İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Selvi Ağgül ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6201)

1. Başvurular terör olaylarından dolayı köyü terke mecbur

Başvuru No2013/6201Tarih21 Nisan 2016Okuma25 dk · 5.057 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Selvi Ağgül Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
21 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/6201
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.057 kelime·25 dk okuma·37 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurular terör olaylarından dolayı köyü terke mecbur

kalınması nedeniyle 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle

Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan

başvuruların kısmen kabul edilmesi ve idare ile sulhname

imzalanması akabinde başvuruların kabul edilmeyen

kısmı için açılmış davaların reddedilmesi nedeniyle mülkiyet haklarının; ret

işlemine karşı açılan davalara ilişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması ve

makul sürede sonuçlandırılmaması, Danıştay Onuncu Dairesi içtihadına aykırı

karar verilmesi nedenleriyle adil yargılanma haklarının, terör olayları

sebebiyle köyü terke mecbur kalınması nedeniyle özel hayatın gizliliği

ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular, muhtelif tarihlerde İstanbul Asliye Hukuk

Mahkemeleri vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formları ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm ve İkinci Bölüm Komisyonlarınca muhtelif

tarihlerde, başvuruların kabul edilebilirlik incelemelerinin Bölümler

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanları tarafından muhtelif tarihlerde, başvuruların

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın muhtelif tarihli görüş yazıları

11/11/2015 tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiş olup başvurucular

vekili tarafından 26/11/2015 tarihinde Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesi

sunulmuştur.

6. Anayasa Mahkemesi tarafından ekli tablonun A satırında

başvuru numaraları belirtilen dosyaların konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle

2013/6201 başvuru numaralı dosya ile birleştirilmesine, incelemenin 2013/6201

başvuru numaralı dosya üzerinden yürütülmesine ve diğer bireysel başvuru

dosyalarının kapatılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucular, Tunceli ili Ovacık ilçesi Karataş köyünde

ikamet etmekte iken 1994 yılında meydana gelen terör olayları neticesinde köyün

boşaltılmasıyla yerleşim yerlerinden göç etmek zorunda kaldıklarını iddia

etmişlerdir.

9. Başvurucular, ekli tablonun C satırında belirtilen tarihlerde

5233 sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyle Tunceli

Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuşlardır.

10. Ekli tablonun D satırında tarih ve sayıları belirtilen

Komisyon kararlarında, terör olayları sonucu oluşan zararların karşılanması

talebiyle yapılan başvurularda dosyalarda yer alan bilgi ve belgeler uyarınca

başvuruculara belirlenen miktarlarda tazminat ödenmesine karar verilmiştir.

11. Komisyon kararı akabinde 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi

gereğince davet yazısı ile birlikte sulhname örneği

başvurucular vekiline gönderilmiştir.

12. “Yukarıda ayni/nakdi

olarak belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda Komisyonun

tespitine esas olay ile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamının karşılanmış

olduğunu kabul ve taahhüt ederim.” beyanını içeren sulhname, ekli tablonun E satırında belirtilen tarihlerde

başvurucular vekili tarafından imzalanmıştır.

13. Başvurucular tarafından Komisyon kararında hükmedilen

miktarın gerçek zararını karşılamadığından bahisle Elazığ

İdare Mahkemelerinde iptal ve tam yargı davası açılmıştır.

14. Elazığ İdare Mahkemelerinin ekli

tablonun G satırında tarihleri gösterilen kararları ile davanın reddine

hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir;

" ...5233 Sayılı Terör ve Terörle

Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunun 12. maddesi ile,

Kanun kapsamındaki zararların sulhen karşılanması

için özel bir usul öngörülmüştür. Buna göre, Kanunda belirtilen süreler içinde

ilgili valiliklere yapılan başvurular, valilikler nezdinde oluşturulan

komisyonlarca değerlendirmeye tabi tutulmakta ve başvuranın zarara uğradığı

sonucuna varılması halinde saptanan zararın ödenmesine karar verilerek bu

miktar üzerinden düzenlenen sulhname tasarısı davet

yazısı ile birliktehak sahibine tebliğ edilmektedir.

Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisinin sulhname

tasarısını kabul etmesi halinde, bu tasarının kendisi veya yetkili temsilcisi

ve komisyon başkanı tarafından imzalanacağı belirtilmiş, maddenin son

fıkrasında da sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıkların ise ilgililerin yargı

yoluna başvurma haklarının saklı olduğu hükme bağlanmıştır.

Anılan 12. maddenin gerekçesinde ise; "....Hukukumuzda feragat, kabul ve sulh gibi işlemler,

görülmekte olan davaları sona erdiren işlemlerdir. Sulh işlemi, dava öncesi

yapılmışsa dava açılmasını engelleyici özelliktedir. Sulh işlemine rağmen dava

açılırsa bu durum itiraz olarak ileri sürülebilir ve dava ortadan kaldırılır.

Böylece dostane bir çözüm şekli olan sulh bağlayıcı niteliktedir."

şeklinde açıklamalara yer verilmiştir.

5233 Sayılı Kanunun

yukarıda belirtilen amacı, gerekçesi ve 12. madde metninin birlikte

değerlendirilmesinden; sulhnamenin imzalanmasından

sonra dava açılmasına hukuki olanak bulunmamaktadır.

Olayda, davacı vekili ile davalı idare arasında imzalanan ... sulhname ile davacının uğradığı zararları tazmin edilmek

suretiyle uyuşmazlığın ortadan kalktığı, tarafları bağlayıcı nitelik taşıyan ve

imzalama aşamasında davacı/davacı vekilinin iradesini fesada uğratan herhangi

bir hususun bulunmadığı görülmekte olup sulhname

sonucu uyuşmazlığın tekrar yargıya taşınmasının mümkün olmadığı sonucuna

varılmıştır."

15. Başvurucuların temyizi üzerine ekli tablonun H satırında

gösterilen tarihlerde Danıştay Onbeşinci Dairesi

ilamları ile kararların usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçelerde ileri sürülen

temyiz nedenlerinin kararların bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği

belirtilerek hükümlerin onanmasına karar verilmiştir.

16. Başvurucular tarafından karar düzeltme talebinde bulunulmuş,

ekli tablonun I satırında belirtilen tarihlerde karar düzeltme talepleri

Danıştay Onbeşinci Dairesinin ilamları ile

reddedilmiştir.

17. Karar düzeltme isteminin reddi kararları başvuruculara

tebliğ edilmiş ve başvurucular muhtelif tarihlerde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

B. İlgili Hukuk

18. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1., geçici

4. maddeleri (Celal Demir, B. No:

2013/3309, 6/2/2014, § 15-21, 23).

19. 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi şöyledir:

“Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi

aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9

uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki

nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre

mahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla

karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak

sahibine tebliğ edilir.

Davet yazısında hak sahibinin sulhname

tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili bir

temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname

tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin

edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir.

Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarı

kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır.

Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş

sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye

gönderilir.

Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna

başvurma hakları saklıdır.”

20. 5233 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Sulhnamede belirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasından sonra valinin onayı üzerine ifa

tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla konulan ödenekten üç ay içerisinde

karşılanır.”

21. 20/10/2004 tarihli ve 25619 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında

Yönetmelik’in (Yönetmelik) 11. maddesi şöyledir:

“Komisyon gerek görmesi halinde keşif yapabilir.

Komisyon başkanı belirlemiş olduğu keşif yeri

ile gün ve saatini komisyon üyeleri ve/veya bilirkişi ile başvuru sahibine veya

yetkili temsilcisine yazılı olarak bildirir.

Başvuru sahibinin kendisi, veli veya vasisi veya yetkili temsilcisi ve

varsa şahitleri keşif mahallinde hazır bulunurlar. Muhtar veya o yer

mahallinden iki kişinin de keşifte hazır bulunması temin edilir.

…

Başvuru sahibi veya yetkili temsilcisinin

keşif esnasında hazır bulunmaması halinde durum tutanakta belirtilir.”

22. Yönetmelik'in 16. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“15 inci maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî

ve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli

ve zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya

ihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik

koşullarına uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi

aracılığı ile belirlenir.”

23. Yönetmelik'in 27. maddesi şöyledir:

“Sulhname tasarıları hak sahibi veya yetkili

temsilcisi ile komisyon başkanı tarafından imzalandıktan sonra Vali veya Bakan

tarafından onaylanır.

Ödemeler sulhname tasarılarının onay tarih ve

sıraları dikkate alınarak yapılır. Nakdi ödemeler hak sahibi veya sahiplerinin

banka hesaplarına yapılır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 21/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

25. Başvurucular, Tunceli ili Ovacık ilçesi Karataş köyünde

ikamet etmekte iken terör olayları nedeniyle yerleşim yerlerini terk etmek

zorunda kaldıklarını, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış oldukları

müracaatlarının kısmen kabul edildiğini, kısmen reddedildiğini; kabul edilen

kısım için idare ile sulhname imzaladıklarını, sulhnamenin kapsamının kabul edilen zararlarla sınırlı

olduğunu, dolayısıyla kabul edilmeyen kısım için mal varlığına ulaşamamaktan

kaynaklanan dava açma haklarının saklı bulunduğunu, sulhname

kapsamı dışında kalan zararları için açtıkları iptal ve tam yargı davasında,

zararlarının tazmini konusunda davanın reddine karar verilmesiyle sulhname kapsamı dışında tutulan zarar kalemleri için

ilgilinin dava açma hakkının saklı bulunduğu yönündeki Danıştay Onuncu

Dairesinin 30/12/2008 tarihli ve E.2008/4141, K.20008/9584 sayılı kararı ile

aykırılığa düşüldüğünü, sulhname kapsamı dışında

kalan zararları için maddi ve manevi tazminat talepli açtıkları iptal ve tam

yargı davasında zararlarının tazmini konusunda derece mahkemelerinin etkisiz

olduklarını, dolayısıyla hukuk yollarının sonuçsuz kaldığını, gerçek

zararlarının hesabında birçok zarar kalemi mevcut olmasına rağmen bunların gözönünde bulundurulmadığını, bu şekilde mülkiyet

haklarından yoksun kaldıklarını, manevi tazminat taleplerinin reddedildiğini,

yargılama süreçlerinin uzun sürdüğünü belirterek Anayasa’nın 20., 35., 36. ve

40. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş; maddi ve

manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

26. Başvuruformları ve ekleri

incelendiğinde başvurucular 5233 sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini

amacıyla açtıkları davaların reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 20., 35., 36.

ve 40. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar

altında incelenmiştir:

1. Özel Hayatın Gizliliği

İlkesinin İhlal Edildiğine ve Manevi Tazminat Talebinin Reddedilmesi Nedeniyle

Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

27. Başvurucular, Tunceli ili Ovacık ilçesi Karataş köyünde

ikamet etmekte iken terör olayları nedeniyle yerleşim yerlerini terk etmek

zorunda kaldıklarını belirterek kendi iradeleri dışında yerleşim yerlerini

terke mecbur kalmaları nedeniyle Anayasa’nın 20. maddesinde tanımlanan özel

hayatın gizliliği ilkesinin 5233 sayılı Kanun kapsamında manevi tazminatın yer

almaması nedeniyle taleplerinin reddedildiğini, manevi tazminat taleplerinin

reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddia

etmişlerdir.

28. Bakanlığın başvurulara ilişkin görüş yazısı şu şekildedir:

"...terör olayları nedeniyle köyünü terk

etmek zorunda kalan kişilerin duydukları elem, ızdırap

nedeniyle idari yargıda manevi tazminat davası açmalarının mümkün olduğu ve

mahkemece bu talebin idare hukukunun genel hükümlerine göre değerlendirilmesi

gerektiği düşünülmektedir. Mahkemece davanın süresinde açılıp açılmadığı hususu

değerlendirilirken sonra manevi tazminata hak kazanılıp kazanılmadığı

tartışılmalıdır ...

...somut olaylarda, idari işlemlerin iptali

istemiyle açılan davalar Mahkemelerce reddedilmiş olup, ... başvuruculartemyiz

ve karar düzeltme dilekçelerinde manevi tazminat taleplerine ilişkin hususları açıkçaileri sürmemişlerdir. "

29. Bakanlığın görüşüne karşı başvurucuların karşı beyanı şu

şekildedir:

"... Başvurucular bu saptamaya

yargılamalar sırasında hakkın açıkça ileri sürülmesini değil, en azından özünü

ortaya koyar şekilde ileri sürülmüş olmasını yeterli görmüştür. Öte yandan

Danıştay'daki temyiz ve karar düzeltme aşamalarında Yüksek Mahkeme tarafların

ileri sürdüğü temyiz sebepleri ile bağlı olmadığını, kendisinin incelemesi

sırasında gördüğü temyiz sebeplerinin bulunması halinde resen inceleme

yapmasının mümkün olduğuna da dikkati çekmek istemektedir. Bu yönüyle Adalet

Bakanlığının görüşlerinin dikkate alınmaması gerektiği düşüncesindeyiz..."

30. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır."

31. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

32. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için

idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir.

33. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortaya

çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine

başvurulmalıdır.

34. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle

genel yargı mercilerinde, olağan yasa yolları ile çözüme kavuşturulması

esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan

denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, §

18).

35. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle hukuk sisteminde

düzenlenen başvuru yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca

başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve

süresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi ve bu

konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı

zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş

olması gerekir (Bayram Gök, §

19).

36. Bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak

olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dayanılmayan iddialar

Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere

sunulmayan yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök, § 20).

37. Başvuru konusu olayda başvurucuların Tunceli Valiliğine

verdiği başvuru dilekçesi, dava dilekçesi ve temyiz talebi incelendiğinde

başvurucuların talep ve davalarının reddedilmesi neticesinde köyü terk etmeye

mecbur kalmaları nedeniyle özel hayatın gizliliği ilkesinin, manevi tazminata

ilişkin taleplerinin reddi nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğine ilişkin herhangi bir iddia ileri sürmedikleri, temyiz ve karar

düzeltme aşamasında ileri sürdükleri teleplerin sulhname dışında kalan mal varlığı zararlarına ilişkin

olduğu görüldüğünden anılan iddiaların Anayasa Mahkemesince incelenmesi

bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği mümkün değildir.

38. Açıklanan nedenlerle anılan ihlal iddialarının başvuru

yolları usulüne uygun şekilde tüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

39. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış oldukları

başvuruların kısmen kabul edildiğini, kısmen reddedildiğini, zararlarının kabul

edilen kısmı için idare ile sulhname imzalanmakla

birlikte kabul edilmeyen kısım için iptal ve tam yargı davası açtıklarını,

gerçek zararının hesabında birçok zarar kalemi mevcut olduğundan sulhnamenin kapsamının kabul edilen zararlarla sınırlı

olduğunu, dolayısıyla kabul edilmeyen kısım olan hayvanlarının getiri

kayıplarının hesap dışı bırakılmasından kaynaklanan dava açma haklarının saklı

bulunduğunu fakat açtıkları davaların reddedildiğini, eksik tazmin nedeniyle

mülkiyet haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

40. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda idare ile sulhname imzalanması nedeniyle bakiye zarar iddiasına

ilişkin davanın reddedilmesi daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa

Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarda idari ve yargısal süreci müteakip

ihlali tespit eden ve makul bir tazminata hükmedilmesini temin eden etkili bir

giderim yolu bulunduğundan hareketle başvurucunun mağdur sıfatının ortadan

kalkmış olması sebebine dayanılarak kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Zübeyit Kaya, B. No: 2013/7674, 21/5/2015, §§ 29-43; Faris Arslan, B. No: 2014/1026, 20/5/2015, §§

45-58).

41. Somut başvurularda başvurucular, terör ve terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşan zararlarının karşılanması

amacıyla 5233 sayılı Kanun kapsamında Komisyona başvurmuş; Komisyon tarafından

yapılan araştırma ve inceleme sonucunda başvurucuların malvarlıklarına ulaşamamamaları nedeniyle tespit edilen zararları öngörülen

birim fiyatlara tabi tutularak her başvurucu için yaklaşık olarak 30.000 TL’lik

tazminat miktarı belirlenmiş ve başvurucu vekiline kararlaştırılan tazminat

miktarlarını içerir sulhname örneği ile birlikte

sulha davet yazısı gönderilmiştir. Sulh teklifi başvurucular tarafından kabul

edilmiştir.

42. Başvurucuların eksik hesaplandığını beyan ettiği zarar

miktarı dikkate alındığında başvurucuların idareyle anlaşma sağlayarak ekli

tablonun E satırında gösterilen tarihlerde sulhnameyi

imzalayarak Komisyonun tespitine esas olan olay ile ilgili maddi mağduriyeti

açıkça orantısız olmayacak şekilde giderildiği sonucuna varılmıştır.

Başvurucular, Komisyonun tespitinde belirlenen ve zararlarının tamamını

karşıladığını beyan ettiği alacağını tümüyle davalı idareden tahsil ettiğinden

mülkiyet hakkına ilişkin mağduriyetiekli tablonun F

satırında gösterilen tarihlerde giderilmiş ve bu hak yönünden başvurucuarın mağdurluk statüsü de aynı tarihte sona

ermiştir. Öte yandan başvurucular, 5233 sayılı Kanun ile oluşturulan iç hukuk

yolunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında (Akdıvar ve diğerleri/Türkiye [Giderim], B. No: 21893/93, 16/9/1996; Doğan ve diğerleri/Türkiye, B. No:

8803-8811/02…, 13/7/2006) belirtilen nitelikleri taşımadığı veya Komisyon

tarafından ödenmesine karar verilen tazminat tutarlarının kendilerine

ödenmediği ya da eksik ödendiği yönünde bir iddiada da bulunmamışlardır.

43. Açıklanan nedenlerle başvurucuların mülkiyet hakkına yönelik

şikâyet yönünden mağdurluk statüsünü kaybettiği anlaşıldığından başvurunun

diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil

Olmadığına İlişkin İddia

44. Başvurucular yaptıkları başvuruların kısmen Komisyonca kabul

edilip kısmen reddedilmekle birlikte 5233 sayılı Kanun'un açık lafzına ve

amacına rağmen mağduriyetlerinin tamamen giderilmediğini, Kanun’un lafzına ve

amacına aykırı bir şekilde karar verildiğini, idari ve yargısal süreç

neticesinde hayvanlarının getiri kayıplarından kaynaklanan zararlarının tazmin

edilmediğini belirterek yapılan yargılama ve verilen kararların adil

olmadığından şikâyetçi olmuşlardır. Başvurucularınanılan

iddialarının özünün Derece Mahkemelerince delillerin değerlendirilmesinde ve

hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla

yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

45. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında bireysel başvurulara ilişkin

incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi

tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz

ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 24).

46. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası ve açık keyfîlik içermesi ve bu

durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal

etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,

derecesi mahkemesi kararları bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

içermedikçe Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, § 26).

47. 5233 sayılı Kanun, terör eylemleri veya terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel

hukuk tüzel kişilerinin maddi zararlarının yargı yoluna gidilmesine gerek

kalmaksızın idarece en kısa süre içinde ve tam olarak tespit edilerek sulh yoluyla

karşılanmasını amaçlamakta olup belirtilen amaç doğrultusunda ilke ve

prosedürler öngörmektedir (Cahit Tekin,

B. No: 2013/2744, 16/7/2014, § 82).

48. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerin

belirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu ve

Kanun'un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ile

bu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somut

olayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derece

mahkemelerine aittir. 5233 sayılı Kanun'un uygulanması bağlamında daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak Anayasa

Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilen

hususlara ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması ve

uygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun bulunduğu

sonucuna varılmıştır (Sabri Çetin,

B. No: 2013/3007, 6/2/2014, §§ 45-50). Bu konudaki takdir esasen derece

mahkemelerine ait olmakla beraber derece mahkemesi kararlarının bariz bir

takdir hatası içermesi durumunda anayasal bir temel hak veya özgürlüğün ihlal

edilip edilmediğinin tespiti noktasında farklı bir değerlendirme yapılması

gerekebilecektir (Mesude Yaşar,

B. No: 2013/2738, 16/7/2014, § 93; Cahit

Tekin, § 88).

49. Somut başvuruda başvurucular, terör ve terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşan zararlarının karşılanması

amacıyla 5233 sayılı Kanun kapsamında Komisyona başvurmuş; Komisyon tarafından

gerçekleştirilen araştırma ve inceleme sonucunda başvurucunun tespit edilen

zararları öngörülen birim fiyatlarına tabi tutularak tazminat miktarı

belirlenmiş ve başvurucular vekiline, kararlaştırılan tazminat miktarını içerir

sulhname örneği ile birlikte sulha davet yazısı

gönderilmiştir. Sulh teklifi başvurucular tarafından kabul edilmiştir.

50. Başvurucular tarafından açılan davalarda Mahkemelerce 5233

sayılı Kanun'un amacı, gerekçesi ve 5233 sayılı Kanun'un 12. maddesinin metni

birlikte değerlendirilmesinden sulhnamenin

imzalanmasından sonra dava açılmasına hukuki olanak bulunmadığı, olaylardadavacılar vekili ile davalı idare arasında

imzalanan sulhname ile davacıların uğradıkları

zararlar tazmin edilmek suretiyle uyuşmazlığın ortadan kalktığı, tarafları

bağlayıcı nitelik taşıyan ve imzalama aşamasında davacılar/davacılar vekilinin

iradesini fesada uğratan herhangi bir hususun bulunmadığı, sulhname

sonucu uyuşmazlığın tekrar yargıya taşınmasının mümkün olmadığı sonucuna

varılarak davalarının reddine karar verilmiştir (bkz. § 14).

51. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

de içermediği anlaşıldığından başvuruların bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Danıştay Onuncu Dairesi İçtihadına Aykırı

Karar Verilmesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

52. Başvurucular, Komisyon kararlarında karşılanmaması nedeniyle

sulhname kapsamına dâhil olmayan zarar kalemleri için

açtıkları iptal davalarında Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli ve

E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararında da belirtildiği gibi bakiye zararlara

ilişkin dava hakkı saklı olduğundan bu zararlarının tazmin edilmesi yönünde

hüküm kurulması gerekirken davalarının reddine hükmedildiğini, bu hâliyle

verilen kararın hukuka aykırı olduğunu ve adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

53. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı

organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak

da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan

ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar,

Anayasa'nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

54. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukuk

güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010 ve

E.2012/50, K.2012/128,20/9/2012). AİHM de benzer biçimde adil yargılanma

hakkının, hukuk devletinin Sözleşmeci devletlerin ortak mirası olduğunu

belirten Sözleşme’nin ön sözüyle birlikte yorumlanması gerektiğini beyan

etmektedir. Hukuk devletinin asli unsurları arasında yer alan hukuki belirlilik

veya güvenlik ilkesi ise hukuki durumlarda belirli bir istikrarı temin etmekte

ve kamunun mahkemelere güvenine katkıda bulunmaktadır. Birbiriyle uyuşmayan mahkeme

kararlarının sürüp gitmesi, yargı sistemine güveni azaltarak yargısal bir

belirsizliğe yol açabilir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B.

No: 13279/05, 20/10/2011, § 57).

55. Bununla birlikte farklı kararların aynı mahkemeden çıkmış

olması tek başına, adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelmeyecektir

(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Pinto/Portekiz, B. No: 39005/04, 20/5/2008, § 41; Tudor Tudor/Romanya,

B. No: 21911/03, 24/3/2009, § 29; Remuszko/Polonya,

B. No: 1562/10, 16/7/2013, § 92). Değişik yönlerde kararlar verilmesi ihtimali

Yargıtay, Danıştay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi gibi çeşitli yüksek

mahkemelerden oluşan yargı sistemimizin kaçınılmaz bir özelliği olarak kabul

edilmelidir (Türkan Bal, B. No:

2013/6932, 6/1/2015, § 53).

56. Yüksek mahkemelerin ya da nihai merci olarak bir uyuşmazlığı

çözüme bağlayan mahkemelerin aynı konuya ilişkin kararlarında, davaların

içeriğinden kaynaklanmayan farklı kabullerin bulunması hâlinde ise hareket

noktası, derece mahkemelerinin değerlendirme veya yorumlarından hangisinin

doğru olduğunun ve tercih edilmesi gerektiğinin tespit edilmesi olmayacaktır

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Stefanica ve diğerleri/Romanya, B. No: 38155/02, 2/11/2010, § 34).

Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi kararlarda yaşanan değişimin hukuki bir

belirsizliğe yol açıp açmadığına ve başvurucu bakımından öngörülebilir olup

olmadığına yönelik bir inceleme yapabilir (Türkan

Bal, § 58).

57. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve

mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini

yansıtması yönüyle olumludur. Uygulamadaki birlikteliği sağlamaları beklenen

yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin edici bir

gerekçe göstererek farklı sonuçlara ulaşmaları, hukuki belirlilik ve

öngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde, verilen kararların ihtimale dayalı

sonuçlar olmamasını ve birbirine zıt ilamların ortaya çıkmamasını gerektirir (Ramazan Acar, B. No: 2013/7939,

15/12/2015, § 62).

58. Başvurucuların kendileriyle aynı statüde olan davacılar

lehine hüküm kurulması hakkında dayandığı Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008

tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı ilamının incelenmesi neticesinde

farklı İdare Mahkemesince yapılan yargılamada davanın reddi yönünde kurulan

hükmün, davacının Komisyon tarafından reddedilen diğer istemine yönelik olarak

dava açma hakkının saklı bulunduğunun kabulü gerektiğinden bahisle bozulmasına

karar verildiği anlaşılmaktadır.

59. Danıştay dava daireleri arasındaki iş bölümü kapsamında 5233

sayılı Kanun’dan kaynaklanan davaları ve temyiz başvurularını inceleme görevi

Danıştay Onuncu Dairesine ait iken Danıştay Genel Kurulunca alınan 25/4/2011

tarihli E.2011/13, K.2011/13 sayılı kararla Danıştay Dairelerinin yeni iş

bölümü esasları belirlenmiş ve bu görev Danıştay Onbeşinci

Dairesine devredilmiştir. Aynı yıl Danıştay Onbeşinci

Dairesi içtihat değişikliğine giderek 5233 sayılı Kanun'un 12. maddesinin madde

metni ve gerekçesinden hareketle sulhname imzalanması

ile uyuşmazlığın ortadan kalktığından bahisle bakiye zararlar için dava

açılamayacağı şeklinde hüküm kurmuştur (Ramazan

Acar, § 64).

60. Başvuruya konu olaylarda başvurucuların Elazığ

İdare Mahkemelerinde açtıkları davalarda Mahkemelerin başvurucular ve idare

arasında karşılıklı irade beyanlarıyla imzalanan sulhnamenin

varlığından hareketle davaların reddi yönünde hüküm kurduğu, söz konusu kararın

Danıştay tarafından anılan içtihat değişikliğinden sonraki bir tarih olan 2013

yılında onandığı anlaşılmaktadır. Başvurucuların dosyaya çelişkili karar örneği

olarak beyan ettikleri kararın 2011 yılındaki içtihat değişikliğinden önce

Danıştay tarafından verilen karar olduğu görülmekle söz konusu kararlar ile

başvurucuların açtıkları davada kurulan hüküm arasındaki farklılıkların

Danıştay Onbeşinci Dairesinin içtihat değişikliğinden

kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

61. Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol tam da yargı

kararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir. Bununla

birlikte yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında olduğu gibi bazı

hâllerde içtihadın müstakar hâle gelmesinin belirli bir zamana ihtiyaç duyacağı

açıktır (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Zielinski ve Pradal ve Gonzalez

ve diğerleri/Fransa [BD], B. No: 24846/94…, 28/10/1999, § 59; Schwarzkopf ve Taussik/Çek Cumhuriyeti

(k.k.), B. No: 42162/02, 2/12/2008).

62. Yazılı hukuk sistemine tabi ülkelerde içtihat değişmez bir

olgu olmadığından mahkeme içtihatlarındaki değişme yargı organlarının takdir

yetkisi kapsamında kalmaktadır. Böyle bir değişiklik özü itibarıyla önceki

çözümün tatminkâr bulunmaması anlamına gelmektedir (S.S. Balıklıçeşme Beldesi Tarım Kalkınma

Kooperatifi ve diğerleri/Türkiye, B. No: 3573/05…, 30/11/2010, §

28). Ancak aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulması

hâlinde mahkemelerce bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirilmesi

gerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Stoilkovska/Makedonya Eski Yugoslav

Cumhuriyeti, B. No: 29784/07, 18/7/2013, § 49).

63. Elazığ İdare Mahkemeleri ve

Danıştay kararlarının, Danıştay Onuncu Dairesinin daha önceki kararından farklı

bir sonuca neden ulaşıldığı hakkında başvurucular ve üçüncü kişiler tarafından

objektif olarak anlaşılmasına imkân verecek yeterli gerekçeyi içerdiği

değerlendirilmektedir. 2004 yılında kabul edilip aynı yıl yürürlüğe giren 5233

sayılı Kanun kapsamında öngörülen idari süreç akabinde uyuşmazlıkların yargıya

taşınması ile yeni usul ve sulhname imzalanması

işlemi hakkında içtihatların müstakar hâle gelmesi için belli bir zamana

ihtiyaç duyulması da nazara alındığında, yeterli gerekçeyle desteklenen içtihat

değişikliği sonrasında içtihattan sapma olmadığı gibi başvurucunun bu yönde bir

iddiası da mevcut değildir. Kaldı ki başvurucuların, Danıştay Onbeşinci Dairesinin içtihat değişikliği yaptığı tarihten

sonraki bir tarihte sulhnamede ödenmesine karar

verilen miktarı tahsil ettiği ve akabinde dava açtıkları dikkate alındığında

başvurucuların dayanak gösterdiği karar hakkındaki iddiaları temelsiz kalmaktadır.

64. Aynı hukuki metne ilişkin olarak aynı derecedeki bağımsız

yargı mercileri arasındaki yorum ve içtihat farklılıkları ile temyiz

mercilerinin uyuşmazlıklara ilişkin olarak tarafların talepleri ve delilleri

arasındaki yorum farklılıkları, tek başına adil yargılanma hakkının ihlali

niteliğinde kabul edilemeyeceği gibi (Ahmet

Sağlam, B. No: 2013/3351, 17/9/2013, § 45) Mahkemelerce hukuk

kurallarının yorumlanması ve delillerin değerlendirilmesinde farklılıklar

meydana gelmesi ya da önceki çözümün tatminkâr bulunmaması, yeni kabul edilmiş

bir yasanın yorumlanmasında içtihadın müstakar olması için belli bir zamana

ihtiyaç duyulması gibi çeşitli nedenlerle içtihat değişikliğine gidilmesi de

tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez.

65. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi kararının

bariz takdir hatası veya açık keyfîlik de içermediği

anlaşıldığından başvuruların bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

5. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

66. Başvurucular 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürülen

giderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama

prosedürünün makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia

etmişlerdir.

67. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler

ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama

sürecinde komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, §§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B. No: 2013/3008,

6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet Gürgen,

B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal

Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının daha

uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun başvuruculara atfedilebilecek bir

kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya,

B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).

68. Somut davalara bir bütün olarak bakıldığında Komisyona

başvuru tarihleri (bkz. ekli tablonun C satırı)ile nihai karar tarihleri (bkz.

ekli tablonun I satırı) arasında geçen ve ekli tablonun İ satırında her bir

başvuru için ayrı ayrı toplam süreleri belirtilen yargılama sürelerinde

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespit

edilemediğinden ve başvurular açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir

yön de bulunmadığından yargılama sürelerinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.

69. Açıklanan nedenlerle başvurucuların makul sürede yargılanma

haklarına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından,

başvuruların bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Özel hayatın gizliliği ilkesinin ihlal edildiğine ve

manevi tazminat talebinin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizliknedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Danıştay Onuncu Dairesi içtihadına aykırı karar verilmesi

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

21/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Alparslan

ALTAN

Raportör Yrd.

:

Tuğba YILDIZ

Başvurucular

:

Selvi AĞGÜL

ve diğerleri [bkz. ekli tablonun B satırı]

Vekilleri

:

Av. Mehmet

Ali KIRDÖK

Av. Meral

HANBAYAT

Av. Ümit

SİSLİGÜN

Sıra

1

2

3

4

5

6

7

A

Başvuru

Numarası

2013/6201

2013/6202

2013/6203

2013/6204

2013/6205

2013/6206

2013/7454

B

Başvurucu

ve

T.C.

Kimlik No

Selvi

Ağgül

İbrahim

Ağgül

Ali

Doru

Keziban

Bozooğlu

Kenan

Ağgül

Teslim

Kırmızıtaş

Erdoğan

Güngör

C

Komisyona Başvuru Tarihi ve Dosya Kayıt

Numarası

11/4/2006

14. 963

11/4/2006

14. 977

5/5/2006

15. 741

11/4/2006

15. 044

11/4/2006

15. 050

11/4/2006

14. 972

11/4/2006

14. 924

D

Komisyon Karar Tarihi ve Numarası

26/10/2010

2010/1-5778

26/10/2010

2010/1-5749

15/2/2011

2011/1-6273

18/3/2011

2011/1-6439

26/10/2010

2010/1-5750

26/10/2010

2010/1-5748

22/3/2011

2011/1-6468

E

Sulhname imzalanma tarihi

22/2/2011

22/2/2011

25/5/2011

25/5/2011

22/2/2011

22/2/2011

5/5/2011

F

Paranın hesaba yatırıldığı tarih

26/5/2011

26/5/2011

24/10/2011

24/10/2011

26/5/2011

26/5/2011

25/7/2011

G

Yerel Mahkeme

Karar Tarihi

16/5/2012

16/5/2012

17/4/2012

18/4/2012

26/4/2012

18/4/2012

16/5/2012

H

Temyiz

Yolu Karar Tarihi

21/11/2012

21/11/2012

21/11/2012

21/11/2012

21/11/2012

21/11/2012

21/11/2012

I

Karar Düzeltme Yolu Karar Tarihi

5/6/2013

5/6/2013

5/6/2013

5/6/2013

5/6/2013

5/6/2013

5/6/2013

İ

İdari ve Yargısal

Süreçte Geçen Toplam Süre

7 yıl

1 ay

7 yıl

1 ay

7 yıl

1 ay

7 yıl

1 ay

7 yıl

1 ay

7 yıl

1 ay

7 yıl

1 ay

Sıra

8

9

10

11

12

13

14

A

Başvuru

Numarası

2013/7567

2013/7699

2013/7700

2013/7701

2013/7739

2014/1717

2014/1718

B

Başvurucu

ve

T.C.

Kimlik No

Metin

Bozooğlu

Abbas

Ağgül

Emir Ali

Bozooğlu

Rıza

Bozooğlu

Hamu

Elmas

Ahmet

Elmas

Zabit

Kul

C

Komisyona Başvuru Tarihi ve Dosya Kayıt

Numarası

11/4/2006

15. 045

8/5/2006

15. 809

11/4/2006

15. 040

13/7/2006

15. 047

14/4/2006

15. 127

11/4/2006

15. 003

11/4/2006

15. 052

D

Komisyon Karar Tarihi ve Numarası

14/12/2010

2010/1-6019

26/10/2010

2010/1-5775

14/12/2010

2010/1-6011

14/12/2010

2010/1-5993

26/10/2010

2010/1-5701

10/5/2011

2011/1-6600

18/3/2011

2011/1-6432

E

Sulhname imzalanma tarihi

23/3/2011

24/3/2011

7/3/2011

14/4/2011

14/4/2011

17/6/2011

14/4/2011

F

Paranın hesaba yatırıldığı tarih

25/7/2011

25/7/2011

25/7/2011

25/7/2011

25/7/2011

24/10/2011

25/7/2011

G

Yerel Mahkeme

Karar Tarihi

18/4/2012

26/4/2012

26/4/2012

26/4/2012

16/5/2012

26/4/2012

26/4/2012

H

Temyiz

Yolu Karar Tarihi

21/11/2012

21/11/2012

21/11/2012

21/11/2012

21/11/2012

21/11/2012

21/11/2012

I

Karar Düzeltme Yolu Karar Tarihi

5/6/2013

20/6/2013

5/6/2013

5/6/2013

26/6/2013

26/9/2013

26/9/2013

İ

İdari ve Yargısal Süreçte Geçen ToplamSüre 7 yıl 1 ay 7 yıl 1 ay 7 yıl 1 ay 6 yıl 10 ay 7 yıl 2 ay 7 yıl 5 ay 7 yıl 5 ay

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/6201, 21 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 2013/2738, 16/7/2014, § 93; Cahit
  12. B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal
  13. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  14. Yıldırım
  15. Özgüldür
  16. Kömürcü
  17. Altan
  18. Hanbayat
  19. Sisligün
  20. A
  21. B
  22. C
  23. D
  24. E
  25. F
  26. G
  27. H
  28. I
  29. İ
  30. A
  31. B
  32. C
  33. D
  34. E
  35. F
  36. G
  37. H
  38. I
  39. İ
  40. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/6201
Tarih
21 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Nebiye Merttürk ve Neslihan Uyanık Başvurusu (B. No: 2013/6071)
  • Em Export Dış Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/4051)
  • Mirze Aydın ve Mesut Karabulut Başvurusu (B. No: 2013/7837)
  • Yasin Çıldır Başvurusu (B. No: 2013/8147)
  • Hacer Kahraman Başvurusu (B. No: 2013/7935)
  • S. D. Başvurusu (B. No: 2013/8884)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.