KÜNYE
Anayasa
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 27 Eylül 2006
- Esas Sayısı
- 2003/64
- Karar Sayısı
- 2006/90
- Karar Günü
- 27.9.2006
- Resmi Gazete Tarih-Sayısı
- 29.03.2007-26477
- İtiraz yoluna başvuran
- Emirgazi
Karar Metni
1.739 kelime·9 dk okuma·20 bölüm
Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU
1.3.1926 günlü, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 3038 sayılı Yasa ile değiştirilen 276. maddesinin ikinci fıkrasının, Anayasa'nın 10. maddesine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Yedieminlik yükümlülüğüne uymama suçundan açılan davada, 765 sayılı Yasa'nın 276. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 3038 sayılı Yasa ile değiştirilen 276. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
“Eğer suçlu merhun veya mahcuz veya herhangi bir sebeple vaz'ıyed edilmiş olan eşyanın sahibi ise verilecek ceza bir seneye kadar hapis ve on liradan yüzelli liraya kadar ağır para cezasıdır.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralı
Başvuru kararında Anayasa'nın 10. maddesine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince, Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Samia AKBULUT, Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN ve Mehmet ERTEN'in katılmalarıyla 2.7.2003 günü yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralı ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Suçun işlendiği tarihten sonra 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girmiştir. 765 sayılı Yasa'nın 276. maddesinde düzenlenen suç, 5237 sayılı Yasa'nın 289. maddesinde düzenlenmiştir.
765 sayılı Yasa'nın 2. maddesinin ikinci fıkrası ile, 5237 sayılı Yasa'nın 7. maddesinin ikinci fıkrasında, suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan yasa ile sonradan yürürlüğe giren yasa hükümleri birbirinden farklı ise failin lehinde olan yasa hükmünün uygulanacağı öngörülmüştür.
5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uyguluma Şekli Hakkında Kanun'un 9.maddesinin üçüncü fıkrası hükmü uyarınca yapılan karşılaştırma sonunda hükmedilecek cezalar yönünden 765 sayılı Yasa'nın 276.maddesinin sanık lehine olduğu saptanmıştır.
Başvuru kararında, 765 sayılı Yasa'nın 3038 sayılı Yasa ile değiştirilen 276.maddesinin ikinci fıkrası hükmüyle yedieminin, malının elinden çıkmaması yönündeki sahiplik içgüdüsü korunarak aynı suçu işleyen kişiler arasında eşitsizlik yaratıldığı, bunun Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Yasa'nın 276. maddesinde, güveni kötüye kullanma suçunun özel bir şekli olan yedieminlik yükümlülüğüne uymama eylemi suç olarak kabul edilmiş, itiraz konusu ikinci fıkrasında da, yedieminlik yükümlülüğüne uymayan kişinin eşyanın sahibi olması halinde daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüştür.
Anayasa'nın 10. maddesinde, “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet,
siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım
gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya
sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün
işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek
zorundadırlar.” denilmektedir. Bu ilke, aynı durumunda olanlara ayrı kuralların
uygulanmasını, ayrıcılıklı kişi ve toplulukların yaratılmasını engellemektedir.
Aynı durumda olanlar için farklı düzenleme eşitliğe aykırılık oluşturur.
Anayasa'nın amaçladığı eşitlik, mutlak ve eylemli eşitlik değil hukuksal
eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara
bağlı tutulursa Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesi çiğnenmiş olmaz.
276. maddeye göre yediemin olarak görevlendirilen, eşyanın sahibi ile üçüncü şahıslar aynı hukuksal konumda değildirler. Üçüncü Şahısların haczedilen, rehnedilen veya herhangi bir suretle el konulan eşya ile eşyanın sahibi olma gibi maddi ve manevi bağları bulunmamaktadır. Bu nedenle hukuksal durumları aynı olmayan eşyanın sahibi yediemin ile diğer yedieminlerin aynı suçu işlemelerine rağmen haklarında farklı ceza uygulanmasında eşitlik ilkesine aykırılık yoktur.
Açıklanan nedenlerle, kural Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamıştır.
TUĞCU
Başkanvekili
Haşim
KILIÇ
Üye
Sacit
ADALI
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
Üye
Ahmet
AKYALÇIN
Üye
Mehmet
ERTEN
Üye
Mustafa
YILDIRIM
Üye
Cafer
ŞAT
Üye
Ali
GÜZEL
KARŞIOY
GEREKÇESİ
765 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 276. maddesinin ilk fıkrasında
“Bir kimse muhafaza edilmek üzere kendisine resmen teslim olunan merhun veya
mahcuz veya herhangi bir sebeple vaz'ıyed edilmiş olan malları kendisinin veya
başkasının menfaati için saklar, sahibine veya başkalarına verir veya tebdil
veya lâzım gelenlere teslimden imtina ederse üç aydan iki seneye kadar hapis ve
otuz liradan üç yüz liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır”denilmiş,
itiraz konusu ikinci fıkrada ise “eşyanın sahibi olma” hali indirim nedeni
kabul edilerek, eğer suçlu merhun veya mahcuz veya herhangi bir sebeple
vaz'ıyed edilmiş olan eşyanın sahibi ise verilecek cezanın bir seneye kadar
hapis ve on liradan yüz elli liraya kadar ağır para cezası olduğu
belirtilmiştir. Bu madde ile tanımlanan suçun, güveni kötüye kullanma suçunun
özel bir şekli olduğu görülmektedir. Yediemin olarak görevini kötüye kullanan
kişinin eylemi, kamu otoritesini korumak amacıyla suç kabul edilirken suç
konusu eşya ile fail arasındaki “sahip”lik ilişkisi, önemli görülerek cezanın
indirim nedeni kabul edilmektedir.
Anayasa'nın 2. maddesinde yer verilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan bu hakları koruyup, güçlendiren, tüm faaliyetlerinde hukukun üstünlüğünü etkili ve egemen kılan, eylem ve işlemleri yargısal denetime bağlı tutulabilen devlettir. Hukukun temel ilkeleri arasında yer alan eşitlik ilkesinin de hukuk devletindeki yeri tartışılamaz. Bu bağlamda, herkes yasalar önünde eşittir; hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
İtiraz konusu kuralla failin, eşyanın “sahip”i olmasının indirim nedeni kabul edilmesi, onu diğer yedieminlere göre imtiyazlı duruma getirirken alacaklının da hukukun koruması altındaki haklarına ulaşmasını yeterli güvenceden yoksun bırakmaktadır.
Hukuk devletinde alacaklının haklarının gerektiğinde ceza tehdidiyle korunması öngörülmüşse bu süreçte, eşyanın sahibi olan yediemine, yasal yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde sadece “sahip”lik sıfatı nedeniyle aynı durumdaki diğer yedieminlere göre daha az ceza verilerek ayrıcalık tanınması kabul edilemez.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olmadığı yolundaki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Şevket
APALAK
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOY
YAZISI
Muhafaza edilmek üzere kendisine resmen teslim olunan rehin veya haczedilmiş veya herhangi bir sebeple el konmuş olan malları kendisinin veya başkasının menfaati için saklamak, sahibine veya başkalarına vermek veya tebdil veya lazım gelenlere teslimden imtina etmek suretiyle 765 sayılı eski Türk Ceza Kanunu'nun 276. maddesinde kayıtlı suçu işleyen kişinin, bahse konu eşyanın sahibi olması halinde ceza indiriminden yararlanmasının Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırılığı savıyla Emirgazi Asliye Ceza Mahkemesi tarafından yapılan itirazı reddeden çoğunluk kararına aşağıdaki nedenlerle katılmamaktayım:
A) Anayasa'nın temel ilkelerine ve ceza hukukunun ana kurallarına bağlı kalmak koşuluyla, toplumda belli eylemlerin suç sayılıp sayılmaması, suç sayılanların hangi tür ve ölçüde yaptırımlara bağlanması gerektiği, hangi durum ve davranışların ağırlaştırıcı veya hafifletici neden olarak kabul edileceği hususları, kuşkusuz, yasakoyucunun takdir yetkisi içindedir. Ne var ki itiraz konusu kural incelendiğinde, yedieminlik görevini kötüye kullanma suretiyle oluşan bu suçun failine verilecek cezanın, failin bizzat malın sahibi olması durumunda indirime tabi tutulmasında hukukun genel ilkelerine ve Anayasa hükümlerine uyarlık bulunmadığı görülmektedir. Şöyle ki:
İkibin yıl öncesinden günümüze intikal eden bir Roma Hukuku
özdeyişine göre Hukuk, vatandaşlardan şunu bekler: dürüst yaşamak (honeste
vivere), başkasına zarar vermemek (alterum non laedere),
herkese hakkı olanı teslim etmek (suum quique tribuere). İnceleme
konusu olan cezai indirimi kuralına göre avantaj tanınan mal sahibi ise,
öncelikle, malı olduğu ve bu malı satsa idi borcu tamamen veya kısmen
ödeyebilme olanağı bulunduğu halde bunu yapmayarak hacze yol açmış olan
kişidir. Hacizli mal , satış tarihine kadar kendi kullanımına bırakıldığı yani
hukuk düzeni tarafından kendisine bir kolaylık gösterildiği halde, buna kötü
niyetli bir davranışla karşılık vermektedir. Her ne kadar “Mal canın
yongasıdır” şeklinde ifade edilen bir anlayışta toplumsal geçerlilik var ise
de, “Borç namustur” şeklinde ifadesini bulan karşıt bir toplumsal düsturun
varlığı da unutulmamalıdır. Ahlaki açıdan bakıldığında haklı bir gerekçesi
bulunmayan ceza indiriminin, yasakoyucu tarafından farklı şekilde takdir
edildiğini ve en temel haklardan biri olan mülkiyet hakkının insan tabiatından
kaynaklanan karşı konulmaz bir uzantısı gibi değerlendirerek, mal sahibinin
malından vazgeçmesinin sübjektif güçlüğünün ceza indirim nedeni olarak kabul
edildiğini varsayacak olursak, bu kez de şöyle bir hukuki tablo ile
karşılaşmaktayız: Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı güvence altına
alınmış, ayrıca bu hakkın kamu yararı amacıyla kanunla sınırlandırılabileceği,
mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı belirtilmiştir.
Malını istediği gibi kullanma (usus), semerelerinden yararlanma (fructus) ve
istediği amaçla ve yolla malı tüketerek elden çıkarma (abusus) haklarını
da içeren mülkiyet, kamu yararı söz konusu olduğunda sınırlanabilmekte ve mal
sahibinin göreceği hukuki himaye farklı olabilmektedir. Öyle ise, mülkiyet
hakkının unsurlarından olmayan, ancak yasakoyucu tarafından mülkiyet hakkının
bir sonucu gibi, mal sahibi lehine ceza hukuku alanında indirim nedeni kabul
edilen bir hususun mülkiyete ilişkin genel hukuk ilkeleri ve Anayasa'da yer
alan mülkiyet anlayışına uygun olması, diğer bir deyişle kamu yararına aykırı
olmaması zorunluluğu bulunmaktadır. Halbuki itiraz konusu kural, kamu hukukunun
devreye girdiği ve yasal işlemlerin başladığı bir süreçte, haciz işlemlerinin
etkin bir şekilde sonuçlandırılarak alacaklının alacağının tahsili ve böylece
Devletin kendisine düşen görevi layıkıyla ifa etmesi amacıyla ceza yasasına
konmuş olan bir kuralı, yani yedieminlik görevinin kötüye kullanılmasına
ilişkin ceza yaptırımını etkisiz kılmak suretiyle, suç işleyen mal sahibine,
kamu yararına aykırı şekilde himaye sağlamaktadır. Bu nedenle, itiraz konusu
kural, Yasakoyucunun takdir alanının dışındadır ve Anayasa'nın 2. maddesinde
belirtilen hukuk devleti ilkesi ile bağdaştığı söylenemez.
B) İtiraz konusu kuralı Anayasa'nın eşitlik ilkesi açısından ele aldığımızda da, şunları söyleyebiliriz:
Anayasa Mahkemesi'nin pek çok kararında yer alan ve istikrar kazanmış olan eşitlik tanımına göre, Anayasa'da kastedilen eşitlik eylemli eşitlik değil, hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesi çiğnenmiş olmaz.
Kendisine resmen yediemin görevi verilen iki kişi arasında
yedieminlik yönünden hukuksal fark olamayacağı açıktır. Öte yandan, bu iki kişi
arasında, yedieminlik dışında benzer veya farklı birçok özellik olabilir.
Kişiler zengin veya fakir, aynı zamanda borçlu veya alacaklı, sabıkalı veya
sabıkasız, devlet memuru veya işsiz, aile hukukundan doğan yükümlülükleri
bulunan veya bulunmayan…v.b. farklı durumlarda olabilir; bu durumlarına bağlı
olarak farklı hukuki statülerde mütalaa edilebilir. Bu örnekleri alabildiğine
genişletmek mümkündür. Kısacası, her ikisi de yediemin olarak görevlendirilmiş
iki kişiden her biri, yekdiğerinden farklı bir çok hukuki statü içinde aynı
anda bulunabilir. Bunlar arasında eşitlik karşılaştırması, yedieminlikle ilgili
olmayan diğer hukuki özellik ve durumlarına dayandırılamaz. Kamu hukuku
kapsamında bir görev olan yedieminlik statüsü, özel hukuktan kaynaklanan
mülkiyet/zilyedlik statüsüne göre birincil ve belirleyici statü durumundadır. Haczedilen
malın üzerinde malikin tasarruf hakkı esasen hukuka uygun olarak
sınırlandırılmış, başka bir deyişle kamusal yarar özel yarara öncelik almıştır.
Alacaklının, kamu gücünün yardımıyla alacağını tahsil etmesi sürecinde, malın
sahibinin malla olan ilişkisi esasen haciz işlemiyle kısıtlanmakta ve mülkiyete
ilişkin hukuki durum değişmektedir. Yediemin olarak görevlendirme, haczi takip
eden bir işlemdir. Yediemin, malın sahibi olsun veya olmasın, artık mal
sahibinin tasarruf hakkı kısıtlanmış bir malı muhafaza için devralmaktadır. Bu
noktadan itibaren malın sahibi olan yediemin ile başkasının malını muhafaza ile
görevlendirilen yediemin arasında hukuki statü bakımından fark yoktur.
Dolayısıyla, her ikisi de hukuken eşit konumdadırlar. Bu nedenle, aynı
konumdaki kişilere farklı ceza öngören itiraz konusu yasa kuralının Anayasa'nın
10. maddesinde yer alan eşitlik ilkesine aykırılık gerekçesiyle iptal edilmesi
gerekmekte idi.
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
Üye Osman · Alifeyyaz PAKSÜT
Anayasa Mahkemesi, E. 2003/64, K. 2006/90, 27 Eylül 2006 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası