İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hadi Kılıç ve Yeter Gökalp Başvurusu (B. No: 2013/5777)

1. Başvurular 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle

Başvuru No2013/5777Tarih21 Nisan 2016Okuma18 dk · 3.658 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hadi Kılıç Ve Yeter Gökalp Başvurusu

Karar tarihi
21 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/5777
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.658 kelime·18 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurular 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle

Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan

müracaatların reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ve anılan ret

işlemlerine karşı açılmış olan davalara ilişkin yargılama işlemlerinin adil

olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 1/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvuruların Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 15/10/2015 tarihinde,

başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmiştir.

4. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 15/10/2015 tarihinde,

başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına

karar verilmiştir.

5. Anayasa Mahkemesi tarafından 2013/5780 numaralı dosyanın konu

yönünden hukuki irtibatı nedeniyle 2013/5777 başvuru numaralı bireysel başvuru

dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2013/5777 başvuru numaralı bireysel

başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine ve diğer bireysel başvuru dosyasının

kapatılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuruculara ait bireysel başvurularda, başvuru dilekçeleri

ile başvurulara konu yargılama dosyaları içeriğinden tespit edilen ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucular, Batman ili Sason ilçesi Tekevler

köyünde ikamet etmekte iken meydana gelen terör olayları nedeniyle 1993 yılında

göç etmek zorunda kaldıklarını belirterek 13/9/2007 (1. başvurucu) ve 30/5/2008

(2. başvurucu) tarihlerinde, 5233 sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının

karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon)

başvurmuşlardır.

9. Komisyon 19/8/2011 tarihli kararlarıyla köyün boşalmadığı ve

başvuruculara yönelik bir tehdit ve saldırı olmadığından bahisle başvuruların

reddine karar vermiştir.

10. Başvurucuların ret işlemlerinin iptali istemiyle açtığı

davalar, Batman İdare Mahkemesinin 28/3/2012 tarihli ve E.2011/47695,

K.2012/2137 (1. başvurucu),E.2011/4701, K.2012/2136

(2. başvurucu)sayılı kararları ile reddedilmiştir. İlgili gerekçe şöyledir:

“5233 sayılı Yasanın yukarıda aktarılan maddelerinin

değerlendirilmesinden; "terör eylemleri" veya "terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler" sonucunda bir yerleşim yerinin tamamen

boşalmış/boşaltılmış olması nedeniyle malvarlığına ulaşamayan kişilerce

uğranılan maddi zararın, sözü edilen Yasa hükümlerine göre idarece sulh yoluyla

ödenmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, bir yerleşim yerinin güvenlik nedeniyle

idarece veya güvenlik kaygısıyla o yerleşim yerinde yaşayan halk tarafından

"tamamen" boşaltılmış olması halinde, yerleşim yerinin

boşaltılmasından yerleşim yerine dönüşün başladığı tarihe kadar Yasada tek tek

sayılmak suretiyle belirlenen maddi zararın idarece karşılanması mümkündür.

Sosyal güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen boşalmış

olması nedeniyle malvarlığına ulaşılamamasından kaynaklanan maddi zararın

idarece ödenmesine yasal olanak bulunmamaktadır.

Yerleşim yerinin "kısmen" boşalmış olması, o yerleşim yerinde

güvenli bir şekilde, yaşayabilme olanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarının

idarece yerine getirilmiş olduğunun nesnel bir göstergesidir. Güvenlik

kaygısının, yerleşim yerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı

nedeniyle aynı yerleşim yerini terk eden kişilere göre değişmemesi

gerekmektedir. Terör olayları nedeniyle toplumda oluşan korku ve endişe

karşısında her bireyin farklı tepki göstermesi mümkündür. Bu nedenle, kişiden

kişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının yukarıda belirtildiği şekilde

nesnel bir ölçüte dayandırılması zorunludur. Ancak, bir yerleşim yerinde

meydana gelen terör olayları nedeniyle yerleşim yerinde sadece köy korucuları

ile bunların aileleri kalmış, diğer köy halkının yerleşim yerini terk etmiş

olması halinde ise, yerleşim yerini kısmen terk eden köy halkının da güvenlik

kaygısıyla köyden ayrıldığının kabul edileceği ve bu nedenden dolayı

malvarlığına ulaşılamamasından kaynaklanan maddi zararın 5233 sayılı Yasa

hükümlerine göre idarece karşılanacağı açıktır.

Bu itibarla, bir yerleşim yerinde asgari güvenlik düzeyinin

gerçekleştirilmiş olmasına ve bu yerde köy korucuları ile bunların aileleri

dışındaki diğer köy halkının yaşamasına karşın, yerleşim yerinde yaşayan

kişilerin bir kısmının, yerleşim yerini terk etmeleri sonucunda uğranıldığı

ileri sürülen maddi zararın, güvenlik kaygısından kaynaklandığından bahisle

5233 sayılı Yasa hükümlerine göre idarece karşılanmasına olanak

bulunmamaktadır.

Olayda, dava dosyasının Batman İli, Soson

İlçesi, Tekevler Köyü'ne ait bilgi ve belgelerin

birlikte incelenmesinden, Batman İl Jandarma Komutanlığı'nın 25.03.2011 tarih

ve 18647 sayılıyazısında, Tekevler

Köyü'nün "kısmen boşaldığı", ayrıca Batman Valiliği'nin 04.03.2005

tarihli yazısı ekinde yer alan "Terör Nedeniyle Terkedilen Köyler Listesi"nde bulunmadığı, 09.05.2006 tarih ve 30571

sayılı yazısında, "terör olaylarından etkilenen köy" olarak

belirtildiği, 09.10.2009 tarih ve 63966 sayılı yazısı ekinde, 1987-2000 yılları

arasında GKK ve GÖKKgörevlendirildiği ve koruculuk

sisteminin bulunduğu, korucu aileleri haricinde köyde 92 hanenin ikamet ettiği,

Batman Valiliği'nin 17.04.2006 tarih ve 406 sayılı yazı ekleri uyarınca, köy

nüfusunun 1990 yılında 999, 1997 yılında 585, 2000 yılında 2.064 kişi olduğu,

Sason İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı'nın 04.09.2009 tarih ve 11851 sayılı

yazısında, aralarında davacının Köyünün de bulunduğu köylerde 1990-2000 yılları

arasında muhtarlık seçiminin yapıldığının belirtildiği görülmektedir.

Bu durumda; aralarında davacının da bulunduğu Tekevler

Köyü halkının bir kısmının, güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç etmelerinden

dolayı uğradıkları zararın, anılan köyün tamamen boşalmamış olması diğer bir

ifadeyle anılan köyde nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış olması ve davacıya

yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmaması nedenleriyle, 5233

sayılı Yasa hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanak

bulunmadığından, davacının isteminin reddi yolunda tesis edilen dava konusu

işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır…”

11. Kararların temyiz edilmesi üzerine Danıştay 15. Dairesinin

25/12/2012 tarih ve E.2012/7991, K.2012/15101 (1. başvurucu), E.2012/7864,

K.2012/15030 (2. başvurucu),sayılı kararlarıyla Tekevler

köyünün ilçe merkezine olan yakınlığı (4 km), ayrıca Tekevler

köyünün 2008 yılında Sason ilçesine bağlı bir mahalle hâline dönüştürüldüğü

hususları birlikte değerlendirildiğinde Tekevler

köyünde asgari güvenlik düzeyinin bulunduğu ve güvenlik kaygısı nedeniyle

yerleşim yerinin tamamen boşaltılmadığı sonucuna ulaşıldığı, bu itibarla

20/9/2010 tarihli jandarma tutanağında yer alan ifadelere itibar edilmediği

belirtilerek kararın esastan onanmasına karar verilmiştir.

12. Başvurucular tarafından karar düzeltme talebinde

bulunulmamıştır.

13. Başvurucular 1/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

B. İlgili Hukuk

14. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar

Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008

tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin

31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay Onuncu

Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 15-28).

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

15. Mahkemenin 21/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvurular incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

16. Başvurucular 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıkları

başvuruların ve akabinde açtıkları davaların reddedildiğini, güvenlik nedeniyle

köyün boşaltılmış olduğunu belirten belgeler dikkate alınmaksızın ve köy

halkının güvenlik güçleri tarafından yapılan mayın taramasında kobay olarak

kullanılması hususuna ilişkin TBMM İnsan Hakları Komisyonunun incelemeleri gözönünde bulundurulmadan köyün tamamen boşalmamış olduğu

soyut gerekçesine dayanılarak,taraflarınca sunulan

belgeler değerlendirilmeksizin idare tarafından sunulan belgelerin dikkate

alındığını, bu belgeler kendilerine tebliğ edilmek suretiyle savunma yapma

imkânı tanınmadan verilen kararların adil olmadığını, kararların yeterli

gerekçe ihtiva etmediğini, taraflarınca sunulan belgeler dikkate alınmaksızın

idarece sunulan belgelere dayalı olarak karar veren Mahkemenin tarafsız

olmadığını, benzer başvurularda tazminata hükmedilmesine rağmen kendi

başvuruları reddedilmek suretiyle eşitlik ilkesine aykırı davranıldığını,

idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu

mülkiyet hakkından yoksun kaldıklarını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalı

değerlendirme nedeniyle zararlarının tazmin edilmediğini ve yaptıkları başvuru

hakkında yürütülen işlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek

Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve 141. maddelerinde güvence

altına alınan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş ve maddi tazminat

talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

17. Başvuru formları ve ekleri incelendiğinde başvurucuların

5233 sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtıkları

davaların reddedilmesi nedeniyle Anayasa'nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125.

ve 141. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettikleri

anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddialarının incelenmesi neticesinde

iddiaların özünün adil yargılanma ve mülkiyet hakları ile eşitlik ilkesinin

ihlaline ilişkin olduğu anlaşılmakla, söz konusu iddiaların belirtilen kapsamda

değerlendirmeye tabi tutulması uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Eşitlik İlkesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

18. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıkları

giderim taleplerinin ve akabinde açtıkları davaların reddedildiğini ancak aynı

köyde yaşayan bir kısım müracaat sahibine bahse konu Kanun kapsamında ödeme

yapıldığını belirterek Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin

ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

19. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda tazminat

taleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası daha

önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık

yapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtilen

iddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamış

oldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014,

§§ 43-48; Cahit Tekin, B. No:

2013/2744, 16/7/2014, §§ 39-44).

20. Somut başvurular açısından yapıldığı iddia edilen

ayrımcılığın hangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı,

belirtilen iddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt

sunulmadığı gibi farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de

bulunmamaktadır.

21. Açıklanan nedenlerle başvurucuların eşitlik ilkesinin ihlal

edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

i. Tarafsız Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

22. Başvurucular, idare tarafından sunulan ve kendilerine tebliğ

edilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını iddia

etmiştir.

23. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda benzer

iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimin

tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürüten

hâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişisel

bir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu olduğunu

ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucuların anılan

iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğu

sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar,

§§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).

24. Somut başvurular açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkin

karineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

25. Açıklanan nedenlerle başvurucuların tarafsız mahkemede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

ii. Çelişmeli Yargılama ve Silahların Eşitliği

İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

26. Başvurucular sundukları bilgi, belge ve deliller dikkate

alınmadan sadece idare tarafından sunulan ve kendilerine tebliğ edilmeyen

belgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine karar

verildiğini belirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği

ilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

27. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda çelişmeli

yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha önce

bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanun

kapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdas

edilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamen

boşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti için

de bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu

belgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarına

aktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç İlk Derece

Mahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu tespit edilmiştir.

Başvurucuların temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgeler

ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürme

imkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyan

dilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulan

belgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak tetkik

ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyaları

kapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin bir

imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Mesude Yaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin, §§ 70-72).

28. Somut başvurularda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında

yapılan incelemelerde başvurucuların usule ilişkin bir imkândan mahrum

bırakılmadığı ve başvurucular açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir

yön bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

29. Açıklanan nedenlerle başvurucuların çelişmeli yargılama ve

silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil

Olmadığına İlişkin İddia

30. Başvurucular; Komisyona yaptıkları başvuruların ve akabinde

açtıkları davaların reddedildiğini, köylerinden göç etmeye mecbur kalmaları

nedeni ile mal varlıklarına ulaşamadıklarını, ortaya çıkan zararlarının terör

kaynaklı olmasına rağmen tazmin edilmediğini, idarenin can ve mal güvenliğini

sağlama yükümlülüğünü yerine getirmediğini belirterek mülkiyet haklarının ihlal

edildiğinden şikâyetçi olmuşlar ise de yargılama sürecinde yapılan incelemeler

ve lehlerine olmayan yargı kararları temeline dayandırıldığı tespit edilen bu

iddianın Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında değerlendirilmesi uygun

görülmüştür.

31. Başvurucular, yargılamanın adil olmadığı iddiası kapsamında

ayrıca sundukları delillere Mahkeme tarafından itibar edilmediğini ve yalnızca

idare tarafından sunulan bilgi ve belgeler esas alınarak karar verildiğini

belirterek hatalı şekilde hüküm kurulduğunu ileri sürmüşlerdir.

32. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara

ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye

tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013,

§ 24).

33. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu

şikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir

hatası veya açık keyfîlik içermedikçe Anayasa

Mahkemesince esas yönünden incelenemez (Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, § 26).

34. Başvurucular tarafından açılan davalarda Mahkemece,

aralarında başvurucuların da bulunduğu Tekevler köyü

halkının bir kısmının güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç etmesinden dolayı

uğradığı zararın anılan köyün tamamen boşalmamış olması, diğer bir ifadeyle

anılan köyde nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış olması ve davacılara yönelik

bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmaması nedenleriyle idarece tazmin

edilmesine hukuki olanak bulunmadığı belirtilerek davaların reddine karar

verilmiştir (bkz. § 10).

35. Başvurucular tarafından, maddi vakıa ve delillerin hatalı

takdiri neticesinde talep ve davalarının reddedildiği, bu kapsamda derece

mahkemelerince delillerin takdirinin hatalı ve hükmün sonuç itibarıyla hukuka

aykırı olduğu belirtilmekte olup başvurucuların belirtilen iddialarının özünün

Derece Mahkemelerince delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

36. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerin

belirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu ve

Kanun'un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ile

bu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somut

olayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derece

mahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun'un uygulanması bağlamında daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak Anayasa

Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilen

hususlara ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması ve

uygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun bulunduğu

sonucuna varılmıştır (Sabri Çetin,

B. No: 2013/3007, 6/2/2014, §§ 45-50; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/06/2011, §

88).

37. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, derece mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

de içermediği anlaşıldığından başvuruların bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

iv. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

38. Başvurucular, Mahkeme kararlarında talep sonucuna etki eden

hususlara dair yeterli gerekçeye yer verilmediğini iddia etmişlerdir.

39. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması, kanun yoluna başvurma

olanağını etkili kullanabilmek ve mahkemelere güveni sağlamak açısından hem

tarafların hem kamunun menfaatini ilgilendirmekte olup, kararın gerekçesi

hakkında bilgi sahibi olunmaması, kanun yoluna müracaat imkânını da işlevsiz

hâle getirecektir. Bu nedenle mahkeme kararlarının dayanaklarının yeteri kadar

açık bir biçimde gösterilmesi zorunludur (Tahir

Gökatalay, B. No: 2013/1780, 20/3/2014, §

67).

47. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma

hakkının unsurlarından biri olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği

şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı

kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık

bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız

bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun yanı sıra kanun yolu

mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması da bu hakkın

ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu mahkemelerince verilen bu

tür kararların ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin kabul

edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olup bu durumda, üst dereceli

mahkeme tarafından önceki mahkeme kararının gerekçesinin benimsendiği kabul

edilmelidir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya

İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.,

B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26).

48. Başvurucular, göç ettikleri dönemde Tekevler

köyünde güvenlik olmadığını gösteren ve taraflarınca dava dosyasına sunulan

talep sonucuna etki edebilecek bilgi ve belgelerin Derece Mahkemeleri

kararlarında tartışılıp değerlendirilmediğini ileri sürmektedir. 5233 sayılı

Kanun kapsamında yapılan başvurularda, anılan köye ilişkin verilen mahkeme

kararlarının gerekçeli karar hakkını ihlal ettiği iddiası daha önce bireysel

başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarda

başvurucuların hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel

durumlarının değerlendirilmesi hariç olmak üzere, başvurucular tarafından ileri

sürülen ve hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin derece

mahkemeleri kararlarında denetlenerek reddedildiği, bu nedenlerle başvuruların

bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğu

sonucuna varılmıştır (Cahit Tekin, §§ 75-77). Aynı içerikli taleplerin derece

mahkemeleri tarafından aynı gerekçelerle reddedildiği somut başvurular

açısından da bu sonuçtan ayrılmayı gerektirecek her hangi

bir husus bulunmamaktadır.

49. Başvurucuların, 1996 yılında köy halkının mayın taramasında

güvenlik güçleri tarafından kobay olarak kullanıldığı yönündeki argümanlarının

derece mahkemelerinin karar gerekçelerinde karşılanmadığı yönündeki iddiasına

gelince; başvurucular tarafından dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin

incelenmesinden, 1996 yılının Aralık ayındaki bir tarihte Batman ili Sason

ilçesi Tekevler ve Kelhasan

köylerinde ikamet etmekte olan otuz civarında köy sakininin askerler ve geçici

köy korucuları tarafından resmî araca bindirilerek mayınlı olduğu sanılan bir

araziye götürüldükleri ve mayınların yerlerini göstermemeleri hâlinde söz

konusu alanda kendilerinin yürütüleceklerinin belirtilerek burada zorla

yürütüldükleri yönündeki iddiaların köylüler tarafından Kaymakamlığa

iletildiği, kamuoyuna da yansıyan söz konusu iddiaların yerinde incelenmesi

amacıyla TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanlığı tarafından üç milletvekilinden

oluşan bir heyetin Batman’a gönderildiği, 21 Şubat 1997 günü yapılan tahkikat

sonrasında Heyetçe hazırlanan raporda olayın aydınlatılması amacıyla adli ve

idari soruşturmaların başlatılması gerektiğinin belirtildiği, Sason Cumhuriyet

Başsavcılığınca söz konusu iddianın müsebbibi olarak gösterilen jandarma

üsteğmen hakkında efrada kötü muamele suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu

davasında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu

Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun gereğince görevsizlik kararı

verilerek evrakın gereğinin takdir ve ifası için Kaymakamlığa gönderilmesine

karar verildiği, Mahkememiz tarafından resen yapılan incelemeden de Sason

Kaymakamlığının 4483 sayılı Kanun kapsamında yaptığı soruşturma sonucunda

sanığın men’i muhakemesine karar verildiği, yapılan

itiraz üzerine dosyayı inceleyen Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesinin 24/9/1999

tarihli kararıyla da sanığın üstüne atılı suçu işlediği kanısını doğrulayacak

ve hakkında kamu davasının açılmasını gerekli kılacak yeterli kanıt elde

edilemediği gerekçesiyle yöntem ve yasaya uygun bulunan kararın onandığı ve

kararın bu şekilde kesinleştiği görülmektedir.

50. Buna göre başvuruya konu iddia üzerine ilgili makamlarca

siyasal ve yargısal denetim süreçlerinin başlatıldığı ve hukuki süreç sonucunda

söz konusu iddianın sübut bulduğuna ilişkin yeterli kanıt olmadığı gerekçesiyle

sanık kamu görevlisinin yargılanmasına gerek olmadığı yönünde karar verildiği

anlaşılmaktadır.

51. Öte yandan anılan iddianın sübut bulduğu kabul edilse dahi

başvurucuların köyü terk etmesinin üzerinden birkaç yıl geçtikten sonra meydana

geldiği ileri sürülen bu iddianın başvurucuların köyü terk etme gerekçesi

olamayacağı açıktır. Dolayısıyla hukuken doğruluğu ispat edilemediği gibi

doğruluğu hâlinde dahi başvurucuların çok daha önce ayrıldıkları köylerinde

yaşandığı ileri sürülen başvuru konusu iddianın, başvurucuların kendilerine

yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısından dolayı yerleşim yerini terk

ettikleri sonucunu doğurması olanaksızdır. Bu durumda hüküm sonucunu etkiler

nitelikte olmadığı görülen bu iddiaya ayrı ve açık bir yanıt vermeksizin nesnel

güvenlik kaygısı kriterini esas alarak davayı reddeden yerel Mahkeme ve bu

kararı onayan Yüksek Mahkeme kararlarının gerekçeli karar hakkını ihlal ettiği

iddiası açıkça dayanaktan yoksundur.

52. Açıklanan nedenlerle başvurucuların gerekçeli karar

haklarının ihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

v. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

53. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü

giderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama

prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmişlerdir.

54. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler

ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama

sürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, §§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B. No: 2013/3008,

6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet Gürgen,

B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal

Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının daha

uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun başvuruculara atfedilebilecek bir

kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya,

B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).

55. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

“Mahkeme,

… açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

56. Somut davalara bir bütün olarak bakıldığında Komisyona

başvuru tarihleri 13/9/2007 (1. başvurucu), 30/5/2008 (2. başvurucu) ile nihai

karar tarihi (25/12/2012) arasında geçen sırasıyla 5 yıl 3 ay ve dört yıl yedi

ayda uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespit

edilemediğinden ve başvurular açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir

yön de bulunmadığından yargılama sürelerinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.

57. Açıklanan nedenlerle başvurucuların makul sürede yargılanma

hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşıldığından

başvuruların bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A.1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Adli yardım taleplerinin kabulüyle geçici muafiyet sağlanan

yargılama giderlerinin tahsilinin başvurucuların mağduriyetine neden olacağı

anlaşıldığından 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun

339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurucuların yargılama

giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 21/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE

karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Alparslan

ALTAN

Raportör

:

Elif KARAKAŞ

Başvurucular

:

1. Hadi

KILIÇ

2. Yeter

GÖKALP

Vekili

:

Av. Saim

BOZKURT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/5777, 21 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal
  12. B. Adli yardım taleplerinin kabulüyle geçici muafiyet sağlanan
  13. Yıldırım
  14. Özgüldür
  15. Kömürcü
  16. Altan
  17. Kılıç
  18. Gökalp
  19. Bozkurt
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/5777
Tarih
21 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Yusuf Çelik ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5643)
  • Recai Bağlama Başvurusu (B. No: 2013/7570)
  • Barış Elitaş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7777)
  • Hasan Dinçer Bayram Başvurusu (B. No: 2013/5650)
  • Özden Sayar ve Deren Dilara Sayar Başvurusu (B. No: 2013/4022)
  • Yusuf Yazıcı ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/8105)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.