KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 3 Şubat 2011
- Esas Sayısı
- 2009/87
- Karar Sayısı
- 2011/30
- Karar Günü
- 3.2.2011
- R.G. Tarih-Sayı
- 06.07.2011-27986
- İtiraz yoluna başvuran
- Adana 3. Ağır Ceza
Karar Metni
1.474 kelime·7 dk okuma·19 bölüm
Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU
26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 38. maddesinin (2) numaralı fıkrasının, Anayasa'nın 10. maddesine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Uyuşturucu ve uyarıcı madde satma suçundan açılan kamu davasında, itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme iptali için başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun itiraz konusu kuralı da içeren 38. maddesi şöyledir:
'(1) Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır.
(2) Üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak suretiyle suça azmettirme hâlinde, azmettirenin cezası üçte birden yarısına kadar artırılır. Çocukların suça azmettirilmesi hâlinde, bu fıkra hükmüne göre cezanın artırılabilmesi için üstsoy ve altsoy ilişkisinin varlığı aranmaz.
(3) Azmettirenin belli olmaması hâlinde, kim olduğunun ortaya çıkmasını sağlayan fail veya diğer suç ortağı hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezasına hükmolunabilir. Diğer hâllerde verilecek cezada, üçte bir oranında indirim yapılabilir.'
B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Başvuru kararında Anayasa'nın 10. maddesine dayanılmış, 2. maddesi ise ilgili görülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ, Zehra Ayla PERKTAŞ'ın katılımlarıyla 3.12.2009 günü yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür.
Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 28. maddesine göre, mahkemeler, bakmakta
oldukları davalarda uygulayacakları kanun ya da kanun hükmünde kararname
kurallarını Anayasaya aykırı görürler veya taraflardan birinin ileri sürdüğü
aykırılık savının ciddi olduğu kanısına varırlarsa, o hükmün iptali için
Anayasa Mahkemesi'ne başvurmaya yetkilidirler. Ancak, bu kurallar uyarınca bir
mahkemenin Anayasa Mahkemesi'ne başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış
ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralların
da o davada uygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanacak yasa kuralları,
davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı
sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan
kurallardır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 38. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde, 'Üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak suretiyle suça azmettirme hâlinde, azmettirenin cezası üçte birden yarısına kadar artırılır'; ikinci cümlesinde ise 'Çocukların suça azmettirilmesi hâlinde, bu fıkra hükmüne göre cezanın artırılabilmesi için üstsoy ve altsoy ilişkisinin varlığı aranmaz' hükmü yer almaktadır.
Bakılmakta olan davada, sanıklar arasında üstsoy ve altsoy ilişkisi bulunmayıp, azmettirilen sanığın çocuk olması nedeniyle azmettirenin cezasında ikinci cümlede yer alan düzenleme gereğince artırım uygulanması söz konusudur. Bu bakımdan fıkranın birinci cümlesinin dava ile ilgisi bulunmamaktadır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 38. maddesinin (2) numaralı fıkrasının;
A- Birinci cümlesinin, itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme'nin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, bu cümleye ilişkin başvurunun Mahkeme'nin yetkisizliği nedeniyle reddine,
B- İkinci cümlenin dosyada eksiklik bulunmadığından, esasının incelenmesine,
Oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, ceza artırımının süresiz cezalarda uygulanmasının mümkün olmadığı, bu nedenle kuralın Anayasa'nın 10. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
5237 sayılı Yasa'nın 38. maddesinde, suça iştirak hallerinden
'azmettirme' düzenlenmiştir. Azmettirme, belli bir suçu işleme hususunda henüz
bir fikri olmayan kişinin başkası tarafından bu suçu işlemeye karar
verdirilmesidir. Maddenin (1) numaralı fıkrasında, azmettirenin, fail gibi
cezalandırılacağı esası kabul edilmiş; azmettirenin, işlenen suçun cezası ile cezalandırılacağı
öngörülmüştür. (2) numaralı fıkrasında ise azmettirenin cezasını 'artıran'
nedenler gösterilmiştir. Fıkranın birinci cümlesinde, üstsoy ve altsoy
ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak suretiyle bir kişinin suça azmettirilmesi
halinde, azmettirenin cezasının, üçte birden yarısına kadar artırılacağı
belirtilmiştir. Üstsoy ve altsoy kavramları, Türk Medeni Kanunu'nun 17.
maddesine göre 'biri diğerinden gelen kişiler' arasındaki kan hısımlığı
anlamına gelmektedir. Fıkranın, itiraz konusu, ikinci cümlesinde, üstsoy ve
altsoy ilişkisi aranmaksızın, çocukların suça azmettirilmesi, cezayı artıran
neden olarak görülmüştür. Buna göre çocuklara suç işlettirilmesi durumunda
azmettirenin cezası üçte birden yarısına kadar artırılacaktır. Buradaki
'çocuk', Türk Ceza Kanunu'nun 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b)
bendindeki tanıma göre, henüz '18 yaşını doldurmamış kişi'dir. Azmettirenin
cezasında artırım öngören kuralın gerekçesinde, 'Bu durumlarda azmettirenin
cezasında artırım öngörülmesinin hukukî dayanağı, ayrıca, azmettirme olgusunun
tek başına bir haksızlık ifade etmesidir' denilmiştir.
Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Hukuk devletinde, ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerine ilişkin kurallar, Anayasa'nın konuya ilişkin kuralları ile ceza hukukunun temel ilkeleri başta olmak üzere, ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatın gereksinmeleri göz önüne alınarak saptanacak ceza politikasına göre belirlenir.
Yasa koyucu, cezalandırmada güdülen amacı, suçların niteliği,
işlenme biçimi, işlenme oranındaki artış, azalma ve kamu düzeni için yarattığı
tehlikeyi, suçluların özelliklerini de gözeterek toplumda hangi eylemlerin suç
sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ile karşılanacağı, nelerin
ağırlaştırıcı ya da hafifletici sebep olarak kabul edileceği konularında takdir
yetkisine sahiptir. Yasa koyucu bu yetkisini kullanırken suç ve ceza arasındaki
adil dengenin korunması, öngörülen cezanın cezalandırmada güdülen amacı
gerçekleştirmeye elverişli olması, insanlık haysiyetine aykırı ve zalimane
olmaması gibi hususları da dikkate almak zorundadır. Suç ve ceza arasında
adalete uygun bir oranın bulunup bulunmadığının saptanmasında herhangi bir suç
için konulmuş ceza ile yapılacak bir kıyaslamanın değil, o suçun toplum
yaşamında yarattığı etkinin de dikkate alınması gerekir.
Anayasa'nın 10. ve 41. maddelerinde, çocuklara yönelik koruyucu hükümlere yer verilmiş, çocuklar için alınacak tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı sayılmayacağı, her çocuğun korunma hakkına sahip olduğu, Devletin, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alacağı öngörülmüştür.
Yaşamının ilk anından itibaren korunmaya ve yardıma muhtaç olan
çocuk, erişkinden farklıdır. Erişkinlerden farklı fiziksel, fizyolojik,
davranış ve psikolojik özelliklerinin olması, henüz kişiliklerinin,
davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş bulunması, bireysel
kavrama, karar verme, ahlaki ve toplumsal sorumluluk duygusuna sahip
olmayabilecekleri düşüncesi, çocuk ve çocuk haklarının, ulusal ve uluslararası
alanda özel olarak korunmasını gerektirmiştir. Çocuğun korunmasını toplum artı
bir değer olarak kabul etmektedir. Modern hukuk sistemleri çocuğun korunmasını,
'kamu yararına koruma' şeklinde geliştirmiştir. Bu nedenle, çocuk kamu yararına
korunacaktır ve bu ise çıkarılacak yasalarla sağlanacaktır.
Nitekim Türkiye'nin de taraf olduğu Çocuk Haklarına Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin 3. maddesinin birinci fıkrasında da, kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idarî makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde çocuğun yararının temel düşünce olduğu vurgulanmış; çocuk hukukunda uluslararası standartları tespit eden ve çocuk haklarını koruyan hükümlere yer verilmiştir.
İtiraz konusu kuralda, çocukların suça azmettirilmesi halinde,
üstsoy ve altsoy ilişkisi bulunmasa da, azmettirenin cezasının artırılması
öngörülmüştür. Suçun, kamu düzenini ve aile düzenini ileri düzeyde bozması göz
önünde bulundurularak daha ağır bir yaptırım öngörülmesi anayasal sınırlar
içinde yasa koyucunun takdiri kapsamındadır. Kuralla korunmak istenen hukuki
yarar, suçun niteliği ile öngörülen cezanın tür ve miktarı gözetildiğinde
kuralda yer alan cezanın adaletsiz ve ölçüsüz olduğundan söz edilemez. Cezanın
artırımlı uygulanması, gerekçede belirtildiği gibi, işlenen haksızlığın
ağırlığıyla ilgilidir. Bir suçun işlenmesine çocuğun daha kolay
azmettirilebileceği gözetildiğinde, söz konusu düzenlemenin bu suçun işlenmesinin
önüne geçilmesi ve çocuğun daha etkin bir koruma altına alınması, toplumsal
barışın ve kamu düzeninin sağlanması amacıyla yapıldığı anlaşılmaktadır.
Herhangi bir çocuğu suça azmettiren kişinin, kamu düzenine karşı gelme ve toplum huzurunu bozma iradesinin, çocuğun maddi ve hukuksal durumu gözetildiğinde, suç ve ceza politikaları yönünden, erişkini azmettirenden farklı olarak değerlendirilmesi kaçınılmazdır. Çocuklar, temyiz kabiliyeti, işlenen suçun sebep ve sonuçlarını değerlendirebilecek akli, ruhi ve fiziki olgunluğa sahip olma, geçerli hukuki işlem yapabilme, kendini savunma ve kendini üçüncü kişilere karşı temsil etme bakımından reşit kişilerden farklı konumdadırlar.
Öte yandan, başvuru kararında belirtildiği gibi, artırımın süreli cezalarda uygulanıp, süresiz cezalarda uygulanamaması şeklinde bir eşitlik karşılaştırılması yapılamaz. Yasa koyucunun, suç ve ceza siyasetine ilişkin takdiri kapsamında değerlendirilen ve suçun toplumda yarattığı etkiyi dikkate alarak düzenlediği kuralın Anayasa'nın 2. maddesine aykırı bir yönü görülmemiştir. İstemin reddi gerekir.
Yukarıda belirtilen gerekçe karşısında kuralın Anayasa'nın 10. maddesi yönünden ayrıca incelenmesine gerek duyulmamıştır.
KILIÇ
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
Üye
Ahmet
AKYALÇIN
Üye
Mehmet
ERTEN
Üye
Fettah
OTO
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh
KALELİ
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep
KÖMÜRCÜ
Üye
Alparslan
ALTAN
Üye
Burhan
ÜSTÜN
Üye
Engin
YILDIRIM
Üye
Nuri
NECİPOĞLU
Üye
Hicabi
DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal
TERCAN
Anayasa Mahkemesi, E. 2009/87, K. 2011/30, 3 Şubat 2011 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası