İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1967/49 K.1968/60

Karar günü:5/12/1968

Esas1967/49Karar1968/60Tarih5 Aralık 1968Okuma10 dk · 2.073 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
5 Aralık 1968
Esas No
1967/49
Karar No
1968/60
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.073 kelime·10 dk okuma·2 bölüm

Karar günü:5/12/1968

Resmi Gazete tarih/sayı:11.6.1969/13220

İtiraz yoluna başvuran : Hatay Asliye Ceza Mahkemesi

İtirazın konusu: Kaçakçılığın Men ve Takibine dair 1918 sayılı Kanunun 2 nci maddesine 3/6/1950 günlü ve 7314 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle eklenen fıkranın Anayasaya aykırı bulunduğu yolundaki Cumhuriyet Savcılığı iddiasının, Anayasa'nın 12., 31. ve 132. maddelerinin hükümlerine dayanan mahkemece, ciddî olduğu kanısına varılmış ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 151. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur.

1. Olay:

Kaçak

rakı çıkarmak eyleminden hakkında kovuşturma yapılan sanığın, Hatfly Asliye

Ceza Mahkemesinin 1967/270 sayısında kayıtlı dâvadaki duruşması sırasında;

sanık evine 200 metre kadar uzaklıkta dere içinde bulunan rakı çıkarma araçlarının

ve çekilmiş rakının kendisine ait olmadığını ve suçu işlemediğini ileri sürerek

ihbarda bulunan kimsenin dinlenmesini istemiş, müdahil Tekel İdaresi temsilcisi

de aynı isteme katılmıştır. Ancak Kaçakçılığın Men ve Takibine dair 1918 sayılı

Kanunun 2. maddesine 3/6/1959 günlü ve 7314 sayılı Kanunla eklenen fıkra kaçak

olaylarını ihbar edenlerin kimliklerini rızaları olmadıkça veya ihbarın

niteliği, haklarında suç teşkil etmedikçe açıklanamıyacağını hükme bağladığı

için ve olayda ihbarı yapanın kimliğinin açıklanmasını istemediği

anlaşıldığından kendisinin dinlenmesi mümkün olamamıştır. Bunun üzerine

Cumhuriyet Savcısı 1918 sayılı Kanunun 2. maddesine eklenen fıkranın Anayasa'ya

aykırılığını Meri sürmüş ve mahkeme iddianın ciddî olduğu kanısına vararak Anayasa

Mahkemesine başvurulmasına ve duruşmanın geri bırakılmasına 27/10/1967 gününde

karar vermiştir.

III. İtiraz konusu hüküm :

Kaçakçılığın Men ve Takibine dair 1918 sayılı Kanunun 2. sayılı Kanunun 1. maddesiyle eklenen itiraz konusu hüküm edenlerin hüviyetleri, rızaları olmadıkça veya ihbarın mahiyeti, haklarında suç teşkil etmedikçe açıklanamaz."

IV. Mahkemenin dayandığı Anayasa hükümleri;

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 12., 31. ve 132. maddelerinde yer alan hükümlerden mahkemenin gerekçesine dayanak yaptıkları aşağıda gösterilmiştir:

(Madde 12- Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Madde 31- Herkes, meşru bütün vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya dâvâlı olarak, iddia ve savunma hakkına sahiptir.

....................................

Madde 132- Hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasa'ya, kanuna hukuka ve vicdanî kanaatlarına göre hüküm verirler.

................................

...............................)

V. İlk İnceleme:

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca 12/12/1967 gününde yapılan ilk incelemede dosyada eksiklik olmadığı ve itirazın Anayasa'nın 151. ve 22/4/1962 günlü ve 44 sayılı Kanunun 27. maddelerine uygun bulunduğu görülerek esasın incelenmesi aynı günde oybirliği ile kararlaştırılmıştır.

I. Esasın incelenmesi:

İtirazın esasına ilişkin rapor, Adalet Bakanlığının 1/12/1967 günlü ve 42364 sayılı yazısına bağlı olarak gelen Hatay Asliye Ceza Mahkemesinin 27/10/1967 günlü ve 1967/ 270 sayılı gerekçeli kararı ve ekleri, Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen hüküm, Anayasa'nın konuya ilişkin hükümleri ve bunlarla ilgili gerekçeler ve Meclis görüşme tutanakları okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü :

İtiraz konusu fıkra 1918 sayılı Kanunun 2. maddesine 1959 yılında eklenmiştir. Eklenme nedeni kanun tasarısının gerekçesine göre şöyledir:

Kaçak

olaylarını ihbar edenlerin, mahkemelerde sanıkların ve çoğu kaçakçı olan

dinleyicilerin önünde dinlenmeleri bunları çok güç duruma düşürmektedir.

Böylece ortaya çıkan muhbirler hakarete uğramakta, dövülmekte hattâ

öldürülmektedir. Kaçakçıları yakalayabilmek için haber alma teşkilâtı

kurulmuştur. Bu teşkilât ancak muhbirlerle, ajanlarla iş görür. Kimliği

açıklanan muhbirin bir daha haber getirmesi mümkün olmadığı gibi böyle bir

durumda teşkilâtın adam bulabilmesi de düşünülemez. Haber alma organları

verimli çalışmayınca zabıta kuvvetlerinin çabaları da verimsiz kalmakta; Hazine

büyük zararlara uğramaktadır. Onun için, 6731 sayılı Millî Korunma Kanununun

69. maddesinde olduğu gibi, 1918 sayılı Kanununa da kaçak olaylarını ihbar

edenlerin kimliklerinin gizli tutulabilmesini sağlayacak bir hükmün getirilmesi

gerekli görülmüştür.

Gerekçeden de anlaşılacağı üzere Yasa Koyucunun kaçakçılık gibi çok önemli bir memleket sorununda toplumun gerçeklerini ve gereklerini gözönünde tutarak, kamu yararına ve kamu düzenini koruma kaygısiyle kanunlaştırdığı bu hükmün iptalini isteyen mahkeme, birinci neden olarak kanun önünde eşitlik ilkesinin bozulduğunu ve imtiyazlı bir muhbirler sınıfının türemesine yol açıldığını ileri sürmektedir.

Anayasa

Mahkemesinin daha önceki çeşitli kararlarında belirtildiği üzere eşitlik

konusunda Anayasa'nın, 12. maddesiyle mutlak olarak yasakladığı, yurtdaşların

kanun karşısında dillerine, ırklarına, cinslerine, siyasî düşüncelerine,

felsefî inançlarına, dinlerine ve mezheplerine göre değişik muamele görmelidir.

Bunların dışında kanun önünde eşitlik, ancak niteliklerde benzerlik ve

yasaların getirdiği kurallara uyarlık oranında söz konusu olabilir. Kanun

hükmü, kaçak olaylarını ihbar edenler arasında bir ayırım yapmış değildir:

bunların tümü için, rızaları olmadıkça veya ihbarın niteliği suç teşkil

etmedikçe, kimliklerinin açıklanmaması kuralını koymuştur. Demek ki kaçakçılık

muhbirleri, kendi grupları içinde, kanun karşısında eşittirler. Yukarıda da

kısaca değinildiği üzere Anayasa'nın koyduğu ilke dışında, kanun karşısındaki

eşitliği başka türlü düşünmenin olanağı yoktur.

Öte

yandan yine Anayasa'nın 12. maddesinin son fıkrası, mahkemenin gerekçesinde

belirtildiği üzere, kişilere, ailelere, sınıflara imtiyaz tanınmasını

yasaklamaktadır. Ancak şurası da açıktır ki inceleme konusu hükmün ereği, bir

takım insanları mahkeme önüne çıkmama imtiyazı ile donatmak değil, Devletin

kaçakçılarla ilgili haber alma kuruluşlarının gereği gibi çalışabilmelerini ve

kaçakçılıkla savaşın başarıya ulaşmasını sağlamaktır. Kaçak olaylarını ihbar edenlerin

kimliklerinin gizli tutulmasında bir imtiyaz niteliği yoktur; bir teminat, bir

tedbir niteliği vardır. Bu gibiler, gördükleri hizmetten dolayı ve hizmeti

başarı ile, sürekli olarak görebilsinler diye korunmaktadırlar. Korundukları

için de kaçakçılık izlemeleri ve kovuşturmaları daha olumlu yönlerde yol

alabilmektedir. Demek ki aslında hükümden yararlanan kamu düzenidir, toplumdur.

Bir takım kişilerin yararlanması ise, dolaylı olup ikinci alanda kalmakta; bir

bakıma bunların toplum ve düzen yararına gördükleri hizmetin karşılığı

olmaktadır.

Görülüyor ki iptali istenen hükmün Anayasa'nın 12. maddesine aykırı bir yönü yoktur.

1918 sayılı Kanunun 2. maddesinin son fıkrasının Anayasa'nın 31. maddesindeki iddia ve savunma hakkını ve hâkimin, yine Anayasa'nın 132. maddesi uyarınca hüküm verebilmek için delilleri toplayabilme yetkisini kısıtladığı yolunda mahkemece ileri sürülenlerin tartışılmasına geçilirken önce ihbar müessesesi üzerinde kısaca durmak gerekecektir.

İhbar,

kanunî delillerin varlığı ile desteklenmedikçe bir suçlamada hiç bir zaman

ağırlık noktası, etki unsuru olamaz. İhbar, doğru ise, bir olayı, bir eylemi

duyurmuş olur; ancak olay veya eyleme sanık arasında ilişki kurmağa tek başına

yeterli değildir. Nitekim Hatay Asliye Ceza Mahkemesinin bakmakta olduğu işte,

ihbarın tuttuğu ışıkla, sanığın evinin yakınında kaçak rakı araçları ve kaçak

çekilme rakı bulunmuş; fakat suçu sanığın işleyip işlemediği karanlık

kalmıştır. İhbarı yapanın kimliğinin belli olup olmaması birinci derecede bir

önem taşımaz, imzasız veya düzme kimlikli bir ihbar, hattâ kimliğini saklayan

bir kimsenin telefonla haber vermesi üzerine de, Cumhuriyet Savcısı, işi ilginç

görürse, araştırmaya geçebilir ve belki, gerçekten yer almış bir olayı da

ortaya çıkartır. İhbar yapanın kimliğinin gizli tutulması durumu ile ihbarı

kimliği bilinmeyen bir kimsenin yapmış olması arasında büyük fark yoktur. Her

iki halde de ihbarı yapanın delil kefesindeki ağırlığı sıfır olur. Böyle olunca

da artık iddia ve savunma hakkının kökünden engellendiği düşünülemez. Öte

yandan savunmada asıl önemli olan sanığın, isnadı tüm olarak ve zamanında

öğrenmesidir, iptali istenen hükmün bu hakkı zedeleyen bir yönü bulunmadığı

ortadadır.

Olayı

ihbar edenin kimliği belli olmadığı yahut gizli tutulduğu takdirde artık onun

mahkemenin toplayacağı ve takdir edeceği deliller arasında yeri yok demektir.

Mahkeme tabiatiyle elde olan veya ele geçebilen deliller üzerinde duracaktır.

Burada bir sınırlama iddiası belki ileri sürülebilir. Ancak ne "meşru

bütün vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

ve dâvâlı olarak iddia savunmada bulunmak" hakkı ne de hâkimin

"kendisini vicdanî kanaate götürecek bütün delilleri toplama" yetkisi

mutlak değildir. Söz gelimi Anayasa, 33. maddesiyle bir kimsenin kendisini veya

kanunun gösterdiği yakınlarını suçlandırma sonucu doğuracak beyanda bulunmaya

ve bu yolda delil göstermeğe zorlanmasını yasaklamıştır. Ceza Usulü Hukukunda

belirli durumlarda tanıklıktan kaçmayı öngören ilkeler vardır. Yine Anayasa

(Madde 11). özüne dokunmamak suretiyle temel hak ve hürriyetlerin bile bir

kanunla sınırlanmasına cevaz vermiştir, iptali istenen ve güttüğü erek yukarıda

açıklanan hükmün, en aşırı ve dar bir görüşle dahi, hak arama hürriyetinin ve

mahkemelerin bağımsızlığı ilkesinin özüne dokunduğu ileri sürülemez ve hukukça

savunulamaz.

Şu duruma göre 1918 sayılı Kanunun 2. maddesinin son fıkrasının Anayasa'nın 31. ve 132. maddelerine aykırı bir yönü yoktur.

İptali

istenen hükmün kötü niyetli muhbirlere kalkanlık ettiği, namuslu insanları

huzursuz bıraktığı ve insan haklarının, hürriyetlerin, şeref ve haysiyetlerin

koruyucusu olan Anayasa ile böyle bir tutumun bağdaştırılamıyacağı yolundaki

iddiaya gelince: Bu iddiayı karşılamak için hükmün metni dışında kanıt aramak

gereksizdir. İnceleme konusu fıkra, kaçak olaylarını ihbar edenlerin

kimliklerinin açıklanmamasını, ihbarın muhbirler hakkında suç teşkil edecek

nitelikte olmaması şartına bağlamaktadır. İhbar muhbiri suçlu bir duruma

düşürüyorsa ihbarı yapanın rızası olmasa bile, kimliği gizlenemiyecektir. Böyle

bir hükmün kötü niyetli muhbirlere kalkanlık edebileceği ve namuslu insanları

huzursuz kılacağı düşünülemez.

Özetlenecek olursa: 1918 sayılı Kanunun 2. maddesine 7314 sayılı Kanunun 1. maddesiyle eklenen fıkra Anayasa'nın 12., 31. ve 132. maddelerine, veya başka her hangi bir hükmüne aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir, Üyelerden ihsan Keçecioğlu bu görüşe katılmamıştır.

VII.

SONUÇ / HÜKÜM

SONUÇ

Kaçakçılığın Men ve Takibine dair 1918 sayılı Kanunun 2. maddesine 3/6/1959 günlü ve 7314 sayılı Kanunun 1. maddesiyle eklenen fıkranın Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine üyelerden İhsan Keçecioğlu'nun karşı oyu ile ve oyçokluğu ile 5/12/1968 gününde karar verildi.

Başkanvekili

Lütfi Ömerbaş

Üye

İhsan Keçecioğlu

Üye

Salim Başol

Üye

A. Şeref Hocaoğlu

Üye

Fazlı Öztan

Üye

Celalettin Kuralmen

Üye

Hakkı Ketenoğlu

Üye

Sait Koçak

Üye

Avni Givda

Üye

Muhittin Taylan

Üye

İhsan Ecemiş

Üye

Recai Seçkin

KARŞI

OY YAZISI

Kaçakçılık olaylarını ihbar edenlerin hüviyetlerinin kendileri istemedikçe açıklanmamasını veya ihbarın mahiyeti, haklarında suç teşkil etmedikçe açıklanamıyacağını öngören 1918 sayılı Kanunun 2. maddesine 7314 sayılı Kanunun 1. maddesi ile eklenen fıkranın Anayasa'ya aykırı olmadığından itirazın reddine karar verilmiştir.

1- Anayasa'nın hak arama başlığını taşıyan 31. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin meşru bütün vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle iddia ve savunma hakkına sahip olduğu ilkesine yer verilmiştir. Bu hükmün kavramı açıktır. Anayasa koyucu, bu hakkın kullanılmasında faydalanılacak yolların (Meşru olması) koşulundan ötede bir sınır kabul etmemiştir. İddia ve savunma hakkının özelliği de buradadır.

Şu hale göre kanunun, iddia ve savunma hakkının gereği gibi kullanılmasını engelleyecek sınırlar koyması düşünülemez. Kanunun koyacağı sınır olsa olsa meşru olmayacak yallardan yararlanılarak yapılacak bir iddia ve savunmayı önleme amacına yönelmiş olmaktan ibaret kalmalıdır. Dâva konusu hüküm ise bölye bir nitelik taşımamaktadır.

Kararda, bir kimsenin kendisini veya kanunun gösterdiği yakınlarını suçlandırma sonucunu doğuracak beyanda bulunmağa ve bu yolda delil göstermeğe zorlanmayı yasaklayan Anayasa'nın 33. maddesinde yer alan hüküm ile Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun belirli durumlarda tanıklık yapmaktan kaçınmayı öngören hükümleri birer örnek olarak ele alınıp hâkimin delilleri toplama yetkisinin mutlak olmadığı sonucuna varılmakta ve ortada Anayasa'nın 31., 11. ve 132. maddelerine aykırı bir durum bulunmadığı açıklanmaktadır.

Önce

şu hususu belirtmek yerinde olur: Bir kişinin kendisini suçlandırma sonucunu

doğuracak beyanda bulunmağa veya bu yolda bir delil göstermeğe zorlanması doğal

kurallara aykırı düşer. Ve Anayasa'nın öngördüğü insan haysiyetinin korunması

ilkesi ile de bağdaşmaz. Bir kimseyi yakınları hakkında beyanda bulunmağa

zorlamanın ise yine Anayasa'nın öngördüğü aile bağlarının korunması ilkesi ile

bağdaşmayacağı meydandadır. Bu ilkelerin, iddia veya savunma vesilesiyle

zedelenmesi sonucunu doğuracak bir yola başvurulması halinde Anayasa'nın 31.

maddesinde belirtilen (Meşruluk) sınırı dışına çıkılmış olacağında şüphe

yoktur, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun tanıklıktan çekilmeyi kapsayan

hükümleri için de aynı görüşü savunmak mümkündür. Ancak bu özel durumun herhangi

bir nedenle kapsamının genişletilmesinin de doğru olamıyacağını kabul etmek

gerekir.

İptali istenen hükümde böyle bir durumun söz konusu olmadığına ve ihbar edenin kimliğinin bilinmesine zaruret olan hallerde bunun açıklanmasını iddia ve gerekse savunma yönünden istemenin meşru sayılmayacağını ileri sürebilmenin hukuk kuralları ile bağdaşmayacağına göre bunu engelleyen itiraz konusu hükmün, Anayasa'nın 31. maddesine aykırı düştüğü meydana çıkmaktadır.

2-

Mahkemelerin yalnız ihbar ile yetinmeyerek ihbarı doğrulayan delilleri

araştırıp bulmayı tüm olarak değerlendirecekleri bir gerçek olmakla beraber

İhbarı yapan kişinin kimliğinin bilinmesi ve bunun tanık olarak dinlenmesi,

iddia veya savunma bakımından zorunlu olabileceği hallerin de bulunabileceğini

gözden uzak tutmamak gerekir. Halbuki itiraz konusu hüküm, ihbarı yapanın

rızası olmadıkça hâkimi bu yolda soruşturma yapmaktan alıkoymaktadır. Böyle

olunca da iddia veya savunmanın doğruluk derecesi açıklığa kavuşturulmamış ve

bunun sonucu olarak hâkim de tam bir kanaate ulaşmadan hüküm vermek zorunda

bırakılmış olur ki; böyle bir hal Anayasa'nın 132. maddesinde yer alan Hâkimin

vicdanî kanaatına göre hüküm vereceği ilkesine aykırı düşer.

3- Yurdun ekonomik yapısında önemli zararlara yol açan kaçakçılık suçlarının çoğunlukla ihbarla ortaya çıkarıldığı ve ihbar edenlerin kimliklerinin öğrenilmesi takdirinde bir çok nedenlerle ihbardan çekinileceği ve bu durumda kaçakçılık suçlarının daha da artacağı cihetle İptali istenen hükmün konulmasında (Kamu yararı) bulunduğu kanunun gerekçesi olmakla beraber kamu yararı amacı ile yapılan bu sınırlamanın iddia ve savunma hakkının özüne dokunur bir sonuç doğurduğu görülmektedir.

İddia veya savunma hakkının kullanılabilmesi için her şeyden önce isnadın tüm olarak bilinmesi gereklidir. Özellikle savunma yönünden bu gerek daha önemlidir.

İsnadın

tümolarak bilinmesi için, yalnız başına iddianamede belirtilen suçun niteliğini

öngören anlamında dar bir çerçeve içinde düşünmek yeterli değildir. Lehdeki ve

alehdeki delillerin tüm olarak vaktinde öğrenilmesi, iddia veya savunma

hakkının gereği gibi yerine getirilmesi için lüzumlu ve zorunludur. İhbarın

şekli ve ihbarı yapanın kimliğinin bilinmesi de (İsnadın tüm olarak zamanında

öğrenilmesi) kavramı içinde düşünülmesi gereken bir husustur. İptal konusu

hüküm ise bu durum açıkça engellemekte ve özellikle savunma hakkının

kullanılmasını güçleştirmektedir. Eksik iddia veya savunma sonucunu doğuran söz

konusu kanun hükmü iddia ve savunma hakkının özünü zedeleyecek bir nitelik

taşımaktadır. Bu bakımdan Anayasa'nın 11. maddesine de aykırı bulunduğu

düşüncesindeyim.

Yukarıda gösterilen nedenlerle çoğunluğun görüşüne katılmıyorum, itiraz konusu hükmün iptali kanısındayım.

Üye Ahmet · Akar Üye Halit · Zarbun Üye Muhittin · Gürün Üye İhsan Keçecioğlu

Anayasa Mahkemesi, E. 1967/49, K. 1968/60, 5 Aralık 1968 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Karşı
  4. Oy Yazısı
  5. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1967/49
Karar No
1968/60
Tarih
5 Aralık 1968

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1968/32 K.1968/62
  • AYM Norm Denetimi E.1968/65 K.1968/61
  • AYM Norm Denetimi E.1968/66 K.1968/64
  • AYM Norm Denetimi E.1968/55 K.1968/63
  • AYM Norm Denetimi E.1968/12 K.1968/65
  • AYM Norm Denetimi E.1968/9 K.1968/67

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.