İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Suna Ökmen ve Dursun Bütüner Başvurusu (B. No: 2013/717)

1. Başvuru; gözaltında işkence görülmesi ve bu konuda soruşturma

Başvuru No2013/717Tarih20 Nisan 2016Okuma50 dk · 9.981 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Suna Ökmen Ve Dursun Bütüner Başvurusu

Karar tarihi
20 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/717
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

9.981 kelime·50 dk okuma·23 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; gözaltında işkence görülmesi ve bu konuda soruşturma

açılmaması nedeniyle işkence yasağının, gözaltına alınmalarından yakınlarına

haber verilmemesi, derhâl hâkim önüne çıkarılmaması, rutin gerekçelerle ve

çelişmeli bir yargılama yapılmaksızın tutukluluğun devamına karar verilmesi,

tutukluğun uzun sürmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, gözaltı

aşamasında müdafi yardımından yararlandırılmaması, beyanların alınmasının öncesinde

hakların hatırlatılmaması, hazırlık aşamasında sadece lehe delillerin

toplanması, sonradan kabul edilmemesine rağmen müdafi yokluğunda ve işkence

altında alınan kolluk ifadelerinin hükme esas kabul edilmesi, suçun ve cezanın

tespitinde hataya düşülmesi, kararın uygun biçimde gerekçelendirilmemesi,

esaslı işlemlerin gerçekleştirildiği aşamadaki mahkeme heyetinde askerî hâkimin

de yer alması, yargılamaya devlet güvenlik mahkemelerinin (DGM) yerine kurulan

özel yetkili mahkemede devam edilmesi, mahkeme heyetinde değişiklikler olması,

yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle doğrudan doğruyalık

ilkesini, bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma, yargılamanın

hakkaniyete uygun görülmesi ve makul sürede yargılanma haklarını da içerecek

biçimde adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurucu Suna Ökmen'e (Ökmen) ait 2013/717 numaralı bireysel

başvuru 11/1/2013 tarihinde İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla,

başvurucu Dursun Bütüner'e (Bütüner) ait 2013/1594 numaralı bireysel başvuru

ise 18/2/2013 tarihinde İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve başvuruların Komisyona sunulmasına

engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 12/6/2013 tarihinde (B. No:

2013/1594) ve Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 11/11/2014 tarihinde (B. No:

2013/717) başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanları tarafından 25/9/2013 ve 26/6/2015

tarihlerinde, başvuruların kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 26/11/2013 ve 12/8/2015

tarihlerinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

4/12/2013 ve 16/8/2015 tarihlerinde başvuruculara tebliğ edilmiştir.

Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 19/12/2013 ve 25/8/2015

tarihlerinde ibraz etmişlerdir.

7. 4/11/2015 tarihinde 2013/1594 başvuru numaralı bireysel

başvuru dosyasınınkonu yönünden hukuki irtibat nedeniyle

2013/717 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine ve

incelemenin 2013/717 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden

yürütülmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

1. Dosyaların

Birleştirilme Öncesinde Başvurucu Ökmen'e İlişkin Yargılama

9. 27/9/1992 tarihinde atış talimi yaparken yakalanan bir

kişinin yer göstermesi üzerine operasyon düzenlenen evde ele geçen bazı

dokümanların başvurucu Ökmen'in ve sanıklar Galip. A., Filiz K., Hacer A.,

Ahmet Ö., Nursel D. ve Mesude P. ile diğer kişiler Şükrü A. ile Savaş K. isimli

kişilerin eli ürünü olduğu anlaşılmıştır. İki örgüt evinde daha yapılan aramada

ele geçen bazı belgelerin de başvurucu ve diğer bazı şüphelilere ait olduğu

belirlenmiştir.

10. Başvurucu Ökmen'in bulunduğu eve 29/9/1992 tarihinde

operasyon gerçekleştirilmiş, yaşanan çatışma sonucunda Fatma S. ve Kayhan T.

ölü olarak ele geçirilmiş, üzerinde sahte kimlikle yakalanan başvurucu

gözaltına alınmıştır. Evde yapılan aramada, ikisi ölen kişilerin yanlarında

olmak üzere üç adet tabanca, iki adet lav silahı, roketatar mermisi, telsiz,

çeşitli patlayıcı madde, elektronik malzemeler ve örgütsel dokümanlar

bulunmuştur. Başvurucu, ölen kişileri şüpheli Galip A.ya bağlı örgüt üyeleri olarak teşhis etmiştir.

11. Başvurucu, aynı gün avukatı olmaksızın alınan polis

ifadesinde Dev-Sol Silahlı Devrimci Birlikleri üyesi olduğunu, 1990 yılında

örgütün Beka Vadisi'ndeki kampına gönderildiğini ve 1992 Mart ayına kadar

burada eğitim aldığını belirtmiş; hangi kod adlarını kullandığına, örgütlenme

yapısının ne şekilde olduğuna, baskın yapılan hücrenin sorumlusu olduğuna,

örgüt adına gerçekleştirdikleri beş eyleme ve gerçekleştirmeyi planlayıp

yapamadıkları eylemlere dair bilgi vermiştir. Başvurucu kendisine gösterilen

kişilerden 1990 yılında pankart asma eylemi nedeniyle birlikte tutuklandıkları

Mesude P.yi ve diğer bazı

kişileri teşhis etmiştir.

12. Başvurucunun katıldığını belirttiği eylemler şu şekildedir:

i. 16/4/1992 tarihinde

Beyoğlu'ndaki ABD Konsolosluğuna roket atılması eylemini Şükrü A. ve Ali Rıza

K., Mustafa D.nin (talimat veren) de katılımıyla (44

No.lu olay)

ii. 11/7/1992 tarihinde

ABD Konsolosluğuna roket atılması eylemini sanık Filiz K. ve diğer kişiler

Şükrü A. ile Mustafa D.nin (talimat veren) de

katılımıyla (55 No.lu olay)

iii. 24/7/1992 tarihinde

Cağaloğlu Emniyet Müdürlüğü binasına lav silahı atılması eylemini sanık Galip

A. (talimat veren) diğer kişiler Şükrü A. ve Ali R. K.nın da katılımıyla (57 No.lu olay)

iv. 4/8/1992 günü İETT

garajının soyulması ve bu amaçla Mustafa Z.ye ait aracın gasp edilmesi eylemini

sanıklar Galip A. (talimat veren) ile Ahmet. Ö., Fatma S., Şükrü A. ile Ali R. K.nın da katılımıyla (59 No.lu

olay)

v. 14/9/1992 tarihinde

Beylerbeyi Polisevi inşaatının bombalanması eylemini

sanık Galip A. (talimat veren) ve Fatma S. ile Kayhan T.nin de katılımıyla (67

No.lu olay)

13. 30/9/1992 tarihinde başvurucunun örgüte ait bazı silahlarını

sakladığı yeri göstereceğini belirtmesi üzeri gidilen boş bir arazideki

çalılıklar arasında roketatar ve mermisi, bir inşaatın bodrum katında ise bir

adet tabanca bulunmuştur.

14. Yapılan inceleme sonucunda ölen kişilerin yanında bulunan

tabancaların ve inşaatta ele geçen tabancanın çok sayıda kişinin şehit

edilmesiyle sonuçlanan saldırılarda kullanıldığı tespit edilmiştir.

15. Başvurucuya ve şüpheliler Şükrü A. ile Filiz K.ya 44, 55, 57, 59 ve 67 No.lu

eylemlere dair yer gösterme işlemleri yaptırılmıştır.

16. Başvurucu 12/10/1992 tarihinde Cumhuriyet savcısına verdiği

ifadesinde ise hakkındaki suçlamaları reddetmiş; polis ifadesinin zorla

imzalattırıldığını, polis ifadesinde geçen kişilerden sadece Mesude P.yi tanıdığını, olay günü sokakta

yürürken yakalandığını, Emniyette kaldığı on beş gün boyunca çeşitli şekillerde

işkence gördüğünü, yakalandığı gün parmakla kızlığının bozulduğunu ileri

sürmüştür.

17. Başvurucu 12/10/1992 tarihinde çıkartıldığı Mahkemece

tutuklanmıştır.

18. Sanık Galip A. (yaralı ele geçirilme 29/9/1992, gözaltı

14/10/1992), Emniyetteki ifadesinde 57 No.lu olayın başvurucu, Şükrü A. ve Ali

R.K. tarafından kendi talimatı üzerine gerçekleştirildiğini belirtmiştir. 59

No.lu olaya ilişkin olarak ise başvurucudan bahsetmemiştir. Galip A.,

Cumhuriyet Savcılığı ve Mahkemeler önünde (yaralı ayağına) işkence yapılarak

ifadesinin alındığını ve polisteki beyanını kabul etmediğini söylemiştir.

19. Sanık Filiz K. (gözaltı 28/9/1992) 55 No.lu eylemi başvurucu

ve Şükrü A. ile birlikte gerçekleştirdiklerini belirtmiştir. Cumhuriyet

Savcılığında, polisteki ifadesinin işkenceye dayalı olduğunu iddia etmiş;

Mahkeme önünde polis ifadesini ve suçlamaları kabul etmemiştir.

20. Sanık Ahmet Ö. (gözaltı 27/9/1992), polisteki ifadesinde 59

No.lu olayı Ali R.K, Şükrü A., Fatma S. ve başvurucu ile birlikte

gerçekleştirdiklerini belirtmiştir. Cumhuriyet Savcılığında, polisteki ifadesinin

işkence zoru ile imzalattırıldığını ileri sürmüştür. Ahmet Ö., sorgusunda ve

Mahkeme önündeki ifadesinde polisteki beyanlarını ve hakkındaki suçlamaları

reddetmiştir.

21. İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı 8/1/1993 tarihinde,

başvurucunun da aralarında bulunduğu on sekiz sanık hakkında anayasal düzeni

cebren ortadan kaldırmaya teşebbüs veya silahlı örgüt üyeliği suçlarından

iddianame düzenlemiştir. Başvurucu 44, 55, 57, 59 ve 67 sayılı eylemlerden

sorumlu tutulmuştur.

22. Başvurucunun yargılanmasına İstanbul 3 No.lu

DGM'ninE.1993/114 sayılı dosyasında başlanmıştır.

23. 14/4/1993 tarihli duruşmada başvurucu, işkence yapanlar

hakkında suç duyurusunda bulunduğunu belirtmiştir. Sanık Nursel D. de Eyüp Adli

Tıp Şube Müdürlüğünün 22/12/1992 tarihli raporunu sunmuş ve soruşturma

yapılmasını talep etmiştir. Mahkeme, DGM Cumhuriyet Savcılığına 11/12/1992

tarihinde konuyla ilgili yazı yazıldığını ve sanıkların buraya

başvurabileceklerini bildirmiştir.

24. 7/7/1993 tarihli duruşmada bazı sanıklar vekili, içeriği

belirlenemeyen raporlar sunmuş ve işkence nedeniyle suç duyurusunda

bulunulmasını talep etmiştir. Mahkeme, bu konuda daha önce yazı yazılmış

olduğundan ilgili kişilerin Cumhuriyet Savcılığına başvurabileceklerini

belirtmiştir.

25. 18/10/1993 tarihli duruşmada başvurucu; okunan

ifadelerinden, beyanlarından polise vermiş olduğu ifadesini kabul etmemiştir.

26. 15/12/1993 tarihli duruşmada dosyada bulunan yakalama, yer

gösterme, arama, teşhis tutanakları okunmuş; başvurucu ve hazır bulunan

sanıklar okunan tutanakların polis senaryosu olduğunu iddia etmişlerdir. Sanık

Savaş K., kendisine okunan tutanak ve belgelerin işkenceye dayalı olduğunu ve

polis tarafından oluşturulduğunu ileri sürmüştür.

27. 22/6/1999 tarihli ve 4390 sayılı Kanun'la DGM'lerde görev

yapan askerî hâkim ve savcıların görevi sona ermiştir.

28. 25/6/1999 tarihli duruşmada Cumhuriyet savcısı esas

hakkındaki mütalaasını sunmuştur. Başvurucu, esas hakkındaki savunmasını

hazırlamak için süre talep etmiştir.

29. 7/4/2000 tarihli duruşmada başvurucuya savunmasını

hazırlamak için son kez süre tanınmasına karar verilmiştir. Başvurucu ve diğer

bazı sanıklar, müdafinin müvekkilleriyle cezaevinde usulüne uygun biçimde

görüşemediklerini belirtmesi üzerine Mahkeme, bu konuda ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına

ya da cezaevi idaresine başvurulması gerektiğine hükmetmiştir.

30. İstanbul 3 No.lu DGM, 2/7/2001 tarihinde başvurucu Ökmen'in

tahliyesine karar vermiştir.

31. Başvurucu vekili 6/2/2002 tarihli duruşmada esasa ilişkin

savunmalarını yazılı olarak sunmuştur.

32. Başvurucu vekilinin bazı duruşmalara mazeret bildirerek ya

da mazeretsiz katılmadığı görülmektedir.

33. 16/4/2004 tarihli ve 5190 sayılı mülga Kanun'un yürürlüğe

girmesinin ardından davanın görülmesine, anılan Kanun'un 1. maddesi uyarınca

görevlendirilen İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edilmiştir.

34. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi 2/5/2005 tarihli duruşmada,

celse arasında başvurucunun önceki müdafiininistifa

etmesi, yeni müdafiinin ise mazeret bildirmesi ve

süre istemesi nedeniyle başvurucuyla ilgili davanın tefrikine karar vermiştir.

Mahkeme, aynı tarihli ve E.1993/114, K.2005/64 sayılı kararı ile diğer sanıklar

hakkında hüküm kurmuştur.

35. Bu karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesi 11/7/2006 tarihli ve

E.2006/1537, K.2006/4178 sayılı ilamı ile bozulmuş, dava Mahkemenin E.2006/221

sayısına kaydedilmiştir.

36. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi 17/11/2006 tarihli ilk

duruşmadan itibaren 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

250. maddesi ile görevli mahkeme sıfatıyla davayı görmeye devam etmiştir.

37. Başvurucu yönünden tefrik edilen davada (kapatılan) İstanbul

11. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. maddesi ile görevli) 27/5/2005 tarihli ve

E.2005/116, K.2005/79 sayılı kararıyla başvurucuyu Anayasa'nın tamamını veya

bir kısmını değiştirmeye teşebbüs etmek suçundan müebbet ağır hapis cezasına

mahkûm etmiştir.

38. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 17/4/2007 tarihli ve E.2007/2260,

K.2007/3345 sayılı ilamı ile başvurucu hakkındaki hükmü asıl dosyadaki belge

örneklerinin konulmaması, bağlantılı dosyaların gerektiğinde birleştirilmesi

hususunun değerlendirilmemesi ve Ceza Kanunu'nda yapılan değişiklik nedeniyle

kararı bozmuştur.

39. Başvurucu hakkındaki dava, bozma sonrası İstanbul 11. Ağır

Ceza Mahkemesinin E.2006/221 sayılı dosyasıyla birleştirilmiştir.

2. E.1993/114 Sayılı

Dosyaya Konu Soruşturma Kapsamında Alınan Raporlar

40. Başvurucunun 12/10/1992 tarihinde İstanbul Adli Tabipliğince

yapılan muayenesinde her iki ayak sırtında kabuklu lezyonlar, sol kolda ve sol

omuzda subjektif ağrı şikâyeti bulunduğu; parmakla

kızlık zarının yırtıldığı iddiasıyla ilgili olarak kızlık zarının halkavi

yapıda 2 mm genişlikte olduğu, fevhasının 1 cm

büyüklükte olduğu, bu hususta kesin kanaat bildirilmediğinden uzman doktor

tarafından muayene edilmesi gerektiği, kol ve omuzdaki ağrı ve şişlik nedeniyle

ise ortopedi muayenesinin yaptırılması gerektiği belirtilmiştir.

41. Cerrahpaşa Tıp Fakültesinin 13/10/1992 tarihli raporunda, hymen anüler yapının parmak duhulüne müsait fevhalı

olduğu tespit edilmiştir. Haseki Hastanesinin 26/10/1992 tarihli raporuna göre

başvurucun sol kol ve elinde parezi, ön kolda kuvvet

kaybı, ulnar sağda hipostez

ve adelelerinde nörojen

tutulma saptanmıştır. Başvurucunun 22/10/1992 ve 23/10/1992 tarihlerinde de

muayene edildiği anlaşılmaktadır.

42. Başvurucu 9/12/1992 tarihinde Eyüp Adli Tıp Şube Müdürlüğü

tarafından tekrar muayene edilmiştir. Önceki raporlarda yer alan bulguların da

dikkate alınması suretiyle hazırlanan raporda, başvurucuda tespit edilen ekimoz kabuklu yara, kabuğu düşmüş iyileşmeye başlamış

yara, ağrı, büllöz, kuvvet kaybı, hissizlik nörojen tutulmanın hayati tehlike oluşturmadığı fakat on

beş gün iş güç kaybına yol açacağı sonucuna varılmıştır.

43. İstanbul Adli Şube Müdürlüğünün 12/10/1992 ve 13/10/1992

tarihli raporlara istinaden hazırladığı 12/11/1992 tarihli raporda hymen anüler yapıda doğal sünme

bulunduğu, orifisin serçe parmağı genişliğinde

bulunduğu, başvurucunun hâlen bakire olduğu subjektif

ağrı ve şişliğin bir gün iş güç kaybına yol açacağı belirtilmiştir.

44. 12/10/1992 tarihinde yapılan muayenelerinde şüpheli Ahmet Ö.nün sol dirsek dış yanında 2

adet 1 cm boyunda kabuklu lezyon; şüpheli Şükrü A.nın

sol kol ve sol bacak üstünde 1 cm'den ufak muhtelif kabuklu yaralar; şüpheli

Filiz K.nın sağ lomber

bölgesinde 3 cm çapında hafif hiperemi tespit

edilmiştir.

45. Şüpheli Galip A. hakkında düzenlenen 19/10/1992 tarihli

raporda kurşun yarası haricinde darp cebir izine rastlanmadığı belirtilmiştir.

3. Birleşme Öncesi

Başvurucu Bütüner'e İlişkin Yargılama

46. Başvurucu, terör örgütü üyesi olduğu şüphesi ile 17/10/1993

tarihinde İstanbul’daki ikametgâhında gözaltına alınmıştır. Başvurucunun

yastığının altında bir adet tabanca ele geçirilmiştir. Yapılan inceleme

sonucunda bu silahın, Talat Ü.nün

ve diğer bir kişinin yaralanması olaylarında ve 14/7/1993 tarihinde Rıza G.

isimli kişinin öldürülmesi olayında kullanıldığı anlaşılmıştır.

47. Başvurucu, gözaltındaki ifadesinde 6/7/1993 tarihinde Enis

T.nin tabancayla yaralanması (26 No.lu olay), 9/7/1993 tarihinde Talat Ü.nün yaralanması (28 No.lu olay)

ve 14/7/1993 tarihinde Rıza G.nin öldürülmesi (29

No.lu olay) olaylarını ikrar etmiştir. Başvurucu, ilk olayda İsmail Y.nin (gözaltı 17/10/1993) ateş ettiğini; ikincisine

ilişkin olarak mağdurun kendisini görünce bağırmaya başladığını, bunun üzerine

Erol Ç. (gözaltı 16/10/1993) ve İbrahim D.(gözaltı

17/9/1993) ile birlikte mağduru yere yatırdıklarını ve bu ikisinin ateş

ettiğini, üçüncü olay esnasında ise İsmail Y. ve Erol Ç.nin

olay yerinin dışında durduklarını, kendisinin tabancasını çektiğini ama ateş

etmediğini beyan etmiştir.

48. Bilinmeyen bir tarihte ifadesi alınan 26 No.lu olayın

mağduru Enis T., silahla yaralanması olayına ilişkin olarak başvurucuyu, İsmail

Y. ve Erol Ç.yi teşhis

etmiştir.

49. 28 No.lu olayın mağduru Talat Ü., tanımadığı üç kişinin

kendisine saldırdığını ve birinin ateş ettiğini belirtmiştir.

50. Erol Ç., 26 No.lu olayda İsmail Y.nin

ateş ettiğini, kendilerinin silah kullanmadıklarını söylemiş; 29 No.lu olayı

kabul etmiştir.

51. İsmail Y., 26 No.lu olayda ateş ettiğini belirtmiş ve 29

No.lu olaya katılımını ikrar etmiştir.

52. Erol Ç. ve İsmail Y., Cumhuriyet Savcılığı ve Mahkeme

aşamasındaki beyanlarında kollukta verdikleri ifadelerini reddetmiştir

53. 26 ve 29 No.lu olaylara ilişkin olarak şüphelilere, 28 No.lu

olay kapsamında şüphelilerden birine yer gösterme işlemi yaptırılmıştır.

54. Başvurucu 26/10/1993 tarihinde gözaltından çıkartılmasının

ardından Cumhuriyet savcısına verdiği ifadesinde üzerine atılı eylemleri kabul

etmemiştir. Başvurucu Bütüner'in Mahkeme önündeki yargılama aşamasında da bu

yönde savunma yaptığı anlaşılmaktadır.

55. 26/10/1993 tarihinde başvurucunun tutuklanmasına kararı

verilmiştir.

56. İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı 31/12/1993 tarihinde

başvurucu, Erol Ç., İbrahim D., İsmail Y., Cemalettin E., ve diğer bazı

sanıklar hakkında anayasal düzeni cebren ortadan kaldırmaya teşebbüs etme,

silahlı terör örgütü üyeliği veya böyle bir örgüte yardım ve yataklık

suçlarından iddianame düzenlemiştir.

57. İstanbul 3 No.lu DGM 17/12/2003 tarihli ve E.1993/593,

K.2003/319 sayılı kararı ile başvurucunun mahkûmiyetine hükmetmiştir.

58. Bu kararın Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 1/4/2005 tarihli

ilamıyla bozulması üzerine dosya, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/125

esasına kaydedilmiştir.

59. 21/12/2005 tarihinde başvurucu Bütüner'in tahliyesine karar

verilmiştir.

60. Mahkeme 16/11/2007 tarihinde başvurucunun da sanık olarak

yargılandığı dosyanınE.2006/221 sayılı asıl dosya ile birleştirilmesine karar

vermiştir.

4. Dosyanın Birleştirilme Sonrası Yargılama

61. Diğer dosyaların birleştirilmesinin ardından İstanbul 11.

Ağır Ceza Mahkemesinin E.2006/221 sayılı dosyasındaki yargılama 25 sanığın, 82

mağdur ve 40 maktüle karşı işlediği iddia olunan çeşitli

eylemleri kapsamaktadır.

62. 24/6/2009 tarihli duruşmada Cumhuriyet savcısı esas

hakkındaki mütalaasını vermiştir.

63. Başvurucu Bütüner müdafiinin

24/6/2009 tarihinden önceki bazı duruşmalara mazeret bildirdiği, anılan tarih

ve sonrasında ise başvurucunun ya da müdafiinin

duruşmaları takip etmediği anlaşılmaktadır. Bu duruşmalar esnasında Mahkemenin

bazı bilgi ve belgeler araştırdığı veya sanıkların esas hakkındaki

savunmalarını almaya çalıştığı, kimi sanık vekillerin de duruşmalara

katılmadıkları görülmektedir.

64. (Kapatılan) İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. madde

ile görevli) 18/6/2010 tarihli ve E.2006/221, K.2012/214 sayılı kararı ile

başvurucuların anayasal düzeni cebren ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan

müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmalarına hükmetmiştir.

65. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

"...

A-BU ANLATILAN GENEL ÖRGÜT YAPILANMASINDAN

SONRA 93/114 ESAS NUMARALI İKEN 2006/221 ESASI ALAN DAVA DOSYASI SANIKLARIN

DURUMLARINI TEK TEK ELE ALACAK OLURSAK,

Bu dosyada yukarıda deliller bölümünde A

ŞIKKINDA BELİRTİLEN yakalama tutanakları,[]ele[]geçen

silah ve patlayıcı maddeler,[]sahte kimlikler,[]silah ve sahte belgelere ait ve

ele geçen dökümanlara ait ekspertiz raporu,[]müşteki

ve tanık anlatımları,[]sanıkların anlatımları,[]sanıkların yer gösterme

tutanakları birlikte değerlendirildiğinde

...

E-SANIK SUNA ÖKMEN (93/114 esasta sanık iken

tefrikle 2007/291 esası alan ve birleşen dosyanın sanığı)

Sanık Suna Sökmen’in İstanbul Silahlı devrimci

birlikler genel sorumlusu Eser kod adlı Galip A...’e bağlı olarak 3 birlik

oluşturulduğu, bu birliklerden 3. Birliğin komutanın Hamiyet kod adlı Suna

ÖKMEN olduğu, Hücresinin Sedat kod adlı Fatma S...., Atilla ve Abdullah kod

adlı Kayhan T... olduğu ve bu şekilde örgütlendikleri, Galip A...'ün silahlı

devrimciler birliğinin İstanbul genel sorumlusu olarak görevlendirildiği,

sanığın da bu silahlı devrimciler birliği içerisinde görev alıp Lübnan BEKA

vadisinde eğitim aldığı, SERAP, OLCAY ve EDA kod adlarını kullandığı, ayrıca

Esma CAN, Hasibe KİRMAN ve Sevgi KARADAĞ s[a]hte kimliklerini kullandığı, 29.09.1992 tarihinde Üsküdar

Beylerbeyi[]'ndeki örgüt evinde Hasibe

KİRMAN sahte kimliğiyle yakalandığı, ayrıca diğer örgüt evlerinde ve

yakalandığı evde örgütsel dokümanların bu sanığın eli ürünü olduğu, ayrıca

sanığın gösterdiği yerlerde roketatar mermisi, silah ve mermilerin ele geçtiği,

bu örgütün faaliyetleri çerçevesinde faaliyetlerde bulunup,

1) İddianamede 44. olay olarak gösterilen

14.4.1992 tarihinde İstanbul ABD Başkonsolosluk binasına roket atılma olayına

Mustafa D..., Suna ÖKMEN, Ali R... K...

ile birlikte katıldığı, ..., sanığın anlatımları, bunu doğrulayan cerahim evrakları, yine Şükrü A...’nun

anlatımları, yine sanığın Klasör A dizi 48’deki teşhis tutanağı, dizi 74[']de

sanığın Şükrü A... ile birlikte yaptığı yer gösterme tutanağı ile

anlaşılmıştır.

2) İddianamede 55. olay olarak gösterilen

11.07.1992 günü İstanbul ABD başkonsolosluğuna roket atılma olayına Mustafa D..., Şükrü A..., Filiz K... ve Suna ÖKMEN'in

katıldığı, ..., sanığın anlatımları, bunu doğrulayan cerahim

evrakları, Filiz K... ve Şükrü A...’nun anlatımları,

Klasör A dizi 48[']deki teşhis tutanağı ve dizi 73[']deki sanığın Şükrü[]A...

ve Filiz K...’in katılımıyla yaptığı yer gösterme tutanağı ile anlaşılmıştır.

3) İddianamede 57. olay olarak gösterilen

24.01.1992'de Emniyet Müdürlüğü'ne roket atar atılması olayını Galip A..., Mustafa D..., Şükrü A..., Suna ÖKMEN ve Ali R... K...'ün katıldıkları, ..., sanığın anlatımı, bunu doğrulayan

cerahim evrakları, yine Şükrü A..., Galip A...’ün

anlatımları, Sanığın Klasör A dizi 48[']deki teşhis tutanağı, dizi 72[']de

sanığın Şükrü A... ile birlikte yapmış olduğu yer gösterme tutanağı ile

anlaşılmıştır.

4) İddianamede 59. olay olarak gösterilen

04.08.1992'de İETT garajının soyulması, Mustafa Z...'nun aracının gaspı olayına Galip A..., Mustafa D..., Şükrü

A..., Ahmet Ö..., Suna ÖKMEN, Ali R... K... ve Fatma

S...'in katıldığı, ..., sanığın anlatımı, bunu doğrulayan cerahim

evrakları, yine Ahmet Ö..., Şükrü A..., Galip A...’ün anlatımları, mağdur

Mustafa Z...[']nun anlatımları, Klasör A[']daki dizi 48[']deki sanığın teşhis tutanağı ve dizi 67[']de

Ahmet Ö..., Şükrü A... ile birlikte yapmış olduğu yer gösterme tutanağı ile

anlaşılmıştır.

5- İddianamede 67. olay olarak gösterilen

24.09.1992'de Üsküdar Beylerbeyi'ndeki polis evi inşaatının bombalanması

olayını Galip A..., Suna ÖKMEN, Kayhan T... ve Fatma

S...'in katıldığı, ... sanığın anlatımı, bunu doğrulayan cerahim

evrakları, Galip A...’ün anlatımları, Klasör A[']da dizi 48[']deki sanığın

teşhisi ve dizi 68[']deki yer gösterme tutanağı ile anlaşılmıştır.

Bütün bu eylemler birlikte

değerlendirildiğinde eylemlerin şiddeti ve yoğunluğu ve yapıldığı tarihteki

terör olayları bir bütün olarak değerlendirildiğinde sanık SUNA ÖKMEN’in eyleminin mensubu olduğu örgütün amaçları

doğrultusunda Türkiye Cumhuriyetinin Anayasal Düzenini

cebren ortadan kaldırmaya teşebbüs niteliğinde bulunduğundan sanığın TCK. nun 146/1 madde gereğince

cezalandırılmasına, karar verilmesi gerektiği, ...

...

C-MAHKEMEMİZİN 1993/593 ESASINDAN BOZULARAK

2005/125 ESASINA KAYDEDİLEN VE BU DOSYA İLE BİRLEŞTİRİLEN DOSYADA;

Bu dosyada yukarıda deliller bölümünde c

ŞIKKINDA BELİRTİLEN yakalama tutanakları, ele[]geçen

silah ve patlayıcı maddeler,[]sahte kimlikler,silah

ve sahte belgelere ait ve ele geçen dökümanlara ait

ekspertiz raporu,[]müşteki ve tanık anlatımları,[]sanıkların

anlatımları,[]sanıkların yer gösterme tutanakları birlikte değerlendirildiğinde

4-SANIK DURSUN BÜTÜNER "SALİH, TARIK KOD

"

FERİT kod Cemalettin E...'nin ön sorgusunda sorumlusunun TARIK kod Dursun BÜTÜNER

olduğunu söylemesi ve göstermesi üzerine ... sayılı yerde evde sanık Dursun

BÜTÜNER[]'in yakalandığı ve yatmakta olduğu yerde yastığının altında 7.65 mm Çeska marka ...21 seri nolu

tabanca, bu tabancaya ait iki şarjör, şarjörlerde 16 merminin ele geçtiği,

THKP/C Devrimci Sol isimli örgütün üyesi

olduğu, TARIK ve SALİH kod adlarını kullandığı, Muammer A...'ın sorumluluğunda ... mahallesi örgütlenmesinde yer aldığı,

iki ay kadar yayın dağıtıp sattığı, bazı Emniyet mensupları hakkında topladığı

bilgileri istihbarat raporu haline getirdiği ve sorumlusuna verdiği, sorumlusu

MEHMET ve SALİH bu istihbarat raporların 14.03.1991 tarihinde yakalanan Mehmet

A... Ç...'in ikametinde ele geçirildiği, 30.01.1992 de yakalanıp tutuklandığı,

İstanbul 2 Nolu DGM 'nin

... kararıyla 159. maddeye aykırılık suçundan 2 yıl 6 ay ceza aldığı,

26.05.1992 de salıverildiği, tahliyesinden sonra bir ara A... örgütlenmesinde

yer aldığı, Ercan T...'ye bağlı faaliyet gösterdiği, bu arada örgütte meydana

gelen bölünme sonucu darbeci grupta yer aldığı, Ercan T...'nin

karşı grup mensuplarınca öldürülmesi üzerine İbrahim D... ile temasa geçtiği,

ona bağlı olarak İsmail Y..., Erol Ç..., Ahmet Ç... ve Turgut kod ile birlikte

darbeciler silahlı milis örgütlenmesinde yer aldığı,

Levent N..., Yavuz

U..., Ekrem A... ve Nebi A...'in kaçırılıp sorgulanmasında bulunduğu,

Rıza G...'in

öldürülmesi, Enis T...'in yaralanması olayına katıldığı, evinde ele geçen tabancaların

28.06.1993 tarihinde ... sayılı yerdeki lokantada Erdal G... adlı şahsın

yaralanması, Talat Ü...'nün yaralanması, Rıza G...'in öldürülmesi eylemlerinde

kullanıldığı,

...'ın ölü olarak

ele geçirildiği ... evde gele geçen A-117 - 120 arasın

sayılarla işaretli örgütsel dokümanlardaki yazıların sanığın eli ürünü

olduğunun ekspertiz raporlarıyla doğrulandığı,

ANLAŞILDIKTAN SONRA SANIĞIN DURUMUNA BAKACAK

OLURSAK,

1- İddianamede 26 nolu

olay olarak gösterilen 06.07.1993 günü saat 13:00 sıralarında ... Enis T...'in yaralanması olayında;

... olay günü sanıklar Erol Ç...,

Dursun BÜTÜNER, İsmail Y... ve Ali P...'un mağdurun dükkanına silahlı olarak

gittikleri, ... İsmail Y...'in tabancasıyla mağdurun ayaklarına doğru 2-3 el

ateş ettiği, diğer sanıkların da silahlı olduğu, ...

Erol Ç...'ın Klasör 7 Dizi 238[']de İsmail Y... tabancayla

bacaklarına doğru ateş edip yaraladı, bu olayda biz silah kullanmadık şeklinde

beyanı,

Dursun BÜTÜNER Dizi 206 'da İSMAİL 'in ateş

ettiği şeklindeki beyanı,

İSMAİL 'in hazırlıkta 2-3 el ateş ettim

şeklindeki beyanı,

Klasör 5 'te ceraim

evrakları,

Mağdur “iki kişi geldi devrimciyiz para

vereceksin dediler reddettim, biri silah çekti tekrar para istedi reddettim

eline tekmeyle vurdum düşmedi ayaklarıma doğru ateş etti” şeklindeki beyanı,

ve mağdurun Klasör 7 Dizi 366 'da İSMAİL, DURSUN ve EROL 'u kesin olarak

yaptığı teşhis

Klasör 7 Dizi 376 'da sanıkların ifadeli yer

gösterme tutanakları,

Olay yerinde ele geçen iki adet kovanın

Cemalettin E...'de elde edilen silahtan atıldığının

ekspertiz rapor birlikte değerlendirildiğinde,

Eylemin anlatılan biçimde sanık yönünden sübut

bulduğu ve olaya bizzat katıldığı,

2- İddianamede 28 nolu

olay olarak gösterilen 09.07.1993 günü ... Talat Ü...'nün

yaralanması olayında;

... Talat Ü...'yü olay yerinde yakalayan sanıklar Erol Ç... ve İbrahim

D...'ün mağduru kolundan yakaladıkları, ... Dursun BÜTÜNER 'in de sanıkların

yanında olduğu, ... İBRAHİM ve EROL 'un ateş etmeye başladıkları, ...

Olay yerinde bulunana 4 adet kovanın Dursun

BÜTÜNER 'in evinde yapılan aramada bulunan ...22 nolu

tabancadan atıldığının belirten ekspertiz raporu,

Erol Ç...'ın yakaladık, üzerindeki tabancayı aldık, yere yatırdık,

ben üzerindeki çek vizör tabancayla bacaklarına doğru

dört el ateş ettim şeklindeki beyanı,

Dursun BÜTÜNER 'in Talat Ü...

beni tanıdığı için gizlendim, İBRAHİM ve EROL çevirdiler ondörtlü

tabancasını aldılar, beni görünce darbeciler hainler diye bağırınca yere

yatırdık, İBRAHİM ve EROL 'da tabancayla ateş etti şeklinde beyanı,

Klasör 5 deki Ceraim evrakları,

Talat Ü...'nün üç

kişi beni silahla çevirdi, birinde Kırıkkale vardı, arabaya bindirmek istediler

binmedim, arkamdan ateş ettiler, üzerimde silah yoktu dediği, Mağdurun

şahısları önceden tanımadığını, üç kişi olduklarını beyan ettiği, eşgal verdiği, Olayda bir kişinin ateş ettiği, ekspertizde

dört kovanın tek silahtan atıldığının söylendiği şeklindeki beyanı,

Mermilerin tek silahtan çıktığının ekspertiz

raporu,

Klasör 7 Dizi 382'de ifadeli yer gösterme

tutanağı,

Bu olayda ateş eden kişi olarak Erol ÇAM 'ın dört el ateş ettiği, Dursun BÜTÜNER 'in olaya silahlı

olarak katıldığı,

3-İddianamede 29 nolu

olay olarak gösterilen 14.07.1993 tarihinde ... Rıza G...'in

öldürülmesi olayında;

... olay yerine giden sanıklardan Erol Ç... ve İsmail Y...'in kahvehane dışında İbrahim D...,

Dursun BÜTÜNER ve TURGUT M... kodun kahve içinde tertibat aldıkları ve

beklemeye başladıkları, ... önce Erol Ç... ve İsmail Y...'in maktüle ateş etmeye başladıkları, isabet alan maktülün yaralı olarak kahveye girmesi üzerine bu kerede

içerde olanların ateş ettikleri, maktülün yere

yığılması sonucu kaçtıkları, ...

Dursun BÜTÜNER 'in evinde ele geçen vizör 7.65, İsmail Y...'in evinde

ele geçen çeska 7.65, Erol Ç...'ın

... gaspettiği Browning,

Cemalettin E...'nin üzerinde ele geçen 7.65 MP5

tabancanın bu olayda kullanıldıkları Klasör 7, Dizi 41, 3710, 3726, 3708, 3709

sayılı ekspertiz raporuyla teyid edildiği,

Erol Ç...ve İsmail

Y... olayı anlatan beyanları,

Dursun BÜTÜNER[]'in,

dışarıda EROL ve İSMAİL olduğunu, ateş sesleri geldiğinde maktülün

kahvehaneye girince diğer dördü silahlarıyla eteş

ediyorlardı, ben tabancamı çektim ancak ateş etmedim çünkü çok sayıda kurşun

yarası almıştı şeklindeki beyanı,

Klasör 5 'teki Ceraim

evrakları,

Klasör 7 Dizi 373 EROL, DURSUN ve İSMAİL 'in

olayı ayrıntılı biçimde anlattıkları yer gösterme tutanakları,birlikte değerlendirildiğinde,

Sanığın bizzat olaya katıldığı anlaşılmıştır.

Bütün bu eylemler birlikte

değerlendirildiğinde eylemlerin şideti ve yoğunluğu

ve yapıldığı tarihteki terör olayları bir bütün olarak değerlendirildiğinde

sanığın eyleminin mensubu olduğu örgütün amaçları doğrultusunda Türkiye Cumhuriyetinin Anayasal Düzenini cebren ortadan

kaldırmaya teşebbüs niteliğinde bulunduğundan sanığın TCK nun

146/1 madde gereğince cezalandırılmasına, karar verilmesi gerektiği..."

66. Başvurucu Ökmen'in mahkûmiyetine esas alınan 59 No.lu olaya

ilişkin olaraktespit edilemeyen bir tarihte alınan

ifadesinde mağdur Mustafa Z., biri kadın olmak üzere üç kişinin aracını gasp

ettiklerini ve kendisini bağladıklarını söylemiştir.

67. Tespit edilemeyen bir tarihte tanıklar İkram O. ve Memduh

S., İETT soygunuyla ilgili başvurucu ve Ahmet Ö.yü; tanık Muzaffer A., Ali R. K.ü

(fotoğraftan); tanık Coşkun V., Şükrü A.yı

(fotoğraftan) teşhis etmiştir (Gerekçeli kararda olay tarihi 14/8/1992 olarak

belirtilmiştir.).

68. Başvurucu Ökmen; gözaltında kaldığı sürede işkence gördüğü

ve ifade tutanağını bu baskı altında imzaladığı, Adli Tıp raporunun bu

iddiasını doğruladığı, diğer sanıkların ifadelerinin de baskı ve şiddet altında

alındığı, işkenceyle alınan ifadesi dışında örgütle ilişkisini gösteren bir

delil bulunmadığı, olayların mağdurlarının kendisini teşhis edemediği, 5271

sayılı Kanun'un 148. maddesi uyarınca hukuka aykırı delillerin ve sanık

tarafından daha sonraki aşamalarda kabul edilmemesi hâlinde Emniyette avukat

yokluğunda alınan ifadelerin yargılamada delil olarak kullanılamayacağı,

kendisinin ve diğer sanıkların sonradan inkâr ettikleri Emniyet ifadelerine

hükümde dayanılmaması gerektiği, yakalandığı gün ve bir gün sonrasında yer

gösterme yapmasının makul olmadığı, üzerine atılı eylemlerin sübutu kabul

edilse dahi bunun mahkûmiyetine konu suç oluşturacak boyut ve yoğunluğa

ulaşmadığı, yargılama aşamasındaki tavır ve sözlerinin delil olarak kabul

edilmemesi gerektiği gerekçeleriyle kararı temyiz etmiştir.

69. Başvurucu Bütüner 24/6/2010 tarihinde kararı temyiz

etmiştir. UYAP'taki dosyasında temyiz dilekçesi

bulunamamış, dosyanın itiraz incelemesi için gönderildiği Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından ise anılan belgeye rastlanmadığı bildirilmiştir.

70. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 26/9/2012 tarihli ve E.2012/3285,

K.2012/9894 sayılı ilamıyla başvurucular yönünden kararı onamıştır.

71. Nihai kararın 3/12/2012 tarihinde Mahkeme Kalemine döndüğü

anlaşılmaktadır.

72. Başvurucu Ökmen 11/1/2013, başvurucu Bütüner 18/2/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

73. 5190 sayılı mülga Kanun'un 1. numaralı maddesinin ilgili

kısımları şöyledir:

"4.4.1929 tarihli ve

1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa 394 üncü

maddeden sonra gelmek üzere "Bazı suçlara ilişkin muhakeme usulü"

başlıklı ÜÇÜNCÜ FASIL başlığı altında aşağıdaki maddeler eklenmiştir.

Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi

MADDE 394/a. -

Aşağıdaki suçlarla ilgili davalar, Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler

ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde

belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür:

1. 765 sayılı Türk Ceza

Kanununun 125 ilâ 139, 146 ilâ 157, 168, 169, 171 ve 172 nci maddelerinde yazılı suçlar, 403 üncü maddesinde yazılı

toplu olarak veya teşekkül vücuda getirmek suretiyle işlenen suçlar.

..."

74. 5271 sayılı Kanun'un "İfade

alma ve sorguda yasak usuller" kenar başlıklı 148. maddesinin

(1), (3) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Şüphelinin ve

sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü

davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma,

bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz.

...

(3) Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza

ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez.

(4) Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan

ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından

doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

75. Mahkemenin 20/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

76. Başvurucu Ökmen,

i. Gözaltında kaldığı süre boyunca işkenceye maruz kaldığını ve

Adli Tıp Şube Müdürlüğünün raporundan da anlaşılacağı gibi parmakla kızlığının

bozulduğunu, manevi değerlerinin ağır biçimde aşağılandığını belirterek işkence

ve kötü muamele yasağının,

ii. Gözaltına alındığının ailesine haber verilmediğini, derhâl

hâkim önüne çıkarılmadığını, tahliye taleplerinin rutin ifadelerle

reddedildiğini, tutukluk hâlinin devamı kararlarına karşı yaptığı itirazların

çelişmeli yargılama ilkelerine uyulmaksızın ve savunmaları dikkate alınmasızın reddedildiğini, tutukluluk süresinin uzun

olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının,

iii. Emniyetteki ifadesinde müdafi yardımından

faydalandırılmadığını, işkence altında ve uzun süren gözetim süresi sonrasında

özgür iradesi ile vermediği ifadesinin hükme esas alındığını, bu ifadesinin

yasak yöntemlerce elde edilmiş delil olduğunu, diğer sanıkların da işkence

altında alınan ifadelerinin delil olarak kabul edildiğini, dosyada

mahkûmiyetini gerektirecek başkaca delil bulunmadığını, eylemlerinin

mahkûmiyete konu suçu oluşturup oluşturmayacağının Mahkeme kararında yeterince

tartışılmadığını, askerî hâkim sınıfından bir üyenin de bulunduğu heyetin

tarafsızlık ve bağımsızlığının şüpheli olduğu, 1992 ile 1999 yılları arasındaki

esaslı işlemlerin bu güvenceden yoksun yapıldığını, yargılamanın uzun sürede

sonuçlandığını belirterek suçun kanuniliği ilkesinin ve adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu bu nedenle yargılamanın

yenilenmesine karar verilmesini ve toplamda 570.000 TL manevi tazminata

hükmedilmesini talep etmiştir.

77. Başvurucu Bütüner,

i. Gözaltı süresince işkenceye uğradığını, ifadesini

imzalamasının ardından polislerin yaralarına her gün merhem sürdüğünü ve

izlerin geçmesini beklediklerini, işkence iddialarını dile getirmesine rağmen

bu konuyla ilgili herhangi bir soruşturma başlatmadıklarını belirterek Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3. maddesiyle korunan haklarının,

ii. Gözaltına alınmasından ancak dokuz gün sonra hâkim huzuruna

çıkarıldığını, bu sürede ailesiyle ve başkalarıyla görüşme imkânının kendisine

tanınmadığını belirterek Sözleşme'nin 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer

alan derhâl hâkim önüne çıkarılma hakkının,

iii. Gözaltındaki ifadesinin işkence altında ve zora dayalı

alındığını, bunun susma hakkını ihlal ettiğini, Cumhuriyet savcısı veya hâkimin

hazır bulunmaksızın yapılan yer gösterme işlemine katılmak zorunda

bırakıldığını, gözaltı süresinde alınan beyanlarının hukuka aykırı delil

niteliğinde olduğunu fakat mahkûmiyetine esas alındığını, Cumhuriyet savcısı ve

sorgu hâkimi tarafından susma ve müdafi yardımından yararlanma haklarının

hatırlatılmadığını, gözaltında ve bu ifadeleri esnasında müdafi yardımından

faydalandırılmadığını, kollukta verdiği ifade dışında dayanılan başka bir delil

bulunmadığını, bazı belgelerin kendisinin eli ürünü olduğu yönünde hazırlanan

polis raporlarının bilimsellikten uzak olduğunu, 5271 sayılı Kanun ve Yargıtay

kararları uyarınca müdafi yokluğunda kollukta verilen, başka delillerle

desteklenmeyen ve sonradan geri alınan ifadelerin hükme esas alınamayacağını,

sonradan yürürlüğe giren bu usul hükmünün derhâl uygulanması ve kendisi ile

diğer sanıkların ifadelerinin dikkate alınmaması gerektiğini; Mahkeme kararında

savunmalarına neden itibar edilmediğinin, hangi yasa hükümleri uygulanarak

sonuç cezanın belirlendiğinin, hangi eylemleri ve deliller temelinde suçlu

bulunduğunun gösterilmediğini, Mahkeme ve Yargıtay kararlarının usulüne uygun

gerekçe içermediğini, DGM'lerin kaldırılmasından sonra görev yapan mahkemelerin

de doğal yargıç ilkesine aykırı olduğunu, bağımsız ve tarafsız olmadıklarını,

DGM'lere yönelik eleştirilerin bu Mahkemeler için de geçerli olduğu, dava

esnasında Mahkeme heyetinde birçok kez değişiklik olduğunu, yargılamanın uzun

sürdüğünü belirterek delillerin doğrudan doğruyalığı

ilkesini, bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma, makul sürede

yargılanma haklarını içerecek biçimde adil yargılanma hakkının ve Sözleşme'nin

6. maddesinin,

iv. İdam cezası kaldırılmış olduğundan temel cezanın müebbet

ağır hapis cezası olacağı ve yapılacak indirimle birlikte sonuç cezasının otuz

yıl olarak belirlenmesi gerektiğini belirterek suç ve cezaların kanuniliği

ilkesinin,

v. Hazırlık soruşturması esnasında sadece lehe delillerin

toplandığını, hukuka aykırı ve yetersiz delillerle yapılan suçlamalar sonucunda

ispat yükünün haksız biçimde kendisine yüklendiğini, Mahkemenin suçu işlediği

ön yargısıyla hareket ettiğini ve on iki yılı aşkın bir süre tutuklu

yargılandığını belirterek masumiyet karinesinin,

vi. Sözleşme'nin 6. maddesi kapsamındaki ihlal iddialarına karşı

etkili başvuru yollarının bulunmadığını belirterek Sözleşme'nin 13.

maddesindeki etkili bir hukuk yoluna başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür. Başvurucu bu nedenlerle yargılamanın yenilenmesine, cezasının

infazının durdurulmasına ve 30.000 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminata

hükmedilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

78. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların gözaltında işkence

gördüklerine ve bu hususta soruşturma yapılmadığına ilişkin iddialarının

işkence ve kötü muamele yasağı kapsamında, gözaltında tutulmalarına ve

tutukluluk hâline yönelik iddialarının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında, diğer iddialarının ise adil yargılanma hakkı kapsamında ve

yargılamanın bir kısmının askerî üyenin de yer aldığı heyet tarafından veya

5190 sayılı mülga Kanun'la görevlendirilen mahkemece yürütülmesini

ilgilendirdiği ölçüde tarafsız ve bağımsız bir mahkemede yargılanma hakkı

çerçevesinde, mahkeme heyetinden değişiklikler olmasını ilgilendirdiği ölçüde

doğrudan doğruyalık ilkesi çerçevesinde, gözaltında

iken müdafi atanmadığına ilişkin iddiaları ilgilendirdiği ölçüde müdafi

yardımından yararlanma hakkı çerçevesinde, yargılamanın uzun sürede

sonuçlandığı iddiasını ilgilendirdiği ölçüde makul sürede yargılanma hakkı

çerçevesinde, diğer iddialarının ise yargılamanın hakkaniyete uygun görülmesi

hakkı çerçevesinde incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. İşkence Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

79. Başvurucular gözaltında işkence gördüklerini ileri

sürmüşler, başvurucu Bütüner ek olarak işkence iddialarına ilişkin herhangi bir

soruşturma yürütülmediğini iddia etmiştir.

80. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'ungeçici

1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, 23/9/2012

tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler."

81. 6216 sayılı Kanun hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisinin başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup Mahkeme ancak bu

tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel

başvuruları inceleyebilir. Bu düzenleme karşısında anılan tarihten önce

kesinleşmiş ya da sonuçlanmış hususları da içerecek şekilde Mahkemenin yetki

kapsamının genişletilmesi mümkün değildir.

82. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi için kesin bir

tarihin belirlenmesi ve Mahkemenin yetkisinin geriye yürür şekilde

uygulanmaması hukuk güvenliği ilkesinin gereğidir (Zafer Öztürk, B. No: 2012/51, 25/12/2012, § 18).

83. Somut olayda, başvurucuların işkence gördüğünü belirttiği

tarihlerin 1992 yılını yani bireysel başvuruların incelenmeye başlandığı tarih

olarak belirlenen 23/9/2012 gününden öncesini ilgilendirdiği anlaşılmaktadır.

84. Başvurucu Bütüner, yetkili makamlar önünde işkence iddiasını

dile getirmesine rağmen herhangi bir soruşturma yapılmadığından da şikâyet

etmektedir.

85. Başvurucunun beyanlarından ve dosya içindeki belgelerden

İstanbul 3 No.lu DGM'nin 17/12/2003 tarihli mahkûmiyet kararında ve Yargıtay 9.

Ceza Dairesinin 1/4/2005 tarihli bozma ilamında işkence iddialarına ilişkin

ayrı bir değerlendirme yapıldığına ya da araştırılmak üzere konunun Cumhuriyet

Savcılığına bildirildiğine dair herhangi bir bilgi yer almamaktadır (bkz. §§

57, 58).

86. Yukarıdaki bilgiler dikkate alındığında başvurucunun, en geç

Yargıtayın bozma kararı verdiği 1/4/2005 tarihinde

işkence iddialarına yönelik bir soruşturma başlatılmayacağını öğrendiği kabul

edilmelidir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. İçöz/Türkiye (k.k.), B. No: 54919/00,

9/1/2003; Kenar/Türkiye (k.k.), B. No: 67215/01, 1/12/2005; Mehmet Reşit Arslan/Türkiye, B. No:

31320/02, , 31/1/2008, §§ 23, 25).

87. Bu itibarla başvurucunun işkence iddialarına yönelik soruşturma

yapılmayacağını öğrendiği tarihin de bireysel başvurunun yürürlüğe girmesinin

öncesine ilişkin olduğu görülmektedir.

88. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

89. Başvurucular gözaltı ve tutukluluk sürelerinin uzun

olduğunu, gözaltına alınmalarına ilişkin yakınlarına haber verilmediğini, derhâl

hâkim önüne çıkartılmadıklarını, çelişmeli yargılamaya uyulmaksızın ve şablon

gerekçelerle tutukluluğun devamına karar verildiğini ileri sürmüşlerdir.

90. Başvurucuların gözaltı durumlarının tutuklama kararlarıyla

sona erdiği görülmekle birlikte her hâlükarda

başvurucu Ökmen'in 2/7/2001 ve başvurucu Bütüner'in 21/12/2005 tarihinde yani

bireysel başvuru tarihi öncesinde tahliye edildikleri (bkz. §§ 30, 59) ve

şikâyetlerin bu döneme ilişkin olduğu anlaşılmıştır.

91. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

92. Başvurucular adil yargılanma haklarının çeşitli yönlerden

ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

93. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

94. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

"İhlale neden olduğu

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir."

95. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği olarak

öncelikle olağan başvuru yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca

başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve

süresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi ve bu

konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı

zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş

olması gerekir (Bayram Gök, B.

No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 18, 19).

96. Öte yandan genel mahkemeler önünde ve olağan kanun

yollarında dile getirilmeyen iddialar, bireysel başvuruya konu edilemeyeceği

gibi genel mahkemelere sunulmayan yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine

sunulamaz (Bayram Gök, § 20; Metin Polat, B. No: 2013/1145, 10/6/2015,

§ 25).

97. Başvurucu Bütüner'in, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin

18/6/2010 tarihli kararına karşı vermiş olduğu temyiz dilekçesi dosya içinde

bulunmamaktadır. Bununla birlikte başvurucunun kararı temyiz ettiğinin açık

olduğu, bu dilekçenin taranarak UYAP'taki dosyaya

konmadığı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından belgeye fiziki dosya

içinde rastlanmadığının bildirildiği (bkz. § 69) ve Bakanlıkça da başvurucunun

temyiz aşamasında iddialarını dile getirmediğine yönelik bir görüş sunulmadığı

dikkate alındığında başvuru yollarının tüketilmiş olduğunun kabulü gerekir.

i. Doğrudan Doğruyalık İlkesi ile Bağımsız ve Tarafsız Bir Mahkemede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

98. Başvurucular Mahkeme heyetinde değişiklikler olduğunu,

yargılamanın bir kısmının askerî hâkimin de bulunduğu bir heyet tarafından veya

5190 sayılı mülga Kanun'la görevlendirilmiş bir mahkemede görüldüğünü ileri

sürmüşlerdir.

99. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru usulü" kenar başlıklı 47. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Başvuru dilekçesinde

... işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle ihlal edildiği ileri sürülen hak ve

özgürlüğün ve dayanılan Anayasa hükümlerinin, ihlal gerekçelerinin, ...

belirtilmesi gerekir. Başvuru dilekçesine, dayanılan deliller ile ih lale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların

aslı ya da örneğinin ve harcın ödendiğine dair belgenin eklenmesi şarttır."

100. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi" kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Mahkeme, ... açıkça

dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir"

101. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

(İçtüzük) "Bireysel başvuru formu ve

ekleri" kenar başlıklı 59. maddesinin (2) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

"(2) Başvuru formunda

aşağıdaki hususlar yer alır:

…

d) Bireysel başvuru kapsamındaki haklardan

hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillere

ait özlü açıklamalar.

..."

102. 6216 sayılı Kanun'un 47. maddesinin (3) numaralı, 48.

maddesinin (2) numaralı fıkraları ile İçtüzük'ün 59.

maddesinin ilgili kısmı uyarınca Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla

ilgili delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını ve dayanılan

Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda bulunarak

hukuki iddialarını kanıtlamak başvurucuya düşer (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 19).

103. Başvurucunun; kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali

nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasa

hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu

ileri sürülen işlem veya kararların aslı ya da örneğini başvuru dilekçesine

eklemesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia

edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti

yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle

ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, § 20).

104. Başvuruya konu ihlal iddiasıyla ilgili deliller sunarak

olaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasa hükmünün ihlal edildiğine ilişkin

açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını kanıtlama yükümlülüğü

başvuruculara ait olmasına rağmen başvurucuların ihlal iddialarını yeterince

detaylandırdıkları ve gerekçelendirdikleri söylenemez. Başvurucular, askerî

hâkim sınıfından üyenin bulunduğu heyet tarafından ne gibi esaslı işlemlerin

yapıldığına, Mahkeme heyetindeki değişiklikler sonucunda karar veren üyelerin

doğrudan doğruyalık ilkesi uyarınca bizzat

incelemeleri gereken ve sonuca etkili delillerin neler olduğuna ya da 5190 sayılımülga Kanun'la görevlendirilmiş mahkeme sıfatıyla

yargılama yapılan dönemde gerçekleştirilen ve yargılamanın bir bütün olarak

hakkaniyete uygun yürütülmesine halel getirecek işlemlerin bulunup

bulunmadığına dair bir açıklama getirmemişlerdir.

105. Öte yandan5190 sayılı mülga Kanun uyarınca görev yapan

Mahkemenin genel bir kanuni düzenlemeye dayanarak yargılamayı sürdürdüğü açık

olduğundan gerçekliği ve niteliği kesin olarak tespit edilemeyen olgulardan ve

yorumlardan hareketle ve ön yargılı bir işlem ve tutum göstermeksizin ilgili

mahkemelerin kanuni hâkim güvencesine aykırı olduklarını ya da bağımsız ve

tarafsız yargılama yapmadıklarını kabul etmek mümkün değildir (Ersin Ekmekçi ve Sinan Ekmekçi, B. No:

2013/6068, 18/11/2015, § 52).

106. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürülen

ihlal iddiaları kanıtlanamadığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Adil Yargılanma Hakkı

Kapsamındaki Diğer İhlal İddiaları

107. Başvurucular, gözaltında bulundukları sürede kendilerine

müdafi atanmadığını, müdafi yokluğunda ve işkence altında verdiklerini

belirttikleri ifadelerinin hükme esas alınması da dâhil olmak üzere çeşitli

gerekçelerle yargılamanın hakkaniyete uygun görülmediğini, mahkeme kararlarının

uygun biçimde gerekçelendirilmediğini ve haklarındaki yargılamanın uzun

sürdüğünü ileri sürmüşlerdir.

108. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan müdafi

yardımından yararlanma, yargılamanın hakkaniyete uygun görülmesi ve makul

sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

a. Müdafi Yardımından

Faydalanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

109. Başvurucular, gözaltında tutuldukları sürede müdafi

yardımından yararlandırılmadıklarını ileri sürmüştür. Başvurucu Bütüner, müdafi

hakkının kendisine hatırlatılmadığını da iddia etmiştir.

110. Bakanlık yazılarında, başvurucu Ökmen yönünden herhangi bir

görüş bildirilmemiş; başvurucu Bütüner yönünden ise Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) içtihatları uyarınca her davanın kendine has koşulları içinde

bazı kısıtlamalar mümkün olmakla birlikte kolluk tarafından ilk sorgulanma

anından itibaren ilgililere avukat yardımından yararlanma hakkının tanınmasının

zorunlu olduğu belirtilmiştir.

111. Başvurucu Ökmen, cevap dilekçesinde ilave değerlendirmede

bulunmamış; başvurucu Bütüner, ihlal iddiasını tekrarlamıştır.

112. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa'da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme'nin "Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesi

çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).

113. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

114. Sözleşme'nin "Adil

yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının (c) bendi şöyledir:

"3. Bir suç ile itham

edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:

...

c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir

müdafiin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak

için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için

gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak

yararlanabilmek."

115. AİHM'e göre Sözleşme'nin 6.

maddesinin asıl amacı, cezai kovuşturma söz konusu olduğunda isnat edilen

suçlamalar ile ilgili olarak karar vermeye yetkili bir "mahkeme"

tarafından adil bir yargılama yapılmasını sağlamak olsa da bu durum, 6.

maddenin soruşturma evresinde uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir.

Dolayısıyla bir yargılamanın adilliğinin soruşturmanın ilk safhalarında 6.

madde hükümlerine uygun hareket edilmemesi nedeniyle ciddi derecede zarara

uğratılması söz konusuysa 6. madde ve özellikle bu maddenin (3) numaralı

fıkrası, yargılama öncesi durumlar için de geçerli olabilir. Buna göre

Sözleşme'nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (c) bendinde belirtilen hak,

birinci paragrafta yer alan ceza davalarında adil yargılanma kavramının

unsurlarından birini teşkil eder (Salduz/Türkiye

[BD], B. No: 36391/02, 27/11/2008, § 50).

116. AİHM, mutlak olmamakla birlikte cezai bir suçla itham

edilen herkesin gerekiyorsa resmî olarak görevlendirilen bir avukat tarafından

etkili bir şekilde savunulması hakkının adil yargılanmanın temel

özelliklerinden biri olduğunu belirtmekte (Poitrimol/Fransa, B. No: 14032/88, 23/11/1993, § 34; Demebukov/Bulgaristan, B. No: 68020/01, 28/2/2008,

§ 50) fakat avukat tayin edilmesinin tek başına sanığa yapılacak adli yardımın

etkili olmasını garanti etmediğini de vurgulamaktadır (Salduz/Türkiye, § 51).

117. Özellikle hukuki düzenlemeler uyarınca sanığın soruşturma

aşamasındaki ifade ve tutumu, kovuşturma aşamasında savunma açısından

belirleyici bir rol oluşturuyorsa avukattan yararlanma hakkı, soruşturmanın ilk

evrelerinden itibaren sağlanmalıdır. Öte yandan haklı sebeplerden ötürü bu

hakkın sınırlamalara maruz kalabileceği düşünülebilir. Her durumda sınırlamanın

haklı sebeplere dayanıp dayanmadığı, haklı sebeplere dayanıyorsa dava sürecinin

bütününe bakıldığında sanığı adil yargılama hakkından mahrum edip etmediği

tartışılmalıdır.

118. Sanığın müdafi yardımından yararlanması ile aynı zamanda

kamu görevlilerinin haksız uygulamalarının önlenmesi, adli hataların

oluşmaması, sorgulama veya iddia makamı ile sanık arasında silahların

eşitliğinin sağlanması ilkesi başta olmak üzere Sözleşme'nin 6. maddenin

amaçlarının gerçekleştirilmesi de sağlanmış olacaktır (Sami Özbil, B.

No: 2012/543, 15/10/2014, § 63; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Dağdelen ve diğerleri/Türkiye, B. No:

1767/03, 25/11/2008).

119. Bu bakımdan soruşturma evresinde bir avukat yardımından

yararlanma en az kovuşturma aşamasındaki kadar önemlidir. Çünkü bu aşamada elde

edilen deliller, yargılama sırasında söz konusu suçun hangi çerçevede ele

alınacağını belirlemektedir. Özellikle delillerin toplanması ve kullanılması

aşamasında cezai yargılamaya ilişkin mevzuat giderek daha karmaşık hâle

geldiğinden sanık, kovuşturmanın bu aşamasında kendisini savunmasız bir durumda

bulabilir ve ancak bu savunmasızlık ya da kendini suçlamaya karşı koruma hakkı

bir avukatın yardımı ile gereği gibi telafi edilebilir (Sami Özbil, §

64).

120. Müdafi yardımından yararlanma hakkı esasen kamu

makamlarının, şüphelinin/sanığın arzusu hilafına baskı ve zorlama metotları ile

elde edilen delilleri kullanmadan iddialarını ispat etmeye çalışmasını

öngörmektedir (Aligül Alkaya ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1138, 27/10/2015, § 136; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/7/2006;

Salduz/Türkiye, § 54). Bir yargılamanın kendini

suçlamama hakkının özünü yok edip etmediğini değerlendirirken AİHM'in özel bir ihtimamla gözettiği usul güvencelerinden

birisi de kovuşturmanın ilk aşamalarında avukat erişiminin sağlanıp

sağlanmadığıdır. AİHM, bu bağlamda tutuklunun avukat yardımı almasının kötü

muameleye karşı temel bir koruma olduğunu vurgulayan İşkenceyi Önleme

Komitesinin tavsiyelerini dikkate almakta ve ağır suçlamalar söz konusu

olduğunda bu ilkelere özellikle uyulması gerektiğini belirtmektedir (Salduz/Türkiye, § 54).

121. Bu açıklamalara göre adil yargılanma hakkının yeterince

"uygulanabilir" ve "etkili" olabilmesi için kural olarak

her davanın kendine has koşulları ışığında bu hakkın kısıtlanması için zorunlu

sebepler olmadıkça polis tarafından ilk kez sorgulanmasından itibaren avukata

erişim hakkının şüpheliye sağlanması gerekir. Avukat erişiminin sağlanmamasına

istisnai olarak zorunlu sebeplerin gerekçe gösterilmesi durumunda bile böylesi

bir kısıtlama -gerekçesi ne olursa olsun- şüphelinin/sanığın adil yargılanma

bağlamında güvence altına alınan haklarına halel getirmemelidir. Avukat erişimi

sağlanmayan sanığa polis soruşturması sırasında suçlayıcı ifadeler kullanılması

durumunda prensip olarak sanığın haklarına telafi edilemeyecek şekilde zarar

geldiğinin kabulü gerekir (Aligül Alkaya ve diğerleri, § 137).

122. Somut olayda, başvurucu Ökmen ve Bütüner sırasıyla

29/9/1992 ile 12/10/1992 ve 17/10/1993 ile 26/10/1993 tarihleri arasında

gözaltında kalmışlardır (bkz. §§ 10, 17, 46, 55).

123. Başvurucuları gözaltında tutulduğu dönemde, DGM'lerin görev

alanına giren suçlar yönünden müdafi yardımından yararlanma ancak belli bir

aşamadan sonra mümkün olabilmekteydi. Anılan tarihlerde, ilgili mevzuatta bu

kapsamdaki suçlara yönelik soruşturmalar için normal gözaltı süresinde avukata

erişim imkânı tanınmamıştır.Bu

itibarla başvurucuların gözaltı süresince müdafi yardımından

faydalandırılmamasının mevzuattan kaynaklanan bir uygulama olduğu

anlaşılmaktadır (Sami Özbil,

§ 71; Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 48; Aligül Alkaya ve diğerleri, § 144). Gözaltında

şüpheliye avukat erişim imkânının sağlanmasına olanak tanımayan bir düzenlemeye

dayanan uygulamanın müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlali sonucunu

doğuracağı açıktır.

124. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa'nın 36. maddesi

bağlamında güvence altına alınan müdafi yardımından faydalanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. Yargılamanın

Hakkaniyete Uygun Görülmesi Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

125. Başvurucular, diğer hususların yanı sıra gözaltı süresince

müdafileri olmaksızın ve işkence ya da baskı altında verdikleri ve daha sonraki

aşamalarda kabul etmedikleri ifadelerine mahkûmiyet kararında dayanıldığını,

diğer sanıkların da işkence sonucu verdikleri söyledikleri ifadelerin hükme esas

alındığını, mevzuat ve Yargıtay kararları uyarınca bu ifadelerin

kullanılamayacağını, Mahkeme kararlarının uygun gerekçe içermediğini ileri

sürmüşlerdir.

126. Başvurucu Ökmen'e ilişkin Bakanlık yazısında, parmakla

kızlık bozma iddiası bakımından başvurucunun bakire olduğu yönündeki Adli Tıp

Kurumu raporundaki tespitin, aynı raporda belirtilen şişme bulgusu bakımından

ise gözaltında olup olmadığına ve asgari ağırlık düzeyine ulaşıp ulaşmadığına

bakılması gerektiği, diğer yandan başvurucunun kollukta alınan ifadesinin

haricinde başvurucunun ifadesini doğrulayan teşhis tutanağının, yer gösterme

tutanağının, arama tutanağının, çeşitli raporların da hükme esas alındığı;

Mahkemenin sanıkların anlatımından daha ayrıntılı biçimde olayları

değerlendirdiği, yakalama ve arama tutanaklarının gerçeği yansıtmadığı iddiası

bakımından bazı şüphelilerin tutanakları imzadan imtina ettiklerinin dikkate

alınması gerektiği belirtilmiştir.

127. Başvurucu Ökmen cevap dilekçesinde Eyüp Adlı Tıp Şube

Müdürlüğünün 9/12/1992 tarihli raporunun işkence iddialarını doğruladığını, bu

raporun Bakanlık yazısında göz ardı edildiğini; sübuta eren işkence, kötü

muamele, manevi eziyet, yorgun bırakma sonucunda elde edilen delillerin hukuka

aykırı delil niteliği taşıdığını, bu delillere dayanılmasının yargılamanın adil

olmadığını gösterdiğini ileri sürmüştür.

128. Başvurucu Bütüner'e ilişkin Bakanlık yazısında, işkence ve

kötü muamele iddialarına ilişkin ibraz edilen herhangi bir delilin bulunmadığı,

başvurucunun mahkûmiyetinde esas alınan tek delilin kolluk aşamasında alınan

ifadesi olmadığı, Talat Ü., Erol Ç. ve İsmail Y.nin

beyanlarına, mağdur beyanlarına, teşhis tutanağına, çeşitli ekspertiz

raporlarına ve arama el koyma tutanaklarına da dayanıldığı, Mahkemenin 1/3/1926

tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun 146. ve 59. maddelerine

dayanarak sonuç cezayı belirlediği ifade edilmiştir.

129. Başvurucu Bütüner cevap dilekçesinde, baskı ve işkence

iddialarını yargılama aşamasında dile getirdiklerini, işkence yasağı

şikâyetinin zaman yönünde yetki haricinde kaldığı kabul edilse dahi adil

yargılamaya etkisinin incelenmesi gerektiği, gözaltında alınan ifadelerin

mahkûmiyet hükmünün esasını oluşturduğunu, müdafii

yokluğunda alınan ifadelerin sonradan inkâr edilmesi durumunda bu beyanlara

dayanılamayacağını ve bu ifadelerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğunu

ifade etmiştir.

130. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

131. Sözleşme'nin "Adil

yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı

fırkasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes ... cezai

alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla

kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının ... hakkaniyete

uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir."

132. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme

ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme

yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada sunulan delilin

geçerli olup olmadığını, delil sunma ve inceleme yöntemlerinin yasaya uygun

olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp

Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup

olmadığını değerlendirmektir (Muhittin Kaya

ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve

Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).

133. Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında, kanuna

aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği açıkça

hükme bağlanmıştır.

134. Ancak bu yönüyle Anayasa Mahkemesinin görevi, belirli delil

unsurlarının kanuna uygun şekilde elde edilip edilmediklerini tespit etmekten

ziyade bu türden "kanuna aykırılığın" Anayasa'da korunan başka bir

hakkın ihlali ile sonuçlanıp sonuçlanmadığını ve bu "kanuna

aykırılığın" bir bütün olarak yargılamanın adil olup olmamasına etkisini

incelemektir (Yaşar Yılmaz, B.

No: 2013/6183, 19/11/2014, § 46; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Ramanauskas/Litvanya [BD], B. No: 74420/01, 5/2/2008,

§ 52). Bu yapılırken delillerin elde edildiği koşulların, onların gerçekliği ve

güvenilirliği üzerinde şüphe doğurup doğurmadığının dikkate alınması gereklidir

(Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 61).

135. Adil yargılanma hakkı kapsamında güvence altına alınan

hakların etkili bir şekilde korunması gereklidir. Bu itibarla işkence ve kötü

muamele yasağına aykırı eylemler sonucunda elde edilen delillerin kullanılması

da yargılamanın adilliğine yönelik ciddi sorunlar ortaya çıkarır. Zira işkence

ve kötü muamele sonucunda elde edilen delillerin kabul edilebilirliğine karar

verilmesi, mutlak surette yasaklanan işkence ve kötü muameleye yönelik bir

tolerans olarak değerlendirilme ve bu noktada ilgili kamu görevlerinin bu

yöntemlere başvurmalarını teşvik gibi sonuçlar doğurabilir (Güllüzar Erman, § 64; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Gafgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010,

§ 178).

136. Özetle hüküm kurulurken işkence, insanlık dışı ve onur

kırıcı muamele ile toplanan delillere dayanılması hakkaniyete uygun yargılama

hakkı ile bağdaşmamaktadır. Ancak işkence ve kötü muamele yasağına aykırı bir

biçimde soruşturma aşamasında elde edilen bir ikrar yerine, daha sonra kişinin

mahkeme huzurunda özgür iradesiyle verdiği ifadeye dayanılarak hüküm kurulmuş

olması hâlinde salt önceki ifadenin işkence ve kötü muamele yasağı ile

bağdaşmayan yöntemlerle elde edilmiş olması, yargılamanın bütününün hakkaniyete

aykırı kabul edilmesini gerektirmez. Yargılama kapsamında dayanılan diğer

delillerin sıhhatine bakılarak hakkaniyete uygun yargılama yapılıp yapılmadığı

tespit edilmelidir (Güllüzar Erman, § 65).

137. İkrarın kişinin hür iradesine dayalı olup olmadığının,

kovuşturma aşamasında çelişmeli bir usulle yargılama makamı tarafından

irdelenip değerlendirilmiş olması da gereklidir. Dahası özellikle sanığın,

soruşturma aşamasındaki ikrarını, kötü muamele veya işkence altında verdiğini

belirterek hâkim önünde reddetmesi hâlinde işin esasına geçilmeksizin öncelikle

bu konunun açıklığa kavuşturulması gerekli olup aksi yöndeki uygulamalar

hakkaniyete uygun yargılama hakkı bakımından önemli eksiklik oluşturur (Güllüzar Erman, § 67; benzer yöndeki AİHM kararı

için bkz. Güneş/Türkiye, B. No:

28490/95, 19/6/2003, § 91).

138. Somut olayda başvurucu Bütüner, kollukta işkence ve baskıya

maruz kaldığını belirterek soyut açıklamalarla haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüş; bu iddiasını incelemeye imkân verecek biçimde yeterli derecede

ciddi ve tutarlı karinelerle temellendirme yapmamıştır. Başvurucu iddialarını

bir doktor raporu veyaişkence gördüğüne dair makul

bir açıklamayı destekleyen bir kanıt unsuruna ya da delil başlangıcına

dayandırmadığı da görülmektedir. Başvurucu, gözaltında meydana gelen yaraların

merhem sürülerek iyileştirildiğini iddia etmişse de bu yaraları tespit ettirmek

üzere doktor muayenesi talep ettiğini gösteren bir bilgi de sunmamıştır. Bu

itibarla başvurucu Bütüner yönünden işkence veya baskı altında verdiği

ifadelerinin hükme esas alındığına ilişkin değerlendirme yapılmasını

gerektirecek bir husus bulunduğu söylenemez.

139. Başvurucu Ökmen bakımından ise gözaltından çıkartıldığı

12/10/1992 tarihinden itibaren parmakla kızlığının bozulduğuna ve işkence

gördüğüne dair iddialarını dile getirdiğini görülmektedir (bkz. §§ 16, 23).

Başvurucu 12/10/1992, 13/10/1992, 22/10/1992, 23/101992, 26/10/1992 ve

9/12/1992 tarihlerinde muayene edilmiştir. Bu muayeneler sonucunda hazırlanan

raporlarda başvurucunun bakire olduğu belirtilmiş ise de ayaklarında kabuklu

lezyonlar, subjektif ağrı şikâyeti, parezi, kuvvet kaybı gibi çeşitli bulgular da tespit

edilmiştir. İstanbul Adli Şube Müdürlüğünün 12/10/1992 ve 13/10/1992 tarihli

raporlara istinaden hazırladığı 12/11/1992 tarihli raporda başvurucunun subjektif ağrı şikâyetinin ve şişliğin bir gün iş güç

kaybını gerektireceği değerlendirilmiştir. Bununla birlikte Eyüp Adli Tıp Şube

Müdürlüğünün başvurucuyu muayene etmek ve önceki raporları da dikkate almak

suretiyle hazırladığı 9/12/1992 tarihli raporda anılan bulguların başvurucunun

on beş gün iş güç kaybına neden olacağı sonucuna varılmıştır (bkz. §§ 40-43).

140. Başvurucunun, işkence altında verdikleri ifadelerinin

mahkûmiyeti bakımından dikkate alındığını belirttiği sanık Ahmet Ö.nün, Şükrü A.nın

ve Filiz K.nın muayenelerinde de bazı bulgular

saptanmıştır (bkz. § 44). Sanık Galip A.nın

ayağında ise yakalanması esnasında oluştuğu anlaşılan kurşun yarası bulunmaktadır

(bkz. § 45).

141. Başvurucuların, yargılamanın hakkaniyete uygun

yürütülmediği kapsamında ileri sürdükleri diğer bir iddia ise kendilerinin

müdafileri olmaksızın kollukta verdikleri ve daha sonraki aşamalarda inkar ettikleri ifadelerinin hükme esas alınmasıdır.

Başvurucu Bütüner, diğer sanıkların bu şekilde verdikleri ifadelerine

dayanılmasından da şikâyet etmiştir.

142. Başvurucu Ökmen'in işkence altında ve müdafii

olmaksızın kolluk aşamasında ifade verdiği ve yer gösterme işlemlerinde

bulunduğu anlaşılmaktadır. Başvurucu kolluktaki ifadesinde, örgüt içinde

kullandığı kod adlarına, örgüt içindeki konumuna ve katıldığını belirttiği beş

eyleme dair beyanlarda bulunmuştur (bkz. §§ 11, 12). Diğer yandan başvurucuya

tek başına ve diğer bir sanıkla veya sanıklarla birlikte bu beş olaya ilişkin

yer gösterme işlemi de yaptırılmıştır (bkz. §§ 15). Son olarak başvurucunun

gösterdiği iki yerde roketatar ve mermisi ile bir tabanca ele geçirilmiştir

(bkz. §§ 13).

143. Başvurucu Ökmen'in de katıldığı belirtilen olaylara ilişkin

olarak sanıklar Galip A., Ahmet Ö., Şükrü A. ve Filiz K. da kolluk aşamasında

ifade vermiş ve yer gösterme işleminde bulunmuş iseler de gerekçeli kararda

görülebileceği gibi sanıklar bu ifadelerini sonraki aşamalarda kabul etmemişlerdir.Galip A., Ahmet Ö.

ve Filiz K. işkence altında bu yönde ifade verdiklerini iddia etmişlerdir (bkz.

§§ 18-20). Gerekçeli karardaŞükrü A.nın ne şekilde beyanda bulunduğuna dair bir

açıklamaya rastlanılmamıştır.

144. Başvurucu Ökmen ve diğer bazı sanıklar, rapor sunmak

suretiyle işkence iddialarını Mahkeme önünde dile getirmişler; Mahkeme, bu

konuda Cumhuriyet Savcılığına yazı yazmış ve sonraki tarihli iddialarla ilgili

olarak sanıkları Cumhuriyet Savcılığına başvurmaya yönlendirmiştir (bkz. §§ 23,

24). Bununla birlikte gerekçeli kararda, bu soruşturmaların akıbetinin ne

olduğuna ya da başvurucu Ökmen'in ve mahkûmiyet kararında ifadelerine dayanılan

diğer sanıkların beyanlarını işkence altında verip vermediklerine yönelik bir

değerlendirmede bulunulmamıştır. Başvurucunun daha sonraki aşamalarda

reddettiği, kural olarak hüküm kurulurken dikkate alınmaması gereken ve müdafi

yardımından faydalanma hakkına riayet edilmeksizin alınan kolluk ifadelerine

dayanılmasını haklı gösterecek hangi nedenin bulunduğunun gerekçeli kararda

tartışılmadığı da anlaşılmaktadır (Aligül Alkaya ve diğerleri, § 168).

145. Bu ifadeler ve ifade işlemi sonucunda ele geçen silahlar

dışında mağdur Mustafa Z.nin biri kadın üç kişinin

aracını gasp ettiklerine dair beyanına, başvurucuya atılı suçun sübutu kısmında

açıkça tartışılmamakla birlikte tanıklar İkram O., Memduh S., Muzaffer A. ve

Coşkun V.nin yaptığı teşhis işlemine, ele geçen

maddelere ilişkin hazırlanan raporlara, bazı belgelerin başvurucunun eli ürünü

olduğunu gösteren raporlara ve olaylara ilişkin hazırlanan tutanaklara da

gerekçeli kararda dayanılmıştır (bkz. §§ 65-67).

146. Belirtilen delillerin yine de işkence şüphesiyle alındığı

ileri sürülen ve başvurucu Ökmen'in müdafii

olmaksızın verilenbeyanlarına hükümde dayanılması

gerçeğini ortadan kaldırdığı söylenemez.

147. Başvurucu Bütüner bakımından ise yapılan inceleme sonucunda

başvurucunun evinde ele geçen silahın 28 ve 29 No.lu olaylarda kullanıldığı

anlaşılmıştır (bkz. § 46). Ayrıca 26 No.lu olayın mağduru, başvurucuyu ve diğer

iki kişi olayın failleri olarak teşhis etmiştir (bkz. § 48). Başvurucuyla

birlikte hakkında dava açılan Cemalettin E. isimli kişi ise başvurucunun

"Tarık" kod adını kullandığını ve ona bağlı faaliyet gösterdiğini

söylemiştir (bkz. § 65). Aynı dosyada yargılanan Erol Ç. ve İsmail Y.,

başvurucuyla birlikte 28 ve 29 No.lu olayları gerçekleştirdiklerini

belirtmişlerdir (bkz. §§ 50, 51). Ek olarak bir örgüt evinde ele geçen

belgelerin başvurucunun eli ürünü olduğu anlaşılmıştır (bkz. § 65).

148. Başvurucu, müdafii olmaksızın

kolluğa vermiş olduğu ifadesinde 26, 28 ve 29 No.lu olaylara katıldığını kabul

etmiş; daha sonrasında ise bu ifadesini geri almıştır (bkz. §§ 47, 54). Diğer

sanıklar da olaylar zamanında geçerli mevzuat uyarınca müdafileri olmaksızın

verdikleri anlaşılan ifadelerini kabul etmemişlerdir (bkz. § 52). Ancak

gerekçeli kararda ve dosya içindeki belgelerde sanık Cemalettin E.nin ifadesini geri aldığına ya da diğer sanıkların

işkence veya kötü muamele iddiası dile getirdiklerine ilişkin bir bilgi veya

belgeye rastlanılmamıştır.

149. Mahkemenin gerekçeli kararında, bununla birlikte

başvurucunun ve diğer sanıkların müdafi yokluğunda verdikleri ifadelerin ve

yaptıkları yer gösterme işlemlerinin hükmün dayanağı olarak kullanıldığı

görülmektedir (Aligül Alkaya ve diğerleri, §§ 168, 170).

150. Bu itibarla başvurucuların müdafileri olmaksızın kollukta

vermiş oldukları ifadelerin ve diğer sanıkların bir ölçüde delillendirmek

suretiyle işkence altında yaptıklarını söyledikleri ya da aynı şekilde

müdafileri olmaksızın verdikleri beyanların başvurucuların mahkûmiyetlerine

gerekçe gösterilmesinin bir bütün olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkını

ihlal ettiği ortaya çıkmaktadır.

151. Yukarıda ulaşılan sonuç doğrultusunda başvurucuların anılan

hak kapsamında ileri sürdükleri diğer iddiaların incelenmesine gerek

görülmemiştir.

152. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan yargılamanın hakkaniyete uygun görülmesi haklarının

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

c. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

153. Başvurucular, haklarında süren ceza davasının makul sürede

sonuçlandırılmadığın ileri sürmüşlerdir.

154. Bakanlık yazılarında, başvurucu Ökmen'in şikâyeti yönünden Cevdet Genç (B. No: 2012/142, 9/1/2014)

kararında ortaya konulan ilkeler dikkate alınarak görüş sunulmasına gerek

görülmediği belirtilmiştir. Başvurucu Bütüner yönünden ise AİHM'in

bir yargılama süresinin makul olup olmadığını her olayın kendi koşulları

çerçevesinde incelediği, Cahit

Demirel/Türkiye kararında (B. No: 18623/03, 7/7/2009) dokuz yıllık

bir yargılamanın makul görülmediği fakat Ivanovas/Letonya ((k.k.), B. No: 25769/02,

4/12/2012) davasında yedi yıl üç ay civarındaki sürenin makul bulunduğu,

başvurucunun yargılandığı davaya konu sanıkların ve eylemlerin sayısı ve

eylemlerin niteliği itibarıyla dosyanın karmaşık olduğu ifade edilmiştir.

155. Başvurucu Ökmen cevap dilekçesinde, yukarıdaki Bakanlık

görüşüne ilişkin herhangi bir beyanda bulunmamıştır. Başvurucu Bütüner,

hakkındaki davanın Bakanlığın atıf yaptığı kararlardakinin iki katından fazla

sürdüğünü, bu sürenin on iki yılında tutuklu olarak yargılandığını, dava

süresine ilişkin kendisine izafe edilebilecek bir kusurun olmadığını,

Mahkemenin delil toplama faaliyeti gerçekleştirmediğinden ve kararını hazırlık

aşamasında toplanan delillere dayandırdığından 19 yıl 6 aydan daha fazla bir

sürede sonuçlanan yargılamayı haklı gösterecek bir nedenin bulunmadığını

belirtmiştir.

156. Makul sürede yargılanma hakkı, adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil olup davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesi

de -Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 38, 39).

157. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde dikkate alınması gereken

ölçütlerdir (Güher Ergun ve diğerleri,

§§ 41-45).

158. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığı

değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasının

yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya kişinin isnattan ilk olarak etkilendiği

arama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır (Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, §

35). Ceza yargılamasında sürenin sona erdiği tarih ise suç isnadının nihai

olarak karara bağlandığı tarihtir (Ersin

Ceyhan, § 35).

159. Mevcut olayda yargılama, başvurucular Ökmen ve Bütüner

yönünden sırasıyla 29/9/1992 ve 17/10/1993 tarihlerinde gözaltına alınmalarıyla

başlamış; Yargıtayın onama kararı verdiği 26/9/2012

tarihinde sonuçlanmıştır (bkz. §§ 10, 46, 70).

160. Bu itibarla başvurucu Ökmen açısından dikkate alınması

gereken yargılama süresi 19 yıl 11 ay 28 gün, başvurucu Bütüner açısından ise

18 yıl 11 ay 6 gündür.

161. Başvuruya konu ceza davası, bir terör örgütü bağlamında

işlenen çok sayıda öldürme ve yaralama gibi olayları, hukuki meselenin

çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı, konunun kapsamı, davanın

kapsadığı sanık, mağdur ve maktullerin sayısı gözönünde

tutulduğunda, karmaşık bir nitelik taşımaktadır.

162. Somut olaydaki yargılamanın karmaşık bir nitelik taşıdığı

anlaşılmakla birlikte davaya bütün olarak bakıldığında 19 yıl 11 ayı ve 18 yıl

11 ayı aşan yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna

varılmıştır.

163. Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

4. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

164. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme

sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar

verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

165. Başvurucular yargılamanın yenilenmesini ve manevi tazminata

hükmedilmesini talep etmiştir. Başvurucu Bütüner ayrıca maddi tazminat ve

cezasının infazının durdurulması talebinde bulunmuştur.

166. Yargılamanın hakkaniyete uygun görülmesi, gerekçeli karar

ve makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

167. Yargılamanın hakkaniyete uygun görülmesi ve gerekçeli karar

hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılamasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden

yargılama yapılmak üzere Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

168. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında somut

olayın koşuları dikkate alınarak başvurucu Ökmen'e net 17.000 TL, başvurucu

Bütüner'e 16.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

169. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucuların uğradıklarını iddia ettikleri maddi zarar ile tespit edilen

ihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucu Bütüner'in bu konuda

herhangi bir belge sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine

karar verilmesi gerekir.

170. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin

başvuruculara ayrı ayrı ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. İşkence yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın zaman bakımından yetkisizlik

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Doğrudan doğruyalık ilkesi ile

bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olmaları

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Yargılamanın hakkaniyete uygun görülmesi hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

5. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

6. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan

yargılamanın hakkaniyete uygun görülmesi hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin yargılamanın hakkaniyete uygun

görülmesi ve gerekçeli karar haklarının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere (kapatılan) İstanbul 11.

Ağır Ceza Mahkemesi (250. madde ile görevli) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucu Suna Ökmen'e net 17.000 TL, başvurucu Dursun

Bütüner'e net 16.0000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer

taleplerin REDDİNE,

E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA

AYRI AYRI ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

20/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Okan

TAŞDELEN

Başvurucu 1

:

Suna ÖKMEN

Vekili

:

Av. Yücel

GÖKTAŞ

Başvurucu 2

:

Dursun

BÜTÜNER

Vekili

:

Av. Sevgi

EPÇELİ ARSLAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/717, 20 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. Y. ve Erol Ç.yi teşhis
  8. A-bu Anlatılan Genel Örgüt Yapılanmasından
  9. Sonra 93/114 Esas Numaralı İken 2006/221 Esası Alan Dava Dosyası Sanıkların
  10. C-mahkememizin 1993/593 Esasından Bozularak
  11. Anlaşıldıktan Sonra Sanığın Durumuna Bakacak
  12. B. İlgili Hukuk
  13. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  14. A. Başvurucunun İddiaları
  15. B. Değerlendirme
  16. B. 1. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan
  17. C. Kararın bir örneğinin yargılamanın hakkaniyete uygun
  18. E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL
  19. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  20. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  21. Gökcan
  22. Taşdelen
  23. Göktaş
  24. Bütüner
  25. Epçeli Arslan
  26. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/717
Tarih
20 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Reşat Berber ve Nevzat Gönen Başvurusu (B. No: 2013/9383)
  • Hidayet Enmek ve Eyüpsabri Tinaş Başvurusu (B. No: 2013/7907)
  • Kahraman Güvenç Başvurusu (B. No: 2013/3551)
  • Necla Gökçek Başvurusu (B. No: 2013/7125)
  • Ömer Yaman ve Seniha Yaman Başvurusu (B. No: 2013/6091)
  • Hilmi Moray Başvurusu (B. No: 2013/3053)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.