İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2013/72 K.2013/126

Büyük Millet Meclisi Üyeleri Mehmet Akif HAMZAÇEBİ ve Muharrem İNCE ile birlikte 128 milletvekili

Esas2013/72Karar2013/126Tarih31 Ekim 2013Okuma32 dk · 6.359 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
31 Ekim 2013
Esas Sayısı
2013/72
Karar Sayısı
2013/126
Karar Günü
31.10.2013
R.G. Tarih-Sayı
24.01.2014-28892
İptal davasını açan
Türkiye
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.359 kelime·32 dk okuma·17 bölüm

Büyük Millet Meclisi Üyeleri Mehmet Akif HAMZAÇEBİ ve Muharrem İNCE ile birlikte 128 milletvekili

İPTAL DAVASININ KONUSU : 3.4.2013

günlü, 6456 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un;

1- 2. maddesiyle değiştirilen, 28.3.2002 günlü, 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetimi Hakkında Kanun'un 7/A maddesinin birinci fıkrasının “…ve benzeri işlemleri mevzuatta yer alan şekil kurallarına tabi olmaksızın tesis etmeye ve bu işlemleri aynı usule tabi olarak yapmak üzere 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun kuruluş, tescil, denetleme, sermaye, tasfiye ve işleyişe ilişkin hükümlerine bağlı olmaksızın…” bölümünün,

2- 16. maddesiyle, 2.7.1964 günlü, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 113. maddesine eklenen fıkranın,

3- 17. maddesiyle, 492 sayılı Kanun'a bağlı (8) sayılı tarifeye eklenen bölümün,

4- 52. maddesinin,

5- 60. maddesinin (d) bendinin,

Anayasa'nın 2., 7., 8., 10., 11. ve 73. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi istemidir.

II- YASA METİNLERİ

A- İptali İstenen Yasa Kuralları

6456 sayılı Kanun'un iptali istenin kuralları da içeren maddeleri şöyledir:

“MADDE 2- 4749

sayılı Kanunun 7/A maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, maddeye birinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Bu Kanun kapsamındaki halka açık olmayan kurum ve kuruluşlara ait

taşınır ve taşınmazlar ile kullanma, yararlanma, işletme ve sair haklar gibi

maddi olmayan varlıklara ilişkin, ilgili kurumların görüşleri alınarak alım,

satım, geri alım, kiraya verme, geri kiralama, bedelli veya bedelsiz

devir ve benzeri işlemleri mevzuatta yer alan şekil kurallarına tabi

olmaksızın tesis etmeye ve bu işlemleri aynı usule tabi olarak yapmak üzere

13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun kuruluş, tescil,

denetleme, sermaye, tasfiye ve işleyişe ilişkin hükümlerine bağlı olmaksızın özel

hukuk tüzel kişiliğini haiz varlık kiralama şirketleri kurmaya veya özel hukuk

tüzel kişiliğini haiz varlık kiralama şirketleri kurmak üzere kamu sermayeli

kurumları görevlendirmeye Bakan yetkilidir. Bakan tarafından kurulmasına karar

verilen ve sermayesinin tamamı Hazine Müsteşarlığına ait olan varlık kiralama

şirketlerinin ana sözleşmesi ve değişiklikleri Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde

yayımlanır. Bu şirketler 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı

(1) sayılı tarifenin “C) Ticaret Sicili harçları:” başlıklı bölümünde sayılan,

ticari işletme rehni dâhil her türlü ticaret sicili harçlarından ve Türkiye

Ticaret Sicili Gazetesi'nde yapılacak her türlü ilana ilişkin ilan

ücretlerinden muaftır. Bu şirketlerin yurt içinde ihraç ettiği kira

sertifikalarına ilişkin şirket ile gerçek ve tüzel kişiler arasındaki

ihtilaflarda Ankara Asliye Ticaret Mahkemeleri yetkilidir. Bu şirketler söz

konusu taşınır ve taşınmazlar ile maddi olmayan varlıklara dayalı olarak,

hasılatı Müsteşarlığa aktarılmak üzere yurt içi ve yurt dışı piyasalarda kira

sertifikası ihraç edebilir. Bu ihraçlara konu olan varlıklar üzerinde, ihracın

vadesi süresince ihraç koşullarına aykırı herhangi bir hukuki işlem tesis

edilemez. Bu husus, ilgili taşınmazın tapu kütüğüne şerh edilir. İlgili

kurumlar, bu madde kapsamındaki varlık kiralama şirketlerinin bu madde

kapsamındaki taşınır ve taşınmazlar ile haklar ve diğer maddi olmayan

varlıklarda tasarruf etmesini teminen tapu sicilinde değişiklik dâhil gerekli

her türlü işlemleri münhasıran Müsteşarlığın yazılı başvurusu üzerine

gerçekleştirirler. Bu fıkra kapsamındaki işlemlere konu olan kamu varlıklarının

kullanımıyla ilgili bakım, onarım, işletme, inşaat ve benzeri iş ve işlemler

ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından yapılır ve buna ilişkin harcamalar kendi

bütçelerinden karşılanır. Bu fıkra kapsamındaki kira sertifikaları, 14/1/1970

tarihli ve 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu ve sermaye

piyasası mevzuatı bakımından Müsteşarlık tarafından ihraç edilen menkul

kıymetlere ilişkin olarak ilgili mevzuatta yer alan usul ve esaslara tabidir.

Bu sertifikalar, 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun

uygulamasında teminat olarak kabul edilir.”

“Bakan tarafından kurulmasına karar verilen ve tamamı Hazine

Müsteşarlığına ait olan varlık kiralama şirketlerinin denetimi Hazine

Müsteşarlığının denetimi çerçevesinde yapılır. Bu şirketler, 6102 sayılı Kanun,

4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ve ilgili diğer mevzuat

uyarınca defter tutma ve diğer yükümlülüklerden muaftır. Bu şirketlere,

18/5/2004 tarihli ve 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar

ve Borsalar Kanunu, 8/6/1984 tarihli ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri

Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve 22/1/1990 tarihli ve 399 sayılı Kamu

İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 sayılı Kanun

Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun

Hükmünde Kararname hükümleri uygulanmaz. Bu madde kapsamında kurulan varlık

kiralama şirketlerine ait her türlü taşınmazlar 9/5/2012 tarihli ve 6305 sayılı

Afet Sigortaları Kanunu ile ihdas edilen zorunlu deprem sigortasına tabi değildir.

Bu madde kapsamında kurulan varlık kiralama şirketlerine ait mallar ve her

çeşit varlıklar, ceza ve takip hukuku başta olmak üzere ilgili diğer mevzuat

uygulaması bakımından devlet malı hükümlerine tabidir. Bu madde uyarınca

yapılacak kiralama işlemleri, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar

Kanununun kira sözleşmelerine ilişkin hükümlerine tabi değildir ve söz konusu

işlemler hakkında bu madde uyarınca taraflar arasında düzenlenecek sözleşme

hükümleri uygulanır.”

MADDE 16- 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununun 113 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Elektrik üretimi lisans harçları her yıl kurumlar vergisi

beyannamesi verme süresi içerisinde verilen bildirim üzerine, elektrik üretim

faaliyetlerinden elde edilen gayrisafi iş hasılatı esas alınarak tahakkuk

ettirilir, tahakkuk ettirilen harçlar ayrıca mükellefe tebliğ edilmez ve mayıs

ayı içerisinde ödenir. Genel bütçe geliri olarak kaydedilen elektrik üretimi

lisans harçlarından hidrolik kaynaklara dayalı elektrik üretim lisans

harçlarının %90'ı, haziran ayının sonuna kadar, hidrolik kaynaklara dayalı

elektrik üretimi yapan tesisin bulunduğu yerin il özel idaresine, il özel

idaresi bulunmayan yerlerde büyükşehir belediyesine aktarılır. Hesaplanarak

aktarılan bu tutarlar, 2/7/2008 tarihli ve 5779 sayılı İl Özel İdarelerine ve

Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanuna göre

belediyelere ve il özel idarelerine ayrılacak payların hesabında matraha dâhil

edilmez.”

MADDE 17- 492 sayılı Kanuna bağlı (8) sayılı tarifeye aşağıdaki bölüm eklenmiştir.

“XV- Elektrik üretimi lisans harçları:

1- Hidrolik kaynaklara dayalı elektrik üretim lisansı (Her yıl için):

Elektrik Piyasası Kanunu kapsamında, özelleştirme bedeli, lisans ihale bedeli ve su kullanım bedeli ödemeksizin hidrolik kaynaklara dayalı elektrik üretim faaliyetinde bulunanların (Kamu Kuruluşları hariç) bu faaliyetlerden elde ettikleri bir önceki yıl gayrisafi iş hasılatı üzerinden Binde 15

Üreticilerin kendi ihtiyaçları için kullandıkları elektriğin bedeli gayrisafi iş hasılatına dâhil edilmez.”

MADDE 52- 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanununun 28 inci maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 60- Bu Kanunun;

a) 2, 8, 14, 22, 23 ve 42 nci maddeleri 29/6/2012 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,

b) 16 ve 17 nci maddeleri 1/1/2014 tarihinde,

c) 19 uncu maddesi 1/5/2013 tarihinde,

ç) 45 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi yayımı tarihinden altı ay sonra,

d) 52 nci maddesi 27/2/2008 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,

e) Diğer hükümleri yayımı tarihinde,

yürürlüğe girer.”

B- Dayanılan Anayasa Kuralları

Dava dilekçesinde, Anayasa'nın 2., 7., 8., 10., 11. ve 73. maddelerine dayanılmıştır.

III- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN ve M. Emin KUZ'un katılımlarıyla 4.7.2013 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında;

1- Dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine,

2- Yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına,

OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

IV- ESASIN İNCELENMESİ

Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Ayhan KILIÇ tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A- Kanun'un 2. Maddesiyle Değiştirilen 4749 Sayılı Kanun'un 7/A Maddesinin Birinci Fıkrasının “…ve benzeri işlemleri mevzuatta yer alan şekil kurallarına tabi olmaksızın tesis etmeye ve bu işlemleri aynı usule tabi olarak yapmak üzere 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun kuruluş, tescil, denetleme, sermaye, tasfiye ve işleyişe ilişkin hükümlerine bağlı olmaksızın…” Bölümünün İncelenmesi

Dava dilekçesinde, Hazine Müsteşarlığından

sorumlu Bakan'a, Türk Ticaret Kanunu'nun kuruluş, tescil, denetleme, sermaye,

tasfiye ve işleyişe ilişkin hükümlerine bağlı olmaksızın varlık kiralama

şirketi kurma yetkisi verilmesinin ve Kanun kapsamındaki kurum ve kuruluşlara

ait taşınır ve taşınmazlar ile kullanma, yararlanma, işletme ve sair haklar gibi maddi olmayan

varlıklara ilişkin alım, satım, geri alım, kiraya verme, geri kiralama, bedelli

veya bedelsiz devir işlemlerini ve benzeri işlemleri mevzuatta yer alan şekil

kurallarına tabi olmaksızın tesis etme konusunda varlık kiralama şirketlerinin

yetkili kılınmasının yasama yetkisinin devri niteliğinde olduğu, gerek varlık

kiralama şirketlerinin kurulması konusunda Bakan'a verilen gerekse yapacakları

işlemler konusunda bu şirketlere verilen yetkinin keyfiliğe yol açabileceği

belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 7. ve 8. maddelerine aykırı olduğu ileri

sürülmüştür.

6456 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle değiştirilen, 4749 sayılı Kanun'un 7/A maddesinin birinci fıkrasıyla, Hazine Müsteşarlığından sorumlu Bakan'a, 4749 sayılı Kanun kapsamındaki halka açık olmayan kurum ve kuruluşlara ait taşınır ve taşınmazlar ile kullanma, yararlanma, işletme ve sair haklar gibi maddi olmayan varlıklara ilişkin, ilgili kurumların görüşleri alınarak alım, satım, geri alım, kiraya verme, geri kiralama, bedelli veya bedelsiz devir ve benzeri işlemleri tesis etme ve bu işlemleri aynı usule tabi olarak yapmak üzere varlık kiralama şirketleri (HMVKŞ) kurma veya varlık kiralama şirketleri kurmak üzere kamu sermayeli kurumları görevlendirme yetkisi verilmiştir.

Sözü edilen fıkranın iptali istenen bölümüyle ise kira sertifikası işlemleriyle ilgili olarak Kanun kapsamındaki kurum ve kuruluşlara ait taşınır ve taşınmazlar ile maddi olmayan varlıkların alımı, satımı, geri alınması, kiraya verilmesi, geri kiralanması, bedelli veya bedelsiz devri ve benzeri işlemlerin mevzuatta yer alan şekil kurallarına tabi olmadığı düzenlenmekte; Hazine Müsteşarlığınca kurulacak ve kamu sermayeli kurumlara kurdurulacak HMVKŞ'nin kuruluşu, tescili, denetlenmesi, sermayesi, tasfiyesi ve işleyişine ilişkin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda yer alan hükümlerin uygulanmayacağı öngörülmektedir.

Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.

Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik ilkesi”dir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.

Anayasa'nın 7. maddesinde, “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.”denilmektedir.

Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa'nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması “demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum” olarak nitelendirilmiştir. Ayrıca, gerekçede “Millet adına kanun koyma yetkisini yasama meclisi yerine getirir. Bu yetki devredilemez. Ancak, Anayasanın 99 ve 129 uncu maddeleri hükümleri saklıdır” denilmek suretiyle bu ilkenin anlamı ve istisnaları belirtilmiştir.

Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, yasama yetkisinin devredilemezliği esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa'nın 7. maddesi ile yasaklanan, kanun yapma yetkisinin devredilmesidir.

Bununla birlikte, çok geniş yorumlandığında yasama yetkisinin

devredilemezliği ilkesi kanunla düzenlenmesi gereken konuların yürütmeye

bırakılmasını da yasaklamaktadır. Bu noktada Anayasa gereğince kanunla

düzenlenmesi gereken hususlarla diğerleri arasında bir ayrım yapmak

gerekecektir. Anayasa temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması (m.13),

vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konması (m.73) ve memurların atanmaları,

özlük hakları v.s. (m.128) gibi bazı konularda düzenlemenin münhasıran kanunla

yapılmasını öngörmektedir. Bu konularda kanunun temel esasları, ilkeleri ve

çerçeveyi belirlemeden düzenleme yetkisini yürütmeye bırakması yasama

yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık teşkil edebilmektedir. Esasen bu

durumda, söz konusu düzenlemenin kanunla yapılması gerektiğini belirten anayasal

hükme aykırılıktan söz edilmesi daha isabetli olacaktır.

Anayasa'nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda

ise kanunun çok genel ifadelerle düzenleme yaparak, ayrıntıyı yürütmeye

bırakması mümkündür. Anayasa'da münhasıran kanunla düzenleme yapılması

öngörülmeyen konularda yürütme organının doğrudan ve ilk elden düzenleyici

işlem yapabileceği düşünülebilirse de yasamanın asliliği ve yürütmenin

türevselliği gereği idari işlemlerin kanuna dayanması zorunluluğu vardır.

Nitekim, Anayasa'nın gerek yürütme yetkisinin kanunlara uygun olarak

kullanılacağını ifade eden hükmü (m.8), gerekse yönetmeliklerin kanunların

uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak kaydıyla

çıkarılabileceğini belirten kuralı (m.124) bu zorunluluğa işaret etmektedir.

Ancak, bu durumda kanundan belirlemesi beklenen çerçeve, Anayasa'nın kanunla

düzenlenmesini öngördüğü durumdakinden çok daha geniş olabilecektir. Başka bir

ifadeyle, Anayasa'ya göre mutlaka kanunla düzenlenmesi gerekmeyen bir konu,

kanuni dayanağı olmak kaydıyla idarenin düzenleyici işlemlerine bırakılabilir.

Aksi yorum, Anayasa'da bazı hususların kanunla düzenlenmesinin öngörülmüş

olmasını anlamsız hâle getirebilecektir.

HMVKŞ'nin kuruluş, tescil, denetleme, sermaye, tasfiye ve işleyişinin kanunla düzenlenmesi zorunluluğu bulunmadığı gibi bunların 6102 sayılı Kanun'a tabi tutulmasını gerektiren herhangi bir anayasal hüküm de bulunmamaktadır. Bu nedenle, Hazine Müsteşarlığından sorumlu Bakan tarafından kurulması veya kamu sermayeli kurumlara kurdurulması öngörülen HMVKŞ'nin kuruluş, tescil, denetleme, sermaye, tasfiye ve işleyişi yönünden tabi olacağı kuralların belirlenmesinin düzenleyici işlemlere bırakılmasında Anayasa'ya aykırı bir yön bulunmamaktadır.

Hazine Müsteşarlığına kira sertifikası ihraç etme yetkisinin

tanınması, 6327 sayılı Kanun'un 32. maddesiyle 4749 sayılı Kanun'a eklenen 7/A

maddesiyle söz konusu olmuştur. Anılan Kanun'un gerekçesinden, maddeyle,

ülkemizin kalkınma hedefleri ve makro ekonomik dengeler dikkate alınarak, kamu hizmetinin

aksatılmaması kaydıyla, kamu finansman araçlarını çeşitlendirmek ve kamu

varlıklarını verimli bir biçimde değerlendirmek üzere, kamu kurum ve

kuruluşlarına ait taşınır ve taşınmazlar ile kullanma, yararlanma, işletme ve

sair haklar gibi maddi olmayan varlıkları kullanmak suretiyle yurtiçi ve

yurtdışı piyasalarda kira sertifikası ihracına imkân sağlanmasının amaçlandığı

anlaşılmaktadır. Bu çerçevede, Hazine Müsteşarlığından sorumlu Bakan'a, varlık

kiralama şirketleri kurma veya varlık kiralama şirketleri kurmak üzere kamu

sermayeli kurumları görevlendirme yetkisi verilmiştir.

Kaldı ki, 4749 sayılı Kanun'un 7/A maddesinde, Bakan'a tanınan

düzenleme yetkisinin genel çerçevesinin belirlendiği anlaşılmaktadır. 4749

sayılı Kanun'un 7/A maddesinin birinci fıkrasında, HMVKŞ'nin Hazine

Müsteşarlığından sorumlu Bakan tarafından doğrudan veya görevlendireceği kamu

sermayeli kurumlar tarafından kurulacağı ve özel hukuk tüzel kişiliğini haiz

olacağı açıkça düzenlenmiştir. HMVKŞ'nin kuruluşu için tescil zorunluluğu

bulunmamakta ise de anılan 7/A maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde,

bu şirketlerin ana sözleşmeleri ile değişikliklerinin Ticaret Sicil

Gazetesi'nde ilan edilmesi öngörülmektedir. Ayrıca, 7/A maddesinin birinci

fıkrasının ikinci cümlesinden, HMVKŞ'nin sermayesinin tamamının Hazine

Müsteşarlığına ait olacağı anlaşılmaktadır. 4749 sayılı Kanun'un 7/A maddesinin

dava konusu edilmeyen ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan, “Bakan

tarafından kurulmasına karar verilen ve tamamı Hazine Müsteşarlığına ait olan

varlık kiralama şirketlerinin denetimi Hazine Müsteşarlığının denetimi

çerçevesinde yapılır.” hükmü gereğince, Hazine Müsteşarlığına bağlı

birimlerin denetimi hangi usul ve esaslara göre yapılmakta ise HMVKŞ'nin

denetiminin de aynı usul ve esaslar çerçevesinde, yetkili iç ve dış denetim

kurum ve kuruluşlarınca yapılacağı açıktır. Öte yandan, sermayesinin tamamı

hazineye ait olan HMVKŞ'nin tasfiyesi hâlinde tasfiye payının tamamının

Müsteşarlığa geçeceği de tabiidir.

Görüldüğü üzere, 4749 sayılı Kanun'un 7/A maddesi uyarınca özel

hukuk tüzel kişiliği statüsünde kurulması öngörülen HMVKŞ'nin kuruluşu,

tescili, denetlenmesi ve sermayesi yönünden tabi olacağı kuralların genel

çerçevesi kanunda saptanmıştır. Esasen, sözü edilen 7/A maddesi bir bütün

olarak değerlendirildiğinde, Müsteşarlığa tanınan usul ve esas belirleme

yetkisinin, HMVKŞ'nin tasfiye usulünün ve idare ve temsilinin ne şekilde

yapılacağının belirlenmesiyle sınırlı kalacağı anlaşılmaktadır. HMVKŞ'nin

kuruluşu, tescili, denetlenmesi ve sermayesi yönünden tabi olacağı kuralların

genel çerçevesi kanunla saptandıktan sonra, idari ve teknik bir mesele olan

tasfiye usulü ve işleyişine ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisinin

Bakan'a bırakılması, belirlilik ilkesine aykırılık oluşturmadığı gibi yasama

yetkisinin devri anlamına da gelmez.

Ayrıca Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin önemli

bir unsuru olan belirlilik ilkesi, bireylerin hukuk kurallarını önceden

bilmeleri, davranış ve tutumlarını bu kurallara göre güvenle düzene

sokabilmelerini gerektirmekte olup, hukuk kurallarının belirliliğinin

sağlanması yalnızca kanunla düzenleme yapılması anlamına gelmemektedir.

Belirlilik ilkesi yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki

belirliliği ifade etmektedir. Erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir gibi

niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla yasalar, mahkeme içtihatları ve

yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Aslolan

muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür

sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır.

Dava dilekçesinde, kanun kapsamındaki kurum ve kuruluşlara ait taşınır ve taşınmazlar ile kullanma, yararlanma işletme ve sair haklar gibi maddi olmayan varlıklara ilişkin işlemleri mevzuatta yer alan şekil kurallarına tabi olmaksızın tesis etme konusunda varlık kiralama şirketlerinin yetkili kılındığı ileri sürülmüştür.

Borçlar Kanunu'nun 12. maddesinin birinci fıkrası uyarınca,

sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe hiçbir şekle bağlı

değildir. Kira sertifikası işlemleriyle ilgili olarak kamu kurum ve

kuruluşlarına ait taşınır ve taşınmazlar ile maddi olmayan varlıkların alımı,

satımı, geri alınması, kiraya verilmesi, geri kiralanması, bedelli veya

bedelsiz devri ve benzeri işlemler yönünden mevzuatta yer alan şekil

kurallarının uygulanmaması, bu işlemlerin Borçlar Kanunu'nun 12. maddesinin

birinci fıkrası uyarınca herhangi bir şekil şartına tabi olmaksızın yapılabileceği

anlamına gelmektedir. Diğer bir anlatımla, dava konusu kural, istisna

niteliğinde olan şekil şartını ortadan kaldırmak suretiyle Borçlar Kanunu'nun

12. maddesinin birinci fıkrasındaki genel kuralın uygulanması sonucunu

doğurmaktan öte hiçbir anlam taşımamaktadır. Dolayısıyla dava konusu kuralla,

Hazine Müsteşarlığına ve HMVKŞ'ye, bu işlemlerin hangi şekilde yapılacağını

belirleme yetkisinin verilmesi söz konusu değildir. Buna göre, kira

sertifikasıyla ilgili işlemler hiçbir kanuni şekle tabi olmaksızın

yapılabilecektir. Bu anlamda, kuralda belirsizliğe yol açan herhangi bir husus

bulunmamaktadır.

Hukuki işlemlerin geçerliliğinin, işlemin belli bir şekilde yapılması şartına bağlanması ve kanunda öngörülen şekil şartlarının kimi hukuki işlemler yönünden uygulanmaması yolunda düzenleme yapılması kanun koyucunun takdirindedir. Kamu finansman araçlarının çeşitlendirilmesi, alternatif finansman kaynaklarına ve ürünlerine imkân tanınması amacıyla getirildiği anlaşılan kira sertifikası ihracı uygulamasının kolaylaştırılması maksadıyla kira sertifikası ihracı faaliyeti kapsamında gerçekleştirilecek hukuki işlemlerin ilgili kanunlarda öngörülen şekil şartlarına tabi olmadığı yolunda düzenleme yapılmasında Anayasa'ya aykırı bir yön bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2. ve 7. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Kuralın, Anayasa'nın 8. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.

B- Kanun'un 16. Maddesiyle 492 Sayılı Kanun'un 113. Maddesine Eklenen Fıkra ile 17. Maddesiyle 492 sayılı Kanun'a Bağlı (8) Sayılı Tarifeye Eklenen Bölümün İncelenmesi

1- Anlam ve Kapsam

6456 sayılı Kanun'un 17. maddesiyle, 492 sayılı Kanun'a bağlı

ve “İmtiyazname, Ruhsatname ve Diploma Harçları”nı düzenleyen (8)

sayılı tarifeye “XV – Elektrik üretimi lisans harçları” bölümü

eklenmek suretiyle yeni bir harç grubu oluşturulmuş ve bu kapsamda “hidroelektrik

kaynaklara dayalı elektrik üretim lisansı harcı” ihdas edilerek,

elektrik üretim lisans harçları arasında gösterilmiştir. Buna göre, Elektrik

Piyasası Kanunu kapsamında, özelleştirme bedeli, lisans ihale bedeli ve su

kullanım bedeli ödemeksizin hidrolik kaynaklara dayalı elektrik üretim

faaliyetinde bulunanların (kamu kuruluşları hariç) bu faaliyetlerden elde

ettikleri bir önceki yıl gayrisafi iş hasılatı üzerinden binde on beş oranında

harç ödeme mecburiyeti getirilmiştir.

Hidrolik kaynaklar dışındaki kaynaklara (fosil kaynaklar, yenilenebilir enerji kaynakları ve nükleer enerji kaynakları) dayalı olarak elektrik üretim faaliyetinde bulunulması harcın konusu dışında bırakılmıştır. Ayrıca kamu kurumları ile hidrolik kaynaklara dayalı elektrik üretiminde bulunsa bile ilgili idareye, özelleştirme bedeli, lisans ihale bedeli ve su kullanım bedeli adı altında ödemede bulunan üreticilere yönelik harç ödeme yükümlülüğü söz konusu değildir. Harcın matrahı, bir önceki yılın gayrisafi iş hâsılatı olup üreticilerin kendi ihtiyaçları için kullandıkları elektriğin bedeli gayrisafi iş hâsılatına dâhil edilmeyecektir.

6456 sayılı Kanun'un 16. maddesiyle, 492 sayılı Kanun'un 113.

maddesine eklenen üçüncü fıkrada, elektrik üretimi lisans harçlarının tarhı,

tahakkuku, tahsili ve hangi kurumların bütçesine aktarılacağı düzenlenmiştir.

Buna göre, elektrik üretimi lisans harcı, her yıl kurumlar vergisi beyannamesi

verme süresi içerisinde verilen bildirimle tahakkuk ettirilir. 5520 sayılı

Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 14. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca,

kurumlar vergisi beyannamesi, hesap döneminin kapandığı ayı izleyen dördüncü

ayın birinci gününden yirmi beşinci günü akşamına kadar mükellefin bağlı olduğu

vergi dairesine verilmesi gerekeceğinden elektrik üretim harcı beyannamesinin

de hesap döneminin kapandığı ayı izleyen dördüncü ayın birinci gününden yirmi

beşinci günü akşamına kadar verilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

Tahakkuk ettirilen harçlar ayrıca mükellefe tebliğ edilmez ve mayıs ayı içerisinde ödenir. Genel bütçe geliri olarak kaydedilen elektrik üretimi lisans harçlarının %90'ı, haziran ayının sonuna kadar, hidrolik kaynaklara dayalı elektrik üretimi yapan tesisin bulunduğu yerin il özel idaresine, il özel idaresi bulunmayan yerlerde büyükşehir belediyesine aktarılır. Hesaplanarak aktarılan bu tutarlar, 2.7.2008 günlü, 5779 sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun'a göre belediyelere ve il özel idarelerine ayrılacak payların hesabında matraha dâhil edilmez.

2- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu

a- Anayasa'nın 2. Maddesi Yönünden İnceleme

Dava dilekçesinde, hidroelektrik santralı yatırımlarının büyük mali kaynak gerektiren ve geri dönüşleri on yılları bulabilen yatırımlar olduğu, dava konusu kuralla ihdas edilen harcın mükelleflerinin, üretim lisansı aldıkları tarihte yürürlükteki kanunlara göre harç adı altında bir vergi ödemeyecekleri gerçeğinden hareketle yatırım yaptıkları, hidroelektrik santraller yapıldıktan sonra yatırımcıların, söz konusu faaliyetlerden elde ettikleri bir önceki yıl gayrisafi iş hâsılatı üzerinden binde on beş oranında mali yükümlülüğe tabi tutulmalarının,hukuk güvenliği ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralların, Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve

işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup

güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,

Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla

kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. Hukuk devleti

ilkesinin önkoşullarından biri olan hukuk güvenliği ile kişilerin hukuki

güvenliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Hukuk güvenliği ilkesi, hukuk

normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde

devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven

duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

Dava konusu kurallarla, kamu kurumları hariç, Elektrik Piyasası Kanunu kapsamında, özelleştirme bedeli, lisans ihale bedeli ve su kullanım bedeli ödemeksizin hidrolik kaynaklara dayalı elektrik üretim faaliyetinde bulunanlara, bu faaliyetlerden elde ettikleri bir önceki yıl gayrisafi iş hâsılatı üzerinden binde on beş oranında harç ödeme yükümlülüğü getirilmiştir.

Vergilendirme, devletin egemenlik hakkından kaynaklanan en önemli

yetkilerinden biridir. Devlet, Anayasa'da öngörülen vergilendirme ilkelerine

aykırı olmamak kaydıyla, uygun gördüğü kaynaklara vergi uygulanmasını

öngörebilir. Kişilerin belli faaliyetlere başlarken bu faaliyet kapsamında herhangi

bir vergi öngörülmemiş olması, Devletin sonradan ilgili faaliyeti veya bu

faaliyet kapsamındaki bazı işlemleri vergilendirmesine engel değildir. Bu

itibarla, yürürlükte bulunan kanunlara uygun olarak üretim lisansı alarak

hidrolik kaynaklara dayalı elektrik üretiminde bulunan kişilere, sonradan

yürürlüğe giren dava konusu kurallarla bu faaliyet kapsamında elde edilen

gayrisafi iş hâsılatı üzerinden harç ödeme yükümlülüğü getirilmesinin hukuk

güvenliği ilkesini ihlal eden bir yönü bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa'nın 2. maddesine aykırı değildir.

b- Anayasa'nın 10. Maddesi Yönünden İnceleme

Dava dilekçesinde, elektrik üretimi lisansı harcının sadece hidrolik kaynaklara dayalı olarak üretim yapanlardan alınıp diğer kaynak türlerine dayalı olarak üretim yapanlardan alınmamasının, Anayasa'nın 10. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Anayasa'nın 10. maddesinde yer verilen “eşitlik ilkesi” ile

eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı

durumda bulunan kişilerin kanunla aynı işleme bağlı tutulmalarını

sağlamak ve kişilere kanunlar karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık

tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve

topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlâli

yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik ilkesi herkesin her yönden aynı

kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durum ve konumlardaki

özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları gerekli

kılabilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara

bağlı tutulursa Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesi ihlâl edilmiş olmaz.

Dava konusu kuralların gerekçesinden, hidrolik kaynaklara

dayalı elektrik üretim lisansı harcının, bu kapsamda yapılan yatırımların

bölgedeki altyapılara zarar verebileceği dikkate alınarak ihdas edildiği ve

harcın amacının, yatırım nedeniyle oluşan bu zararların telafi edilmesi

olduğu anlaşılmaktadır. Hidrolik kaynaklara dayalı elektrik üretilmesi ile

diğer kaynaklara (fosil kaynaklar, yenilenebilir enerji kaynakları ve nükleer

enerji kaynakları gibi) dayalı elektrik üretilmesi arasında, üretim yapılan kaynağın

türü, yapılması gereken yatırımların büyüklüğü ve şekli, üretimin verimliliği,

doğal, sosyal ve kültürel çevreye etkisi bakımından farklılıklar bulunmaktadır.

Kanun koyucunun bu farklılıkları gözeterek sadece hidrolik kaynaklara dayalı

elektrik üretimi faaliyetinden harç alınmasını öngörmesi eşitlik ilkesine

aykırı görülemez.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa'nın 10. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

c- Anayasa'nın 73. Maddesi Yönünden İnceleme

Dava dilekçesinde, mükelleflerin kâr elde edip etmediklerine ve fiziki ve dolayısıyla iş hâsılatı büyüklüklerine bakılmaksızın bir önceki yılın gayrisafi iş hasılatı üzerinden binde on beş oranında harç adında vergilendirilmesinin, yatırım hacmine göre işletme gideri daha yüksek küçük santraller ile işletme gideri daha düşük olacak büyük santrallerin aynı oranda harç ödemesi sonucunu doğuracağı, Anayasa Mahkemesinin 13.7.1996 günlü, E.1994/85 ve K.1995/32 sayılı kararı dikkate alındığında bu durumun anayasal vergilendirme ilkeleriyle çeliştiği belirtilerek kuralların, Anayasa'nın 73. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Dava konusu kurallar ile hidrolik kaynaklara dayalı elektrik üretim faaliyetinde bulunanların bu faaliyetlerden elde ettikleri bir önceki yıl gayrisafi iş hasılatı üzerinden binde on beş oranında elektrik üretimi lisansı harcı alınması öngörülmüştür. Tahsil edilen elektrik üretimi lisansı harcının %10'u genel bütçeye, %90'ı ise hidrolik kaynaklara dayalı elektrik üretimi yapan tesisin bulunduğu yerin il özel idaresine, il özel idaresi bulunmayan yerlerde büyükşehir belediyesine aktarılacağı ifade edilmiştir.

Anayasa'nın 73. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.” denilmiştir.

Verginin mali güce göre alınması ve genelliği ilkeleriyle

vergilendirmede eşitlik ve adaletin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Ekonomi

ve vergi hukuku alanında mali güce ilişkin göstergelerin gelir, servet ve

harcamalar olduğu kabul edilmektedir. Mali güç, ödeme gücünün kaynağı,

dayanağı, nedeni ve varlık koşuludur. Kanun koyucunun vergilendirmede,

kişilerin sahip olduğu ekonomik değer ile mali güçlerini göz önünde

bulundurması gerekir. Vergide genellik ilkesi, herhangi bir ayırım

yapılmaksızın mali gücü olan herkesin vergi yüküne katılmasını ve vergi

ödemesini ifade eder. Mali güce göre vergilendirme, verginin, yükümlülerin

ekonomik ve kişisel durumlarına göre alınmasıdır. Bu ilke, aynı zamanda vergide

eşitlik ilkesinin uygulama aracı olup mali gücü fazla olanın mali gücü az olana

göre daha fazla vergi ödemesini gerektirir. Vergide eşitlik ilkesi ise mali

gücü aynı olanlardan aynı, farklı olanlardan ise farklı oranda vergi alınması

esasına dayanır.

Anayasa'nın 73. maddesinin ikinci fıkrasında ise vergi yükünün adaletli ve dengeli bir biçimde dağılımı öngörülmüştür. Vergilendirilecek alanların seçimi ve vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı için yükümlülerin kişisel durumlarının kanunlarda gözetilmesi gerekir. Sermaye iratlarının ücretlere göre farklı vergilendirilmesi, en az geçim indirimi, artan oranlı vergilendirme, çeşitli istisna ve muafiyet uygulamaları, vergi yükünün adalete uygun dağılımı ile mali güce göre vergilendirmenin araçlarıdır.

Anayasa Mahkemesinin 1.4.2004 günlü, E.2003/9, K.2004/47 sayılı

kararında da vurgulandığı üzere, gayrisafi hasılat ölçütü, sanayi, ticaret ile

mali alanlarda ve hizmet sektöründe faaliyet gösteren yükümlüler açısından

değişik anlamlar içermektedir. Üretilen ve/veya piyasaya arz edilen mal ve

hizmetlerin türü, iç ve dış rekabet ortamı, teknoloji düzeylerindeki

farklılıklar, üretimde kullanılan girdilerin çeşitliliği, bazı mal ve

hizmetlerin yasal veya fiili tekelini elinde bulunduran firmaların varlığı gibi

sebeplerle “gayrisafi hâsılat” kavramının yükümlülerin mali

güçlerini tam olarak yansıtmadığı söylenebilirse de mali gücün önemli bir

göstergesi olduğu da yadsınamaz. Ayrıca söz konusu payın belli bir faaliyet

karşılığında alındığı ve bunu ödeyen firmaların aynı alanda hizmet vermeleri

nedeniyle gayrisafi hasılatı oluşturan girdileri ile harcamalarını etkileyen

faaliyetleri arasında temelde büyük farklılıklar bulunmadığı gözetildiğinde,

gayrisafi hasılat ölçütünün esas alınmasının mükellefler arasında mali yükün

adaletli ve dengeli dağılımına engel olmadığı, bu bağlamda eşitliği bozmadığı

sonucuna varılmıştır. Kaldı ki, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 40.

maddesinde, işletme ile ilgili olmak şartıyla ödenmiş olan vergi, resim ve

harçların o yılki safi kazancın tespit edilmesinde gider olarak indirilmesi

öngörülmüş olduğundan mali gücün gözetilmediği iddiası da dayanaksız

kalmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa'nın 73. maddesine aykırı değildir.

C- Kanun'un 52. Maddesi ile 60. Maddesinin (d) Bendinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, sermayesinin yüzde ellisinden fazlası Vakıflar Genel Müdürlüğüne veya mazbut vakıflara ait işletme ve iştiraklerin tanımına uyan tek işletmenin Vakıfbank olduğu, vakıf kültür varlıklarının onarılıp yaşatılmasında, abide eserlerin geleceğe intikalinin sağlanmasında kamu yararı bulunduğunda tartışma bulunmadığı, kamu yararı amacına yönelik olan düzenlemenin kaldırılmasını öngören kuralın hukuk devleti ilkesiyle çeliştiği, diğer taraftan Anayasa'ya aykırı kuralın aynı zamanda Anayasa'nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesi ile de bağdaşmadığı belirtilerek kuralların, Anayasa'nın 2. ve 11. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 28. maddesinin birinci fıkrasıyla, Vakıflar Genel Müdürlüğüne, Genel Müdürlüğe ve mazbut vakıflara ait yurt içi ve yurt dışındaki taşınır ve taşınmaz vakıf kültür varlıklarının onarımı, restorasyonu ve gerektiğinde yeniden inşası görevi verilmiş; ikinci fıkrasında ise sermayesinin yüzde ellisinden fazlası Genel Müdürlüğe veya mazbut vakıflara ait işletme ve iştiraklere; kurumlar vergisi matrahının yüzde onunu, yeterli geliri bulunmayan mazbut vakıflara ait vakıf kültür varlıklarının onarımında kullanılmak üzere Genel Müdürlüğe aktarma yükümlülüğü getirilmiştir.

Dava konusu 52. maddeyle, 5737 sayılı Kanun'un 28. maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmak suretiyle söz konusu işletme ve iştiraklere yüklenen bu mali yükümlülük ortadan kaldırılmış, ayrıca 60. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendiyle de, 52. madde hükmünün 27.2.2008 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girmesi öngörülmüştür.

Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri de, kanunların kamu yararı amacını gerçekleştirmek üzere çıkarılmasıdır. Anayasa Mahkemesi'nin kimi kararlarında, kamu yararı kavramından ne anlaşılması gerektiği ortaya konulmuştur. Buna göre, kamu yararı kavramı, genel bir ifadeyle, bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir.

Bütün kamusal işlemler, nihai olarak kamu yararını gerçekleştirme hedefine yönelmek durumundadır. Kanunun amaç unsuru bakımından Anayasa'ya uygun sayılabilmesi için kanunun çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetilmemiş olması gerekir. İlgili yasama belgelerinin incelenmesinden kanunun kamu yararı dışında bir amaçla çıkarılmış olduğu açıkça anlaşılabiliyorsa amaç unsuru bakımından Anayasa'ya aykırı olduğu söylenebilir. Kanun koyucunun kamu yararı amacıyla hareket edip etmediği ancak ilgili yasama belgeleri incelenerek ve kuralın objektif anlamına bakılarak tespit edilebilir.

Anayasa'nın 63. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlamak Devletin ödevlerindendir. Bu ödev gereğince, 5737 sayılı Kanun'un 28. maddesinin birinci fıkrasıyla, Vakıflar Genel Müdürlüğüne, Genel Müdürlüğe ve mazbut vakıflara ait yurt içi ve yurt dışındaki taşınır ve taşınmaz vakıf kültür varlıklarının onarımı, restorasyonu ve gerektiğinde yeniden inşası görevi verilmiştir. Dava konusu 52. maddeyle, Vakıflar Genel Müdürlüğüne verilen bu göreve dokunulmamış, sadece bu görevin ifası için Genel Müdürlüğe tahsis edilen gelir kaynaklarından biri ortadan kaldırılmıştır.

Anayasa, kültür ve tabiat varlıklarının korunmasını zorunlu

kılmakla birlikte, bu görevin gerektirdiği kaynağın nereden temin edileceğine

işaret eden herhangi bir hükme yer vermediğinden bu kaynağın hangi kamu

gelirlerinden sağlanacağının takdiri kanun koyucuya aittir. Ayrıca kültür ve

tabiat varlıklarının korunmasına tahsis edilen kaynağın belirlenmesi veya

değiştirilmesi bir yerindelik sorunu olup anayasallık denetiminin kapsamı

dışındadır. Bu itibarla, yeterli geliri bulunmayan mazbut vakıflara ait vakıf

kültür varlıklarının onarımında kullanılması amacıyla sermayesinin yüzde

ellisinden fazlası Genel Müdürlüğe veya mazbut vakıflara ait işletme ve

iştiraklerden alınması öngörülen ve kurumlar vergisi matrahının yüzde onunu

teşkil eden mali yükümlülüğün kaldırılmasında kamu yararına ve Anayasa'ya

aykırı bir yön bulunmamaktadır.

Öte yandan, Kanun'un 60. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendiyle de, 52. madde hükmünün 27.2.2008 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girmesi öngörülerek, söz konusu mali yükümlülük geçmişe yönelik olarak da ortadan kaldırılmıştır. Anayasa Mahkemesi kararlarında vurgulandığı gibi mevcut mali yükümlülüklerin tümünü ya da bir kısmını kaldırmak kanun koyucunun takdirindedir. Kanun koyucunun Vakıflar Bankası aleyhine haksız rekabete yol açtığı değerlendirilen mali yükümlülüğü geçmişe yönelik olarak ortadan kaldırmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetildiği söylenemez.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa'nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Kuralların, Anayasa'nın 11. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

Mehmet ERTEN, 60. maddenin (d) bendi yönünden bu görüşe katılmamıştır.

V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ

3.4.2013 günlü, 6456 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un;

A- 2. maddesiyle değiştirilen, 28.3.2002 günlü, 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 7/A maddesinin birinci fıkrasının “...ve benzeri işlemleri mevzuatta yer alan şekil kurallarına tabi olmaksızın tesis etmeye ve bu işlemleri aynı usule tabi olarak yapmak üzere 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun kuruluş, tescil, denetleme, sermaye, tasfiye ve işleyişe ilişkin hükümlerine bağlı olmaksızın...” bölümüne,

B- 16. maddesiyle, 2.7.1964 günlü, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 113. maddesine eklenen fıkraya,

C- 17. maddesiyle, 492 sayılı Kanun'a bağlı (8) sayılı tarifeye eklenen bölüme,

D- 52. maddesine,

E- 60. maddesinin (d) bendine,

yönelik iptal istemleri, 31.10.2013 günlü, E.2013/72, K.2013/126 sayılı kararla reddedildiğinden, bu maddeye, fıkraya, bende ve bölümlere ilişkin yürürlüğün durdurulması istemlerinin REDDİNE, 31.10.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI- SONUÇ

3.4.2013 günlü, 6456 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un;

A- 2. maddesiyle değiştirilen, 28.3.2002 günlü, 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 7/A maddesinin birinci fıkrasının “...ve benzeri işlemleri mevzuatta yer alan şekil kurallarına tabi olmaksızın tesis etmeye ve bu işlemleri aynı usule tabi olarak yapmak üzere 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun kuruluş, tescil, denetleme, sermaye, tasfiye ve işleyişe ilişkin hükümlerine bağlı olmaksızın...” bölümünün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

B- 16. maddesiyle, 2.7.1964 günlü, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 113. maddesine eklenen fıkranın Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

C- 17. maddesiyle, 492 sayılı Kanun'a bağlı (8) sayılı tarifeye eklenen bölümün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

D- 52. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

E- 60. maddesinin (d) bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Mehmet ERTEN'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

31.10.2013 gününde karar verildi.

Başkan

Haşim KILIÇ

Başkanvekili

Serruh KALELİ

Başkanvekili

Alparslan

ALTAN

Üye

Mehmet ERTEN

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Zehra Ayla

PERKTAŞ

Üye

Recep KÖMÜRCÜ

Üye

Burhan ÜSTÜN

Üye

Engin YILDIRIM

Üye

Nuri NECİPOĞLU

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye

Erdal TERCAN

Üye

Muammer TOPAL

KARŞIOY GEREKÇESİ

I- 4749 sayılı Kanun'un 7/A maddesinin 4656 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle değiştirilen birinci fıkrasının iptali istenen bölümünde, kamu kurum ve kuruluşlarla ilgili kira sertifikası işlemlerinin mevzuatta yer alan şekil kurallarına ve Türk Ticaret Kanunu'nun kuruluş, tescil, denetleme, sermaye, tasfiye ve işleyişe ilişkin hükümlerine bağlı olmayacağı hükmü yer almaktadır.

Anayasa'nın 7. maddesinde “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir.

Maddede öngörülen yasama yetkisi, yasa ile düzenlenmesi öngörülen konularda, yürütme organına, genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yapma yetkisi verilemeyeceğine ilişkindir. Genel, sınırı, esası ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisi verilmesi Anayasa'nın 7. maddesine aykırılık oluşturur.

Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan “hukuk devleti”, devlet faaliyetlerini belirli ve öngörülebilir kurallara bağlayan ve belirlenen kurallar çerçevesinde hareket edilmesini sağlayarak keyfi davranmayı önleyen böylece hukuki güvenliği tesis eden devlettir. Belirli ve öngörülebilir kurallara bağlanmaksızın verilen yetkiler hukuki güvenlik sağlayamayacağı için Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olur.

Kuralla, Türk Ticaret Kanunu'nun kimi hükümlerine bağlı olmaksızın varlık kiralama şirketi kurma ve kamu kurum ve kuruluşlara ait taşınır ve taşınmazlar ile maddi olmayan varlıklara ilişkin alım, satım, geri alım, kiraya verme, geri kiralama, bedelli veya bedelsiz devir işlemlerini ve benzeri işlemleri mevzuatta yer alan şekil kurallarına tabi olmaksızın tesis etme konusunda genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz şekilde varlık kiralama şirketleri kurmaya Hazine Müsteşarlığından sorumlu Bakanın yetkili kılınması yasama yetkisinin devri niteliğinde olup, kural bu yönüyle Anayasa'ya aykırıdır.

Öte yandan, varlık kiralama şirketlerinin kurulması konusunda verilen yetkinin her hangi bir kural içermemesi, mevcut mevzuatın ve Türk Ticaret Kanunu'nun kimi hükümleri dışına çıkartılarak tamamen kuralsız hale getirilmesi, keyfiliğe yol açabileceğinden Anayasa'da öngörülen hukuki güvenlik ilkesine aykırıdır.

II- 6456 sayılı Kanun'un 52. maddesi, Vakıflar Kanunu'nun 28. maddesinin ikinci fıkrasını yürürlükten kaldırmış, 60. maddesinin birinci fıkrasının iptali istenilen (d) bendi de bu hükmün 27.2.2008 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe gireceğini kurala bağlamıştır.

Buna göre, iptali istenilen kural ile Vakıflar Kanunu'nun 28. maddesinin ikinci fıkrası geçmişe yönelik olarak ortadan kaldırılmıştır.

Anayasa'nın 2. maddesinde öngörülen “Hukuk devleti”, hukuki güvenliği sağlamak için kural olarak yasaların geriye yürütülmesini engeller. Geriye yürümezlik ilkesi uyarınca yasalar, kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirdiği, kazanılmış hakların korunması, mali haklarda iyileştirme gibi özel durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılırlar. Yürürlüğe giren yasaların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması hukukun genel ilkesidir.

İptali istenen kural, kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirdiği, kazanılmış hakların korunması, mali haklarda iyileştirme gibi özel durumlar için getirilmemiş, aksine kamu yararı görüldüğü için vaktiyle getirilen bir kuralın geriye yönelik olarak kaldırılmasını sağlamıştır.

Bu durum, hukuki güvenlik ilkesi ile örtüşmediğinden Anayasa'nın 2. maddesine aykırıdır.

III- Açıklanan nedenlerle söz konusu kurallar

Anayasa'nın 2. ve 7. maddelerine aykırı olduğundan iptalleri gerekir.

Üye

Zühtü ARSLAN

Üye

M. Emin KUZ

KARŞIOY YAZISI

Kanun'un 2. maddesiyle değiştirilen 4749 sayılı Kanun'un 7/A maddesinin birinci fıkrasında, Kanunda sayılan kiralama, bedelli veya bedelsiz devir ve benzeri işlemleri “mevzuatta yer alan şekil kurallarına tabi olmaksızın tesis etmeye ve bu işlemleri aynı usule tabi olarak yapmak üzere 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun kuruluş, tescil, denetleme, sermaye, tasfiye ve işleyişe ilişkin hükümlerine bağlı olmaksızın” … şirketler kurmaya Hazine Müsteşarlığından sorumlu Bakan'ın yetkili olduğu belirtilmiştir.

Bahse konu şirketler ticari anlamda birer şirket olmaktan ziyade genel idarenin birimleri niteliğinde, Hazine Müsteşarlığının ve bağlı olduğu Bakan'ın yönetiminde hiyerarşik esaslara göre çalışan kuruluşlardır. Ancak genel idarenin bir parçası mı oldukları yoksa özel hukukun geçerli olduğu ticaret alanının içinde mi kaldıkları, yapılan yasal düzenlemelerden anlaşılamamaktadır. Bu durumun, denetim ve sorumluluk yönünden boşluklar yaratabileceği ve kamu kaynaklarının yerinde ve dürüst kullanımı açısından sakıncalar taşıyabileceği açıktır.

Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğu ifade edilmiştir. Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik ilkesi”dir. Buna göre, bir hukuk devletinde ticaret ve finans alanına ilişkin temel kanunlar, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri kadar devlet yönünden de açık, öngörülebilir ve bağlayıcı olmalıdır.

Hazine Müsteşarlığından sorumlu Bakanın tasarruflarıyla her an değişebilir, keyfiliğe açık, yasal çerçevesi tanımlanmamış bir düzenlemeye göre şirket kurulması, ülkenin genel hukuk düzeninde şirketlerin tabi olduğu kuralların üstünde ve dışında, bağımsız bir alan yaratılması, Anayasa'nın cevaz vermediği bir çeşit çift hukukluluk anlamına gelir.

Kuralın Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesindeyim.

Üye

Mehmet

ERTEN

KARŞIOY GEREKÇESİ

3.4.2013 günlü, 6456 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 2. maddesi ile 4749 sayılı Kanun'un 7/A maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklik ve birinci fıkradan sonra eklenen fıkrada yer alan “…ve benzeri işlemleri mevzuatta yer alan şekil kurallarına tabi olmaksızın tesis etmeye ve bu işlemleri aynı usule tabi olarak yapmak üzere 13.1.2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun kuruluş, tescil, denetleme, sermaye, tasfiye ve işleyişe ilişkin hükümlerine bağlı olmaksızın” ibaresinin iptali istenmektedir.

İptali istenilen ibarenin yer aldığı maddede; Hazine

Müsteşarlığınca kurulacak ya da kamu sermayeli kurumlara kurdurulacak varlık

kiralama şirketlerinin kuruluşu, tescili, denetlenmesi, sermayesi, tasfiyesi ve

işleyişine ilişkin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda yer alan hükümlerin

uygulanmayacağı belirtilmektedir. Ayrıca maddede, bu maddenin uygulanmasına

ilişkin olarak kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınır ve taşınmazlar ile

kullanma, yararlanma, işletme ve sair haklar gibi maddi olmayan varlıklara ilişkin

alım, satım, geri alım, kiraya verme, geri kiralama, bedelli veya bedelsiz

devir işlemleri ile benzeri işlemlerin mevzuatta yer alan şekli kurallara bağlı

olmaksızın Bakan tarafından belirlenecek usul ve esaslara göre yapılacağı

düzenlenmektedir.

Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Buna göre Devletin tüm organları Anayasa ve hukukun üstün kuralları ile bağlıdır. Hukuk devleti, Devlet etkinliklerinin düzenle sürdürülebilmesi için gerekli olan hukuksal alt yapıyı oluşturmak suretiyle aynı zamanda istikrarı da sağlamaktır. Bu istikrarın özü hukuki güvenlik ve öngörülebilirliktir. Hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik sağlanabilmesi ise kuralların genel, eşit ve nesnel olmalarına bağlıdır.

İptali istenilen ibarenin yer aldığı kuralda Varlık Kiralama Şirketi adı altında Hazine Müsteşarlığı ya da kamu sermayeli kurumlar tarafından kurulacak şirketin kuruluşu, tescili, denetlenmesi, sermayesi, tasfiyesi ve işleyişinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri dışında tutulmasını, bu şirket tarafından yapılan maddi ve maddi olmayan varlıklara ilişkin alım satım, devir işlemlerinin de mevzuatta belirtilen şekil kurallarına bağlı olmaksızın Bakan tarafından belirleneceği belirtilmekte olup, idareye keyfi uygulamalara neden olabilecek geniş bir takdir yetkisi verildiği gibi, hukuki güvenlik ve öngörülebilirliği sağlamaktan öte objektif olmadığı ve belirsizliğe neden olduğu açıktır.

Açıklanan nedenle 3.4.2013 günlü, 6456 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değiştirilen 4749 sayılı Kanun'un 7/A maddesinin birinci fıkrasından sonra eklenen fıkrada yer alan “ve benzeri işlemleri mevzuatta yer alan şekil kurallarına tabi olmaksızın tesis etmeye ve bu işlemleri aynı usule tabi olarak yapmak üzere 13.1.2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun kuruluş, tescil, denetleme, sermaye, tasfiye ve işleyişe ilişkin hükümlerine bağlı olmaksızın” ibaresinin Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesi ile çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Zehra Ayla

PERKTAŞ

Anayasa Mahkemesi, E. 2013/72, K. 2013/126, 31 Ekim 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İptal Davasının Konusu : 3.4.2013
  4. Iı- Yasa Metinleri
  5. “Madde 2- 4749
  6. Iıı- İlk İnceleme
  7. Iv- Esasın İncelenmesi
  8. V- Yürürlüğün Durdurulması İstemi
  9. Altan
  10. Özgüldür
  11. Perktaş
  12. Akıncı
  13. Karşıoy Gerekçesi
  14. III- Açıklanan nedenlerle söz konusu kurallar
  15. M. Emin KUZ
  16. Karşıoy Yazısı
  17. Erten
  18. Karşıoy Gerekçesi
  19. Perktaş
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2013/72
Karar No
2013/126
Tarih
31 Ekim 2013

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2013/86 K.2013/117
  • AYM Norm Denetimi E.2013/33 K.2013/122
  • AYM Norm Denetimi E.2013/41 K.2013/124
  • AYM Norm Denetimi E.2013/120 K.2013/120
  • AYM Norm Denetimi E.2013/58 K.2013/114
  • AYM Norm Denetimi E.2013/62 K.2013/115

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.