İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Diyaedin Alak Başvurusu (B. No: 2013/7122)

1. Başvuru, gözaltında bulunduğu esnada tehdit edilmesi,

Başvuru No2013/7122Tarih21 Nisan 2016Okuma29 dk · 5.779 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Diyaedin Alak Başvurusu

Karar tarihi
21 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/7122
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.779 kelime·29 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gözaltında bulunduğu esnada tehdit edilmesi,

gözaltına giriş ve çıkış raporlarının usulüne uygun hazırlanmaması ve

psikolojik baskı yönünde değerlendirme yapılmaması nedeniyle kötü muamele

yasağının; gözaltına alınma nedenlerinin bildirilmemesi, yasal hakların

hatırlatılmaması, yetkili hâkim önüne geç çıkartılması, duruşma aralarındaki

tutukluluk incelemelerinin dosya üzerinden yapılması, savcılık mütalaasının

tebliğ edilmemesi ve itiraz imkânının tanınmaması, matbu gerekçelerle

tutukluluk hâlinin devamına karar verilmesi, tutukluluğun uzun sürmesi, ilk

derece mahkemesinin kararının sonrasında tutukluluk durumunun incelenmemesi

nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; suç yerinden farklı bir

yerde bulunan 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250.

maddesi ile görevli ağır ceza mahkemesince yargılanması, gözaltına alınır

alınmaz değil ifade işleminin öncesinde müdafi atanması, iddianamenin kabulü

aşamasının öncesinde itiraz imkânının tanınmaması, Kürtçe savunma hakkının

verilmemesi, hâkim kararı olmaksızın ve usulüne aykırı biçimde gerçekleştirilen

arama neticesinde elde edilen delillerin hükme esas alınması, benzer

nitelikteki davaların birleştirilmemesi, aramaya ilişkin CD'nin mahkemece

incelenmemesi, eksik soruşturma neticesinde mahkûm edilmesi, kararların yeterince

gerekçelendirilmemesi, Yargıtaydaki duruşmaya

katılımının sağlanmaması, temyiz incelemesinin etkili yapılmaması, yargılamanın

uzun sürmesi nedenleriyle iddianamenin kabulü aşamasında itiraz hakkının

bulunmaması, kanuni hâkim güvencesini, hukuka aykırı delil yasağını, tercüman

yardımından faydalanma, duruşmalı yargılanma, yargılamanın hakkaniyete uygun

görülmesi gerekçeli karar haklarını da içerecek biçimde adil yargılanma

hakkının; mahkûmiyet kararıyla birlikte hükmedilen hak yoksunluğu tedbirleri nedeniyle

özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkının; milliyeti ve siyasi görüşü

dolayısıyla ayrımcılığa uğraması ve mahkûmiyetine konu suçun farklı bir infaz

rejimine tabi olması nedeniyle eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 13/9/2013 tarihinde İzmir 13. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve başvurunun

Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 15/4/2016 tarihinde,

başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

4. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 15/4/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 16/11/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 5/1/2016 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

7. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

22/1/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 1/2/2016 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Projesi (UYAP) bilişim sistemi aracılığıyla erişilen bilgi ve

belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Kimliği belirsiz bir kişi tarafından12/9/2010 tarihinde,

başvurucu ve İ.A. isimli diğer bir kişinin iki bombalama eylemlerine

katıldıkları ve yeni bir eylem daha gerçekleştirecekleri yönünde bir telefon

ihbarı yapılmıştır.

10. Gecikmesinde sakınca görülmesi nedeniyle Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından verilen yazılı izne istinaden başvurucunun, İ.A. ile

birlikte kaldığı ikametgâhında 13/9/2010 tarihinde, mahalle muhtarı ve bir

azanın da katılımıyla arama gerçekleştirilmiştir. Arama sonucunda evle aynı

bahçe içinde bulunan ve depo olarak kullanılan odadaüzerinde

Kürtçe ibareler bulunan not kâğıtları, PKK terör örgütünün bayrağı, haklarında

toplatma kararları bulunan çok sayıda kitap ve dergi, çiviler, torpiller, iki

poşet içinde beyaz ve sarı renkte maddeler, bir teneke kutu ve bir kova içinde

türü belli olmayan bir madde ele geçirilmiştir.

11. Arama esnasında evde bulunan başvurucu gözaltına alınmıştır.

12. Ele geçirilen maddeler üzerinde Antalya Kriminal

Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce inceleme yapılmıştır. Hazırlanan 14/9/2010

tarihli raporda, maddelerin patlayıcı özellikte olduğu belirtilmiştir.

13. Başvurucu 16/9/2010 tarihinde Antalya Cumhuriyet savcısına

verdiği ifadesinde evde bulunan terör örgütü bayrağını polislerin koymuş

olabileceğini, dergileri yakmak için getirdiklerini, telsizleri babasının çöpte

bulduğunu, kâğıtlara yazılı Kürtçe ibarelerin ne anlama geldiğini bilmediğini,

öğrenmek amacıyla not almış olabileceğini, depo odasında bulunan malzemeleri

komplo kurmak isteyen birilerinin koymuş olabileceğini, içindeki malzemenin ne

olduğunun sorulması üzerine kovayı tutması ve içine parmağıyla dokunması

nedeniyle kovada parmak izinin tespit edilmiş olabileceğini, 15/8/2010 ve

12/9/2010 tarihlerinde gerçekleştirilen bombalama olaylarıyla bir ilgisinin

bulunmadığını belirtmiştir.

14. Başvurucu, Antalya 8. Sulh Ceza Mahkemesi önündeki

sorgusunda da Cumhuriyet Savcılığı aşamasındakine benzer yönde ifade vermiştir.

15. Antalya 8. Sulh Ceza Mahkemesi 16/9/2010 tarihinde, silahlı

terör örgütü üyeliği suçundan başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir.

16. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı 18/1/2011 tarihinde, başvurucu

hakkında terör örgütüne üye olma, genel güvenliği kasten tehlikeye sokma, patlayıcı

madde bulundurma ve mala zarar verme suçlarından iddianame düzenlemiştir.

17. İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. madde ile görevli)

24/1/2011 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiştir. Mahkeme,

iddianamenin ve duruşma gününün başvurucuya tebliğine hükmetmiştir.

18. Mahkeme 5/4/2011 tarihli ilk duruşmaya iddianamenin kabulü

kararının okunmasıyla başlamıştır. Başvurucu bu celsede, aleyhindeki iddialara

ilişkin savunmasını yapmış ve suçlamaları reddetmiştir.

19. Başvurucu 13/9/2011 tarihli üçüncü duruşmada Türkçeyi

konuşmakta zorlandığını ve Kürtçe kendini daha iyi ifade edebileceğini

belirterek tercüman atanmasını talep etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, Türkçeyi

bildiği ve daha önceki savunmalarını Türkçe yaptığını belirterek başvurucunun talebini

reddetmiştir. Başvurucu sonraki duruşmalarda Kürtçe beyanda bulunmaya devam

etmiştir.

20. Başvurucu 10/2/2012 tarihli duruşmada diğer hususların yanı

sıra tanık dinlenmesi talebinde de bulunmuştur. İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi

tanıkların dinlenmesine, ele geçen patlayıcı maddeler üzerinde tekrar bilirkişi

incelemesi yaptırılmasına ve kayda alınmışsa aramaya ilişkin görüntü

kayıtlarının Emniyetten istenmesine karar vermiştir. Başvurucunun belirtiği

tanıkların bazılarının talimat yoluyla dinlendiği anlaşılmaktadır.

21. 27/4/2012 tarihli duruşmada tanık A.A.nın talimatla alınan ifadesi ve aramada ele geçen

maddelerin patlayıcı özellik taşıdığına ve patlayıcı yapımında

kullanılabileceğine ilişkin hazırlanan rapor okunmuştur. Tanık A.A.nın ifadesinde, arama yapılan

her odada hazır bulunduğunu, aramanın kamera kaydına alındığını ve tutanakta

geçen malzemelerin hepsinin arama yapılan yerde ele geçirildiğini söylediği

görülmektedir. Duruşmada ayrıca, başvurucunun hazır ettiği A.İ. isimli kişi

dinlenmiştir. A.İ., başvurucunun ve diğer sanığın 15/8/2010 tarihinde yanında

çalışmakta olduğunu belirtmiştir. Başvurucu, Mahkemeye gönderilen görüntü

kayıtlarının bir örneğini istemiş ve patlayıcıların bulunduğu yerin korunaklı

olup olmadığı hususunda keşif yapılmasını talep etmiştir. Mahkeme, davanın

bulunduğu aşama ve dosya içindeki bilgiler dikkate alındığında keşfin

yargılamaya bir katkı yapmayacağı gerekçesiyle talebini kabul etmemiştir.

Cumhuriyet savcısının esas hakkında mütalaa vermesinin ardından başvurucu vekili

savunma yapmak üzere süre talep etmiştir.

22. Başvurucu vekili 14/6/2012 tarihli duruşmada esas hakkında

savunmayı hazırlamak için tekrar süre talebinde bulunmuş, 12/9/2012 tarihli bir

sonraki duruşmaya mazeret bildirerek katılmamıştır.

23. Başvurucu vekili 27/11/2012 tarihli duruşmada başvurucunun

Mahkemenin E.2008/159 sayılı dosyasında örgüt üyeliğinden ceza aldığını,

E.2009/284 sayılı dosyadaki yargılamasının devam ettiğini, bir kişinin iki kez

örgüt üyeliğinden cezalandırılamayacağını, bu nedenle belirtilen dosyaların

akıbetinin beklenilmesi talebinde bulunmuştur. Mahkeme, görülmekte olan davanın

suç tarihinin belirtilen dosyalara ilişkin iddianame tarihlerinden sonra

olduğunu belirtmiş ve talebi reddetmiştir. Başvurucu son sözünde de Türkçe

beyanda bulunmamıştır.

24. İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi 27/11/2012 tarihli ve

E.2011/31, K.2012/316 sayılı kararı ile başvurucunun patlayıcı madde

bulundurmak ve bu şekilde örgüt adına suç işlemek suçlarından sonuç olarak 20 yıl

4 ay hapis ve adli para cezası ile cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin

devamına karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi "ele geçirilen örgütsel d[o]kümanlar

ile patlayıcı yapımında kullanılan ve ... patlayıcı niteliğinde bulunan

malzemeler birlikte değerlendirildiğinde ... [başvurucunun] terör örgütü PKK

adına yapılacak eylemlerde kullanılmak üzere patlayıcı bulundurduğu ve bu

şekilde terör örgütü adına suç işlediği" sonucuna ulaşmıştır.

Mahkeme, aramanın kamera kaydına alınmış olmasını ve tanık A.A.nın beyanını dikkate alarak başvurucunun bulunan

malzemelerin kendisine ait olmadığına yönelik savunmasına itibar etmemiştir.

25. Mahkeme, başvurucunun 26/9/2012 tarihli ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanunu'nun 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki haklardan alt soyu

üzerindeki velayet ve vesayet hakkı dışında kalan haklar yönünden hak ederek

tahliye tarihine, velayet ve vesayet hakkı yönünden ise şartla tahliye tarihine

kadar yoksun bırakılmasına hükmetmiştir.

26. İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi, gerçekleştirilen iki bombalama

eylemleriyle bağlantılı genel güvenliği kasten tehlikeye sokmak ve mala zarar

vermek suçlarından ise başvurucunun atılı eylemleri gerçekleştirdiğine dair

yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği

gerekçesiyle beraat kararı vermiştir.

27. Başvurucu; diğer bazı hususlara ek olarak daha fazla ceza

verilmesi amacıyla örgüt üyeliğinden açılan davaların birleştirilmediğini,

kömürlük olan yere herkesin rahatlıkla girip çıkabileceğinden burada ele geçen

malzemeleri başkasının yerleştirmiş olabileceğini, arama sırasında ele geçen

malzemelerin tam olarak nerede bulunduğunun ve konumunun kayıt altına

alınmadığını, suçun ve cezanın tespitinde hataya düşüldüğünü, delillerin

yeterince toplanmadığını ve lehe hususlarda araştırma yapılmadığını, hükümde

yeterince gerekçe gösterilmediğini belirterek kararı temyiz etmiştir.

28. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 1/7/2013 tarihinde yaptığı

duruşmaya başvurucunun vekili katılmıştır. Yargıtay 1/7/2013 tarihli ve

E.2013/3933, K.2013/10007 sayılı ilamı ile İlk Derece Mahkemesi kararını

onamıştır.

29. Başvurucu, nihai karardan 19/8/2013 tarihinde haberdar

olduğunu belirtmektedir. Dosya içinde başvurucunun daha erken bir tarihte

Yargıtay ilamını öğrendiğinin kabul edilmesini gerektirecek bir bilgi veya

belgeye rastlanmamıştır.

30. Başvurucu 13/9/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

31. Başvurucunun mahkûmiyetine konu 5237 sayılı Kanun'un ilgili

maddeleri "Tehlikeli maddelerin izinsiz

olarak bulundurulması veya el değiştirmesi" kenar başlıklı 174.

maddesi, "Suç işlemek amacıyla örgüt

kurma" kenar başlıklı 220. maddesinin (6) numaralı fıkrası ile

"Silahlı örgüt" kenar

başlıklı 314. maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkralarıdır.

32. 5237 sayılı Kanun’un "Belli

hakları kullanmaktan yoksun bırakılma" kenar başlıklı 53.

maddesinin (1) ila (3) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Kişi, kasten

işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;

a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu

görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi

üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi

altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tabi bütün

memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,

b) Seçme ve seçilme ehliyetinden (…),

c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa

ait bir hizmette bulunmaktan,

d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif

ve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan,

e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu

niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi

sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten,

Yoksun bırakılır.

(2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla

mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları

kullanamaz.

(3) Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya

koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve

kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Mahkûm

olduğu hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında birinci fıkranın (e) bendinde

söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar verilebilir"

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

33. Mahkemenin 21/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

34. Başvurucu;

i. Gözaltına alınmasının ardından gece boyunca ıssız bir ormanda

tutulduğunu ve öldürülüp izinin kaybettirilmesiyle tehdit edildiğini,

giriş-çıkış raporlarının alınması dışında istediği anda hekime götürülmediğini,

muayene esnasında polisin de odada hazır bulunduğunu ve vücudunun tümünün

muayene edilmediğini, psikolojik baskı hususunda inceleme yapılmadığını,

muayenenin Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, İşkence ve

Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı, Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili

Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi İçin El Kılavuzu'na (İstanbul

Protokolü) aykırı yürütüldüğünü belirterek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin

(Sözleşme) 3. ve 6. maddelerinin,

ii. Hangi suç şüphesiyle gözaltına alındığının kendisine

bildirilmediğini, hakkındaki iddialara ilişkin bilgilendirilmediğini, yasal

haklarının derhâl hatırlatılmadığını, ailesine haber verilmediğini, tutuklama

kararından altı ay sonra yetkili hâkim önüne çıkarıldığını, matbu gerekçelerle

tutukluluğunun devamına karar verildiğini, duruşmalar arasındaki tutukluluk

incelemelerinin dosya üzerinden yapıldığını, tutukluğa ilişkin Savcılık

mütalaasının tebliğ edilmediğini ve Savcılık görüşüne itiraz etme olanağının

tanınmadığını, tutukluluğunun uzun sürdüğünü, mahkûmiyet kararı ile onama ilâmı

arasındaki sürede tutukluluk durumunun incelenmediğini belirterek Sözleşme'nin

5., 6. ve 13. maddelerinin,

iii. Ev aramasının

mahkeme kararı olmaksızın yapıldığını, arama öncesinde gözaltına alınarak

aramaya eşlik etmesinin engellendiğini, usulüne aykırı gerçekleştirilen arama

neticesinde elde edilen verilerin delil olarak kullanıldığını belirterek Sözleşme'nin

5., 6. ve 8. maddelerinin,

iv. Suç yerinin Antalya olmasına rağmen İzmir'de bulunan ve

devlete karşı işlenen veya örgütlü suçlara bakmak için ayrı bir statüde kurulan

özel yetkili Mahkemede yargılandığını, bunun sonucunda da Mahkemenin hiçbir delil

toplamadan hüküm kurduğunu belirterek kanuni hâkim güvencesinin ve Sözleşme'nin

6. ile 13. maddelerinin,

v. Gözaltına alındığında değil, ifadesi alınacağı zaman müdafi

çağrıldığını, itiraz hakkı tanınmaksızın iddianamenin kabul edildiğini ve

savunma haklarına uyulmadığını, daha fazla ceza verilmesi için örgüt

üyeliğinden açılan davaların birleştirilmediğini, depodaki malzemelerin

kendisine ait olduğuna ilişkin bir delil bulunmadığını, kovanın bakmak için

eline verilmesi nedeniyle parmak izinin tespit edildiğini ve bunun mahkûmiyet

hükmüne esas alındığını, aramada ele geçen malzemelerin tespitinin usulüne

uygun yapılmadığını ve nerede bulunduklarının fotoğraflanmadığını, Mahkemenin

aramaya dair CD'yi incelemediğini ve CD üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırmadığını,

keşif talebinin reddedildiğini, lehe dellilerin

toplanmadığını, Kürtçe savunma yapma talebinin kabul edilmediğini ve son

savunmasının alınmadığını, Mahkemenin ara kararlarının ve esas kararının

yeterli gerekçe içermediğini veya bunlarda hatalı bilgilere yer verildiğini, Yargıtaydaki duruşmaya katılmasının sağlanmadığını,

üyelerin dosyayı incelemeksizin tetkik hâkiminin raporu üzerine karar

verdiğini, etkin ve tarafsız bir yargılama yapılmadığını, yargılamanın uzun

sürdüğünü belirterek Sözleşme'nin 6. ve 13. maddeleri ile Sözleşme'ye

Ek 7 No.lu Protokol'ün 2. maddesinin,

vi. Mahkûmiyetle birlikte 5237 sayılı Kanun'un 53. maddesinin

(1) ila (3) numaralı fıkralarında belirtilen hak mahrumiyetlerine karar

verildiğini ve özel hayatını sona erdirecek biçimde belirli hakları

kullanmaktan yoksun bırakıldığını belirterek Sözleşme'nin 1. ve 8.

maddelerinin,

vii. Milliyeti ve siyasi görüşünden dolayı yargılama esnasında

ayrımcılığa maruz bırakılmasının yanı sıra terör suçlarından mahkûm olanlar

için özel bir infaz rejiminin benimsendiği ve bu kişilerin diğer suçtan mahkûm

olanlara göre daha uzun süre cezaevinde tutulduklarını belirterek Sözleşme'nin

14. ve 17. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu bu

nedenlerle 50.000 TL maddi ve 150.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

35. Başvurucu, yargılama harç ve giderlerini ödeyecek geliri

olmadığından adli yardım kararı verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun gözaltı sonrası tehdit

edildiğine ve doktor raporlarının hazırlanmasına ilişkin iddiasının kötü

muamele yasağı, gözaltı ve tutukluluk süreçlerine yönelik iddialarının kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı, mahkûmiyet neticesinde belirli hakları

kullanmaktan yoksun bırakılması bağlamındaki iddiaların özel hayata saygı

gösterilmesini isteme hakkı, ayrımcılığa uğradığına ilişkin iddiasının eşitlik

ilkesi; diğer iddialarının ise kanuni hâkim güvencesini, hukuka aykırı delil

yasağını, tercüman yardımından faydalanma, duruşmalı yargılanma, yargılamanın

hakkaniyete uygun görülmesi, gerekçeli karar haklarını da içerecek biçimde adil

yargılanma adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir. İddianamenin kabulü aşamasında itiraz hakkı tanınmaması

ise adil yargılanma hakkı çerçevesinde ayrı bir başlık altında incelenecektir.

a. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

37. Başvurucu, ıssız bir ormana götürülerek ölümle tehdit

edildiğini, doktor muayenelerinin polisler de hazırken ve psikolojik baskı

yönünden değerlendirme yapılmaksızın gerçekleştirildiğini ve İstanbul

Protokol'üne uyulmadığını ileri sürmüştür.

38. Bakanlık yazısında, başvurucunun Cumhuriyet savcısına

verdiği ifadesinde ve sorgusu esnasında ya da yargılama aşamasında ibraz edilen

belgelerde kötü muamele iddialarından bahsetmediği ve bu eylemlere ilişkin

olarak bireysel başvuru öncesinde yetkili makamları başvurulduğuna dair

başvurucunun herhangi bir bilgi sunmadığı belirtilmiştir.

39. Başvurucu; cevap dilekçesinde başvuruya konu ettikleri ihlal

iddialarını yargılama aşamasında dile getirdiğini fakat bir işlem

yapılmadığını, ek olarak yasadan kaynaklı ihlaller ile ileri sürülmesi hâlinde

düzeltilmeyeceği kesin olan ihlal iddialarına veya devamlılık kazanmış ihlal

uygulamalarına ilişkin olarak başvuru yollarının tüketilmesine gerek bulunmadığını

belirtmiştir.

40. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

41. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar

başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir."

42. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği olarak,

bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle iç hukukta düzenlenen başvuru

yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca, başvurucunun Anayasa

Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve

adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi ve bu konuda sahip olduğu bilgi ve

kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve

başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§

18, 19).

43. Diğer yandan olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler

önünde dayanılmayan iddialar, bireysel başvuruya konu edilemeyeceği gibi genel

mahkemelere sunulmayan yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz

(Bayram Gök, § 20).

44. Somut olayda başvurucunun, gözaltında tehdit edildiği ve

doktor raporlarının usulüne uygun hazırlanmadığına ilişkin iddialarını yetkili

makamlar önünde ileri sürülmeksizin bireysel başvuruda bulunulduğu

anlaşılmaktadır.

45. Bu nedenle başvurucunun iddiasının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

46. Başvurucu, gözaltına alınması ve tutukluluk sürecinde kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının çeşitli açılardan ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

47. Bakanlık tarafından bu hususta bir görüş belirtilmemiştir.

48. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru usulü" kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı

fıkrasının ilk cümlesi şöyledir:

"Bireysel başvurunun,

başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin

öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir."

49. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

"Başvuru süresi ve mazeret"

kenar başlıklı 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvurunun,

başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin

öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir."

50. Bireysel başvurunun kabul edilebilirlik koşullarından olan

başvuru süresine riayet edilmesi şartı, bireysel başvuru incelemesinin her

aşamasında resen dikkate alınması gereken bir başvuru koşuludur (Taner Kurban, B. No: 2013/1582, 7/11/2013,

§ 19).

51. Somut olayda başvurucu, isnat edilen suç nedeniyle 13/9/2010

tarihinde gözaltına alınmış ve 16/9/2010 tarihinde tutuklanmıştır. İzmir 8.

Ağır Ceza Mahkemesinin 27/11/2012 tarihli kararı ile başvurucunun mahkûmiyetine

ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.

52. Başvurucunun isnat edilen suçlarla ilgili yargılama

kapsamında İlk Derece Mahkemesince mahkûmiyet kararının verildiği tarihe kadar

geçen sürede bir suç isnadına bağlı olarak özgürlüğünden yoksun bırakıldığının,

mahkûmiyet kararından sonra geçen sürenin mahkûmiyet sonrası tutma kapsamında

olduğunun kabulü gerekir.

53. "Bir suç isnadına bağlı olarak" tutuklulukta geçen

sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı

durumlarda bu tarih; doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir.

Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece

mahkemesince hüküm verildiği tarihtir (Murat

Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 66).

54. "Bir suç isnadına bağlı olarak" tutuklulukla

ilgili şikâyetleri içeren başvuruda, hükümle birlikte tutukluluğun devamına

ilişkin verilen karara karşı itiraz yoluna gidilip gidilmediğine dair başvurucu

tarafından başvuru formunda bir bilgi sunulmadığından başvurucunun hükümle

birlikte tutukluluğun devamına ilişkin kararı öğrendiği tarihten itibaren otuz

gün içinde bireysel başvuruda bulunması gerekmektedir. İlk Derece Mahkemesinin

nihai kararını verdiği 27/11/2012 tarihinden itibaren otuz gün içinde yapılması

gerekirken 13/9/2013 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımı olduğu

sonucuna varılmıştır.

55. Başvurucunun tutukluluğuna yönelik yaptığı şikâyet

kapsamında ulaşılan sonuç itibarıyla gözaltına ilişkin olarak ayrı bir

değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.

56. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Özel Hayata Saygı

Gösterilmesini İsteme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

57. Başvurucu, mahkûmiyet kararıyla birlikte hükmedilen belirli

hakları kullanmaktan yoksun bırakılması tedbiri nedeniyle özel hayata saygı

gösterilmesini isteme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

58. Bakanlık tarafından bu hususta bir görüş belirtilmemiştir.

59. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili

delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını ve dayanılan Anayasa

hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda bulunarak hukuki

iddialarını kanıtlamak başvurucuya düşer.Başvuru

dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da

ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru

kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin

gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli

Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).

60. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin, başvurucunun yerine geçerek

genel ve soyut iddialardan hareketle resen her konuda hukuka uygunluğu

denetleme ve temel hakların ihlal edildiğini tespit etme yükümlülüğü

bulunmamaktadır (Sami Özbil,

B. No: 2013/543, 15/10/2014, § 50).

61. Mevcut başvuruya konu olayda ihlal iddiasını kanıtlama

yükümlülüğüne aykırı olarak başvurucu, soyut şekilde belirli haklardan yoksun

bırakılma tedbirine hükmedilmesinden şikâyet etmiş; bu tedbirler neticesinde

özel hayatının ne şekilde etkilendiğinin incelenmesine imkân tanıyacak

açıklamalarda bulunmamamıştır.

62. Açıklanan nedenlerle ihlal iddiasının kanıtlanamadığı

anlaşıldığından başvurucunun şikâyetinin

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

d. Eşitlik İlkesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

63. Başvurucu, milliyeti ve siyasi görüşü nedeniyle ayrımcılığa

uğramasının ve terör suçundan mahkûmiyetler için farklı bir infaz rejimi

benimsenmesinin eşitlik ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

64. Bakanlık tarafından bu hususta bir görüş belirtilmemiştir.

65. Anayasa'nın 10. maddesinin bir ve üçüncü fıkraları şöyledir:

"Herkes, dil, ırk,

renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri

sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde

kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."

66. Başvurucunun, Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik

ilkesinin ihlal edildiğine yönelik iddialarının -bahsi geçen maddedeki ifadeler

dikkate alındığında- soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp mutlaka

Anayasa kapsamında yer alan diğer temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı şekilde

ele alınması gerekir. Bir başka ifadeyle eşitlik ilkesinin ihlal edilip

edilmediğinin tartışılabilmesi için ihlal iddiası, kişinin hangi temel hak ve

özgürlüğü konusunda ayrımcılığa maruz kaldığı sorularına cevap verebilmelidir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

33).

67. Başvurucu, hem mahkûmiyetiyle

sonuçlanan yargılamayla hem de kesinleşen cezasının infazıyla bağlantılı olarak

ayrımcılığa uğradığını iddia etmiştir.

68. Başvurucunun yargılanması bakımından eşitlik ilkesi adil

yargılanma hakkıyla bağlantılı biçimde dile getirildiğinden başvurucunun

iddiasının Anayasa’nın 10. maddesi kapsamında incelenmesi gerekmektedir.

69. Somut olayda başvurucu, genel ve soyut biçimde milliyeti ve

siyasi görüşü temelinde ayrımcılığa uğradığını belirtmiş fakat hakkındaki

davanın görülmesi esnasında ayrımcılık teşkil edecek ne gibi bir muameleyle

karşılaştığına dair herhangi bir uygulama örneği sunmamıştır.

70. İnfaz aşamasına ilişkin ayrımcılık iddiası bakımından ise

infaza ilişkin kararlar kişiye yöneltilmiş bir suçlamanın karara bağlanması

niteliği taşımadığından adil yargılanma hakkının kapsamı dışında kalmaktadır (Metin Oktay, B. No: 2013/6807, 15/12/2015,

§ 56). Bu itibarla başvurucunun iddiasının infaz rejimini ilgilendiren kısmı

itibarıyla eşitlik ilkesi bağlamında incelenmesi olanağı bulunmamaktadır.

71. Açıklanan nedenlerle ihlal iddiasının kanıtlanamadığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının bir bütün olarak açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

e. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

i. Kanuni Hâkim

Güvencesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

72. Başvurucu, 5271 sayılı Kanun'un 250. maddesi ile görevli

mahkemede yargılanmasının kanuni hâkim güvencesini ihlal ettiğini ileri

sürmüştür.

73. Bakanlık yazısınd, başvurucunun

şikâyetinin kanuni hâkim güvencesine ilişkin olduğu, Deniz Seki (B. No: 2014/5170, 25/6/2015) ile Mehmet Fatih Yiğit ve diğerleri (B. No:

2014/16838, 9/9/2015) kararlarında bu tür iddiaların incelenmesinde dikkate

alınacak ölçütlerin ortaya konduğu belirtilmiştir.

74. Başvurucu, yukarıdaki iddiasını Derece Mahkemeleri önünde dile

getirmemiş ise de yargılama yetkisinin yasayla belirlenmiş olması dolayısıyla

başvuru yollarının tüketilmesi bağlamında bir sorun görülmemiştir.

75. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında 5271 sayılı

Kanun'un 250. maddesi uyarınca yargılama yapan ağır ceza mahkemelerinin doğal

hâkim ilkesine aykırılık oluşturmayacağına karar verilmiştir (Deniz Seki, §§ 51-57; Ersin Ekmekçi ve Sinan Ekmekçi, B. No:

2013/6068, 18/11/2015,§§ 47-52). Başvurucunun iddiası

bakımından farklı bir sonuca ulaşılmasını gerektirecek bir husus

bulunmamaktadır.

76. Açıklanan nedenlerle başvurucunun iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. İddianamenin Kabulü

Aşamasında İtiraz Hakkı Tanınmadığına İlişkin İddia

77. Başvurucu, Cumhuriyet savcısı tarafından sunulan

iddianamenin kabulünün öncesinde kendisine itiraz imkânı tanınmamasının savunma

hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

78. Bakanlık tarafından bu hususta bir görüş belirtilmemiştir.

79. Başvurucu, belirtilen iddiasını Derece Mahkemeleri önünde

dile getirmemiş ise de başvuruya konu uygulamanın kanundan kaynaklandığı

dikkate alındığında başvuru yollarının tüketilmesi bağlamında bir sorun

görülmemiştir.

80. Adil yargılanma hakkı kapsamında dile getirilen ihlal

iddialarının bireysel başvuruya konu olabilmesi için yargılamanın

hakkaniyetinin zedelenecek olması ve bu ihlallerin yargılama sürecinin ileriki

aşamalarında telafi edilemeyecek nitelik taşıması gerekir. Belirtilen

koşulların oluşmaması hâlinde ikincillik ilkesi gereği adli süreç sonunda

verilecek nihai karardan sonra bireysel başvuruda bulunulmalıdır (Afitap Salman [GK], B. No: 2013/2105,

11/11/2015, § 22).

81. 5271 sayılı Kanun'un "İddianamenin

iadesi" kenar başlıklı 174. maddesinin (1) numaralı fıkrasında

iddianamenin, iddianame ve soruşturma evrakının Mahkemeye verildiği tarihten

itibaren en geç on beş gün içinde eksik veya hatalı noktalar belirtilmek

suretiyle Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verilebileceği

düzenlenmiştir. Anılan maddenin (3) numaralı fıkrasına göre de belirtilen süre

sonunda iade edilmeyen iddianame kabul edilmiş sayılır. Öte yandan anılan

Kanun'un 191. maddesinin (1) numaralı fıkrasında duruşmanın başladığının,

iddianamenin kabulü kararı okunarak açıklanacağı belirtilmiştir. Bu itibarla

5271 sayılı Kanun'da kabulü aşamasında "iddianamenin" veya kabul

edildikten sonra "iddianamenin kabulü kararının" taraflara tebliği

için bir usul belirlenmemiştir. İddianamenin kabulüne itiraz da mümkün

değildir.

82. Başvurucu, iddianamenin kabul edilmesinin öncesinde itiraz

imkânı verilmediğini iddia etmişse de ilk duruşmada iddianamenin kabulüne

ilişkin kararının başvurucuya okunduğu, bunun öncesinde ise iddianamenin

başvurucuya tebliğ edildiği anlaşılmaktadır (bkz. §§ 17, 18). Başvurucu, tüm

yargılama süresince kendisi hakkında iddianamede dile getirilen iddialara İlk

Derece Mahkemesi ve Yargıtay önünde karşı çıkma hakkını kullanabilmiştir.

83. Öte yandan başvurucu iddianameye itiraz edememesi

neticesinde ihlal edilen ve yargılamanın sonraki aşamalarında telafi

edilemeyecek olan ne gibi savunma haklarının söz konusu olduğuna dair herhangi

bir açıklama da getirmemiştir.

84. Açıklanan nedenlerle başvurucunun iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Tercüman Yardımından

Yararlanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

85. Başvurucu kendisine Kürtçe savunma yapma hakkı tanınmadığını

ileri sürmüştür.

86. Bakanlık yazısında başvurucunun şikâyetinin tercüman hakkına

ilişkin olduğu, Baran Karadağ (B.

No: 2014/12906) kararında bu tür iddiaların incelenmesinde dikkate alınacak

ölçütlerin belirlendiği belirtilmiştir.

87. Tercüman yardımından yararlanma hakkına ilişkin ilkeler ve

mevzuat hükümleri Ali İlhan Bayar (B.

No: 2013/725, 19/11/2014, §§ 49-55) ve Aycan

Özdoğan (B. No: 2013/4841, 25/2/2015, §§ 16-24) kararlarında ortaya

konmuştur.

88. Somut olayda başvurucu, Savcılıktaki sorgusunda ve Mahkeme

önündeki ilk duruşmada Türkçe beyanda bulunmuş; 13/9/2011 tarihli üçüncü

duruşmada ise kendisine tercüman atanmasını talep etmiştir. Başvurucu, Türkçe

savunma yapmakta zorlandığını ve kendini Kürtçe daha iyi ifade edebileceğini

ileri sürmüştür. İlk Derece Mahkemesi, Türkçeyi bildiğini ve önceki

savunmalarını da Türkçe yaptığını belirterek başvurucunun talebini reddetmiştir

(bkz. § 19). Mahkeme diğer bir ifadeyle başvurucunun böyle bir ihtiyacının

bulunmadığını değerlendirmiş ve yargılamada tercüman bulunmamasından

başvurucunun zarar görmeyeceği kanaatine varmıştır.

89. Açıklanan nedenlerle bir ihlalin olmadığının açık olduğu

anlaşıldığından başvurucunun iddiasının

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

iv. Yargılamanın

Hakkaniyete Uygun Görülmesi Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

90. Başvurucu; ikametgâhında gerçekleştirilen aramayla, müdafi

atanmasıyla, iddianamenin kabulüyle, soruşturma ve kovuşturma aşamasında

yapılan veya yapılmayan delil araştırması işlemleriyle, savunma haklarının

kullanılmasıyla, Mahkemenin suçun sübutuna ilişkin kabulüyle kararın

gerekçesiyle ve temyiz aşamasında yapılan incelemeyle ilişkili biçimde

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

91. Bakanlık yazısında başvurucunun şikâyetinin delillerin

değerlendirilmesine ve hukukun yorumlanmasına ilişkin olduğu, Selim Berna Altay (B. No: 2013/8397,

16/10/2014) kararında bu tür iddiaların incelenmesinde dikkate alınacak

ölçütlerin ortaya konduğu belirtilmiştir.

92. Başvurucu, cevap dilekçesinde ihlal iddialarını sürdürdüğünü

ifade etmiştir.

93. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvuruda,

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz."

94. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi" kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Mahkeme, … açıkça

dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir."

95. 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında

ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

96. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve bu

durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal

etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,derece mahkemesi

kararları bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik

içermedikçe Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

97. Somut olayda İlk Derece Mahkemesi, aramaya ilişkin

görüntüleri dosyaya getirtmiş; tutanak tanığı olarak hazır bulunan A.A.nın aramanın gerçekleştirilme

şekline dair ifadesini talimatla almış, talep etmesi hâlinde aramanın kayda

alındığı CD'nin başvurucuya verilmesine hükmetmiş, başvurucunun gösterdiği

tanıklardan A.İ.yi duruşmada dinlemiş, diğer

tanıkların ifadesini talimat yoluyla almıştır. Başvurucunun arama yapılan yerde

keşif gerçekleştirilmesi talebi ise dosyadaki bilgiler itibarıyla bir katkı

sunmayacağı belirtilerek reddedilmiştir.

98. Bu itibarla başvurucunun lehe delillerin toplanmadığı,

aramanın usulüne uygun gerçekleştirilmemesine rağmen hükme esas alındığı, keşif

talebinin reddedildiği, aramaya ilişkin CD'nin Mahkemece izlenmediği ve CD

üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmadığı, hakkındaki dosyalar

birleştirilmeksizin karar verildiği şeklindeki iddialarının özünün Derece

Mahkemesinin delilleri değerlendirmede ve hukuk kurallarını yorumlamada isabet

edemediğine ve asıl olarak yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu görülmektedir.

99. Başvurucu, yargılama sürecinde sunulan deliller ve

görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma

olanağı bulamadığına, bu delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme

fırsatı bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili

iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da

kanıt sunmadığı gibi Derece Mahkemelerinin kararlarında bariz takdir hatası

veya açık keyfîlik oluşturan herhangi bir durum da

tespit edilememiştir.

100. Diğer yandan müdafisi olmaksızın başvurucunun herhangi bir

şekilde ifadesinin alınmadığı, son savunmasının alınmamasının başvurucunun

kendisinin Türkçe konuşmayı reddetmesinden kaynaklandığı, aramanın hâkim

kararına dayanmadığı hususunun ise temyiz aşamasında dile getirilmediği

anlaşılmaktadır. Başvurucunun Yargıtay aşamasında etkin ve tarafsız bir

inceleme yapılmadığı yönündeki şikâyeti bakımından ise ayrı bir değerlendirme

yapılmasını gerektirecek bir husus tespit edilmemiştir.

101. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

v. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

102. Başvurucu, taleplerinin reddine ilişkin ara kararların ve

mahkûmiyet hükmünün yeterince gerekçelendirilmediğini veya yanlış bilgilere yer

verildiğini ileri sürmüştür.

103. Bakanlık yazısında başvurucunun şikâyetinin delillerin değerlendirilmesine

ve hukukun yorumlanmasına ilişkin olduğu, Mürsel

Bayrak (B. No: 2014/6419, 25/3/2015) kararında bu tür iddiaların

incelenmesinde dikkate alınacak ölçütlerin ortaya konduğu belirtilmiştir.

104. Başvurucu, cevap dilekçesinde ihlal iddialarını

sürdürdüğünü ifade etmiştir.

105. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Bütün mahkemelerin her

türlü kararları gerekçeli olarak yazılır."

106. Anayasa Mahkemesi kararlarında, bütün mahkemelerin her

türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden Anayasa'nın 141.

maddesinin adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi

gerektiğini belirtmiştir (Ahmet Sağlam,

B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 49).

107. Anılan kural uyarınca ilke olarak mahkeme kararlarının

gerekçeli olması, adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Derece mahkemeleri

dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin

değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını,

uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, sonuca varılmasında kullandığı takdir

yetkisinin sebeplerini makul bir şekilde gerekçelendirmek zorundadır. Bu

gerekçelerin oluşturulmasında açık bir keyfîlik

görüntüsünün olmaması ve makul bir biçimde gerekçe gösterilmesi hâlinde adil

yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemez (İbrahim

Ataş, B. No: 2013/1235, 13/6/2013, § 23).

108. Somut olayda Mahkeme, başvurucunun keşif yapılmasına dair

talebini reddederken dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler itibarıyla keşfin yargılamaya

katkı yapmayacağına dayanmıştır (bkz. § 21). Gerekçeli kararında ise

başvurucunun patlayıcı madde bulundurma suçunu terör örgütü adına işlediğine

dair ulaştığı kanaati, aramada bulunan dokümanlarla ve ele geçen malzemelerin

patlayıcı nitelikte olduğuna ilişkin hazırlanan raporla ilişkilendirerek

açıklamıştır. İlk Derece Mahkemesi, başvurucunun aramada bulunan malzemelerin

kendisine ait olmadığı yönündeki savunmasına neden itibar etmediğini de

gerekçeli biçimde ortaya koymuştur (bkz. § 24).

109. Bu itibarla Mahkemenin gerekçesinin davaya konu olay ve

olguların nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal

düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm

arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olduğu ve davanın sonucuna etkili

esaslı iddiaların kararda makul gerekçelerle karşılandığı anlaşılmaktadır (İbrahim Ataş, § 24; Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No:

2013/7800, 18/6/2014, §§ 35, 36).

110. Açıklanan nedenlerle başvurucunun iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

vi. Duruşmalı Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

111. Başvurucu, Yargıtay önünde duruşmalı biçimde yapılan temyiz

incelemesine katılımının sağlanmadığından şikâyet etmektedir.

112. Bakanlık yazısında başvurucunun şikâyetinin delillerin

değerlendirilmesine ve hukukun yorumlanmasına ilişkin olduğu, Lokman Sapan (B. No. 2013/723, 21/11/2013)

kararında bu tür iddiaların incelenmesinde dikkate alınacak ölçütlerin ortaya

konduğu belirtilmiştir.

113. Başvurucu, cevap dilekçesinde ihlal iddialarını

sürdürdüğünü ifade etmiştir.

114. Anayasa'nın 141. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Mahkemelerde

duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı

yapılmasına ancak genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli

kıldığı hallerde karar verilebilir."

115. Sözleşme'nin "Adil

yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Herkes ... cezai

alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla

kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre

içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir."

116. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının temel unsurlarından birisi de Anayasa'nın 141. maddesinde

düzenlenen yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesidir. Yargılamanın

açıklığı ilkesinin amacı, adli mekanizmanın işleyişini kamu denetimine açarak

yargılama faaliyetinin saydamlığını güvence altına almak ve yargılamada keyfîliği önlemektir. Bu yönüyle hukuk devletinin en önemli

gerçekleştirme araçlarından birisini oluşturur. Özellikle ceza davalarında

yargılamanın duruşmalı ve aleni yapılması silahların eşitliği ilkesinin ve

savunma hakkının güvencesini oluşturur. Ancak bu her türlü yargılamanın mutlaka

duruşmalı yapılmasının zorunlu olduğu anlamına gelmez. Adil yargılama

ilkelerine uyulmak şartıyla usul ekonomisi ve iş yükünün azaltılması gibi

amaçlarla bazı yargılamaların duruşmadan istisna tutulması ve duruşma

yapılmaksızın karara bağlanması anayasal hakların ihlalini oluşturmaz (Musa Yılmaz Acar, B. No: 2013/664,

17/9/2013, § 32).

120. Anayasa Mahkemesinin içtihatları uyarınca özellikle ilk

derece mahkemeleri önünde duruşmalı yargılama yapılıp karar verildikten sonra

kanun yolu incelemesinin tarafların iddia veya savunmaları yazılı olarak

alındıktan sonra dosya üzerinden yapılması hâlinde adil yargılanma hakkının

ihlalinden söz edilemez (Nevruz Bozkurt,

B. No: 2013/664, 17/9/2013, § 32; Lokman

Sapan, § 49).

121. Somut olay bakımından başvurucu, Yargıtaydaki

temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmamasından değil Yargıtaydaki

duruşmaya kendisinin de katılamamasını bireysel başvuruya konu etmiştir.

122. Bununla birlikte Yargıtaydaki

incelemenin kapsamının hukukilik denetimiyle sınırlı olması, başvurucunun İlk

Derece Mahkemesi safhasında duruşmalı yargılanma hakkından faydalanmış olması,

Yargıtay önünde müdafisi tarafından temsil edilmesi, bu duruşma esnasında silahların

eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine aykırı biçimde müşteki ya da tanık

dinlememiş olduğu gözeltildiğinde başvurucunun

duruşmada bulunmamasının adil yargılanma hakkının ihlaline yol açtığı

söylenemez.

123. Açıklanan nedenlerle açık ve görünür bir ihlal

saptanmadığından, başvurunun bu kısmının

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

vii. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

124. Başvurucu, yargılamanın makul bir sürede

sonuçlandırılmadığını ileri sürmüştür.

125. Bakanlık yazısında başvurucunun şikâyetinin duruşmalı

yargılama hakkına ilişkin olduğu, Cevdet

Genç (B. No: 2012/142, 9/1/2014) kararında bu tür iddiaların

incelenmesinde dikkate alınacak ölçütlerin ortaya konduğu belirtilmiştir.

126. Başvurucu, cevap dilekçesinde ihlal iddialarını

sürdürdüğünü ifade etmiştir.

127. Makul sürede yargılanma hakkı, adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil olup davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesi

de -Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde dikkate alınmalıdır (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38,39).

128. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken ölçütlerdir (Güher

Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

129. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığı

değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasının

yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiği

arama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır. Sürenin sona

erdiği tarih ise suç isnadının nihai olarak karara bağlandığı tarihtir (Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, §

35).

130. Somut olayda yargılama, başvurucunun gözaltına alındığı

13/9/2010 tarihi ile Yargıtayın onama kararı verdiği

1/7/2013 tarihi arasında 2 yıl 9 ay 18 günde sonuçlanmıştır.

131. Başvuruya konu davanın, temyiz safhasıyla birlikte toplam 2

yıl 10 aydan daha az bir zamanda sonuçlandığı, İlk Derece Mahkemesi ve Yargıtayda geçen süreler dikkate alındığında yargılamanın

makul sürede tamamlandığı ve başvurucunun haklarını ihlal edecek şekilde

yargılamada gecikme olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

132. Açıklanan nedenlerle açık ve görünür bir ihlal

saptanmadığından başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, 4. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten

TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 21/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Alparslan

ALTAN

Raportör

:

Okan

TAŞDELEN

Başvurucu : Diyaeddin ALAK Vekili : Av. Nezahat PAŞA

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/7122, 21 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 2013/664, 17/9/2013, § 32; Lokman
  12. B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  13. Yıldırım
  14. Özgüldür
  15. Kömürcü
  16. Altan
  17. Taşdelen
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/7122
Tarih
21 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Selvi Ağgül ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6201)
  • Nebiye Merttürk ve Neslihan Uyanık Başvurusu (B. No: 2013/6071)
  • Em Export Dış Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/4051)
  • Mirze Aydın ve Mesut Karabulut Başvurusu (B. No: 2013/7837)
  • Yasin Çıldır Başvurusu (B. No: 2013/8147)
  • Hacer Kahraman Başvurusu (B. No: 2013/7935)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.