İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ömer Yaman ve Seniha Yaman Başvurusu (B. No: 2013/6091)

1. Başvuru; devletin yaşamını korumak için makul tedbirler

Başvuru No2013/6091Tarih20 Nisan 2016Okuma39 dk · 7.754 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Ömer Yaman Ve Seniha Yaman Başvurusu

Karar tarihi
20 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/6091
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.754 kelime·39 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; devletin yaşamını korumak için makul tedbirler

almaması nedeniyle müşterek çocukların öldürülmesi, bu olaya ilişkin devam eden

ceza soruşturmasının uzun bir süredir etkili yürütülmemesi ayrıca idare

aleyhine ölüm nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen maddi ve manevi zararlarının

giderilmesi amacıyla açtıkları davaların kusursuz sorumluluk ilkeleri göz ardı

edilerek gerekçeden yoksun bir şekilde ve makul olmayan sürelerde reddedilmesi

nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 1/8/2013 ve 5/12/2014 tarihlerinde Anayasa

Mahkemesine Batman İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde dosyaların Komisyona

sunulmasına engel bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 27/2/2014 tarihinde

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. 9/12/2014 tarihinde yapılan 2014/19539 sayılı başvurunun konu

bakımından aynı nitelikte olması nedeniyle 2013/6091 sayılı başvuru ile

birleştirilmesine ve başvurunun bu dosya üzerinden incelenmesine karar

verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 02/09/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 1/10/2015 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlere atfen başvuru

hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı AğıBilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen

başvuruya konu ceza soruşturması dosyası ve idari dava dosyaları içeriğinden

tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucuların olay tarihinde on üç yaşında olan müşterek

çocukları Ferhat Yaman (F.Y.), 12/3/2006 tarihinde saat 20.30-21.00 sıralarında

Batman il merkezinde akrabaları ile birlikte yolda yürüdüğü sırada, kimliği

belirlenemeyen kişi veya kişilerin kullandığı silahtan atılan merminin baş

bölgesine isabet etmesi sonucu yaralanmıştır.

9. Yanında bulunanlar tarafından yoldan geçmekte olan bir

otomobil durdurularak en yakın hastaneye götürülen F.Y. burada kendisine operasyon

uygulanmasına rağmen hayata döndürülememiş ve aynı tarihte yaşamını

yitirmiştir. Bu operasyon sırasında kafatası bölgesinde tespit edilen uzun

namlulu silaha ait bir mermi çekirdeği çıkartılmış ve kolluğa teslim

edilmiştir.

1. Ceza Soruşturması Süreci

10. Batman Cumhuriyet Başsavcılığı (Cumhuriyet Başsavcılığı)

tarafından olay hakkında derhâl soruşturma başlatılmış ve E.2006/1091 sayılı

dosya üzerinden yürütülen bu soruşturmada, Cumhuriyet Savcısınca iki doktor

bilirkişisi refakatinde 12/3/2006 tarihinde F.Y.nin

cesedi üzerinde ölü muayene ve otopsi işlemi yapılmış olup bu otopsi sonucunda F.Y.nin, sağ kaşının bitiminden burnu yönünden giren

merminin neden olduğu yaralanmaya bağlı beyin içi zedelenme ve kanama sonucu

meydana gelen dolaşım ve solunum yetmezliği nedeniyle yaşamını yitirdiği kesin

olarak belirlenmiştir.

11. Bu otopsi işlemi sırasında ölenin akrabası Mehmet Yaman,

kimlik tanığı sıfatıyla dinlenilmiş olup ifadesinde; ölenin, başka akrabaları

ile birlikte yolda yürümekteyken aniden yere düştüğünü ve hemen hastaneye

kaldırıldığını duyduğunu söylemiştir.

12. Olay yeri inceleme uzmanları tarafından, 12/3/2006 tarihinde

saat 21.45 sıralarında olay yerine intikal edilmiş ve saat 23.00'te düzenlenen

olay yeri tespit ve görgü tutanağında, F.Y.nin vurulduğu

cadde üzerinde bulunan kan birikintisi dışında herhangi bir iz ve delile

rastlanılmadığının ve olay yerinin fotoğraflarının çekildiğinin bildirildiği

ayrıca görevlilerce olay yerinin basit bir krokisinin çizildiği anlaşılmıştır.

13. Kolluk görevlileri, 14/3/2006 tarihinde saat 12.15

sıralarında gelen bir ihbar üzerine aynı gün saat 12.20 sıralarında, ölüm

olayının gerçekleştiği bölgeye yaklaşık 1.500 metre uzaklıkta bulunan Batman

ili İpekyolu Caddesi, Pazaryeri Mahallesi'nde bulunan bir sulama kanalı içinde

22 adet 7,62x39 mm çapında boş kovan ve kırık cam şişe parçaları tespit

etmişlerdir. Bu cam parçaları üzerinde tespit edilen parmak izlerinin yapılan

mukayesesinde daha önce işlenen bazı suçlar nedeniyle Emniyet Müdürlüğünün

arşiv kayıtlarında parmak izi kaydı bulunan S.A. isimli kişiye ait olduğu

belirlenmiştir.

14. F.Y.nin kafatası bölgesinden

çıkartılan mermi çekirdeği, balistik inceleme yapılmak üzere Emniyet Genel

Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuvarları Dairesi

Başkanlığı Diyarbakır Şube Müdürlüğüne (Kriminal

Laboratuvar) gönderilmiştir.

15. Kriminal Laboratuvarın 18/5/2006

tarihli raporuyla, incelenmek için gönderilen mermi çekirdeğinin kısmen deforme

olduğu, 7.62 mm çapında olup namlusu yiv-set ihtiva eden çapına uygun bir

silahtan atıldığı, söz konusu mermi çekirdeğinin yapılan karşılaştırılmalı

incelemesinde 7.62x39 mm çap ve tipinde fişeklere ait olabileceğinin

değerlendirildiği, bu fişek türünün genellikle tüfeklerde ve bazı makineli

tüfeklerde kullanıldığı, bu silahların etkili mesafelerinin ise silahtan silaha

farklılık göstermekle birlikte ortalama 800 metre olduğu belirtilmiştir.

16. Söz konusu raporda ayrıca mermi çekirdeğinin,

laboratuvarlarının silahı tespit edilemeyen olaylar arşivinde alıkoydukları bir

adet mermi çekirdeğinin gömlek parçası ile karşılaştırılmasının yapılmasının,

söz konusu gömlek parçasının teşhis niteliğinin bulunmamasından dolayı mümkün

olmadığı ancak "inceleme konusu mermi

çekirdeğinin, elde edilecek çapına uygun şüpheli silah ya da silahlarla

birlikte tekrargönderilmesi halinde atıldığı silahın

tespiti yönünde bir inceleme yapılabilmesinin mümkün olduğu" bildirilmiştir.

17. Soruşturma mercileri tarafından F.Y.nin

kafatası bölgesinden çıkartılan mermi çekirdeğinin 14/3/2006 tarihinde ele

geçirilen yirmi iki kovanla mukayesesi Kriminal

Laboratuvarın, bu incelemesinde mukayesenin ancak elde edilecek çapına uygun

silah ya da silahlarla birlikte gönderilmesi hâlinde yapılabileceğinin

belirtildiği gerekçesiyle yapılmamıştır.

18. Soruşturmada ölenin ve olay sırasında yanında bulunan

akrabalarının el svapları alınarak analiz için Kriminal Laboratuvara gönderilmiş olup Laboratuvarın

11/4/2006 tarihli raporunda el svaplarında atış

artığına rastlanmadığının bildirildiği görülmüştür.

19. Olay sırasında ölenle birlikte yolda yürüyen akrabaları

tanık sıfatıyla dinlenmiş olup ifadelerinde özetle 12/3/2006 tarihinde akşam

saatlerinde kadın doğum ve çocuk hastalıkları hastanesinde yatmakta olan bir

akrabalarını hep birlikte ziyaret ettikten sonra saat 20.30 sıralarında dönüş

yolu üzerinde yürüdükleri ve Komando Caddesi'ne 30-35 metre yaklaştıkları

sırada F.Y.nin aniden yüzüstü yere düştüğünü,

düşmesinden önce ve sonra silah sesi duymadıklarını, olay yerinin yakınlarında

da silahlı bir kimseyi görmediklerini söylemişlerdir. İfadesi alınan kişilerden

olantanık Halime Yaman, diğerifadelerden

farklı olarak öncesinde duymamakla beraber öleni hastaneye götürmek için bir

otomobile bindirdikleri sıradaiki üç el silah sesi

duyduğunu beyan etmiştir.

20. Ölenin bir başka akrabası olan ve olay yerine yakın bir

bölgede ikamet eden Yusuf Yaman'ın tanık sıfatıyla alınan beyanında, olay günü

saat 20.30 sıralarında evinin bahçesindeyken tahminen 300 metre uzaklıktan

geldiğini düşündüğü iki üç el silah sesi duyduğunu, bu sesin evinin güneyinde

bulunan Beşevler Mahallesi yönünden geldiğini tahmin

ettiğini söylemiştir.

21. Kolluk tarafından olayın gerçekleştiği yerde seyyar

tezgâhıyla sebze-meyve satışı yapmakta olan Muzaffer Alper adlı kişi de

12/3/2006 tarihinde saat 23.30'da tanık sıfatıyla dinlenilmiş olup ifadesinde

aynı gün saat 21.30 sıralarında tezgaâhı başında

satış yapmaktayken kendisine yakın bir bölge olan Bağlar Mahallesi yönünden

otomatik bir silahtan seri şekilde atış yapıldığını duyduğunu, aradan iki üç

dakika geçtikten sonra tahminine göre kendisine 300 metre uzaklıkta bulunan

başka bir bölgeden yeniden seri şekilde silahla atış yapıldığını duyduğunu,

silahı kullanan kişiyi görmediğini ve bilmediğini, bu seslerden sonra çevrede

olay yerinden kaçarak uzaklaşan veya sıra dışı davranış sergileyen bir kişiyi

de görmediğini söylemiştir.

22. Soruşturmada başvurucu Ömer Yaman da 13/3/2006 tarihinde

müşteki sıfatıyla dinlenmiş ve ölen oğullarının ilköğretim 6. sınıf öğrencisi

olduğunu, köyde oturmalarından ve buraya gelip gitmede bazı zorluklar

bulunduğundan Batman ilinde ikamet eden ağabeyi Şirin Yaman ile birlikte

kaldığını, kendisiyle ve ailesiyle aralarında anlaşmazlığı veya husumeti

bulunan bir kimsenin bulunmadığını, olayın kimler tarafından gerçekleştirildiği

konusunda bilgi ve görgüsünün olmadığını, ayrıca faillerden şikâyetçi olduğunu

beyan etmiştir.

23. Bu başvurucunun15/5/2007 tarihinde yeniden ifadesi alınmış

olup bu ifadesinde de önceki anlatımlarıyla benzerlik arz eden açıklamalarda

bulunduğu ve faillerin tespit edilebilmesi hâlinde bu kişilerden şikâyetçi

olduğunu bildirdiği görülmüştür.

24. Kolluk tarafından 16/3/2006 tarihinde Cumhuriyet

Başsavcılığına yazı yazılarak olayın faillerinin yakalanamadığı ancak bu

yöndeki araştırmalarının devam ettiği bildirilmiştir.

25. F.Y.nin ölümüyle sonuçlanan olaya

ilişkin bu soruşturma işlemleri yürütülürken Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından, yukarıda değinilen 14/3/2006 tarihinde bir sulama kanalında yirmi

iki kovanın bulunması olayı hakkında da başka bir soruşturma dosyası açılmış ve

bu soruşturmada olay yerindeki kırık cam parçaları üzerinde parmak izleri

tespit edilenS.A. hakkında açık adresinin tespit

edilememesi ve ifadesinin alınamaması nedeniyle 26/1/2007 tarihinde yakalama

emri çıkarılmıştır.

26. F.Y.nin ölümü ile sonuçlanan olaya

ilişkin soruşturmada ise Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 22/5/2007 tarihinde

olayın faillerin taksirle öldürme suçundan dava zamanaşımı süresinin dolduğu,

12/3/2021 tarihine kadar daimî olarak aranılmasına ve suçun işlendiği yerin Batman

İl Emniyet Müdürlüğünün (Emniyet Müdürlüğü) görev ve yetki alanında olması

nedeniyle söz konusu daimî arama kararının bir suretinin, faillerin

araştırılması ve başkaca yazışmaya gerek olmaksızın her üç ayda bir yapılan

araştırmalarla ilgili olarak bilgi verilmesi için anılan Müdürlüğe

gönderilmesine karar verilmiştir.

27. Emniyet Müdürlüğü bu tarihten itibaren üçer aylık

periyotlarla 2012 yılının Nisan ayına değin Cumhuriyet Başsavcılığına yazı

yazmış ve olayı gerçekleştiren meçhul kişilerin açık kimliklerinin tespitinin

ve yakalanmalarının mümkün olamadığını, ayrıca bu konudaki araştırmaların devam

ettiğini bildirmiştir.

28. Başvurucular 30/6/2011 tarihinde söz konusu olayın etkili

soruşturulmadığını ileri sürerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM)

bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Söz konusu başvurunun 48292/11 numarasıyla

kaydının yapıldığı ve başvurucular tarafından bu başvuruda Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunmalarından önce karar verildiğine ilişkin herhangi bir

bilgi veya belge ibraz edilmediği görülmüştür.

29. 14/3/2006 tarihinde bir suluma kanalında bulunan kovanlarla

ilgili olarak yürütülen soruşturmada ise Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

yakalanmasına karar verilen şüpheli S.A. hakkında, genel güvenliği kasten

tehlikeye düşürmek, 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve

Bıçaklar Hakkında Kanun'a muhalefet etmek suçlarından Batman Ağır Ceza

Mahkemesi nezdinde 30/1/2008 tarihinde kamu davası açılmıştır.

30. Batman Ağır Ceza Mahkemesinin 14/2/2008 tarihli ve K.2008/19

sayılı kararıyla sanığın üzerine atılı suçlarla ilgili yargılama yapma

görevinin Asliye Ceza Mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle madde bakımından

görevsizlik kararı verilerek dosya, Batman Asliye Ceza Mahkemesine

gönderilmiştir.

31. Batman Asliye Ceza Mahkemesi 14/9/2011 tarihli kararıyla

hakkında çıkartılan yakalama emri bu aşamada da yerine getirilemeyen sanık

hakkında, yapılan aramada ele geçirilen suça konu kovanların olduğu yerde

tespit edilen kırık cam şişeleri üzerinde sanığa ait parmak izleri tespit

edilmiş ise de sanığın suça konu silahı kullandığını gören ve bu yönde beyanda

bulunan kimsenin olmadığı ve sanık tarafından olay tarihinden önceki bir

tarihte olay yerinde bulunan cam şişenin kullanılmış ve olay yerine atılmış

olabileceği gerekçesiyle beraat kararı verilmiştir.

32. İşbu karar Cumhuriyet Savcısı tarafından 2/11/2011

tarihinde, dosyadaki delilerin mahkûmiyete yeterli olduğu ve sanığın savunması

alınmadan herhangi bir karar verilemeyeceği gerekçeleriyle temyiz edilmiştir.

33. Asliye Ceza Mahkemesince beraat kararı verilmesi üzerine CumhuriyetBaşsavcılığı tarafından F.Y.nin

ölüm olayına ilişkin yürütülmekte olanE.2006/1091 sayılı soruşturmada, 5/6/2012

tarihinde Batman İl Emniyet Müdürlüğüne yazı yazılarak ölenin yüzünün vurulma

anında hangi yöne dönük olduğunun o sırada yanında bulunan akrabalarından

sorulması, otopsi raporuna göre mermi çekirdeğinin geldiği yön tespit edilerek

14/3/2006 tarihinde ele geçirilen yirmi iki adet kovanın ateşlendiği yerden

gelip gelemeyeceğinin saptanmaya çalışılması, olaydan sonra olay yerine intikal

ederek olay tutanağı ve olay yeri krokisini düzenleyen kolluk görevlilerinin

tanık sıfatıyla beyanlarının alınması, şüpheli S.A. adlı kişinin 12/3/2006

tarihinde kullandığı mobil telefonlarının numaralarının tespit edilmesi ve olay

tarihinde söz konusu bölgede yaptığı görüşmelerin baz istasyonlarının

belirlenmesi, adı geçenin resmî kayıtlarda belirtilen adresinde veya bulunması

muhtemel diğer adreslerde aranarak bulunduğunda gözaltına alınması ve

ifadesinin alınması için derhâl Cumhuriyet Başsavcılıklarında hazır edilmesitalimatı verilmiştir.

34. Soruşturmada ayrıca bir başpolis

memurundan 14/3/2006 tarihinde ele geçirilenkovanlar

ile F.Y.nin ölümü ile sonuçlanan olay arasında bir

irtibat bulunup bulunmadığı konusunda olay yerlerinin konumları ve benzeri

ölçütler değerlendirilerek bir inceleme raporu düzenlenmesi istenmiş;

bilirkişinin hazırladığı raporda, belirtilen her iki yer arasındaki kuş uçuşu

mesafenin yaklaşık 1.500 metre olduğu, her iki yer arasında bazıları üç dört

katlı olmak üzere çok sayıda binanın bulunduğu, 14/3/2006 tarihinde boş

kovanların bulunduğu yerden nişan alınarak ateşlenen kaleshnikov

marka silahtan çıkan bir merminin 12/3/2006 tarihinde ölen F.Y.ye isabet etme

olasılığının silahın etkili menzili ve her iki yer arasında bulunduğu

belirtilen binalar nedeniyle çok zayıf olmakla birlikte söz konusu silahın

belirli bir açıyla ve belirtilen yöne doğru ateşlendiği takdirde hava

şartlarının müsait olması şartıyla bu silahtan çıkan mermi çekirdeğinin, havada

aldığı yükseklik ve mesafeyle düşüş anında yine belli bir açı ve hızla ek

mesafe alacağından belirtilen hedefe ulaşma ihtimalinin bulunduğu bildirilmiş

ayrıca her iki olay yerine ilişkin kroki ve fotoğraflar söz konusu rapora

eklenmiştir.

35. Cumhuriyet Başsavcılığı, Kriminal

Laboratuvara 5/6/2012 tarihinde adli emanette bulunan deforme mermi çekirdeğini

yeniden göndermiş ve söz konusu deformasyonun, ölenin kafatası bölgesine

isabetiyle mi yoksa başka bir nedenle mi oluştuğunu, ayrıca mermi çekirdeğinin

ne tür bir silahtan ateşlenmiş olabileceğini ve bu tip silahların azami menzili

ile azami tesirli menzillerinin kaç metre olduğunu sormuştur.

36. Kriminal Laboratuvarın 18/6/2012

tarihli cevap raporuyla, söz konusu mermi çekirdeğinin dıştan görünümü itibarıyla

her ne kadar forme (sağlam) mermi çekirdeği gibi

görünse de mikroskopta yapılan incelemesi neticesinde üzerindesürtünme

nedeniyle oluşmuş deformasyonların bulunduğu, bu nedenle üzerinde bulunan dört

adet set izlerinin bazı bölümlerinin teşhis ve tespit niteliklerini yitirdiği,

ölü muayene ve otopsi tutanağının incelenmesinden söz konusu mermi çekirdeğinin

yere paralel bir eksen izleyerek ölenin kafatasına girdiği, mermi

çekirdeğindeki deformasyonun ne şekilde oluştuğu konusunun Adli Tıp Kurumu veya

Adli Tıp Kurumu uzmanları tarafından değerlendirmesi gerektiği; inceleme konusu

mermi çekirdeğinin, 7,62x39 mm çap ve tipinde Kalashnikov

ve benzeri tüfeklerde ve bazı makineli tüfeklerde kullanılmak üzere imal

edilmiş fişeklere ait olabileceği belirtilmiş ayrıca söz konusu silahların

etkili mesafeleri konusunda bilgilere yer verildikten ve bu silahların hangi

mesafeden yaralayıcı veya öldürücü olabildiklerine ilişkin bazı teknik

açıklamalar yapıldıktan sonra bu silahların etkili mesafelerini katetmelerinin akabinde deyüksek

hızla uçuşlarına devam edebildikleri, bu durumda da öldürücü ve yaralayıcı

etkilerinin bulunduğu ancak hangi mesafeden bu özelliklerini devam

ettirebildiklerine yönelik ellerinde bir veri bulunmadığından bu konuda kesin

bir görüş bildirmelerinin mümkün olmadığı bildirilmiştir.

37. Kolluk 18/6/2012 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderdiği yazıyla F.Y.nin akrabaları olan Rabia

Kaplan ve Melike Yaman ile yapılan görüşmede adı geçenlerin olay günü yolda

yürüdükleri sırada F.Y.nin yüzünü otogar yönüne doğru

çevirdiğinde aniden başını sallayarak düştüğünü ve bu sırada silah sesi

duymadıklarını söylediklerini bildirmiştir.

38. Soruşturmada 23/10/2012 tarihinde Batman 2. Sulh Ceza

Hâkimliğinin 23/10/2012 tarihli ve 2012/120 sayılı Değişik İş sayılı kararıyla

şüpheli S.A.nın F.Y.nin öldüğü 12/3/2006 tarihinde mobil telefonuyla

kurduğu iletişimlerin tespitine karar verilmiştir.

39. Bu karara istinaden tespit edilen görüşme tutanaklarının

kolluk tarafından yapılan incelenmesinde, şüpheli S.A.nın,F.Y.nin

yaşamını yitirdiği 12/3/2006 tarihinde mobil telefonuyla on bir kez görüşme

yaptığı, bu görüşmeleri gerçekleştirdiği sırada Batman ilinde bulunduğu, en son

gerçekleştirdiği telefon görüşmesinin saat 18.09'a ilişkin olduğu, bu görüşmeyi

yaptığı yer ile yirmi iki adet boş kovanın bulunduğu yer arasındaki mesafenin

iki kilometre olduğu, bu mesafe ve 12/3/2006 tarihinde gerçekleşen F.Y.nin ölüm olayına ilişkin zaman dilimi birlikte

değerlendirildiğinde, aynı gün saat 21.00'e kadar en son görüşme yaptığı yerden

söz konusu kovanların bulunduğu yere rahatlıkla ulaşmış olabileceğinin

değerlendirildiği belirtilmiştir.

40. Batman 1. Sulh Ceza Hâkimliği 6/2/2013 tarihinde, şüpheli

S.A. hakkında bu kez F.Y.nin ölümüne ilişkin

yürütülen 2006/1091 sayılı soruşturma dosyasında tutuklamaya yönelik yakalama

kararı vermiş ve aynı tarihte bu yönde bir emir tutanağı düzenlemiştir.

41. Bu yakalama emrinin de Cumhuriyet Başsavcılığı Yakalama

Bürosunun 25/9/2014 tarihli yazısına göre aynı tarih itibarıyla infaz

edilememiş olduğu ve ilgililerce adı geçenin arama çalışmalarına devam

edildiğinin bildirildiği görülmüştür.

42. Diğer taraftan F.Y.nin ölümünden

önce 1/3/2006 tarihinde saat 21.10 sıralarında Batman ili Bayındır Mahallesi

Emek Bulvarı üzerindeki bir dondurmacı dükkânı önünde park etmiş bulunan ve

içinde iki kişinin olduğu bir otomobile başka bir otomobilden uzun namlulu

silahla ateş açılmış; olayın akabinde olay yeri inceleme ekiplerince yapılan

araştırmalarda, olay yerinden beş adet kovan, teşhis niteliği olmayan mermi

çekirdeği gömlek parçası ve yine teşhis niteliği olmayan bir adet nüve elde

edilmiştir.

43. Bu olaya ilişkin olarak da Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından derhâl başlatılan soruşturma sırasında, olayın mağdurları H.D. ve A.S.nin 1/3/2006 tarihinde kolluk tarafından ifadeleri

alınmış olup adı geçenler bu ifadelerinde kendilerine ateş açan kişileri ve

içerisinden ateş açılan otomobilin plaka sayısını göremediklerini

söylemişlerdir.

44. Bu soruşturma kapsamında olayın gerçekleştiği bölgede iş

yerleri bulunan kişilerden bir kısmı tanık sıfatıyla dinlenilmiş olup bu

kişilerin de silah seslerini duymakla birlikte olayın gerçekleştiği saat

itibarıyla havanın karanlık olması nedeniyle silahın ateşlendiği otomobili ve

içindekileri tam olarak seçemediklerini beyan ettikleri anlaşılmıştır.

45. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, bu olaya ilişkin elde

edilen kovanlar 2/3/2006 tarihinde Kriminal

Laboratuvara gönderilerek söz konusu kovanların irtibatlı bulunduğu silahların

tespit edilmesi talep edilmiş; Laboratuvar 10/3/2006 tarihli raporunda

kovanların tek bir silahtan atıldıklarını, silahı tespit edilemeyen olaylar

arşivinde kayıtlı bulunan çap ve tipine uygun suç konusu kovanlarla bilgisayarlı

tarama sisteminde yapılan karşılaştırılmalarında aralarında herhangi bir

irtibatın saptanmadığını bildirmiştir.

46. Öte yandan Labarotuvarın daha

sonra alınan 7/4/2006 tarihli raporunda, söz konusu kovanlar ve 14/3/2006

tarihinde bir sulama kanalı içerisinde ele geçirilen yirmi iki adet 7,62x39 mm

çapında boş kovanın çeşitli karakteristik izler yönünden aralarında uygunluklar

saptandığı ve "söz konusu toplam 27

adet kovanın aynı ateşli silahtan atıldıklarının tespit edildiği" belirtilmiştir.

47. Cumhuriyet Başsavcılığı F.Y.nin

ölümü ile sonuçlanan olaya ilişkin soruşturmada 5/6/2012 tarihindekolluğa

yazı yazarak 1/3/2006 tarihinde gerçekleştirilen olayın mağdurlarının

ifadelerinin F.Y.nin ölümü olayıyla da bağlantılı

olarak yeniden alınması talimatını vermiştir.

48. Kolluk 18/6/2012 tarihli yazısıyla 1/3/2006 tarihinde

meydana gelen otomobil kurşunlanması olayının mağdurları ile yapılan görüşmede

adı geçenlerin, olayın üzerinden uzun bir zaman geçtiğini, kendilerine silahla

ateş eden kişileri teşhis etmelerinin bu nedenle mümkün olmadığını ancak bu

kişilerin o tarihte 30-35 yaşlarında olduğunu tahmin ettiklerini ve sorulan

hususlara ilişkin başkaca bir bilgilerinin bulunmadığını söylediklerini

bildirmiştir.

49. F.Y.nin ölümü ile sonuçlanan

olayda elde edilen mermi çekirdeği 14/3/2006 tarihinde ele geçirilen yirmi iki

adet kovan ve 1/3/2006 tarihinde gerçekleştirilen olayda kullanıldığı tespit

edilen beş adet kovanın atıldıkları silahın tespiti çalışmaları devam ederken

Adana Doğanbeyli Jandarma Komutanlığında görev yapan

kolluk güçleri, 19/3/2015 tarihinde Adana-Kayseri kara yolu Develi yol

ayrımında yaptıkları önleme araması sırasında A.R. isimli kişinin kullandığı ve

içinde H.A. isimli kişinin debulunduğu bir otomobili

şüphe üzerine durdurmuş ve bu otomobilde yaptıkları aramada bir adet 7,62 mm

çapında ruhsatsız Kalashnikov marka silah ve bu

silaha ait dolu şarjörü ele geçirmişlerdir.

50. Ele geçirilen bu silah üzerinde yapılan kriminal

inceleme sonucu düzenlenen 1/4/2015 tarihli ekspertiz raporunda, söz konusu

silahın Batman ilinde 1/3/2006 tarihinde gerçekleştirilen olayda

kullanıldığının belirlendiği bildirilmiştir.

51. Bu rapor üzerine Tufanbeyli Cumhuriyet Başsavcılığı

10/4/2015 tarihindeyazıyla Cumhuriyet Başsavcılığını

durumdan haberdar etmiştir.

52. Tufanbeyli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ifadesi

20/3/2015 tarihindealınan şüpheli H.A. içinde

bulunduğu otomobili bir firmadan kiraladıklarını, ele geçirilen silahın bu

otomobilde bulunduğunu bilmediğini söylemiş, aynı tarihte ifadesi alınan A.R.

ise silahı 1998 yılında Hakkâri ilinde asker olarak görev yaptığı dönemde bir

geçici köy korucusundan bedelsiz olarak edindiğini, bu silahı 1998 yılından

19/3/2015 tarihine kadar köyünde bulunan evinde sakladığını, belirttiği bu

dönemde söz konusu silahı evinden çıkartmadığını ve kullanmadığını ifade

etmiştir.

53. Batman Cumhuriyet Başsavcılığı, Tufanbeyli Cumhuriyet

Başsavcılığına 21/4/2015 tarihinde yazı yazarak emekli asker olduğunu ileri

süren A.R. adlı kişinin gerçekte de asker olarak görev yapıp yapmadığının

tespit edilmesi, yapmış ise rütbesinin, görev süresinin, görev yaptığı

yerlerin, kendisine zimmetlenen silahların özelliklerinin ve bu silahların

akıbetinin bildirilmesini istemiştir.

54. Batman Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 25/2/2016

tarihinde Tufanbeyli Cumhuriyet Başsavcılığına yeniden yazı yazılmış veH.A. ve A.R. isimli kişiler hakkında Kozan Ağır Ceza

Mahkemesine kamu davası açılıp bu davada 10/12/2015 tarihinde karar

verildiğinin anlaşıldığı belirtilerek anılan dava dosyasında verilen kararın

bir örneğinin ve bu dosyada adli emanette kayıtlı bulunan bir adet Kalashnikov marka silah, iki adet şarjör ve on beş adet

merminin kriminal inceleme yapılmak üzere ivedilikle

gönderilmesi istenilmiştir.

55. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 6/3/2016 tarihinde onaylı

suretleri UYAP aracılığıyla Anayasa Mahkemesine gönderilen başvuruya konu

soruşturma dosyasının belirtilen tarih itibarıyla derdest olduğu anlaşılmıştır.

2. İdari Yargı Süreci

56. Başvurucular 26/6/2006 tarihinde oğullarının ölümü nedeniyle

uğradıklarını ileri sürdükleri maddi ve manevi zararların tazmini talebiyle

İçişleri Bakanlığına başvurmuşlardır.

57. Başvurucuların talepleri, İçişleri Bakanlığının 7/7/2006

tarihli üst yazısı ile 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden

Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında değerlendirilmesi için

Batman Valiliğine gönderilmiştir.

58. Batman Valiliği Zarar Tespit Komisyonunun (Zarar Tespit

Komisyonu) 3/10/2006 tarihli ve 2006/2-250 sayılı kararıyla olayın bir terör

olayı olmadığı, başvurunun anılan Kanun kapsamına girmediği, ayrıca başvuru

süresi olan altmış günün aşıldığı gerekçesiyle talebin reddine karar

verilmiştir.

59. Başvurucular tarafından 22/1/2007 tarihinde Diyarbakır 2.

İdare Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde söz konusu ret kararının iptali ve tazminattalebiyle dava açılmıştır.

60. Mahkemenin 11/3/2008 tarihli ve K.2008/302 sayılı kararıyla

maddi tazminat talebi için Batman Valiliğine karşı ayrı, manevi tazminat

talebiyle İçişleri Bakanlığına karşı ayrı dilekçe ile dava açılması

gerektiğinden bahisle 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun 3., 5. ve 15. maddeleri gereğince dava dilekçesinin reddine karar

verilmiştir.

a. Maddi Tazminat Talebi Süreci

61. Başvurucular tarafından 9/6/2008 tarihinde, Zarar Tespit

Komisyonunun taleplerinin reddedilmesine ilişkin kararının iptali ve olay

nedeniyle uğradıklarını ileri sürdükleri maddi zararlarının tazmini talebiyle

Batman Valiliği hasım gösterilmek suretiyle Mahkeme nezdinde yeniden dava

açılmıştır.

62. Mahkemenin 30/10/2009 tarihli ve K.2009/2097 sayılı

kararıyla davanın reddine karar verilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili bölümü

şöyledir:

"...Dosyada bulunanbilgi

ve belgelere göre ; davacılar murisinin, Bağlar

Mahallesi Garzan Caddesi üzerinde bazı akrabaları ile birlikte yürümekte iken

nereden ve kim tarafından atıldığı belli olmayan kurşunun başına isabet etmesi

sonucu yaralanarak hastaneye kaldırıldığı ve burada vefat ettiği

anlaşılmaktadır. Olayın tanıklarından bazıları olay yerinde bir

- iki el silah sesi duyduklarını beyan etmişler, bazıları ise silah sesi

duymadıklarını belirtmişlerdir.

Olay üzerine Batman Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından 2006/1091 sayılı dosyada soruşturma başlatılmış, 22.05.2007

tarihinde dosyanın faillerinin yakalanabilmesi amacıyla "Daimi Arama Kararı'' verilmiş olup, 2008/1913 sayılı dava

dosyasında Mahkememiz tarafından soruşturma dosyası getirtilerek incelenmiştir.

Gerek dava dosyası gerekse Mahkememizin

2008/1913 sayılı dava dosyasında bulunan soruşturma dosyasındaki bilgi ve

belgelerin değerlendirilmesinden, davacılar murisinin ölümünün terör veya

terörle mücadele kapsamında olmadığı sonucuna varılmakta olup davacının 5233

sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde

hukuka aykırılık bulunmamaktadır..."

63. Başvurucuların temyizi üzerine söz konusu karar, Danıştay Onbeşinci Dairesinin (Daire)9/5/2012 tarihli ve K.2012/2748

sayılı ilamıyla onanmıştır.

64. Başvurucuların karar düzeltme istemi de Dairenin 19/3/2013

tarihli veK.2013/2045 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.

65. Nihai karar başvuruculara 15/7/2013 tarihinde tebliğ edilmiş

olup başvurucular

otuz günlük yasal süresi içinde

1/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

b. Manevi Tazminat Talebi Süreci

66. Başvurucular tarafından 29/7/2008 tarihinde yine Zarar

Tespit Komisyonunun taleplerinin reddedilmesi kararının iptali ve bu kez olay

nedeniyle uğradıklarını ileri sürdükleri manevi zararlarının tazmini talebiyle

İçişleri Bakanlığı hasım gösterilmek suretiyle Mahkeme nezdinde dava

açılmıştır.

67. Mahkemenin 15/10/2009 tarihli ve K.2009/1963 sayılı

kararıyla davanın reddine karar verilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili bölümü

şöyledir:

"...Uyuşmazlığın çözümü açısından

öncelikle davacıların murisinin ölümü olayında idareye atfedilebilecek bir

hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti gerekmektedir.

Dosyada bulunanbilgi

ve belgelere göre; davacılar murisinin Bağlar Mahallesi Garzan Caddesi üzerinde

bazı akrabaları ile birlikte yürümekte iken nereden ve kim tarafından atıldığı

belli olmayan kurşunun başına isabet etmesi sonucu yaralanarak hastaneye

kaldırıldığı ve burada vefat ettiği anlaşılmaktadır. Olayın tanıklarından

bazıları olay yerinde bir - iki el silah sesi

duyduklarını beyan etmişler, bazıları ise silah sesi duymadıklarını

belirtmişlerdir.

Olay üzerine Batman Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından 2006/1091 sayılı dosyada soruşturma başlatılmış, 22.05.2007

tarihinde dosyanın faillerinin yakalanabilmesi amacıyla "Daimi Arama Kararı'' verilmiş olup, Mahkememiz tarafından

soruşturma dosyası getirtilerek incelenmiştir.

Gerek dava dosyası gerekse soruşturma

dosyasında bulunan bilgi ve belgelerin değerlendirilmesinden, davacılar

murisinin ölümünün idareye atfedilebilecek bir hizmet kusurundan kaynaklandığı

yönünde değerlendirme yapılmasını gerektirecek herhangi bir bulguya

rastlanmamıştır. Zira yukarıda da bahsedildiği üzere davacılar murisinin ölümü

idarenin herhangi bir işlem veya eylemi yahut daeylemsizliği

sonucu meydana gelmiş bir olay olmayıp, idareye atfedilebilecek bir hizmet

kusurundan söz etme imkanı bulunmamaktadır.

Olayda idarenin hizmet kusuru bulunmamakla

birlikte uyuşmazlığın çözümü açısından idarenin kusursuz sorumluluğunun bulunup

bulunmadığının veya olayda sosyal risk ilkesinin uygulanıp uygulanamayacağının

da belirlenmesi gerekmektedir.

Yukarıda anlatıldığı şekli ile davacılar

murisinin ölümünün idarenin yürüttüğü bir hizmetin sonucu meydana gelmemesi ve ortayaçıkan zarar ile idari işlem veya eylemarasında

nedensellik bağının kurulabilmesnin mümkün olmaması

nedeniyle idarenin kusursuz sorumluluğundan da söz etmek mümkün değildir.

İdare kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle

nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup idari eylem

ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde hizmet

kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.

Bununla birlikte bilimsel ve yargısal içthatlarla geliştirilen sosyal risk ilkesi ile toplumun

içinde bulunduğu koşullardan kaynaklanan, idarenin faaliyet alanında meydana

gelmekle birlikte yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmayan toplumsal

nitelikli riskin gerçekleşmesi sonucu oluşan salt toplumun bireyi olunması

nedeniyle özel ve olağan dışı zararların da topluma pay edilerek giderilmesi

amaçlanmıştır.

Belirtilen niteliğine göre

sosyal risk ilkesinin uygulanabilmesi için olayın tüm toplumu ilgilendirmesi ve

zararın toplumsal nitelikli bir riskin gerçekleşmesi sonucu meydana gelmesi

yanında olay ve zararın yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmaması

başka bir deyişle zarar ile idari eylem araında bir

nedensellik bağının da kurulamaması gerekmektedir.

Dava ve soruşturma dosyasının

incelenmesinden; davacılar murisinin ölümü olayının toplumsal nitelikli bir

olay olmadığı gibi terör olayı olarak değerlendirilebilmesini gerektirecek her hangi bir bulguya rastlanmadığından davacılar

yakınının ölümünün münferit bir olaydan kaynaklandığı sonucuna

varılmıştır.

Olayda, idarenin bir hizmet kusuru ve meydana

gelen zarar ile nedensellik bağı kurulabilen bir idari eylem bulunmadığı gibi,

idarenin kusursuz sorumluluğundan sözetmeye de olanak

bulunmamaktadır. Aynı nedenle, olayın terör örgütünce gerçekleştirilen bir

eylemden kaynaklandığı ortaya konulamadığından sosyal risk ilkesinin

uygulanmasına da olanak görülmemektedir.

Bu itibarla, davacılar murisinin öldürülmesi

nedeniyle uğranıldığı öne sürülen manevi zarar, münferit olaydan kaynaklandığı

için tazmin edilemeyeceğinden ve idarenin tazmin sorumluluğunu gerektiren bir

durum saptanamadığından ..."

68. Başvurucuların temyizi üzerine söz konusu karar, Dairenin

9/5/2012 tarihli ve K.2012/2747 sayılı ilamıyla onanmıştır. Onama gerekçesinin

ilgili bölümü şöyledir.

"...5233 sayılı Kanun, yargısal ve

bilimsel içtihatlarla kabul edilen 'sosyal risk' ilkesinin yasalaşmış halidir.

Bu nedenle, 'sosyal risk ilkesi' uyarınca tazmini gereken uyuşmazlıklarda adı

geçen Kanunun uygulanması zorunlu bulunmaktadır. Başka bir ifadeyle; 5233 sayılı

Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılan davalarda, zarar ile idari

eylem arasında nedensellik bağının bulunmadığı, fakat kişilerin salt toplumun

bir bireyi olmaları nedeniyle zarar gördükleri ve bu nedenle ortaya çıkan bu

zararın paylaştırılması gerektiği hallerde, idari yargı yerince 5233 sayılı

Kanunun uygulanması suretiyle bir karar verilmesi gerekmektedir.

Dava dosyası ve Dairemizin 2011/9654 sayılı

dosyasının birlikte incelenmesinden;

Olayda, davacılar murisinin 12.3.2006

tarihinde Batman il merkezinde ateşli silahla vurularak öldürüldüğü, olayla

ilgili olarak Batman Cumhuriyet Başsavcılığının 22.05.2007 tarihli ve

Soruşturma No: 2006/1091 sayılı dosyasında yapılan hazırlık soruşturmasında,

faili meçhul cinayet kapsamındaki olayın sanık veya sanıklarının ceza

zamanaşımı süresine kadar daimi olarak aranmasına karar verildiği hususu

dikkate alındığında, olayda davalı idareye yüklenebilecek kusurlu ve kusursuz

sorumluluk halleri bulunmadığından, 5233 sayılı Kanun kapsamında çözülmesi

gereken uyuşmazlıkta, İdare Mahkemesince 5233 sayılı Kanun uyarınca davanın

reddine karar verilmesi gerekirken, genel hükümlere göre davanın reddine karar

verilmesinde hukuki isabet bulunmamakta ise de sonucu itibariyle yerinde

görülmüştür..."

69. Başvurucuların karar düzeltme talebi de aynı Dairenin

20/2/2014 tarihli ve K.2014/1095 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.

70. Nihai karar, başvuruculara 17/11/2014 tarihinde tebliğ

edilmiş olup başvurucular otuz günlük yasal süresi içinde 9/12/2014 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Başvurucuların, bu başvuruda ayrıca ölüm

olayına ilişkin etkili bir ceza soruşturması yapılmadığını da ileri sürdükleri

görülmüştür.

B. İlgili Hukuk

71. 2577 sayılı Kanun’un “Doğrudan

doğruya tam yargı davası açılması” başlıklı 13. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“İdari eylemlerden

hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı

bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve

her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak

haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen

veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden

itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu

sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”

72. 5233 sayılı Kanun’un “Amaç”

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun amacı,

terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle

maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve

usulleri belirlemektir.”

73. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Dava Zamanaşımı” kenar başlıklı 66.

maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:

“ (1) Kanunda başka türlü yazılmış olan haller dışında kamu davası;

…

d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren

suçlarda on beş yıl,

...geçmesiyle

düşer.”

74. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun soruşturma usul ve

esaslarına ilişkin 18/10/2011 tarihli Genelge'sinin

ilgili bölümü şöyledir:

“…

50.

Faili meçhul olay ve cinayetlerin soruşturulmasında,

...

g) Soruşturma evraklarının ilgili Cumhuriyet

savcısı tarafından sık sık gözden geçirilmesi, ancak sadece soruşturma

evrakının en üstündeki müzekkereye cevap verilmiş olup olmadığı ile

yetinilmeyerek içeriği itibarıyla başkaca eksik kalmış bir husus varsa onun da

tamamlanması için gerekli yazının yazılması, sonucunun uygun aralıklarla takip edilmesi,

…”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

75. Mahkemenin 20/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

76. Başvurucular; oğullarının 12/3/2006 tarihinde Batman il

merkezinde çevreye rastgele ateş eden kimliği belirsiz kişi veya kişilerce

kullanılan silahtan çıkan bir merminin başına isabet etmesi sonucu yaşamını

yitirdiğini, kamuoyunda "maganda kurşunu" olarak tanımlanan bu tür

olaylarda devletin meydana gelen ölümlerden "sosyal risk" ilkesi

gereğince kusursuz sorumluluğunun bulunduğunu, devletin bu tür olayları

önlemeye yönelik gerekli tedbirleri almaması suretiyle oğullarının yaşamını

koruyamadığını, aynı nedenle maddi ve manevi tazminat talepli açtıkları

davaların ise haksız ve gerekçesiz reddedildiğini; davalarının, başvuruları

5233 sayılı Kanun kapsamında yapılmış gibi değerlendirilerek anılan Kanun

hükümleri kapsamında incelenip reddedildiğini ayrıca makul sürelerde de

sonuçlandırılmadığını; Cumhuriyet Başsavcılığınca ise olaya ilişkin etkili bir

soruşturma yürütülmediğini, fail ya da faillerin aradan geçen uzun zaman

zarfında tespit edilemeyip söz konusu soruşturmada, verilen daimî arama

kararının akıbetinin belli aralıklarla sorulmasından başka hiçbir işlem

yapılmadığını, soruşturma dosyasının bu şekilde dava zamanaşımına uğramaya

mahkûm bırakıldığını belirterek Anayasa’nın 17., 36. ve 40. maddelerinde

güvence altına alınanyaşam, adil yargılanma ve etkili

başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminata karar verilmesi

talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

77. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu nedenle başvurucular tarafından

Anayasa'nın 36. ve 40. maddelerinde güvence altına alınan adil yargılanma ve

etkili başvuru hakları ile bağlantı kurarak ileri sürülen iddiaların,

Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında olduğu

değerlendirilmiş ve inceleme bu kapsamda yapılmıştır.

78. Başvurucular, diğer şikâyetlerinin yanında oğullarının

çevreye ve havaya rastgele ateş açan kişi veya kişilerin silahından çıkan bir

merminin isabeti sonucu yaşamını yitirdiğini, devletin bu tür eylemleri önlemek

için gerekli tedbirleri almadığını ve oğullarının yaşamını koruma

yükümlülüğünün de bu surette ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

79. Başvuru formu ve eklerinde sunulan belgeler ile başvuruya

konu ceza soruşturması ve idari davalarda yer alan bilgi ve belgeler,

Anayasa'nın 17. maddesinin yaşamı korumaya ilişkin maddi boyutunun ihlal edilip

edilmediği konusunda bir değerlendirme yapılmasına imkân sağlayacak nitelikte

-makul şüphenin ötesinde- kanıt unsuru içermemektedir. Olayın gerçekleştiği

koşullar, başka bir ifadeyle ölenin yaşam hakkının kasten mi yoksa

başvurucuların iddialarında ileri sürdükleri gibi mi ihlal edildiği bu aşamada

belirlenebilmiş değildir.

80. Bu şartlar altında, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin, sadece Anayasa'nın 17. maddesinin usul boyutu ile sınırlı olarak

yapılması gerekli ve yeterli görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Ceza Soruşturmasının

Etkili Yürütülmediğine İlişkin

İddia

81. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına

sahiptir.”

82. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru

hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği

gereği, yaşamını kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak

yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından

yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvuru konusu olayda

başvurucular, ölen kişinin babası ve annesidir. Bu nedenle başvuru ehliyeti

açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

83. Başvuruda öncelikle değerlendirmesi gereken husus, somut

olayda etkili bir ceza soruşturması yürütme zorunluluğunun mutlak surette

bulunup bulunmadığıdır.

84. Anayasa Mahkemesine göre doğal olmayan bir ölüm meydana

gelmişse devletin ölümün nedenlerini soruşturma ve sorumluları tespit ederek

cezalandırma ödevi vardır (Salih Akkuş,

B. No: 2012/1017, 18/9/2013, § 29).

85. Bireyin, bir devlet görevlisi ya da özel bir kişi tarafından

hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir

muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması

hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin

temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel

yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili bir resmîsoruşturmanın

yapılmasını gerektirir (Salih Akkuş,

§ 30).

86. Etkili bir resmî soruşturmanın yapılması gerekliliğine

ilişkin bu usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma türünün,

bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin

yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak

tespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana

gelen ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. maddesi

gereğince devletin ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar

yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür

olaylarda yürütülen idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece

tazminat ödenmesi, bu hak ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan

kaldırmak için yeterli değildir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 55).

87. Buna göre yapılan incelemede Cumhuriyet Başsavcılığının

somut olay hakkında taksirle yaralama suçundan soruşturma yürüttüğü ve

başvurucuların da oğullarının kasten öldürüldüğüne ilişkin bir iddiada

bulunmadıkları görülmüşse de ölenin yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet

verilmediğini gösteren herhangi bir bulguya rastlanılmadığı gibi olayın bu

anlamda şüphe uyandırdığı anlaşılmıştır.

88. Bu nedenle somut olay bakımından devletin, sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte bir ceza

soruşturması yürütme yükümlülüğünün bulunduğu sonucuna varılmıştır.

89. Bununla birlikte somut başvuruya konu olan ceza soruşturması

derdesttir. Bu nedenle başvuru, başvuru yollarının tüketilmesi kuralı açısından

ayrı bir değerlendirme yapılmasını gerektirmektedir.

90. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması şarttır.”

91. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“İhlale neden olduğu

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir.”

92. Anılan Anayasa ve Kanun maddelerinde yer verilen kanun

yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel başvurunun temel hak ihlallerini

önlemek için son ve olağanüstü bir çare olmasının doğal sonucudur. Diğer bir

ifadeyle temel hak ihlallerini öncelikle idari makamların ve derece

mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunu

zorunlu kılmaktadır (Necati Gündüz ve Recep

Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20).

93. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 16).

94. Öncelikle başvuru yollarının tüketilmesi kuralı, bir soruşturmanın etkili olup

olmadığı yönünden inceleme yapabilmek için mutlak surette gerekli olmasa da

yürütülen soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre makul bir süreyi aşmaması

şartıyla ilgili kamu makamları tarafından nasıl sonlandırılacağının beklenmesi,

bireysel başvuru ile getirilen koruma mekanizmasının ikincil niteliğine uygun

olacaktır.

95. Ancak bir soruşturmanın açılmayacağının soruşturmada

ilerleme olmadığının, etkili bir ceza soruşturması yapılmadığının ve ileride de

böyle bir soruşturmanın yürütüleceği konusunda en ufak bir şans olmadığının

farkına vardıkları veya varmaları gerektiği andan itibaren başvurucular

tarafından yapılan bireysel başvuruların kabul edilmesine karar verilmelidir.

Yaşam hakkı ile ilgili böyle bir durumda başvurucular gerekli özeni göstermeli,

inisiyatifleri ele alabilmeli ve şikâyetlerini çok uzun süre geçirmeden Anayasa

Mahkemesine sunabilmelidirler. Öte yandan soruşturmanın kendine özgü

koşullarına göre çok uzun sürmesi sonucunda soruşturma süreci tamamlanmadan

başvuru yapılması durumunda ölenin yakınlarına karşı çok katı bir tutum takınılmadan

bir değerlendirme yapılmalıdır. Ancak bu durumun tespiti, doğal olarak her

davanın şartlarına bağlı olarak değerlendirilecektir (Rahil Dink ve diğerleri, B. No: 2012/848, 17/7/2014; Hüseyin Caruş,

B. No: 2013/7812, 6/10/2015).

96. Buna göre başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesine ilişkin

şikâyetleri açısından kabul edilebilirlik değerlendirmesi yapılırken başvuru

yollarının tüketilmesi yönünde karar verebilmek için devletin, Anayasa’nın 17.

maddesi kapsamında “etkili soruşturma yapma”ya

ilişkin usul yükümlülüğünün çerçevesinin ve somut olayda ne şekilde yerine

getirildiğinin tespiti gerekmektedir.

97. Somut olayda F.Y., 12/3/2006 tarihinde yolda akrabaları ile

birlikte yürüdüğü sırada bir merminin isabet etmesi sonucu yaşamını

yitirmiştir. Olay hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından derhâl ve resen

başlatılan soruşturmada tanık ve mağdur ifadeleri alınmış, F.Y.nin

cesedi üzerinde ölü muayene ve otopsi işlemi yapılmış, olay yeri maddi deliller

yönünden incelenerek krokisi çizilmiş, ölenin kafatası bölgesinden çıkartılan

mermi çekirdeğine ilişkin balistik incelemeler yapılmış ve aynı konuda

ekspertiz raporları alınmıştır.

98. Soruşturmada belirtilen işlemler gerçekleştirildikten sonra

22/5/2007 tarihinden 5/6/2012 tarihine kadar aradan geçen sürede olayın fail yada faillerinin tespit edilebilmesi bakımından herhangi bir

ilerleme kaydedilemediği de görülmüştür.

99. Öte yandan 2014 yılında soruşturmanın etkili yapılmadığı

ileri sürülerek bireysel başvuruda bulunulmasından önce ve belirtilen tarih aralığından

sonra söz konusu soruşturmanın, olayın nedeni ve sorumluların belirlenebilmesi

için olayın gerçekleştiği yere yakın bölgelerde gerçekleştirilen bazı eylemlere

ve elde edilen birtakım delillere yönelik olarak derinleştirildiği

anlaşılmıştır.

100. Belirtilen tarih aralığında faili meçhul şekilde

yürütülmekle olan bu soruşturmada, soruşturma makamları tarafından 14/3/2006

tarihinde yapılan araştırmada ele geçirilen mermi kovanlarının yakınında

bulunan maddi delillerden hareketle kimliğine ulaşılan ve hakkında başka

suçlardan kamu davası açılan bir kişi (S.A.) hakkında 16/2/2013 tarihinde

yakalama emri çıkarılmış ve olayın tanıkları yeniden dinlenilmiştir.

101. Soruşturmada ayrıca 5/6/2012 tarihinden sonra ve bireysel

başvuruda bulunulmasından önce 14/3/2006 tarihinde ele geçirilen kovanlar ile

başvuruya konu olay arasındaki ilişkinin belirlenebilmesi için bilirkişi

mütalaası alınmış, olayda kullanılan silahın muhtemel niteliği ve özellikleri

ekspertiz incelemesi yaptırılarak araştırılmış, kovanlara ve mermi çekirdeğine

ilişkin balistik raporlar yeniden alınmıştır.

102. Diğer taraftan hakkında yakalama emri çıkartılan şüphelinin

kullandığı mobil telefona ilişkin iletişim raporları alınmış, olay günü ve

saatinde bulunduğu yerlere ilişkin birtakım tespitler yapılmıştır.

103. Soruşturma makamları tarafından bunların yanında başvuruya

konu olayla ilişkisi olduğu ihtimali üzerinde durulan 1/3/2006 tarihinde

kullanılan silaha ilişkin olarak da soruşturmanın derinleştirildiği ve bu

silahın 12/3/2006 tarihinde ele geçirilen kovanların atıldığı silah olduğunun

bireysel başvuruda bulunulmasından sonra tespit edildiği görülmüştür.

104. Öncelikle belirtilmelidir ki soruşturmanın etkililiğini

sağlayan en alt seviyedeki inceleme, başvuruya konu soruşturmanın kendine özgü

koşullarına göre değişmektedir. Bu koşullar, ilgili bütün olay ve olgular

temelinde ve soruşturmanın pratik gerçekleri gözönünde

bulundurularak değerlendirilir. Bu nedenle soruşturmanın etkililiği bakımından

her olayda geçerli olmak üzere bir asgari soruşturma işlemler listesi veya

benzeri bir asgari ölçüt belirlemek mümkün değildir (Fahriye Erkek ve diğerleri, 2013/4668, 16/9/2015, § 68).

105. Ayrıca soruşturmanın makul bir özen ve hızla yapılıp

yapılmadığına ilişkin tespit başvuruya konu olayın kendi koşullarına,

soruşturmadaki şüpheli veya sanık sayısına, suçlamaların niteliğine, olayın

karmaşıklık derecesine ve soruşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya da

güçlüklerin bulunup bulunmadığına göre farklılık gösterebilecektir (Fahriye Erkek ve diğerleri, § 91).

106. Başvuruya konu soruşturma, bu bağlamda başvuru ve Anayasa

Mahkemesinin inceleme tarihleri itibarıyla değerlendirildiğinde soruşturma

makamları tarafından olayın hemen akabinde bazı işlemler gerçekleştirildikten

sonra soruşturmada bir süre ilerleme kaydedilemediği görülmekle birlikte

-mevcut delillerin elverişliliğinin, bu durum üzerinde bir etkisinin bulunup

bulunmadığı değerlendirilmeksizin- bu aşamadan sonra anılan makamlar tarafından

olayın nedeni ve sorumluların tespiti bakımından bazı başka soruşturma

işlemlerinin gerçekleştirildiği görülmüştür.

107. Bu itibarla belirtilen işlemlerin gerçekleştirilmesiyle -bu

işlemlerin olayın nedeni ve sorumlularının belirlenebilmesine ilişkin muhtemel

olumlu veya olumsuz sonuçları hakkında herhangi bir yorum yapmaksızın ve bu

sonuçlardan bağımsız bir şekilde değerlendirmede bulunarak- soruşturmada bazı

ilerlemelerin kaydedildiği söylenebilecektir.

108. Dolayısıyla bireysel başvuruda bulunulduğu ve Anayasa

Mahkemesinin inceleme yaptığı tarihler itibarıyla somut olayda etkili bir

soruşturmanın yürütüleceği konusunda en ufak bir şansın olmadığını,

soruşturmanın etkililiğinin tamamen kaybolduğunu ve başvurucuların da bu

durumun farkına varıp bireysel başvuruda bulunduklarını söyleyebilmeyi mümkün

kılan bir nedenin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

109. Açıklanan nedenlerle etkili bir ceza soruşturması

yürütülmediği iddialarını içeren başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. İdari Davaların Etkili Görülmediğine İlişkin

İddia

110. Başvurucular, idari yargıda bakılan davaların etkili

görülmemesi suretiyle yaşam hakkının usule ilişkin boyutunun ihlal edildiğini

de ileri sürmüşlerdir.

111. 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan

yoksun olmadığı görülen ve davaların etkili görülmemesi suretiyle Anayasa'nın

17. maddesinin usul boyutunun ihlal edildiğine dair iddialar içeren başvurunun

bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

112. Başvurucular, oğullarının ölümü sonucunda uğradıklarını

ileri sürdükleri maddive manevi zararlarının

karşılanması amacıyla idare aleyhine açtıkları davaların ilgili kanuni

düzenlemelerde ve sorumluluğuna ilişkin hükümlerde yanılgıya düşülmesi suretiyle

gerekçeden yoksun bir şekilde reddedildiğini, ayrıca söz konusu davaların makul

sürelerde tamamlanamadığını iddia etmişlerdir.

113. Ölüm olayını aydınlatmak üzerine yürütülen ceza

soruşturmaları ile mağdurların kendi inisiyatifleri ile hukuk veya idare mahkemesinde

açtıkları dava yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu

yolun uygulamada fiilen de etkili olması ve başvurulan makamın, ihlal

iddiasının özünü ele alma yetkisine sahip bulunması gereklidir. Ancak bir hak

ihlali iddiasını önleyebilme, devam etmekteyse sonlandırabilme veya sona ermiş

bir hak ihlalini karara bağlayabilme ve bunun için uygun bir giderim

sunabilmesi hâlinde başvuru yolunun etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir Canan, § 26; Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, §

39).

114. Yürütülecek soruşturmalarda makul bir süratle

gerçekleştirilme ve özen gösterilme zorunluluğu zımnen mevcuttur. Bazı

durumlarda soruşturmanın veya kovuşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya

da güçlükler bulunabilir. Ancak bir soruşturmada ve devamında yapılan

kovuşturmada yetkililerin süratle hareket etmeleri, yaşanan olayların daha

sağlıklı bir şekilde aydınlatılabilmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüne olan

bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da

kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi açısından kritik bir

öneme sahiptir (Deniz Yazıcı, B.

No: 2013/6359, 10/12/2014, § 96).

115. Yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığı koruma hakkı

kapsamında yürütülecek olan ceza soruşturmalarının yanı sıra hukuki sorumluluğu

ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarının da

makul derecede sürat ve özen şartını yerine getirmesi gerekmektedir. Derece

mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda, Anayasa’nın

17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıp

yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafından

değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda

gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya

çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli

rolün zarar görmesine engel olacaktır (Cemil

Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 110; Filiz Aka, § 33).

116. Somut olayda başvurucuların 26/6/2006 tarihinde,

oğullarının ölümü nedeniyle uğradıklarını ileri sürdükleri maddi ve manevi

zararların tazmini talebiyle idareye yaptıkları başvuru 3/10/2006 tarihli

kararla reddedilmiş, bu karar sonrasında başvurucular tarafından 22/1/2007

tarihinde söz konusu ret kararının iptali ve tazminata karar verilmesi

talebiyle Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi nezdinde dava açılmıştır.

117. Mahkemenin 11/3/2008 tarihli kararıyla dava dilekçesinin

reddine karar verilmiş; başvurucular tarafından idarenin ret kararının iptali

ve olay nedeniyle uğradıklarını ileri sürdükleri maddi zararlarının tazmini

talebiyle 9/6/2008 tarihinde, yine anılan ret kararının iptali ve bu kez olay

nedeniyle uğradıklarını ileri sürdükleri manevi zararlarının tazmini talebiyle

de 29/7/2008 tarihinde Mahkeme nezdinde dava açılmıştır.

118. 9/6/2008 tarihinde açılan davada verilen karar 19/3/2013

tarihinde, 29/7/2008 tarihinde açılan davada verilen karar ise 20/2/2014

tarihinde kesinleşmiştir.

119. Başvurucuların somut davaların etkili görülmediğine ilişkin

şikâyetlerinde,hukuka aykırı

bir karar verilip başvuruya konu olayda söz konusu olan “sorumluluğa” ilişkin

hukuk kurallarının uygulanmasında yanılgıya düşüldüğünü, Derece Mahkemesi

kararlarının gerekçeden yoksun olduğunu ve yargılamaların makul sürelerde

tamamlanmadığını ileri sürdükleri görülmüştür.

120. Somutdavalar yukarıda değinilen

ilkeler bağlamda Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği derinlikli ve özenli

inceleme yükümlülüğü kapsamında incelendiğinde yargılamalarda ceza soruşturması

dosyasının Cumhuriyet Başsavcılığından getirtilip incelendiği, ayrıca

başvurucuların meşru çıkarlarının korunması için söz konusu davaya gerekli

olduğu ölçüde etkili katılımlarının sağlanmadığını söyleyebilmek için bir

nedenin bulunmadığı görülmüştür.

121. Öte yandan başvurucular davaların ret kararlarının

gerekçesiz olduğunu da ileri sürmüşlerdir. Kararlara ilişkin makul gerekçe;

davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan

hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya

koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte

olmalıdır. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı

veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için ortada usulüne

uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda

verildiğini gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek

açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması

zorunludur (İbrahim Ataş, B. No:

2013/1235, 13/6/2013, § 24).

122. Bununla birlikte derece mahkemelerinin taraflarca ileri

sürülen tüm iddialara cevap verme zorunluluğu bulunmayıp hükme esas teşkil eden

gerekçelerin nelerden ibaret olduğunu ortaya koyması yeterlidir. Diğer taraftan

kanun yolu mercilerince onama, itiraz veya başvurunun reddi kararları verilmesi

hâlinde alt derece mahkemelerinin kararlarında gösterdikleri gerekçeler kabul

edilmiş olacağından anılan kararlarda ayrıca gerekçe gösterilmesine gerek

bulunmamaktadır (İbrahim Ataş, §

25).

123. Başvuru konusu olayda, İlk Derece Mahkemesi kararlarının

gerekçesi somut olayla bağlantı kurularak açıklanmış; temyiz mercii tarafından

da İlk Derece Mahkemesinin kararı hukuka aykırı bulunmayarak temyiz talepleri

gerekçeleri ile birlikte reddedilmiştir. Dolayısıyla ret ve onama kararlarının

gerekçesiz olduğu söylenemez.

124. Diğer taraftan İlk Derece Mahkemesinin ve Danıştay

Dairesinin söz konusu davaların reddedilmesine ilişkin gerekçelerinde, olaya

ilişkin toplanan tüm delillere ve yürütülmekte olan ceza soruşturması

dosyasındaki bilgi ve belgelere dayanılarak idarenin sorumluluğunun bulunup

bulunmadığı değerlendirilmiş ve bu değerlendirme sonucunda söz konusu bilgi ve

belgelere göre idareye yüklenebilecek kusursuz sorumluluk hâllerinin

bulunmadığı sonucuna varıldığı bildirilmiştir.

125. Yukarıda etkili ceza soruşturması yürütülmesi

yükümlülüğünün değerlendirilmesi bölümünde belirtildiği üzere olayın meydana

geldiği koşulların bu aşamada belirlenemediği gözetildiğinde İlk Derece

Mahkemesi ve Danıştay kararlarının, başvurucuların ileri sürdüğü gibi elde

edilen tüm bulguların kapsamlı ve nesnel bir analizine dayalı olmadığını

söyleyebilmeyi mümkün kılan bir neden de bulunmamaktadır.

126. Öte yandan söz konusu usul yükümlülüğü kapsamında anılan

davaların makul süratte tamamlanıp tamamlanmadığının da incelenmesi

gerekmektedir.

127. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013§§ 41-45).

128. Somut başvuru açısından makul süre değerlendirmesinde

dikkate alınacak zaman diliminin başlangıç tarihi, başvurucular tarafından

maddi ve manevi zararlarının karşılanması amacıyla idareye başvurulduğu

26/6/2006'dır.

129. Makul sürenin hesabında esas alınacak sürenin bitiş tarihi

ise çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri,

§ 52). Somut başvuru açısından bu tarihler, başvurucuların maddi

tazminatlarının karşılanması amacıyla açtıkları davada Danıştay Onbeşinci Dairesinin karar düzeltme talebinin reddine

ilişkin kararının tarihi olan 19/3/2013, manevi tazminatlarının karşılanması

amacıyla açtıkları davada ise yine aynı Dairenin karar düzeltme taleplerinin

reddine ilişkin kararının tarihi olan 20/2/2014'tür.

130. Başvuruya konu yargılama süreçlerinin incelenmesi

neticesinde başvurucuların 22/1/2007 tarihinde açtıkları davada, dava

dilekçesinin reddine ancak 11/3/2008 tarihinde karar verilebildiği, Mahkemece

yapılan yargılamalar sonucunda verilen kararların Dairenin temyiz ve karar düzeltme

incelemeleriyle birlikte 19/3/2013 ve 20/2/2014 tarihlerinde kesinleştiği ve

somut başvuruya konu davalara ilişkin yargılama sürelerinin maddi tazminat

taleplerine konu dava bakmından toplamda 6 yıl 8 ay

21 gün, manevi tazminat taleplerine konu dava bakımından ise toplamda 7 yıl 7

ay 25 gün olduğu anlaşılmıştır.

131. Başvuruya konu davalarda taraf sayısının azlığı,

başvurucuların davaların süratli bir şekilde sonuçlanmasındaki menfaatlerinin

varlığı ve tutumlarının yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisinin

bulunduğunun tespit edilememesi ile dava konusu olayın çok karmaşık olmaması

gibi hususlar dikkate alınarak anılan davalara bütün olarak bakıldığında 2577

sayılı Kanun'da yer alan usul hükümlerine tabi iki dereceli bir yargılama

sürecine ilişkin somut başvuru açısından söz konusu yargılama sürelerinde makul

olmayan bir gecikmenin olduğu ve Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği

süratte bir inceleme içermedikleri sonucuna varılmıştır.

132. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan yaşam hakkı kapsamında usule ilişkin davanın etkili yürütülmesi

yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

133. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

134. Başvurucular, davanın etkili görülmemesi nedeniyle toplamda

80.000 TL manevi tazminata karar verilmesi talebinde bulunmuşlardır.

135. Yaşam hakkının davanın etkili görülmesine ilişkin usul

boyutunun ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

136. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlali nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvuruculara müştereken net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

137. Ayrıca kararın bir örneğinin bilgilendirme amacıyla

Diyarbakır 2. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

138. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin

başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan nedenlerle;

A. 1. Yaşam hakkı kapsamında etkili ceza soruşturulması

yürütülmesi yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yaşam hakkı kapsamında davanın etkili yürütülmesi

yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının usul boyutu kapsamında davanın etkili yürütülmesi yükümlülüğünün İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Yaşam hakkının usule ilişkin boyutunun ihlali nedeniyle net

30.000 TL manevi tazminatın başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE, tazminata

ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın Diyarbakır 2. İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

20/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Nahit GEZGİN Başvurucular : 1. Ömer YAMAN 2. Seniha YAMAN Vekili : Av. Hüseyin AKÇARA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/6091, 20 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların
  10. B. Değerlendirme
  11. A. 1. Yaşam hakkı kapsamında etkili ceza soruşturulması
  12. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam
  13. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  14. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/6091
Tarih
20 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Hilmi Moray Başvurusu (B. No: 2013/3053)
  • Bahaettin Gülgör ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/3209)
  • Talat Şahin Başvurusu (B. No: 2013/8609)
  • Aydın Koç Başvurusu (B. No: 2013/3397)
  • Diyaedin Alak Başvurusu (B. No: 2013/7122)
  • Selvi Ağgül ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6201)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.