İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2012/97 K.2013/51

ÜyeleriEmine Ülker TARHAN ve Levent GÖK ile birlikte 117 milletvekili

Esas2012/97Karar2013/51Tarih3 Nisan 2013Okuma36 dk · 7.217 kelime

KÜNYE

Anayasa

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
3 Nisan 2013
Esas Sayısı
2012/97
Karar Sayısı
2013/51
Karar Günü
3.4.2013
R.G. Tarih-Sayı
31.12.2013-28868
İptal davasını açan
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.217 kelime·36 dk okuma·15 bölüm

ÜyeleriEmine Ülker TARHAN ve Levent GÖK ile birlikte 117 milletvekili

İPTAL DAVASININ KONUSU

20.6.2012 günlü, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun:

1-2. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendinin,

2-3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendinin,

3-6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının,

4-8. maddesinin (1), (2), (4) ve (7) numaralı fıkralarının,

5-30. ve 31. maddelerinin,

Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 17., 18., 49., 50., 56., 90., 130., 131. ve 135. maddelerine aykırılığını ileri sürerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemidir.

II- YASA METİNLERİ

A- İptali İstenen Yasa Kuralları

6331 sayılı Kanun'undava konusu kuralların da yer aldığı maddeleri şöyledir:

'MADDE 2-(1) Bu Kanun; kamu ve özel sektöre ait bütün işlere ve işyerlerine, bu işyerlerinin işverenleri ile işveren vekillerine, çırak ve stajyerler de dâhil olmak üzere tüm çalışanlarına faaliyet konularına bakılmaksızın uygulanır.

(2) Ancak aşağıda belirtilen faaliyetler ve kişiler hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz:

a) Fabrika, bakım merkezi, dikimevi ve benzeri işyerlerindekiler hariç Türk Silahlı Kuvvetleri, genel kolluk kuvvetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığının faaliyetleri.

b) Afet ve acil durum birimlerinin müdahale faaliyetleri.

c) Ev hizmetleri.

ç) Çalışan istihdam etmeksizin kendi nam ve hesabına mal ve hizmet üretimi yapanlar.

d) Hükümlü ve tutuklulara yönelik infaz hizmetleri sırasında, iyileştirme kapsamında yapılan işyurdu, eğitim, güvenlik ve meslek edindirme faaliyetleri.

MADDE 3-(1) Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Bakanlık: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığını,

b) Çalışan: Kendi özel kanunlarındaki statülerine bakılmaksızın kamu veya özel işyerlerinde istihdam edilen gerçek kişiyi,

c) Çalışan temsilcisi: İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili çalışmalara katılma, çalışmaları izleme, tedbir alınmasını isteme, tekliflerde bulunma ve benzeri konularda çalışanları temsil etmeye yetkili çalışanı,

ç) Destek elemanı: Asli görevinin yanında iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili önleme, koruma, tahliye, yangınla mücadele, ilk yardım ve benzeri konularda özel olarak görevlendirilmiş uygun donanım ve yeterli eğitime sahip kişiyi,

d) Eğitim kurumu: İş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve diğer sağlık personelinin eğitimlerini vermek üzere Bakanlıkça yetkilendirilen kamu kurum ve kuruluşlarını, üniversiteleri ve Türk Ticaret Kanununa göre faaliyet gösteren şirketler tarafından kurulan müesseseleri,

e) Genç çalışan: Onbeş yaşını bitirmiş ancak onsekiz yaşını doldurmamış çalışanı,

f) İş güvenliği uzmanı: İş sağlığı ve güvenliği alanında görev yapmak üzere Bakanlıkça yetkilendirilmiş, iş güvenliği uzmanlığı belgesine sahip mühendis, mimar veya teknik elemanı,

g) İş kazası: İşyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen özre uğratan olayı,

ğ) İşveren: Çalışan istihdam eden gerçek veya tüzel kişi yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşları,

h) İşyeri: Mal veya hizmet üretmek amacıyla maddi olan ve olmayan unsurlar ile çalışanın birlikte örgütlendiği, işverenin işyerinde ürettiği mal veya hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen işyerine bağlı yerler ile dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden ve mesleki eğitim yerleri ve avlu gibi diğer eklentiler ve araçları da içeren organizasyonu,

ı) İşyeri hekimi: İş sağlığı ve güvenliği alanında görev yapmak üzere Bakanlıkça yetkilendirilmiş, işyeri hekimliği belgesine sahip hekimi,

i) İşyeri sağlık ve güvenlik birimi: İşyerinde iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini yürütmek üzere kurulan, gerekli donanım ve personele sahip olan birimi,

j) Konsey: Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyini,

k) Kurul: İş sağlığı ve güvenliği kurulunu,

1) Meslek hastalığı: Mesleki risklere maruziyet sonucu ortaya çıkan hastalığı,

m) Ortak sağlık ve güvenlik birimi: Kamu kurum ve kuruluşları, organize sanayi bölgeleri ile Türk Ticaret Kanununa göre faaliyet gösteren şirketler tarafından, işyerlerine iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini sunmak üzere kurulan gerekli donanım ve personele sahip olan ve Bakanlıkça yetkilendirilen birimi,

n) Önleme: İşyerinde yürütülen işlerin bütün safhalarında iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili riskleri ortadan kaldırmak veya azaltmak için planlanan ve alınan tedbirlerin tümünü,

o) Risk: Tehlikeden kaynaklanacak kayıp, yaralanma ya da başka zararlı sonuç meydana gelme ihtimalini,

ö) Risk değerlendirmesi: İşyerinde var olan ya da dışarıdan gelebilecek tehlikelerin belirlenmesi, bu tehlikelerin riske dönüşmesine yol açan faktörler ile tehlikelerden kaynaklanan risklerin analiz edilerek derecelendirilmesi ve kontrol tedbirlerinin kararlaştırılması amacıyla yapılması gerekli çalışmaları,

p) Tehlike: İşyerinde var olan ya da dışarıdan gelebilecek, çalışanı veya işyerini etkileyebilecek zarar veya hasar verme potansiyelini,

r) Tehlike sınıfı: İş sağlığı ve güvenliği açısından, yapılan işin özelliği, işin her safhasında kullanılan veya ortaya çıkan maddeler, iş ekipmanı, üretim yöntem ve şekilleri, çalışma ortam ve şartları ile ilgili diğer hususlar dikkate alınarak işyeri için belirlenen tehlike grubunu,

s) Teknik eleman: Teknik öğretmen, fizikçi ve kimyager unvanına sahip olanlar ile üniversitelerin iş sağlığı ve güvenliği programı mezunlarını,

ş) İşyeri hemşiresi: 25/2/1954 tarihli ve 6283 sayılı Hemşirelik Kanununa göre hemşirelik mesleğini icra etmeye yetkili, iş sağlığı ve güvenliği alanında görev yapmak üzere Bakanlıkça yetkilendirilmiş işyeri hemşireliği belgesine sahip hemşire/sağlık memurunu,

ifade eder.

(2) İşveren adına hareket eden, işin ve işyerinin yönetiminde görev alan işveren vekilleri, bu Kanunun uygulanması bakımından işveren sayılır.

İş sağlığı ve güvenliği hizmetleri

MADDE 6-(1) Mesleki risklerin önlenmesi ve bu risklerden korunulmasına yönelik çalışmaları da kapsayacak, iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin sunulması için işveren;

a) Çalışanları arasından iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve diğer sağlık personeli görevlendirir. Çalışanları arasında belirlenen niteliklere sahip personel bulunmaması hâlinde, bu hizmetin tamamını veya bir kısmını ortak sağlık ve güvenlik birimlerinden hizmet alarak yerine getirebilir. Ancak belirlenen niteliklere ve gerekli belgeye sahip olması hâlinde, tehlike sınıfı ve çalışan sayısı dikkate alınarak, bu hizmetin yerine getirilmesini kendisi üstlenebilir.

b) Görevlendirdikleri kişi veya hizmet aldığı kurum ve kuruluşların görevlerini yerine getirmeleri amacıyla araç, gereç, mekân ve zaman gibi gerekli bütün ihtiyaçlarını karşılar.

c) İşyerinde sağlık ve güvenlik hizmetlerini yürütenler arasında iş birliği ve koordinasyonu sağlar.

ç) Görevlendirdikleri kişi veya hizmet aldığı kurum ve kuruluşlar tarafından iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili mevzuata uygun olan ve yazılı olarak bildirilen tedbirleri yerine getirir.

d) Çalışanların sağlık ve güvenliğini etkilediği bilinen veya etkilemesi muhtemel konular hakkında; görevlendirdikleri kişi veya hizmet aldığı kurum ve kuruluşları, başka işyerlerinden çalışmak üzere kendi işyerine gelen çalışanları ve bunların işverenlerini bilgilendirir.

(2) 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşları; iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini, Sağlık Bakanlığına ait döner sermayeli kuruluşlardan doğrudan alabileceği gibi 4734 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde de alabilir.

(3) Tam süreli işyeri hekimi görevlendirilen işyerlerinde, diğer sağlık personeli görevlendirilmesi zorunlu değildir.

MADDE 8-(1) İşyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanlarının hak ve yetkileri, görevlerini yerine getirmeleri nedeniyle kısıtlanamaz. Bu kişiler, görevlerini mesleğin gerektirdiği etik ilkeler ve mesleki bağımsızlık içerisinde yürütür.

(2) İşyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanları; görevlendirildikleri işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili alınması gereken tedbirleri işverene yazılı olarak bildirir; bildirilen hususlardan hayati tehlike arz edenlerin işveren tarafından yerine getirilmemesi hâlinde, bu hususu Bakanlığın yetkili birimine bildirir.

(3) Hizmet sunan kuruluşlar ile işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanları, iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin yürütülmesindeki ihmallerinden dolayı, hizmet sundukları işverene karşı sorumludur.

(4) Çalışanın ölümü veya maluliyetiyle sonuçlanacak şekilde vücut bütünlüğünün bozulmasına neden olan iş kazası veya meslek hastalığının meydana gelmesinde ihmali tespit edilen işyeri hekimi veya iş güvenliği uzmanının yetki belgesi askıya alınır.

(5) İş güvenliği uzmanlarının görev alabilmeleri için; çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde (A) sınıfı, tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde en az (B) sınıfı, az tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde ise en az (C) sınıfı iş güvenliği uzmanlığı belgesine sahip olmaları şartı aranır. Bakanlık, iş güvenliği uzmanlarının ve işyeri hekimlerinin görevlendirilmesi konusunda sektörel alanda özel düzenleme yapabilir.

(6) Belirlenen çalışma süresi nedeniyle işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanının tam süreli görevlendirilmesi gereken durumlarda; işveren, işyeri sağlık ve güvenlik birimi kurar. Bu durumda, çalışanların tabi olduğu kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa göre belirlenen haftalık çalışma süresi dikkate alınır.

(7) Kamu kurum ve kuruluşlarında ilgili mevzuata göre çalıştırılan

işyeri hekimi veya iş güvenliği uzmanı olma niteliğini haiz personel, gerekli

belgeye sahip olmaları şartıyla asli görevlerinin yanında, belirlenen çalışma

süresine riayet ederek çalışmakta oldukları kurumda veya ilgili personelin

muvafakati ve üst yöneticinin onayı ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarında

görevlendirilebilir. Bu şekilde görevlendirilecek personele, görev yaptığı her

saat için (200) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı tutarında

ilave ödeme, hizmet alan kurum tarafından yapılır. Bu ödemeden damga vergisi

hariç herhangi bir kesinti yapılmaz. Bu durumdaki görevlendirmeye ilişkin ilave

ödemelerde, günlük mesai saatlerine bağlı kalmak kaydıyla, aylık toplam seksen

saatten fazla olan görevlendirmeler dikkate alınmaz.

(8) Kamu sağlık hizmetlerinde tam süreli çalışmaya ilişkin mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla, işyeri hekimlerinin ve diğer sağlık personelinin işyeri sağlık ve güvenlik birimi ile ortak sağlık ve güvenlik birimlerinde görevlendirilmelerinde ve hizmet verilen işyerlerinde çalışanlarla sınırlı olmak üzere görevlerini yerine getirmelerinde, diğer kanunların kısıtlayıcı hükümleri uygulanmaz.

MADDE 30-(1) Aşağıdaki konular ile bunlara ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle düzenlenir:

a) İlgili bakanlıkların görüşü alınarak, iş sağlığı ve

güvenliğinin sağlanması, sürdürülmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi

amacıyla; işyeri bina ve eklentileri, iş ekipmanı, işin her safhasında

kullanılan ve ortaya çıkan maddeler, çalışma ortam ve şartları, özel risk

taşıyan iş ekipmanı ve işler ile işyerleri, özel politika gerektiren grupların

çalıştırılması, işin özelliğine göre gece çalışmaları ve postalar hâlinde

çalışmalar, sağlık kuralları bakımından daha az çalışılması gereken işler, gebe

ve emziren kadınların çalışma şartları, emzirme odaları ve çocuk bakım

yurtlarının kurulması veya dışarıdan hizmet alınması ve benzeri özel düzenleme

gerektirebilecek konular ve bunlara bağlı bildirim ve izinler ile bu Kanunun

uygulanmasına yönelik diğer hususlar.

b) İş sağlığı ve güvenliği hizmetleri ile ilgili olarak;

1) Çalışan sayısı ve tehlike sınıfı göz önünde bulundurularak hangi işyerlerinde işyeri sağlık ve güvenlik biriminin kurulacağı, bu birimlerin fiziki şartları ile birimlerde bulundurulacak donanım.

2) İşyeri sağlık ve güvenlik birimi ile ortak sağlık ve güvenlik biriminde görev alacak işyeri hekimi, iş güvenliği uzmanı ve diğer sağlık personelinin nitelikleri, işe alınmaları, görevlendirilmeleri, görev, yetki ve sorumlulukları, görevlerini nasıl yürütecekleri, işyerinde çalışan sayısı ve işyerinin yer aldığı tehlike sınıfı göz önünde bulundurularak asgari çalışma süreleri, işyerlerindeki tehlikeli hususları nasıl bildirecekleri, sahip oldukları belgelere göre hangi işyerlerinde görev alabilecekleri.

3) İş sağlığı ve güvenliği hizmeti sunacak kişi, kurum ve kuruluşların; görev, yetki ve yükümlülükleri, belgelendirilmeleri ve yetkilendirilmeleri ile sunulacak hizmetler kapsamında yer alan sağlık gözetimi ve sağlık raporları, kuruluşların fiziki şartları ile kuruluşlarda bulundurulacak personel ve donanım.

4) İş sağlığı ve güvenliği hizmeti sunan kişi, kurum ve kuruluşlardan işyeri tehlike sınıfı ve çalışan sayısına göre; hangi şartlarda hizmet alınacağı, görevlendirilecek veya istihdam edilecek kişilerin sayısı, işyerinde verilecek hizmet süresi ve belirlenen görevleri hangi hallerde işverenin kendisinin üstlenebileceği.

5) İşyeri hekimi, iş güvenliği uzmanı ve diğer sağlık personelinin eğitimleri ve belgelendirilmeleri, unvanlarına göre kimlerin hangi sınıf belge alabilecekleri, işyeri hekimi, iş güvenliği uzmanı ve diğer sağlık personeli eğitimi verecek kurumların belgelendirilmeleri, yetkilendirilmeleri ile eğitim programlarının ve bu programlarda görev alacak eğiticilerin niteliklerinin belirlenmesi ve belgelendirilmeleri, eğitimlerin sonunda yapılacak sınavlar ve düzenlenecek belgeler.

c) Risk değerlendirmesi ile ilgili olarak; risk değerlendirmesinin hangi işyerlerinde ne şekilde yapılacağı, değerlendirme yapacak kişi ve kuruluşların niteliklerinin belirlenmesi, gerekli izinlerin verilmesi ve izinlerin iptal edilmesi.

ç) Sağlık Bakanlığının görüşü alınarak, işverenlerin işyerlerinde bu Kanun kapsamında yapmakla yükümlü oldukları kişisel maruziyete ve çalışma ortamına yönelik gerekli kontrol, inceleme ve araştırmalar ile fiziksel, kimyasal ve biyolojik etmenlerle ilgili ölçüm ve laboratuvar analizlerinin usul ve esasları ile bu ölçüm ve analizleri yapacak kişi ve kuruluşların niteliklerinin belirlenmesi, gerekli yetkilerin verilmesi ve verilen yetkilerin iptali ile yetkilendirme ve belgelendirme bedelleri.

d) Yapılan işin niteliği, çalışan sayısı, işyerinin büyüklüğü, kullanılan, depolanan ve üretilen maddeler, iş ekipmanı ve işyerinin konumu gibi hususlar dikkate alınarak acil durum planlarının hazırlanması, önleme, koruma, tahliye, ilk yardım ve benzeri konular ile bu konularda görevlendirilecek kişiler.

e) Çalışanlara ve temsilcilerine verilecek eğitimler, bu eğitimlerin belgelendirilmesi, iş sağlığı ve güvenliği eğitimi verecek kişi ve kuruluşlarda aranacak nitelikler ile mesleki eğitim alma zorunluluğu bulunan işler.

f) Kurulun oluşumu, görev ve yetkileri, çalışma usul ve esasları, birden çok kurul bulunması hâlinde bu kurullar arasındaki koordinasyon ve iş birliği.

g) İçişleri Bakanlığı ile müştereken, işyerlerinde işin durdurulması, hangi işlerde risk değerlendirmesi yapılmamış olması durumunda işin durdurulacağı, durdurma sebeplerini gidermek için mühürlerin geçici olarak kaldırılması, yeniden çalışmaya izin verilme şartları, acil hallerde işin durdurulmasına karar verilinceye kadar geçecek sürede alınacak tedbirlerin uygulanması.

ğ) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile müştereken, büyük endüstriyel kazaların önlenmesi ve etkilerinin azaltılması için alınacak tedbirler, büyük endüstriyel kaza oluşabilecek işyerlerinin belirlenmesi ve sınıflandırılması, büyük kaza önleme politika belgesi veya güvenlik raporunun hazırlanması ve uygulanması, güvenlik raporunun olmaması, incelenmek üzere Bakanlığa gönderilmemesi veya Bakanlıkça yetersiz bulunması durumunda işin durdurulması ve işin devamına izin verilmesi.

(2) Birinci fıkranın (b) bendine göre işyeri hekimi ve diğer sağlık personeline dair çıkarılan yönetmelikte yer alan işyeri hekimi ve diğer sağlık personelinin eğitim programları, çalışma süreleri, görev ve yetkilerine ilişkin hususlarda Sağlık Bakanlığının uygun görüşü alınır.

MADDE 31-(1) İş sağlığı ve güvenliği hizmeti sunan, ölçüm ve analizleri yapan kişi, kurum, kuruluşlar ve eğitim kurumları ile ilgili olarak yetkilendirme ve belgelendirme bedelleri, bu kişi ve kurumlara getirilen kuralların ihlali hâlinde hafif, orta ve ağır ihtar olarak kayda alınması ile yetki belgelerinin geçerliliğinin doğrudan veya ihtar puanları esas alınarak askıya alınması ve iptaline dair usul ve esaslar Bakanlıkça belirlenir.'

B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları

Dava ve ek dava dilekçesinde, Anayasa'nınBaşlangıç'ı ile 2., 17., 18., 49., 50., 56., 90., 130., 131. ve 135. maddelerinedayanılmış, Anayasa'nın 7. maddesi ise ilgili görülmüştür.

III- İLK İNCELEME

A- Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri gereğince Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL ve Zühtü ARSLAN'ın katılımlarıyla 27.9.2012 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle dava konusu kuralların bazılarına yönelik olarak iptal davasının açılmış sayılıp sayılmayacağı sorunu görüşülmüştür.

6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun'un 38. maddesinin (6) numaralı fıkrasında 'İptal davalarında,

Anayasaya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin Anayasanın hangi maddelerine

aykırı olduğunun ve gerekçelerinin belirtilmiş olması zorunludur.' kuralı

yer almış, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 45. maddesinde de 'İptali istenen

kurallar ve bunların her birinin Anayasanın hangi maddelerine aykırılık

oluşturduğu', 'Anayasaya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin her

birinin Anayasanın hangi maddelerine, hangi nedenlerle aykırı olduğunun ayrı

ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi' dava dilekçesinde yer

alması gereken hususlar arasında sayılmıştır.

6216 sayılı Kanun'un 39. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, dava dilekçesinin, 38. maddede gösterilen şartları taşıyıp taşımadığının kayıt tarihinden itibaren on gün içinde inceleneceği, başvuru dilekçesindeki varsa eksikliklerin kararla saptanarak onbeş günden az olmamak üzere verilecek süre içinde tamamlatılması için ilgililere tebliğ olunacağı, aynı maddenin (3) numaralı fıkrasında ise birinci fıkrada belirtilen süre içinde eksikliklerin tamamlanmaması hâlinde Genel Kurulca iptal davasının açılmamış sayılmasına karar verileceği belirtilmiştir.

Dava dilekçesinde, 6331 sayılı Kanun'un;

1- 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendinin, Anayasa'nın 17. ve 56. maddelerine,

2- 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının Anayasa'nın 17. ve 56. maddelerine,

3- 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasının Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2. ve 90. maddelerine,

4- 30. ve 31. maddelerinin Anayasa'nın 2., 17., 49., 50. ve 56. maddelerine de aykırı oldukları belirtilerek iptallerinin istenmesine karşın bu hükümlerin her birinin aykırı olduğu ileri sürülen her bir Anayasa maddesine ilişkin gerekçelerini gösterilmediği,

saptanmıştır.

Açıklanan nedenlerle, 6216 sayılı Kanun'un 39. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile İçtüzüğün 49. maddesi uyarınca Ankara Milletvekilleri Emine Ülker TARHAN ile Levent GÖK'e bildirimde bulunulmasına ve yukarıda belirtilen eksikliklerin giderilmesi için kararın tebliğinden başlayarak 15 (onbeş) gün süre verilmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

B-Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN ve Muammer TOPAL'ın katılımlarıyla 8.11.2012 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında:

20.6.2012 günlü, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun;

A-8. maddesinin (1) numaralı fıkrasına ilişkin iptal davasının, dava dilekçesine sehven yazıldığının bildirilmiş olması nedeniyle açılmamış sayılmasına,

B- 1- 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendinin,

2- 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendinin,

3- 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının,

4- 8. maddesinin (2), (4) ve (7) numaralı fıkralarının,

5- 30. ve 31. maddelerinin,

dosyada eksiklik bulunmadığından esasının incelenmesine, yürürlüklerinin durdurulması isteminin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına,

OYBİRLİĞİYLEkarar verilmiştir.

IV- ESASIN İNCELENMESİ

Dava ve ek dava dilekçesi ile ekleri, Raportör Ömer DURAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen yasa kuralları, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A- Kanun'un 2. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının (d) Bendinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, ceza infaz kurumları ile Tutukevleri İşyurtları

Kurumu bünyesinde çalışan çok sayıda hükümlü ve tutuklunun bulunduğu, Kurumda

ciddi miktarda üretimin yapıldığı buna bağlı olarak da önemli bir ekonomik

büyüklüğe ulaşıldığı, çalışanların sağlık ve güvenliğinin korunması için

gerekli tedbirlerin alınmasının sosyal devletin de bir gereği olduğu, Anayasa'nın

17. maddesinde yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının

herkese tanındığı, bu bağlamda işyurtlarında çalışan hükümlülerin de bu hakkın

kapsamında olduğu, yaşama hakkının gereği olarak çalışanların iş kazaları ile

meslek hastalıklarından korunması ve sosyal güvenliğin sağlanmasının Devlete

verilmiş bir yükümlülük olduğu, cezaevlerinin işyurtlarında çalışan tutuklu ve

hükümlülerin iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve dolayısıyla çalışanların

iş kazaları ile meslek hastalıklarından korunması amacıyla çıkarılmış Kanun

hükümlerinden istisna tutulmalarının anayasal koruma altındaki yaşama hakkı ile

maddî ve manevî varlığı koruma haklarını zedelediği, Anayasa'nın 56.

maddesinde, Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde

sürdürmesini sağlamak görevinin verildiği, getirilen istisnanın ise kişilerin

hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürme hakkının özünü zedelediği

belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 17. ve 56. maddelerine aykırı olduğu

ileri sürülmüştür.

Kanun'un 'Kapsam ve İstisnalar' başlıklı 2. maddesinde, Kanun'un kapsamı belirtilmektedir. Davaya konu kural ise hükümlü ve tutuklulara yönelik infaz hizmetleri sırasında, iyileştirme kapsamında yapılan işyurdu, eğitim, güvenlik ve meslek edindirme faaliyetlerinin Kanun'un kapsamı dışında olduğunu belirlemekte ve kapsam bakımından istisna getirmektedir.

Anayasa'nın 2. maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti, toplumun

huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı,

Atatürk milliyetçiliğine bağlı, Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,

demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Bu maddede nitelikleri

belirtilen sosyal hukuk devleti, insan haklarına dayanan, kişilerin huzur,

refah ve mutluluk içinde yaşamalarını güvence altına alan, kişi hak ve

özgürlükleriyle kamu yararı arasında adil bir denge kurabilen, çalışma hayatını

geliştirmek ve ekonomik önlemler alarak çalışanlarını koruyan, onların insan

onuruna uygun hayat sürdürmelerini sağlayan, milli gelirin adalete uygun

biçimde dağıtılması için gereken önlemleri alan, sosyal güvenlik hakkını yaşama

geçirebilen, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak sosyal adaleti ve

toplumsal dengeleri gözeten devlettir. Çağdaş devlet anlayışı sosyal hukuk

devletinin tüm kurum ve kurallarıyla Anayasa'nın özüne ve ruhuna uygun biçimde

kurularak işletilmesini, bu yolla bireylerin refah, huzur ve mutluluğunun

sağlanmasını gerekli kılar.

Anayasa'nın 17. maddesinin ilk fıkrasında da herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu; 56. maddesinde de Devletin herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlayacağı belirtilmiştir.

4301 sayılı Ceza İnfaz Kurumları İle Tutukevleri İşyurtları Kurumunun Kuruluş ve İdaresine İlişkin Kanunla hükümlü ve tutukluların meslek ve sanatlarının korunup geliştirilmesi veya bir meslek ve sanat öğrenmeleri amacına yönelik olarak çalışmalarını sağlamak üzere işyurtları açmak ve bunların bütün mali ve idari işlerini bir merkezden düzenlemek ve yönetmek Adalet Bakanlığına bir görev olarak verilmiş olup anılan Bakanlıkta bu görevi aynı Kanunla kendisine bağlı olarak kurulmuş olan Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İşyurtları Kurumu aracılığı ile yürütmektedir.

Kanun'da işyurtları, hükümlü ve tutukluların meslek ve sanatlarını koruyup geliştirmek veya bunlara bir meslek ve sanat öğretmek, bu suretle üretilen ekonomik değerleri pazarlamak için ceza infaz kurumları ile tutukevleri bünyesinde oluşturulan tesis, atölye ve benzeri üniteler olarak tanımlanmıştır.

İşyurtlarında yürütülen hizmetler esasen hükümlü ve tutuklulara

bir mesleğin ya da sanatın öğretilmesi, bu meslek ve sanatların korunup

geliştirilmesine yönelik olarak yürütülmektedir. Bununla birlikte infaz

hizmetleri sırasında yürütülen bu meslek ve sanatlar aslında esenlendirme ve

rehabilitasyon amaçlı olarak yürütülmekte, hükümlü ve tutukluların infazlarının

daha rahat, güvenli yapılması ve topluma kazandırılması amaçlanmaktadır. Bundan

dolayı hükümlü ve tutukluların işyurtlarında çalıştırılmaları işçi terimi

kapsamında değerlendirilmemektedir. Zira, anılan kişiler için aslolan hukuki

vasıf işçi olmalarından ziyade hükümlülük ve tutukluluk hâlidir. Bunun doğal

sonucu olarak hak ve yükümlülükleri de ayrı düzenlemelerle belirlenmektedir.

Benzer şekilde bu kişilerin istihdamı, çalışma ya da çalıştırma olmaktan öte

bir iyileştirme ve esenlendirme olarak kabul görmektedir. Nitekim, Ceza İnfaz

Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında

Tüzük'te de hükümlü ve tutukluların istihdamı, iyileştirme olarak kabul

edilmiştir.

Diğer taraftan, kişilerin maddi ve manevi varlıklarını

geliştirilebilmelerinin, mutlu, huzurlu, beden ve ruh sağlığına sahip

olabilmelerinin başlıca şartı, ihtiyaç duydukları anda sağlık hizmetlerine

ulaşıp ihtiyaç duydukları oranda bu hizmetlerden yararlanabilmeleridir. Bu

amacın gerçekleştirilmesi kuşkusuz Devlet için bir görev ve kişiler için de bir

haktır. Kanun, işçiler için işyerlerinde, iş sağlığı ve güvenliğini temin etmek

üzere çıkarılmış bulunmaktadır. Devletin gözetim ve denetimi altında rehabilite

amacıyla çalıştırılan hükümlü ve tutukluların, gerek kendilerinin işçi

sayılmamaları ve gerekse Devletin de bu kişiler açısından işveren olarak kabul

edilememesi nedeniyle Kanun'un getirmiş olduğu iş sağlığı ve güvenliğini temine

ilişkin düzenlemelerden farklı bir uygulamaya tabi tutulabilmeleri mümkündür.

Bir başka ifadeyle hükümlü ve tutukluların işçi sayılmamaları nedeniyle Kanun

kapsamı dışında tutulması bu kişilerin iş sağlığı ve güvencelerinin olmadığı

anlamına gelmemekte, bu durum sadece kendi hukuki vasıflarına uygun olarak ele

alınmaktadır. Dolayısıyla, hükümlü ve tutukluların hukuki durumları göz önüne

alındığında diğer işçilerden farklı bir rejime tabi tutulmalarında Anayasa'ya

aykırılık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2., 17. ve 56. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamıştır.

B- Kanun'un 3. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (d) Bendinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, iş güvenliği ve sağlık personeline yönelik

eğitimlerle ilgili olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının doğrudan

yetkili kılındığı, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, özellikle

de Türk Tabipler Birliğinin, bu süreçte yok sayıldığı, anılan kuruluşlar ve

ayrıca sendikaların bu alanda eğitim vermelerinin engellendiği, işyeri

hekimliğinin normal hekimlik üstüne bir ihtisas ve yan dal olarak kabul

edildiği ve yükseköğretim niteliğinde olduğu, Anayasa'ya göre yükseköğretimin

üniversiteler tarafından verilmesinin şart olduğu, buna göre bu eğitimin sadece

üniversiteler ya da uzmanlık eğitimi vermekle yetkili olan eğitim ve araştırma

hastanelerinde verilebileceği, lisans ve lisansüstü eğitim konusunda anayasal

kuruluşlar olan üniversitelerin anayasal yetkilerini kullanabilmelerinin

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından yetki almış olmalarıyla mümkün hâle

geldiği, Kanun ile getirilen düzenlemelerle Çalışma ve Sosyal Güvenlik

Bakanlığının özel şirketleri lisansüstü öğrenim niteliğindeki işyeri hekimliği

eğitimi verme konusunda yetkilendirebileceği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın

130., 131. ve 135. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Kanun'un 'Tanımlar' başlıklı 3. maddesinde, Kanun'da geçen

kavramlar tanımlanmaktadır. Maddenin (1) numaralı fıkrasının dava konusu (d)

bendinde, 'Eğitim Kurumu'nun tanımı yapılmıştır. Dava konusu kural,

Kanun ile gelen ve işyerinde iş sağlığı ve güvenliğini temin etmek açısından

işletmelerde görevlendirilmesi öngörülen başta iş güvenliği uzmanı ve işyeri

hekimi olmak üzere diğer sağlık personelinin eğitimlerinin yapılması konusunda

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yetkilendirilecek kamu kurum ve

kuruluşlarının, üniversitelerin ve Türk Ticaret Kanunu'na göre faaliyet

gösteren şirketler tarafından kurulan müesseselerin Kanun'un uygulanmasında

eğitim kurumu olarak kabul edileceğini ifade etmektedir.

Anayasa'nın 130. maddesinde, çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan bir düzen içinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarına uygun insan gücü yetiştirmek amacıyla ortaöğretime dayalı çeşitli düzeylerde eğitim-öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapmak, ülkeye ve insanlığa hizmet etmek üzere çeşitli birimlerden oluşan kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip üniversitelerin Devlet tarafından kanunla kurulacağı hüküm altına alınmıştır.

İş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinde görev yapacak olan hekim,

mühendis, mimar ve teknik elemanlar tıp, mühendislik ve teknik bölümlerle

ilgili lisans, lisansüstü veya uzmanlık eğitimlerini tamamlamış belirli

unvanlardaki kişilerdir. Bu kişilere iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili olarak

verilecek eğitim, bir sertifika programı çerçevesinde bu kişilerin, iş sağlığı

ve güvenliği konusunda bilgi sahibi olmalarını sağlayan teorik ve uygulamalı

kısımlardan oluşan bir eğitim olup yüksek öğretim kurumları tarafından verilen

tıp, mühendislik ve teknik eğitim alanındaki lisans ve lisansüstü eğitimle bir

benzerliği ve ilgisi bulunmamaktadır. Ayrıca, bu kişilere iş sağlığı ve

güvenliğiyle ilgili olarak verilecek eğitim sonucunda tıp veya mühendislik

eğitimiyle ilgili bir belge de verilmemektedir.

İş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinde görev yapacak olan hekim, mühendis, mimar ve teknik elemanlara bir sertifika programı çerçevesinde verilen teorik ve uygulamalı kısımlardan oluşan eğitimin, yükseköğretim kurumları tarafından verilen lisans ve lisansüstü eğitimle ilgisi bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 130. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Kuralın, Anayasa'nın 131. ve 135. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

C- Kanun'un 6. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi

Dava dilekçesinde, işyeri hekimlerinin hangi işyerlerinde tam

süreli olarak görevlendirileceklerine dair yasal düzenlemeye yer verilmediği ve

bu konunun Kanun'un 30. maddesiyle yönetmeliğe bırakıldığı, buna göre işyeri

hekiminin tam süreli olarak görevlendirildiği işyerlerinin çok sayıda işçinin

çalıştığı işyerleri olarak belirlendiği, işyeri hekimi ve işgüvenliği uzmanının

tam süreli görevlendirilmesi gereken durumlarda işverenin işyeri sağlık ve

güvenlik birimi kurması gerektiği ancak bu birimde işyeri hekiminin tek başına

çalışmasının anılan birimden beklenilen faydanın sağlanamamasına neden olacağı,

işyeri hekimliği hizmetinin aslında bir sağlık ekibi işi olduğu, kârlılık

beklentisi içinde olan işverenin maliyet arttırıcı bir unsur olarak göreceği

diğer sağlık personelini istihdam etmekten kaçınacağı, bundan dolayı işçi

sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerine ilişkin temel düzenlemelerin ihtiyari

değil zorunlu düzenlemeler olması gerektiği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın

17. ve 56. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Kanun'un 'İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetleri' başlıklı 6.

maddesi, genel olarak mesleki risklerin önlenmesi ve bu risklerden

korunulmasına yönelik çalışmaları da kapsayacak şekilde, iş sağlığı ve güvenliği

hizmetlerinin sunulması için işveren tarafından sağlanması gerekli

yükümlülükleri düzenlemektedir. Davaya konu kural ise anılan maddenin işverene

yüklediği yükümlülüklere dair getirmiş olduğu bir kolaylık olup belirli

durumlarda diğer sağlık personelinin görevlendirilmesi mecburiyetine esneklik

sağlamaktadır. Buna göre, tam süreli işyeri hekimi görevlendirilen işyerlerinde

diğer sağlık personelinin görevlendirilme zorunluluğunun kaldırılması diğer

sağlık personelinin hiçbir suretle görevlendirilemeyeceği anlamına gelmemekte

ve bu husus işverenin tercihine bırakılmaktadır. Dolayısıyla, Kanunla getirilen

diğer yükümlülükler varlığını devam ettirmektedir.

Anayasa'nın 56. maddesinde, Devletin, herkesin hayatını, beden ve

ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlayacağı belirtilmiştir. Kişilerin

hayatlarını mutlu, huzurlu, beden ve ruh sağlığına sahip olarak

sürdürebilmeleri, ihtiyaç duydukları anda sağlık hizmetlerine ulaşıp ihtiyaç

duydukları oranda bu hizmetlerden yararlanabilmeleri ile sağlanılabilecektir.

Burada gözetilmesi gereken işyerinde iş sağlığı için gerekli olan işyeri

hekiminin varlığıdır. İşyeri hekimi, sağlık konusunda, sahip olduğu bilgi,

birikim ve donanımla süreç içerisinde en yetkin olan kişidir. Kanun koyucunun

işyerinde iş sağlığı için işyeri hekiminin tam süreli olarak görevlendirilmesi

hâlinde diğer sağlık personelinin istihdamını işverenin tercihine bırakması

hususu kanun koyucunun takdirinde olup kuralın, Anayasa'ya aykırı bir yönü

bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 56. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Kuralın, Anayasa'nın 17. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

D- Kanun'un 8. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi

Dava dilekçesinde, hiçbir ek güvence sağlanmaksızın işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanına işverenin denetlenmesinde kamusal bir görev yüklendiği, böylesi bir sorumluluğun işçi sağlığının korunmasında hiçbir etki yapmayacağı ve kamusal makamların sorumluluklarının önüne geçeceği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 49. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Dava konusu kural, işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanlarına, görevlendirildikleri işyerlerinde mesleklerini icra ederken, iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili olarak alınmasını gerekli gördükleri tedbirleri, işverene yazılı olarak bildirmeleri yükümlülüğünü getirmekte ve bildirilen bu tedbirlerden, niteliği itibariyle hayati derecede tehlikeli olanlardan işveren tarafından yerine getirilmeyenlerin,işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanlarıtarafından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının yetkili birimine bildirilmesini düzenlemektedir.

Anayasa'nın 49. maddesinde, çalışmanın, herkesin hakkı ve ödevi olduğu belirtilmiş; Devlete, çalışanların yaşam düzeyini yükseltmek, çalışma yaşamını geliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayı denetlemek ve işsizliği gidermeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için gerekli önlemleri almak ödevi verilmiştir. Devlet, kişinin çalışma hakkını kullanabilmesi için iş alanında gerekli önlemleri alacak ve sınırlamaları kaldırarak görevini yerine getirecek, birey de çalışarak topluma yük olmaktan kurtulacaktır.

İşyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanları, kamu gücü kullanan kişiler olmayıp görmüş oldukları eksikliklere doğrudan Devletin üstün buyurma gücünü kullanmak suretiyle müdahale edebilmeleri de mümkün değildir. Bu bakımdan anılan kişilere, düzeltilmesi talebiyle işverene bildirmiş oldukları tedbirlerden işveren tarafından yerine getirilmeyenlerden hayati tehlike arz edenleri Bakanlığın ilgili birimine bildirme görev ve yükümlülüğü getirilmiştir. Bu yükümlülük yalnızca bildirim niteliğinde olup, kuralla Devletin iş ve işçi sağlığına ilişkin görevlerine son verilmesi gibi bir durum söz konusu değildir.

İşyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanlarına ek bir güvence verilmemesinin bu kişilerin hizmetlerinden beklenen yararı ortadan kaldırabileceği iddia edilmiş ise de yasalarla verilen görevleri yerine getiren kişilerin himayesini sağlayan hukuki ve cezai kuralların işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanları yönünden de geçerli olduğu gözetildiğinde ayrı bir güvence getirilmemiş olmasının kuralı anayasaya aykırı hale getirmeyeceği açıktır.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 49. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

E- Kanun'un 8. Maddesinin (4) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi

Dava dilekçesinde, yetki belgesinin askıya alınması için gerekli eylem, 'iş kazası veya meslek hastalığının meydana gelmesinde ihmalin' tespit edilmesi olarak tanımlanmış olup, bu tanımlamada geçen ihmalin net olmadığı, hukuk devletinin temel ilkelerinden birinin belirlilik olduğu, bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesinin gerekli olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Davaya konu kural ile işyeri hekimi veya iş güvenliği uzmanının ihmali sonucunda, görev yaptığı işyerinde çalışanın ölümü veya maluliyetiyle sonuçlanacak bir şekilde vücut bütünlüğünün bozulmasına neden olan iş kazası veya meslek hastalığının gerçekleşmesinde ihmalin tespiti hâlinde, ilgili personelin sahip olduğu yetki belgesinin askıya alınacağı düzenlenmektedir.

Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel

ilkelerinden birisi 'belirlilik'tir. Bu ilkeye göre, yasal

düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve

kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması,

ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi

gerekir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup bireyin,

kanundan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi

hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale

yetkisini verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır. Birey ancak bu durumda

kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını belirler.

İşyeri hekimi veya iş güvenliği uzmanının görev, yetki ve

sorumluluk alanlarının Kanun'un 30. maddesinin vermiş olduğu yetki ile

yönetmelikle düzenleneceği ve bu yönetmeliğin açıkça anılan kişilerin yetki,

sorumluluk, hak ve ödevlerini düzenlediği düşünüldüğünde ihmalin tespitinde bir

belirsizliğin bulunduğu söylenemez. Dava konusu kuralda işaret edilen tespit

edilecek ihmal de; aynı maddenin iki ve üç numaralı fıkralarında yer alan

düzenlemeler ile birlikte değerlendirildiğinde kusur sorumluluğuna işaret

edildiği görülmektedir. Kaldı ki ihmali tespit edilen işyeri hekimi ve iş

güvenliği uzmanının yetki belgesinin askıya alınması işlemlerinin Kanun'un

diğer maddeleri de dâhil olmak üzere, çıkarılacak yönetmelikler ve diğer

düzenleyici işlemler çerçevesinde yürütüleceği açıktır.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

F- Kanun'un 8. Maddesinin (7) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi

Dava dilekçesinde, kamu kurum ve kuruluşlarında görevlendirilen ve kamu görevlisi olan işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanlarına yetersiz de olsa ilave bir ödemenin yapılacağı ancak, bu ödemede aylık 80 saatten fazla çalışmanın dikkate alınmayacağı ve hiçbir karşılık ödenmeyeceği, karşılığı ödenmeksizin yaptırılan bu çalışmanın angarya olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 18. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Dava konusu kural, kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen işyeri

hekimi veya iş güvenliği uzmanı olma niteliğini haiz personelin gerekli belgeye

sahip olmaları şartıyla asli görevlerinin yanında çalışmakta oldukları

kurumlarda ya da kendilerinin muvafakati ve üst yöneticinin onayı ile diğer

kamu kurum ve kuruluşlarında da görevlendirileceğini, bu görevlendirmelerden

dolayı görev yaptığı her saat için (200) gösterge rakamının memur aylık

katsayısı ile çarpımı tutarında ilave ödemenin hizmet alan kurum tarafından

yapılacağını, damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesinti yapılamayacak

olan bu ödemenin ise günlük mesai saatlerine bağlı kalmak kaydıyla, aylık

toplam seksen saate kadar yapılabileceğini, fazlası için ise ödemede

bulunulamayacağını düzenlemektedir.

Anayasa'nın 18. maddesinde, hiç kimsenin zorla çalıştırılamayacağı ve angaryanın yasak olduğu; şekil ve şartları kanunla düzenlenmek üzere hükümlülük veya tutukluluk süreleri içindeki çalıştırmalar, olağanüstü hâllerde vatandaşlardan istenecek hizmetler, ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğindeki beden ve fikir çalışmalarının zorla çalıştırma sayılamayacağı belirtilmiştir.

Angarya, kişinin emeğinin karşılığını almadan zorla

çalıştırılmasıdır. Buna göre, angaryanın varlığından söz edebilmek için,

öncelikle kişinin emeğinin karşılığı ödenmeden çalıştırılması ve bu

çalıştırılmanın zorla gerçekleşmesi gerekmektedir. Dava konusu kuralda ise

aylık karşılığında istihdam olunan kamu görevlileri, gerekli şartları

taşımaları hâlinde işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı olarak günlük mesai

saatlerine bağlı şekilde çalıştırılabilmektedirler. Bu açıdan anılan kişilere

yapılan ödeme, mesai saatleri içerisinde icra edilen bir faaliyet karşılığı

yapılan bir ödeme olup aylık veya ücret olarak değil ancak ilave ödeme olarak

adlandırılmıştır. Angarya yasağının oluşabilmesi için emeğin karşılığının

ödenmemesi gerekmektedir. Dava konusu kural iş sağlığı ve güvenliği

hizmetlerinde çalışacak olan işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı personele

ödeme yapılmaması bir yana ilave ödeme öngörmektedir. İşyeri hekimi ve iş

güvenliği uzmanlarına ödenmekte olan aylık ve ücretin çalışmanın karşılığı

olduğu düşünüldüğünde, seksen saati aşan kısım da dâhil olmak üzere, yapılan

hizmetin mesai saatleri içerisinde gerçekleştirilmesi karşısında bedeli

ödenmeyen bir hizmetin bulunmadığı görülmektedir.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 18. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

G- Kanun'un 30. ve 31. Maddelerinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, Kanun'un konusunu oluşturan uygulamaya ilişkin

teknik konulara ek olarak esas ve usule ilişkin bütün hususların, temel esaslar

tespit edilmeden, çerçeve çizilmeden, hiçbir ölçü getirilmeden bütünüyle

yönetmeliğe bırakıldığı, yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük

Millet Meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği, idarenin kuruluş

ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği, Anayasa'da

Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında sosyal hukuk devleti ilkesinin

belirtildiği, bu ilkeyle devletin iş sağlığı ve güvenliği ile sosyal güvenlik

sorunlarını çözme görevini yüklendiği, ülkenin kalkınmasıyla birlikte ulusal

gelirin sosyal katmanlar arasında adaletli biçimde sağlanmasını amaç edindiği,

herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını geliştirme, sağlıklı ve dengeli bir

çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, yaşama hakkı ile maddi ve manevi varlığını

koruma hakkının birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve

vazgeçilmez haklar olduğu, devlete, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek,

çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri koruma görevleri

verildiği, küçükler ve kadınlar ile bedeni ve ruhi yetersizliği olanların

çalışma şartları bakımından özel olarak koruma altına alındığı belirtilerek

kuralın, Anayasa'nın 2., 17., 49., 50. ve 56. maddelerine aykırı olduğu ileri

sürülmüştür.

6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle dava konusu kurallar, Anayasa'nın 7. maddesi yönünden de incelenmiştir.

Dava konusu kurallardan 30. madde ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik

Bakanlığına, iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması, sürdürülmesi, işyeri sağlık

ve güvenlik birimleri, iş sağlığı ve güvenliği kurulu ve ortak sağlık ve

güvenlik birimlerinin nitelikleri, iş sağlığı ve güvenliği hizmeti sunacak

kişi, kurum ve kuruluşların görev, yetki ve yükümlülükleri, işyeri hekimi, iş

güvenliği uzmanı ve diğer sağlık personelinin nitelikleri, sayısı, işe

alınmaları, görev, yetki ve sorumlulukları, risk değerlendirmesinin hangi

işyerlerinde ne şekilde yapılacağı, çalışma ortamına yönelik gerekli kontrol,

inceleme ve araştırmalar, acil durum planlarının hazırlanması, önleme, koruma,

tahliye, ilk yardım ve benzeri konular, işyerlerinde işin durdurulması, büyük

endüstriyel kazaların önlenmesi ve etkilerinin azaltılması için alınacak

tedbirler, büyük kaza önleme politika belgesi veya güvenlik raporunun

hazırlanması ve uygulanması konularında yönetmelikle düzenleme yapma yetkisi

verilmekte; 31. madde ile de iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili olarak

öngörülmüş olan hizmetleri sunmakla yükümlü olan kişi, kurum ve kuruluşlar ile

eğitim kurumlarının yetkilendirilme ve belgelendirilme bedellerinin

belirlenmesini, ayrıca anılan kişi ve kurumların kendileri ile ilgili olarak getirilmiş

olan kuralları ihlal etmeleri hâlinde bu ihlallerin hafif, orta ve ağır ihtar

olarak kayda alınmasını, yetki belgelerinin geçerliliğinin doğrudan veya ihtar

puanları esas alınarak askıya alınması ve iptaline dair usul ve esasların

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca belirleneceği öngörülmektedir.

Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri 'belirlilik'tir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup bireyin, kanundan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır.

Anayasa'nın 7. maddesinde, yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet

Meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği öngörülmüştür. Buna göre,

kanun ile düzenlenmesi öngörülen konularda, yürütme organına, genel, sınırsız,

esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisi verilmesi, yasama

yetkisinin devri anlamına geleceğinden Anayasa'nın 7. maddesine aykırı düşer.

Ancak, kanunda temel esasların ve çerçevenin belirlenmesi koşuluyla, uzmanlık

ve teknik konulara ilişkin ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmeye bırakılması

Anayasa'ya aykırılık oluşturmaz. Bu bağlamda, sık sık değişik önlemler

alınmasına veya bunların kaldırılmasına gerek görülen ekonomik, teknik veya

benzeri alanlarda temel kurallar saptandıktan sonra ayrıntıların

düzenlenmesinin idareye verilmesi, yasama yetkisinin devri olarak

nitelendirilemez.

Dava konusu kurallarda yürütme organı tarafından yönetmelikle belirlenmesi öngörülen hususların Kanun'un diğer maddelerindeki hükümler de göz önüne alınarak yapılacağı şüphesizdir. Bu bağlamda, dava konusu kurallarda yönetmelik ve diğer düzenleyici işlemler ile belirlenecek olan hususlar mutlaka kanun ile düzenlenmesi gerekmeyen teknik ve ayrıntıyı içeren kurallardır. Bu nedenle, Kanun'da belirtilen genel çerçeve ve esaslar doğrultusunda, teknik ve uygulamayı esas alan detayların belirlenmesi konusunda idareye yetki verilmesi yasama yetkisinin devri niteliğinde değildir.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa'nın 2. ve 7. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.

Kuralların, Anayasa'nın 17., 49., 50. ve 56. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

Zehra Ayla PERKTAŞ 30. maddenin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin sonunda yer alan 'ile bu Kanunun uygulanmasına yönelik diğer hususlar' ibaresi yönünden bu görüşe katılmamıştır.

V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ

20.6.2012günlü, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun;

A- 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendine,

B- 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendine,

C- 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasına,

D- 8. maddesinin (2), (4) ve (7) numaralı fıkralarına,

E-30. ve 31. maddelerine,

yönelik iptal istemleri, 3.4.2013 günlü, E.2012/97, K.2013/51 sayılı kararla reddedildiğinden, bu maddelere, fıkralara ve bentlere ilişkin yürürlüğün durdurulması istemlerinin REDDİNE, 3.4.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI- SONUÇ

20.6.2012günlü, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun;

A- 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Engin YILDIRIM'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

B- 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendininAnayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

C- 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

D- 8. maddesinin (2), (4) ve (7) numaralı fıkralarının Anayasa'ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

E- 30. maddesinin;

1- (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan''ile bu Kanunun uygulanmasına yönelik diğer hususlar'ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Zehra Ayla PERKTAŞ'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

2- Kalan bölümünün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

F- 31. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

3.4.2013 gününde karar verildi.

Başkan

Haşim KILIÇ

Başkanvekili

Serruh KALELİ

Başkanvekili

Alparslan

ALTAN

Üye

Mehmet ERTEN

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Zehra Ayla

PERKTAŞ

Üye

Recep KÖMÜRCÜ

Üye

Burhan ÜSTÜN

Üye

Engin YILDIRIM

Üye

Nuri NECİPOĞLU

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye

Erdal TERCAN

KARŞIOY

GEREKÇESİ

20.6.2012 günlü, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 30. maddesinin 1/a fıkrasının son cümlesinde 'bu Kanunun uygulanmasına yönelik diğer hususlar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle düzenlenir.' denilmektedir.

Söz konusu ibarenin yer aldığı 'İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili çeşitli yönetmelikler başlıklı' 30. madde de, ilgili Bakanlıkların görüşü alınarak, iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması, sürdürülmesi ve mevcut durumunun iyileştirilmesi amacıyla teknik ve detaya ilişkin konularda yönetmelikle düzenleme yapılabileceği belirtilmektedir. Nitekim maddenin fıkralarında yönetmelikle düzenleme yapılacak konularda çerçeve hükümlerinin yer aldığı görülmektedir.

Ancak kuralın 1/a fıkrasının sonunda yer alan 'ile bu Kanunun uygulanmasına yönelik diğer hususlar' ibaresinin ise çerçevesinin belli olmadığı ve 6331 sayılı Kanun'un tamamına ilişkin olarak yönetmelikle düzenleme yapılması konusunda çerçevesi belli olmayan bir yetki verildiği görülmektedir.

Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti, siyasal iktidarı

hukukla sınırlayarak ve devlet etkinliklerinin düzenli sürdürülebilmesi için

gerekli olan hukuksal alt yapıyı oluşturmak suretiyle aynı zamanda istikrara da

hizmet eder. Bu istikrarın özü hukuki güvenlik ve öngörülebilirliktir. Hukuki

güvenlik ve öngörülebilirlik sağlanabilmesi ise kuralların genel, eşit ve

nesnel olmalarına bağlıdır. Nitekim Anayasa Mahkemesi 27.9. 2012 tarih, 131

sayılı kararında da 'yasa ile yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir

düzenleme yetkisinin verilebilmesi olanaklı değildir. Yürütmenin düzenleme

yetkisi sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Temel ilkeleri

belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin yürütme organına düzenleme yetkisi

veren bir yasa kuralı ile sınırsız, belirsiz geniş bir alanın yönetimin

düzenlemesine bırakılması Anayasa'nın 2. maddesine aykırılık oluşturur.'

denilmektedir.

Bu durumda dava konusu kuralda yer alan 'ile bu Kanunun uygulanmasına yönelik diğer hususlar' ibaresi ile yasada temel ilkeleri belirtilmeden ve çerçevesi çizilmeden yönetmelikle düzenleme konusunda idareye verilen yetkinin Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti ile bağdaşmadığı açıktır.

Açıklanan nedenle 20.6.2012 günlü, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 30. maddesinin, 1/a fıkrasının son cümlesinde yer alan 'ile bu Kanunun uygulanmasına yönelik diğer hususlar' ibaresinin, Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesi ile çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Üye

Muammer TOPAL

Üye

Zühtü ARSLAN

KARŞI

OY GEREKÇESİ

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 2. maddesinin ikinci fıkrasında bu Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı faaliyetler belirtilirken (d) bendinde, 'Hükümlü ve tutuklulara yönelik infaz hizmetleri sırasında, iyileştirme kapsamında yapılan iş yurdu, eğitim, güvenlik ve meslek edindirme faaliyetleri' de sayılmıştır.

Çoğunluk kararında, hükümlü ve tutukluların iş yurtlarında,

'çalıştırılmalarının meslek ve sanatın öğretilmesi, esenlendirme ve

rehabilitasyon amaçlı olduğu' belirtildikten sonra, 'bu kişilerin istihdamı

çalışma ya da çalıştırma olmaktan öte bir iyileştirme ve esenlendirme' olarak

nitelendirilmektedir. Görüldüğü üzere çoğunluk, hükümlü ve tutukluların iş

yurtlarındaki istihdamının esenlendirme ve rehabilitasyon amacı taşıyan bir

çalışma veya çalıştırma olduğunu kabul etmekle birlikte, bu kişilerin asıl

hukuki sıfatlarının işçiden ziyade hükümlü ve tutuklu olduğundan hareketle,

işçi sayılmadıklarını, Adalet Bakanlığı'nın da işverenleri olmadığını

vurgulamakta ve işçi olmanın olmazsa olmaz koşulları olan iş sözleşmesinin

bulunması, iş ilişkisinin ve iş sözleşmesinin serbestçe kurulması unsurlarının

hükümlü ve tutuklular açısından bulunmadığına dikkat çekerek, bunların kanunun

getirmiş olduğu iş sağlığı ve güvenliği düzenlemelerinden farklı bir muameleye

tabi tutulmalarının mümkün olduğu sonucuna varmaktadır. Hükümlü ve tutukluların

çalıştırılmaları sırasında neden İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu

düzenlemelerinden muaf tutulduğunun makul ve nesnel gerekçelerinden ziyade

sadece hükümlü ve tutuklu olma statüsünün gerekçe gösterildiği çoğunluk

kararından anlaşılmaktadır. Çoğunluk, 'Hükümlü ve tutukluların hukuki durumları

göz önüne alındığında diğer işçilerden farklı bir rejime tabi tutulmalarında

anayasaya aykırılık yoktur' derken bu kişilerin işçi olduklarını kabul

etmektedir.

İşyurtlarında çalışan sayısı ve iş yoğunluğu düşünüldüğünde iş

sağlığı ve güvenliği hizmetlerinden istisna tutulmalarını gerektiren bir neden

yoktur. Bu kurumlarda çeşitli özelliklerde çok sayıda makine bulunmakta ve

endüstriyel ürünler de imal edilmektedir. Faaliyet alanları arasında inşaat

işleri de yer almaktadır. Sürekli olarak 8.880 civarında ve geçici olarak da 17

bin kadar hükümlü ve tutuklu çalışmaktadır.[i]İlginç olan nokta,

İşyurtları Kurumu Daire Başkanlığı'nın web sayfasında özel sektörle yapılan

işbirliği tanımlanırken ''tutuklu ve hükümlülerin, özel sektörün işindeişçiolarak

çalıştırmasıdır', şeklinde bir ibareye ve 'Özel Sektör Çalışma İşbirliği

İlkeleri'nden bahsedilirken de, 'Çalışan hükümlü işyurdunda çalışan, rehabilite

edilenişçistatüsündedir' denilmesidir.[ii]Görüldüğü üzere

işyurtlarında çalışan hükümlü ve tutuklular ilgili kurumca işçi statüsünde

değerlendirilmektedir.

BM Ekonomik ve Sosyal Konseyi tarafından 1977'de onaylanan 'Mahkumlara Uygulanacak Muameleye İlişkin Standart Asgari Kurallar' içerisinde yer alan Kural 74'ün birinci maddesi, 'Özgür işçilerin sağlık ve güvenliği için alınan önlemler aynen mahkumlar içinde uygulanacaktır' hükmünü içermektedir.

Aynı şekilde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 'Avrupa Cezaevi

Kuralları' Başlıklı (87) 3 No'lu Tavsiye Kararı'nda Kural 75'in ilk fıkrasında,

'Çalışılan yerin güvenliği ve sağlık koşulları, aynı iş ve koşullarda çalışan

serbest işçilerinkine benzer şekilde organize edilir', denilmektedir.[iii]Aynı Komite'nin

üye devletlere Avrupa Cezaevi Kuralları hakkında (2006)2 nolu Tavsiye Kararı

26.13 bendi de, 'Mahpuslar için alınacak iş sağlığı ve güvenlik önlemleri

onları korumaya yeterli düzeyde ve en az dışarıdaki işçilere uygulanan önlemler

kadar sıkı olmalıdır' ve 105.3 bendi de,'Hükümlülerin çalıştırılmaları halinde

söz konusu işin şartları normalde dışarıda uygulanan standart ve düzenlemelere

uygun olmalıdır' ibarelerine yer vermektedir.[iv]

AİHM devletin özgürlüğünden mahrum bırakılmış kişilerin fiziksel selametini korumakla yükümlü olduğunu sık sık vurgulamaktadır.[v]Avrupa Sosyal Haklar Komitesi de mahkûmların özel teşebbüslerce çalıştırılması halinde iş koşullarının mümkün olduğunca özel istihdam ilişkisi ile ilişkilendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.[vi]

Hükümlü ve tutukluların istihdamı, özellikle de özel sektör

işbirliği programı çerçevesinde yürütülen faaliyetler, basit bir iyileştirme ve

esenlendirme faaliyeti olarak düşünülemez. İşyurtları Kurumu faaliyet raporları

da bu durumu gözler önüne sermektedir. Hükümlü ve tutukluların sağlık ve

güvenliğinin sağlanması çerçevesinde iş kazaları ve meslek hastalıklarına karşı

korunmaları için gerekli tedbirlerin alınması sosyal devlet olmanın bir

gereğidir. Bu kişilerin 6331 sayılı Yasa hükümlerinden muaf tutulmaları,

devlete herkesin 'sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı' ve 'hayatını

beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak' görevini veren Anayasa'nın

56. maddesine aykırıdır. Kişilerin tutuklu veya hükümlü olmaları çalışan

sıfatlarıyla sağlık ve güvenlik haklarının ihlal edilmesi anlamına

gelmemelidir. Sosyal devlet ilkesi gereğince tutuklu ve hükümlü çalışanların

ekonomik katkı yaparken, meslek öğrenirken sağlık ve güvenliklerinin korunması

için gerekli tedbirlerin alınması şarttır. 6331 sayılı Yasa da bu amaç için

çıkarılmıştır. Dolayısıyla, hükümlü ve tutukluların çalışmalarının bu

tedbirlerden muaf tutulması 56. maddede belirtilen hakkın özünün zedelenmesi

anlamına gelmektedir.

Bu nedenlerden dolayı söz konusu düzenlemenin Anayasa'nın 2. ve 56. maddelerine aykırı olduğu düşüncesiyle çoğunluk görüşüne muhalif kalınmıştır.

Üye

Zehra Ayla

PERKTAŞ

[i]http://www.iydb.adalet.gov.tr/haberdosyalar/FaaliyetRaporu2012.pdf, erişim tarihi 25.12.2013.

[ii]http://www.iydb.adalet.gov.tr/default.asp'islem=tanitim, erişim tarihi 25.12.2013, vurgu eklenmiştir.

[iii]http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/413-433.pdf, erişim tarihi 25.12.2013.

[iv]http://www.turkhukuksitesi.com/showthread.php't=31817, erişim tarihi 25.12.2013.

[v]Örneğin bkz. Khudobin-Rusya, 26.10 2006, para 93.,http://hudoc.echr.coe.int/sites/eng/pages/search.aspx'i=001-77692, erişim tarihi 25.12.2013.

[vi]Digest of the Case Law of the European Committee of Social Rights, 2008: 23,http://www.coe.int/t/dghl/monitoring/socialcharter/digest/DigestSept2008_en.pdf, erişim tarihi 25.12.2013)

Üye

Engin

YILDIRIM

Anayasa Mahkemesi, E. 2012/97, K. 2013/51, 3 Nisan 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İptal Davasının Konusu
  4. Iı- Yasa Metinleri
  5. Iıı- İlk İnceleme
  6. Iv- Esasın İncelenmesi
  7. V- Yürürlüğün Durdurulması İstemi
  8. Altan
  9. Özgüldür
  10. Perktaş
  11. Akıncı
  12. Karşıoy
  13. Gerekçesi
  14. Karşı
  15. Oy Gerekçesi
  16. Perktaş
  17. Yıldırım
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2012/97
Karar No
2013/51
Tarih
3 Nisan 2013

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2013/14 K.2013/56
  • AYM Norm Denetimi E.2013/21 K.2013/57
  • AYM Norm Denetimi E.2011/142 K.2013/52
  • AYM Norm Denetimi E.2013/37 K.2013/54
  • AYM Norm Denetimi E.2013/36 K.2013/53
  • AYM Norm Denetimi E.2012/158 K.2013/55

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.