İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hidayet Enmek ve Eyüpsabri Tinaş Başvurusu (B. No: 2013/7907)

1. Başvuru; avukat olan başvurucuların baro adına gözlemci

Başvuru No2013/7907Tarih21 Nisan 2016Okuma39 dk · 7.776 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hidayet Enmek Ve Eyüpsabri Tinaş Başvurusu

Karar tarihi
21 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/7907
R.G. Tarih ve Sayı
24/6/2016-29752
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.776 kelime·39 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; avukat olan başvurucuların baro adına gözlemci

olarak katıldıkları 2012 yılında Şanlıurfa'da düzenlenen Nevruz kutlamaları

sırasında kolluk görevlileri tarafından gözaltına alınmaları nedeniyle özgürlük

ve güvenlik haklarının, bu işlem sırasında orantısız güç kullanılması ve

sonrasında insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamelelere maruz kalmaları ve

etkili soruşturma yürütülmemesi nedeniyle işkence, eziyet ve insan haysiyeti

ile bağdaşmayan muamele yasağının ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurucu Hidayet Enmek'e (birinci

başvurucu) ait başvuru 24/10/2013, başvurucu Eyüpsabri

Tinaş'a (ikinci başvurucu) ait başvuru ise 25/10/2013

tarihlerinde Şanlıurfa 1. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru

formları ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemeleri neticesinde

başvuruların Komisyonlara sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliklerinin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 25/4/2014 tarihinde, birinci

başvurucunun başvurusunun; Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 16/5/2014

tarihinde, ikinci başvurucunun başvurusunun kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Birinci Bölüm Başkanı tarafından 5/6/2015 tarihinde, ikinci

başvurucunun; İkinci Bölüm Başkanı tarafından 15/6/2015 tarihinde, birinci

başvurucunun başvurusunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 6/8/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

20/8/2015 tarihinde ikinci başvurucuya, 26/8/2015 tarihinde ise birinci

başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda

bulunmamışlardır.

7. Bölümler Başraportörlüğünün

2/2/2016 tarihli kararı ile 2013/7908 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyasınınkonu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2013/7907

başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin

2013/7907 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yapılmasına karar

verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Projesi (UYAP) bilişim sistemi vasıtasıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucular, Şanlıurfa Barosuna (Baro) kayıtlı olarak

avukatlık yapmaktadır.

1. Maddi Olay

10. Başvurucular, gelen talep üzerine Baro tarafından 21/3/2011

tarihinde Şanlıurfa ili Haleplibahçe mevkisinde düzenlenen Nevruz kutlamalarında "gözcü

avukat" olarak bulunmak üzere görevlendirilmişlerdir.

11. Birinci başvurucu olay tarihinde kutlamaların yapılacağı

alana saat 12.00 sıralarında geldiğinde başka bir avukat arkadaşının sivil

polisler tarafından gözaltına alındığını görmüştür. Başvurucu, kendi beyanına

göre görevlilere şahsın avukat olduğunu söyleyerek uyarıda bulunmuş; sonra

kendisi de sürüklenerek gözaltına alınanların tutulduğu otobüse götürülmüştür.

12. İkinci başvurucu da kendi beyanına göre kutlama alanındaki

arama noktasına yakın bir yerde kolluk görevlilerinin bir şahsı etkisiz hâle

getirmeye çalıştığını görmüş ve uygulamanın hukuka ve insan onuruna aykırı

olduğunu söylemesi üzerine başlayan tartışma, yerini itişmelere bırakmıştır.

Bunun üzerine görevlilerce yere yatırılan başvurucunun elleri arkadan

kelepçelenmiştir.

13. Bir süre olay yerindeki otobüslerde bekletilen başvurucular,

daha sonra devlet hastanesine götürülmüşlerdir. Götürüldükleri hastanede

başvurucuların adli muayeneleri yapılmış, müteakiben kendilerine tıbbi

müdahalede bulunulmuştur.

2. İlgili Kolluk

Görevlileri Hakkında Yürütülen Adli Soruşturma

14. Başvurucular, olayın meydana geldiği 21/3/2012 tarihinde

Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) müracaatta

bulunarak şikâyetçi olmuşlardır. Ayrıca başvurucuların talebi üzerine Adliyede

görevli zabıt katibi tarafından başvurucuların maruz

kaldıkları yaralanmalara ilişkin olarak fotoğrafları çekilerek soruşturma

dosyasına eklenmiştir.

15. Cumhuriyet Başsavcılığının 21/3/2012 tarihli yazısı ile

Şanlıurfa Adli Tıp Şube Müdürlüğünden başvurucuların muayenelerinin yapılarak

maruz kaldıkları yaralanmaların mahiyetine ilişkin rapor düzenlenmesi

istenmiştir.

16. Adli Tıp Şube Müdürlüğünce ikinci başvurucu hakkında

düzenlenen 21/3/2012 tarihli ön raporda "Kişinin

mevcut şikayetlerine yönelik en yakın sağlık kuruluşuna sevkinin sağlanarak

ortopedik muayenesinin yapılarak düzenlenecek olan raporun tarafımıza

gönderilmesi sonrasında görüş bildirilebileceği" yönünde görüş

bildirilmiştir.

17. Adli Tıp Şube Müdürlüğünce ikinci başvurucu hakkında

düzenlenen ön rapor gereği Cumhuriyet Başsavcılığınca 21/3/2012 tarihinde

Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesine yazı yazılarak yaralamanın hayati

tehlikeye neden olacak veya basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte

olup olmadığı hususlarında kesin rapor düzenlenmesi istenmiştir.

18. Cumhuriyet Başsavcılığının 21/3/2012 tarihli yazısı ile

Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğünden 21/3/2012 tarihinde yapılan Nevruz

kutlamalarına ilişkin olarak olay yerini gösteren tüm mobese

kamera kayıtlarının, olay yerinde çekim yapan İl Emniyet Müdürlüğüne ait tüm

kamera kayıtlarının, olay yerinde çekim yapan tüm ulusal ve yerel televizyon

kanallarına ait kamera kayıtlarının, Balıklıgöl

Devlet Hastanesi Acil Servisinin iç ve dış mekân güvenlik kamera görüntülerinin

temin edilmesi istenmiştir.

19. Adli Tıp Şube Müdürlüğünce birinci başvurucu hakkında

düzenlenen 22/3/2012 tarihli raporda ise başvurucunun yaralanmasının yumuşak

doku lezyonlarına neden olduğu, yaşamını tehlikeye sokan bir durum olmadığı,

basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu bildirilmiştir.

20. Bu kapsamda temin edilen görüntüleri içeren CD ve DVD'leri

incelemesi içinaynı birimde zabıt katibi

olarak görev yapan A.Y., Cumhuriyet Başsavcılığınca 2/4/2012 tarihinde

bilirkişi olarak görevlendirilmiştir.

21. Cumhuriyet Başsavcılığının 2/4/2012 tarihli yazısı ile Şanlıurfa

Baro Başkanlığından başvurucuların Nevruz kutlamalarında görevlendirilip

görevlendirilmedikleri, görevlendirilmişler ise bunun hangi gerekçe ve hukuki

dayanakla yapıldığı sorulmuştur. Baro Başkanlığının bila

tarihli yazısı ile görevlendirmenin dayanaklarının Anayasa'nın 2. maddesi ile

19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 1., 2., 76., 95. ve 97.

maddeleri olduğu, "... 'hukukun

üstünlüğü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik

kazandırmak' için meşru her türlü araçla ve yolla izleyerek raporlar

hazırlamak, hazırlanan bu raporları gereği yapılmak üzere ilgili mercilere

göndermek, açıklamak suretiyle kamuoyunu aydınlatmak, ... Baro bünyesinde

kurduğu ... merkez ve komisyonları eliyle veya doğrudan görev vereceği avukatlar

kanalıyla müdahil" olmanın Baro Yönetim Kurulunun hak, görev ve

yetkisi dâhilinde olduğu, gözlemci avukat görevlendirilmesinin de bu kapsamda

yapıldığı bildirilmiş ve başvurucuların gözlemci avukat olarak

görevlendirildikleri teyit edilmiştir.

22. Bilirkişi tarafından düzenlenen 16/4/2012 tarihli bilirkişi

raporunda, ikinci başvurucunun bir kolluk görevlisi ile itişip bağrıştığı, daha

sonra olayın büyümesi üzerinepolis memurlarınca çelme

takılarak başvurucunun yüzüstü yere yatırıldığı ve başvurucuya arkadan kelepçe

takıldığı belirtilmiştir.

23. Cumhuriyet Başsavcılığının 18/4/2012 tarihli yazısı ile

Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesinden ikinci başvurucunun adli

muayenesinin yapılması istenmiştir.

24. Şanlıurfa Barosu tarafından Bakanlığa gönderilen bir adet

DVD ile Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 30/4/2012 tarihli

yazısı ile gönderilen bir adet DVD'nin incelenmesi için aynı birimde zabıt katibi olarak görev yapan A.Y., Cumhuriyet Başsavcılığınca

14/5/2012 tarihinde bilirkişi olarak görevlendirilmiştir.

25. Cumhuriyet Başsavcılığının 14/5/2012 tarihli yazısı ile İl

Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğünden 21/3/2012 tarihinde yapılan Nevruz

kutlamalarında görevli olup başvuruculara müdahalede bulunan kolluk amir ve

görevlileri ile anılan kişileri adli muayenelerinin yapılması için Hastaneye

götüren ve Hastanede meydana gelen olaylara müdahale eden kolluk amir ve

görevlilerinin kimlik bilgileri ile teşhise imkân sağlayacak nitelikte

fotoğraflarının gönderilmesi istenmiştir.

26. Cumhuriyet Başsavcılığının 23/5/2012 tarihli yazısı ile Adli

Tıp Şube Müdürlüğünden 21/3/2012 tarihli ön rapora istinaden ikinci başvurucu

hakkında kati rapor düzenlenmesi istenmiştir.

27. Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 11/6/2012 tarihli raporu ile başvurucudaki

lateral menisküs yırtığı

ve yumuşak doku lezyonlarına

neden olan yaralanmasının yaşamını tehlikeye sokan bir durum oluşturmadığı ve

basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek derecede hafif olmadığı bildirilmiştir.

28. Cumhuriyet Başsavcılığının 6/11/2012 tarihli yazısı ile

Asayiş Şube Müdürlüğünden aynı tarihli çağrı kâğıdının başvurucuların da içinde

yer aldığı şikâyetçilere tebliğ edilmesi istenmiştir.

29. Başvurucular, şikâyetçi sıfatıyla ifade vermek üzere

18/2/2013 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat etmişlerdir. Aynı

tarihte her iki başvurucunun ifadesi alınmış ve kendilerine gösterilen

fotoğraflardan, şikâyetçi oldukları görevlileri teşhis etmişlerdir.

30. Ekinde başvurucuların ifade tutanaklarının yer aldığı

18/2/2013 tarihli yazı ile Asayiş Şube Müdürlüğünden ilgili emniyet

görevlilerinin açık kimlik, görev ve adres bilgilerinin tespit edilmesi

istenmiştir.

31. Cumhuriyet Başsavcılığının 4/3/2013 tarihli yazısı ile

Asayiş Şube Müdürlüğünden aynı birimde görevli olan Emniyet Müdürü H.T.nin ifadesinin alınması için Cumhuriyet Başsavcılığına

başvurması gerektiğinin tebliğ edilmesi istenmiştir.

32. Cumhuriyet Başsavcılığının 13/3/2013 tarihli yazısı ile

Asayiş Şube Müdürlüğünden yazı ekinde gönderilen şikâyetçi V.K. ve Emniyet Müdürü

H.T.ye ait ifade tutanakları dikkate alınarak Polis Memurları Z.G. ve Y.D.nin tanık olarak ifadelerinin alınması istenmiştir.

33. Cumhuriyet Başsavcılığının 11/6/2013 tarihli ve S.2012/7074,

K.2013/5237 sayılı kararı ile tüm şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer

olmadığına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

"21 Mart 2012 günü Haleplibahçe

mevkiinde yapılmasına izin verilen kutlamaları izlemek üzere alanda Şanlıurfa

Barosunca gözlemci olarak Avukat [Eyüpsabri TİNAŞ],

Hidayet ENMEK, M... E... U...'in görevlendirildiği, görevli polislerce darp

edildiklerini, yere yatırılarak kelepçelen...dikleri[ni],

akabinde gözaltına alındıkları[nı] ve yüzlerine biber

gazı sıkıldığı[nı] konu ile ilgili Baro Başkanı ...

tarafından sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısına avukatların gözaltına

alınmayacağı bildirilmesine rağmen bu çabanın sonuçsuz kaldığı[nı], hastaneye götürülen meslektaşlarına destek için gelen

diğer müşteki avukatların da hastanede benzer muamele gördükleri[ni], durumun hastane kameralarına da yansıdığı[nı], darp olayının sonucunda avukatların kafasında

kırıklar, yüzlerinde ve gözlerinde kanamalar ve vücutlarının değişik

bölgelerinde ekimozlar... oluştuğu[nu] bu nedenle

şüpheli polis memurlarından şikayetçi olduklarını beyan ettikleri,

Şanlıurfa Valilik makamınca 4483 [s]ayılı

Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca

soruşturma izni verilmemesine ilişkin 14/12/2012 gün ve 2012/160 sayılı karar

vermiş olduğu,

Şanlıurfa Barosu tarafından karara itiraz

edildiği, Gaziantep Bölge İdare Mahkemesinin 10/04/2013 tarih ve 2013/109

kararı ile atılı bulunan yukarıda yazılı eylemden dolayı soruşma açılmasına

gerekli kılacak nitelik ve yeterlilikte olmadığı, verilen kararda yöntem ve

yasaya aykırılık görülmediği anlaşıldığından [ş]ikayetçi

Şanlıurfa Barosu'nun yaptığı itirazın reddine ve kararın onanmasına,kesin olarak karar verildiği,

Şüpheli polis memurlarının kamu görevi icra

ettikleri sırada yasal yetki kapsamında sınırlı ölçülü ve tutarlı olarak Nevruz

günü toplumsal olayı önlemek amacıyla PVSK. ve TCK.

25. m anlamında güç kullandıkları şüphelilerin eylemlerinin yasal yetki

kapsamında olduğu ve suç ve suç unsuruna rastlanılmadığı anlaşılmakla;

Şüpheliler hakkında KAMU ADINA KOVUŞTURMAYA

YER OLMADIĞINA,

..."

34. Başvurucuların anılan karara karşı itirazları, Adıyaman 1.

Ağır Ceza Mahkemesinin 31/7/2013 tarihli ve 2013/2040 Değişik İş sayılı kararı

ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın gerekçesi ile birlikte yerinde

görüldüğü belirtilerek reddedilmiştir.

35. İtirazın reddine dair karar, birinci başvurucuya 24/9/2013;

ikinci başvurucuya ise 25/9/2013 tarihlerinde tebliğ edilmiştir.

36. Birinci başvurucu 24/10/2013, ikinci başvurucu ise

25/10/2013 tarihlerinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

3. İlgili Kolluk Görevlileri

Hakkında Yürütülen İdari Soruşturmalar

37. Başvurucuların iddiaları ile ilgili olarak Valilik

tarafından disiplin ve ceza sorumlulukları yönünden incelemeler başlatılmıştır.

Anılan incelemelerin resen veya bir başvuru üzerine başlatıldığı hususunda

bilgi edinilememiştir.

a. Disiplin Soruşturması

38. Disiplin sorumluluğu yönünden yapılan inceleme kapsamında

Şanlıurfa Valiliği İl İdare Kurulunun 25/5/2012 tarihli ve 5750 sayılı yazısı,

ilgili vali yardımcısının 28/5/2012 tarihli uygun görüşü ile valinin oluruna

sunulmuştur. Valinin 29/5/2012 tarihli oluru ile iddiaların sübuta ermediği

gerekçesiyle disiplin yönünden işlem yapılmasına gerek olmadığına ve dosyanın

işlemden kaldırılmasına karar verilmiştir.

39. Başvurucularla birlikte aynı olay kapsamında şikâyetçi olan

Avukat M.E.U., disiplin yönünden işlem yapılmasına gerek olmadığına ve dosyanın

işlemden kaldırılmasına dair karara karşı Gaziantep Bölge İdare Mahkemesine

itiraz yoluna başvurmuştur.

40. Gaziantep Bölge İdare Mahkemesinin 24/1/2013 tarihli ve

E.2013/22, K.2013/16 sayılı kararı ile disiplin soruşturmalarının2/12/1999

tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması

Hakkında Kanun kapsamında olmadığı, idari davaya konu olabileceği gerekçesiyle

başvurucunun itirazının reddine karar verilmiştir.

b. Ön İnceleme

41. Ceza sorumluluğu yönünden 4483 sayılı Kanun gereğince

yapılan inceleme kapsamında Şanlıurfa Valiliği İl İdare Kurulunun 25/5/2012

tarihli ve 5749 sayılı yazısı, ilgili vali yardımcısının 28/5/2012 tarihli

uygun görüşü ile valinin oluruna sunulmuştur. Valinin 29/5/2012 tarihli oluru

ile "[s]onuç

olarak; ... şikayet dilekçelerine istinaden yapılan

araştırma sonucuna göre 4483 sayılı Yasa'ya göre; İl Emniyet Müdürlüğü

görevliler[i] hakkında ön inceleme yapılmasını gerektirecek suç yada suç

unsuruna rastlanılmadığından, 4483 sayılı Yasa'nın 4. maddesine göre 'ihbar ve

şikayetin ..." işleme konulmamasına karar verilmiştir.

42. Başvurucularla birlikte aynı olay kapsamında şikâyetçi olan

Avukat M.E.U., 4483 sayılı Kanun kapsamında verilen ihbar ve şikâyetin işleme

konulmamasına dair karara karşı Gaziantep Bölge İdare Mahkemesine itiraz yoluna

başvurmuştur.

43. Gaziantep Bölge İdare Mahkemesinin 17/9/2012 tarihli ve

E.2012/244, K.2012/289 sayılı kararı ile "ihbar

ve şikayetin soyut ve genel nitelikte olmadığı, ihbar

veya şikayet eden kişi veya olayın belirtilmiş olduğunun anlaşıldığından 'ihbar

ve şikayetin işleme konulmamasına' ilişkin kararın ... Yasa kurallarına açıkça

aykırı olduğu ..." gerekçesine dayanılarak itirazın kabulüne ve

5749 sayılı kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.

44. Gaziantep Bölge İdare Mahkemesinin anılan kararı üzerine

başlatılan ön inceleme neticesinde Şanlıurfa Valiliği İl İdare Kurulunun 14/12/2012

tarihli ve K.2012/160 sayılı kararı ile haklarında ön inceleme yapılan

görevliler hakkında soruşturma izni verilmemesine karar verilmiştir. Kararın

ilgili kısımları şöyledir:

"Gaziantep Bölge İdare Mahkemesinin ...

kararı gereğince ... hakkında yapılan ön inceleme sonucunda düzenlenen rapor ve

eklerinin incelenmesinde;

Şanlıurfa Barosu Başkanlığının görüntü

CD'leri, Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığından alınan 25 adet görüntü CD'sinin

bilirkişi tarafından incelenerek hazırlanan dökümü, Şanlıurfa Balıklıgöl Devlet Hastanesinden alınan görüntü CD'leri ve

adli sağlık raporları incelendiğinde: 21 Mart 2012 tarihinde yapılan Nevruz

kutlamalarında alana kimlik göstermeden girmeye çalışan bazı kişilerin emniyet

güçlerince yakalanarak gözaltına alındığı, alanda Şanlıurfa Barosu tarafından

gözlemci olarak görevlendirilen avukatlardan [Eyüpsabri]

TİNAŞ, M. E... U... ve Hidayet ENMEK'in alanda

yaşanan olayları insan hakları bağlamında gözlemleyerek suç unsuru teşkil eden

bir durum gözlemlediklerinde durumu tutanağa bağlayarak adli ve idari mercilere

duyurmak yerine, ilgili yasaya aykırı davranışları nedeniyle yakalanarak

gözaltına alınan şahısları görevli emniyet mensuplarının elinden almaya

çalıştığı, emniyet görevlileri ile sözlü ve fiili müdahale içerisine girdikleri,

emniyet mensuplarının görevli memura mukavemet ettikleri ve görev yapmalarını

engelledikleri gerekçesi ile 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri

Kanunu['nu]n 23/b ve Uygulamasına Dair Yönetmeliğin 16/g maddesi; 2559 sayılı

Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu['nu]n 2/11, 4, 9,

16, Ek-4 ve Ek-6 [m]addeleri; Yakalama Gözaltına Alma

ve İfade Alma Yönetmeliğinin 5, 6, 7, 9 ve 29. [m]addeleri

ve Ceza Muhakemesi Kanunu['nu]n 90, 161 ve 168. [m]addeleri

kapsamında ilgili kişileri yakalama işlemine tabi tuttukları, bu işlem

sırasında direnişle karşılaştıkları için karşılıklı arbede yaşandığı, bu arbede

neticesinde yakalanan avukatlar [Eyüpsabri] TİNAŞ, M.

E... U... ve Hidayet ENMEK'te

BTM (Basit Tıbbi Müdahale) ile giderilebilir yumuşak doku zedelenmeleri oluştuğu,

adı geçen avukatların direnmesi neticesinde ise yakalama işlemini

gerçekleştiren emniyet görevlilerinin 5'ine çeşitli sürelerde sağlık raporu

verildiği ve bu emniyet görevlilerinden birinin ayağının kırılarak alçıya

alındığı mevcut rapor, bilgi ve belgelerden anlaşıldığından,

..."

45. Şikâyetçi olan Avukat M.E.U., izin verilmemesine dair karara

karşı Gaziantep Bölge İdare Mahkemesine itiraz yoluna başvurmuştur.

46. Anılan itirazı inceleyen Gaziantep Bölge İdare Mahkemesinin

5/3/2013 tarihli ve E.2013/76, K.2013/77 sayılı kararı ile "Ön inceleme dosyasında yer alan bilgi ve belgelerin;

haklarında ön inceleme yaptırılan ... üstüne atılı bulunan yukarıda yazılı

eylemlerden dolayı soruşturma açılmasını gerekli kılacak nitelik ve

yeterlilikte olmadığı, verilen kararda yöntem ve yasaya aykırılık görülmediği

anlaşıldığından, ..." itirazın reddine karar verilmiştir.

B. İlgili Hukuk

1. Ulusal Hukuk

47. 4483 sayılı Kanun'un "Kapsam" kenar başlıklı 2.

maddesinin beşinci fıkrası şöyledir:

“765 sayılı Türk Ceza

Kanununun 243 ve 245 inci maddeleri ile 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri

Usulü Kanununun 154 üncü maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında açılacak

soruşturma ve kovuşturmalarda bu Kanun hükümleri uygulanmaz.”

48. 4/11/2004 tarihli ve 5252 sayılı Türk Ceza

Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un "Yollamalar" kenar başlıklı 3.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan Türk Ceza Kanununa

yapılan yollamalar, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda bu hükümlerin karşılığını

oluşturan maddelere yapılmış sayılır.”

49. 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza

Kanunu'nun 243. maddesi şöyledir:

"(Değişik: 235 - 5.1.1961) (Değişik 1.

Fıkra: 4449 - 26.8.1999) Bir kimseye cürümlerini söyletmek, mağdurun, şahsi

davacının, davaya katılan kimsenin veya bir tanığın olayları bildirmesini

engellemek, şikayet veya ihbarda bulunmasını önlemek için yahut şikayet veya

ihbarda bulunması veya tanıklık etmesi sebebiyle veya diğer herhangi bir

sebeple işkence eden veya zalimane veya gayriinsani veya haysiyet kırıcı

muamelelere başvuran memur veya diğer kamu görevlilerine sekiz yıla kadar ağır

hapis ve sürekli veya geçici olarak kamu hizmetlerinden mahrumiyet cezası

verilir.

Fiil neticesinde ölüm vukua gelirse 452 nci, sair hallerde 456 ncı maddeye göre tertip olunacak ceza üçte birden yarıya

kadar artırılır."

50. 765 sayılı mülga Kanun'un 245. maddesi şöyledir:

"(Değişik: 235 -

5.1.1961) Kuvvei cebriye imaline memur olanlar ve bilûmum zabıta ve ihzar memurları memuriyetlerini icrada ve

mafevkinde bulanan âmirinin emrini infazda kanun ve nizamın tâyin

ettiği ahvalde başka surette bir kimse hakkında suimuamele

veya cismen eza verecek hale cüret eder yahut o kimseyi darp ve cerheylerse üç aydan (Değişik ibare: 4449 - 26.8.1999) 'beş

seneye kadar hapis' ve muvakkaten memuriyetten mahrumiyet cezaları ile

cezalandırılır. Eğer işlediği cürüm bu fiillerin fevkinde ise o cürümlere

terettüp eden ceza üçte birden yarıya kadar artırılır.

(Ek fıkra: 4778 -

2.1.2003 / md.1) 243 üncü madde ile bu maddede yazılı suçlardan dolayı verilen

cezalar, para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilemez ve ertelenemez.

51. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "İşkence" kenar başlıklı 94. maddesi

şöyledir:

(1) Bir kişiye karşı insan onuruyla

bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade

yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları

gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan oniki

yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Suçun;

a) Çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini

savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı,

b) Avukata veya diğer kamu görevlisine karşı

görevi dolayısıyla,

İşlenmesi halinde, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Fiilin cinsel yönden taciz şeklinde

gerçekleşmesi halinde, on yıldan onbeş yıla kadar

hapis cezasına hükmolunur.

(4) Bu suçun işlenişine iştirak eden diğer

kişiler de kamu görevlisi gibi cezalandırılır.

(5) Bu suçun ihmali davranışla işlenmesi halinde,

verilecek cezada bu nedenle indirim yapılmaz.

(6) (Ek: 11/4/2013-6459/9 md.)

Bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez.

52. 5237 sayılı Kanun'un "Eziyet"

kenar başlıklı 96. maddesi şöyledir:

"(1) Bir kimsenin eziyet çekmesine yol

açacak davranışları gerçekleştiren kişi hakkında iki yıldan beş yıla kadar

hapis cezasına hükmolunur.

(2) Yukarıdaki fıkra kapsamına giren

fiillerin;

a) Çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini

savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı,

b) Üstsoy veya altsoya, babalık veya analığa

ya da eşe karşı,

İşlenmesi halinde, kişi hakkında üç yıldan

sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur."

53. 5237 sayılı Kanun'un "Zor

kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması" kenar başlıklı

256. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı

sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması

halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır."

54. 1136 sayılı Kanun'un "Avukata

karşı işlenen suçlar" kenar başlıklı 57. maddesi şöyledir:

"Görev Sırasında veya yaptığı görevden

dolayı avukata karşı işlenen suçlar hakkında, bu suçların hakimlere karşı

işlenmesine ilişkin hükümler uygulanır."

55. 1136 sayılı Kanun'un "Soruşturmaya

yetkili Cumhuriyet Savcısı" kenar başlıklı 58. maddesi

şöyledir:

"Avukatların avukatlık veya Türkiye

Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev

sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığının

vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısı tarafından

yapılır. Avukat yazıhaneleri ve konutları ancak mahkeme kararı ile ve kararda

belirtilen olayla ilgili olarak Cumhuriyet savcısı denetiminde ve baro

temsilcisinin katılımı ile aranabilir. Ağır ceza mahkemesinin görev alanına

giren bir suçtan dolayı suçüstü hali dışında avukatın üzeri aranamaz.

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Ceza

Muhakemesi Kanununun duruşmanın inzibatına ilişkin hükümleri saklıdır. Şu kadar

ki, bu hükümlere göre avukatlar tutuklanamayacağı gibi, haklarında disiplin

hapsi veya para cezası da verilemez."

56. 1136 sayılı Kanun'un "Suçüstü

hali" kenar başlıklı 61. maddesi şöyledir:

"Ağır ceza mahkemesinin görev alanına

giren bir suçtan dolayı suçüstü halinde soruşturma, bizzat Cumhuriyet savcısı

tarafından genel hükümlere göre yapılır."

57. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından kabul edilen

(11/12/2010 tarihli ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’na

6524 sayılı Kanun’un 39. maddesi ile eklenen geçici 4. maddenin (6) numaralı

fıkrası gereğince yürürlükten kaldırılmış olan ancak başvuruya konu

soruşturmanın yürütüldüğü dönemde yürürlükte olan) 18/10/2011 tarihli ve (8) No’lu Genelge’nin ilgili kısımları şöyledir:

“…

2- İnsan hakları ihlali, işkence ve kötü

muamele iddialarına ilişkin olarak yapılan soruşturmaların, kolluk kuvvetlerine

bırakılmayarak bizzat Cumhuriyet başsavcısı ya da görevlendireceği bir

Cumhuriyet savcısı tarafından etkili ve yeterli bir şekilde yürütülmesi,

…”

58. Bakanlık Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 20/2/2015 tarihli ve

158 sayılı Genelge'sinin ilgili kısımları şöyledir:

“…

2- İnsan hakları ihlali, işkence ve kötü

muamele iddialarına ilişkin olarak yapılan soruşturmaların, kolluk kuvvetlerine

bırakılmayarak bizzat Cumhuriyet başsavcısı ya da görevlendireceği bir

Cumhuriyet savcısı tarafından etkili ve yeterli bir şekilde yürütülmesi,

…”

2. Uluslararası Hukuk

59. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 10/12/1984 tarihli ve

39/46 sayılı kararıyla kabul edilen, 3441 sayılı Kanun ile onaylanan, 29/4/1988

tarihli ve 19799 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan

İşkence ve Diğer Zalimane, Gayri İnsani veya Alçaltıcı Muamele veya Cezaya

Karşı Sözleşme’nin 12. maddesi şöyledir:

“Her Taraf Devlet, yetkisi altındaki ülkelerde

bir işkence eyleminin işlendiğine inanmak için ciddi sebepler mevcut olan her

halde, yetkili mercilerin derhal ve tarafsız soruşturma yürütmelerini

sağlayacaktır.”

60. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, İşkence

ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı, Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili

Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi İçin El Kılavuzu’nun (İstanbul

Protokolü) birinci ekinin 2. maddesi şöyledir:

“Devletler, işkence ve kötü muamele

şikayetleri ve bildirimlerinin, anında ve etkili bir biçimde soruşturulmasını

sağlamakla yükümlüdürler. Açık bir şikayetin olmadığı

durumlarda bile işkence ve kötü muamele yapıldığına ilişkin belirtiler varsa,

soruşturma yapılmalıdır. Soruşturmayı yürütenler, bu tür olayların faili

olduğundan şüphelenilen kişiler ve onların hizmet ettiği kurum ve kuruluşlardan

bağımsız, soruşturma yürütebilecek vasıfta, tarafsız kişiler olmalıdır. Bu

kişilerin tarafsız tıp uzmanlarına veya konuyla ilgili diğer uzmanlara erişim

veya bu tür uzmanları çağırma yetkileri olmalıdır. Soruşturmalar yürütülürken,

en yüksek profesyonel standartlara uygun yöntemler kullanılmalı ve soruşturma

sonuçları kamuya açıklanmalıdır.”

61. İstanbul Protokolü’nün birinci ekinin 6. maddesi şöyledir:

“6a) İşkence ve kötü

muamele soruşturmalarında çalışan tıp uzmanları her zaman en yüksek etik

standartlara uygun biçimde davranmalı ve tıbbi araştırma ve muayeneden önce

kişinin bilgilendirilmiş onamını almalıdır. Muayene, tıp biliminin kabul

edilmiş standartlarına uygun biçimde yürütülmelidir.Muayene,

tıp uzmanın denetimi altında, devlet görevlileri ve güvenlik güçleri

mensuplarının mevcut olmadığı bir ortamda, kişinin mahremiyetine saygı

göstererek yapılmalıdır.

6b) Tıp uzmanı muayenenin hemen sonrasında

doğru bir yazılı rapor hazırlamalıdır. Bu raporda en azından aşağıdaki bilgiler

yer almalıdır:

(i) Görüşme Koşulları: Görüşme yapılan kişinin

adı, muayene sırasıda mevcut olanların adları, bu

kişilerin muayene yapılan kişiyle olan ilişkileri, görüşmenin kesin tarihi, saati,

görüşme yapılan yerin adresi (uygun olduğu durumlarda görüşme yapılan odanın

yeri), görüşme yapılan yerin tanımı (örneğinklinik,

cezaevi, ev vb.); görüşme yapıldığı sıradaki koşullar (muayene için geldiğinde

veya muayene sırasında kişinin tabii olduğu kısıtlamalar, görüşme sırasında

odada güvenlik güçlerinin mevcut olup olmadığı, tutukluya eşlik edenlerin hal

ve tavrı, muayeneyi yapan kişiye yönelik tehditkar ifadeler vs.) ve diğer

geçerli unsurlar;

(ii) Öykü: Gerçekleştiği iddia edilen işkence

ve kötü muamele yöntemleri, işkence ve kötü muamelenin ne zaman gerçekleştiği,

bütün fiziksel ve psikolojik semptomlar ve şikayetler de dahil olmak üzere

kişinin görüşme sırasında anlattığı öykünün detaylı bir raporu;

(iii) Fiziksel ve Psikolojik Muayene: Uygun tanı

koyucu testler ve mümkün olduğu durumlarda bütün yaralanmaların renkli

fotoğrafları da dahil olmak üzere klinik muayene sonucunda elde edilen bütün

fiziksel ve psikolojik bulguların kaydı.

(iv) Değerlendirme: Fiziksel ve psikolojik

bulgular ile işkence ve kötü muamele arasındaki muhtemel ilişkinin

değerlendirilmesi. Gerekli tıbbi ve psikolojik tedavi ve/veya yapılması gereken

başka tıbbi testler ve muayeneler için görüş ve tavsiyeler;

(v) Yazar: Raporda muayeneyi yapan kişilerin

adları açıkça belirtilmeli ve rapor hazırlayanlar tarafından imzalanmalı;

6c) Hazırlanan rapor gizli tutulmalı ve rapor

muayene edilen kişiye veya kişinin yasal temsilcisi olarak atadığı kimseye

teslim edilmelidir. Muayene edilen kişi veya temsilcisinin muayene süreci

hakkındaki görüşleri de sorulmalı ve raporda bu kişilerin görüşlerine de yer

verilmelidir. Uygun olduğu durumlarda, işkence veya kötü muamele iddialarını

soruşturmakla yetkili olanlara da yazılı rapor verilmelidir. Bu raporun yetkili

kişilere güvenli bir biçimde ulaştırılmasını güvenceye almak, Devlet'in

sorumluluğudur. Muayene edilen kişinin rızası veya bu tür bir talepte bulunma

yetkisi bulunan mahkemenin yetki vermesi istisna olmak üzere, rapor başka

kimseye verilmemelidir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

62. Mahkemenin 21/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

63. Başvurucular Baro adına gözlemci olarak bulundukları Nevruz

kutlamaları sırasında işkence, eziyet ve insan haysiyeti ile bağdaşmayan

muamele yasağına aykırı olarak polis memurlarının sistematik işkence ve kötü

muamelelerine maruz kaldıklarını, olayda orantısız güç kullanıldığını, bu

nedenle Anayasa'nın 17. maddesinin ihlal edildiğini, avukat olmaları nedeniyle

ancak Ağır Ceza Mahkemelerinin görev alanına giren suçüstü hâlinde gözaltına

alınabileceklerini, kanuna açıkça aykırı şekilde gözaltına alınarak

özgürlüklerinden mahrum bırakılmak sureti ile Anayasa'nın 19. maddesinin ihlal

edildiğini, kolluk görevlilerini koruma kaygısı ile Cumhuriyet Başsavcılığınca

verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda, itiraz mercisinin

kararında ve idari kararlarda gerekçeden yoksun ve soyut ifadelere yer

verildiğini, bu nedenle Anayasa'nın 36. maddesinin ihlal edildiğini, Cumhuriyet

Başsavcılığınca soruşturmanın etkili yürütülmemesi nedeniyle Anayasa'nın 40.

maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş; yeniden yargılama yönünde karar

verilmesini talep etmişlerdir.

B. Değerlendirme

64. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

65. Somut başvuru bakımından başvurucuların işkence, eziyet ve

insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddialarının

sağlıklı bir şekilde değerlendirilebilmesi, devletin etkili soruşturma

yükümlülüğünü gerektiği gibi yerine getirip getirmediğinin tespitine bağlıdır.

Bu nedenle başvurucunun belirtilen iddialarının, Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altında alınan işkence, eziyet ve insan haysiyeti ile

bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutu yönünden incelenmesi gerekli ve

yeterli görülmüştür.

66. İkinci olarak başvurucular Cumhuriyet Başsavcılığınca

verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda, itiraz mercisinin

kararında ve idari kararlarda gerekçeden yoksun ve soyut ifadelere yer

verildiğini, bu nedenle Anayasa'nın 36. maddesinin ihlal edildiğini ileri

sürmektedirler. Başvurucuların bu iddialarının adil yargılanm

hakkı kapsamında incelenmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 24) Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altında alınan işkence, eziyet ve insan

haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutu yönünden incelenmesi

gerekir.

67. Son olarak başvurucular, Cumhuriyet Başsavcılığınca

soruşturmanın etkili yürütülmemesi nedeniyle Anayasa'nın 40. maddesinde güvence

altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğinden ayrıca şikâyetçidirler.

Başvurucuların Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına

alınan işkence, eziyet ve insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının

usul boyutunun ihlal edildiği iddiaları bakımından dayandıkları gerekçeler ile

etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiaları kapsamında sundukları gerekçe

karşılaştırıldığında somut başvurunun Anayasa Mahkemesince etkili başvuru hakkı

yönünden ayrıca incelenmesi gereken bir hiçbir özel sorun ihtiva etmediği

görülmektedir. Bu nedenle başvurucuların etkili başvuru hakkının ihlal edildiği

iddiaları ayrıca incelenmemiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. İşkence, Eziyet veya

İnsan Haysiyeti İle Bağdaşmayan Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

68. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmayan başvurunun bu

kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

69. Başvurucular birer avukat olarak ancak Ağır Ceza

Mahkemelerinin görev alanına giren suçüstü hâlinde gözaltına

alınabileceklerini, kanuna açıkça aykırı şekilde gözaltına alınarak

özgürlüklerinden mahrum bırakılmak sureti ile Anayasa'nın 19. maddesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

70. Bakanlık görüş yazısında, başvuruya konu olayın 21/3/2012

tarihinde Şanlıurfa ilinde yapılan Nevruz kutlamaları sırasında kolluk

görevlilerinin kimlik kontrolüne direnen göstericileri gözaltına almaya

çalıştıkları sırada meydana geldiği, bildirim evrakı ve dosya içeriğinden

göstericilerin gözaltına alınmasına direnen başvurucuların kolluk görevlileri

tarafından gözaltına alındıklarını ve aynı gün Hastanede yapılan muayenelerinin

ardından salıverildikleri, başvuruya konu gözaltı işleminin 21/3/2012 tarihinde

son bulduğu, bu nedenle başvurucuların kişi hürriyeti ve güvenliği kapsamındaki

şikâyetinin Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamında dışında

kaldığı, ayrıca başvurucunun haksız olduğunu düşündüğü gözaltı işlemi için 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesi gereğince tazminat yoluna başvurduğuna dair bilgi

bulunmadığı, diğer taraftan 5271 sayılı Kanun'un 91. maddesinin (4) numaralı

fıkrası gereğince serbest bırakılmayı sağlamak üzere bir itiraz başvurusunda

bulunmadığı bildirilmiştir.

71. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda

bulunmamışlardır.

72. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları

inceler.”

73. Bu hüküm gereğince Anayasa Mahkemesi 23/9/2012 tarihinden

sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler. Dolayısıyla Mahkemenin zaman bakımından yetkisi, ancak bu

tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel

başvurularla sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin bu düzenleme karşısında anılan

tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki

kapsamının genişletilmesi mümkün değildir (G.S.,

B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).

74. Başvurunun kabul edilebilmesi için ihlal iddiasına dayanak

teşkil eden nihai işlem veya kararların 23/9/2012 tarihinden evvel

kesinleşmemiş olması gerekmektedir. Nihai işlem veya kararların anılan tarihten

önce kesinleştiği tespit edildiği takdirde ilgili şikâyetler bakımından

başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir. Mahkemenin yargı

yetkisine ilişkin bu tespitin bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında

yapılabilmesi mümkündür (Korcan Pulatsü, B. No:

2012/726, 2/7/2013, § 32).

75. Başvurucular 21/3/2012 tarihinde tutulmuş ve aynı gün

serbest bırakılmışlardır. Anılan tutulma işlemine ilişkin herhangi bir adli

işlem başlatılmamış olduğundan bu konuda son işlemin başvurucunun serbest

bırakıldığı 21/3/2012 tarihinde gerçekleştiğinin kabulü gerekmektedir.

76. Açıklanan nedenlerle başvurucunun kişi hürriyeti ve

güvenliğinin ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerine konu olayda, tutulmaya

ilişkin son işlemin Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı

23/9/2012 tarihinden önce gerçekleştiği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

77. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen hak kapsamında

devletin, pozitif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan tüm bireylerin

maddi ve manevi varlığını koruma hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer

bireylerin gerekse kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı

koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet, bireyin maddi ve manevi varlığını her

türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 51).

78. Devletin, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında sahip olduğu bu pozitif yükümlülüğün bir de usul boyutu

bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her türlü

fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve

gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir resmî soruşturma

yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu

saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve

kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda sorumlulukları

altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 110).

79. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka

aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye

tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde

Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç

ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle

birlikte yorumlandığında etkili bir resmî soruşturmanın yapılmasını

gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu olanaklı olmazsa bu madde,

sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet

görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan

kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25; Cezmi Demir ve diğerleri, § 111).

80. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma

türünün, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin

yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak

tespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana

gelen ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. maddesi

gereğince devletin ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai

soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda yürütülen

idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, bu

hak ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli

değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§ 55).

81. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve

manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını

ve sorumluların ölüm ya da yaralama olayına ilişkin hesap vermelerini

sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür. Diğer taraftan burada yer verilen değerlendirmeler hiçbir

şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç

nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı ya da tüm yargılamaları

mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği

anlamına gelmemektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§

56).

82. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.

Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek için soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların

tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü

muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde, hızlı ve

derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle

yetkililer, olay ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı ve

soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını temellendirmek için çabuk ve

temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır. Bu kapsamda yetkililer diğer deliller

yanında görgü tanıklarının ifadeleri ile kriminalistik

bilirkişi incelemeleri dâhil söz konusu olayla ilgili kanıtları toplamak için

alabilecekleri bütün makul tedbirleri almalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114).

83. Bu tür olaylarla ilgili cezai soruşturmaların etkililiğini

sağlayan hususlardan biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesap

verilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimine

açık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda mağdurların, meşru menfaatlerini

korumak için bu sürece etkili bir şekilde katılmaları sağlanmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 115).

84. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tek başına

soruşturma yapılmamış olması veya yeterli soruşturma yapılmamış olması da kötü

muamele teşkil edebilmektedir. Dolayısıyla şartlar ne olursa olsun yetkililer,

resmî şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidir. Şikâyet yapılmadığında bile

işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren belirtiler olduğunda soruşturma

açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız

biçimde kamu denetimine tabi olarak özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün

olarak etkili olması gerekir (Tahir Canan,

§ 25; Cezmi Demir ve diğerleri, §

116).

85. Devlet memurları tarafından yapılan işkence ve kötü muamele

hakkında yürütülen soruşturmanın etkili olabilmesi için soruşturmadan sorumlu

olan ve tetkikleri yapan kişilerin olaylara karışan kişilerden bağımsız olması

gerekir. Soruşturmanın bağımsızlığı sadece hiyerarşik ya da kurumsal

bağlantının olmamasını değil aynı zamanda somut bir bağımsızlığı da gerektirir.

Dolayısıyla etkili bir soruşturmadan söz edebilmek için öncelikle bağımsız

yürütülebilir niteliğe sahip olması gerekir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 117).

86. Soruşturmayı sağlayacak bir başvuru yolunun sadece hukuken

mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolun uygulamada fiilen de etkili olması ve

başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü ele alma yetkisine sahip bulunması

gereklidir. Başvuru yolunun bir hak ihlali iddiasını önleyebilme, devam

etmekteyse sonlandırabilme veya sona ermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilme

ve bunun için uygun bir tazminat sunabilmesi hâlinde ancak etkililiğinden söz

etmek mümkün olabilir. Yine vuku bulmuş bir hak ihlali iddiası söz konusu

olduğunda tazminat ödenmesinin yanı sıra sorumluların ortaya çıkarılması

bakımından da yeterli usule ilişkin güvencelerin sağlanması gerekir (Tahir Canan, § 26; Cezmi Demir ve diğerleri, § 118).

87. İşkence, eziyet ve kötü muameleye ilişkin şikâyetler

hakkında yapılan soruşturma söz konusu olduğunda yetkililerin hızlı davranması

önemlidir. Bununla birlikte belirli bir durumda bir soruşturmanın ilerlemesini

engelleyen sebepler ya da zorlukların olabileceği de kabul edilmelidir. Ancak,

kötü muameleye yönelik soruşturmalarda, hukuk devletine bağlılığın sağlanması,

hukuka aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik gösterildiği görünümü verilmesinin

engellenmesi, herhangi bir hile ya da kanunsuz eyleme izin verilmemesi ve

kamuoyunun güveninin sürdürülmesi için soruşturmanın yetkililer tarafından

makul bir sürat ve özenle yürütülmesi gerekir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 119).

88. Mahkemelerin, özellikle işkence, eziyet ve kötü muamele

niteliğindeki bir olayın zamanaşımına uğramaması için ellerinden gelen tüm

gayreti sarf etmeleri ve tüm araçlara başvurmaları gerekir. Kötü muamele

iddialarını konu olan bir ceza davasının yetkililer tarafından mümkün olan en

kısa zamanda bir sonuca bağlanması, eşitlik ilkesi bağlamında kamunun güveninin

korunmasına ve kanun dışı eylemlere karışanlara karşı hoşgörülü bir tutum

sergilendiği izlenimi oluşmasının önlenmesinehizmet

eder (Cezmi Demir ve diğerleri, §

120).

89. AİHM, bir devlet görevlisinin işkence, eziyet veya kötü

muameleyle suçlandığı durumlarda “etkili başvuru”nun

amaçları çerçevesinde, cezai işlemlerin ve hüküm verme sürecinin zamanaşımına

uğramamasının veaf veya genel affın mümkün

kılınmamasının büyük önem taşıdığına işaret etmiştir. Ayrıca AİHM, soruşturması

veya davası süren görevlinin görevinin askıya alınmasının ve şayet hüküm alırsa

meslekten men edilmesinin önemine dikkat çekmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 121).

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

90. Başvurucular, Baro adına gözlemci olarak bulundukları Nevruz

kutlamaları sırasında, işkence, eziyet ve insan haysiyeti ile bağdaşmayan

muamele yasağına aykırı olarak polis memurlarının sistematik işkence ve kötü

muamelelerine maruz kaldıklarını, olayda orantısız güç kullanıldığını, bu

nedenle Anayasa'nın 17. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

91. Bakanlık görüş yazılarında, özetle başvuruya konu olayla

ilgili olarak Cumhuriyet Başsavcılığınca derhâl soruşturma başlatıldığı,

soruşturma kapsamında başvurucuların şikâyetçi sıfatıyla Cumhuriyet savcısı

tarafından ifadelerinin alındığı, olay yerinde bulunan diğer avukatların da

şikâyetçi olarak dinlendikleri, polis memurlarının karakolda beyanlarının

alındığı, olay anına ilişkin görüntülerin bilirkişi marifetiyle incelendiği,

soruşturma kapsamında şikâyet ve şüphelilerin adli muayene raporlarının dosyaya

eklendiği, aralarında il emniyet müdür yardımcısının da bulunduğu on yedi

şüpheli hakkında "[ş]üpheli polis memurlarının kamu görevi icra ettikleri sırada

yasal yetki kapsamında sınırlı ölçülü ve tutarlı olarak Nevruz günü toplumsal

olayı önlemek amacıyla PVSK. ve TCK. 25. m anlamında

güç kullandıkları şüphelilerin eylemlerinin yasal yetki kapsamında olduğu ve

suç ve suç unsuruna rastlanılmadığı..." gerekçesiyle

kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, itiraz mercisinin

karardaki gerekçeleri yerinde görerek başvurucuların itirazlarını reddettiği,

idari soruşturma kapsamında şüphelilerin ayrıca ifadelerinin alındığı, izin

verilmemesine dair kararın, başvurucuların polise mukavemet göstermeleri ve görev

yapmalarının engellenmesi üzerine yasal çerçevede ve orantılı olarak müdahalede

bulunmaları gerekçesine dayandığı, etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal

edildiği iddialarının incelenmesinde belirtilen hususların Anayasa Mahkemesinin

dikkatine sunulması gerektiği bildirilmiştir.

92. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda

bulunmamışlardır.

93. Başvurucular 21/3/2012 tarihinde Şanlıurfa'da yapılan Nevruz

kutlamaları sırasında, Baro adına "gözlemci avukat" olarak kutlama

sahasında hazır bulunmuşlardır. Kolluk görevlileri ile aralarında yaşanan

tartışma ve karşılıklı fiziki müdahaleler sonucunda, başvurucular görevlilerce

gözaltına alınmışlar ve aynı gün yapılan adli muayene ve tedavilerinin ardından

salıverilmişlerdir. Müteakiben başvurucular aynı tarihte Cumhuriyet

Başsavcılığına müracaat ederek şikâyetçi olmuşlardır.

94. Buna göre başvurucuların, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının ihlaline ilişkin belli delillerle savunulabilir iddiaları olduğunun

ve böyle iddialar karşısında devletin sorumlu kimselerin tespit edilmesine ve

cezalandırılmasına olanak sağlayabilecek kapsamlı ve etkili bir soruşturma

yürütme zorunluluğunun doğduğunun kabulü gerekir.

95. İnsan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele iddialarına ilişkin

soruşturmaların etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturma

makamlarınca, şikâyet öğrenilir öğrenilmez veya yeterince açıklığa kavuşmayan

bir şikâyet açıklığa kavuşturulur kavuşturulmaz soruşturma başlatılması

gerekmektedir. Şikâyetin olmadığı ancak insan haysiyeti ile bağdaşmayan bir

muamelenin mevcudiyetine ilişkin ciddi delil veya emareler bulunduğunun farkına

varıldığı bir durumda ise savcılığın resen harekete geçme yükümlülüğü devam

etmektedir.

96. Başvuruya konu süreçte başvurucuların şikâyetleri üzerine

derhâl soruşturma başlatılmış ve bu kapsamda başvurucuların şikâyetçi sıfatıyla

ifadeleri alınmıştır. Aynı ifade alma işlemi sırasında başvurucuların talebi

üzerine bir Savcılık görevlisi tarafından fotoğrafları çekilmiş ve mevcut

raporlara göre adli muayenelerinin yapılması için Adli Tıp Şube Müdürlüğüne

sevk edilmişlerdir. Cumhuriyet Savcılığı aynı tarihte Emniyet Müdürlüğüne

müzekkere yazarak olaya ilişkin tüm görüntülerin temin edilmesini istemiştir.

97. Başvurucuların müracaatları üzerine ilgili Cumhuriyet savcısının

sergilediği tutum, soruşturmanın derhâl başlatılması olgusunun yalnızca

soruşturma defterine kayıt işlemi ile sınırlı kalmadığını ve soruşturmanın

fiilen de derhâl başlatıldığını ortaya koymaktadır.

98. Yukarıda yer verilen ilkeler çerçevesinde insan haysiyeti

ile bağdaşmayan muamele iddialarının etkili soruşturulması bakımından önem arz

eden bir diğer nokta, soruşturmada görev alan kişilerin bağımsız ve tarafsız

hareket edebileceklerine olan inancın korunmasıdır. AİHM’e

göre de bir soruşturma ancak soruşturmayı yapmakla görevli kişiler, olaylara

karışanlardan bağımsız olduğu takdirde “etkili” olarak nitelenebilir. Bu durum

yalnızca anılan kişi kategorileri arasında hiçbir hiyerarşik ve kurumsal bağın

olmamasını gerektirmekle kalmaz; aynı zamanda pratik bağımsızlığı da gerektirir

(Cemil Danışman, B. No:

2013/6319, 16/7/2014, § 96; Kamer Demir ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 41335/98, 19/10/2006, § 44).

99. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun başvuruya konu

soruşturmanın devam etmekte olduğu zaman diliminde yürürlükte olan 18/10/2011

tarihli ve (8) numaralı mülga Genelge'sinde (bkz. §

58) ve Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün hâlihazırda yürürlükte

bulunan 20/2/2015 tarihli ve 158 numaralı Genelge'sinde

(bkz. § 59), insan hakları ihlalleri ile işkence ve kötü muamele iddialarına

ilişkin soruşturmaların bizzat Cumhuriyet başsavcısı ya da görevlendireceği bir

Cumhuriyet savcısı tarafından etkili ve yeterli bir şekilde yürütülmesine

ilişkin gereklilik ifade edilmiştir. Ayrıca İstanbul Protokolü’nün birinci

ekinin 2. maddesinde de soruşturmayı yürütenlerin, bu tür olayların faili

olduğundan şüphelenilen kişiler ve onların hizmet ettiği kurum ve kuruluşlardan

bağımsız soruşturma yürütebilecek vasıfta tarafsız kişiler olması gerektiği

düzenlenmiştir.

100. Her somut olayda bu bağımsızlığın gerçekleşip

gerçekleşmediğinin yürütülen soruşturmanın özel koşulları açısından ayrıca

değerlendirilmesi gerekir (Cemil Danışman,

§ 104).

101. Somut başvuruda olay yeri görüntülerinin temini,

şüphelilerin kimlik ve adres bilgilerinin tespiti, tanıkların ifadelerinin

alınması ve benzeri birçok önemli soruşturma işlemi, haklarında soruşturma

yürütülen görevlilerin hiyerarşisi içinde yer aldıkları Emniyet Müdürlüğü

görevlilerince yerine getirilmiştir. Başvurucuların şikâyetçi sıfatıyla

ifadelerinin alınması dışında Cumhuriyet Savcılığı tarafından doğrudan yapılan

ve soruşturmanın esasına etkili olan herhangi bir işlem tespit edilememiştir.

Bu denli önem arz eden işlemlerin, soruşturulan olayın potansiyel failleri ile

aynı hiyerarşik çatıyı paylaşan kolluk görevlilerine yaptırılmasının yukarıda

belirtilen soruşturmanın bağımsız ve tarafsız ellerle yürütülmesi ilkeleri ile

bağdaştığı söylenemez.

102. İşkence, eziyet ve insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele

yasağı, Anayasa’nın 5. maddesindeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında

etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma,

sorumluların belirlenmesini ve gerektiğinde cezalandırılmalarını mümkün kılacak

düzeyde etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli

sayılabilmesi için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı

aydınlatacak ve sorumluların tespitine imkân sağlayacak bütün delilleri

toplamış olmaları gerekir. Bu kapsamda yetkililer, diğer deliller yanında görgü

tanıklarının ifadeleri ile kriminalistik bilirkişi

incelemeleri dâhil söz konusu olayla ilgili kanıtları toplamak için

alabilecekleri bütün makul tedbirleri almalıdır.

103. Birinci başvurucu, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara

karşı itiraz dilekçesinde Hastanedeki muayene odasında tedavisi devam ettiği

sırada bir polis memurunun kendisini zorla ilgili kolluk birimine götürmeye

çalıştığını, kendisinin demirlerden tutunduğunu, doktorun yatış işlemi

yapıldığını söylemesi üzerine kendisini bıraktığını ileri sürmektedir. Bu

çerçevede başvurucuların iddialarının potansiyel tanığı olan, muayene ve tedavi

işlemlerini yapan sağlık görevlilerinin bilgi ve gözlemlerine müracaat

edilmemesi, soruşturulan olayın aydınlatılması ve gerektiğinde sorumluların

cezalandırılmasının sağlanması adına önemli bir eksikliktir.

104. Başvuruya konu olan ve itiraz mercisi

tarafından da benimsenen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda "Şanlıurfa Valilik makamınca 4483 [s]ayılı Memurlar ve

Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca soruşturma izni

verilmemesine ilişkin 14/12/2012 gün ve 2012/160 sayılı karar vermiş olduğu" ve bu kararın itiraz üzerine "Gaziantep

Bölge İdare Mahkemesinin ... kararı ile" kesinleştiği gerekçesine dayanılmıştır.

105. 5271 sayılı Kanun, herkes hakkında geçerli olan ceza

soruşturması ve kovuşturması hükümlerini içermektedir. Ancak kanun koyucu

uluslararası hukuk, antlaşmalar ve iç hukuktan kaynaklanan kimi nedenlere

dayanarak bu genel kurallara istisnalar getirmiştir. Buna göre, suç işleyen her

kişi hakkında uygulanması gereken genel düzenlemeleri içeren 5271 sayılı Kanun

hükümleri bazı suç failleri bakımından uygulanmayacak, bunlara ilişkin ilgili

kanunlarındaki özel soruşturma ve kovuşturma usulleri geçerli olacaktır. Bu

usullerin tanınması, uygulanacak kişilere bir zümre ya da sınıf olarak imtiyaz

tanımak anlamına gelmeyip yapılan görevin niteliğinden kaynaklanmaktadır.

Böylece hem yapılan görevin en iyi şekilde ve etkin olarak yerine getirilmesi

sağlanacak hem de gereksiz şikâyetlere maruz kalınarak görülen hizmetin

kesintiye uğraması engellenecektir. Hukuk devletinde ceza soruşturma ve

kovuşturmasına ilişkin kurallar -ceza hukukunun ana ilkeleri ile Anayasa’nın

konuya ilişkin kuralları başta olmak üzere- ülkenin sosyal ve kültürel yapısı,

etik değerleri ve ekonomik hayatın gereksinimleri dikkate alınarak saptanacak

ceza siyasetine göre belirlenir. Kanun koyucu, cezalandırma yetkisini

kullanırken toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve

ölçüdeki ceza yaptırımı ile karşılanacağı, ne şekilde soruşturulacağı, nelerin

ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabul edilebileceği konularında

takdir yetkisine sahiptir. Dolayısıyla kanun koyucunun ceza siyaseti gereği

kimlerin özel soruşturma usulüne tabi olacağını belirleme hususunda takdir

yetkisi vardır (AYM, E.2012/19, K.2013/17, 17/1/2013).

106. Özetlemek gerekirse kamu görevlilerinin görevlerini devlet

adına ifa etmeleri ve görevlerinin ifası ile ortaya çıkan birtakım durumlarla

bağlantılı olarak sık sık şikâyet edilme ve soruşturma tehdidi altına olma

riski ile karşı karşıya olmaları nedeniyle haklarında adli soruşturma

yürütülmesinin belirli bir makamın iznine bağlanması, hukuk devletinde makul

görülebilir.

107. Nitekim Anayasa’nın 129. maddesinin altıncı fıkrasında

memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan

ötürü ceza kovuşturması açılmasının -kanunla belirlenen istisnalar dışında-

kanunun gösterdiği idari mercinin iznine bağlı olduğu

hüküm altına alınmıştır.

108. Anayasa'nın bütünselliği ilkesi çerçevesinde Anayasa

kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde

tutularak uygulanması zorunlu olduğundan etkili soruşturma yükümlülüğünü ve

kamu görevlilerinin soruşturulmasının izin şartına bağlı olmasını düzenleyen

kurallar bütününün birbiri ile uyumlu bir şekilde yorumlanması gereklidir.

Bununla birlikte soruşturulması izin şartına bağlı olmayan suçlarda izin

mekanizmasının işletilmesi, soruşturmanın etkililiği bakımından sorun

oluşturabilir.

109. Nitekim başvuruya konu soruşturma kapsamında Cumhuriyet

Başsavcılığınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda, 4483 sayılı

Kanun hükümleri çerçevesinde ilgili görevliler hakkında yürütülen ve soruşturma

izni verilmemesi ile sonuçlanan ön inceleme prosedürüne atıf yapılırken

soruşturma konusu suçların 4483 sayılı Kanun'un izin şartına bağlı olmaksızın

resen kovuşturulması gereken suçların düzenlendiği 2. maddesinin beşinci

fıkrası kapsamında olup olmadığı tartışılmamıştır.

110. Soruşturmanın etkililiği bağlamında yetkililer, olay ve

olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı ve soruşturmayı sona erdirmek ya da

kararlarını temellendirmek için aceleci davranarak temelden yoksun tespit ve

gerekçelere dayanmamalıdırlar. Aynı şekilde kanunun güç kullanılmasına cevaz

verdiği durumlarda kişiye uygulanan muamelenin orantılı olup olmadığının da

olayın tüm unsurları ortaya konularak çok yönlü olarak değerlendirilmesi

gerekir (Cemil Danışman, § 99).

111. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın gerekçesinde ise "şüpheli

polis memurlarının kamu görevi icra ettikleri sırada yasal yetki kapsamında

sınırlı ölçülü ve tutarlı olarak Nevruz günü toplumsal olayı önlemek amacıyla

PVSK. ve TCK. 25. m anlamında güç kullandıkları

şüphelilerin eylemlerinin yasal yetki kapsamında olduğu ve suç ve suç unsuruna

rastlanılmadığı" ifadelerine

yer verilmiştir.

112. Görüldüğü üzere başvurucuların avukat olmaları nedeniyle

tabi olduklarını iddia ettikleri özel hukuki rejim; görevlilere doğrudan aktif

bir direnme içinde olup olmadıkları, başvuruculara yönelik fiziki müdahalenin

meşruluğu ve uygulanan cebrin amaçla orantılılığı irdelenmeksizin ve

"görevin icrası", "yasal yetki", "sınırlı, ölçülü ve

tutarlı güç kullanımı" gibi somutlaştırılmaya muhtaç ifadeler, tanık

beyanları ve olaya ilişkin kamera görüntüleri gibi delillerle

ilişkilendirilmeksizin ve tartışılmaksızın ilgili görevliler hakkında

kovuşturmaya yer olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

113. Dahası Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan değerlendirmeler,

kutlama alanında başvurucuların yakalanmaları kapsamında işlendiği iddia edilen

fiillere ilişkindir. Oysaki başvurucuların gözaltına alındıktan sonra

otobüslerde bekletildikleri sırada ve Hastaneye getirildikten sonraki sürede

eziyet ve insan haysiyeti ile bağdaşmayan muameleye maruz kaldıklarına ilişkin

ayrı iddiaları bulunmaktadır. Cumhuriyet Başsavcılığının kovuşturmaya yer

olmadığına dair kararında dayanılan yakalama işlemi sırasında güç kullanımının

orantılılığı ile sınırlı tespitler, başvurucuların yakalama işlemi sonrasında

maruz kaldıklarını iddia ettikleri muameleleri aydınlığa kavuşturmamaktadır.

114. Soruşturmanın etkililiğinin denetiminde önemli noktalardan

biri olan soruşturmanın kamu denetimine açık ve şeffaf olmasının gereklerinden

biri de mağdurların -meşru menfaatlerinin korunması için- soruşturma sürecine

etkili katılımlarının sağlanmasıdır.

115. Bu çerçevede soruşturmanın etkililiğinin yanı sıra bununla

bağlantılı olarak başvurucuların yukarıda değinilen olayın farklı yönlerine

ilişkin iddialarının Cumhuriyet Başsavcılığı ve itiraz mercisi

tarafından karşılanmamış olması, başvurucuların meşru menfaatlerinin korunması

için sürece etkili katılımlarının yeterince sağlanamadığını ortaya koymaktadır.

116. Öte yandan izin verilmemesine dair karara karşı itiraz,

Gaziantep Bölge İdare Mahkemesinin 5/3/2013 tarihli kararı ile "Ön inceleme dosyasında yer alan bilgi ve belgelerin;

... yukarıda yazılı eylemlerden dolayı soruşturma açılmasını gerekli kılacak

nitelik ve yeterlilikte olmadığı, verilen kararda yöntem ve yasaya aykırılık

görülmediği" gerekçesine dayanılarak reddedilmiştir.

117. Görüldüğü üzere Bölge İdare Mahkemesince ön inceleme

süreci, yalnızca dosyada yer alan bilgi ve belgeler çerçevesinde denetlenmiş;

izin verilememesine dair kararda ortaya konan olay, olgu ve gerekçelerin,

başvurucuların tüm iddialarını karşılayıp karşılamadığı ve soruşturma izni

talep edilen eylemlerin 4483 sayılı Kanun'un (izin şartına bağlı olmaksızın

resen soruşturulması gereken suçların düzenlendiği) 2. maddesinin beşinci

fıkrası kapsamında olup olmadığı tartışılmamıştır. Soruşturmanın etkililiğinin

denetlenmesine ilişkin bu tespitler, bir bütün hâlinde ön inceleme sürecinin

makul bir özenle yürütüldüğü konusunda kuşku uyandırdığı gibi soruşturulan

olayın aydınlatılması ve gerektiğinde sorumluların cezalandırılmasının

sağlanmasını da zorlaştırmıştır.

118. Sonuç itibarıyla başvurucuların işkence, eziyet ve insan

haysiyeti ile bağdaşmayan muamele iddialarının etkili bir şekilde

soruşturulduğu sonucuna ulaşılamamıştır. Bu açıdan başvuruya konu soruşturma,

işkence, eziyet ve insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele fiillerinin

önlenmesi ve gerekiyorsa faillerin cezalandırılması bakımından yeterli bir etki

doğurmamıştır. Dahası şüpheliler hakkında etkili bir soruşturma yürütülmemiş

olması, bu tür olaylara karışanlara müsamaha ile yaklaşıldığı izlenimini

uyandırmakta olup bu durumun işkence, eziyet ve insan haysiyeti ile bağdaşmayan

muamele fiillerini gerçekleştirme temayülü olan kamu görevlilerini

cesaretlendirebileceği ve bireylerin, belirtilen eylemlere karşı koruma görevi

bakımından devlete ve adalet mekanizmalarına olan güvenlerini zedeleyebileceği

açıktır.

119. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının öngördüğü etkili soruşturma (usul) yükümlülüğünün ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

120. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

121. Başvurucular, yeniden yargılama yönünde karar verilmesini

talep etmişlerdir.

122. Başvuruda, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında

öngörülen devletin etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

123. Belirtilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması

için kararın birer örneğinin Bölge İdare Mahkemesine ve ilgili Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

124. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harçtan

oluşan yargılama giderinin başvuruculara ayrı ayrı ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın zaman bakımından

yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. İşkence, eziyet ve insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele

yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına

alınan işkence, eziyet ve insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının

usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Kararın birer örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için Gaziantep Bölge İdare Mahkemesine ve Şanlıurfa Cumhuriyet

Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCULARA

AYRI AYRI ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

21/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Alparslan

ALTAN

Raportör

:

Recep ÜNAL

Başvurucular

:

1. Hidayet

ENMEK

2. Eyüpsabri TİNAŞ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/7907, 21 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların
  10. B. Değerlendirme
  11. V. Hüküm
  12. B. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına
  13. D. 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCULARA
  14. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  15. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Yıldırım
  17. Özgüldür
  18. Kömürcü
  19. Altan
  20. Enmek
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/7907
Tarih
21 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Kahraman Güvenç Başvurusu (B. No: 2013/3551)
  • Necla Gökçek Başvurusu (B. No: 2013/7125)
  • Ömer Yaman ve Seniha Yaman Başvurusu (B. No: 2013/6091)
  • Hilmi Moray Başvurusu (B. No: 2013/3053)
  • Bahaettin Gülgör ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/3209)
  • Talat Şahin Başvurusu (B. No: 2013/8609)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.