İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yusuf Yazıcı ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/8105)

1. Başvuru; Suriye Arap Cumhuriyeti (Suriye) sınırları

Başvuru No2013/8105Tarih14 Nisan 2016Okuma27 dk · 5.370 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Yusuf Yazıcı Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
14 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/8105
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.370 kelime·27 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; Suriye Arap Cumhuriyeti (Suriye) sınırları

içerisinde kalan taşınmazların, Suriye devleti tarafından bedel ödenmeksizin

kamulaştırılması sonucunda uğranılan zararın 28/5/1927 tarihli ve 1062 sayılı

Hudutları Dahilinde Tebaamızın Emlakine Vaziyet Eden Devletlerin Türkiye'deki

Tebaaları Emlakine Karşı Mukabelei Bilmisil Tedabiri İttihazı

Hakkında Kanun çerçevesinde giderilmesi istemiyle açılan davada verilen Mahkeme

kararının uygulanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının, bu nedenle Ankara 6. İdare

Mahkemesinde açılan tam yargı davasının reddedilmesi

ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmaması nedenleriylede

adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 8/11/2013 ve 11/4/2014 tarihlerinde Anayasa

Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil

edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Komisyon tarafından başvurunun kabul edilebilirlik

incelemelerinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 15/1/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvurucular tarafından yapılan

2013/8105, 2014/5070, 2014/5072 numaralı bireysel başvuru dosyaları

aralarındaki hukuki ve fiili irtibat nedeniyle birleştirilmiş, incelemeye

2013/8105 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden devam edilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 16/3/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

7. Bakanlık tarafından Anayasa

Mahkemesine sunulan görüş; başvurucu Yusuf Yazıcı'ya 13/4/2013 tarihinde, diğer

başvuruculara ise 28/1/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular,

Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını

sunmuşlardır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

9. Suriye devleti tarafından 27/9/1958 tarihli ve 161 sayılı

Suriye Toprak Reformu Kanunu'na göre Türk vatandaşlarının ve diğer yabancıların

bir kısım taşınmaz malları bedel ödenmeksizin kamulaştırılmıştır.

10. Suriye makamlarıyla yürütülen müzakerelerden sonuç

alınamaması üzerine mütekabiliyet esaslarına göre Türk vatandaşlarının

zararının giderilmesi ve 1062 sayılı Kanun'un uygulanması amacıyla Bakanlar

Kurulunun 1/10/1966 tarihli kararı ile "Suriye

Uyrukluların Mallarının Tesbiti ve Bu Mallara El

Konulması Hakkında Yönetmelik" yürürlüğe girmiş, Suriye uyruklu

gerçek veya tüzel hukuk kişilerine ait olan taşınır ve taşınmaz mallar ve

bunlara müteferri hak ve menfaatlarine

el konulmasına karar verilmiştir.

11. Anılan Yönetmeliğin uygulanması çerçevesinde Suriye Uyruklu

Özel ve Tüzel Kişilerin Hazinece El Konulan Mallarının İdaresi Hakkında

Yönetmelik6/11/1967 tarihli Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

12. Emlak sorunu hakkında Suriye devleti ile gerçekleştirilen

görüşmeler çerçevesinde 26/2/1971 tarihli Suriye Uyrukluların Malları Üzerine

Konan Kısıtlayıcı Tedbirlerin Kısmen Kaldırılması Hakkındaki Protokol

düzenlenmiş, anılan Protokol uyarınca Türklerin Suriye'de bulunan taşınmaz

mallarının gelirini gösteren listelere göre ve listelerde adı bulunan bazı hak

sahiplerine 1971 yılında ödeme yapılmıştır.

13. Türk vatandaşlarının Suriye’deki malvarlığı değerleri ile

Suriye vatandaşlarının Türkiye'deki varlıklarını belirlemek amacıyla 9/5/1972

tarihinde Türkiye Suriye Emlak Komisyonu

Hakkında Protokol imzalanmış 22/12/1972 tarihinde ise Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Suriye Arap

Cumhuriyeti Arasında Emlak Sorunlarının Çözülmesine Dair Sözleşme ile

Sözleşmeye ek Ödeme Protokolü

düzenlenmiştir.

14. Nusaybin Tapu Sicil Muhafızlığı tarafından başvurucuların

kök murisleri Nizamettin Efendizade Seyyid Necip Efendi adına kayıtlı olan; Türkiye Cumhuriyeti

devleti ve Suriye devleti sınırı ayrımında Suriye topraklarında kalan

taşınmazları gösteren31/10/1958 tarihli "senedi hakani"

kayıtları düzenlenmiştir.

15. Başvurucuların kök murisleri, Nizamettin Efendizade

Seyyid Necip Efendi adına düzenlenen senedi hakani kayıtlarına dayanarak mağduriyetlerinin giderilmesi

istemiyle Türkiye-Suriye Emlak Komisyonuna başvurmuştur. Türk tarafı; müracaat sahiplerininkendilerine ait hisseler üzerindeki mülkiyet

haklarının Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Arasında

Emlak Sorunlarının Çözülmesine Dair Sözleşme'nin 5. maddesine göre tanınması

yönünde görüş bildirmiştir. Buna karşın Suriye tarafı ise görüşünü, talepte

belirtilen bölgelerin kadastro gördüğünü, Haseke

ilinde bu bölgenin bulunmadığı yönünde sunmuştur. Müraacat

hakkında uzlaşma sağlanamaması üzerine başvuru Türkiye-Suriye Karma Komisyonuna

intikal etmiştir.

16. Bireysel başvuru dosyasında yer alan bilgi ve belgeler

çerçevesinde; Türkiye-Suriye Emlak Komisyonunda Türk müracaatçılar adına 2411

adet dosyanın oluşturulduğu, bunlardan 2108 adet dosyanın bu Komisyonda

görüşüldüğü ve 1121 dosyanın olumlu bulunduğu, 276 adet dosyanın reddedildiği,

başvurucuların murisleri tarafından yapılan müracaatı da içeren 711 adet

dosyanın ise Türkiye-Suriye Karma Komisyonuna intikal ettirildiği

anlaşılmıştır.

17. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti

Arasında Emlak Sorunlarının Çözülmesine Dair Sözleşme ile Sözleşmeye ek Ödeme

Protokolü onay belgelerinin iki ülke arasında karşılıklı olarak teati

edilememesi nedeniyle yürürlüğe girememiştir.

18. Başvurucuların miras bırakanı M.A.Y., kök murisleri

Nizamettin Efendizade Seyyid

Necip Efendi'ye ait olduğunu iddia ettiği ve Suriye sınırları içerisinde kalan

taşınmazlara Suriye devleti tarafından el konulması nedeniyle uğradığı zararın

1062 sayılı Kanun çerçevesinde giderilmesi istemiyle 20/11/2000 tarihinde

Dışişleri Bakanlığına,15/2/2001 tarihinde Başbakanlığa, 8/1/2001 tarihinde

Devlet Bakanlığına, 22/2/2001 tarihinde Maliye Bakanlığına başvurmuştur. Diğer

kurumlara sunulan dilekçeler ilgisi nedeniyle Maliye Bakanlığına iletilmiştir.

19. Maliye Bakanlığının 17/5/2001 tarihli işlemiyle

başvurucuların miras bırakanının talebi; Suriye uyruklulara ait olan mallardan

elde edilen gelirlerin millî bir bankada Suriye uyrukluların nam ve hesabına

bloke edildiği, bu hesaplardan ödeme yapılmasının her iki ülke arasındaki emlak

sorunlarında anlaşma sağlanması hâlinde mümkün olacağı gerekçesiyle

reddedilmiştir.

20. Başvurucuların miras bırakanı, anılan işlem nedeniyle Ankara

3. İdare Mahkemesinde Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne, Maliye Bakanlığına,

Tarım ve Köyişleri Bakanlığına ve Dışişleri

Bakanlığına karşı iptal ve tam yargı davası açmıştır.

21. Mahkemenin 12/4/2002 tarihli ve E.2001/892, K.2002/702

sayılı kararıyla idari işlemin iptaline karar verilmiştir. Mahkeme kararının

ilgili kısımları şöyledir:

"....

Dosyanın incelenmesinde, Suriye'nin 1958

tarihli Zirai İslahat Kanunu çerçevesinde Türk

vatandaşlarının ve diğer yabancıların taşınmazlarını bedel ödemeksizin

kamulaştırdığı ve vatandaşlarımızın 300 hektarı geçen arazilerine el koyduğu,

mallarına el konulan vatandaşlarımıza tazminat ödenmesi için Suriye makamları

nezdinde yapılan girişimlerin olumsuz sonuç vermesi üzerine Suriye Uyrukluların

Mallarının Tespiti ve Bu Mallara El Konulması Hakkında Yönetmelik uyarınca

Suriyelilerin Türkiye'deki taşınmaz mallarına idarece el konulduğu, bu arada,

bir kısmı dava dosyasına ibraz edilmiş bulunan senedi hakani

kayıt örneklerine nazaran Suriye devleti hudutları içinde kaldığı ve el

konulmak suretiyle istifade hakkının ortadan kaldırıldığı, Türkiye Cumhuriyeti

Emlak Komisyonu Türk Heyetinin Haseke Alt Komisyon

raporunda sabit olan davacının miras bırakanından intikal eden taşınmazların

mevcut olduğu, 1971 tarihli Suriye Uyrukluların Malları Üzerine Konulan

Kısıtlayıcı Tedbirlerin Kısmen Kaldırılması Hakkında Protokol'ün belirlediği

şekil ve şartlarda Suriye'deki taşınmaz mallarına el konulan hak sahibi

vatandaşlara 1971 yılında ödeme yapıldığı, emlak sorunları konusunda her iki

ülke arasında başlatılan çalışmaların devam ettiği, 9/5/1972 tarihinde

Ankara'da 'Türkiye Suriye Emlak Komisyonu Hakkında Protokol' ve 22/12/1972

tarihinde de 'Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Arasında

Emlak Sorunlarının Çözümlenmesine Dair Sözleşme ile eki Ödeme Protokolü'nün

imzalandığı, bu protokolün 1937 sayılı Kanun ile kabul edildiği, Bakanlar

Kurulu'nun 28/2/1983 tarihli ve 83/6123 sayılı Kararıyla onaylandığı ancak onay

belgelerinin her iki ülke arasında karşılıklı olarak teati edilmemesi nedeniyle

yürürlüğe giremediği, her iki ülke arasındaki emlak sorunlarının adil ve kalıcı

bir çözüme kavuşturulması amacıyla yapılan çalışmaların Dışişleri Bakanlığı

tarafından yürütüldüğü, bu aşamada idarelerce başvuru üzerine herhangi bir

işlem yapılmaması nedeniyle görülmekte olan iş bu davanın açıldığı

anlaşılmıştır.

Bu durumda, murislerinden intikal eden

Suriye'deki taşınmazlarına ait el konulan ve böylece tasarruf etmesi o ülke

tarafından engellenen davacının gelir kaybına uğradığı açık olup, yukarıda anılanmevzuat hükümleri uyarınca ilgilinin mağduriyetinin

giderilmesinde müştereken kusurlu olarak davrandıkları sabit olan davalı

idarelerce, 1062 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca Suriye uyruklu

vatandaşların Türkiye'deki emlaklerinden elde edilen ve bankada bloke olarak

tutulan gelirlerden, davacıya kanıtlayacağı nispetteki zararının ödenmesi gerekirken

bu yoldaki istemin kabul edilmemesinde hukuka ve mevzuata uyarlık

bulunmamıştır."

22. Temyiz üzerine Danıştay Onuncu Dairesinin 7/10/2002 tarihli

ve E.2002/4517, K.2002/3520 sayılı ilamıyla hüküm onanmıştır.

23. Karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 19/4/2005 tarih ve

E.2003/2599, K.2005/1958 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

24. Başvurucuların miras bırakanı M.A.Y. 14/2/2004 tarihinde

vefat etmiştir.

25. Başvurucuların, Ankara 3. İdare Mahkemesi kararına dayanarak

İdareyeyaptıkları başvuru reddedilmiştir.

26. Başvurucular, Ankara 3. İdare Mahkemesinin 12/4/2002 tarihli

kararınınuygulanmaması ve üst soylarına ait Suriye

Devleti sınırlarında kalan taşınmazlar nedeniyle 5.170.963,05 TL maddi ve

1.000.000 TL manevi tazminata hükmedilmesi, ayrıca 1971 yılında yapılan

tevziattan murislerine verilmeyen payın bugünkü değerinin yasal ve gecikme

faizleriyle birlikte ödenmesi istemiyle 29/12/2005 tarihinde Maliye

Bakanlığına, Dışişleri Bakanlığına, Tarım ve Köyişleri

Bakanlığına ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne karşıAnkara

6. İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmışlardır.

27. Mahkemenin 11/7/2007 tarihli ve E.2005/2740, K.2007/1258

sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararının ilgili

kısımları şöyledir:

"....

Bakılan davada; Ankara 3. İdare Mahkemesince,

davacıların murisi İ.Y.'nin mirasçıları adına açılan

davada, tazminat ödenmesi isteğiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin idari

işlemin iptaline karar verilmiş olup, yukarıda anılan Anayasa ve Kanun

hükümleri uyarınca, anılan yargı kararının uygulanması ve ilgililerin üst

soyunun Suriye sınırlarında kalan taşınmazları nedeniyle 1062 sayılı Kanun

hükümleri uyarınca zararlarının karşılanması gerekmekte ise de, sözü edilen

kararın gerekçesinde; '... Murislerinden intikal eden Suriye'deki

taşınmazlarına ait el konulan ve böylece tasarruf etmesi o ülke tarafından

engellenen davacının gelir kaybına uğradığı açık olup, yukarıda anılanmevzuat hükümleri uyarınca ilgilinin mağduriyetinin

giderilmesinde müştereken kusurlu olarak davrandıkları sabit olan davalı

idarelerce, 1062 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca Suriye uyruklu

vatandaşlarının Türkiye'deki emlaklerinden elde edilen ve bankada bloke olarak

tutulan gelirlerden, davacıya kanıtlayacağı nispetteki zararının ödenmesi..'

gerektiği ifadelerine yer verilmiş olup, bu haliyle; anılan kararın uygulanması

ve ilgililerin zararının karşılanması için, zararın davacı tarafından

kanıtlanması, buna ilişkin bilgi ve belgelerin ibrazı zorunlu bulunmaktadır.

Nitekim, 1062 sayılı Kanun'un 2. maddesi uyarınca

yürürlüğe konulan 6/7/1927 günlü 5416 sayılı İcra Vekilleri Heyeti Kararnamesi

eki Talimatname'de ; Mahkeme kararı gerekçesinde yer

aldığı üzere; zararauğradığını iddia eden Türk

tebaasının, ödemeye esas alınacak zarar miktarını belirlemek amacıyla ibraz

edilmesi gereken belgeler belirlenmiş, 'Tebaanın zarar gördüğü ülke

mahkemelerince verilen ilâm, aynı ülke kanunları uyarınca yetkili makamlar

tarafından verilen ve şüpheye yer bırakmayacak dayanakları olan her türlü

belge, gayrimenkuller için; tasarruf senedi, onaylı tapu kayıtları, vergi tezkereleri'nin ibrazı gerektiği açıkça ortaya konulmuştur.

Bakılan davada; Ankara 3. İdare Mahkemesince

verilen iptal kararı üzerine,İ.Y.'nin mirasçıları

adına davayı açan M.A.Y.'nin mirasçıları tarafından

anılan zararın tazmini isteğiyle başvuruda bulunulmuş, başvuru ekinde de üst

soy olan 'Nizamettin zade Seyyid Necip Efendi' adına

kayıtlı bulunan taşınmazları gösteren ve Nusaybin Tapu Sicil Muhafızlığı

tarafından düzenlenen 1958 tarihli tapu kayıt örnekleri sunulmuş ise de,

yukarıda anılan 6/7/1927 tarihli 5416 sayılı Kararname eki Talimatnamede

belirtilen belgelerden hiçbirinin idareye sunulmadığı göz önüne alındığında;

belgeyle isbatı zorunlu olan zarar miktarına ilişkin

belge ibraz edemeyen davacıların, bu aşamada zararlarının tazmin edilme olanağı

bulunmamaktadır."

28. Temyiz üzerine Danıştay Onuncu Dairesinin 1/1/2010 tarihli

ve E.2007/8339, K.2010/7240 sayılı ilamıyla İlk Derece Mahkemesinin kararı

onanmıştır.

29. Başvurucuların karar düzeltme talebi, aynı Dairenin

24/4/2013 tarihli ve E.2011/8772, K.2013/3643 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

30. Karar, başvuruculara 11/10/2013 ve 24/3/2014 tarihlerinde

tebliğ edilmiştir.

31. Başvurucular 8/11/2013 ve 11/4/2014 tarihlerinde bireysel

başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

32. 1062 sayılı Kanun'un 1. maddesi şöyledir:

"İdari mukarrerat veya

fevkalade veya istisnai kanunlarla Türkiye tebaasının hukuku mülkiyetini kısmen

veya tamamen tahdit eden devletlerin Türkiye'deki tebaasının hukuku mülkiyeti

dahi icra Vekilleri Heyeti karariyle Hükümet

tarafından mukabelei bilmisil

olmak üzere kısmen veya tamamen tahdit ve menkulat ve

gayrimenkulatına vaziyet olunabilir.

Vaziyed edilen emvalin varidatı ve ledelicap

tasfiyelerinden mütevelit hasılatı, vesaika istinaden isbat

edecekleri zarar nispetinde, zarar gören Türk tebasına

tevzi olunur."

33. 1062 sayılı Kanun'un 2. maddesi şöyledir:

"Zarar gören vatadaşların istinat edecekleri vesikaların şekil ve suret

ve merci tanzimi İcra Vekilleri Heyetince bir talimatname ile tayin ve tesbit olunur."

34. 6/7/1927 tarihli ve 5416 sayılı İcra Vekilleri Heyeti

Kararnamesi eki Talimatname'nin 1. maddesi şöyledir:

"6 Temmuz 1927 tarihli

Kararname ile teşekkül eden komisyon, zararda olduklarını iddia eden Türk

tebaasının ibraz edecekleri vesaiki tetkik, zararları tespit ederek, nispet

dairesinde kendilerine verilebilecek tazminat miktarını tahakkuk ettirir."

35. 6/7/1927 tarihli ve 5416 sayılı İcra Vekilleri Heyeti Kararnamesi

eki Talimatname'de zararı ispat için sayılan belgeler

şunlardır:

"Tebaanın zarar gördüğü ülke

mahkemelerince verilen ilâm, aynı ülke kanunları uyarınca yetkili makamlar

tarafından verilen ve şüpheye yer bırakmayacak dayanakları olan her türlü belge,

gayrimenkuller için; tasarruf senedi, onaylı tapu kayıtları, vergi

tezkereleri"

36. Suriye Uyrukluların Mallarının Tesbiti

ve Bu Mallara El Konulması Hakkında Yönetmelik'in 1. maddesi şöyledir:

"Suriye uyruklu bütün özel ve tüzel

kişilerin, Türkiye'de bulunan taşınmaz ve taşınır-zati ve ev eşyası hariç

malları ile bütün hak ve menfaatelerine 28/5/1927 gün

ve 1062 sayılı Kanun hükümleri gereğince Hazinece el konulmuştur."

37. Anılan Yönetmelik'in 15.maddesi şöyledir:

" Bu Yönetmelik

hükümleri gereğince el konulacak mal, hak ve menfaatlerin idare, tahsis,

tasfiyesi ve Suriye'nin aldığı tedbirler dolayısiyle

zarar gören Türk vatandaşlarının tesbiti ve bu

zararlarının nasıl karşılanacağı ilgili Bakanlıklarca müştereken ayrıca tesbit olunur. "

38. Suriye Uyruklu Özel ve Tüzel Kişilerin Hazinece El Konulan

Mallarının İdaresi Hakkında Yönetmelik'in 27. maddesi şöyledir:

"Suriye'lilere ait ve elkonulan kültür topraklarından boş

olanlarla, kira süreleri sona ermek suretiyle tahliye edilenler veya

tahliyeleri sağlananlar iktisadi icaplar gözönünde

tutularak çıkarılan tamimlere göre usulüne uygunşekilde

idare olunur. "

39. Anılan Yönetmelik'in 35. maddesi şöyledir:

"Suriyelilere ait elkonulan taşınır ve taşınmaz mallarla her çeşit hak ve menfaatların idaresinden mütehassıl

meblağ ve Maliye Bakanlığınca malsındıklarına devrine

lüzum gösterilen paralar, malsandıklarında

"Suriye uyruklu özel ve tüzel kişilere ait mallar" adiyle emanetler

defterine açılan partiye kaydolunur. "

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

40. Mahkemenin 14/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

41. Başvurucular; kök murislerine ait olduğunu iddia ettikleri

ve Suriye devleti sınırları içerisinde kalan taşınmazların bu ülke tarafından

bedel ödenmeksizin kamulaştırılması sonucunda uğradıkları zararın, 1062 sayılı

Kanun çerçevesinde giderilmesi istemiyle miras bırakanlarının idareye yaptığı

başvurunun reddedilmesi üzerine, Ankara 3. İdare Mahkemesinde açılan davada

lehlerine verilen Mahkeme kararının uygulanmadığını, bu nedenle 29/12/2005

tarihinde Ankara 6. İdare Mahkemesinde açtıkları tam yargı davasının

reddedildiğini, bu davada Nusaybin Tapu Sicil Muhafızlığı tarafından verilen

onaylı tapu suretinin geçersiz sayıldığını, Ankara 3. İdare Mahkemesinde aynı

belgeye dayanılarak açılan davanın kabul edildiğini ve mülkiyet haklarının

tanındığını, söz konusu tapu kaydı suretinin resmî bir kurum tarafından

düzenlendiğini, uğradıkları zararın ispatı hususunda Ankara 6. İdare Mahkemesi

kararında belirtilen belgelerin temin edilmesi gerektiği yönünde kendilerine

yüklenen sorumluluğun Suriye'de yaşanan terör olayları nedeniyle adil

olmadığını, yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek mülkiyet ve

adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

42. Başvurucular, kök murislerine ait olduğunu iddia ettikleri

ve Suriye devleti sınırları içerisinde kalan taşınmazların bu ülke tarafından

bedel ödenmeksizin kamulaştırılması sonucunda uğradıkları zararın 1062 sayılı

Kanun çerçevesinde giderilmemesi nedeniyle mülkiyet haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir.

43. Bakanlık görüş yazısında; Ankara 3. İdare Mahkemesinin

12/4/2002 tarihli kararında başvurucunun zararının giderilmesi gerektiği

belirtilmesine karşın mülkiyet hakkının varlığına yönelik bir tespit hükmü

kurulmadığı, anılan karara dayanılarak İdareye yapılan başvurunun ise mülkiyet

hakkının ve zararın ispatına yönelik belge sunulamaması nedeniyle reddedildiği

bildirilmiştir.

44. Başvurucular bakanlık görüşüne karşı Ankara 3. İdare

Mahkemesinin 12/4/2002 tarihli kararıyla mülkiyet haklarının varlığının kabul

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

45. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes,

mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu

haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet

hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."

46. Anayasa'nın 35. maddesinde herkesin mülkiyet hakkına sahip

olduğu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği,

mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme

bağlanmıştır. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 30/3/2011 tarihli

ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında

Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu

gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa'da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve

Türkiye'nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18). Bu durumda öncelikle başvurucuların, başvuruya konu davada Anayasa ve

Sözleşmenin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı kapsamında korunmaya

değer bir menfaatinin bulunup bulunmadığının tartışılması gerekmektedir.

47. Anayasa'nın koruma alanındaki mülkiyet hakkı, özel hukukta

veya idari yargıda kabul edilen mülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlam

ve kapsama sahip olup bu alanda kabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler

ile yargı içtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (Hüseyin Remzi Polge,

B. No: 2013/2166, 10/6/2015, § 31).

48. Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı; mevcut mal, mülk ve

varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir

mülkün, mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü

olursa olsun Anayasa ve Sözleşme'yle korunan mülkiyet

kavramı içerisinde değildir. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda, bir "ekonomik değer" veya icrası

mümkün bir "alacağı" elde

etmeye yönelik "meşru bir beklenti",

Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı

güvencesinden yararlanabilir. Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş

icra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun

hükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve

istikrarlı bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki

bir beklentidir. Meşru beklentiden söz edebilmek için bir uyuşmazlık ya da

ciddi bir iddianın varlığı yeterli değildir, iç hukukta yasa ya da yerleşik

içtihada dayalı yeterli temeli olan bir beklenti bulunması gerekir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:

2012/636, 15/4/2014, § 36 ve 37).

49. Dolayısıyla Anayasa'nın koruma kapsamında olan meşru

beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti, mevcut hukuk sisteminde iddia

edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tanıma, mevzuat hükümleri

ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen

Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37).

50. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,

önce böyle bir hakkının var olduğunukanıtlamak

zorundadır (Emel Kavas, B. No:

2013/8032, 9/9/2015, § 28).

51. Öncelikle belirtilmelidir ki başvurucuların Suriye devleti

sınırlarında yer aldığını iddia ettikleri mülklerine, Suriye devleti tarafından

gerçekleştirildiği ifade edilen müdahalede Türkiye Cumhuriyeti'nin herhangi bir

sorumluluğu bulunmamaktadır. Nitekim başvurunun konusu da Türkiye'nin ilgili

mevzuat hükümleri çerçevesinde vatandaşlarına karşı olan tazminat sorumluluğuyla

ilgili ve sınırlıdır.

52. Bu tespitlere ek olarak Anayasa'nın 35. maddesinin devlete;

yabancı ülkeler tarafından vatandaşlarının mülkiyet hakkına yönelik

gerçekleştirilen müdahaleleri tazmin etme sorumluluğu yüklemediği açıktır.

Bununla birlikte devlet tarafından bu kapsamdaki vatandaşlara tazminat hakkı

tanınması yönünde kanuni düzenleme yapılması hâlinde, belirlenen şartları

taşıyan kimseler yönünden kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yeni bir

mülkiyet hakkı doğduğu kabul edilebilir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96,22/6/2004,

§ 125).

53. Anayasa'nın 35. maddesi, mülkiyet hakkını kaybetmiş

maliklerin bu hakkını yeniden tesis etmeye yönelik devlete sorumluluk

yüklemediği gibi devletin eski maliklere iade veya tazminat hakkı tanımak

maksadıyla yürürlüğe koyduğudüzenlemelerin kapsamını

ve şartlarını takdir etme hakkını sınırlayacak şekilde yorumlanamaz (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Jantner/Slovakya,

B. No: 39050/97, 4/3/2003, § 34). Devletin iade veya tazminat hakkı tanıdığı

durumlarda, belirli kategorideki eski malikleri bu hak dışında tutmaktaki

takdir yetkisi oldukça geniştir. Kapsam dışında tutulan eski maliklerin talep

hakları meşru beklenti olarak kabul edilemez (Benzer yöndeki AİHM kararı için

bkz. Gratzinger ve Gratzingerova/Çek

Cumhuriyeti [BD], B. No: 39794/98, §§ 70-74). Bu çerçevede şarta

bağlı talep hakkının, anılan şartın yerine getirilememesiyle sonuçlanması

hâlinde mülkiyet hakkı doğmaz. Aynı şekilde etkin bir biçimde yararlanılması

imkânsız olan mülkiyet hakkının tanınması beklentisi de mülk olarak kabul edilemez (Benzer

yöndeki AİHM kararları için bkz. Lihtenştayn

Prensi II. Hans-Adam/Almanya, [BD], B. No:

42527/98, §§ 82, 83; Gratzinger ve Gratzingerova/Çek

Cumhuriyeti, § 69).

54. Dolayısıyla başvurucuların tazminat taleplerinin, kanuni

düzenleme ve içtihatlarda yeterli dayanağa sahip olması hâlinde mülkiyet hakkı

kapsamında kabul edilerek anayasal güvencelerden yararlanması mümkün olabilir.

Bu aşamada değerlendirilmesi gereken husus; başvurucuların 1062 sayılı

Kanun'dan yararlandırılma taleplerinin, Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki

güvence hükmüne uygulama alanı sağlayacak yeterlilikte meşru beklenti oluşturup

oluşturmadığıdır.

55. Somut olayda Suriye devleti tarafından, Türk vatandaşlarının

bir kısım mallarına el konulmasının ardından mütekabiliyet esaslarına göre 1062

sayılı Kanun'un uygulanmasına ve Suriye vatandaşlarının belirlenen mal, hak ve

alacaklarına el konulması suretiyle Türk vatandaşlarının uğradıkları zararın

tazmin edilmesine yönelik düzenlemeler yapılmıştır.

56. Başvurucuların murisi, kök murisleri Nizamettin Efendizade Seyyid Necip Efendi'ye

ait olduğunu iddia ettiği ve Suriye sınırları içerisinde kalan taşınmazlara

Suriye devleti tarafından el konulması nedeniyle uğradığı zararın 1062 sayılı

Kanun çerçevesinde giderilmesi istemiyle farklı kurumlara başvurmuş,

başvuruların reddi üzerine Ankara 3. İdare Mahkemesinde iptal ve tam yargı

davası açmıştır. Mahkemece verilen 12/4/2002 tarihli kararda; 1062 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca

Suriye uyruklu vatandaşların Türkiye'deki emlaklerinden elde edilen ve bankada

bloke olarak tutulan gelirlerden, başvurucuların kanıtlayacağı nispetteki

zararının ödenmesi gerektiği belirtilerek dava konusu idari işlemin iptaline

karar verilmiş ve karar kesinleşmiştir (bkz. §§ 20-22).

57. Başvurucular, anılan Mahkeme kararına dayanarak zararlarının

giderilmesi istemiyle idareye başvurmuşlar, taleplerinin reddedilmesi üzerine

ise Ankara 6. İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmışlardır (bkz. § 25).

Mahkemenin 11/7/2007 tarihli kararında Ankara 3. İdare Mahkemesi kararının

uygulanması ve zararın karşılanması için zararın başvurucular tarafından

kanıtlanmasının, buna ilişkin bilgi ve belgelerin ibrazının zorunlu olduğu

belirtilmiştir. 1062 sayılı Kanun'un 2. maddesi uyarınca yürürlüğe konulan

6/7/1927 tarihli 5416 sayılı İcra Vekilleri Heyeti Kararnamesi Eki Talimatname'de zararın miktarının belirlenmesi amacıyla

ibraz edilmesi gereken belgelerin sayıldığı; buna göre tebaanın

zarar gördüğü ülke mahkemelerince verilen ilam, aynı ülke kanunları uyarınca

yetkili makamlar tarafından verilen ve şüpheye yer bırakmayacak dayanakları

olan her türlü belge, gayrimenkuller için tasarruf senedi, onaylı tapu kayıtları,

vergi tezkereleri ibraz edilmesi gerektiği, başvurucular tarafından Nizamettin Efendizade Seyyid Necip Efendi

adına kayıtlı taşınmazları gösteren 1958 tarihli tapu kayıt örneklerininidareye

sunulduğu; fakat, 6/7/1927 tarihli 5416 sayılı İcra Vekilleri Heyeti

Kararnamesi Eki Talimatname'de belirtilen belgelerden

hiçbirinin sunulmadığı, yargı kararında açıkça belirtilen yükümlülüğü yerine

getirmeyen, belge ile ispatı zorunlu olan zarar miktarına ilişkin belge ibraz

edemeyen başvurucuların, zararlarının tazmin edilmesi olanağının bulunmadığı

belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir. Temyiz üzerine Danıştay Onuncu

Dairesinin 1/1/2010 tarihli ilamıyla İlk Derece Mahkemesi kararı onanmıştır.

Karar düzeltme istemi aynı Dairenin 24/4/2013 tarihli ilamıyla reddedilmiştir.

58. Başvurucular, uğradıkları zararın ispatı için Nusaybin Tapu

Sicil Muhafızlığı tarafından düzenlenen senedi hakani

kayıtlarının yeterli olması gerektiğini ileri sürmektedirler. Anılan belgeler

ise idare tarafından zararın tespitini sağlamakta yeterli görülmemiştir.

59. 1062 sayılı Kanun'la yabancı bir devlet tarafından o ülkede

bulunan Türk vatandaşlarına ait mülklere el konulması hâlinde mütekabiliyet

esaslarına göre o ülke vatandaşlarının Türkiye'de bulunan mallarına el

konularak zarar gören Türk vatandaşlarının ispat ettikleri nispetteki zararının

bu çerçevede karşılanmasının düzenlendiği, zarar gören vatandaşların bu zarara

dayanak olarak gösterecekleri belgelerin şekil şartlarını belirleme yetkisinin

Bakanlar Kuruluna bırakıldığı görülmektedir (bkz. §§ 31, 32). Düzenlemenin,

zarar görenlere sınırsız bir tazminat imkânı sunmadığı, ödemenin bazı şartların

yerine getirilmesine bağlandığı açık olup bu durumun mülkiyet hakkına müdahale

niteliği taşıdığı kabul edilemez (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Kopecky/Slovakya,

B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 39).

60. Anayasa Mahkemesinin, başvurucuların zararlarını ispat etmek

için sunmakla yükümlü oldukları belgeleri ve bu belgelerin niteliği ile

kapsamını belirleme yetkisi bulunmamaktadır. Bu yetkinin sahibi öncelikle

yasama organıdır. Somut olayda 1062 sayılı Kanun'dan faydalanma isteminde

bulunanların uğradıkları zararı ispat etmeye yönelik belgeleri belirleme

yetkisi Bakanlar Kuruluna verilmiştir. Bakanlar Kurulunun 6/7/1927 tarihli

Kararnamesi'nin eki Talimatname'de ise bu belgeler

belirlenmiştir.

61. Somut olayda başvurucuların tazminat talepleri, uğranıldığı

ileri sürülen zararın ispatı için talep edilen belgelerin sunulamaması

nedeniyle reddedilmiştir. Öte yandan Nusaybin Tapu Sicil Muhafızlığı tarafından

1958 yılında verilen Osmanlı Dönemi tapu kayıtlarının, Suriye devleti

sınırlarında yer aldığı belirtilen taşınmazların 1958 yılındaki hak sahipliğini

kuşkusuz bir biçimde ortaya koyması mümkün değildir. Bununla birlikte

Türkiye-Suriye Emlak Komisyonuna yapılan müracaat sonrasında Suriye tarafı

talepte belirtilen bölgelerin kadastro gördüğü, Haseke

ilinde bu bölgenin bulunmadığı yönünde görüş sunmuş, müraacat

hakkında uzlaşma sağlanamaması üzerine başvuru Türkiye-Suriye Karma Komisyonuna

intikal etmiştir. Son olarak başvurucuların Suriye'de yaşanan olaylar nedeniyle

talep edilen belgeleri temin edemeyecekleri yönündeki iddiaları

değerlendirildiğinde uyuşmazlığın çok daha eski bir tarihe dayandığı, Derece

Mahkemesince kararın verildiği 11/7/2007 tarihinde ve sonrasındakibirkaç

yılda Suriye devletinden ilgili belgelerin talep edilmesine engel bir durumun

varlığı tespit edilememiştir. Dolayısıyla başvurucular talep haklarını etkili

bir biçimde ortaya koyamamışlardır.

62. Başvuru konusu olayda başvurucular, tazminat taleplerini

haklı kılabilecek nitelikte bir yasal düzenlemeye dayanmadıkları gibi 1062

sayılı Kanun'dan yararlandırılma istemiyle yapılan başvurularda senedi hakani kayıtlarının zararın tespiti hususunda yeterli

görüldüğüne ilişkin herhangi bir yargı kararı da sunmamışlardır; yapılan

incelemede bu yönde bir yerleşik içtihat uygulamasına da rastlanmamıştır.

Ayrıca, başvurucuların mülkiyet haklarının varlığını ispat ettiğini iddia

ettikleri Ankara 3. İdare Mahkemesi kararı ise belirli bir mülkün veya icra

edilebilir nitelikteki bir alacak hakkının varlığını tespit etmemektedir. Bu

nedenle başvurucuların talep hakkının, Anayasa'nın 35. maddesinde kapsamında

mülk olarak kabul edilmesi mümkün olmayıp başvuru konusu olayda mülkiyet

hakkının varlığı ispat edilememiştir (Kopecky/Slovakya, §§53-61).

63. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa'nın 35.

maddesinin ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerinin konu bakımından yetkisizlik nedeni ile kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

i. Ankara 3. İdare Mahkemesi Kararının İcra

Edilmediğine İlişkin İddia

64. Başvurucular, uğradıkları zararın tazmin edilmesi yönündeki

kesinleşmiş yargı kararının icra edilmediğini belirterek adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

65. Bakanlık adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

şikâyet hakkında görüş sunmamıştır.

66. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

67. Anayasa’nın 138. maddesinin 4. fıkrası şöyledir:

“Yasama ve yürütme organları ile idare,

mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını

hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”

68. Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası şöyledir:

“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan

zararı ödemekle yükümlüdür.”

69. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

70. Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü,

diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların

korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikte aynı zamanda

toplumsal barışı güçlendiren; bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme,

haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Hak arama özgürlüğü, sadece yargı

mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkını

değil; yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan bir haktır (AYM,

E.2009/27, K.2010/9, 14/1/2010). Dolayısıyla Anayasa’nın, yasama ve yürütme

organları ile idarenin mahkeme kararlarına uyma zorunluluğunu ve mahkeme

kararlarının değiştirilemeyeceği ile uygulanmasının geciktirilemeyeceğini ifade

eden 138. maddesinin de adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde

gözetilmesi gerektiği açıktır (Mustafa

Demirtaş, B. No: 2013/2002, 30/12/2014, § 51).

71. Adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olan mahkemeye

erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme ve aynı zamanda mahkemece

verilen kararın uygulanmasını isteme haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının

uygulanması, yargılama sürecini tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını

sağlayan bir unsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı

olmayacaktır. Bu çerçevede, kesinleşmiş ve bağlayıcı bir yargı kararının,

lehine karar verilen tarafın zarar görmesine rağmen infaz edilmemesi durumunda,

mahkemeye erişim hakkının bir anlam ifade etmeyeceği ve yargı kararının veya

hükmünün infaz edilmesinin, Anayasa'nın 36. maddesi anlamında “dava”nın tamamlayıcı unsuru olduğu kabul

edilmelidir (Mustafa Demirtaş,§ 60).

72. Bu çerçevede somut olayda verilen kesinleşmiş, icrası mümkün

olan ve bağlayıcı nitelikte bir yargı kararının bulunup bulunmadığının tespit

edilmesi gerekir.

73. Başvurucuların murisi, kök murisine ait olan ve Suriye

devleti sınırlarında kalan taşınmazların, Suriye tarafından bedelsiz olarak

kamulaştırılması nedeniyle uğradığı zararın 1062 sayılı Kanun çerçevesinde

giderilmesi istemiyle İdareye yaptığı başvurunun reddedilmesi üzerine Ankara 3.

İdare Mahkemesinde iptal ve tam yargı davası açmıştır. Mahkemece verilen

12/4/2002 tarihli kararla, başvurucuların murisinin 1062 sayılı Kanun'dan

yararlandırılma isteminin reddine ilişkin idari işlemin iptaline karar

verilmiş, anılan kararda başvurucuların murisinin ispat ettiği ölçüdeki

zararının giderilmesi gerektiği belirtilmiştir.

74. Öncelikle belirtilmelidir ki somut olaydaki Mahkeme kararı

idareye belirli bir miktardaki alacağın ödenmesi yönünde sorumluluk

yüklememekte ve başvuruculara kesinleşmiş ve icra edilebilir bir alacağa

ilişkin talep hakkı tanımamaktadır. Mahkeme kararında 1062 sayılı Kanun

kapsamında yapılan başvuru sonucunda başvurucuların ispat ettikleri miktardaki

zararının giderilmesine hükmedilmiştir.

75. Başvurucuların Mahkeme kararının uygulanması istemiyle

idareye yaptıkları başvuru; idareye yapılan ilk başvurudan farklı bir

gerekçeyle uğranıldığı iddia edilen zararın Bakanlar Kurulunun 6/7/1927 tarihli

Talimatnamesi'nde sayılan belgelerle ispat

edilememesi nedeniyle reddedilmiştir. Bu durumda idarenin Mahkeme kararını

uygulamamak yönünde bir tutum ortaya koyduğundan ve Ankara 3. İdare

Mahkemesince verilen kararın icra edilemediğinden söz edilemez.

76. Açıklanan nedenlerle yargı kararının icra edilmemesi

nedeniyle adil yargılanma hakkına yönelik açık ve görünür bir ihlalin olmadığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

ii. Yargılamanın Makul Sürede

Sonuçlandırılmadığına İlişkin İddia

77. Başvurucular, kök murislerine ait olduğunu iddia ettikleri

ve Suriye devleti sınırları içerisinde kalan taşınmazların bu ülke tarafından

bedel ödenmeksizin kamulaştırılması sonucunda uğradıkları zararın, 1062 sayılı

Kanun çerçevesinde giderilmesi istemiyle miras bırakanlarının idareye yaptığı

başvurunun reddedilmesi üzerine, Ankara 3. İdare Mahkemesinde açılan davada

lehlerine verilen Mahkeme kararının uygulanmadığını; 29/12/2005 tarihinde

Ankara 6. İdare Mahkemesinde açtıkları tam yargı davasının makul sürede

sonuçlanmadığını, uzun yıllardır yargı sürecinin tamamlanamadığını belirterek

adil yargılanma haklarının ihlal ediliğini ileri

sürmüşlerdir.

78. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan başvurununbu

kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

79. Başvurucular, 1062 sayılı Kanun'dan yararlandırılma

istemiyle idareye yapılan başvurunun reddedilmesi üzerine, Ankara 3. İdare

Mahkemesinde açtıkları davada lehlerine verilen Mahkeme kararının uygulanmadığı

iddiasıyla 29/12/2005 tarihinde Ankara 6. İdare Mahkemesinde açtıkları tam

yargı davasının makul sürede sonuçlanmadığını belirterek Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmişlerdir.

80. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamalar ile hukuk

sisteminde yer alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu hukuku” alanına dâhil olan, ancak sonucu itibarıyla

medeni haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları konu

alan davaların makul sürede sonuçlanmadığı yönündeki iddialar daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesince makul sürede

yargılanma hakkının adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olduğu kabul

edilerek, bir davadaki yargılama süresinin makul olup olmadığının tespitinde

davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili

makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla

sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususların dikkate alınacağı

belirtilmiştir (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 34–59).

81. Başvuruya konu davanın, 1062 sayılı Kanun uyarınca tazminat

ödenmesi ve Ankara 3. İdare Mahkemesi kararının uygulanması nedeniyle uğranılan

zararın giderilmesi istemini konu alan bir uyuşmazlık olduğu görülmektedir. Bu

durumda makul sürede yargılama yapılmadığı yönündeki şikayetin Ankara 3. İdare

Mahkemesinde yürütülen yargılamayı da kapsayacak şekilde incelenmesi gerektiği

sonucuna ulaşılmıştır.Medeni

hak ve yükümlülükleri konu alan davalarda yargılama faaliyetinin makul süre

değerlendirmesi için başlangıcı, kural olarak uyuşmazlığı karara bağlayacak

yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı tarihtir (Güher Ergun ve diğerleri, § 50). Ancak idari yargıda dava

açılabilmesi için öncelikle idari makamlara başvurulmasının zorunlu olduğu

durumlar ile idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılmasını

sağlamak amacıyla idari makamlara yapılan başvurular üzerine açılan davalar

bakımından sürenin başlangıcı idareye başvuru tarihidir. Somut olayda bu tarih

başvurucuların miras bırakanının Dışişleri Bakanlığına başvurduğu 20/11/2000

tarihidir.

82. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52). Somut başvuru açısından bu

tarih, Danıştay Onuncu Dairesi tarafından karar düzeltme isteminin reddedildiği

24/4/2013 tarihidir.

83. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde

başvurucuların miras bırakanının 20/11/2000 tarihi itibarıyla farklı idarelere

başvurduğu, talebinin reddi üzerine Ankara 3. İdare Mahkemesinde iptal ve tam

yargı davası açtığı, Mahkemece 12/4/2002 tarihinde idari işlemlerin iptaline

karar verildiği, anılan karar üzerine başvurucuların idareye başvurdukları,

taleplerinin reddi üzerine 29/12/2005 tarihinde Ankara 6. İdare Mahkemesinde tam

yargı davası açtıkları, Mahkemenin 11/7/2007 tarihli kararıyla davanın reddine

karar verildiği, temyiz üzerine Danıştay Onuncu Dairesinin 1/10/2010 tarihli

ilamıyla İlk Derece Mahkemesi kararının onandığı, karar düzeltme isteminin aynı

Dairenin 24/4/2013 tarihli ilamıyla reddedildiği anlaşılmıştır.

84. Başvurunun değerlendirilmesi sonucunda, başvuruya konu

davanın hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı,

delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterler

dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzak olduğu anlaşılmıştır. Başvurucuların

tutum ve davranışlarıyla ve usuli haklarını

kullanırken özensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep

olduğu da söylenemez. Dolayısıyla somut başvuru açısından farklı karar

verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu on iki yıl beş aylık yargılama sürecinde makul olmayan bir

gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

85. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

86. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

87. Başvurucular, ayrı ayrı 175.000.000 TL tazminatın ödenmesi,

2000 dönüm sulu veya kuru tarım arazisi olarak zararlarının giderilmesi

talebinde bulunmuşlardır.

88. Bireysel başvuru dosyasının incelenmesi sonucunda

başvurucuların adil yargılanma hakkının ihlal edildiğisonucuna

varılmıştır.

89. Başvurucuların tarafı oldukları uyuşmazlığa ilişkin on iki

yıl beş aylık yargılama süresi dikkate alındığında yargılama faaliyetinin

uzunluğu sebebiyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zarar

karşılığında her bir başvurucuya ayrı ayrı net 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

90. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucuların uğradıklarını iddia ettikleri maddi zarar ile tespit edilen

ihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucuların bu konuda herhangi bir

belge sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar

verilmesi gerekir.

91. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvuruculara ayrı ayrı ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yargı kararının icra edilmemesi nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvuruculara net 20.000 TL manevi tazminatın AYRI AYRI

ÖDENMESİNE, başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCULARA

AYRI AYRIÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

14/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Raportör Yrd.

:

Gökçe

GÜLTEKİN

Başvurucular

:

1. Yusuf

YAZICI

2. Gülseren

YAZICI

3. Murtaza Mutlu

YAZICI

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/8105, 14 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. D. 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCULARA
  12. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  13. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. Yıldırım
  15. Özgüldür
  16. Akıncı
  17. Topal
  18. Gültekin
  19. Yazıcı
  20. Yazıcı
  21. Yazıcı
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/8105
Tarih
14 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Engin Gök ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/3955)
  • Vahap Akay ve Ruhsar Akay Başvurusu (B. No: 2013/7963)
  • Sıtkı Güngör Başvurusu (B. No: 2013/5617)
  • N. A. Başvurusu (B. No: 2013/5076)
  • Okan Tüm ve Ali Rıza Eren Başvurusu (B. No: 2013/9509)
  • Suna Ökmen ve Dursun Bütüner Başvurusu (B. No: 2013/717)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.