletine 40 metre uzaklıktaki çam

ağacında, ağacın dalına palaska ile tutturulmuş 19x26 cm. ebatlarındaki daireşekline alınmış düğümlü mavi renkli çarşaf olduğu

görüldü. Çarşafa (1) numaralı bulgu numaratörü

verilerek fotoğrafı çekildi krokiye işaretlendi. Ağaca palaska ile tutturulmuş

dairenin zemin ile mesafesinin 2.16 metre, ağacın

dalının zemin ile mesafesinin 2.70 metre, ağacın dalı ile dairenin en alt

tarafının mesafesinin 55 cm, dairenin çapının 19x26 cm, ağacın gövdesi ile

dairenin 86 cm. Olduğu ölçüldü. Çarşaf ve palaska dalda durduğu biçimde

alınarak delil zarfına konularak usulüne uygun olarak ambalajlandı.

Ağaca tutturulmuş çarşafın hemen altında yerde

2 adet 43 numara mavi renkli terlik olduğu görüldü. Terliklerin arasının 95 cm.

olduğu ölçüldü. Terliklere (2) numaralı bulgu numaratörü

verilerek fotoğrafı çekildi, krokiye işaretlendi. Terlikler delil zarfına

konularak usulüne uygun olarak ambalajlandı.

Çam ağacının gövdesinde yerde bankın üzerinde

mavi kırmızı renkli eşofman üstü olduğu görüldü, eşofman üstüne (3) numaralı

bulgu numaratörü verilerek fotoğrafı çekildi, krokiye

işaretlendi. Eşofman üstü delil zarfına konularak usulüne uygun olarak

ambalajlandı.

Çam ağacının gövdesinde yerde 2 adet yan yana

konulmuş bank olduğu görüldü, banklara (4) numaralı bulgu namaratörü

verilerek fotoğrafı çekildi, krokiye işaretlendi. Maktul Turgut AYDOĞAN'ın bu bankların üzerinde çıkarak hazırlamış olduğu

çarşafa kendini asmak için çıkmış olabileceği değerlendirildiğinden bankın

yerden yüksekliğinin 47 cm. olduğu ölçüldü.

Bankın üzerinde bulunan tahta parçasının bir

tanesinin banktan aşağıya yere düşmüş olduğu görüldü. Tahta parçasına(5)

numaralı bulgu numaratörü verilerek fotoğrafı

çekildi, krokiye işaretlendi.

Cumhuriyet savcısının talimatı ile olay

yerinin kamere görüntüleri alındı. Olay yerinde başkaca bir bulguya

rastlanılmaması üzerine olay yerinden 2'inci taburun bulunduğu koğuşa geçildi

(Maktul Turgut AYDOĞAN'ın kaldığı koğuş). Koğuşun

ikinci katında maktulün kaldığı yatağın yanındaki pencerenin açık vaziyette

olduğu, pencereden zeminin 4 metre mesafede olduğu ölçüldü. Maktulün buradan

aşağıya atlayarak silah bakım alanına gittiğinin değerlendirildiği. Koğuşun

fotoğrafı çekilerek kamera görüntüleri alındı.

Olay yerinde ve koğuşta başkaca bir bulguya

rastlanılmaması üzerine incelemeye aynı gün saat 11.30 sıralarında son

verildi."

22. Olay yeri incelemesi işleminden sonra ceset üzerinde ölü

muayenesi işlemi gerçekleştirilmiştir. Cumhuriyet Savcısı H.D., Zabıt Katibi A.S.H., Doktor Bilirkişisi G.Y., Otopsi Yrd. Y.D.,

Fotoğrafçı Bilirkişi A.G. ve Kimlik Tanığı S.Ö. imzalı ölü muayene ve otopsi

tutanağında yer alan bilgilerde, Turgut Aydoğan'ın üçüncü kişi ya da kişilerce

öldürülmüş olabileceğine işaret eden bir bilgi yer almamaktadır. Ölü muayenesi

işlemine katılan doktor bilirkişisi, ölüm nedeninin asıya bağlı mekanik asfiksi olabileceği ancak kesin ölüm sebebinin klasik

otopsi işlemi yapılarak uzman Adli Tıp Hekimince

tespit edilmesinin daha uygun olacağı yönünde mütalaada bulunmuştur. Bunun

üzerine kesin ölüm sebebinin tespiti için klasik otopsi yapılmak üzere cesedin

Adli Tıp Kurumu İzmir Grup Başkanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

23. Klasik otopsi işlemi sonucunda hazırlanan 9/8/2010 tarihli

otopsi raporunun sonuç kısmında aşağıda belirtilen tespitlere yer verilmiştir.

"(...)

1- Kimyasal Tahliller İhtisas Dairesinin

raporunda iç organ parçalarında yapılan sistematik toksikolojik

analiz sonucunda, sistematikteki maddelerin bulunamadığını, kanda ve idrarda

sistematikteki uyutucu-uyuşturucu maddelerin bulunmadığını, kanda alkol

(Etil-Metil) bulunmadığını;

2- Kişinin ölümünün asıya bağlı asfiksi sonucu meydana gelmiş olduğu kanaatini bildirir

rapordur."

24. Cumhuriyet Savcısı M.E., ölüm olayının meydana geldiği gün,

Turgut Aydoğan'ı asılı vaziyette ilk gören erler ile diğer bazı askerlerin

ifadelerini almıştır. İfadesi alınan Er A.B. özetle kendisinin Turgut

Aydoğan'ın badisi olduğunu, olaydan bir önceki gün tatbikat olduğu için bütün

alayın Abid Dede mevkiine gittiğini, kendisinin panik

atak rahatsızlığı olması nedeniyle tatbikata götürülmediğini, psikolojik

rahatsızlığı olan bazı kişilerin de tatbikata götürülmediğini, TurgutAydoğan'ın psikolojik sorunlarının bulunduğunu ve bir

çok kez RDM.ye sevk edildiğini, Turgut Aydoğan'ın babası ile aralarındaproblemlerinin olduğunu ve para göndermediği için

babasına çok kızdığını, müteveffanın bölükteki askerlerle iyi geçindiğini,

komutanlarının devamlı onunla konuşmaya çalıştığını, akşam saat 10.00 gibi

herkesin yattığını, saat 04.30 sularında herkesin mıntıka temizliği için

kalktığını, bütün koğuşlarda Turgut Aydoğan'ı aradığını, mıntıka temizliği için

dışarı çıktıklarında Turgut Aydoğan'ı bir ağaca asılı vaziyette gördüğünü,

yanında Er E.Y.nin de olduğunu, Turgut Aydoğan'ı

hemen ağaçtan indirdiğini, on dakika kadar kalp masajı ve suni teneffüs

yaptığını, daha sonra müteveffayı ambulans ile revire götürdüklerini

belirtmiştir. İfadesi alınan Er R.A. ise kendisinin 6. bölüğün bütün

koğuşlarının sorumlusu olduğunu, olay gecesi sabaha kadar koğuşların önündeki

masalarda beklediğini, Turgut Aydoğan'ın saat 12.00 gibi tuvalete gittiğini,

daha sonra tekrar yatağına yattığını, kapıların hepsi kilitli olduğundan dışarı

çıkmasının mümkün olmadığını, muhtemelen pencereden atladığını belirtmiştir.

Dinlenen diğer tanıklar da benzer yönde beyanda bulunmuştur.

25. Kırkağaç Cumhuriyet Başsavcılığı 10/8/2010 tarihli karar ile

olayın asker kişi hakkında ve askerî mahalde gerçekleşmiş olması nedeniyle

görevsizlik kararı vermiş ve dosyayı görevli Askerî Savcılığa göndermiştir.

26. Hava Eğitim Komutanlığı Askeri Savcılığı (Askerî Savcılık), Küçükmekmece Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı 22/10/2010

tarihli talimat ile müteveffanın babası başvurucu Mehmet Aydoğan'ın tanık

sıfatıyla ifadesinin alınarak Askerî Savcılığa gönderilmesini talep etmiştir.

27. Başvurucu Mehmet Aydoğan ifadesinde özetle askerî muayene

sırasında oğlunun psikolojik sorunlarının olabileceğini yetkili makamlara

söylemesine rağmen oğlu hakkında askere elverişlidir raporu düzenlendiğini,

oğlunun psikolojik sorunlarının olduğunu tahmin ettiğini ancak onu doktora

götürmediğini, oğlunun uyuşturucu kullanmış olduğunu ancak kendisinin bu duruma

hiç şahit olmadığını, oğlunun uyuşturucu kullanması ile ilgili hiçbir tedavi

görmediğini, oğlunun çocukken kendisini jiletlemiş olabileceğini, oğlunun vefat

etmeden bir gün önce kendisini aradığını, bu konuşmada oğlunun kendisine "baba sen merak etme bitireceğim askerliği"

dediğini, oğlunun bu konuşmada çok neşeli olduğunu, konuyla ilgili olarak

söyleyecek başka bir sözünün bulunmadığını belirtmiştir. Başvurucu Mehmet

Aydoğan, bu ifade tutanağını imzadan imtina etmiştir. İmtina sebebi, tutanakta "Mahkemeye dava açacağı sebebiyle hiçbir evraka

imza atmaması gerektiği Avukatı tarafından söylenmiştir." şeklindedir.

28. Askerî Savcılık 10/2/2011 tarihli ve E.2011/72, K.2011/7

sayılı karar ile Turgut Aydoğan'ın mevcut psikiyatrik sorunlarının da etkisiyle

girdiği bir bunalım sonucunda kendini asarak intihar ettiği, söz konusu ölüm

olayında müteveffanın kendi eylemi dışında başka bir kişinin intihara teşvik,

yardım gibi suç teşkil eden eyleminin bulunmadığı, keza başka bir kişiye atfı

kabil kasti ya da taksirli bir fiil tespit edilemediği gerekçesiyle

kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

29. Başvurucular 28/3/2011 tarihli dilekçede özetle psikolojik

sorunları olduğu bilinen oğullarının askerliğe alındığını, oğullarının askerlik

hizmetine başlamasından on iki gün sonra intihar girişiminde bulunduğunu ve

gerekli önlemlerin alınmaması sonucu ikinci intihar giriminde vefat ettiğini,

oğullarının intihara kalkışmasına rağmen evine gönderilmediğini, bu olay

hakkında yürütülen soruşturma sonucunda verilen kovuşturmaya yer olmadığına

dair kararın etkili bir incelemeye dayanmadığını, oğulları hakkında gerek

askerliğe alım sırasında gerekse askerlik sırasında "Askerliğe

elverişlidir" raporu düzenleyen görevliler hakkında etkili bir soruşturma

yürütülmediğini, askerlik hizmeti sırasında tedavi gören oğulları hakkındaki

tüm bilgi ve belgeler incelenerek karar verilmesi gerekirken bunun

yapılmadığını belirterek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılması

talebinde bulunmuştur.

30. İtirazı inceleyen Ege Ordusu Komutanlığı Askerî Mahkemesi

(Askerî Mahkeme) 14/4/2011 tarihli karar ile Turgut Aydoğan'ın birlik revirinde

ve Manisa Asker Hastanesinde gördüğü tedaviye ilişkin tüm belgeler ile RDM

kayıtlarının uzman bilirkişilerce değerlendirilerek müteveffaya uygulanan

tedavinin ve alınan tedbirlerin yeterli olup olmadığının tespiti edilmesi

gerektiği kanaatine ulaşmış, bu sebeple belirtilen eksikliklerin tamamlanması

için dosyanın Askerî Savcılığa gönderilmesine ve gerekli araştırmalar

yapıldıktan sonra dosyanın mahkemeye iadesine karar vermiştir.

31. Askerî Savcılık, anılan karar üzerine Turgut Aydoğan'ın

tedavisi ile ilgili olarak Psikiyatri Uzmanı Hv.Tbp.Bnb.

M.K.dan bir rapor hazırlaması talebinde bulunmuştur.

Bilirkişi M.K., Turgut Aydoğan ile ilgili tıbbi ve adli belgeleri incelemiş ve

sonuç olarakmüteveffanın takip ve tedavisinde tıbbi

anlamda kusurun bulunmadığı yönünde mütalaada bulunmuştur. Bilirkişi raporunda

özetle müteveffa Turgut Aydoğan'ın antisosyal kişilik

yapısına sahip olduğu, soruşturma kapsamında dinlenen kişilerin ifadelerinden

müteveffa Turgut Aydoğan'ın eylemlerinin tamamen kızgınlık anında yapılan ve

sonrasında pişmanlık duyulan davranışlar olduğunun anlaşıldığı, antisosyal kişilerin öz kıyım ya da self-mutilasyon gibi eylemleri ne zaman gerçekleştireceğinin

öngörülemez olduğu,bu nedenle antisosyal

kişilerin stresinin tolere edilmesine ve öfke

kontrolünün sağlanmasına yönelik antidepresan

ilaçların faydalı olduğuna dair psikiyatristler arasında bir konsensüs

bulunduğu, müteveffaya uygulanan antidepresan

tedavisinin tıbben doğru olduğu, tedavinin seyrini kontrol etmek için yapılan

RDM takibinin uygun olduğu, müteveffa için verilen "askerliğe elverişlilik" kararlarının doğru

olduğu belirtilmiştir.

32. Askerî Savcılık ayrıca, müteveffa ile ilgili gerekli

önlemlerin alınıp alınmadığının tespiti için İlçe Jandarma Komutanı Ö.D.yi bilirkişi olarak

vazifelendirmiştir. Bilirkişi Ö.A., Turgut Aydoğan'ın RDM ve hastane

kayıtlarını dikkate alarak ve psikolojik sorunları bulunan erlerin tatbikata

götürülmediğini, geceleyin dışarı çıkılmaması için nöbet sisteminin kurularak

kapıların kilitlendiğini vemütevaffeya göz kulak

olması için bir badi görevlendirildiğini gözönünde

bulundurarak, söz konusu ölüm olayında ilgili kişilere atfı kabil bir kusur

bulunmadığı yönünde mütalaada bulunmuştur.

33. Askerî Mahkeme, soruşturma dosyasında bulunan bilgi ve

belgeleri dikkate alarak 28/6/2011 tarihli ve 2011/178 müteferrik sayılı karar

ile başvurucuların itirazının reddine karar vermiştir.

3. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde Açılan

Tazminat Davası Süreci

34. Başvurucular, maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle

22/6/2011 tarihinde Millî Savunma Bakanlığına müracaat etmiştir. Millî Savunma

Bakanlığı dilekçeye süresi içinde cevap vermeyerek başvuruyu zımnen

reddetmiştir

35. Başvurucular, zımni ret üzerine 15/9/2011 tarihinde Askerî

Yüksek İdare Mahkemesi(AYİM) nezdinde Millî Savunma

Bakanlığı aleyhine 80.000 TL maddi, 100.000 TL manevi olmak üzere toplam

180.000 TL talepli tam yargı davası açmıştır.

36. AYİM İkinci Dairesi 14/11/2012 tarihli ve E.2012/348,

K.2012/1120 sayılı karar ile başvurucuların dilekçesini ve Turgut Aydoğan'ın

ölümü ile ilgili ceza soruşturmasında bulunan bilgi ve belgeleri dikkate alarakdavanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Kararın

ilgili kısmı şöyledir:

"(...)

Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesinden;

davacıların oğlu olan J.Er Turgut AYDOĞAN'ın,

Manisa-Kırkağaç 6'ncı Jandarma Komando Eğitim Alay Komutanlığı emrinde görevli

iken 16.7.2010 tarihinde hizmet binasının arka tarafındaki çamlık alanda bir

ağaca yatak çarşafı ile kendini boynundan asarak vefat ettiği, olay nedeniyle

Hava Eğitim Komutanlığı Askeri Savcılığınca yürütülen soruşturma sonucunda,

olayda başkasına atfedilebilecek suç ve suç unsuru bulunmadığı gerekçesiyle

kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği, bilahare davacılar vekilinin

06.07.2011 tarihinde dilekçe ile davalı idareye müracaat ederek maddi ve manevi

tazminat talebinde bulunduğu, ancak bu talebe 60 günlük süre içinde yanıt

verilmemek suretiyle zımnen reddedilmesi üzerine 15.09.2011 tarihinde AYİM'de süresinde iş bu davanın açıldığı görülmektedir.

(...)

Dava konusu olayda; müteveffa Turgut AYDOĞAN'ın, babası Mehmet AYDOĞAN'ın

oğlunun uyuşturucu kullandığına, psikolojik durumunun iyi olmadığına ve

askerliğe elverişli olmadığına yönelik beyanları sonrasında psikiyatri

polikliniğine sevk edildiği, müteveffanın GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesine

muayeneye götürülmesi esnasında saldırgan davranışlar sergilemesi nedeniyle

babasının Küçükçekmece Kaymakamlığına yaptığı müracaat üzerine polis eşliğinde

götürülebildiği, GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi tarafından müteveffa için

askerliğe elverişlidir raporu verildiği, müteveffanın 19.06.2010 tarihinde ilk

intihar girişimini gerçekleştirdiği, bunun üzerine 22.06.2012 tarihinde Manisa

asker Hastanesine sevk edildiği ve "Madde kötüye kullanım+antisosyal

kişilik bozukluğu" teşhisi konulduğu, çevresine sürekli intihar edeceğini

söylediği, psikolog ve RDM sorumlusu ile yaptığı görüşmelerde "uyuşturucu

madde bağımlısı olduğu için sıkıntılar yaşadığını, intihar girişiminin planlı

olmadığını ve anlık öfke ile intihar ettiğini" söylediği ve 16.07.2010

tarihinde tekrar intihar ederek hayatına son veren müteveffa Turgut AYDOĞAN'ın ölüm olayı ile ilgili olarak Askeri Savcılıkta

yürütülen soruşturma sonucunda düzenlenen Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararına

yansıyan bilgilere istinaden müteveffanın intihara yönlendirildiğine dair bir

delil bulunmadığı, ölümünde başka bir kişinin dahlinin veya kastının olmadığı,

müteveffanın intihar etmek kastıyla kendini astığı ve bu suretle kendisinden

kaynaklanan nedenlerle vefat ettiği hususlar birlikte değerlendirildiğinde

olayda rahatsızlığı ailesince bildirilen mütevaffa

ile ilgili olarak davalı idarece daha etkili önlemlerin alınması gerekirken bu

hususun tam olarak yerine getirilmediği kanaatine varılarak davacıların

zararlarının hizmet kusuru ilkesine göre müterafik

kusur da dikkate alınarak karşılanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

Davacıların maddi zararının hesaplanması için

resen seçilen bilirkişi tarafından tanzim olunup Mahkememize ibraz edilen 05

Ekim 2012 tarihli bilirkişi raporunda, davacı baba Mehmet AYDOĞAN’ın

43.820,00 TL ve davacı anne Nufer AYDOĞAN'ın

da 46.417,00 TL maddi tazminat hak edişlerinin bulunduğu bildirilmiştir.

Taraflara tebliğ edilen bilirkişi raporuna hem

davalı idare hem de davacı vekilince itiraz edilmiş, yapılan itiraz neticesinde

tekrar incelenen bilirkişi raporunun, Mahkememizin yerleşik içtihatlarına ve

ilmi verilere uygun bulunduğu kanaat ve sonucuna ulaşıldığından bilirkişi

raporuna göre uygulama yapılmasına karar verilmiştir.

Ayrıca, davacılar vekili tarafından hesap

bilirkişi raporuna istinaden maddi tazminat miktarlarına yönelik ıslah

talebinde bulunmuş ise de; 1602 sayılı AYİM Kanununa

göre Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nde açılan davalarda bir yıllık ve idari

başvurudan sonra altmışar günlük dava açma süresi işlemektedir. Bu süreler

geçirildikten sonra müddeabihin miktarının

değiştirilemeyeceği yine 1602 sayılı AYİM Kanununun 46/4'üncü maddesinin amir

hükmüdür. Bu nedenle davacılar vekilinin ıslah talebinin yasal süreler

getirildikten sonra yapıldığı, ilk dava dilekçesinde fazlaya ait istemin saklı

tutulmasının durumda bir değişiklik yaratmayacağı sonuç ve kanaatine varılarak

davacılar vekilinin ıslah talebinin reddi cihetine gidilmiştir.

Davacılar Mehmet AYDOĞAN ve Nufer AYDOĞAN’a olay nedeniyle

duydukları ve ömür boyu duyacakları acı ve ıstırabı kısmen de olsa

karşılayabilmek amacıyla, olayın meydana geliş şekli, davacılar yakınının

askerlik statüsü, paranın alım gücü, işleyecek yasal faiz ve müteveffanın müterafik kusuru da dikkate alınarak uygun miktarlarda

manevi tazminat verilmesine hükmedilmiştir.

Açıklanan nedenlerle;

1. Bilirkişi raporu uyarınca ve müteveffanın müterafik kusuru da dikkate alınarak davacı baba Mehmet AYDOĞAN'a 8.800,00 TL (SEKİZBİNSEKİZYÜZ TÜRK LİRASI) ve

davacı anne Nufer AYDOĞAN'a

9.300,00 TL (DOKUZBİNÜÇYÜZ TÜRK LİRASI) MADDİ TAZMİNAT VERİLMESİNE, fazlaya

ilişkin isteminin REDDİNE,

2. Müteveffanın müterafik

kusuru da dikkate alınarak davacı babaMehmet AYDOĞAN'a ve davacı anne Nufer AYDOĞAN'a takdiren ve ayrı ayrı

3.000,00 TL (ÜÇBİN'er TÜRK LİRASI) MANEVİ TAZMİNAT

VERİLMESİNE, fazlaya ilişkin istemlerinin REDDİNE,

3. Hükmedilen maddi tazminat miktarlarına

müteveffanın yeniden gelir elde edeceği varsayılan 04 Kasım 2011 tarihinden

itibaren ödeme tarihine kadar yıllık % 9 (YÜZDE DOKUZ)

yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE,

4. Hükmedilen manevi tazminat miktarlarına

olay tarihi olan 16 Temmuz 2010 tarihinden itibaren ödeme tarihine kadar yıllık

% 9 (YÜZDE DOKUZ) yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE,

(...)

8. Hükmedilen maddi ve manevi tazminat

miktarları üzerinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret

Tarifesi gereğince nispi olarak ayrı ayrı hesap edilen (2.172,00 TL maddi

tazminat için, 720,00 TL manevi tazminat için olmak üzere) 2.892,00 TL

avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak DAVACILARA VERİLMESİNE,

9. 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu

İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin

Kanun Hükmünde Kararnamenin 6'ncı ve 14'üncü maddeleri gereğince reddedilen maddi

ve manevi tazminat miktarları üzerinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan

Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince tarifenin 10'uncu ve 12'nci maddeleri

de dikkate alınarak maddi ve manevi tazminat için nispi olarak ayrı ayrı hesap

edilen (7.002,00 TL maddi tazminat için, 720,00 TL manevi tazminat için olmak

üzere) 7.722,00 TL (YEDİBİNYEDİYÜZYİRMİİKİ TÜRK LİRASI) avukatlık ücretinin

DAVACILARDAN ALINARAK DAVALI İDAREYE VERİLMESİNE,

14 KASIM 2012 tarihinde OYBİRLİĞİ ile

karar verildi."

37. Başvurucuların anılan karara karşı yaptığı karar düzeltme

talebi, aynı Dairenin 10/4/2013 tarihli ve E.2013/472, K.2013/434 sayılı

kararıyla reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde başvurucular tarafından ileri

sürülen itirazların yerinde görülmediği, başvurucuların taleplerinin kararda

karşılandığı ve düzeltilmesi istenen kararın kanuna ve usule uygun olduğu,

ayrıca 218 TL para cezasının kararın düzeltilmesini isteyen başvuruculardan

alınması gerektiği belirtilmiştir.

38. Anılan karar 25/4/2013 tarihinde başvurucular vekiline

tebliğ edilmiştir.

39. Başvurucular 27/5/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

40. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare

Mahkemesi Kanunu’nun “Doğrudan doğruya tam

yargı davası açılması” başlıklı 43. maddesi şöyledir:

“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş

olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerin

yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir

yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama

başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır. Bu isteklerin

kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği tarihinden ve

altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten

itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler.

Görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan

tam yargı davasının görevden reddi halinde sonradan Askeri Yüksek İdare

Mahkemesine açılan davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı

aranmaz.”

41. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun

haksız fiillerden doğan borç ilişkilerinin ceza hukuku ile ilişkisini

düzenleyen 74. maddesi şöyledir:

“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı,

ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun

sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından

verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin

kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.”

42. 1602 sayılı Kanun’un

“Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin kararlarının sonuçları” başlıklı

63. maddesi şöyledir:

“Daireler ve Daireler Kurulu kararları kesin

olup, kesin hükmün bütün hukuki sonuçlarını hasıl eder. Bu kararlar aleyhine,

ancak bu kanunda yazılı kanun yollarına başvurulabilir.

Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin esasa ve

yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, altmış

gün içinde işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur.

Mahkeme ilamlarının icaplarına göre eylem ve

işlem tesis etmeyen idare aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde tam yargı

davası açılabilir.

Tam yargı davaları hakkındaki kararlar, genel

hükümler dairesinde infaz ve icra olunur.”

43. 659 sayılı KHK’nın “Davalardaki

temsilin niteliği ve vekalet ücretine hükmedilmesi ve dağıtımı” kenar

başlıklı 14. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Tahkim usulüne tabi olanlar dahil adli ve

idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi

amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve

avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler

lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve

işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler

lehine vekalet ücreti takdir edilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

44. Mahkemenin 14/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

45. Başvurucular; uyuşturucu bağımlısı olan oğullarının

psikolojik rahatsızlığının bulunmasına ve bu durumun yetkililer tarafından

bilinmesine rağmen askerliğe alındığını ve askerlik sırasında da gerekli

önlemlerin alınmaması nedeniyle intihar ettiğini, oğullarının normal bir yaşama

kavuşana kadar askerliğe alınmaması gerektiğini, daha önceden de intihar

girişiminde bulunan oğullarının bu durumunun dikkate alınmadığını ve bir daha

intihar girişiminde bulunmaması için hiçbir önlem alınmadığını, oğullarının

askere alınmasında kusuru bulunan kişiler ile askerde intihar etmesinde ihmali

bulunan kişiler hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmediğini, intihar

olayıyla ilgili ceza soruşturmasının müteveffanın üstü konumundaki asker

kişiler tarafından yapıldığını, savcının olay yerine hiçbir şekilde

gitmediğini, dinlenen tanıkların işkence ve kötü muamele fiilleriyle ilgili

ifadelerinin alınmadığını, AYİM’de açtıkları tam

yargı davasında çok düşük miktarda tazminata hükmedildiğini, zararlarının

gerçek anlamda karşılanmadığını, bu tazminat miktarının da idareye ödenmesine

hükmedilen vekâlet ücretiyle etkisiz hâle getirildiğini, AYİM’in

bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığını, kararın duruşma yapılmadan

verildiğini, yargılamanın hiçbir aşamasında sözlü olarak istemlerini

anlatamadıklarını, kararın aleni olmadığını, karar düzeltme taleplerinin aynı

daire tarafından incelenmesi nedeniyle bu aşamada gerçek bir inceleme

yapılmadığını ve karar düzeltme aşamasında verilen para cezasının açıkça hakkın

kötüye kullanımı niteliğinde olduğunu belirterek hak arama hürriyetinin, etkili

başvuru hakkının ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin

tespiti ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Adli Yardım Talebi

Yönünden

46. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler

dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini

ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların açıkça dayanaktan yoksun

olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

2. Kabul Edilebilirlik Yönünden

47. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu nedenle başvurucuların, Turgut Aydoğan'ın

yaşamının korunamadığı, olay hakkında etkili bir soruşturma yürütülmediği, AYİM'de açılan tam yargı davasında hükmedilen tazminat

miktarının yetersiz olduğu ve karar düzeltme taleplerinin aynı daire tarafından

incelenmesi nedeniyle bu aşamada gerçek bir inceleme yapılmadığı yönündeki

iddiaları yaşam hakkı kapsamında değerlendirilmiştir. Başvurucuların, AYİM'in bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı, AYİM'de açılan tam yargı davası sürecinde duruşma

yapılmadığı, karar düzeltme taleplerinin reddedilmesi sonucunda para cezasına

hükmedildiği ve dava sonucunda aleyhlerine yüksek miktarda vekalet ücretine

hükmedildiği yönündeki iddialarının ise adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi

gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

48. Başvurucular, uyuşturucu bağımlısı olan oğullarının

psikolojik rahatsızlığının bulunmasına ve bu durumun yetkililer tarafından

bilinmesine rağmen askerliğe alındığını ve askerlik sırasında da gerekli

önlemlerin alınmaması nedeniyle intihar ettiğini, oğullarının normal bir yaşama

kavuşana kadar askerliğe alınmaması gerektiğini, daha önceden de intihar

girişiminde bulunan oğullarının bu durumunun dikkate alınmadığını ve bir daha

intihar girişiminde bulunmaması için hiçbir önlem alınmadığını, oğullarının

askere alınmasında kusuru bulunan kişiler ile askerde intihar etmesinde ihmali

bulunan kişiler hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmediğini, intihar

olayıyla ilgili ceza soruşturmasının müteveffanın üstü konumundaki asker

kişiler tarafından yapıldığını, savcının olay yerine hiçbir şekilde

gitmediğini, dinlenen tanıkların işkence ve kötü muamele fiilleriyle ilgili

ifadelerinin alınmadığını, AYİM’de açtıkları tam yargı

davasında çok düşük miktarda tazminata hükmedildiğini, zararlarının gerçek

anlamda karşılanmadığını, karar düzeltme taleplerinin aynı daire tarafından

incelenmesi nedeniyle bu aşamada gerçek bir inceleme yapılmadığını ileri

sürmüştür.

49. Bakanlık görüşünde Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal

edildiğine ilişkin iddiaların kabul edilebilirliğine yönelik olarak AYİM'de açılan tam yargı davası sonucunda idarenin hizmet

kusuru tespit edilerek başvurucular lehine tazminata hükmedildiği, Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında ulusal yetkililerce ihlalin tespit

edilmesi ve verilen karar ile bu ihlalin uygun ve yeterli biçimde giderilmesi

hâlinde ilgili tarafın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) anlamında bundan

böyle mağdur olduğunu ileri süremeyeceğinin kabul edildiği, somut başvuruda

başvurucuların lehlerine hükmolunan tazminatın kendilerine ödenmediğine ilişkin

herhangi bir iddia ileri sürmediği, bu nedenle idarenin tazminat miktarını

ilgililere ödediğinin kabul edilmesi gerektiği, bu itibarla yaşam hakkının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerinin kabul edilebilirliği incelenirken

başvurucuların mağdur sıfatının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi

gerektiği ifade edilmiştir.

50. Başvurucular, başvurunun kabul edilebilirliği hakkındaki

Bakanlık görüşüne karşı mağdur sıfatının bulunmadığı iddiası ile ilgili olarak

yeni bir görüş ileri sürmemiştir.

51. Başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesine ilişkin şikâyetleri

açısından Bakanlık görüşünde ileri sürülen mağdur sıfatının bulunup bulunmadığı

hususunda karar verebilmek için devletin, Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında

yaşam hakkını korumak için sahip olduğu

“etkili bir yargısal sistem kurma” pozitif yükümlülüğünün kapsamının

ve başvuru konusu olayda eğer varsa bu yükümlülüğün ne ölçüde yerine getirildiğinin

tespiti gerekmektedir.

52. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesi

şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

53. Anayasa Mahkemesinin benimsediği temel yaklaşıma göre idari

makamlar ve Derece Mahkemeleri tarafından başvurucular lehine bir tedbir ya da

kararın alınması suretiyle ihlalin tespit edilmesi ve verilen karar ile bu

ihlalin uygun ve yeterli biçimde giderilmesi hâlinde ilgili tarafın artık

mağdur olduğu ileri sürülemeyecektir. Bu iki koşul yerine getirildiği takdirde

bireysel başvuru mekanizmasının ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesinin

inceleme yapmasına gerek kalmayacaktır (Sadık

Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 83).

54. Mağdur sıfatının ortadan kalkması, özellikle ihlal edildiği

ileri sürülen hakkın niteliği ve ihlali tespit eden kararın gerekçesi ile bu

kararın ardından ilgili açısından uğradığı zararların devam edip etmediğine

bağlıdır. Başvuruculara sunulan telafi imkânının uygun ve yeterli olup olmadığı

kararı, söz konusu anayasal temel hak ve özgürlüğün ihlalinin niteliği gözönünde bulundurularak dava koşullarının tamamının

değerlendirilmesi sonucunda verilebilecektir. Bu çerçevede bir başvurucunun

mağdur sıfatı, Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet ettiği durum için aynı zamanda,

idari veya yargısal bir kararla kendisine ödenmesine karar verilen tazminata da

bağlı olabilecektir (Sadık Koçak ve

diğerleri, § 84).

55. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı

bağlamında mağdur sıfatının ortadan kalkıp kalkmadığının tespiti açısından,

kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm olayları

ile ihmal sonucu meydana gelen ölüm olayları arasında bir ayrım yapmak gerekir

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Fatma

Yüksel/Türkiye, B. No: 51902/08, 9/4/2013, § 50).

56. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana

gelen ölüm olaylarına ilişkin davalarda Anayasa'nın 17. maddesi gereğince

devletin, ölümcül saldırı durumunda sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütme

yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, yürütülen idari ve hukuki

soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, yaşam hakkı

ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 55).

57. Ancak ihmal nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin

davalar açısından farklı bir yaklaşımın benimsenmesi gerekir. Buna göre yaşam

hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise "etkili bir yargısal sistem kurma" yönündeki

pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara

hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir(Serpil Kerimoğlu

ve diğerleri, § 59).

58. Bununla birlikte ihmal suretiyle meydana gelen ölüm

olaylarında devlet görevlilerinin ya da kurumlarının bu konuda muhakeme

hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu yani olası sonuçların

farkında olmalarına rağmen söz konusu makamların kendilerine verilen yetkileri gözardı ederek tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan

riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri almadığı durumlarda,

bireyler kendi inisiyatifleriyle ne gibi hukuk yollarına başvurmuş olursa olsun

insanların hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhine hiçbir

suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması 17. maddenin ihlaline

neden olabilir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 60).

59. Bu çerçevede başvuru konusu olayda yürütülen ceza

soruşturmasındaki işlemlere (bkz. §§ 20-33) bakıldığında olayın

gerçekleşmesinin hemen ardından soruşturmanın resen başlatıldığı, başvurucular

tarafından ceza soruşturmasının müteveffanın üstü konumundaki asker kişiler

tarafından yürütüldüğü ve savcının olay yerine hiçbir şekilde gitmediği ileri

sürülmüş ise de Cumhuriyet Savcısı eşliğinde ve onun talimatları doğrultusunda

detaylı bir olay yeri incelemesi yapıldığı, yine Cumhuriyet Savcısı'nın da

katılımı ile ölü muayenesi ve klasik otopsi işlemlerinin uygulandığı, Turgut

Aydoğan'ı asılı vaziyette gören erler ile ilgili diğer bazı kişilerin

Cumhuriyet Savcısı tarafından olayın meydana geldiği gün ifadelerinin alındığı,

Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı ile başvuruculardan baba Mehmet Aydoğan'ın

tanıklığına başvurulduğu ve tüm bu hususlar birlikte değerlendirilerek Turgut

Aydoğan'ın mevcut psikolojik sorunlarının da etkisiyle girdiği bir bunalım

sonucunda kendini asarak intihar ettiği, söz konusu ölüm olayında müteveffanın

kendi eylemi dışında başka bir kişinin intihara teşvik, yardım gibi suç teşkil

eden eyleminin bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar

verildiği, bu karara karşı başvurucular tarafından Askerî Mahkemeye yapılan

itirazın ise kabul edilerek soruşturmanın genişletildiği görülmektedir.

Soruşturmanın genişletilmesi üzerine Turgut Aydoğan ile ilgili tıbbi ve adli

belgelerin Psikiyatri Uzmanı Hv.Tbp.Bnb. M.K.

tarafından incelendiği ve bir bilirkişi raporu tanzim edildiği, söz konusu

raporda Turgut Aydoğan'ın antisosyal kişilik yapısına

sahip olduğu, soruşturma kapsamında dinlenen kişilerin ifadelerinden müteveffa

Turgut Aydoğan'ın eylemlerinin tamamen kızgınlık anında yapılan ve sonrasında

pişmanlık duyulan davranışlar olduğunun anlaşıldığı, antisosyal

kişilerin öz kıyım ya da self-mutilasyon gibi

eylemleri ne zaman gerçekleştireceğinin öngörülemez olduğu, müteveffaya

uygulanan antidepresan tedavisinin tıbben doğru

olduğu, tedavinin seyrini kontrol etmek için yapılan RDM takibinin uygun

olduğu, müteveffa için verilen "askerliğe

elverişlilik" kararlarının doğru olduğu belirtilerek

müteveffanın takip ve tedavisi ile ilgili olarak tıbbi anlamda herhangi bir

kusurun bulunmadığı yönünde değerlendirmelerin yapıldığı görülmektedir.

Müteveffanın yaşamının korunması için gerekli önlemlerin alınıp alınmadığının

tespiti için de ayrı bir rapor alındığı, bu raporda da Turgut Aydoğan'ın

tatbikata götürülmediği, geceleyin dışarı çıkılmaması için nöbet sisteminin

kurularak kapıların kilitlendiği vemütevaffeya göz

kulak olması için bir badi görevlendirildiği göz önünde bulundurularak ve

Turgut Aydoğan'ın RDM ile hastane kayıtları dikkate alınarak söz konusu ölüm

olayında ilgili kişilere atfı kabil bir kusur bulunmadığı yönünde mütalaada

bulunulduğu anlaşılmaktadır. Soruşturma makamlarının ise tüm bu araştırmaları

yeterli görerek müteveffanın ölümü yönünden üçüncü bir kişiye atfedilebilir

cezai sorumluluk bulunmadığına karar verdiği görülmektedir.

60. Başvurucular ceza soruşturması aşamasında dinlenen

tanıkların işkence ve kötü muamele ile ilgili olarak ifadelerine

başvurulmadığını soyut bir şekilde ileri sürmüş ise de gerek başvuruculardan

Mehmet Aydoğan'ın ifadesinde gerekse kovuşturmaya yer olmadığı kararına yapılan

itirazda Turgut Aydoğan'a kötü muamelede bulunulduğuna dair bir iddia ileri

sürülmediği, soruşturma aşamasında dinlenen tanıkların ifadelerinin de bu

konuda şüphe uyandıracak herhangi bir beyan içermediği anlaşılmaktadır.

61. Tüm bu hususlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde

başvuru konusu olayda soruşturma makamının olayların seyrini aydınlatmaya

yönelik işlemlerinden kuşku duyulmasını gerektiren bir durumun veya yürütülen

soruşturmanın derinliği ve ciddiyeti üzerinde etki gösterecek nitelikte bir

eksikliğin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Mevcut başvuruda gerçekleşen ölüm

olayına ilişkin başvurucuların ortaya koyduğu deliller ile yürütülen ceza

soruşturması kapsamında elde edilen bulgulardan müteveffanın ölümünün intihar

sonucu gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Bunun aksine bir durumdan “şüphelenilmesini” gerektiren bir olgu

başvuru dosyasında bulunmamaktadır. Ceza soruşturmasında bulunan bilgi ve

belgeler ışığında Turgut Aydoğan'ın ölümünde yetkili makamların değerlendirme

hatasını aşan kasti bir tutumunun varlığından da söz edilemeyeceği

değerlendirilmektedir.

62. Bu durumda AYİM’in, idarenin

yaşanan intihar eyleminden sorumlu olduğunu tespit etmesi ve davanın koşulları

çerçevesinde başvurucular lehine tazminata hükmetmesi başvurucuların mağdur

sıfatını ortadan kaldırabilecektir.

63. AYİM somut başvurudaki olaya ilişkin değerlendirmesinde,

rahatsızlığı ailesince yetkili makamlara bildirilen mütevaffa

ile ilgili olarak davalı idarece daha etkili önlemlerin alınması gerekirken bu

hususun tam olarak yerine getirilmediği kanaatine varmış vebaşvurucuların

zararlarının hizmet kusuru ilkesine göre müterafik

kusur da dikkate alınarak karşılanması gerektiği sonucuna ulaşmıştır (bkz. §

36). Dolayısıyla AYİM’in bu tespiti ile Anayasa'nın

17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının ihlal edildiği ve yaşam

hakkının devlete yüklediği yaşamı koruma pozitif yükümlülüğünün idare

tarafından yerine getirilmediği açıkça kabul edilmiştir. Tazminat miktarlarının

belirlenmesinde intihara ilişkin sorumluluğun yalnızca idareye atfedilmemesi,

söz konusu ihlalin kabul edilmesinin önemini azaltmamaktadır. AYİM kararında

başvurucuların oğlunun “müterafik

kusurunun” bulunduğunun belirtilmesi, idarenin kusur sorumluluğunun

kabul edilmesine engel teşkil etmemektedir.

64. Başvuru konusu olayda AYİM’in

kararında açık bir şekilde, ihlal tespitinin yapılarak başvuruculara

uğradıkları maddi ve manevi zararın karşılığı olarak yargılama kapsamında

alınan bilirkişi raporundan yararlanılması suretiyle 18.100 TL maddi, 6.000 TL

manevi olmak üzere toplam 24.100 TL maddi ve manevi tazminata hükmedildiği

görülmektedir. AYİM, hükmedilen maddi tazminat miktarlarına müteveffanın

yeniden gelir elde edeceği varsayılan 4/11/2011 tarihinden ödeme tarihine kadar

hükmedilen manevi tazminat miktarlarına ise olay tarihi olan 16/7/2010

tarihinden ödeme tarihine kadar yıllık %9yasal faiz yürütülmesine karar

vermiştir.

65. AYİM tarafından olayın meydana geliş şekli ve tarihi, ölenin

askerlik statüsü, davacıların sosyal durumları, paranın alım gücü, işletilecek

yasal faiz ve ölenin müterafik kusuru dikkate

alınarak başvurucular lehine maddi ve manevi tazminata karar verildiği ve

anılan kararın karar düzeltme aşamasından geçerek kesinleştiği anlaşılmaktadır

(bkz. §§ 36-37). Başvurucular karar düzeltme taleplerinin aynı daire tarafından

incelenmesi nedeniyle bu aşamada gerçek bir inceleme yapılmadığını ileri sürmüş

ise de başvuru formu incelendiğinde söz konusu iddianın soyut bir şekilde ifade

edildiği ve başvuru konusu olayla bağlantılı somut her hangi

bir açıklamada bulunulmadığı görülmektedir. Somut olaya bir bütün olarak

bakıldığında AYİM kararlarının etkili bir inceleme yapılmadan verildiğini

söylemek de mümkün değildir.

66. Davanın koşullarına göre belirlenen tazminat miktarları ile

başvurucuların uğradığı zararlar arasında açık bir orantısızlık bulunmadığı

görülmektedir. Sonuç olarak AYİM’in kararında bariz

bir takdir hatası veya açık keyfîlik tespit

edilmediğinden Anayasa Mahkemesinin tazminat miktarlarının belirlenmesi konusunda

AYİM’in takdir yetkisine müdahalesi söz konusu

olamaz.

67. Bu durumda AYİM'in, somut olayda

etkili bir ceza soruşturmasını müteakip yaşanan intihar eyleminden idarenin

sorumlu olduğunu tespit etmesi ve kendi takdir ettiği ölçüler çerçevesinde

tazminata hükmetmesinin, başvurucuların yaşam hakkı açısından mağdur sıfatını

ortadan kaldırdığı sonucuna ulaşılmıştır.

68. Açıklanan nedenlerle başvurucuların yaşam hakkının ihlal

edildiği iddialarının mağdur sıfatının bulunmamasına bağlı olarak kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

69. Başvurucular, AYİM’in bağımsız ve

tarafsız nitelikte olmadığını, AYİM’de görülen davada

duruşma yapılmadığını, karar düzeltme taleplerinin reddedilmesi sonucunda para

cezasına hükmedildiğini ve dava sonucunda aleyhlerine yüksek miktarda vekalet

ücretine hükmedildiğini ileri sürmüştür.

i. AYİM’in Bağımsız

ve Tarafsız Olmadığına İlişkin İddia

70. Başvurucular, AYİM’in bünyesindeki

sınıf subayları nedeniyle bağımsız ve tarafsız olmadığını belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

71. Bakanlık görüşünde Anayasa Mahkemesinin bu konu ile ilgili

daha önceden vermiş olduğu kabul edilemezlik kararlarına değinilmiş, AYİM'in bağımsız ve tarafsız olmadığı yönündeki iddialar

incelenirken bu kararların göz önünde bulundurulması gerektiği belirtilmiştir.

72. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı sundukları

dilekçelerinde AYİM'in bağımsız ve tarafsız

olmadığını yinelemiştir.

73. Başvurucuların ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel

haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık

olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular

açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet

Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013,

§ 24).

74. Anayasa Mahkemesi tarafından bu konu daha önce incelenirken

belirtildiği üzere AYİM’in oluşumu, statüsü ve

görevleri Anayasa ve ilgili Kanun’da hüküm altına alınmıştır. AYİM’e atanan askerî hâkimlerin bağımsızlığının Anayasa ve

ilgili Kanun hükümleri ile garanti altına alındığı, atanma ve çalışma usulleri

yönünden askerî hâkimlerin bağımsızlıklarını zedeleyecek bir hususun

bulunmadığı, kararlarından dolayı idareye hesap verme durumunda bulunmadıkları

ayrıca disipline ilişkin konuların AYİM Yüksek Disiplin Kurulunca incelenip

karara bağlanıldığı görülmektedir (Yaşasın

Aslan, B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 29). Diğer yandan sınıf subayı

üyelerin en fazla dört yıllık bir süre ile görev yapmaları, disiplin

konularında yukarıda bahsedilen Disiplin Kuruluna tabi kılınmaları, görev

süreleri zarfında idari veya askerî yetkililerce herhangi bir değerlendirmeye

tabi tutulmamaları, bu subayların idareye karşı bağımsızlıklarını

güçlendirmiştir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Mustafa Yavuz ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 29870/96, 25/5/2000; Bek/Türkiye, B. No: 23522/05, 20/4/2010,§ 30).

75. Açıklanan nedenlerle mahkemenin bağımsız ve tarafsız

olmadığına ilişkin bir husus saptanmadığından başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Duruşma Yapılmaması Nedeniyle Adil

Yargılanma Hakkının ve Aleni Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

76. Başvurucular, kararın duruşma yapılmadan verildiğini,

yargılamanın hiçbir aşamasında sözlü olarak istemlerini anlatamadıklarını,

kararın aleni bir şekilde verilmediğini belirterek adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

77. Bakanlık görüşünde Türk hukukunda idari yargılamaların esas

itibarıyla yazılı yargılamalar olduğu, tarafların yargılamanın her aşamasında

duruşma yapılmasını talep etme imkanının olduğu, AİHM'in

idare mahkemeleri önündeki davalarda duruşma yapılmasına ilişkin hususları

başvurucuların duruşma talebinde bulunup bulunmadığına bağlı olarak

değerlendirdiği, somut başvuruya konu dava dosyasında başvurucuların duruşma

talebinde bulunduğuna ilişkin bir bilginin bulunmadığı belirtilmiştir. Bakanlık

görüşünde ayrıca, adil yargılanma hakkı gereği yargı kararlarının aleni olması

gerektiği, hükmün aleni olması yükümlülüğünün mahkeme kararının her zaman ve

muhakkak açık duruşmada tefhimi anlamına gelmediği, bazı durumlarda kararın

mahkeme kalemine bırakılmasının veya kamunun ulaşımını sağlayacak şekilde

yayımlanmasının aleni hüküm açısından yeterli olduğu, mevcut başvurunun

konusunu oluşturan AYİM kararının da "AYİM

Kararlar Dergisi"nde

ve Mahkemenin resmî internet sayfasında yayımlandığı belirtilmiştir.

78. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı sundukları dilekçede

bu konuyla ilgili herhangi bir beyanda bulunmamıştır.

79. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının temel unsurlarından birisi de Anayasa’nın 141. maddesinde

düzenlenen yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesidir. Yargılamanın

açıklığı ilkesinin amacı adli mekanizmanın işleyişini kamu denetimine açarak

yargılama faaliyetinin saydamlığını güvence altına almak ve yargılamada

keyfiliği önlemektir. Bu yönüyle hukuk devletinin en önemli gerçekleştirme

araçlarından birisini oluşturur. Ancak bu her türlü yargılamanın mutlaka

duruşmalı yapılması zorunluluğu anlamına gelmez. Adil yargılama ilkelerine

uyulmak şartıyla usul ekonomisi ve iş yükünün azaltılması gibi amaçlarla bazı

yargılamaların duruşmadan istisna tutulması ve duruşma yapılmaksızın karara

bağlanması anayasal hakların ihlalini oluşturmaz (Nevruz Bozkurt, B. No: 2013/664, 17/9/2013).

80. 1602 sayılı Kanun’un “Duruşma”

başlıklı 48. maddesinde, Daireler ve Daireler Kurulunda incelemenin evrak

üzerinde yapılacağı, iptal davalarında ve miktarı iki yüz bin lirayı aşan tam

yargı davalarında taraflardan birinin isteği üzerine duruşma yapılacağı,

duruşma talebinin dava dilekçesinde ve cevap layihalarında yapılabileceği,

Daireler ve Daireler Kurulunun yukarıdaki kayıtlara bağlı olmaksızın duruşma

yapılmasına kendiliğinden de karar verebileceği kurala bağlanmıştır (Sadık Koçak ve diğerleri,§ 108).

81. Somut olayda başvurucular vekili tarafından 15/9/2011

tarihli dilekçe ile AYİM’de idare aleyhine tazminat

davası açıldığı görülmektedir. Bireysel başvuru dilekçesinde 1602 sayılı

Kanun’un 48. maddesi gereğince duruşma talep edildiğine dair bir bilgi yer

almamaktadır. Bireysel başvuru formuna eklenen 15/9/2011 tarihli dava

dilekçesinde, başvurucuların açıkça duruşma talebinde bulunduğuna ilişkin bir

kayıt yer almamaktadır. AYİM’e sunulan karar düzeltme

dilekçesinde de duruşma talep edilmesine rağmen AYİM 2. Dairesinin bu talebi

karşılamadığına ilişkin bir iddia ileri sürülmemiştir.

82. Başvurucuların AYİM’de gerçekleşen

yargılama sürecinde dava dilekçesi ile cevaba cevap dilekçesinde iddialarını

ileri sürebildiği, maddi tazminatın belirlenmesine ilişkin bilirkişi raporuna

itiraz edebildiği anlaşılmaktadır. AYİM, Askerî Savcılık tarafından yürütülen

soruşturma kapsamında elde edilen deliller ile başvurucuların iddialarını gözönünde bulundurarak rahatsızlığı ailesince yetkili

makamlara bildirilen mütevaffanın yaşamının korunması

içindavalı idarece daha etkili önlemlerin alınması

gerekirken bu hususun tam olarak yerine getirilmediğini ifade ederek idarenin

sorumluluğuna hükmetmiştir. Bu bilgiler ışığında yargılamanın evrak üzerinden

yapılacağı kurala bağlanan ve duruşma yapılması talebe veya Mahkemenin

takdirine bağlı kılınan idari yargılama sürecinde tarafların iddia veya

savunmaları yazılı olarak alındıktan ve önceki ceza soruşturması sürecinde elde

edilen deliller dikkate alındıktan sonra bir karara bağlanan yargılamanın salt

dosya üzerinden yapılması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlaline yol

açtığı söylenemez.

83. Başvurucular ayrıca, soyut olarak aleni karar hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş ise de bu hakkın nasıl ihlal edildiğine ilişkin yeterli

bir açıklama yapmamıştır.

84. Başvurucular, başvuru formunda yargılama sürecinde karşı

tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadıklarına, kendi

delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadıklarına, karşı tarafça sunulan

delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadıklarına

ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece

mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir iddia ileri sürmemiştir.

85. Açıklanan nedenlerle duruşmalı yargılama hakkına yönelik

açık bir ihlalin olmadığı ve aleni karar hakkına ilişkin iddiaların

kanıtlanamamış şikâyetlerden oluştuğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Karar Düzeltme Talebinin Reddedilmesi

Sonucunda Para Cezasına Hükmedildiğine İlişkin İddia

86. Başvurucular, karar düzeltme taleplerinin reddedilmesi

üzerine aleyhlerine para cezasına hükmedildiğini ileri sürmüştür.

Başvurucuların bu iddiasının, mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi

gerekir.

87. Anılan şikâyet konusu daha önce bireysel başvuruya konu

olmuş ve Anayasa Mahkemesince hükmolunan bu miktarın, gözetilen meşru amaç ile

korunmak istenen hak açısından orantılı olduğu ve başvurucu üzerinde ağır bir

yük oluşturmadığı, dolayısıyla söz konusu yaptırımın mahkemeye erişim hakkına

bir engel teşkil etmediği kabul edilerek bu iddiaların açıkça dayanaktan yoksun

olduğuna karar verilmiştir (Mustafa Kemal

Sungur, B. No: 2013/2507, 6/3/2014, §§ 36-42; Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,

§§ 38, 39). Başvurucular tarafından, anılan para cezasını ödemeye mali

durumlarının yetmediği veya ödeme nedeniyle çok zor durumda kalacakları yönünde

bir iddiada bulunulmadığı görüldüğünden somut başvuru açısından anılan kararlardan

farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığından başvurunun bu

kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iv. 659 Sayılı KHK Hükümlerine Dayanılarak

Aleyhe Vekalet Ücretine Hükmedildiğine İlişkin İddia

88. Başvurucular, açtıkları tam yargı davasında lehe hükmedilen

tazminatın, idareye ödenmesine hükmedilen vekâlet ücretiyle etkisiz hâle

getirildiğini belirterek adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

89. Bakanlık görüşünde mahkemeye erişim hakkının mutlak bir hak

olmayıp zımni olarak kabul edilebilecek bir takım sınırlamalara tabi olduğu,

uygulanan sınırlamaların mahkemeye erişim hakkının esasına zarar verecek ölçüde

olmaması gerektiği, bu konuda haklı bir amaç gütmeyen ve başvurulan yollar ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmayan bir

sınırlamanın adil yargılanma hakkı ile uyumlu olmayacağı, Turgut Aydoğan'ın

vefatı nedeniyle açılan tam yargı davasında başvurucular aleyhine vekalet

ücretine hükmedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal edip etmediği konusunda

takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğu belirtilmiştir.

90. Başvurucular 17/3/2014 tarihli cevap dilekçesi ile başvuru

formunda ileri sürdükleri iddialarını yinelemiş ve aleyhlerine hükmedilen

yüksek vekalet ücreti nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

91. Anayasa Mahkemesi 4/1/2016 tarihli yazı ile başvurucular

aleyhine hükmedilen vekalet ücretinin tahsil edilip edilmediğini Millî Savunma

Bakanlığından sormuştur. Millî Savunma Bakanlığı, başvurucular aleyhine

hükmedilen vekalet ücretinin başvuruculardan talep edilmesinin kamu vicdanını

rahatsız edebileceği değerlendirildiğinden Millî Savunma Bakanlığı lehine hükmedilen

7.772,00 TL vekâlet ücretinden 7/2/2013 tarihli Bakan oluruyla feragat

edildiğini bildirmiştir.

92. 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik incelemesi ve şartları” kenar

başlıklı 48. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

“(5)

Kabul edilebilirlik şartları ve incelemesinin usul ve esasları ile ilgili diğer

hususlar İçtüzükle düzenlenir.”

93. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün “Düşme kararı” başlıklı 80. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (ç) bendi şöyledir:

“(1)

Bölümler ya da komisyonlarca yargılamanın her aşamasında aşağıdaki hallerde

düşme kararı verilebilir:

…

ç) Bölümler ya da Komisyonlarca saptanan herhangi bir başka

gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir

neden görülmemesi.”

94. Başvuru konusu olayda başvurucular, AYİM’e

açtıkları davada uğradıkları zararlar için 80.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi

olmak üzere toplam 180.000,00 TL tazminat talebinde bulunmuştur. AYİM

tarafından başvurucular lehine toplam 24.100,00 TL maddi ve manevi tazminata

hükmedilirken reddedilen tazminat miktarı esas alınarak aleyhlerine 7.772,00 TL

vekâlet ücretine hükmedilmiştir.

95. Başvuru konusu olayda, 659 sayılı KHK’nın 14. maddesi

uyarınca davalı idare lehine toplam 7.772,00 TL vekâlet ücretine hükmedilmiş

olmakla birlikte vekâlet ücretinin tahsilinden feragat edilmiş olması nedeniyle

başvurucuların iddiasına konu ettiği vekâlet ücretini idareye ödeme zorunluluğu

ortadan kalkmış olup anılan vazgeçme işlemi ile başvurunun bu kısmının

incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden kalmamıştır.

96. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin düşmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız

olmadığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Duruşma yapılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ve

aleni karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Karar düzeltme talebinin reddedilmesi sonucunda para cezasına

hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Yüksek miktarda aleyhe vekalet ücretine hükmedilmesi

nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden kalmamış

olması nedeniyle DÜŞMESİNE,

C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından başvurucuların yargılama giderlerini ödemekten

TAMAMEN MUAF TUTULMASINA

14/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Ali Feyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

Alparslan ALTAN

Raportör Yrd.

:

Halil İbrahim DURSUN

Başvurucular

:

1. Mehmet AYDOĞAN

2. Nufer

AYDOĞAN

Vekili

:

Av. Nezahat

PAŞA BAYRAKTAR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/3775, 14 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların
  10. B. Değerlendirme
  11. C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  12. Tamamen Muaf Tutulmasına
  13. Aydoğan
  14. Paşa Bayraktar
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/3775
Tarih
14 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Hadi Kılıç ve Yeter Gökalp Başvurusu (B. No: 2013/5777)
  • Yusuf Çelik ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5643)
  • Recai Bağlama Başvurusu (B. No: 2013/7570)
  • Barış Elitaş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7777)
  • Hasan Dinçer Bayram Başvurusu (B. No: 2013/5650)
  • Özden Sayar ve Deren Dilara Sayar Başvurusu (B. No: 2013/4022)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.