KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 5 Mart 2009
- Esas Sayısı
- 2006/77
- Karar Sayısı
- 2009/39
- Karar Günü
- 5.3.2009
- R.G Tarih-Sayı
- 27.03.2010-27534
- İtiraz yoluna başvuran
- Akseki Asliye Ceza (Çocuk) Mahkemesi
- İtirazın konusu
- 26.9.2004 günlü, 5237
Karar Metni
1.429 kelime·7 dk okuma·13 bölüm
sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 73. maddesinin (8) numaralı fıkrasında yer alan 'Suçtan zarar göreni gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi' ibaresinin Anayasa'nın 2., 10., 11., 12., 13., 17., 20., 38., 40., 41. ve 42. maddelerine aykırılığı savıyla iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemidir.
I- OLAY
Kamu tüzel kişilerine ve özel kişilere hakaret edildiği ve kamu malına zarar verildiği iddiasıyla açılan davada, uzlaşma şartlarını düzenleyen itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme iptali için başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 73. maddesinin itiraz konusu ibareyi içeren (8) numaralı fıkrası şöyledir:
' Suçtan zarar göreni gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olup, soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı bulunan suçlarda, failin suçu kabullenmesi ve doğmuş olan zararın tümünü veya büyük bir kısmını ödemesi veya gidermesi koşuluyla mağdur ile fail özgür iradeleri ile uzlaştıklarında ve bu husus Cumhuriyet savcısı veya hakim tarafından saptandığında kamu davası açılmaz veya davanın düşürülmesine karar verilir.'
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında Anayasa'nın 2., 10., 11., 12., 13., 17., 20., 38., 40., 41. ve 42. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince, Tülay TUĞCU, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, Cafer ŞAT, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün katılımlarıyla 30.5.2006 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI
26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 73. maddesinin (8) numaralı fıkrasında yer alan 'Suçtan zarar göreni gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi'' ibaresinin yürürlüğünün durdurulması isteminin, koşulları oluşmadığından reddine, 30.5.2006 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.
VI- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- İtiraz Konusu Kuralın Anlam ve Kapsamı
Yargının işleyişinin etkinleştirilmesi amacıyla başvurulan yollardan birisi de, uyuşmazlıkların yargıya iletilmesinden önce alternatif çözüm yollarının denenmesidir. Alternatif çözüm yollarının, uyuşmazlıkların daha kısa sürede ve daha az masrafla sonuçlandırılması, gizliliğin korunması ve mahkemelerdeki iş yükünün hafifletilmesi gibi birçok fayda sağladığı bilinmektedir. Alternatif çözüm yollarının; uzlaşma, tahkim, dostane çözüm ve arabuluculuk gibi birçok çeşidi bulunmaktadır. Yakın zamanda ceza hukukumuza giren uzlaşma da alternatif çözüm yollarından birisidir.
İtiraz konusu ibareyi içeren kural, Türk ceza hukukunda uzlaşmanın şartlarını düzenlemektedir. Ceza hukukunda uzlaşma, işlendiği konusunda yeterli bir şüphe bulunan bir suçtan dolayı, mağdurun tatmin edilmesi suretiyle fail ve mağdur arasındaki uyuşmazlığın giderilmesini amaçlayan, mağdurun ve failin uzlaşmaları halinde soruşturma veya kovuşturmanın kaldırılmasını amaçlayan bir kurumdur.
Ceza hukukunda uzlaşma konusu ilk defa, 1.6.2005 tarihinde
yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 73. maddesinin (8) numaralı
fıkrasında, uzlaştırma işlemlerinin nasıl yerine getirileceği ise yine aynı
tarihte yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 253., 254. ve
255. maddelerinde düzenlenmiştir. İtiraz konusu ibareyi içeren 5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu'nun 73. maddesinin (8) numaralı fıkrasında; şikâyete bağlı suçlarda
mağdurun gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olması şartıyla, mağdur ile
failin uzlaşması halinde soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcılığı tarafından
kamu davasının açılmamasına, kovuşturma aşamasında ise mahkemelerce davanın
düşürülmesine karar verileceği hükme bağlanmıştır. 19.12.2006 tarihli ve 26381
sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Çeşitli
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun ile uzlaşma kurumunda esaslı
değişiklikler yapılmıştır. Bu Yasa'nın 45. maddesi, itiraz konusu ibareyi de
içeren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 73. maddesinin (8) numaralı fıkrasını
yürürlükten kaldırmıştır. Ancak Başvuran Mahkemenin davayı sonuçlandırmak için,
yürürlükten kalkmış olsa da itiraz konusu ibareleri içeren 5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu'nun 73. maddesinin (8) numaralı fıkrasını göz önünde bulundurması
gerektiği açıktır.
B- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
Başvuru kararında, uzlaşma kapsamına giren suçlarda suçtan zarar görenin gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olma şartının getirilmesiyle, kamu tüzel kişilerine karşı işlenen suçların uzlaşma kapsamı dışında kaldığı, bu nedenle kuralın Anayasa'daki hukuk devleti ve eşitlik ilkelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, Anayasa'nın ve yasaların üstünde yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir.
Anayasa'nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasalar karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesi çiğnenmiş olmaz. Nitelikleri ve durumları özdeş olanlar için yasalarla değişik kurallar konulamaz.
Anayasa'nın 38. maddesinde ise, suçlara ve cezalara ilişkin genel esaslar düzenlenmiş, maddenin ilk fıkrasında kimsenin, işlediği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamayacağı, üçüncü fıkrasında da ceza ve ceza yerine geçen güvenlik önlemlerinin ancak kanunla konulacağı belirtilmiştir.
Kamu tüzel kişileri, Anayasa'da ve yasalarda hukuk hayatına girme,
hak ve borçlara sahip olma, irade açıklama ve işlem yapabilme özellikleri bakımından
özel hukuk tüzel kişilerinden ve gerçek kişilerden farklı konumda
tutulmuşlardır. Kamu tüzelkişileri, ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği
yetkiye dayanılarak kurulur (Anayasa m.123). Kamu ihtiyaçlarını karşılamakla
görevli devlete ve diğer bazı kamu tüzel kişilerine kamulaştırma (Anayasa m.46)
ve zor kullanma gibi istisnai bazı yetkiler tanınmıştır. Devletin, kamu
iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzelkişilerinin mülkiyet rejimi özel
hukuktan farklı esaslara bağlanmıştır. Örneğin, bunların mülkiyetinde bulunan
malların, işletmelerin ve diğer malvarlıklarının özelleştirilmesine ilişkin
esas ve usuller kanunla düzenlenir (Anayasa m.47). Ayrıca, devletin ve kamu
iktisadi teşebbüsleri dışındaki kamu tüzel kişilerinin harcamaları, yıllık
bütçelerle yapılır (Anayasa m.161).
Devlet ve diğer kamu tüzel kişilerinin özel hukuk işlemlerinde ve
sözleşmelerinde, gerçek ve özel hukuk tüzel kişileriyle eşit konumda kabul
edilmeleri ekonomik düzenin, özel hukuka hâkim olan ilkelerin ve nihayet
adaletin gereğidir. Bununla birlikte, 'statüler hukuku' olarak
nitelendirilebilecek kamu hukukundan kaynaklanan işlemlerde ise, devlet ve
diğer kamu tüzel kişileri kamu hizmetlerini yerine getirirken Anayasa ve
yasaların çizdiği sınırlar içerinde tek taraflı işlem yapabilme ve kamu gücünü
kullanma yetkisiyle donatılmışlardır. Devlet ve diğer kamu tüzel kişilerinin
görevlerini yerine getirirken kamu yararını gözettikleri varsayıldığından,
diğer kişilerden farklı hukuki ve cezai korumaya tâbi tutulmuşlardır.
Kamu tüzel kişilerinin bir suçun faili olup olamayacakları
konusunda öğretide tartışmalar olsa da, başta devlet olmak üzere diğer kamu
tüzel kişilerinin bir suçun mağduru olma konumları tartışmasızdır. Devlet ve
diğer kamu tüzel kişilerinin suçtan zarar gören konumda olabilecekleri Türk
ceza hukukunda da kabul edildiği için, hem ceza kanunlarında hem de suç ve ceza
hükmü içeren özel kanunlarda bunlarla ilgili suç kategorileri hep var olmuştur.
765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenmiş olan devletin şahsiyetine
karşı cürümler ve devlet idaresi aleyhinde işlenen cürümler bu kapsamda
sayılabilir. Aynı şekilde, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda millete ve devlete
karşı suçların, devletin egemenlik alametlerine ve organlarının saygınlığına
karşı suçların, devletin güvenliğine karşı suçların, Anayasal düzene ve bu
düzenin işleyişine karşı suçların ve milli savunmaya karşı suçların
düzenlenmesi, devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin suçtan zarar gören
konumunda olduklarına, ayrıca gerçek kişilerden ve özel hukuk tüzel
kişilerinden farklı şekilde korunduklarına ilişkin düzenlemelere örnek
gösterilebilir.
Hukuk devletinde, Anayasa'da belirtilen ilkelere ve ceza hukukunun genel kurallarına aykırı olmadıkça yasakoyucu cezalandırma yetkisini kullanırken, toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağını, eylemlerin hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımları veya ceza yaptırımına seçenek yaptırımlarla karşılanacağını, hangi suçların uzlaşmaya tâbi olacağını, uzlaşma yöntemini ve şartlarını belirleme konusunda takdir yetkisine sahiptir.
Öte yandan, yasakoyucu devlet ve toplum hayatının sağlıklı, düzenli ve barış içinde sürdürülmesini sağlamak için çeşitli kamu hizmetlerini yerine getirmek üzere kurulan kamu tüzel kişilerinin farklı konumda bulunmaları nedeniyle, gerçek kişilerden ve özel hukuk kişilerinden ceza kanunlarında farklı şekilde korunmalarını ve bunlara karşı işlenen suçlarda uzlaşma yolunun kapalı tutulmasını öngörebilir.
Bu nedenle; suçtan zarar görenin kamu tüzel kişisi olması halinde uzlaşma yolunun kapalı olmasını öngören kuralda Anayasa'daki suç ve cezaların yasallığı, hukuk devleti ve eşitlik ilkelerine aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, kural Anayasa'nın 2., 10. ve 38. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
İtiraz konusu kuralın Anayasa'nın 11., 12., 13., 17., 20., 40., 41. ve 42.. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
KILIÇ
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Sacit
ADALI
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
Üye
Ahmet
AKYALÇIN
Üye
Mehmet
ERTEN
Üye
A. Necmi ÖZLER
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
Üye
Şevket
APALAK
Üye
Serruh
KALELİ
Üye Zehra · Ayla PERKTAŞ
Anayasa Mahkemesi, E. 2006/77, K. 2009/39, 5 Mart 2009 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası