İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hilmi Moray Başvurusu (B. No: 2013/3053)

1. Başvuru, hükümlü olarak bulunulan ceza infaz kurumunda ası

Başvuru No2013/3053Tarih21 Nisan 2016Okuma41 dk · 8.262 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hilmi Moray Başvurusu

Karar tarihi
21 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/3053
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

8.262 kelime·41 dk okuma·10 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, hükümlü olarak bulunulan ceza infaz kurumunda ası

suretiyle ölüm olayının gerçekleşmesi ve bu ölüm olayına ilişkin etkili bir

soruşturma yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/4/2013 tarihinde Siirt 1. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 26/7/2013 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 13/3/2014 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 9/5/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

13/6/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını süresi içinde ibraz etmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Siirt E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza

İnfaz Kurumu) hükümlü iken 25/7/2012 tarihinde yaşamını yitiren 1988 doğumlu Volkan

Moray'ın babasıdır.

9. Anılan Ceza İnfaz Kurumunda silahla yağma suçu ile üç ayrı

hırsızlık, üç ayrı konut dokunulmazlığının ihlali ve üç ayrı mala zarar verme

suçlarına ilişkin kesinleşmiş cezaları infaz edilmekte olan başvurucunun oğlu

Volkan Moray, infaz koruma memurlarınca 25/7/2012 tarihinde sabah saat 08.00

sularında sayım amacı ile yapılan denetim sırasında kaldığı D-17 No.lu koğuşun

havalandırma kısmında asılı vaziyette ölü olarak bulunmuştur.

10. Söz konusu olaydan haberdar edilen Cumhuriyet Savcısı A.D.D.

Ceza İnfaz Kurumu yetkililerine olay yerinde bulunan delillerin karartılmasının

veya kaybolmasının önlenmesi amacıyla gerekli tedbirlerin alınması ve Siirt İl

Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü ekiplerinin Ceza İnfaz

Kurumuna yönlendirilmesi talimatını vermiştir. Cumhuriyet Savcısı A.D.D.nin kendisi de, Adli Tıp

Uzmanı H.T. veZabıt Katibi M.V.A. ile birlikte Ceza

İnfaz Kurumuna intikal etmiştir.

11. Cumhuriyet Savcısı A.D.D.nin de

imzasının bulunduğu olay yeri inceleme görgü tespit tutanağında özetle olayın

gerçekleştiği D-17 no.lu koğuşa gidildiği, olay yerinde gerekli tedbirlerin

alındığının ve 112 Acil personelinin mevcut olduğunun görüldüğü, iki katlı olan

koğuşun alt katının sosyal yaşam alanı (buzdolabı, masa, sandalye vb.) yukarı

katının ise dört ranza ve dolaptan oluşan istirahat alanı olduğu, bu alanlarda

kavga, karmaşa, arbede vs. gibi şüphe uyandıracak olumsuz bir durumun gözlemlenmediği,

gerek olay yerinde gerek ölen kişinin kıyafetlerinde kavga olduğu veya arbede

yaşandığı izlenimi uyandıracak bir durumun bulunmadığı, ölen kişi üzerinde ve

fiziki mekanda gerekli fotoğraflama ve filme alma işlemleri ile teknik

incelemelerin yapılması maksadıyla Siirt İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı Olay Yeri

İnceleme Şube Müdürlüğünde görevli polis memurlarınagerekli

talimatların verildiği belirtilmiştir.

12. Cumhuriyet Savcısı A.D.D.nin

talimatı doğrultusunda 4932 kodlu Olay Yeri İnceleme Ekibine bilgi verilmiş ve

olay yerine intikal etmeleri gerektiği bildirilmiştir. Olaydan saat 08.55

sıralarında haberdar edilen olay yeri inceleme ekibi, saat 09.10'da Ceza İnfaz

Kurumuna varmış ve saat 09.20'de Cumhuriyet Savcısı A.D.D. ile birlikte olay

yerini incelemeye başlamıştır.

13. Hazırlanan 25/7/2012 tarihli olay yeri inceleme raporunda"...Bahse konu yerin Siirt Kapalı Cezaevi D-17

sayılı koğuşunun havalandırma tabir edilen bahçe kısmı olduğu, koğuş binasından

bahçe çıkışına göre, sol duvar üzerinde, yerden 2.22 m yükseklikteki metal

çengele iki kat yapılmış, mavi renkli çamaşır ipiyle asılı, yüzü bahçeye dönük,

dili hafif dışarıda, dizleri düz ayakları yere değer şekilde, kolları yanda

avuç içleri vücuda bakar ve yarı açık şekilde, üzerinde gri atlet, gri renkli

a. ibareli eşofman altı (kapri) ve içerisinde gri

tonlu baksır iç çamaşırı olan, siyah düz, kısa saçlı,

kirli sakal ve bıyıklı, tahmini 25-26 yaşlarında, 160-170 cm boylarında,

yaklaşık 60-65 kg civarında bir erkek cesedinin olduğu, cesedin çene altından

başlayarak her iki kulak arkasından başın üst kısmına doğru yükselen iple

çengele bağlı olduğu, boyun alt kısmında çene ile gırtlak arasında kırmızı

beyaz renkli bir bez parçasının ipe sarılı olduğu, ipin asılı olduğu nokta

(çengel) ile şahsın boynu arasındaki mesafenin 72 cm olduğu görüldü. İp

kesilerek eks şahıs asıdan indirildiğinde, çene

altından başlayarak her iki kulak arkasından başın üst kısmına devam eden derin

telem (ip) izinin olduğu görüldü. Şahsın üzerinde (...) değerli eşya olmadığı görüldü.

Eks şahıs Siirt Devlet Hastanesi Morguna kaldırılmak

üzere bulunduğu hali ile sağlık görevlilerine teslim edildi. Şahsın olaydan

önce kaldığı D-17 Koğuşu içerisinde yapılan araştırmada her

hangi bir intihar notu veya bulguya rastlanılamadı. Olay yerinin

bulunduğu hali ile fotoğrafları ve video çekimi yapılarak Siirt Devlet

Hastanesi Morguna intikal edildi. Burada Adli Tıp Hekimi tarafından yapılan

muayenede, eks şahsın vücudunda herhangi bir darp

cebir izi yada ateşli silah yada kesici delici bereleyici

alet vs yaralanmasının olmadığının tespit

edildiği" belirtilmiştir. Olay yeri inceleme raporunda ayrıca

kırk fotoğrafın çekildiği, kamera kaydının yapıldığı ve olay yeri krokisinin

çizildiği belirtilmiştir.

14. Adli Tıp doktoru H.T. Otopsi Yardımcısı V.A. Kamera

Bilirkişisi M.K. ve Fotoğrafçı bilirkişi S.A.nın katılımı ile Volkan Moray'ın otopsisi

yapılmıştır. Otopsi sırasında, cesedin çeşitli açılardan fotoğrafları ve kamera

kaydı ile görüntüleri alınmıştır. Otopsi sonucunda hazırlanan 25/7/2012 tarihli

ölü muayene ve otopsi tutanağında "...

1-Kişinin vücudunda ölümüne müessir herhangi bir travmatik

bulguya rastlanılmadığı, 2-Kişinin boyun bölgesinde telem izi tarif edildiğine

göre ası fiilinin gerçekleşmiş olduğu, 3-Telem bölgesine uyan alanlarda ekimoz ve hiyoid kemikte ekimozlu kırık tespit edildiğine göre ası fiilinin canlı

iken gerçekleştirmiş olduğu, 4-Kişinin ölümünün asıya bağlı mekanik asfiksi sonucu meydana geldiği..." sonucuna

varılmıştır. Otopsi sırasında çekilen altmış beş adet fotoğraf ile kamera

görüntüleri, soruşturma dosyasına eklenmiştir. Ayrıca otopsi sırasında cesetten

alınan kan ve idrarörnekleri, toksikolojik

analizinin yapılması için Malatya Adli Tıp Grup Başkanlığına gönderilmiştir.

Malatya Adli Tıp Grup Başkanlığının 6/8/2012 tarihli raporunda kan ve idrar

numuneleri üzerinde alkol, uyutucu, uyuşturucu ve uyarıcı madde bulunmadığı

belirtilmiştir.

15. Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı 25/7/2012 tarihinde müteveffa

ile aynı koğuşu paylaşan O.O., M.A.K. ve N.G.yi tanık sıfatıyla dinlemiştir. Tanık sıfatıyla

dinlenen O.O. özetle Volkan Moray'ı yaklaşık beş aydır tanıdığını, müteveffanın

içine kapanık biri olmadığını, müteveffa ile aynı koğuşta kaldığı süre

içerisinde dikkatini çeken herhangi bir olayın bulunmadığını, müteveffanın

gerek tutuklu ve hükümlülerle gerekse Ceza İnfaz Kurumu görevlileri ile bir

sorun yaşadığına veya onlarla tartıştığına şahit olmadığını, müteveffanın

olaydan yaklaşık yirmi gün önce telefonla görüşmeye çıktığında moralinin bozuk

olarak döndüğünü, ne olduğunu sormaları üzerine babasıyla tartıştığını

söylediğini fakat daha sonra normale döndüğünü, olayın meydana geldiği dönem

ramazan ayı olduğu için sahur vaktinden sonra sabah saat 06.00’ya kadar

müteveffanın da aralarında bulunduğu koğuş arkadaşları ile birlikte oturduğunu,

normal bir şekilde sohbet ettiklerini ve anormal bir durumun olmadığını, mütevaffanın kendilerine

"Siz oruçlusunuz yatın, ben sizi sayım olduğu zaman uyandırırım."

dediğini, infaz koruma memurlarının sabahleyin saat 08.00'de sayım için koğuşa

geldiğini, müteveffanın yerinde olmadığının anlaşılması üzerine yapılan

araştırma neticesinde koğuşun havalandırma kısmında kendini astığının

anlaşıldığını, havalandırma bahçesinin saat 05.00'te açıldığını, başkaca bir

bilgi ve görgüsünün olmadığını belirtmiştir. Tanık olarak dinlenen M.A.K. ve

N.G.de benzer yönde beyanda bulunmuştur.

16. Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı infaz koruma memurlarından,

infaz koruma baş memurlarından ve Ceza İnfaz Kurumu 2. müdürlerinden oluşan

toplam on beş kişinin şüpheli sıfatıyla ifadesini almıştır. İnfaz koruma baş

memuru H.H.Ş. ifadesinde özetle 25/7/2012 tarihinde yapılan sabah sayımı

sırasında dört kişilik D-17 numaralı koğuşta bir mahkûmun bulunmadığının

anlaşıldığını bunun üzerine yapılan araştırma neticesinde dördüncü mahkûmun

havalandırma bahçesinde kendini astığını tespit ettiklerini, mahkûmun ölmüş

olduğunu anlayınca delillerin kaybolmasını ve kararmasını engellemek amacıyla

olay yerinin aynı şekilde muhafazasının sağlandığını, mahkûmun herhangi bir

rahatsızlığının olmadığını, kendilerine ve diğer koğuş arkadaşlarına karşı bir

geçimsizliğinin bulunmadığını, olay yerinde arbede yahut tartışmayaşandığına

dair bir emarenin bulunmadığını, koğuşta bulunan dört mahkûmun kendi hâlinde

adli mahkûmlar olduğunu, olayın intihar olduğunu düşündüğünü, mahkûmun girmiş

olduğu bunalımın nedenini bilmediğini belirtmiştir. Şüphelilerden A.N., E.Y. ve

A.Ö., havalandırma kapısını saat 05.00'te kendilerinin açtığını ve o saatte

koğuşta herhangi bir anormal durumun bulunmadığını belirtmiştir. ŞüphelilerdenCeza İnfaz Kurumu 2. Müdürü E.T. ise

ifadesinde özetle olayda kusurunun ya da ihmalinin bulunmadığını, hükümlünün

kendisini ceza infaz kurumunda bulundurulması ve kullanılması yasak olmayan

çamaşır ipi ile astığını, hükümlülerin yaptığı telefon görüşmelerinin yasalar

gereği kaydedildiğini, Volkan Moray'ın telefon kayıtlarından ciddi aile

geçimsizlikleri yaşadığının anlaşıldığını, tutulan telefon kayıtlarının

soruşturma dosyasına sunulduğunu beyan etmiştir. Dinlenen diğer şüpheliler de

benzer yönde beyanda bulunmuş ve suçlamaları kabul etmemişlerdir.

17. Başvurucu, Siirt Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu 8/8/2012

tarihli dilekçe ile özetle oğlunun intihar eğiliminde olan biri olmadığını,

olayda şüpheli bir takım durumların bulunduğunu, defin işlemleri sırasında

oğlunun göğüs bölgesindeki derisinin soyulduğuna dair izler gördüğünü, buna

ilişkin fotoğrafları dilekçesine eklediğini, söz konusu fotoğraflardaki izlerin

otopsiden mi yoksa başka bir sebepten mi kaynaklandığı hususunda tarafına bilgi

verilmesi gerektiğini, oğlunun Ceza İnfaz Kurumu idaresi yahut koğuş

arkadaşlarıyla bir sorunun bulunup bulunmadığının belirlenmesi amacıyla Ceza

İnfaz Kurumuna yazı yazılarak disiplin cezası alıp almadığının sorulması

gerektiğini, el konulan ip üzerinde parmak izi veya diğer yönlerden inceleme

yapılması gerektiğini belirterek soruşturmanın genişletilmesi talebinde

bulunmuştur.

18. Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı, Ceza İnfaz Kurumuna

gönderdiği 15/8/2012 tarihli yazı ile Volkan Moray'ın herhangi bir disiplin

cezasının bulunup bulunmadığını sormuştur. Ceza İnfaz Kurumu 17/8/2012 tarihli

yazı ile Volkan Moray'ın ceza infaz kurumunda bulunduğu süre zarfında disiplin

cezası aldığına ilişkin herhangi bir kaydın bulunmadığını bildirmiştir.

19. Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı 14/12/2012 tarihli ve Sor. No.

2012/2867, K.2012/2552 sayılı karar ile aşağıda yer verilen gerekçeyle

şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir:

"...Olay yerinde gözleme dayanarak yapmış

olduğumuz inceleme ile tanzim edilen olay yeri inceleme görgü ve tespit

tutanağı ile Siirt İl Emniyet Müdürlüğü ekiplerince tanzim edilen olay yeri

inceleme raporu Volkan Moray'ın özkıyım sonucu

hayatını kaybetmiş olması dışında şüphe uyandıracak hiçbir durum, delil, iz ve

emareye rastlanmadığını gözler önüne sermiştir. Zira olayın öncesinde yangın

çıkmış olabileceğini düşündürecek (müştekinin iddiası) is, duman, koku ve

tahrip olmuş materyal kargaşa, arbede yaşanmış olabileceği şüphesini uyandıran

dağınıklık, eşyaların yerlerinde değişiklik gerek kurum görevlilerini gerekse

ölenin koğuş arkadaşlarının üzerinde, olağanüstülük gözlenmemiştir. Volkan

Moray'ın dolabı, yatağı ve özel eşyası aranmış şüphe uyandıran nota dahil

herhangi bir bulguya rastlanmamıştır.

Siirt Devlet Hastanesi morguna kaldırılan

ceset üzerinde Adli Tıp Uzmanının dakatılımı ile

yapılan incelemeler ölü muayene ve otopsi işlemi neticesinde Volkan Moray'ın

kesin ölüm sebebi asıya bağlı mekanik asfiksi olarak

tespit edilmiştir. Ayrıca otopsi raporunda kişinin vücudunda ölümüne müessir

herhangi bir travmatik bulguya rastlanmadığı, telem

bölgesine uyan alanlarda ekimoz hiyoid

kemikte ekimozlu kırık tespit edilmiş olmasına göre

ası fiilinin canlı iken gerçekleştirilmiş olduğu neticelerine ayrıca ve açıkça

yer verilmiştir.

Volkan Moray'ın vücudundan alınan örnekler

üzerinde Malatya Adli Tıp Grup Başkanlığınca yapılan toksikolojik

ve histopatolojik incelemeler neticesinde de

olağanüstü ve/veya şüphe arz eden bir bulguya rastlanmadığı dosya içinde mevcut

Kimya İhtisas Dairesi raporundanda anlaşılmıştır.

Müşteki Hilmi Moray'ın ölen oğlu Volkan

Moray'ın vücudunun çeşitli yerlerinde yanık benzeri izler olduğu yönündeki şikayeti kayda değer bulunmamıştır. Zira ölü muayene ve

otopsi tutanağında bu ve benzeri izlere ilişkin gözleme dayanan bir tespitimiz

olmamıştır.

Siirt E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu D-17

koğuşuna girip incelemelerde bulunmaya başlamamızdan ölü muayene ve otopsiyi

tamamlayıp cesedi ailesine teslim edene kadar geçen süreçte icra eden tüm

işlemler refakatte bulunan Siirt İl Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Şube

Müdürlüğünde görevli bilirkişi iki polis memuru tarafından kamera ile kayıt

edilmiş, fotoğraflanmış, CD ortamına aktarılarak bir örneğinin Adli emanetin

2012/536 sırasında muhafaza altına alınmıştır. Bu CD incelendiğinde de Volkan

Moray'ın vücudunda babası müşteki Hilmi Moray'ın fotoğraf ibraz ederek ifade

ettiği gibi yanık izi benzeri bir bulguya rastlanmadığı tekrar anlaşılacaktır.

Hal böyle olmasına karşın adli emanetimizin 2012/536 sırasında kayıtlı CD'de

yer alan fotoğrafların çıktısı alınarak adli emanette ayrıca muhafaza altına

alınmıştır. Bu fotoğraflara ilk bakışta müşteki Hilmi Moray'ın oğlu ölen Volkan

Moray'ın göğüs bölgesinde yanık izleri taşıdığına ilişkin şikayetine delil

olarak sunduğu fotoğraftaki izlerin hiçbirini olmadığı görülecektir. Şayet bu

izler oluşmuş ise otopsi işlemin tamamlanıp ceset aileye teslim edildikten

sonra gerçekleşmiş olması ihtimal dahilindedir. Hatta kuvvetle muhtemeldir.

Ölen Volkan Moray'la aynı koğuşu paylaşan ve

bilgi sahibi sıfatıyla ifadelerine başvurulan O.O, M.A.K., N.G. isimli kişiler

beyanlarında özetle "Volkan Moray'i iyi bir

insan olarak tanıdıklarını, koğuşu paylaştıkları zaman zarfı içinde onunla

hiçbir sorun yaşamadıklarını, Volkan'ın gerek tutuklu ve hükümlülerle gerekse

Ceza İnfaz Kurumu görevlileri ile bir sorun yaşadığına veya tartıştığına şahit

olmadıklarını ölümünden 15-20 gün kadar önce ailesi ile telefonla görüşüp

geldikten sonra moralinin çok bozuk olduğunu gördüklerini, hatta Volkan'ın 2

gün hiç konuşmayıp içine kapandığını sorduklarında kendilerine babasıyla

tartıştığını söylediğini, sahur vaktinden sonra sabah saat 06.00'ya kadar

beraber oturduklarını sonra kendilerinin uyuduklarını sabah sayımında saat

08.00'de kendisini havalandırmada asılı vaziyette infaz koruma memurları ile

birlikte gördüklerini, başkaca bir bilgi ve görgü sahibi olmadıklarını

belirtmişlerdir.

Şüpheliler savunmalarında suçlamaları kabul

etmemiş olay günü D-17 koğuşunda sabah saat 05.00'te havalandırma kapısını

açmak için girdiklerini Volkan Moray'da dahil tüm koğuş sakinlerinin oturup

sohbet ettiklerini sabah sayımını almak için 08.00'de koğuşa girdiklerinde

Volkan dışındaki diğer mahkumların uyuduklarını ikinci kattan aşağı indiklerini

eksik sayı üzerine beraberce etrafa bakınırken Volkan Moray'ı havalandırmada

asılı olarak gördüklerini ifade etmişlerdir.

Siirt E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Disiplin

Amirliğince başlatılan disiplin soruşturması neticesinde tüm şüpheliler

hakkında 2012/8 karar numarası ile 13/08/2012 tarihinde ceza verilmesine yer

olmadığına dair karar verilmiş, kararın gerekçesinde Volkan Moray'ın özkıyımını gerçekleştirdiği materyalin ceza infaz kurumunda

bulundurulması ve kullanılmasında sakınca görülmeyen çamaşır ipi olması

hususuna özellikle vurgu yapılmıştır.

Yukarıda açıklandığı tüm dosya kapsamından da

anlaşılacağı üzere Volkan Moray özkıyım neticesinde

hayatını kaybetmiştir. Bu eylemini gerçekleştirirken bir başkasına izafe

edilebilecek kasıtlı ve/veya kusurlu bir davranış tespit edilemediği gibi yine TCK'nun 84 maddesi anlamında intihara azmettirme, teşviketme, bu kararını kuvvetlendirme ve herhangi bir

şekilde yardım etme şüphesi uyandıracak bir bulguya da rastlanmamıştır."

20. Başvurucu 21/1/2013 tarihli dilekçe ile özetle oğlunun

intihar edecek biri olmadığını, oğlu ile en son 22/7/2012 tarihinde telefon ile

görüştüğünü, oğlunun bu telefon görüşmesi sırasında moralinin çok iyi olduğunu

söylediğini, oğlunun bu görüşmeden üç gün gibi kısa bir süre sonra intihar

ettiğinin söylendiğini, cenazenin yıkanması sırasında oğlunun göğüs kafesinden

aşağıya doğru derisinin soyulduğunu ve üzerine kaynar su dökülmüş gibi bir

görüntüsünün olduğunu fark ettiğini, cesetteki izlerden olayın bir cinayet

olabileceğini düşündüğünü, Cumhuriyet Başsavcılığının tamamen tahmini bir

tespit ile iddiasını ciddiye almadığını, ayrıca 60-70 kiloluk bir vücudu

kaldırabilen çengelin havalandırma bahçesinde bulunmasının ve havalandırma

kapılarının sayımdan önce açılmasının ihmal niteliğinde olduğunu, oğlunun koğuş

arkadaşlarının beyan vermede özgür olamayacaklarını belirterek kovuşturmaya yer

olmadığı kararına itiraz etmiştir.

21. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz, Batman 2. Ağır

Ceza Mahkemesinin 11/2/2013 tarihli ve 2013/70 Değişik İş sayılı kararı ile "...olay yeri tutanağında Siirt C.Başsavcılığınca yapılan inceleme sonucu tanzim edilen

olay yeri inceleme görgü ve tespit tutanağı ile Siirt İl Emniyet müdürlüğü

ekiplerince tanzim edilen olay yeri inceleme raporunda maktulün özkıyım sonucu hayatını kaybetmiş olması dışında şüphe

uyandıracak hiçbir durum, delil, iz ve emareye rastlanmadığının belirtildiği,

ayrıca ölü muayene ve otopsi sebebinin asıya bağlı mekanik asfiksi

olarak tespit edildiği, otopsi raporunda maktulün vücudunda ölümüne müessir

herhangi bir tramvatik bulguya rastlanılmadığı, telem

bölgesine uyan alanlarda ekimoz hiyoid

kemikte ve ekimozlu kırık tespit edilmiş olmasına

göre ası fiilinin canlı iken gerçekleştirilmiş olduğunun belirtildiği, maktulün

özkıyımını gerçekleştirdiği materyalin ceza infaz

kurumunda bulundurulması ve kullanılmasında sakınca görülmeyen çamaşır ipi

olması nedeniyle Siirt Cumhuriyet Başsavcılığının 14/12/2012 tarih ve 2012/2867

soruşturma, 2012/2552 sayılı kararının usul ve yasaya uygun olduğu..."

gerekçesiyle reddedilmiştir.

22. Anılan karar 4/3/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ

edilmiştir.

23. Başvurucu 3/4/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

24. Başvurucu anılan olay sebebiyle idari yargıda tam yargı

davası açtığına veya hukuk mahkemelerinde tazminat davası açtığına ilişkin bir

bilgi vermemiştir. Bakanlık görüşünde de, söz konusu

olay sebebiyle başvurucunun tam yargı davası yahut tazminat davası açtığına

ilişkin bir bilgi sunulmamıştır. Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) bilişim

sistemi üzerinden yapılan inceleme neticesinde de başvurucu tarafından tam

yargı davası veya tazminat davası açıldığına ilişkin bir kayıt tespit edilememiştir.

B. İlgili Hukuk

25. 13/12/2004 ve tarihli 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Hapis

cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” kenar başlıklı 6. maddesi

şöyledir:

“ (1) Hapis cezalarının infaz rejimi, aşağıda gösterilen temel ilkelere

dayalı olarak düzenlenir:

a) Hükümlüler ceza infaz kurumlarında güvenli

bir biçimdeve kaçmalarını önleyecek tedbirler

alınarak düzen, güvenlik ve disiplin çerçevesindetutulurlar.

B) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin

düzenli bir yaşam sürdürmeleri sağlanır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu

kıldığı hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygınınkorunmasını

sağlayan maddî ve manevî koşullar altında çektirilir. Hükümlülerin, Anayasada

yer alan diğer hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda

öngörülen kurallar uyarınca kısıtlanabilir.

c) Cezanın infazında hükümlünün

iyileştirilmesi hususunda mümkün olan araç ve olanaklar kullanılır. Hükümlünün

kanun, tüzük ve yönetmeliklerle tanınmış haklarının dokunulmazlığını sağlamak

üzere cezanın infazında ve iyileştirme çabalarında kanunîlik

ve hukuka uygunluk ilkeleri esas alınır.

d) İyileştirmeye gereksinimleri olmadığı

saptanan hükümlülere ilişkin infaz rejiminde, bu hükümlülerin kişilikleriyle

orantılı bireyselleştirilmiş programlara yer verilmesine özen gösterilir ve bu

hususlar yönetmeliklerde düzenlenir.

e) Cezanın infazında adalet esaslarına uygun

hareket edilir. Bu maksatla ceza infaz kurumları kanun, tüzük ve

yönetmeliklerin verdiği yetkilere dayanarak nitelikli elemanlarca denetlenir.

f) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam

hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin

alınması zorunludur.

g) Hükümlünün infazın amacına uygun olarak

kanun, tüzük ve yönetmeliklerin belirttiği hükümlere uyması zorunludur.

h) Kanunlarda gösterilen tutum, davranış ve

eylemler ile kurum düzenini ihlâl edenler hakkında Kanunda belirtilen disiplin

cezaları uygulanır. Cezalara, Kanunda belirtilen merciler, sürelerine uygun

olarak hükmederler. Cezalara karşı savunma ve itirazlar da Kanunun gösterdiği

mercilere yapılır.”

26. 5275 sayılı Kanun’un “Kapalı

ceza infaz kurumları” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

"Kapalı ceza infaz kurumları, iç ve dış

güvenlik görevlileri bulunan, firara karşı teknik, mekanik, elektronik veya

fizikî engellerle donatılmış, oda ve koridor kapıları kapalı tutulan, ancak

mevzuatın belirttiği hâllerde aynı oda dışındaki hükümlüler arasında ve dış

çevre ile temasın olanaklı bulunduğu, yeterli düzeyde güvenlik sağlanmış ve

hükümlünün gereksinimine göre bireysel, grup hâlinde veya toplu olarak

iyileştirme yöntemlerinin uygulanabileceği tesislerdir."

27. 5275 sayılı Kanun’un “Akıl

hastalığı dışında ruhsal rahatsızlığı olan hükümlülerin cezalarının infazı”

kenar başlıklı 18. maddesi şöyledir:

“Hapsedilme ve diğer nedenlerden kaynaklanan

akıl hastalığı dışında ruhsal rahatsızlıkları bulunup da ruh ve sinir

hastalıkları hastanelerinde tutulmaları gerekli görülmeyerek infaz kurumlarına

geri gönderilenlerin cezaları, belirlenen infaz kurumlarının mahsus

bölümlerinde infaz edilir.

Birinci fıkrada belirtilenlerin cezalarının

infazı için belirlenen infaz kurumlarının ihtiyaç duyduğu uzman ve diğer tıp

görevlileri, Sağlık Bakanlığınca karşılanır.”

28. 5275 sayılı Kanun’un “Hükümlülerin

gruplandırılması” kenar başlıklı 24. maddesi şöyledir:

"Hükümlüler;

a) İlk defa suç işleyenler, mükerrirler, itiyadî suçlular

veya suç işlemeyi meslek edinenler,

b) Aklî ve bedensel durumları nedeniyle veya

yaşları itibarıyla özel bir infaz rejimine tâbi tutulması gerekenler,

c) Tehlike hâli taşıyanlar,

d) Terör suçluları,

e) Suç örgütlerine veya çıkar amaçlı suç

örgütlerine mensup olan suçlular,

Gibi gruplara ayrılırlar.

(2) Hükümlüler ayrıca yaşları, hükümlülük

süreleri ve suç türleri itibarıyla da gruplandırılırlar."

29. 5275 sayılı Kanun'un "Disiplin

cezalarının niteliği ve uygulama koşulları" başlıklı 37.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Hükümlü hakkında kurumda, düzenli bir

yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun,

tüzük, yönetmelikler ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı davranış

ve tutumları, kusurlu olarak ihlâl ettiğinde, eyleminin niteliği ile ağırlık

derecesine göre Kanunda belirtilen disiplin cezaları uygulanır."

30. 5275 sayılı Kanun’un “Hastalık

nedeniyle nakil” kenar başlıklı 57. maddesi şöyledir:

“Hastaneye sevki zorunlu görülen hükümlü,

bulunduğu yere en yakın tam teşekküllü Devlet veya üniversite hastanesinin

hükümlü koğuşuna yatırılır.

Bu hastanelere gönderilen hükümlülerin başka

yerlerdeki hastanelere sevki, sağlık kurulu raporuyla, acil ve yaşamsal

tehlikesi bulunması hâlinde, varsa biri hastalığın uzmanı olmak üzere iki uzman

hekim tarafından verilip, başhekim tarafından onaylanan ve hastalığın sebebi,

tedavinin hangi sebeple bulunduğu hastanede gerçekleştirilemediği, hastaya

nerede ve ne tür bir tedavi gerektiğini açıkça belirten bir raporla mümkündür.

Bu durumda da en yakın ve hükümlü koğuşu bulunan Devlet veya üniversite

hastaneleri tercih edilir.

Hükümlünün bu hastanelerde kontrol ve

tedavisinin devam edip etmeyeceğinin sağlık kurulu raporuyla belgelendirilmesi

gerekir; aksi hâlde hükümlü ait olduğu kuruma iade edilir.

Hükümlü, acil hâller dışında özel sağlık

kuruluşlarında tedavi edilemez. Acil hâllerin varlığı hâlinde Adalet

Bakanlığına bilgi verilir.

Hükümlü, sağlık nedenleriyle bulunduğu kurumda

kalmasının uygun olmadığı, kurum hekiminin önerisi ve en üst amirinin isteği

üzerine alınacak sağlık kurulu raporuyla belirlendiği takdirde, başka kurumlara

nakledilebilir.”

31. 5275 sayılı Kanun’un “Hükümlünün

barındırılması ve yatırılması” kenar başlıklı 63. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Tehlikeli hâli bulunan hükümlü ancak bir

veya üç kişilik odalarda, diğer hükümlüler ise kurumun fizikî yapısı, kapasite

durumu ve güvenlik gerekleri göz önüne alınarak cezaevi yönetimi tarafından belirlenecek

sayıda mahkûmun kalabileceği odalarda barındırılırlar."

32. 5275 sayılı Kanun’un “Hükümlünün

muayene ve tedavi istekleri” kenar başlıklı 71. maddesi şöyledir:

“Hükümlü, beden ve ruh sağlığının korunması,

hastalıklarının tanısı için muayene ve tedavi olanaklarından, tıbbî araçlardan

yararlanma hakkına sahiptir. Bunun için hükümlü öncelikle kurum revirinde,

mümkün olmaması hâlinde Devlet veya üniversite hastanelerininmahkûm

koğuşlarında tedavi ettirilir.”

33. 275 sayılı Kanun’un “Hükümlünün

muayene ve tedavisi” kenar başlıklı 78. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Kurumun sağlık koşullarının

düzenlenmesi, hükümlünün acil veya olağan muayene ve tedavisi kurumun hekimi

tarafından yapılır. Genel veya hastalık nedeniyle yapılan tüm muayene ve tedavi

sonuçları, sağlık izleme kartına işlenir ve dosyasında saklanır."

34. 6/4/2006 tarihli ve 26131 numaralı Resmî Gazete’de

yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin

İnfazı Hakkında Tüzük'ün (Tüzük) "Kapıların açılmaması ve temasın önlenmesi"

kenar başlıklı 45. maddesi şöyledir:

"Kapalı kurumlarda oda ve koridor

kapıları kapalı tutulur. Kapılar aşağıdaki hâllerde açılır:

a) Cezaevi tabibine, revir, hamam ve berbere

gitme, başka odaya nakil,

b) Hastane ve duruşmaya gönderme ve başka

kuruma nakil,

c) Salıverilme, ziyaret, arama, sayım,

denetim, eğitim, öğretim, spor ve iyileştirme çalışmaları, kurumda çalıştırma,

d) Kurullara çağrılma,

e) Ölüm, deprem veya yangın gibi olağanüstü

hâller,

f) Kurum idaresince gerekli görülen hâller.

(2) Hükümlüler, yukarıda sayılan hâller

dışında, diğer odalardaki hükümlüler ve kurum görevlileri ile temasta

bulunamazlar.

(3) Odaların havalandırma bahçesine açılan

kapılarının açılış ve kapanış saatleri, kurumların fiziki yapıları,

kapasiteleri, mevcutları ve bölgenin coğrafi koşulları değerlendirilerek

kurumun iç yönetmeliğinde düzenlenir."

35. Anılan Tüzük'ün "Arama, güvenlik tatbikatı ve sayım" kenar

başlıklı 46. maddesinin (6), (7), (8) ve (9) numaralı fıkraları söyledir:

"Sayımlar, Tüzüğün 22 nci maddesinde belirtilen görevliler tarafından,

dörtlü vardiya hizmetinin uygulandığı kurumlarda sabah, akşam ve gece olmak

üzere günde üç kez, diğer vardiya hizmetlerinin uygulandığı kurumlarda ise her

vardiya değişiminde yapılır.

İdare tarafından uygun görülmesi durumunda,

her zaman sayım yapılabilir. Olağanüstü durumlarda, kurum en üst amirinin

talebi, Cumhuriyet başsavcısının oluru ile dış güvenlik görevlileri sayımlara

katılabilir.

Sayımlar, yatma plânları da göz önünde

bulundurularak odalarda yapılır. Sayımın yapılış şekli, kurum güvenliğini

tehlikeye düşürmeyecek biçimde odada bulunan hükümlülerin sayısı dikkate

alınarak idare tarafından belirlenir.

Arama ve sayımlar sırasında insan onuruna

saygı esastır."

36. 17/6/2005 tarihli ve 25848 sayılı Resmî Gazete'de

yayınlanan Ceza İnfaz Kurumlarında Bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında

Yönetmelik'in (Yönetmelik) 13. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Hükümlüler, koğuş, oda veya

eklentilerinde, kantinden temin edilmek koşuluyla kişisel ve çevresel

temizliklerini temin için tarak, saç fırçası, sabun, kese, diş macunu, diş

fırçası, tıraş sabunu, şampuan, parfüm, krem, saç boyası, çakısı bulunmayan

tırnak makası, plastik saplı tıraş bıçağı, beş adet plastik elbise askısı,

çamaşır mandalı ve gündelik hayatta kullanılan plastik eşyalar ile idarece

uygun görülen uzunlukta çamaşır ipi bulundurabilir."

37. Siirt E Tipi bir bölümü yüksek güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz

Kurumu İç Yönetmeliğinin (İç Yönetmelik) "Kurumun

Türlerine Göre Bölümleri" başlıklı 6. maddesinin ilgili

kısımları şöyledir:

"Bir bölümü yüksek güvenlikli Siirt E

Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun,

a) 55 oda Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Hükümlü ve

Tutuklularına,

b) 4 oda D6, D7, D8, D9 odalar yüksek

güvenlikli bölüm olarak,

(...)

D17 adli erkek hükümlü olarak (...) tahsis

edilmiştir."

38. İç Yönetmelik'in "Havalandırma

Bahçesine Çıkma" başlıklı 25. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Havalandırma bahçelerinin kapıları saat

06:00'da açılır, akşam 19:00'da kapatılır. Bu kapıların açılıp kapatılmaları,

sayım saatlerine ve mevsim şartlarına göre yeniden düzenlenebilir."

39. İç Yönetmelik'in "Odalarda bulundurulacak giysi, eşya

ve malzemeler" başlıklı 30. maddesi şöyledir:

"Ceza İnfaz Kurumlarında

Bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında Yönetmelikte belirtilenler dışında

herhangi bir eşya ve malzeme verilmemektedir."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

40. Mahkemenin 21/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

41. Başvurucu; Siirt E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü

olarak bulunan oğlu Volkan Moray’ın 25/7/2012 tarihinde kaldığı koğuşun

havalandırmasında asılı vaziyette ölü olarak bulunması üzerine Siirt Cumhuriyet

Başsavcılığınca başlatılan soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına

karar verildiğini oysa oğlunun intihar edecek biri olmadığını, olaydan üç gün

önce telefonla kendisi ile görüştüğünde moralinin çok iyi olduğunu ve bir

sorununun bulunmadığını söylediğini, cenazenin kendilerine teslim edilmesi

üzerine oğlunun göğüs kafesinden aşağıya doğru derisinin soyulduğunu ve üzerine

kaynar su dökülmüş gibi bir görüntüsünün olduğunu fark ettiklerini, cesetteki

izler nedeniyle olayın bir cinayet olabileceğini düşündüğünü, cesedin

fotoğraflarını çekip Siirt Cumhuriyet Başsavcılığına göndermesine rağmen

izlerin hangi nedenden kaynaklandığına dair yeterli bir araştırma yapılmadığını

ve bu iddiasının varsayıma dayalı bir kanaat ile reddedildiğini, olay intihar olarak

kabul edilse bile yetkili makamların bu intiharı önlemeye yönelik görev ve

yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmediğini, oğlunun can güvenliğini

sağlamak için gerekli tedbirlerin alınmadığını, havalandırma kapısının açık

olmasının ve duvarda 60-70 kilo ağırlığında bir kişiyi taşıyabilecek çengel

bulunmasının bir ihmal olarak görülmediğini, oğlu ile aynı koğuşta bulunan ve

tanık olarak dinlenen şahısların ceza infaz kurumunda bulunmaları nedeniyle

beyan vermekte özgür olamayacaklarını, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara

yaptığı itirazın hiçbir somut gerekçe belirtilmeden reddedildiğini, sorumlu

kişiler hakkında etkili bir soruşturma yapılmadığını, oğlunun ölümünde ihmali

bulunan kişiler hakkında yürütülen soruşturma neticesinde kovuşturmaya yer

olmadığı kararı verilmesinin onur kırıcı bir işlem olduğunu, bu sürecin

kendileri için manevi bir işkenceye dönüştüğünü belirterek yaşam hakkının,

işkence ve kötü muamele yasağının ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüş; ihlalin tespiti ile tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

42. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B.

No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvuru formu ve ekleri bir bütün olarak

incelendiğinde başvurucunun temel olarak oğlunun üçüncü kişi ya da kişilerce

öldürülmüş olabileceğinden olay intihar olarak kabul edilse bile yetkili

makamların bu intiharı önlemeye yönelik görev ve yükümlülüklerini gereği gibi

yerine getirmemesinden ve olay hakkında etkili bir soruşturma yürütülmemesinden

şikâyet ettiği anlaşılmaktadır. Somut olayda başvurucu her ne kadar

kovuşturmaya yer olmadığı kararına yaptığı itirazın somut gerekçe gösterilmeden

reddedilmesinin etkili başvuru hakkını ihlal ettiğini ve soruşturma sürecinin

işkenceye dönüştüğünü belirterek işkence ve kötü muamele yasağını düzenleyen

Anayasa'nın 17. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de

başvurucunun bu yöndeki iddialarının yaşam hakkı kapsamında etkili bir

soruşturma yürütme yükümlülüğü kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir. Bu doğrultuda başvurucunun ölümün üçüncü kişi ya da

kişilerce gerçekleştirilmiş olabileceği yönündeki iddiası ile olay intihar olarak

kabul edilse bile yetkili makamların oğlunun yaşamını korumak için gerekli

önlemleri almadığı yönündeki iddiasının yaşam hakkının maddi boyutu yönünden,

olay hakkında etkili bir soruşturma yürütülmediği iddiasının ise yaşam hakkının

usuli boyutu yönünden incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

43. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 46. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru

hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği

gereği yaşamını kaybeden kişiler açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak

yaşanan ölüm olayı nedeniyle mağdur olan ölen kişilerin yakınları tarafından

yapılabilecektir (Sadık Koçak ve diğerleri,

B. No. 2013/841, 23/1/2014, § 65). Başvuru konusu olayda müteveffa Volkan Moray

başvurucunun oğludur. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik

bulunmamaktadır.

44. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas Yönünden

45. Yukarıda belirtildiği üzere (bkz. § 42) başvurucunun yaşam

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının yaşam hakkının maddi ve usule

ilişkin yönden ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.

a. Yaşam Hakkının Maddi

Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

46. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

47. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı birbirleriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklardan

olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır.

Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin

yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak

yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal

makamların, gerek diğer bireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden

kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).

48. Bu bağlamda Volkan Moray'ın yaşamının üçüncü kişi ya da

kişilerin eylemlerine karşı koruma yükümlülüğünün yerine getirilmediği yönünden

ve Volkan Moray'ın yaşamının kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek

risklere karşı koruma yükümlülüğünün yerine getirilmediği yönünden ayrı ayrı

değerlendirilmesi gerekmektedir.

i. Volkan Moray'ın Yaşamının Üçüncü Kişi ya da

Kişilerin Eylemlerine Karşı Korunmadığına İlişkin İddia

49. Başvurucu, oğlunun intihar edecek biri olmadığını ve olaydan

üç gün önce telefonla kendisi ile görüştüğünde moralinin çok iyi olduğunu ve

bir sorununun bulunmadığını söylediğini, defin işlemleri sırasında oğlunun

göğüs kafesinden aşağıya doğru derisinin soyulduğunu ve üzerine kaynar su

dökülmüş gibi bir görüntüsünün olduğunu fark ettiklerini, cesetteki izler

nedeniyle olayın bir cinayet olabileceğini düşündüğünü ileri sürmüştür.

50. Bakanlık başvurucunun oğlunun üçüncü kişi ya da kişilerce

öldürülmüş olabileceği iddiası hakkında herhangi bir görüş bildirmemiştir.

51. Başvurucu, iddialarını kanıtlamak amacıyla ilgili yargı

kararlarını Anayasa Mahkemesine ibraz etmekle birlikte cinayet iddiasını

ispatlamak için Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğunu ifade ettiği fotoğrafları

dahi Anayasa Mahkemesine sunmamıştır. Anayasa Mahkemesi başvurucunun

iddialarının sağlıklı bir değerlendirmeye tabi tutulması maksadıyla, 6/1/2016

tarihli yazı ile Siirt Cumhuriyet Başsavcılığından 2012/2867 soruşturma

numaralı dosyanın tamamını talep etmiştir.

52. Başvurucunun ölümün üçüncü kişi ya da kişilerce

gerçekleştirildiği yönündeki iddiasının, başvurucu tarafından ortaya konulan

deliller ile soruşturma dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ışığında

değerlendirilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi tarafından bu bilgi ve belgeler

ışığında yapılacak olan değerlendirmede ispat ölçütü olarak "makul şüphenin ötesinde" ilkesinin

benimsendiğini ve bu ilkenin uygulanacağını vurgulamak gerekir. Böyle bir ispat

yeteri derecede sağlam, açık ve birbiri ile uyumlu çıkarımların ya da aksi

ispat edilememiş benzer maddi karinelerin bir arada bulunmasına bağlı olabilir

(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Uçar/Türkiye,

B. No: 52392/99, 11/4/2006 § 74; Orhan Türkiye,B. No: 25656794, 18/6/2002, § 264; Nachova ve Diğerleri/Bulgaristan, 43577/98 ve 43579/98, 6/7/2005, §

147).

53. Başvurucu, oğlunun üçüncü kişi ya da kişilerce öldürülmüş

olabileceğini belirtmekle birlikte bu eylemin hangi şüpheli kişi ya da

kişilerce yapılmış olabileceği hakkında herhangi bir bilgi vermemiştir.

Başvurucu bu yöndeki iddiasını ispatlamak amacıyla cenazenin yıkanması

sırasında çekilmiş yanık izlerinin bulunduğu belirtilen bir

kaç fotoğrafı delil olarak göstermiş ve oğlunun intihar edecek birisi

olmadığı argümanını ileri sürmüştür.

54. Öncelikle belirtmek gerekir ki, başvuru dosyasında

başvurucunun oğlu Volkan Moray'ın Ceza İnfaz Kurumu yetkilileri ve/veya oda

arkadaşları ile sorun yaşadığına yahut onlarla kavgalı olduğuna ya da onlar

tarafından tehdit edildiğine dair hiçbir bilgi ve belge bulunmamaktadır.

55. Volkan Moray'ın ası suretiyle yaşamını yitirmiş vaziyette

bulunması üzerine Cumhuriyet Savcısı A.D.D. olaydan haberdar edilmiş ve

Cumhuriyet Savcısı huzurunda olay yeri incelemesi yapılmıştır. Olay yeri

inceleme raporu ile olay yeri inceleme görgü tespit tutanağında, Volkan

Moray'ın koğuşunda ve havalandırma bahçesinde kavga, karmaşa, arbede gibi şüphe

uyandıracak olumsuz bir durumun gözlemlenmediği, gerek olay yerinde gerek ölen

kişinin kıyafetlerinde kavga olduğu veya arbede yaşandığı izlenimi uyandıracak

bir durumun tespit edilemediği, Adli tıp hekimi tarafından yapılan muayenede,

Volkan Moray'ın vücudunda herhangi bir darp ya da cebir izinin bulunmadığı

belirtilmiştir (bkz. §§ 11-13). Ölü muayene ve otopsi tutanağında da, Volkan

Moray'ın vücudunda ölümüne müessir herhangi bir travmatik

bulguya rastlanılmadığı, telem bölgesine uyan alanlarda ekimoz

ve hiyoid kemikte ekimozlu

kırık tespit edildiğine göre ası fiilinin canlı iken gerçekleştirmiş olduğu,

ölümünün asıya bağlı mekanik asfiksi sonucu meydana

geldiği belirtilmiş ayrıca otopsi sırasında cesetten alınan kan ve idrar

örnekleri üzerinde yapılan toksikolojik incelemede

alkol, uyutucu, uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin bulunmadığı belirtilmiştir

(bkz. § 14). Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından dinlenen Volkan Moray'ın

koğuş arkadaşları ile Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin anlatımları da, birbiri ile uyumlu olup cinayet iddiasını destekleyecek

herhangi bir kayıt içermemektedir.

56. Tüm bu hususlar dikkate alındığında bu aşamaya kadar ortaya

çıkar hiçbir delilin cinayet iddiasını desteklemediği anlaşılmaktadır.

57. Bununla birlikte başvurucu, oğlunun cinayete kurban gittiği

şüphesiyle cenazenin yıkanması sırasında çekilmiş bir kaç

fotoğrafı 8/8/2012 havale tarihli dilekçe ile Siirt Cumhuriyet Başsavcılığına

göndermiştir. Başvurucu söz konusu fotoğraflarda oğlunun göğüs bölgesindeki

derisinin soyulduğuna dair izler bulunduğunu belirtmiş ve bu izlerin otopsi

işleminden mi yoksa başka bir nedenden mi kaynaklandığı hususunda tarafına

bilgi verilmesi talebinde bulunmuştur. Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı,

başvurucunun sunduğu fotoğraflar ile olay yeri inceleme ve otopsi işlemleri

sırasında çekilen fotoğrafları ve bu sırada alınan kamera görüntülerini

karşılaştırmış, olay yeri inceleme ve otopsi işlemleri sırasında çekilen

fotoğraflarda başvurucunun sunduğu fotoğraflardaki izlerin hiçbirinin

bulunmadığını tespit etmiş ve başvurucunun bu yönündeki şikâyetini kayda değer

bulmamıştır.

58. Açıklamalardan da anlaşılacağı üzere Siirt Cumhuriyet

Başsavcılığı, başvurucunun cinayet şüphesini desteklemek amacıyla sunduğu

fotoğrafları olay yeri inceleme ve otopsi işlemleri sırasında alınan

fotoğraflar ve kamera kaydı ile kıyaslamış ve başvurucunun iddia ettiği izlerin

hiçbirinin bu kayıtlarda bulunmadığı tespitinde bulunmuştur. Başvurucu, olay

yeri inceleme ve otopsi işlemleri sırasında alınan fotoğraf ve kamera kaydının

güvenilirliğine ilişkin herhangi bir itiraz ileri sürmemiştir. Cumhuriyet

Savcısı huzurunda alınan bu kayıtların güvenilirliğini şüpheye düşürecek

herhangi bir husus da tespit edilememiştir. Bu durumda soruşturma makamlarının

Volkan Moray'ın intihar ettiği yönündeki tespitinden ayrılmayı gerektirecek

geçerli bir nedenin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

59. Açıklanan nedenlerle Volkan Moray'ın yaşamının üçüncü kişi

ya da kişilerin eylemlerine karşı korunamadığı yönündeki şikâyetler yönünden

Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

ii. Volkan Moray'ın Yaşamının Kendi Eylemlerine Karşı

Korunmadığına İlişkin İddia

60. Başvurucu, oğlunun ölümüne ilişkin olay intihar olarak kabul

edilse bile yetkili makamların bu intiharı önlemeye yönelik görev ve

yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmediğini, oğlunun can güvenliğini

sağlamak için gerekli tedbirlerin alınmadığını, havalandırma kapısının açık

olmasının ve duvarda 60-70 kilo ağırlığında bir kişiyi taşıyabilecek çengel

bulunmasının bir ihmal olarak görülmediğini belirterek, yaşam hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

61. Bakanlık görüşünde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM)

devletin yaşamı koruma yükümlülüğünü devletin egemenlik alanında bulunan

kişileri intihara karşı korumayı kapsayacak şekilde yorumladığı belirtildikten

sonra konuya ilişkin AİHM kararlarına yer verilmiştir. Bakanlık AİHM’in bu konudaki kararlarında bireyin kendisine karşı

bir risk oluşturduğunu biliyor olması veya bilmesi gerektiği hâlde makul

tedbirleri almamasının devletin sorumluluğunu doğurabileceğini bu itibarla her

türlü özgürlükten mahrumiyetin doğası gereği tutuklu veya hükümlü kişinin

psikolojisinin bozulmasına neden olduğunu dolayısıyla bunun kırılgan ve

korumasız bir kişinin intihar etme riskini artırabileceğini, bu yüzden ulusal

mevzuatın cezaevi yetkililerine bu kişiler hakkında daha duyarlı ve dikkatli

olma görevi yüklediğini ve tutuklu veya hükümlü kişilerin hayatlarının gereksiz

yere tehlikeye atılmasını önleyici tedbirler getirdiğini bununla birlikte

intihar olaylarında devletin yerine getirmesi gereken pozitif yükümlülüklerin

kapsamının belirlenmesinde insan davranışlarının “öngörülemezliği”

ilkesinin de gözden kaçırılmaması gerektiğini belirtmiştir.

62. Bakanlık görüşünde somut olayla ilgili olarak yetkili

makamların Volkan Moray'ın intihar etme riskini bildikleri hâlde bu riski

ortadan kaldırmak için kendilerinden makul olarak beklenen önlemleri alıp

almadıklarının araştırılması gerektiği Volkan Moray'ın Ceza İnfaz Kurumunda

kaldığı süre içerisinde psikolojik rahatsızlığının bulunduğuyönünde

herhangi bir şikâyetinin olmadığı bu süre zarfında herhangi bir disiplin cezası

almadığı, hükümlünün Ceza İnfaz Kurumunda bulundurulması yasak olmayan çamaşır

ipi ile kendisini asmış olduğu belirtilmiştir.

63. Devletin yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını

gerek kamusal makamların ve diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin

eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğünün bulunduğunuyeniden vurgulamak gerekir (bkz. § 47).

64. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletin sahip

olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği temel yaklaşıma göre

devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölüm

olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi devlete elindeki tüm imkânları kullanarak

bu konuda ihdas edilmiş yasal ve idari çerçevenin yaşamı tehlikede olan

kişileri korumak için gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin

durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri

alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük, kamusal olsun veya olmasın, yaşam

hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).

65. Bu kapsamda bazı özel koşullarda devletin kişinin kendi

eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı yaşamı korumak amacıyla gerekli

tedbirleri alma yükümlülüğü de bulunmaktadır (Sadık

Koçak ve diğerleri, § 74). Cezaevlerinde gerçekleşen ölüm olayları

için de geçerli olabilecek bu yükümlülüğün ortaya çıkması için cezaevi

yetkililerinin kendi kontrolleri altındaki bir kişinin kendini öldürmesi

konusunda gerçek bir risk olduğunu bilip bilmediklerini ya da bilmeleri gerekip

gerekmediğini tespit etmek; böyle bir durum söz konusu ise bu riski ortadan

kaldırmak için makul ölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler

kapsamında kendilerinden beklenen her şeyi yapıp yapmadıklarını incelemek

gerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Keenan/Birleşik Krallık, B. No: 27229/95,

3/4/2001, § 90, 91; Tanrıbilir/Türkiye, B. No: 21422/93, 16/11/2000, §

74). Ancak özellikle insan davranışının öngörülemezliği,

öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecek

faaliyetin tercihi dikkate alınarak; pozitif yükümlülük, yetkililer üzerine aşırı

yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri,§

53; Sadık Koçak ve diğerleri, §

74). Bu çerçevede Anayasa Mahkemesince yapılacak incelemede basit bir ihmali

veya değerlendirme hatasını aşan bir kusurun cezaevi yetkililerine atfedilebilip

atfedilemeyeceğinin ortaya konulması gerekmektedir.

66. Tutuklanan veya hürriyeti bağlayıcı cezasının infazına

başlanan kişilerin daha önce sahip oldukları pek çok özgürlükten mahrum

kalmaları ve günlük yaşamlarında ciddi nitelikte bir değişim yaşamalarının

doğal bir sonucu olarak psikolojik sağlıkları bozulabilmekte dolayısıyla

kırılgan ve korumasız bir konumda bulunan bu kişilerin intihar etme riski

artabilmektedir. Bu nedenle yasal ve ikincil düzenlemelerin cezaevi

yetkililerine bu kişiler hakkında daha duyarlı ve dikkatli olma görevi

yüklemesi ve tutuklu veya hükümlü kişilerin hayatlarının tehlikeye atılmasını

önleyici tedbirler alınmasını sağlaması gerekmektedir. Bu amaçla öncelikle

cezaevinde kalan kişilerin davranışlarının ve sağlık durumlarının takip

edilmesi ve gerektiğinde doktor muayenesine başvurulması diğer yandan bu konuda

meyli olduğu anlaşılanlar açısından kendileri için en uygun yerlerde

kalmalarının temin edilmesi ve intihar eylemlerinde kullanılabilecek

kesici/delici eşyalara, kemer, çamaşır ipi veya ayakkabı bağcıkları gibi

eşyalara el konulması şeklinde bu tip risklerin azaltılmasına yönelik

önlemlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Kaya ve diğerleri, B. No: 2013/6979, 20/5/2015, § 73).

67. Bu bağlamda kişi özgürlüğüne aşırı bir sınırlama

getirmeyecek bir ölçüde, bir tutuklunun veya hükümlünün kendine zarar verme

ihtimalini en aza indirecek tedbirlerin alınması yetkililerden

beklenebilecektir. Bir hükümlü veya tutuklu açısından daha sıkı tedbirlerin

gerekip gerekmediği ve bunların uygulanmasının makul olup olmadığı, başvuru

konusu yapılan her bir somut olayın koşullarına göre değişecektir (Mehmet Kaya ve diğerleri, § 74).

68. Yaşam hakkı kapsamında devletin öncelikle yaşamı tehlikeye

girebilecek kişilerin yaşamını korumak için yeterli yasal ve idari bir çerçeve

oluşturması gerekmektedir (bkz. § 64). Aynı yükümlülük ceza infaz kurumlarında

bulunan kişilerin yaşam ve sağlıklarının korunması için de geçerlidir. Bu

kapsamda ceza infaz kurumu yetkililerince yerine getirilecek takip, kontrol ve

denetim işlemleri ile bu konuda alınacak diğer tedbirlerin yukarıda yer verilen

mevzuatta ayrıntılı olarak düzenlendiği görülmektedir (bkz. §§ 25-39).

Başvurucular tarafından bu konuda ileri sürülen bir eksiklik bulunmadığı gibi

başvuru konusu olay açısından Anayasa Mahkemesi tarafından resen gözetilmesi ve

incelenmesi gereken bir hususun da bulunmadığı anlaşılmıştır.

69. Dolayısıyla mevcut başvuruda yukarıda yer verilen ilkeler

çerçevesinde öncelikli olarak Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin Volkan Moray'ın

kendini öldürme riskini bilip bilmediklerinin veya bilmelerinin gerekip

gerekmediğinin ortaya konulması gerekmektedir.

70. 5275 sayılı Kanun'un 71. maddesinde, ceza infaz kurumunda

bulunan hükümlülerin beden ve ruh sağlığının korunması, hastalıklarının tanısı

için muayene ve tedavi olanaklarından, tıbbi araçlardan yararlanma hakkına

sahip olduğu belirtilmiştir. Aynı maddede hükümlülerin öncelikle kurum

revirinde, mümkün olmaması hâlinde devlet veya üniversite hastanelerinin mahkûm

koğuşlarında tedavi ettirileceği hükme bağlanmıştır. 5275 sayılı Kanun'un bu

maddesi ile tutuklu ve hükümlülerin ruh ve beden sağlığına ilişkin mevzuatta

bulunan diğer hükümler dikkate alındığında sağlık sorunları bulunan tutuklu ve

hükümlülerin durumlarına göre Kurum revirinde, devlet veya üniversite

hastanelerinin mahkûm koğuşlarında tedavi imkânına sahip olduğu

anlaşılmaktadır. Ancak ne başvuru formu ve eklerinde ne de soruşturma

dosyasında, başvurucunun oğlu Volkan Moray'ın Ceza İnfaz Kurumunda kaldığı süre

içerisinde psikolojik bir rahatsızlıktan dolayı tedavi gördüğüne ilişkin bir

bilgi ve belge bulunmamaktadır. Volkan Moray'ın psikolojik sorunlar yaşadığına

dair Ceza İnfaz Kurumuna yansımış bir olay da mevcut değildir. Volkan Moray'ın

koğuş arkadaşlarının "müteveffanın

olaydan yaklaşık 20 gün önce telefonla görüşmeye çıktığında moralinin bozuk

olarak döndüğünü, ne olduğunu sormaları üzerine babasıyla tartıştığını

söylediğini" şeklindeki beyanları dışında Volkan Moray'ın

herhangi bir psikolojik rahatsızlığına değinen olay veya onun davranış

bozukluğunu gösteren bir bulgu tespit edilememiştir.

71. 5275 sayılı Kanun'un 37. maddesinde ceza infaz kurumunda

düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından

kanun, tüzük, yönetmelikler ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli

kıldığı davranış ve tutumları, kusurlu olarak ihlâl eden hükümlüler hakkında

çeşitli disiplin cezalarının uygulanacağı öngörülmüştür. Volkan Moray, Ceza

İnfaz Kurumunda kaldığı süre içerisinde herhangi bir disiplin cezası almadığı

gibi Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin dikkatini çekebilecek herhangi bir

davranış bozukluğu da sergilememiştir. Diğer taraftan Volkan Moray'ın ası

suretiyle yaşamını yitirmiş vaziyette bulunduğu andan yaklaşık üç saat önce

infaz koruma memurlarınca havalandırma bahçesinin açıldığı, bu sırada infaz

koruma memurlarının dikkatini çeken olağanüstü bir durumun yaşanmadığı,

hem Volkan Moray'ın koğuş arkadaşlarının hem Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin

birbirleri ile tutarlı anlatımlarına göre Volkan Moray'ın bu esnada koğuş

arkadaşları ile normal bir şekilde sohbet ettiği anlaşılmaktadır.

72. Yukarıda açıklanan hususlar dikkate alındığında somut olayda

Volkan Moray'ın intihar etme eğiliminde olduğunu gösteren hiçbir delilin

bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin Volkan

Moray'ın kendi yaşamına son verecek durumda olduğunu bildikleri veya bilmeleri gerektiğikanaatine ulaşılmamıştır.

73. Yönetmelik'in 13. maddesinde hükümlülerin koğuş, oda veya

eklentilerinde idarece uygun görülen uzunlukta çamaşır ipi bulundurabileceği

belirtilmiştir. Hükümlülerin koğuş, oda veya eklentilerinde çamaşır ipi

bulundurabilmesi başlı başına bir ihlal sebebi olmayıp bu durum her somut

olayın koşulları dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Somut olayda Ceza İnfaz

Kurumu yetkilileri, Volkan Moray Ceza İnfaz Kurumunda kaldığı süre içerisinde

hiçbir intihar eğilimi göstermediğinden çamaşır ipinin yasaklanması veya

çamaşır ipinin bağlandığı çengelin sökülmesi gibi bazı özel önlemleri almadığı

gerekçesiyle eleştirilemez. Somut olayda yer alan hiçbir unsur, Ceza İnfaz

Kurumu yetkililerince ilave tedbirlerin alınması ve Volkan Moray'ın sıradan bir

hükümlüye nazaran daha yakından denetlenmesi gerektiğini desteklememektedir.

74. Açıklanan nedenlerle Volkan Moray'ın yaşamının kendi

eylemlerine karşı korunamadığı yönündeki şikâyetler yönünden Anayasa'nın 17.

maddesinin gerektirdiği yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edilmediğine karar

verilmesi gerekir.

b. Yaşam Hakkı Kapsamında

Etkili Bir Soruşturma Yürütülmediğine İlişkin İddia

75. Başvurucu, oğlunun ölüm olayı hakkında etkili bir soruşturma

yapılmadığını, oğlu ile aynı koğuşta bulunan ve tanık olarak dinlenen

şahısların ceza infaz kurumunda bulunmaları nedeniyle beyan vermekte özgür

olamayacaklarını, ceset üzerindeki izlerin hangi nedenden kaynaklandığına dair

yeterli bir araştırma yapılmadığını ve bu iddiasının varsayıma dayalı bir

kanaat ile reddedildiğini, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yaptığı itirazın

hiçbir somut gerekçe belirtilmeden reddedildiğini, bu sürecin kendisi için

manevi bir işkenceye dönüştüğünü belirterek, yaşam hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

76. Bakanlığın konu hakkındaki görüşünde öncelikle AİHM

içtihatları uyarınca yaşam hakkı kapsamında yürütülecek ceza soruşturmasının

etkili olabilmesi için yetkililerin resen harekete geçmesi, soruşturmakla

görevli olan ve soruşturmayı yürüten kişilerin olaylara karışmış olabilecek

kişilerden bağımsız olmaları; soruşturmanın, ölenin ailesinin meşru

çıkarlarının korunması için yeterli ölçüde kendilerine açık olması, makul bir

hızlılık içinde yürütülmesi, sorumluların belirlenmelerine ve gerekirse

cezalandırılmalarına imkân verecek nitelikte olması gerektiği, ayrıca etkili

soruşturma yapma yükümlülüğünün sonuç değil vasıta yükümlülüğü olduğu ifade

edilmiştir.

77. Bakanlık görüşünde mevcut başvuru ile ilgili olarak,

başvurucuların oğlu Volkan Moray'ın ölümü ile ilgili Siirt Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında tüm delillerin

toplandığı, müteveffa ile aynı koğuşu paylaşan hükümlülerin ifadelerine

başvurulduğu, kamu görevlilerinin şüpheli sıfatıyla ifadelerinin alındığı, adli

soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, aynı kararda

başvurucunun, ölenin vücudunda yanık benzeri izler olduğu yönündeki

iddialarının ele alındığı, ölü muayene ve otopsi işlemleri sırasında alınan

görüntülerin incelenmesi neticesinde belirtilen izlere rastlanmadığı

belirtilerek söz konusu iddiaların karşılandığı ifade edilmiştir.

78. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı kapsamında

devletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usule ilişkin

boyutu, yaşanan ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya konulmasına ve sorumlu

kişilerin belirlenmesine imkân tanıyan bağımsız bir soruşturmanın yürütülmesini

gerektirmektedir. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her

ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını

sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54). Bu

usul yükümlülüğünün gerektiği şekilde yerine getirilmemesi hâlinde devletin

negatif ve pozitif yükümlülüklerine gerçekten uyup uymadığının tam olarak

tespit edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle soruşturma yükümlülüğü, devletin bu

madde kapsamındaki negatif ve pozitif yükümlülüklerinin güvencesini

oluşturmaktadır (Salih Akkuş, B.

No: 2012/1017, 18/9/2013, § 29).

79. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülük her olayda

mutlaka ceza soruşturması yürütülmesini gerektirmemektedir. İhmal nedeniyle

meydana gelen ölüm olaylarında mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle

ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).

Ancak somut olay açısından, yetkili ve sorumlu kişilerin muhakeme hatasını veya

dikkatsizliği aşan bir ihmalinin yani olası sonuçların farkında olmalarına

rağmen kendilerine verilen yetkileri göz ardı ederek olayda ortaya çıkan

riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri almama gibi bir

durumun bulunup bulunmadığına karar verilmesi gerekmektedir. Çünkü bu gibi

durumlarda bireyler kendi inisiyatifleriyle hangi hukuk yollarına başvurmuş

olursa olsun insanların hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler

aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması 17.

maddenin ihlaline neden olabilir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 60-62).

80. Yaşam hakkı kapsamında yürütülmesi gereken ceza

soruşturmalarının amacı yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir

şekilde uygulanmasını ve vuku bulan ölüm olayında varsa sorumluları ve

sorumluluklarını tespit etmek üzere adalet önüne çıkarılmalarını sağlamaktır.

Bu bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür.

Anayasa'nın 17. maddesi hükümleri başvuruculara üçüncü tarafları belirli bir

suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı verdiği tüm yargılamaların

mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma yükümlülüğü verdiği

anlamına gelmemektedir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 56).

81. Soruşturmanın etkililik ve yeterliliğini temin adına

soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve ölüm olayını aydınlatabilecek

sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerin toplanması gerekmektedir

(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §

57; Sadık Koçak ve diğerleri,§ 94 ).

82. Yürütülecek ceza soruşturmalarının etkinliğini sağlayan

hususlardan biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesap verilebilirliği

sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimine açık olmasıdır.

Buna ilaveten her olayda ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumak

için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmaları sağlanmalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 58).

83. Yukarıda sayılanlara ek olarak yürütülecek soruşturmalarda

makul bir hızla gerçekleştirilme ve özen gösterilme zorunluluğu da zımnen

mevcuttur. Elbette ki bazı durumlarda soruşturmanın veya kovuşturmanın

ilerlemesine engel olan unsurlar ya da güçlükler bulunabilir. Ancak bir

soruşturmada ve devamında yapılan kovuşturmada yetkililerin hızlı hareket

etmeleri; yaşanan olayların daha sağlıklı bir şekilde aydınlatabilmesi,

kişilerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı

eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin

engellenmesi açısından kritik bir öneme sahiptir (Deniz Yazıcı, B. No: 2013/6359, 10/12/2014, § 96).

84. Yaşanan bir ölüm olayının oluşumuna ilişkin delillerin

değerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevidir. Ancak Anayasa

Mahkemesinin başvuru konusu olayın gelişim şeklini anlayabilmek ve

başvurucuların yakınlarının ölümünün “şüpheli”

olduğuna dair iddialarının soruşturma makamları ve derece

mahkemeleri tarafından karşılanıp karşılanmadığını nesnel bir şekilde

değerlendirmek için olayın oluşum şeklini incelemesi gerekebilmektedir.

85. Başvuru konusu olayda, başvurucunun oğlu Volkan Moray'ın

25/7/2012 tarihinde kaldığı D-17 No.lu koğuşun havalandırma kısmında ası

suretiyle yaşamını yitirmiş vaziyette bulunması olayı ile ilgili olarak Siirt

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından resen bir soruşturmanın başlatıldığı,

olaydan haberdar edilen Cumhuriyet Savcısı A.D.D.nin,

Ceza İnfaz Kurumu yetkililerine olay yerinde bulunan delillerin karartılmasının

veya kaybolmasının önlenmesi amacıyla gerekli tedbirlerin alınması talimatını

verdikten sonra kendisinin de derhâl olay yerine intikal ettiği, sonrasında

Cumhuriyet Savcısı eşliğinde olay yeri incelemesinin yapıldığı ve ayrıntılı bir

olay yeri inceleme raporunun hazırlandığı, olay yeri incelemesi sırasında

fotoğraflamanın yapıldığı ve kamera kaydının alındığı anlaşılmaktadır.

86. Aynı gün ölü muayenesi ve akabinde otopsi işleminin

yapıldığı, ölü muayene ve otopsi işlemleri sırasında da fotoğraflamanın

yapıldığı ve kamera kaydının alındığı, yapılan ölü muayene ve otopsi işlemleri

neticesinde hazırlanan raporda telem bölgesine uyan alanlarda ekimoz ve hiyoid kemikte ekimozlu kırık tespit edildiği dikkate alındığında ası

fiilinin canlı iken gerçekleşmiş olduğu ve kişinin ölümünün asıya bağlı mekanik

asfiksi sonucu meydana geldiği tespitlerinin

yapıldığı, Volkan Moray'ın ölmeden önce alkol, uyuşturu,

uyutucu ve uyarıcı madde alıp almadığının tespit edilebilmesi amacıyla otopsi

sırasında ceset üzerinden kan ve idrar örneklerinin alındığı, alınan kan ve

idrar örneklerinin toksikolojik analizinin yapılması

sonucunda hazırlanan 6/8/2012 tarihli raporda, kan ve idrar numuneleri üzerinde

alkol, uyutucu, uyuşturucu ve uyarıcı maddelerinin bulunmadığının tespit

edildiği görülmektedir.

87. Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı müteveffa ile aynı koğuşu

paylaşan O.O., M.A.K. ve N.G.yi

tanık sıfatıyla dinlemiş, infaz koruma memurlarından, infaz koruma baş

memurlarından ve Ceza İnfaz Kurumu 2. müdürlerinden oluşan toplam on beş

kişinin ise şüpheli sıfatıyla ifadesini almıştır. Volkan Moray'ın koğuş

arkadaşları ile ifadesi alınan Ceza İnfaz Kurumu yetkililerinin anlatımlarının

birbiri ile uyumlu olduğu anlaşılmış ve Volkan Moray'ın arkadaşlarının

beyanlarının özgür iradelerini yansıtmadığına dair bir husus tespit

edilmemiştir.

88. Müteveffanın yakınlarının meşru menfaatlerini koruyabilecek

ölçüde soruşturmaya katılmaları etkili soruşturmanın en önemli

unsurlarındandır. Soruşturma bu kapsamda incelendiğinde başvurucunun

soruşturmaya aktif bir şekilde katılabildiği, delillerini sunabildiği ve

iddialarını soruşturma makamları önünde ileri sürebildiği görülmektedir.

Başvurucu, Siirt Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak cenazenin yıkanması

sırasında oğlunun göğüs bölgesindeki derisinin soyulduğuna dair izler gördüğünü

belirtmiş ve buna ilişkin fotoğrafları dilekçesine ekleyerek tarafına bilgi

verilmesi talebinde bulunmuştur. Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun

sunduğu fotoğraflar ile olay yeri inceleme ve otopsi işlemleri sırasında

çekilen fotoğrafları ve bu sırada alınan kamera görüntülerini kıyaslayarak başvurucunun

iddialarını etkili bir şekilde karşılamıştır. Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı

ayrıca başvurucunun talebi doğrultusunda Ceza İnfaz Kurumuna gönderdiği

15/8/2012 tarihli yazı ile Volkan Moray'ın her hangi

bir disiplin cezasının bulunup bulunmadığını sormuş ve Ceza İnfaz Kurumundan

Volkan Moray'ın ceza infaz kurumunda bulunduğu süre zarfında disiplin cezası

aldığına ilişkin her hangi bir kaydın bulunmadığı cevabını almıştır.

89. Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı yaptığı araştırmalar

neticesinde elde ettiği verileri değerlendirerek Volkan Moray'ın intihar

neticesinde hayatını kaybettiği, olayda bir başkasına izafe edilebilecek

kasıtlı ve/veya kusurlu bir davranışın bulunmadığı sonucuna varmış ve

şüpheliler hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir.

90. Başvurucu ayrıca Siirt Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen

kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karara itiraz etmesine rağmen

itirazı inceleyen merci tarafından somut gerekçe gösterilmeden matbu cümlelerle

itirazının reddedilmesinden şikâyet etmiştir. Başvurucu, bu şikâyetini dile

getirirken kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair kararla ortaya çıkan yeni

bir durumdan bahsetmemiş, Cumhuriyet Başsavcılığı önünde ileri sürdüğü

iddiaları tekrarlamıştır. Bu aşamada belirtmek gerekir ki, temyiz veya itiraz

mercilerinin kararların tamamen gerekçeli olması zorunlu değildir. Bu nedenle

gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir (Mehmet Yavuz, B. No: 2013/2995, 20/2/2014,

§ 51). Kanun yolu incelemesi yapan merciin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı

sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına

yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterlidir (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013,

§ 57). Başvuru konusu olayda Batman 2. Ağır Ceza Mahkemesi ölüm olayına ilişkin

verilen kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karara yapılan itirazı,

Savcılıkça verilen kararın gerekçesine atıf yaparak ve bu gerekçeyi kabul

ederek reddetmiştir (bkz. § 21). Dolayısıyla Batman 2. Ağır Ceza Mahkemesinin

etkili bir inceleme yapmadığından veya kararının gerekçesiz olduğundan söz

edilemez.

91. Bütün bu veriler kapsamında somut olay bir bütün olarak

değerlendirildiğinde Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ölüm olayının

akabinde derhâl soruşturmaya başlandığı ve soruşturmanın yaklaşık yedi ay gibi

makul bir sürede tamamlandığı, olaya ilişkin delillerin elde edilmesine yönelik

ayrıntılı bir çalışma yürütüldüğü, müteveffanın yakınlarının soruşturma

sürecine etkili bir şekilde katılımlarının sağlandığı ve bu surette somut

olayın aydınlatılmasına yönelik yeterli çabanın gösterildiği anlaşılmıştır. Bu

durumda, yukarıda bahsedilen yaşam hakkının usule ilişkin boyutuna ilkeler

karşısında başvuru konusu olayda soruşturma makamının olayların seyrini

aydınlatmaya yönelik işlemlerinden kuşku duyulmasını gerektiren bir durumun

veya yürütülen soruşturmanın derinliği ve ciddiyeti üzerinde etki gösterecek

nitelikte bir eksikliğin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

92. Açıklanan nedenlerle somut olayda yürütülen ceza

soruşturmasında yaşam hakkının usule ilişkin boyutunun ihlal edilmediğine karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Volkan Moray'ın yaşamının üçüncü kişi ya da kişilerin

eylemlerine karşı korunmadığına ilişkin iddia yönünden Anayasa’nın 17.

maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının maddi boyutunun İHLAL

EDİLMEDİĞİNE,

2. Volkan Moray'ın yaşamının kendi eylemlerine karşı korunmadığına

ilişkin iddia yönünden Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının maddi boyutunun İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

3. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının usule ilişkin boyutunun İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

21/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Engin YILDIRIM Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Osman Ali Feyyaz PAKSÜT Recep KÖMÜRCÜ Alparslan ALTAN Raportör Yrd. : Halil İbrahim DURSUN Başvurucu : Hilmi MORAY Vekili : Av. Muhterem SÜREN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/3053, 21 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  12. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  13. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/3053
Tarih
21 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Bahaettin Gülgör ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/3209)
  • Talat Şahin Başvurusu (B. No: 2013/8609)
  • Aydın Koç Başvurusu (B. No: 2013/3397)
  • Diyaedin Alak Başvurusu (B. No: 2013/7122)
  • Selvi Ağgül ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6201)
  • Nebiye Merttürk ve Neslihan Uyanık Başvurusu (B. No: 2013/6071)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.