KÜNYE
Anayasa
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 26 Şubat 2009
- Esas Sayısı
- 2007/46
- Karar Sayısı
- 2009/36
- Karar Günü
- 26.2.2009
- R.G. Tarih-Sayı
- 05.06.2009-27249
- İtiraz yoluna başvuranlar
- 1- Gölcük 2. Asliye Ceza Mahkemesi (Esas Sayısı
Karar Metni
1.622 kelime·8 dk okuma·18 bölüm
: 2007/46)
2- Ardeşen Asliye Ceza Mahkemesi (Esas Sayısı : 2007/102)
İTİRAZLARIN KONUSU
26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 29.6.2005 günlü, 5377 sayılı Yasa'nın 20. maddesiyle değiştirilen 168. maddesinin Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Bakılmakta olan davalarda, etkin pişmanlık hükmünü düzenleyen Türk Ceza Kanunu'nun 168. maddesinde "suç eşyasını satın alan veya kabul edenler"in belirtilmemesi nedeniyle, söz konusu suçu işleyenlerin maddede öngörülen ceza indiriminden yararlanamamasının Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptali için başvurmuşlardır.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun itiraz konusu 168. maddesi şöyledir:
"(1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs ve karşılıksız yararlanma suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.
(2) Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir.
(3) Yağma suçundan dolayı etkin pişmanlık gösteren kişiye verilecek cezanın, birinci fıkraya giren hallerde yarısına, ikinci fıkraya giren hallerde üçte birine kadarı indirilir.
(4) Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızası aranır."
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararlarında, Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince, E. 2007/46 sayılı dosyada 17.5.2007 gününde, E. 2007/102 sayılı dosyada ise 30.11.2007 gününde yapılan ilk inceleme toplantılarında, dosyalarda eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine Haşim KILIÇ ve A. Necmi ÖZLER'İN karşıoyları ve oyçokluğuyla karar verilmiştir.
V- BİRLEŞTİRME KARARI
26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 29.6.2005 günlü, 5377 sayılı Yasa'nın 20. maddesiyle değiştirilen 168. maddesinin (1) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi istemiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin 2007/102 esas sayılı davanın, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2007/46 esas sayılı dava ile birleştirilmesine, esasının kapatılmasına, esas incelemenin 2007/46 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 30.11.2007 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.
VI- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararları ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kural, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Uygulanacak Kural Sorunu
Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılı Yasa'nın 28.
maddesine göre mahkemeler, bakmakta oldukları davalarda uygulayacakları bir
yasa veya yasa hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görürler
veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu
kanısına varırlarsa o hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidirler.
Ancak, bu kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi
için elinde yöntemince açılmış ve görevine giren bir dava bulunması ve iptali
istenen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanacak yasa
kuralları, davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde ve
davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte
bulunan kurallardır.
Gölcük 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 24.4.2007 günlü, E. 2006/398
sayılı başvuru kararında Türk Ceza Kanunu'nun 168. maddesinin tamamının iptali
istenirken, Ardeşen Asliye Ceza Mahkemesinin 1.11.2007 günlü, 2006/168 sayılı
kararında ise aynı maddenin (1) numaralı fıkrasının iptali istenmektedir. Türk
Ceza Kanunu'nun iptali istenen 168. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında, Türk Ceza Kanunu'nun "İkinci Kitap"ının "İkinci
Kısım"ının "Onuncu Bölüm"ünde yer alan "Malvarlığına Karşı
Suçlar" içerisindeki bazı suçlarda etkin pişmanlık halinin kapsadığı suçlar
ile etkin pişmanlığın kovuşturma başlamadan önce gerçekleşmesi durumunda
uygulanacak ceza indirim oranı düzenlenirken, maddenin diğer fıkralarında ise
(1) numaralı fıkraya bağlı olarak uygulanacak kurallara yer
verilmiştir. Bakılmakta olan her iki davanın konusunu, etkin pişmanlık
hükümlerinin uygulanma kapsamını belirleyen 168. maddenin (1) numaralı
fıkrasındaki düzenlemenin iptali istemi oluşturmaktadır. Dolayısıyla, 168.
maddenin (2), (3) ve (4) numaralı fıkraları, davada uygulanacak kural niteliğinde
değildir. Bu nedenle, Türk Ceza
Kanunu'nun 168. maddesinin (2), (3) ve (4) numaralı fıkralarına ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği
nedeniyle reddine, 26.2.2009 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.
B- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
Başvuru kararlarında, Türk Ceza Kanunu'nun 168. maddesindeki etkin
pişmanlık hükümlerinin suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçunu
kapsamadığı, oysa bu suçun söz konusu bölümde düzenlenen ve kapsam içerisine
alınan diğer suçlarla benzer özellikler taşıdığı, bu suçun unsurları, sonuçları
ve başkalarını etkileme gücü dikkate alındığında etkin pişmanlık hükmü kapsamı
dışında tutulmasının makul bir nedeninin bulunmadığı, bu suçtan daha hafif veya
daha ağır yaptırımlara bağlanan suçların etkin pişmanlık kapsamına alınmasına
karşın bu suçun kapsama alınmamasının adalet duygularını incittiği ve ceza
adaletine aykırı olduğu, etkin pişmanlık hükümlerinin Türk Ceza Kanunu'nun
malvarlığına karşı suçlar bölümünde düzenlenen bazı suçlar için uygulanırken
benzer nitelikteki suç konusu eşyayı satın alma veya kabul etme suçu hakkında
uygulanmamasının eşitlik ilkesine de aykırı olduğu, ayrıca ilk suçu işleyen
fail hakkında etkin pişmanlık hükmünün uygulanması sonucunda verilecek cezanın
bu kişiden suç konusu eşyayı satın alan veya kabul eden kişinin cezasından az
olacağı, bu durumun ise ceza adaletine uygun olmadığı belirtilerek, itiraz
konusu kuralın Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Etkin pişmanlık"
başlıklı 168. maddesinde, aynı Kanun'un "İkinci Kitap"ının
"Kişilere karşı suçlar" başlıklı "İkinci Kısım"ının
"Onuncu Bölüm"ünde yer alan "Malvarlığına Karşı Suçlar"
içerisindeki bazı suçlar hakkında uygulanacak etkin pişmanlık hükümlerine yer
verilmiştir. Maddenin itiraz konusu (1) numaralı fıkrasında hangi suçlarda
etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş, buna göre, etkin
pişmanlık hükümleri sadece (1) numaralı fıkrada sayılan "Hırsızlık,
mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs,
taksirli iflâs ve karşılıksız yararlanma suçları" hakkında
uygulanabilecektir. Bu suçlar dışında kalan aynı bölümdeki diğer suçlar
bakımından etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması mümkün değildir.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan, bütün etkinliklerinde hukuka ve Anayasa'ya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine bağlı olan devlettir.
Hukuk devletinde, ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerine ilişkin kurallar, ceza hukukunun ana ilkeleri ile Anayasa'nın konuya ilişkin kuralları başta olmak üzere, ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatın gereksinmeleri göz önüne alınarak saptanacak ceza politikasına göre belirlenir. Yasakoyucu, cezalandırma yetkisini kullanırken toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ile karşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabul edilebileceği konusunda takdir yetkisine sahiptir.
İtiraz konusu kuralda, suç eşyasının satın alınması veya kabul
edilmesi suçu etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma kapsamı dışında
bırakılmıştır. Belli koşulların varlığına bağlı olarak sanığın cezasından belli
oranlarda indirim yapılmasını öngören etkin pişmanlık hükümlerinin hangi suçlar
için uygulanacağının saptanmasının yasakoyucunun takdir yetkisi içinde kaldığı
hususunda duraksama yoktur. Maddenin gerekçesinde de belirtildiği üzere, suç
eşyasının satın alınması veya kabul edilmesinin, suç işlemek suretiyle veya suç
işlemek dolayısıyla elde edilen menfaatlerin piyasada tedavüle konulmasının ve
suç işlemenin bir menfaat temini açısından cazip bir yol olarak görülmesinin
önüne geçilmesi amacıyla suç olarak kabul edildiği dikkate alındığında, bu
suçun etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandırılmamasının maddenin
yasalaştırılma amacıyla uyumlu bir düzenleme olduğu anlaşılmaktadır. Diğer
taraftan, Türk Ceza Kanunu'nun "İkinci Kitap"ının "İkinci
Kısım"ının "Onuncu Bölüm"ünde "Malvarlığına Karşı
Suçlar" başlığı altında düzenlenen suçlar incelendiğinde, bunlardan
bazılarının malvarlığına yönelik suç kategorisi içerisinde
değerlendirilemeyeceği görülmektedir. Kaldı ki, Türk Ceza Kanunu'nun 165.
maddesindeki "suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi
suçu"nun sadece malvarlığına karşı işlenen suçlar bakımından söz konusu
olmadığı da söylenebilir. Zira, suç konusu eşyanın elde edildiği önceki suçun
mutlaka malvarlığına karşı işlenmiş bir suç olması gerekmemektedir. Suç konusu
eşyanın, malvarlığına karşı suç niteliği taşımayan rüşvet, irtikap, ihtilas ve
sahtekarlık gibi suçlardan elde edilmesi durumlarında da 165. maddenin
uygulanması söz konusudur. Suç konusu eşyayı satın alma veya kabul etme suçu,
aynı zamanda, delillerin ortaya çıkarılmasını önleyen ve dolaylı olarak failin
saklanmasını kolaylaştıran bir suç olması nedeniyle "Adliyeye karşı
işlenmiş bir suç" niteliğine de sahiptir. Bu durumda, yasakoyucunun takdir
yetkisine dayanarak ve Türk Ceza Kanunu'nun "Malvarlığına Karşı
Suçlar" başlıklı bölümünde yer alan bazı suçların niteliklerindeki
farklılıkları dikkate alarak yaptığı bu düzenlemenin hukuk devleti ilkesine
aykırı bir yönünün bulunmadığı açıktır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Yukarıda belirtilen gerekçe karşısında kuralın Anayasa'nın 10. maddesi yönünden ayrıca incelenmesine gerek duyulmamıştır. Anayasa'nın 10. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeye Fulya KANTARCIOĞLU ve Ahmet AKYALÇIN ek gerekçeyle katılmışlardır.
KILIÇ
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Sacit
ADALI
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
Üye
Ahmet
AKYALÇIN
Üye
Mehmet
ERTEN
Üye
A. Necmi ÖZLER
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
Üye
Şevket
APALAK
EK
GEREKÇE
Başvuran Mahkeme itiraz konusu kuralın Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine de aykırı olduğunu ileri sürmesine karşın karar gerekçesinde bu yönden inceleme yapılmasına gerek görülmeyerek, Anayasa ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla ceza düzenlemeleri yapmanın yasa koyucunun takdir yetkisi içinde bulunduğu vurgulanmaktadır.
Anayasa'nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesiyle herkese hiçbir ayırım gözetilmeksizin yasalar önünde eşit davranılması güvence altına alınmakta, böylece bireylerin yasalardan eşit yararlanma konusundaki temel haklarına da işaret edilmektedir. Eşitliğin hukuk devletinin de önde gelen temel ilkelerinden biri olduğunda duraksama bulunmamaktadır.
Yasa koyucunun ceza hukuku alanında düzenleme yaparken sahip olduğu takdir yetkisi, sınırsız olmayıp Anayasa ve hukukun genel ilkeleriyle sınırlandırılmıştır. Başvuran mahkeme tarafından yasa koyucunun düzenleme yapma konusundaki takdirini eşitlik ilkesine aykırı olarak kullandığı ileri sürülerek, yalnız Anayasa'nın değil, evrensel hukukun da temel ilkelerinden biri olan eşitlik ilkesine aykırılıktan kaynaklanan bir temel hak ihlâlinden söz edilmektedir.
Ceza hukuku alanında, suç sayılan eylemlerin belirlenmesi ve korunan hukuki yarar, suçu işleyenler ile suçun nitelikleri gözetilerek bunlara verilecek cezanın türü ve miktarının saptanması yasa koyucunun sahip olduğu takdir yetkisi içinde ise de bu durum, özellikle eşitlik ilkesine aykırılık gibi temel hak ihlâli savları karşısında Anayasal denetim yapılmasına engel oluşturmaz. Esasen Anayasa yargısının amacı ve işlevi de bu denetimi zorunlu kılmaktadır.
Bu nedenle konunun, başvuran Mahkeme'nin ileri sürdüğü eşitlik ilkesi yönünden de incelenerek itiraz konusu kuralın hangi gerekçe ile bu ilkeye aykırı olmadığının belirtilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun karardaki redde ilişkin görüşüne katılıyoruz.
Üye
Serruh
KALELİ
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
Üye
Ahmet
AKYALÇIN
Anayasa Mahkemesi, E. 2007/46, K. 2009/36, 26 Şubat 2009 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası