KÜNYE
Anayasa
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 2 Haziran 1989
- Esas Sayısı
- 1988/36
- Karar Sayısı
- 1989/24
- Karar Günü
- 2.6.1989
- R.G. Tarih-Sayı
- 28.09.1989-20296
- İtiraz yoluna başvuran
- Karaisalı Asliye Hukuk Mahkemesi
- İtirazın konusu
- 21.6.198' günlü, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun
Karar Metni
2.343 kelime·12 dk okuma·16 bölüm
Geçici 4. Maddesi'nin birinci fıkrasının ilk tümce-sindeki "... bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce kesin hükme bağlanmış uyuşmazlıklara bu Kanun uygulanmaz." hükmünün Anayasa'nın 2., 10., 35., 36. ve 44. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptali istemidir.
I- OLAY
43.000 m2yüzölçümündeki, 138 parsel no.lu taşınmazın,
tapulama sırasında vergi kaydına ve kazandırıcı zamanaşımına dayanılarak
zilyedi adına tespitine itirazı Tapulama Komisyonu'nca reddedilen Hazine
vekilinin, miktar fazlası bulunduğu savıyla Tapulama Mahkemesi'nde açtığı
davada dava konusu taşınmazın 4130 m2'lik kısmın adına tespit
yapılana bırakılarak 38.870 m2'lik kısmının Hazine adına tapuya
tesciline ilişkin karar, davalının temyizi üzerine Yargıtay 7. Hukuk
Dairesi'nce onanıp, düzeltme yoluna gidilmediği için de kesinleşince, davalının
mirasçısı Hazineye karşı tapu iptaliyle kendi adına tescil isteyen davayı
açmış, vekili 23.2.1988 günlü dilekçesinde, 3402 sayılı Yasa'nın 17.
Maddesi'nin kendileri gibi taşınmazı ihya edenlere tescil için tanıdığı hakkın
Geçici 4. Madde ile engellendiğini ileri sürerek bumaddenin Anayasa'ya aykırı
olduğunu bildirmiş ve savının ciddi bulunarak iptali için Anayasa Mahkemesi'ne
götürülmesini dilemiş, yerel Mahkeme de bu kanıya vararak 3402 sayılı Kadastro
Kanunu'nun Geçici 4. Maddesi'nin birinci fıkrasının yukarda belirtilenhükmünün
iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuştur.
III-YASA METİNLERİ
A. iptali İstenen Yasa Kuralı
3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun iptali istenen hükmü de içeren Geçici 4. Maddesi şudur:
"Geçici Madde 4.- Tapulama ve kadastro mahkemelerince bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce kesin hükme bağlanmış uyuşmazlıklara bu Kanun uygulanmaz. Tapulama mahkemeleri ile kadastro mahkemesi sıfatıyla görev yapan asliye mahkemelerinde halen görülmekte olan davalar ile 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılacak davalara bu Kanun hükümleri uygulanır.
Bu Kanunun yürürlüğünden önce düzenlenmiş tapulama tutanakları ve kadastro beyannameleri ile verilmiş bulunan komisyon kararları geçerliliklerini korurlar. Bunlara süresi içinde itiraz durumunda bu Kanun hükümleri uygulanır.
2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri Kanunu ile diğer kanunlar gereğince özel kadastrosu yapılan ve tutanakları kesinleşmiş bulunan taşınmazlar için 10 yıllık hak düşürücü süre geçmiş ise, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde hak sahipleri dava açabilirler.
Tapulama ve kadastrosu yapılıp tespit dışı bırakılan yerlerde tapulu taşınmazların maliklerinin talep etmesi halinde, bu Kanunun hükümlerine göre bunların kadastrosu yapılır."
B. Dayanılan Anayasa Kuralları
1- "Madde 2.- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir."
2- "Madde 10.- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."
3- "Madde 35.- Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."
4- "Madde 36.- Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
5- "Madde 44.- Devlet, toprağın verimli olarak işletilmesini korumak ve geliştirmek, erozyonla kaybedilmesini önlemek ve topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçilikle uğraşan köylüye toprak sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri alır. Kanun, bu amaçla, değişiktarım bölgeleri ve çeşitlerine göre toprağın genişliğini tespit edebilir. Topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçiye toprak sağlanması, üretimin düşürülmesi, ormanların küçülmesi ve diğer toprak ve yeraltı servetlerinin azalması sonucunu doğuramaz.
Bu amaçla dağıtılan topraklar bölünemez. Miras hükümleri dışında başkalarına devredilemez ve ancak dağıtılan çiftçilerle mirasçıları tarafından işletilebilir. Bu şartların kaybı halinde, dağıtılan toprağın Devletçe geri alınmasına ilişkin esaslar kanunla düzenlenir."
IV-İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince Mahmut C. CUHRUK, Yekta Güngör ÖZDEN, Necdet DARICIOĞLU, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Muammer TURAN, Mehmet ÇINARLI, Servet TÜZÜN, Adnan KÜKNER, Oğuz AKDOĞANLI; ihsan PEKEL ve Selçuk TÜZÜN'ün katılmalarıyla 15.9.1988 günü yapılan ikinci ilk inceleme toplantısında, eksiklikleri nedeniyle geri çevrilen ve tamamlandıktan sonra gönderilmekle yeniden ele alınan dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiylekarar verilmiştir.
V-ESASIN İNCELENMESİ
işin esasına ilişkin rapor, başvuru kararıyla ekleri, iptali istenilen yasa kuralı ve dayanılan Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve öteki yasama belgeleri okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A.3402 sayılı Yasa'nın Geçici 4. Maddesi'nin gerekçesinde;
"766 sayılı Tapulama ve 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri Kanunlarında
bulunmayan bu madde ile, hak sahipleri lehinde olmak üzere, tapulama
mahkemeleri ile kadastro mahkemesi sıfatıyla görev yapanasliye mahkemelerinde
halen görülmekte olan davalarla on yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılacak
davalarda; bu Kanun hükümlerinin uygulanacağı" esaslarının getirildiği
bildirilerek genelde "yasaların geriye doğru yürümezliği" ilkesine
ayrık kural oluşturulmuşsa da fıkranın iptali istenilen ibareyi içeren ilk
cümlesi kesin hükme uyma zorunluluğunu vurgulayan bir açıklık taşımaktadır.
Gerçekten, ".... kesin hükme bağlanmış uyuşmazlıklara bu Kanun
uygulanmaz" kuralı, bu yasanın yürürlüğe girmesinden önceyürürlükte olan
ilgili yasalara göre verilerek kesinleşmiş kararların konusu olan
uyuşmazlıkların yeniden ele alınamayacağını öngörmektedir.
Türk hukukunda "Yasama ve yürütme organları ile idare,
mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını
hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini
geciktiremez." hükmüyle kaynağı Anayasa'nın 138. maddesinin dördüncü
fıkrasında bulunan kesin hüküm, mahkemelerce verilen, yasa yolları izlenerek ya
da izlenmesi gerekli görülmeyerek sonuçlanan, uyulması, yerine getirilmesi
zorunlu, itirazı ve konusunun yeniden ele alınması olanaksız kararları
amaçlamaktadır. Anlaşmazlıkların sürüp gitmesini önleyerek kamu düzenine katkıda
bulunma düşüncesine bağlanan "kesin hüküm" ilkesi, yürürlükteki
kurallara göre çözümlenen bir konunun, o konunun ilgilileri arasında, Yasa'nın
öngördüğü "iade-i muhakeme" gibi ayrık durum dışında, yeniden
incelenmesine engeldir. Değişik yasalarda yer alan bu hukuksal kurum, yargı
alanında kararlılık sağlamakamacına bağlanmaktadır. Biçimsel ve nesnel anlamda
tanımları yapılan bu kurumun öğeleri, yargı kararlarına tanınan bir nitelik
olması, bu niteliğin yasalarla tanınması ve yargı kararına uyulması
zorunluluğudur. Özel hukukta, dava konusunun, dayanaklarınınve yanlarının aynı
olması sorununun ikinci kez dava edilmesini engellemektedir.
B. 3402 Sayılı Yasa'nın Geçici 4. Maddesi'nin Birinci Fıkrasındaki itiraz Konusu Hükmün Anayasa'ya Aykırılığı Sorunu :
Fıkranın ilk cümlesi, 3402 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girmesinden önce tapulama ve kadastro mahkemelerince kesin hükme bağlanmış uyuşmazlıklara bu Yasa'nın uygulanmayacağını öngörmektedir. Durumun böylece saptanmasından sonra itiraz yoluna başvuran Mahkemenin iptal gerekçesindeki Anayasa maddelerine göre incelemeyapılacaktır:
1- Anayasa'nın 2. Maddesi Yönünden İnceleme:
İtiraz konusu kural, kesin hükmün bağlayıcılığını yineleyerek
geçerliğini korumaya almıştır. Yasa uygulamaları sırasında, önceki uygulamalara
ilişkin kesin kararların konusu olan durumların yeniden ele alınmasını önleyen
kural, kimi yanlış uygulama olasılıkları gözetilerek konulmuştur. Anayasa'nın
2. maddesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin nitelikleri arasında "hukuk
devleti"ne yer vermiştir. Anayasa Mahkemesi'nin birçok kararında
belirtildiği gibi hukukdevleti; her işlem ve eyleminin hukuka uygunluğunu
başlıca geçerlik koşulu bilen, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurmayı
amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren, hukuku tüm devlet organlarına egemen
kılan, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, insan haklarına saygı
duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, Anayasa ve hukukun üstün
kurallarına bağlılığa özen gösteren, yargı denetimine açık olan yasaların
üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleriyle Anayasa
bulunduğu bilincinden uzaklaşmayan devlettir. Devlet işlemlerinin hukuka uygun
olması, kazanılmış haklara saygı duymayı gerektirir. Her kesin hüküm, bir
kazanılmış hakka yol açabileceğine göre, kesin hükme saygı, kazanılmış hakka
saygı demektir. Hukuk devleti, kazanılmış haklan korumakla duyarlı davranarak
hukuka bağlılığını örnek davranışlarla kanıtlar. İtiraz konusu kural, kesin
hüküm dokunulmazlığını öngördüğünden bu olguya dayanak olarak Anayasa'nın 2.
maddesine aykırılığından söz edilemez. Hukuk devleti niteliğine aykırılık,
ancak hukuka aykırı biçimde, kesin hükümlerin geçerli sayılmasını engelleyici
bir kural için öne sürülebilirdi. Kazanılmış hakkı çiğnemeyen, koruyan itiraz
konusu hüküm, bu nedenlerle Anayasa'nın 2. maddesine aykırı görülmemiştir.
2- Anayasa'nın 10. Maddesi Yönünden İnceleme:
Davacı vekilinin, aykırılık savının dayanaklarından başlıcası, Anayasa'nın "Kanun önünde eşitlik" başlıklı 10. maddesidir. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, iptalini istediği kural olmasaydı gerekli incelemenin yapılarak önceki Yasanın kısıtlama getirmesinden kaynaklanan nedenlerle verilmeyen mülkiyet hakkının zilyedine kazandırılabileceğini, 766 sayılı Yasa'nın öngördüğü 50 dönümü, 3402 sayılı Yasa'nın 100 dönüme aktararak ayrıca "ihya" yoluyla taşınmaz edinilmesine olanak tanıdığım, oysa itiraz konusu hükmün lehteki hükümlerin uygulanmasını engellediğini bildirerek kesin hükme bağlanmış olanlarla olmayanlar arasında hukuksal eşitsizliğe neden olduğunu ileri sürmüştür.
Dava konusu olay yönünden soruna yaklaşıldığında, ilk bakışta, bir eşitsizlik olduğu izlenimini verecek bir düzenleme karşısında bulunulduğu sanılabilirse de, iptali istenilen kuralın, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 9.10.1987 gününden önce kesin hükme bağlanmış uyuşmazlıklara bu Yasa'nın uygulanmayacağını belirtmekle kesin hükme saygıyı vurguladığı açıkça anlaşılmaktadır.
3402 sayılı Yasa'nın 14. maddesinin birinci fıkrasında
"Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam
yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100
dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az
yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi
veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir"
denilmektedir. Bu Yasa'nın 48. maddesinin yürürlükten kaldırıldığı 28.6.1966
günlü, 766 sayılı Tapulama Kanunu'nun aynı doğrultudaki 33. maddesinde ise,
zilyetlikle kazanılabilecek taşınmazın miktarı en çok 100 dönüm iken, 19.7.1972
günlü, 1617 sayılı Toprak ve Tarım Reformu Öntedbirler Kanunu'nun yaptığı
değişiklikle, kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mal edinebilme miktarı, tek
parçada 20, bir tapulama bölgesinde 50 dönümle sınırlanmıştır. Bu hükümler
yürürlükteyken yapılan tespitler ya da açıklanacak davalar sonunda, Yasanın
getirdiği sınırlamaları aşan taşınmazlara sahip olunamayacağı doğaldır. Uyuşmazlık
bir kesin hükme konu olmuşsa artık 3402 sayılı Yasa'nın miktar açısından zilyed
lehine getirdiği hükümlerden yararlanma olanağı hiç kalmayacak; örneğin,
yapılantespite itiraz eden ya da tescil davası açarak kazandırıcı zamanaşımı
yoluyla mal edinmenin öbür koşullarını yerine getirdiğini kanıtlayan kimse
Yasadaki miktar sınırlamasıyla karşılaşarak 766 sayılı Yasa'ya göre tek parçada
20, bir tapulama bölgesinde ençok 50 dönüm taşınmaza sahip olabilecek; mal
edinme, itiraz konusu olaydaki gibi miktar fazlası Hazine adına tescil edilerek
kesin hükme bağlanmış bir uyuşmazlık sonucunda olmuşsa 3402 sayılı Yasa'nın
lehte hükümlerinden hiçbir biçimde yararlanamayacaktır.Oysa, taşınmazının
bulunduğu bölgede tapulama çalışmalarına başlanmamış olan ya da bitişik
parselde de olsa tescil davası açmamış bulunan, yani kesin hüküm kapsamında
olmayan kimse 3402 sayılı Yasa'nın miktar açısından getirdiği lehte kurallardan
yararlanacak ve öncekilerden daha fazla taşınmaza sahip olabilecektir. Aynı
durum, "İmar ve ihya" da söz konusudur. Genelde "yoktan var
etmek", anlamına gelen ve tarıma elverişli olmayan bir taşınmazın büyük
emek ve giderle tarıma elverişli duruma getirilmesi biçiminde tanımlanabilecek
olan "ihya" yoluyla taşınmaz mal edinilmesi, 766 sayılı Yasa'ya göre
olanaksızdı. Sözü edilen Yasa'nın 37. maddesinde yazılı kurallar gereğince bu
tür taşınmazlar Hazine adına tespit ve tescil edilmekle birlikte, 27.3.1950 den
önce ihya edilmiş taşınmazlar üzerinde ihya edenlerin zilyetliklerinin
korunması, 3402 sayılı Yasa'nın 17. maddesindeki "Orman sayılmayan
Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen
araziden, masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale
getirilen taşınmaz mallar 14 üncü maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya
edenler veya halefleri adına aksi takdirde hazine adına tespit edilir.
İl, ilçe ve kasabaların imar planının kapsadığı alanlarda kalan
taşınmaz mallarda bu hüküm uygulanmaz" kuralı gereği ihya yoluyla taşınmaz
edinme olanağı tanınarak genişletilmiştir. Kendi çıkardıkları ya da
karşılaştıkları uyuşmazlıklar kesin hükümle sonuçlandırılanlar ihya ettikleri
taşınmazlara sahip olamazken, aynı durumda olupkesin hüküm engeliyle
karşılaşmayanlar yasa değişikliğiyle ihya ettikleri taşınmazlara malik
olabileceklerdir. Yasa değişikliğinin sonucu olan bu durumlarda her ne kadar
eşitsizlik var gibi görünüyorsa da, 766 sayılı yasa'nın yürürlükte olduğu zaman
tarafoldukları uyuşmazlık kesin hükümle sonuçlandırılmış olanlarla olmayanların
durumları, hukuksal konumları değişiktir. İtiraz konusu ibarenin yer aldığı
Geçici 4. Maddenin birinci fıkrası, bir tasfiye yasası olan 3402 sayılı
Yasa'nın uygulanmasını geriye yürüten ayrık kuralları içermektedir. Böyle bir
düzenleme sırasında, itiraz konusu hükmü koymakla yanlış anlamaların önlenmek
istendiği anlaşılmaktadır. Yoksa, bu hüküm olmasa, da kesinleşmiş hükme konu
olmuş uyuşmazlıkların bir kez de yeni yasaya göre çözümlenmesi söz konusu
olamazdı.
Ayrı hukuksal durumda bulunanlar arasında eşitlik gerekleri
gözetilemeyeceğinden bunların ayrı kurallara bağlı tutulmaları eşitlik ilkesine
aykırılık sayılamaz. Anayasa Mahkemesi'nin birçok kararında değinildiği gibi
yasa önünde eşitlik, herkesin, her yönden aynı kurallara bağlı tutulmasını
zorunlu kılmaz. Bu doğrultuda anlam verilerek eşitlik ilkesini yorumlamak
eşitsizliklere ve aykırılıklara neden olabilir. Yasaların uygulanmasında dil,
ırk, renk, cinsiyet, siyasal düşünce,felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri
nedenlerle ayrım gözetilerek eşitsizliğe yol açılması Anayasa katında geçerli
görülemez. Anayasa'nın öngördüğü mutlak yasak, aynı durumda olanlara ayrı
kuralların uygulanarak ayrıcalıklı kişi ve toplulukların varlığımönlemeyi
amaçlamaktadır. Kimi yurttaşların haklı bir nedene dayanarak değişik kurallara
bağlı tutulmaları eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz. Durum ve
konumlarındaki özellik ve ayrılıklar, kimi kişiler ya da topluluklar için
değişik kuralları ve değişikuygulamaları gerektirebilir. Özelliklere ve
ayrılıklara dayandığı için haklı olan nedenler, ayrı düzenlemeyi aykırı değil,
geçerli kılar; ayrıcalık sayılamaz. Ancak, aynı durumda olanlar için ayrı
düzenleme aykırılık oluşturur. Anayasa'nın aradığı eşitlikeylemli değil,
hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı
kurallarla düzenlenirse Anayasa'daki eşitlik ilkesi çiğnenmiş olmaz.
İptali istenilen kural, kesin hükme bağlanmış olan ve olmayan durumları, daha başka bir anlatımla hukuksal konumları birbirinden ayrı olan tarafları kapsamına almakla, "kesin hüküm" haklı nedenine dayandığından Anayasa'nın 10. maddesiyle güvenceye alınan eşitlik ilkesine aykırı bulunmamaktadır.
3- Anayasa'nın 35., 36. ve 44. Maddeleri Yönünden inceleme:
a) itiraz konusu kuralın, Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı"nı düzenleyen 35. maddesiyle bir ilgisi bulunmamaktadır. Mülkiyet hakkını doğrudan ya da dolaylı olarak, olumsuz biçimde etkileme, ortadan kaldırma, sınırlama durumu olmadığı gibi, bu hakkın kullanımını düzenleme amacı da yoktur. Sorun, kesinleşmiş yargı kararlarının bir daha inceleme konusu yapılıp yapılmamasıdır. Bu nedenle Anayasa'nın 35. maddesine aykırılık savı yerinde değildir.
b) Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti'' başlıklı 36.
maddesinde; herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı
mercileri önünde davacı ya da davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip
bulunduğu öngörülmüştür. Hiç, kuşku yok ki, bu "meşru vasıta ve
yollar", hukuk devletinde saygıyla karşılanan, yurttaşların en doğal
haklan içinde yer alan, hukuksal nitelikleri tartışması/, yasal yollar ve
yöntemlerdir. Koşullarına uyulduğunda izlenmesi herkes için geçerli olan dava
yolu, hak arma özgürlüğünün en belirgin biçimidir. Temel haklar ve ödevler
kapsamındaki buözgürlük ancak kamu yararı amacıyla sınırlanabilir. Anayasa'nın
138. maddesinin dördüncü fıkrası, kesin hükmü güvenceye bağlamış, 142. maddesi
de mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin
yasayla düzenleneceğini belirterek bu alanda Yasakoyucuya yetki vermiştir.
Yasakoyucu da kesin hükmü, 3402 sayılı Yasa uygulamaları yönünden güvenceye
almıştır. Bu durumda Anayasa'nın 36. maddesine aykırılık saptanamamıştır.
c) Anayasa'nın "Toprak mülkiyeti" başlıklı 44. maddesi de itiraza dayanak olamaz. Konunun, toprağın verimli biçimde işletilmesini korumak ve geliştirmekle, önlemekle, toprak dağıtımıyla, toprak ve yeraltı servetleriyle, miras hükümleri dışında devri ya da işletilmesiyle ilgisi yoktur.
Açıklanan nedenler karşısında iptal istemi reddedilmelidir.
DARICIOĞLU
Üye
Yılmaz
ALİEFENDİOĞLU
Üye
Muammer
TURAN
Üye
Mehmet
ÇINARLI
Üye
Servet
TÜZÜN
Üye
Mustafa
ŞAHİN
Üye
İhsan
PEKEL
Üye
Selçuk
TÜZÜN
Üye
Ahmet
N. SEZER
Üye
Erol
CANSEL
Anayasa Mahkemesi, E. 1988/36, K. 1989/24, 2 Haziran 1989 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası