İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Zeynel Temel Kangal Başvurusu (B. No: 2013/5049)

1. Başvurucu, kadrosunun

Başvuru No2013/5049Tarih28 Mayıs 2014Okuma17 dk · 3.489 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Zeynel Temel Kangal Başvurusu

Karar tarihi
28 Mayıs 2014
Başvuru Numarası
2013/5049
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.489 kelime·17 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, kadrosunun

4/11/1981 tarih ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 33. maddesi kapsamına

alınması talebinin reddine ilişkin işlem ile üniversite ile ilişiğinin

kesilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açtığı davanın reddedildiğini

belirterek, Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının ve 36.

maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmektedir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 3/7/2013 tarihinde

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön

incelemede belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve başvurunun Komisyona

sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, 13/12/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 9/1/2014

tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş,

Adalet Bakanlığınca 7/2/2014 tarihli yazı ile görüş sunulmayacağı

bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, 9/12/1999

tarihinde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku

Anabilim Dalında 2547 sayılı Kanun'un 50/d maddesi gereğince araştırma

görevlisi olarak çalışmaya başlamıştır.

8. Başvurucu, 24/1/2007

tarihinde doktora tez savunmasını başarıyla geçmiş, 1/2/2007 tarihinde Hukuk

Fakültesi Dekanlığına başvuru yaparak kadrosunun 2547 sayılı Kanun’un 33.

maddesi kapsamına alınmasını talep etmiş, 5/2/2007 tarih ve 295 sayılı Dekanlık

yazısı ile talep hakkında yapılacak herhangi bir işlemin olmadığı

belirtilmiştir.

9. Başvurucunun bu işleme karşı

yaptığı itiraz İstanbul Üniversitesi Rektörlüğünün 22/2/2007 tarih ve 444

sayılı işlemi ile reddedilmiştir.

10. Rektörlüğün 8/3/2007 tarih

ve 10628 sayılı işlemi ile başvurucunun üniversiteyle ilişiği kesilmiştir.

11. Başvurucu tarafından

kadrosunun 2547 sayılı Kanun’un 33. maddesi kapsamına alınması talebinin

reddine ilişkin işlem ile ilişiğinin kesilmesine ilişkin işlemin iptali

istemiyle 3/4/2007 tarihinde İstanbul 2. İdare Mahkemesinde dava açılmış,

Mahkemenin 8/4/2008 tarih ve E.2007/652 K.2008/656 sayılı kararıyla dava

reddedilmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:

“Uyuşmazlık konusu olayda, davacının

lisansüstü eğitimini sürdürdüğü Ceza ve Ceza Usul Hukuku Anabilim dalının

davacının hizmetine ihtiyaç duyduğuna ilişkin herhangi bir bildirimde

bulunmaması, hizmetine ihtiyaç duyulmaması nedeniyle ve 2547 sayılı Kanunun

50/d maddesinde belirlendiği şekliyle lisansüstü öğreniminin bitmesi nedeniyle

kadro ile ilişiğinin kesildiği anlaşılmış olup kadro ile ilişiğinin kesilmesine

ilişkin 08.03.2007 gün ve 10628 sayılı işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı

sonucuna varılmıştır.

Davacının 2547 sayılı Kanunun 33. maddesi

uyarınca atamasının yapılması yönündeki talebinin reddedilmesine ilişkin işlemin

iptali istemine gelince; davalı idarece davacının hizmetine ihtiyaç duyulmadığı

belirtilmiş olup ihtiyaç durumunun belirlenmesi ve kadro verilerek atamasının

yapılması konusunda idarelerin takdir hakkı bulunduğundan ve bakılmakta olan

olayda takdir hakkının objektif kriterlere uygun olarak kullanıldığı

anlaşıldığından, davacının talebinin reddine ilişkin 05.02.2007 günlü işlemde

hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.”

12. Başvurucu tarafından bu

karar temyiz edilmiş, Danıştay Sekizinci Dairesinin 20/6/2012 tarih ve

E.2008/7064, K.2012/5534 sayılı kararıyla Mahkeme kararı onanmıştır.

13. Bu karara karşı yapılan

karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 13/12/2012 tarih ve E.2012/10161,

K.2012/10546 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

14. Karar başvurucu vekiline

3/6/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

15. 2547 sayılı Kanun’un “Araştırma görevlileri, uzman,

çevirici ve eğitim - öğretim planlamacıları”

kenar başlıklı 33. maddesinin (a) bendi şöyledir:

“a) (Değişik: 12/8/1986 - KHK 260/3

md.) Araştırma görevlileri, yükseköğretim

kurumlarında yapılan araştırma, inceleme ve deneylerde yardımcı olan ve yetkili

organlarca verilen ilgili diğer görevleri yapan öğretim yardımcılarıdır. Bunlar

ilgili anabilim veya anasanat dalı başkanlarının

önerisi, Bölüm Başkanı, Dekan, enstitü, yüksekokul veya konservatuvar müdürünün

olumlu görüşü üzerine rektörün onayı ile araştırma görevlisi kadrolarına en çok

üç yıl süre ile atanırlar; atanma süresi sonunda görevleri kendiliğinden sona erer.(Ek cümle: 21/4/2005 – 5335/10 md.)Bunlar

aynı usulle yeniden atanabilirler.”

16. 2547 sayılı Kanun’un “Lisansüstü öğretim” kenar

başlıklı 50. maddesi şöyledir:

“Usul ve şartları;

a. Lisans düzeyinde

öğrenim gördükten sonra, yükseköğretim kurumlarında yüksek lisans, doktora ya

da tıpta uzmanlık öğrenimi yapmak isteyenler, yükseköğretim kurumlarınca

usulüne göre açılacak sınavla ve Üniversitelerarası Kurulca tespit edilecek

esaslara göre seçilirler.

b. Yükseköğretim

kurumları, lisans üstü öğretim konusundaki istekleri karşılamak üzere gerekli

planlamayı yapar ve önlemleri alır.

c. (Mülga:

1/8/1996-4160/5 md.)

d) Lisans üstü

öğretim yapan öğrenciler, kendilerine tahsis edilebilecek burslardan yararlanabilecekleri

gibi, her defasında bir yıl için olmak üzere öğretim yardımcılığı kadrolarından

birine de atanabilirler.

…”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

17. Mahkemenin 28/5/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 3/7/2013 tarih ve 2013/5049 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

18. Başvurucu, kadrosunun 2547

sayılı Kanun’un 33. maddesi kapsamına alınmaması nedeniyle gelecekte alması

gereken maaşlarını almaktan yoksun bırakıldığını, yargılamanın makul sürede

bitirilmediğini, açılan davada idarenin takdir yetkisinin objektif kriterlere

ve kamu hizmeti gereklerine uygun olarak kullanılmadığı yönündeki iddialarının

karşılanmadığını, temyiz ve karar düzeltme kararlarının da gerekçesiz olduğunu

belirterek Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının ve 36.

maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş,

maddi ve manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği İddiası

19. Başvurucu, kadrosunun 2547

sayılı Kanun’un 33. maddesi kapsamına alınmaması nedeniyle gelecekte alması

gereken maaşlarını almaktan yoksun bırakıldığını ve bu durumun mülkiyet hakkını

ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

20. Anayasa’nın “Mülkiyet hakkı” kenar başlıklı 35. maddesi

şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı

olamaz.”

21. Anayasa'nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz.”

22. Sözleşme’ye Ek (1) No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” kenar başlıklı 1.

maddesi şöyledir:

“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına

saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı

sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel

ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına

uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların

veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları

uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”

23. Anayasa’nın 35. maddesinde

herkesin, mülkiyet hakkına sahip olduğu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla,

kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına

aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü

fıkrası ve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine

göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın

Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi (AİHS) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da

girmesi gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

24. Anayasa ve AİHS’in ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı,

mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda

sahibi olmadığı bir mülkün, bu mülkte gelecekteki değer artışını da içerecek

şekilde mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü

olursa olsun Anayasa ve Sözleşme’yle korunan mülkiyet

kavramı içerisinde değildir. Gelecekte elde edileceği iddia edilen bir kazanç,

kazanılmadığı veya bu kazanca yönelik icrası mümkün bir iddia mevcut olmadığı

sürece mülk olarak değerlendirilemez (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Denimark Ltd/Birleşik Krallık,

B. No: 37660/97, 26/9/2000; Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, §

35).

25. Yukarıdaki hususun istisnası

olarak belli durumlarda, bir “ekonomik değer”

veya icrası mümkün bir “alacak”

iddiasını elde etmeye yönelik “meşru bir

beklenti”, Anayasa’nın ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer

alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir. Meşru beklenti, makul bir

şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta

belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren

yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip

nitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece

ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı

meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir. (Bu konudaki AİHM kararları

için bkz. Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, §

52; Saghinadze/Gürcistan, B. No: 18768/05, 27/5/2010, § 103,; SA Dangeville/Fransa, B. No: 36677/97, 16/4/2002,

§§ 44-45).

26. AİHM, Mehmet Yolcu/ Türkiye kararında; araştırma

görevlisi olarak görev yapan başvurucunun başka bir üniversitede boş olduğu

ilan edilen öğretim görevlisi kadrosuna atamasının yapılması talebinin

reddedilmesi nedeniyle daha yüksek maaş alma imkanından yoksun bırakılması

sonucunda mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasını değerlendirmiş ve gelecek

bir gelirin, ancak kazanılmış veya belli bir alacak kapsamında olması durumunda

“mülkiyet” olarak

varsayılabileceğini belirterek yapılan başvurunun konu bakımından yetkisizlik

nedeniyle reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır (Mehmet Yolcu/ Türkiye, B. No: 33200/05,

15/11/2012, §§ 20-21).

27. Yukarıda belirtilen Mahkeme

içtihatları gereği, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri süren

başvurucunun, öncelikle böyle bir hakkının var olduğunu, en azından bu hakkın

varlığına dair meşru bir beklenti içinde olduğunu kanıtlaması gerekmektedir.

28. Başvuru konusu olayda,

başvurucu kadrosunun 2547 sayılı Kanun’un 33. maddesine aktarılmaması nedeniyle

gelecekte alması gereken maaşlarını almaktan yoksun bırakıldığını ve bu durumun

mülkiyet hakkını ihlal ettiğini iddia etmiş ise de, iddia ettiği hakkı elde etme

konusunda başvurucuyu meşru bir beklentiye sevk edecek bir kanun hükmü veya

yerleşik yargısal bir içtihat bulunmadığından, başvurucunun, Anayasa'nın 35.

maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkına ilişkin korumadan yararlandırılması

mümkün değildir.

29. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesi kapsamına giren korunmaya değer bir

menfaatinin bulunmadığı anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. İlk Derece Mahkemesi ve Danıştay Kararlarının Gerekçesiz

Olduğu İddiası

30. Başvurucu, açtığı davada

idarenin takdir yetkisinin objektif kriterlere ve kamu hizmeti gereklerine

uygun olarak kullanılmadığı yönündeki iddialarının karşılanmadığını, temyiz ve

karar düzeltme kararlarının da gerekçesiz olduğunu belirterek, Anayasa’nın 36.

maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

31. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber,

bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde

yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme

zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte

başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair

iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (B.

No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26).

32. Kanun yolu mahkemelerince

verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi

kararlarında yer verilen gerekçelerin onama kararlarında kabul edilmiş olduğu

şeklinde yorumlanmakla beraber (bkz. García Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96,

21/1/1999, § 26) başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin

de tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz başvuruları ile başvurucuların usuli haklarının ihlal edildiğine yönelik somut

şikâyetlerinin temyiz incelemesinde tartışılmaması gerekçeli karar hakkının

ihlali olarak görülebilir (B. No: 2012/603, 20/2/2014, § 49).

33. Başvuru konusu olayda İlk

Derece Mahkemesi, ilgili ana bilim dalı başkanlığının başvurucunun hizmetine

ihtiyaç olduğuna dair bir bildirimde bulunmaması ve lisansüstü öğrenim

süresinin bitmesi nedeniyle ilişiğinin kesilmesine ilişkin işlemin; ihtiyaç

durumunun belirlenmesi ve kadro verilerek başvurucunun atamasının yapılması

konusunda idarenin takdir yetkisi bulunması ve bakılan davada takdir yetkisinin

objektif kriterlere uygun olarak kullanıldığının anlaşılması nedeniyle

başvurucunun kadrosunun 2547 sayılı Kanun’un 33. maddesine aktarılmaması

işleminin hukuka aykırı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

34. Bu durumda ilk derece

Mahkemesi başvurucunun iddiasını da değerlendirerek dava konusu işlemlerin

tesisinde takdir yetkisinin hukuka uygun kullanıldığı gerekçesiyle davayı

reddetmiş olup, kararda başvurucunun iddialarının karşılanmadığından söz etmeye

imkân yoktur.

35. Bunun yanında Danıştay, ilk

derece Mahkemesi kararına atıf yaparak ve Mahkemenin gerekçesini aynen kabul

ederek temyiz talebini reddetmiş ve kararı onamış, karar düzeltme nedenleri

bulunmadığı gerekçesiyle de karar düzeltme talebinin reddine karar vermiştir.

Dolayısıyla Danıştay kararlarının gerekçesiz olduğundan da söz edilemez.

36. Açıklanan nedenlerle,

gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan,

başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin

“açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Davanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığı İddiası

37. Başvurucu, açtığı davanın

makul sürede sonuçlandırılamadığını belirterek Anayasa'nın 36. güvence altına

alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

38. Başvuru konusu dava, Anayasa

Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlama tarihi olan 23/9/2012’den önce

açılmış olup, başvuru tarihi itibarıyla derdest olduğu anlaşılmakla, başvurunun

incelenmesi Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi dâhilindedir. Ayrıca,

bireysel başvuruda bulunulmadan önce, ihlal iddiasının dayanağı olan işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru

yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekmekle birlikte, hukuk sistemimizde,

yargılamanın uzamasını önleyici etkiye sahip olan veya yargılamanın makul

sürede yapılmaması sonucunda oluşan zararları tespit ve tazmin edici nitelik

taşıyan bir idari veya yargısal başvuru yolunun bulunmadığı anlaşıldığından,

başvuru kanun yollarının tüketilmesi yönünden kabul edilebilir niteliktedir.

(B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 21-30).

39. Açıklanan nedenlerle, açıkça

dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmayan başvurunun bu kısmının kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

40. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın

Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına

da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma

alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

41. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

42. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”

kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az

giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

43. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir

süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme

hakkına sahiptir.”

44. Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında,

ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak

suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın

36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

45. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 39).

46. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No:2012/13, 2/7/2013, § 40).

47. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

48. Ancak belirtilen

kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici

değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti

ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun

yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 46).

49. Yargılama faaliyetinin makul

sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın

türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi

gereklidir.

50. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından 3/4/2007 tarihidir.

51. Davanın ikame edildiği tarih

ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak

süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç

tarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).

52. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinin

devamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas

alınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 52).

53. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinden, başvurucu, kadrosunun 2547 sayılı Kanun’un 33.

maddesine aktarılması talebinin reddine ilişkin işlem ile ilişiğinin

kesilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle 3/4/2007 tarihinde İstanbul 2.

İdare Mahkemesinde dava açmış, İlk Derece Mahkemesi 8/4/2008 tarihinde davanın

reddine karar vermiş, bu karar 13/05/2008 tarihinde başvurucu vekiline,

3/6/2008 tarihinde ise davalı idareye tebliğ edilmiş, 23/5/2008 tarihinde

başvurucu vekili kararı temyiz etmiş, dava dosyası 17/7/2008 tarihinde Danıştaya gönderilmiş, 8/6/2010 tarihinde Danıştay Savcısı

görüşünü vermiş ve Danıştay Sekizinci Dairesi 20/6/2012 tarihinde ilk derece

Mahkemesi kararının onanmasına karar vermiştir. Bu karar başvurucu vekiline

24/7/2012 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu vekili 3/9/2012 tarihinde karar

düzeltme başvurusunda bulunmuş, dava dosyası 19/10/2012 tarihinde Danıştaya gönderilmiş, Danıştay Sekizinci Dairesi

13/12/2012 tarihinde karar düzeltme talebini reddetmiş ve uyuşmazlığa konu

yargılama bu tarih itibarıyla bitmiştir.

54. Yargılama sürecinin

uzamasında yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratle

sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden

kaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de

ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi,

hukuk sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlama

yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerine

getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 44).

55. Bu kapsamda, yargı

sisteminin yapısı, mahkeme kalemindeki rutin görevler sırasındaki aksamalar,

hükmün yazılmasındaki, bir dosyanın veya belgenin bir mahkemeden diğerine

gönderilmesindeki ve raportör atanmasındaki gecikmeler, yargıç ve personel

sayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle yargılamada makul sürenin

aşılması durumunda da yetkili makamların sorumluluğu gündeme gelmektedir

(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Foti ve Diğerleri/İtalya, B. No: 7604/76, 10/12/1982, § 61; Neumeister/Avusturya, B. No: 8163/07, 2/4/2013, §

20-21; Zimmermann-Steiner/İsviçre, B. No: 8737/79, 13/07/1983, §

29-32; Reilly/İrlanda, B. No: 21624/93, 22/2/1995, §

65-66; Eckle/Almanya, B. No: 8130/78, 15/07/1982, §

84).

56. Başvuru konusu yargılama

süreci değerlendirildiğinde, İlk Derece Mahkemesinde 3/4/2007 tarihinde açılan

dava hakkında 8/4/2008 tarihinde karar verildiği ve yargılama süresinin 1 yıl 5

gün olduğu, İlk Derece Mahkemesi karar tarihinden Danıştay Sekizinci Dairesinin

karar düzeltme talebinin reddi kararına kadar geçen sürenin ise 4 yıl 8 ay 5

gün ve toplam yargılama süresinin ise 5 yıl 8 ay 10 gün olduğu, İlk Derece

Mahkemesince makul sürede dava hakkında karar verilmiş ise de Danıştay

Sekizinci Dairesinde geçen kanun yolu incelemesinde gecikmelerin yaşandığı

tespit edilmekle beraber, yukarıda yer verilen tespitler ışığında, özellikle

yargı sisteminin yapısından kaynaklanan iş yükü ve organizasyon eksikliğinin

somut başvuruya ilişkin yargılama süresinin uzaması üzerinde baskın bir etkiye

sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6.

maddesi gereğince, yargılama sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre

içinde karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama

koşullarını yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesini zorunlu kıldığından,

hukuk sisteminde var olan yapısal ve organizasyona ilişkin eksikliklerin

yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleştirilmemesine mazeret sayılamaz.

57. Başvurucunun tutumunun

yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit edilmemiştir.

58. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, başvuruya konu uyuşmazlığın başvurucunun kadrosunun 2547 sayılı

Kanun’un 33. maddesine aktarılması talebinin reddine ilişkin işlem ile

üniversite ile ilişiğinin kesilmesine ilişkin işlemin iptaline yönelik olmasına

ve davanın esastan çözümünün ise İlk Derece Mahkemesince 1 yıl 5 gün içinde

tamamlanmış olmasına karşın temyiz ve karar düzeltme talepleri hakkında 4 yılı

aşan sürede karar verilmiş olması, şikâyete konu yargılamada makul olmayan bir

gecikmenin olduğunu ortaya koymaktadır.

59. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi

Yönünden

60. Başvurucu, yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılamaması nedeniyle maruz kaldığı manevi zarar

karşılığında tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

61. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak

şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

62. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin 5 yıl 8 ay 10 günlük yargılama süresi nazara alındığında,

başvurucunun yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya takdiren 4.150,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

63. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun

1.

Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal

edildiği yönündeki iddiasının "konu

bakımından yetkisizlik" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiği yönündeki iddiasının "açıkça

dayanaktan yoksun olması" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya 4.150,00 TL MANEVİ

TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan

198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL

yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın

tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren

dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona

erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

28/5/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Bahadır YALÇINÖZ Başvurucu : Zeynel Temel KANGAL Vekili : Av. Metin İRİZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/5049, 28 Mayıs 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Başvurucunun
  16. B. Anayasa’nın 36. maddesinde
  17. C. Başvurucuya 4.150,00 TL MANEVİ
  18. D. Başvurucu tarafından yapılan
  19. E. Ödemelerin, kararın
  20. M. Emin KUZ
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/5049
Tarih
28 Mayıs 2014

İlgili Kararlar

  • E.t.y.i. A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/596)
  • Tahir Aytiş Başvurusu (B. No: 2013/3054)
  • Mehmet Çırpıcı Başvurusu (B. No: 2014/114)
  • Sinem Hun Başvurusu (B. No: 2013/5356)
  • Muharrem Keserci Başvurusu (B. No: 2012/575)
  • Mehmet Ali Kurtuldu Başvurusu (B. No: 2013/5504)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.