KÜNYE
Anayasa
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 8 Ekim 2002
- Esas Sayısı
- 2002/44
- Karar Sayısı
- 2002/90
- Karar Günü
- 8.10.2002
Karar Metni
887 kelime·4 dk okuma·9 bölüm
Resmi gazete tarih/sayı:27.01.2004 / 25359.
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
Ankara 9. İdare Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU
22.7.1981 günlü, 2495 sayılı Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanun'un 16. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinin, Anayasa'nın 10., 67., 68. ve 70. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Son beş yıl içerisinde bir siyasi partiye üye olduğu anlaşılan davacının, atama onayının iptal edilmesi işlemine karşı açtığı davada, 2495 sayılı Kanun'un 16. maddesinin 1. fıkrasının "h" bendinin Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme iptali için başvurmuştur."
II- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca, Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Samia AKBULUT, Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Rüştü SÖNMEZ, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Enis TUNGA'nın katılımlarıyla 14.3.2002 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, Fulya KANTARCIOĞLU, Rüştü SÖNMEZ ile Ertuğrul ERSOY'un karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA karar verilmiştir.
III- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kurallarıyla, bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuran Mahkeme, 22.7.1981 günlü, 2495 sayılı "Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanun"un 16. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinin iptalini istemiştir. Ancak, itiraz konusu kural, Anayasa Mahkemesi'nin 8.10.2002 günlü, Esas:2002/38, Karar: 2002/89 sayılı kararıyla iptal edilmiş olduğundan itiraz konusu kural hakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.
KARŞIOY
GEREKÇESİ
1982 Anayasası'nın Geçici 15. maddesinin, 12 Eylül 1980
tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet
Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya (6.12.1983) kadar geçecek süre
içinde, çıkarılan kanunların, kanun hükmünde kararnameler ile 2324 sayılı
Anayasa Düzeni Hakkında Kanun uyarınca alınan karar ve tasarrufların Anayasa'ya
aykırılığının iddia edilemeyeceğine ilişkin son fıkrası 3.10.2001 günlü 4709
sayılı Yasa ile madde metninden çıkarılmış, ancak aynı kurala koşut düzenleme getiren
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Yasanın 25. maddesi değiştirilmemiştir. Bu durumda Anayasa değişikliğine karşın
belirtilen dönemde çıkan yasaların Anayasa'ya uygunluğunun denetlenmesini
engelleyen 2949 sayılı Yasa'nın 25. maddesinin ihmalinin mi iptalinin mi
gerektiğinin tartışılması gerekmiştir.
Anayasa'nın 152. maddesinde "Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır" denilmektedir. Maddede "davaya bakmakta olan mahkeme" yönünden bir sınırlandırma getirilmediğinden iptal ve itiraz başvuruları nedeniyle incelediği davalarda Anayasa Mahkemesinin davaya bakmakta olan Mahkeme olduğunda duraksanamaz.
2949 sayılı Yasa'nın 18. maddesinin 2. bendinde "Mahkemelerce
kendisine Anayasa'nın 152 inci maddesine göre intikal ettirilen işleri ve Yüce
Divan sıfatıyla çalışırken veya siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin
davalarda aynı madde gereğince ön mesele olarak bakması gereken işleri karara
bağlamak" Anayasa Mahkemesi'nin görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.
Burada yalnız Yüce Divan sıfatıyla çalışırken veya siyasi partilerin
kapatılmasına ilişkin davalardan söz edilmesi ise ön mesele olarak kabul edilen
işlerin bunlarla sınırlı olduğu anlamına gelmemekte Anayasa Mahkemesinin asıl
işlevi olan Anayasa'ya uygunluk denetiminin yanı sıra görevlendirildiği bu iki
konuda doğabilecek duraksamaları önleme amacına yönelik bulunmaktadır.
Öte yandan, Anayasa'nın 152. maddesinin "Anayasaya
aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi" biçimindeki başlığından
yola çıkarak Anayasa Mahkemesinin "diğer mahkemeler" kapsamına
girmemesi nedeniyle iptal ve itiraz başvuruları nedeniyle baktığı davalarda
uyguladığı bir kuralın Anayasa'ya aykırılığını incelemeyeceği sonucuna
varılamaz. Gerçekten böyle düşünüldüğünde, Anayasa Mahkemesi'nin Yüce Divan ve
Siyasi Parti kapatma davalarında da Anayasa'ya aykırılık sorununu ön mesele
olarak inceleyememesi gerekir. Çünkü bu davaların diğer mahkemelerde
görülebilecek türden klâsik davalar olması sonuçta bu davalara bakan Mahkemenin
Anayasa Mahkemesi olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Ayrıca Anayasa
maddelerinin başlıkları Anayasanın 176. maddesine göre Anayasa metninden
sayılmaz.
Öte yandan, Anayasa yargısının kabul edildiği bir hukuk
sisteminde, Anayasa'nın üstünlüğünün ve bağlayıcılığının sağlanabilmesi için
bir zorunluluk olmadıkça ihmal yoluna gidilmesi olağan ve kabul gören bir
yöntem değildir. Bu bağlamda, Anayasa'nın 138. maddesindeki hâkimlerin
Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm
vereceklerine ilişkin kuralla hakimlerin doğrudan Anayasa'yı uygulayabilmeleri
değil bakmakta oldukları bir davada uygulayacakları kuralları Anayasa'ya aykırı
bulmaları halinde bunların iptalleri için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine
başvurmaları sağlanarak aykırılığın giderilmesi amaçlanmıştır. Mahkemelerin
Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına vardıkları kuralları ihmal ederek doğrudan
Anayasa'yı uygulayabileceklerinin kabulü, Anayasa'ya uygunluk denetiminin
Anayasa Mahkemesine verildiği bir hukuk sistemine ve onu yansıtan Anayasa'ya
aykırılık oluşturur.
Anayasa'nın Geçici 15. maddesinin son fıkrasının 4709 sayılı Yasa
ile kaldırılmasından önceki dönemde, bu fıkra kapsamına giren kimi yasalardaki
kuralların Anayasa'da yapılan değişiklikler sonucu Anayasa'ya aykırı duruma
gelmelerine karşın Mahkemelerde görülmekte olan davalarda bunların Anayasa'ya
aykırılıklarının ileri sürülememesi nedeniyle aradaki aykırılık iptalin
imkânsızlığı karşısında zorunlu olarak ihmal yoluyla giderilmeye çalışılmıştır.
Bir hukuk karmaşasının yaşandığı tartışmasız olan bu dönem, 4709 sayılı Yasanın
getirdiği değişiklikle sona ermiştir. Artık Türk hukuk sisteminde
"ihmal" yöntemini haklı kılacak bir neden kalmamıştır. Ayrıca bu
yöntem, ihmal edilmekle dolaylı olarak Anayasa'ya aykırı oldukları saptanan kimi
kuralların varlıklarını sürdürmelerine neden olmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, 2949 sayılı Yasa'nın 25. maddesi iptal edilmeden, bu maddenin ihmali yoluyla esasın incelenmesine geçilemeyeceği gerekçesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Başkan
Mustafa BUMİN
Başkanvekili
Haşim KILIÇ
Üye
Yalçın ACARGÜN
Üye
Sacit ADALI
Üye
Ali HÜNER
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
Üye
Ertuğrul ERSOY
Üye
Tülay TUĞCU
Üye
Ahmet AKYALÇIN
Üye
Enis TUNGA
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
Üye Rüştü SÖNMEZ Üye Ertuğrul ERSOY
Anayasa Mahkemesi, E. 2002/44, K. 2002/90, 8 Ekim 2002 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası