İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2014/92 K.2016/6

üyeleri M. Akif HAMZAÇEBİ, Engin ALTAY ve Muharrem İNCE ile birlikte 121 milletvekili

Esas2014/92Karar2016/6Tarih28 Ocak 2016Okuma109 dk · 21.807 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
28 Ocak 2016
Esas Sayısı
2014/92
Karar Sayısı
2016/6
R.G. Tarih-Sayı
03.03.2016-29642
İptal davasını açan
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

21.807 kelime·109 dk okuma·23 bölüm

üyeleri M. Akif HAMZAÇEBİ, Engin ALTAY ve Muharrem İNCE ile birlikte 121 milletvekili

İPTAL DAVASININ KONUSU

26.2.2014 tarihli ve 6527 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un;

A- 1. maddesiyle değiştirilen, 31.8.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 11. maddesinin birinci fıkrasının;

1- Üçüncü cümlesinde yer alan ".otuz gün içinde." ibaresinin,

2- Dördüncü cümlesinde yer alan "İlan süresi geçtikten sonra." ibaresinin,

B- 3. maddesiyle 6831 sayılı Kanun'un ek 9. maddesine eklenen beşinci fıkranın ikinci cümlesinde yer alan "...bu tesislerden herhangi bir bedel alınmaz." ibaresinin,

C- 8. maddesiyle 8.9.1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun 84. maddesine eklenen dördüncü fıkranın,

D- 9. maddesiyle 2886 sayılı Kanun'a eklenen geçici 4. maddenin,

E- 17. maddesiyle 4.5.2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun'un 8. maddesine eklenen (15) numaralı fıkranın,

F- 18. maddesiyle 5651 sayılı Kanun'un 9/A maddesine eklenen (9) numaralı fıkranın,

G- 23. maddesiyle değiştirilen, 21.2.2013 tarihli ve 6428 sayılı Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İş Birliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 4. maddesinin (9) numaralı fıkrasının,

H- 24. maddesiyle 6428 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin;

1- Birinci fıkrasının değiştirilen ikinci cümlesinde yer alan ".üst hakkı tesisine yönelik hükümleri ile." ve ".ve 4 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrası." ibarelerinin,

2- Eklenen (3) numaralı fıkrasının,

Anayasa'nın Başlangıç kısmı ile 2., 5., 10., 13., 22., 26., 28., 35., 36., 37., 40., 138., 140., 167. ve 169. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.

I- İPTALİ İSTENİLEN KANUN HÜKÜMLERİ

İptali istenilen kuralların da yer aldığı;

1. 6831 sayılı Kanun'un 11. maddesi şöyledir:

"Madde 11- (Değişik : 5/11/2003-4999/6 md.)

(Değişik birinci fıkra: 26/2/2014-6527/1 md.) Orman kadastro

komisyonlarınca alınan kararlara ilişkin düzenlenen tutanak ve haritalar askı

suretiyle otuz gün süre ile ilan edilir. Bu ilan ilgililere şahsen yapılan

tebliğ hükmündedir. Tutanak ve haritalara karşı itirazı olanlar; askı

tarihinden itibaren otuz gün içinde kadastro mahkemelerinde,

kadastro mahkemesi olmayan yerlerde kadastro davalarına bakmakla görevli

mahkemelerde dava açabilirler. İlan süresi geçtikten sonra, dava

açılmayan kararlara ilişkin düzenlenen tutanak ve haritalar kesinleşir. Orman

kadastro komisyonlarınca düzenlenen tutanak ve haritaların kesinleştiği

tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere

dayanarak Hazine hariç itiraz olunamaz ve dava açılamaz.

(Değişik ikinci fıkra: 26/2/2014-6527/1 md.) Hak sahibi gerçek ve tüzel kişiler tarafından açılacak sınırlamaya itiraz davalarında hasım Orman Genel Müdürlüğü; 2 nci maddeye göre orman sınırları dışına çıkarma işlemlerine karşı açılacak itiraz davalarında ise hasım Hazine ve Orman Genel Müdürlüğüdür.

(Değişik üçüncü fıkra: 26/2/2014-6527/1 md.) Orman Genel Müdürlüğünce açılacak davalarda hasım, hak sahibi gerçek ve tüzel kişilerdir.

(Değişik dördüncü fıkra: 26/2/2014-6527/1 md.) Kadastrosu yapılıp kesinleşen Devlete ait ormanlar orman vasfı ile, 2 nci maddeye göre orman sınırları dışına çıkarılan yerler ise kaydında belirtme yapılarak hâlihazır vasfı ile; kesinleşme tarihleri tescil tarihi olarak gösterilmek suretiyle, en geç üç ay içinde hiçbir harç ve bedel alınmaksızın Hazine adına tapu kütüklerine kaydedilir.

Bu Kanunun;

a) 20.6.1973 tarihli ve 1744 sayılı Kanunla değişik 2 nci maddesi,

b) 23.9.1983 tarihli ve 2896 sayılı, 5.6.1986 tarihli ve 3302 sayılı kanunlarla değişik 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (B) bendi,

Uygulamaları ile orman sınırları dışına çıkarılan, ancak fiilen orman olduğu Orman Genel Müdürlüğünce tespit edilen yerler, talep üzerine Maliye Bakanlığınca Orman Genel Müdürlüğüne tahsis edilir. Tahsisi yapılan bu yerler Hazine adına tapuya orman vasfıyla tescil edilir.

Sınır noktaları ile ölçü işinde kullanılan tüm noktalardaki taş, beton kazık ve diğer işaretler Orman Genel Müdürlüğünce korunur. Noktaların tahribatı veya yerlerinin değiştirilmesi yasaktır.

2. 6831 sayılı Kanun'un ek 9. maddesi şöyledir:

"Ek Madde 9- (Ek : 31/7/2008 - 5801/2 md.)

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünce yapılacak spor tesislerine bu Kanunun 17 nci maddesinin üçüncü fıkrası esaslarına göre izin verilebilir. Verilen bu izinlerden bedel alınmaz.

(Ek fıkra: 25/6/2010-6001/33 md.) 9/5/1985 tarihli ve 3202 sayılı Köye Yönelik Hizmetler Hakkında Kanun çerçevesinde köye ve bağlı yerleşim birimlerine yönelik yol, su, atık su, gölet, mezarlık ve altyapı hizmetlerinin yerine getirilmesi maksadı ile verilen izinlerden bedel alınmaz.

(Ek fıkra: 19/4/2012-6292/13 md.) Gerçek veya özel hukuk tüzel kişileri ya da vakıflar tarafından kurulan yükseköğretim kurumları hariç olmak üzere; yükseköğretim kurumlarına eğitim ve araştırma maksatlı tesisler yapılması için bu Kanunun 17 nci maddesinin üçüncü fıkrası esaslarına göre orman sayılan alanlardan bedelli izin verilebilir. Ayrıca, izin verilen bu alan içinde izin sahibi yükseköğretim kurumuna veya Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğüne yurt yapılması maksadıyla bedelli izin verilebilir. (Ek cümle: 26/2/2014-6527/3 md.) Verilen bu izinlerden ağaçlandırma ve arazi izin bedeli dışında herhangi bir bedel alınmaz.

(Ek fıkra: 19/4/2012-6292/13 md.) Yukarıdaki fıkrada belirtilen

bina ve tesislerin, yükseköğretim kurumlarınca veya Yüksek Öğrenim Kredi ve

Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğünce özel ve hükmi şahsiyeti haiz amme

müesseselerine ait ormanlarda yapılmak istenmesi hâlinde Orman ve Su İşleri

Bakanlığınca izin verilebilir. Bu takdirde kullanım bedeli, süresi, yapılan

bina ve tesislerin devri gibi hususlar genel hükümlere uygun olarak taraflarca

tespit edilir. İzin verilen alanda yapılacak yol ve açık olarak düzenlenen;

otopark, garaj, havuz, spor alanları ve benzeri tesisler ile enerji nakil

hattı, su isale hattı, haberleşme, doğalgaz hattı, kanalizasyon gibi her türlü

altyapı tesisleri ve yine bu Kanunun 17 nci maddesine göre genel kamu

hizmetlerine yönelik verilen izinler hariç olmak üzere, binaların taban

alanları toplamı, izne konu orman sayılan alanın yüzde onbeşini geçemez.

(Ek fıkra: 26/2/2014-6527/3 md.) Devlet ormanlarında, erişme kontrolü uygulanan karayollarındaki ulaştırma yapıları ve müştemilatı olan hizmet tesisleri ile bakım işletme tesislerine, karayolu sınır çizgisi içinde kalmak kaydıyla izin verilir. Devlet idareleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan, işletilen, işlettirilen veya yap-işlet-devret modeli esas alınarak yaptırılan ve işlettirilen bu tesislerden herhangi bir bedel alınmaz.

(Ek fıkra: 26/2/2014-6527/3 md.) Ayrıca; demiryolu, otoyol, Devlet ve il yolları ile su isale hatlarının yapımında zorunlu olarak ortaya çıkan kazı fazlası malzemenin depolanacağı alanlara, Orman Genel Müdürlüğünce belirlenen yerlerden ağaçlandırma bedeli alınarak izin verilebilir."

3. 2886 sayılı Kanun'un 84. maddesi şöyledir:

"İdarelerce ihalelere katılmaktan geçici yasaklama:

Madde 84- 83 üncü maddede belirtilen fiil veya davranışlarda bulundukları anlaşılanlar, bu fiil ve davranışlar ihale safhasında vaki olmuşsa idarelerce o ihaleye iştirak ettirilmeyecekleri gibi fiil veya davranışlarının özelliğine göre ihaleyi yapan bakanlık veya ilgili bakanlık tarafından, haklarında bir yıla kadar bütün ihalalere katılmaktan yasaklama kararı verilir. Kararı veren idareler, bu kararı, Resmi Gazete'de ilan ettirirler. Bu kararlar ilgililerin müteahhitlik siciline de işlenir. İhalelere katılmaktan yasaklananlar, yasaklı oldukları süre içinde diğer idarelerce yapılacak ihalelere de müteahhit veya müşteri sıfatıyla katılamazlar.

Haklarında bu yolda işlem yapılanların sermayesinin çoğunluğuna sahip bulunduğu tespit edilen tüzel kişilere de aynı müeyyide uygulanır.

Üzerine ihale yapıldığı halde usulüne göre sözleşme yapmayan istekliler ile sözleşme yapıldıktan sonra taahhüdünden vazgeçen ve mücbir sebepler dışında taahhüdünü sözleşme ve şartname hükümlerine uygun olarak yerine getirmeyen müteahhit veya müşteriler hakkında da, ihaleyi yapan bakanlık veya ilgili bakanlık tarafından, bir yıla kadar ihalelere katılmaktan yasaklama kararı verilir ve bu kararlar Resmi Gazete'da ilan ettirildiği gibi ilgililerin müteahhitlik sicillerine işlenir.

(Ek: 26/2/2014-6527/8 md.) 83 üncü maddede belirtilen fiil veya davranışlarda bulunanlar hariç olmak üzere, Türkiye genelinde faaliyet gösteren tüzel kişilerden; şube personeli, vekil, mümessil gibi yetkili temsilcilerin şahsi kusurlarından kaynaklanan ve bu maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen fiil veya davranışları sebebiyle haklarında ihalelere katılmaktan yasaklama kararı verilmesi gerektiği idarece tespit edilenlerden, verilecek bir aylık süre içinde ihale bedelinin üç katı tutarında tazminatı peşin olarak ödeyenler hakkında ihaleden yasaklama kararı verilmez.

İhaleyi yapan idareler, ihalelere katılmaktan yasaklamayı gerektirir bir durumla karşılaştıkları takdirde, gereğinin yapılması için bu durumu ilgili bakanlığa bildirmekle yükümlüdürler."

4. 2886 sayılı Kanun'un geçici 4. maddesi şöyledir:

"Geçici Madde 4- (Ek: 26/2/2014-6527/9 md.)

Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, 83 üncü maddede belirtilen fiil veya davranışlarda bulunanlar hariç olmak üzere, Türkiye genelinde faaliyet gösteren tüzel kişilerden; şube personeli, vekil, mümessil gibi yetkili temsilcilerin şahsi kusurlarından kaynaklanan ve 84 üncü maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen fiil veya davranışları sebebiyle haklarında ihalelere katılmaktan yasaklama kararı verilmesi gerektiği idarece tespit edilenlerden henüz yasaklama kararı verilememiş olanlar hakkında da 84 üncü maddenin dördüncü fıkrası hükmü uygulanır."

5. 5651 sayılı Kanun'un 8. maddesi şöyledir:

"Eri­şi­min en­gel­len­me­si ka­ra­rı ve ye­ri­ne ge­ti­ril­me­si

MAD­DE 8- (1) İn­ter­net or­ta­mın­da ya­pı­lan ve içe­ri­ği aşa­ğı­da­ki suç­la­rı oluş­tur­du­ğu hu­su­sun­da ye­ter­li şüp­he se­be­bi bu­lu­nan ya­yın­lar­la il­gi­li ola­rak eri­şi­min en­gel­len­me­si­ne ka­rar ve­ri­lir:

a) 26/9/2004 ta­rih­li ve 5237 sa­yı­lı Türk Ce­za Ka­nu­nun­da yer alan;

1) İn­ti­ha­ra yön­len­dir­me (mad­de 84),

2) Ço­cuk­la­rın cin­sel is­tis­ma­rı (mad­de 103, bi­rin­ci fık­ra),

3) Uyuş­tu­ru­cu ve­ya uya­rı­cı mad­de kul­la­nıl­ma­sı­nı ko­lay­laş­tır­ma (mad­de 190),

4) Sağ­lık için teh­li­ke­li mad­de te­mi­ni (mad­de 194),

5) Müs­teh­cen­lik (mad­de 226),

6) Fu­huş (mad­de 227),

7) Ku­mar oy­nan­ma­sı için yer ve im­kân sağ­la­ma (mad­de 228),

suç­la­rı.

b) 25/7/1951 ta­rih­li ve 5816 sa­yı­lı Ata­türk Aley­hi­ne İş­le­nen Suç­lar Hak­kın­da Ka­nun­da yer alan suç­lar.

(2) Eri­şi­min en­gel­len­me­si ka­ra­rı, so­ruş­tur­ma ev­re­sin­de

hâ­kim, ko­vuş­tur­ma ev­re­sin­de ise mah­ke­me ta­ra­fın­dan ve­ri­lir. So­ruş­tur­ma

ev­re­sin­de, ge­cik­me­sin­de sa­kın­ca bu­lu­nan haller­de Cum­hu­ri­yet sav­cı­sı

ta­ra­fın­dan da eri­şi­min en­gel­len­me­si­ne ka­rar ve­ri­le­bi­lir. Bu du­rum­da

Cum­hu­ri­yet sav­cı­sı ka­ra­rı­nı yir­mi­dört sa­at için­de hâki­min ona­yı­na

su­nar ve hâkim, ka­ra­rı­nı en geç yir­mi­dört sa­at için­de ve­rir. Bu sü­re

için­de ka­ra­rın onay­lan­ma­ma­sı halin­de ted­bir, Cum­hu­ri­yet sav­cı­sı

ta­ra­fın­dan der­hal kal­dı­rı­lır. (Ek cümle: 6/2/2014-6518/92 md.) Erişimin

engellenmesi kararı, amacı gerçekleştirecek nitelikte görülürse belirli bir

süreyle sınırlı olarak da verilebilir. Ko­ru­ma ted­bi­ri ola­rak ve­ri­len eri­şi­min

en­gel­len­me­si­ne iliş­kin ka­ra­ra 4/12/2004 ta­rih­li ve 5271 sa­yı­lı Ce­za

Mu­ha­ke­me­si Ka­nu­nu hü­küm­le­ri­ne gö­re iti­raz edi­le­bi­lir.

(3) Hâ­kim, mah­ke­me ve­ya Cum­hu­ri­yet sav­cı­sı ta­ra­fın­dan ve­ri­len eri­şi­min en­gel­len­me­si ka­ra­rı­nın bi­rer ör­ne­ği, ge­re­ği ya­pıl­mak üze­re Baş­kan­lı­ğa gön­de­ri­lir.

(4) İçe­ri­ği bi­rin­ci fık­ra­da be­lir­ti­len suç­la­rı oluş­tu­ran ya­yın­la­rın içe­rik ve­ya yer sağ­la­yı­cı­sı­nın yurt dı­şın­da bu­lun­ma­sı ha­lin­de ve­ya içe­rik ve­ya yer sağ­la­yı­cı­sı yurt için­de bu­lun­sa bi­le, içe­ri­ği bi­rin­ci fık­ra­nın (a) ben­di­nin (2) ve (5) ve (6) nu­ma­ra­lı alt bent­le­rin­de ya­zı­lı suç­la­rı oluş­tu­ran ya­yın­la­ra iliş­kin ola­rak eri­şi­min en­gel­len­me­si ka­ra­rı re'sen Baş­kan­lık ta­ra­fın­dan ve­ri­lir. Bu ka­rar, eri­şim sağ­la­yı­cı­sı­na bil­di­ri­le­rek ge­re­ği­nin ye­ri­ne ge­ti­ril­me­si is­te­nir.

(5) Eri­şi­min en­gel­len­me­si ka­ra­rı­nın ge­re­ği, der­hal ve en geç ka­ra­rın bil­di­ril­me­si anın­dan iti­ba­ren ­dört sa­at için­de ye­ri­ne ge­ti­ri­lir.

(6) Baş­kan­lık ta­ra­fın­dan ve­ri­len eri­şi­min en­gel­len­me­si ka­ra­rı­nın ko­nu­su­nu oluş­tu­ran ya­yı­nı ya­pan­la­rın kim­lik­le­ri­nin be­lir­len­me­si ha­lin­de, Baş­kan­lık ta­ra­fın­dan, Cum­hu­ri­yet baş­sav­cı­lı­ğı­na suç du­yu­ru­sun­da bu­lu­nu­lur.

(7) So­ruş­tur­ma so­nu­cun­da ko­vuş­tur­ma­ya yer ol­ma­dı­ğı ka­ra­rı ve­ril­me­si ha­lin­de, eri­şi­min en­gel­len­me­si ka­ra­rı ken­di­li­ğin­den hü­küm­süz ka­lır. Bu du­rum­da Cum­hu­ri­yet sav­cı­sı, ko­vuş­tur­ma­ya yer ol­ma­dı­ğı ka­ra­rı­nın bir ör­ne­ği­ni Baş­kan­lı­ğa gön­de­rir.

(8) Ko­vuş­tur­ma ev­re­sin­de be­ra­at ka­ra­rı ve­ril­me­si ha­lin­de, eri­şi­min en­gel­len­me­si ka­ra­rı ken­di­li­ğin­den hü­küm­süz ka­lır. Bu du­rum­da mah­ke­me­ce be­ra­at ka­ra­rı­nın bir ör­ne­ği Baş­kan­lı­ğa gön­de­ri­lir.

(9) Ko­nu­su bi­rin­ci fık­ra­da sa­yı­lan suç­la­rı oluş­tu­ran içe­ri­ğin ya­yın­dan çı­ka­rıl­ma­sı ha­lin­de; eri­şi­min en­gel­len­me­si ka­ra­rı, so­ruş­tur­ma ev­re­sin­de Cum­hu­ri­yet sav­cı­sı, ko­vuş­tur­ma ev­re­sin­de mah­ke­me ta­ra­fın­dan kal­dı­rı­lır.

(10) Ko­ru­ma ted­bi­ri ola­rak ve­ri­len eri­şi­min en­gel­len­me­si ka­ra­rı­nın ge­re­ği­ni ye­ri­ne ge­tir­me­yen yer ve­ya eri­şim sağ­la­yı­cı­la­rı­nın so­rum­lu­la­rı, fi­il da­ha ağır ce­za­yı ge­rek­ti­ren baş­ka bir suç oluş­tur­ma­dı­ğı tak­dir­de, beş yüz günden üç bin güne kadar adli para cezası ile ce­za­lan­dı­rı­lır.(3)

(11) İda­rî ted­bir ola­rak ve­ri­len eri­şi­min en­gel­len­me­si ka­ra­rı­nın ye­ri­ne ge­ti­ril­me­me­si ha­lin­de, Baş­kan­lık ta­ra­fın­dan eri­şim sağ­la­yı­cı­sı­na, on­bin Ye­ni Türk Li­ra­sın­dan yüz­bin Ye­ni Türk Li­ra­sı­na ka­dar ida­rî pa­ra ce­za­sı ve­ri­lir. İda­rî pa­ra ce­za­sı­nın ve­ril­di­ği an­dan iti­ba­ren yir­mi­dört sa­at için­de ka­ra­rın ye­ri­ne ge­ti­ril­me­me­si ha­lin­de ise Baş­kan­lı­ğın ta­le­bi üze­ri­ne Ku­rum ta­ra­fın­dan yet­ki­len­dir­me­nin ip­ta­li­ne ka­rar ve­ri­le­bi­lir.

(12) Bu Ka­nun­da ta­nım­la­nan ka­ba­hat­ler do­la­yı­sıy­la Baş­kan­lık ve­ya Ku­rum ta­ra­fın­dan ve­ri­len ida­rî pa­ra ce­za­la­rı­na iliş­kin ka­rar­la­ra kar­şı, 6/1/1982 ta­rih­li ve 2577 sa­yı­lı İda­rî Yar­gı­la­ma Usu­lü Ka­nu­nu hü­küm­le­ri­ne gö­re ka­nun yo­lu­na baş­vu­ru­la­bi­lir.

(13) (Ek: 5/11/2008-5809/67 md.) İşlemlerin yürütülmesi için Başkanlığa gönderilen hakim ve mahkeme kararlarına 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre Başkanlıkça itiraz edilebilir.

(14) (Ek: 12/7/2013-6495/47 md.) 14/3/2007 tarihli ve 5602 sayılı Şans Oyunları Hasılatından Alınan Vergi, Fon ve Payların Düzenlenmesi Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde tanımlanan kurum ve kuruluşlar, kendi görev alanına giren suçların internet ortamında işlendiğini tespit etmeleri hâlinde, bu yayınlarla ilgili olarak erişimin engellenmesi kararı alabilirler. Erişimin engellenmesi kararları uygulanmak üzere Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına gönderilir.

(15) (Ek: 26/2/2014-6527/17 md.) Bu maddeye göre soruşturma aşamasında verilen hâkim kararı ile 9 uncu ve 9/A maddesine göre verilen hâkim kararı birden fazla sulh ceza mahkemesi bulunan yerlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenen sulh ceza mahkemeleri tarafından verilir.

(16) (Ek: 10/9/2014-6552/127 md.; İptal: Anayasa Mahkemesi'nin 2/10/2014 tarihli ve E.: 2014/149, K.: 2014/151 sayılı Kararı ile.)

6. 5651 sayılı Kanun'un 9/A. maddesi şöyledir:

"Özel hayatın gizliliği nedeniyle içeriğe erişimin engellenmesi

MAD­DE 9/A- (Ek: 6/2/2014-6518/94 md.)

(1) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle özel hayatının gizliliğinin ihlal edildiğini iddia eden kişiler, Başkanlığa doğrudan başvurarak içeriğe erişimin engellenmesi tedbirinin uygulanmasını isteyebilir.

(2) Yapılan bu istekte; hakkın ihlaline neden olan yayının tam adresi (URL), hangi açılardan hakkın ihlal edildiğine ilişkin açıklama ve kimlik bilgilerini ispatlayacak bilgilere yer verilir. Bu bilgilerde eksiklik olması hâlinde talep işleme konulmaz.

(3) Başkanlık, kendisine gelen bu talebi uygulanmak üzere derhâl Birliğe bildirir, erişim sağlayıcılar bu tedbir talebini derhâl, en geç dört saat içinde yerine getirir.

(4) Erişimin engellenmesi, özel hayatın gizliliğini ihlal eden yayın, kısım, bölüm, resim, video ile ilgili olarak (URL şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yoluyla uygulanır.

(5) Erişimin engellenmesini talep eden kişiler, internet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiğinden bahisle erişimin engellenmesi talebini talepte bulunduğu saatten itibaren yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin kararına sunar. Hâkim, internet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle özel hayatın gizliliğinin ihlal edilip edilmediğini değerlendirerek vereceği kararını en geç kırk sekiz saat içinde açıklar ve doğrudan Başkanlığa gönderir; aksi hâlde, erişimin engellenmesi tedbiri kendiliğinden kalkar.

(6) Hâkim tarafından verilen bu karara karşı Başkanlık tarafından 5271 sayılı Kanun hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir.

(7) Erişimin engellenmesine konu içeriğin yayından çıkarılmış olması durumunda hâkim kararı kendiliğinden hükümsüz kalır.

(8) Özel hayatın gizliliğinin ihlaline bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde doğrudan Başkanın emri üzerine erişimin engellenmesi Başkanlık tarafından yapılır. (Mülga cümle: 26/2/2014-6527/18 md.)

(9) (Ek: 26/2/2014-6527/18 md.) Bu maddenin sekizinci fıkrası kapsamında Başkan tarafından verilen erişimin engellenmesi kararı, Başkanlık tarafından, yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırk sekiz saat içinde açıklar.

7. 6428 sayılı Kanun'un 4. maddesi şöyledir:

"Sözleşme

MADDE 4- (1) Sözleşme özel hukuk hükümlerine tabi olup süresi, tesisin özelliklerine ve fizibilite raporuna bağlı olarak sözleşmede belirtilen sabit yatırım dönemi hariç otuz yılı geçmemek üzere idarece belirlenir.

(2) Tesisin ve ticari hizmet alanlarının yapım işlerinin projelendirilmesinden ve finansmanının sağlanmasından, yapımından, bakım ve onarımından, yükleniciye bırakılan hizmetlerin yerine getirilmesi ile ticari hizmet alanlarının işletilmesinden, sözleşme süresi sonunda yerleşkenin her türlü borç ve taahhütten ari, bakımlı, çalışır ve kullanılabilir durumda Bakanlığa devredilmesinden yüklenici sorumludur. Yüklenici, sözleşme süresince üçüncü kişilere vereceği her türlü zarardan sorumludur. Yüklenicinin sözleşmede öngörülen yükümlülüklerini yerine getirmemesi hâlinde idarenin uğrayacağı zararın tazminine ve cezai şartlara ilişkin hükümlere sözleşmede yer verilir.

(3) İdarenin sözleşmede belirtilen bedeli yükleniciye ödemekte gecikmesi hâlinde uygulanacak gecikme faizine ve şartlarına ilişkin hükümlere sözleşmede yer verilir.

(4) İdare, yüklenicinin sözleşme kapsamına giren faaliyetlerini bütün aşamalarda denetler (.) Bakanlık, yüklenicinin performans denetimi ve işin yönetimine ilişkin olarak bir denetim ve yönetim sistemi kurabilir.

(5) Yüklenici, sözleşmeden doğan tüm hak ve vecibelerini, aynı şartlarla ve bu Kanunda belirtilen şartları haiz başka bir gerçek veya özel hukuk tüzel kişisine idarenin onayı ile devredebilir. Sözleşmenin bu şekilde devri hâlinde diğer sözleşmeler de devralan gerçek veya özel hukuk tüzel kişisine devredilmiş sayılır.

(6) Yapım sözleşmesi imzalandıktan sonra sabit yatırım döneminde

yüklenicinin sözleşme kapsamındaki taahhütlerini yerine getirememesi hâlinde,

sözleşmede belirlenen derhâl fesih hâlleri hariç olmak üzere, idarenin noter

aracılığı ile yapacağı yazılı ihtarla keyfiyet açıkça belirtilerek yükleniciye

gereğinin yapılması için işin mahiyetine uygun süre verilir. Ayrıca keyfiyet,

projenin finansmanına kaynak sağlayan finans sağlayıcılara da ihbar edilir.

Verilen bu süre, sözleşme süresini etkilemeyeceği gibi gecikmeden kaynaklanan

cezai şartın uygulanmasını da engellemez. İhtarla belirlenen süre sonunda

taahhüdün yerine getirilmemesi hâlinde, finans sağlayıcılar idare ile anlaşarak

yüklenicinin ortaklık yapısında değişikliğe gitmek suretiyle işin yapılmasını

sağlayabilir. Bunun sağlanamaması hâlinde idare tarafından sözleşme feshedilir.

(7) Yapım sözleşmesinde yüklenicinin işletme döneminde sözleşme

kapsamındaki taahhütlerini yerine getirememesi hâlinde, sağlık hizmetlerinin

sürdürülemez hâle gelmesi durumu hariç olmak üzere, idarenin noter aracılığı

ile yapacağı yazılı ihtarla keyfiyet açıkça belirtilerek yükleniciye gereğinin

yapılması için işin mahiyetine uygun süre verilir. Ayrıca keyfiyet, projenin

finansmanına kaynak sağlayan finans sağlayıcılara da ihbar edilir. Verilen bu

süre, sözleşme süresini etkilemeyeceği gibi gecikmeden kaynaklanan cezai şartın

uygulanmasını da engellemez. Verilen süre içinde yüklenicinin, yazılı ihtardaki

talimata uymaması hâlinde iş, idare tarafından pazarlık usulü ile yüklenicinin namı

hesabına yaptırılarak yükleniciye ödenecek bedelden mahsup edilir. Sağlık

hizmetlerinin sürdürülemez hâle gelmesi durumunda ise keyfiyet yükleniciye en

hızlı vasıtalarla bildirilerek iş, idare tarafından yüklenici namı hesabına

yaptırılır. Sağlık hizmetlerinin sürdürülemezliğiyle ilgili hâllerin neler

olduğu ve bildirim usulleri yönetmelikle belirlenir. Yüklenicinin işletme

döneminde sözleşmede belirtilen performans puanının altında kalması hâlinde

idare tarafından sözleşme feshedilir. Bu hâllerde de, finans sağlayıcıların

idare ile anlaşarak yüklenicinin ortaklık yapısında değişikliğe gitme hakkı

saklıdır.

(8) Yenileme, araştırma-geliştirme, danışmanlık ve hizmet alım

sözleşmelerinde yüklenicinin sözleşme kapsamındaki taahhütlerini yerine

getirememesi hâlinde, sağlık hizmetlerinin sürdürülemez hâle gelmesi durumu

hariç olmak üzere, idarenin noter aracılığı ile yapacağı yazılı ihtarla

keyfiyet açıkça belirtilerek yükleniciye gereğinin yapılması için işin

mahiyetine uygun süre verilir. Verilen bu süre, sözleşme süresini

etkilemeyeceği gibi gecikmeden kaynaklanan cezai şartın uygulanmasını da

engellemez. Verilen süre içinde yüklenicinin, yazılı ihtardaki talimata

uymaması hâlinde sözleşme feshedilir. Taahhüdün yerine getirilmemesi

dolayısıyla sağlık hizmetlerinin sürdürülemez hâle gelmesi durumunda ise

sözleşme derhâl feshedilir.

(9) (Değişik: 26/2/2014-6527/23 md.) Mücbir sebepler, olağanüstü

hâller veya sözleşme ve eklerinin uygulanmasını etkileyen bir durumun ortaya

çıkması veya sözleşme ve eklerindeki hükümlerin ihtilaf içermesi hâllerinde

sözleşmenin uygulanabilirliğini veya anlaşılabilirliğini sağlamak amacıyla,

sözleşme bedelini değiştirmemek kaydıyla Sağlık Bakanı onayı ile sözleşme ve

eklerinde taraflarca değişiklik yapılabilir. Yapım işlerinde mücbir sebepler,

olağanüstü hâller veya yüklenicinin kusurundan kaynaklanmayan sebeplerle,

sözleşmede öngörülen şartlarda işin tamamlanamayacağının anlaşılması hâlinde

bedel, ihalede nihai teklifin verildiği tarih esas alınarak güncellenir ve buna

bağlı olarak Bakan onayı ile sözleşmede gerekli düzenlemeler yapılır. Yüksek

Planlama Kurulunun yetkilendirme kararından sonra yapım işlerine ilişkin ön

fizibilite raporu veya projelerde, ihale dokümanındaki yatırım maliyetinde

öngörülen sınırları aşan bir değişiklik olması hâlinde; değişen fizibilite

raporu veya projeler ve ilgili diğer belgeler Yüksek Planlama Kuruluna yeniden

sunulur, Yüksek Planlama Kurulunun yeni yetkilendirmesine istinaden sözleşme

taslağında ve eklerinde gerekli tadiller yapılır. Sözleşmenin taraflarca

karşılıklı sona erdirilmesine veya sözleşme değişikliklerine ilişkin hususlar

sözleşmede belirlenir. Sözleşmenin sona erdirilmesi hâlinde kesin teminat

mektubu iade edilir ve sözleşme konusu işlerin hesabı genel hükümlere göre

yapılır.

(10) Sözleşmenin feshi hâlinde sözleşme konusu işlerin hesabı

sözleşme ve genel hükümlere göre yapılır ve yüklenicinin idare ile ilişkisi

kesilir. Maliye Bakanlığınca Hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmaz üzerinde

yüklenici lehine tesis edilen üst hakkı herhangi bir yargı kararı aranmaksızın

iptal edilir ve tapu idaresince resen terkin olunur. Bu durumda taşınmaz

üzerindeki tüm yapı ve tesisler sağlam ve işler durumda Hazineye intikal eder.

Taşınmaza veya üzerinde bulunan yapı, tesis ve müştemilata yüklenici tarafından

zarar verilmesi hâlinde, zarar bedeli de yükleniciden ayrıca alınır. Bunlardan

dolayı, hak lehtarı veya üçüncü kişilerce üst hakkından kaynaklanan herhangi

bir hak veya talepte bulunulamaz. Sözleşmenin fesih tarihinde işlerin mevcut

durumu, idarece görevlendirilecek bir heyet tarafından yüklenici veya vekili

ile birlikte tespit edilerek bir durum tespit tutanağı düzenlenir. Önceden

bildirilen günde yüklenici veya vekili hazır bulunmaz ise durum tespit tutanağı

yüklenicinin yokluğunda düzenlenir ve keyfiyet tutanakta belirtilir.

Sözleşmenin feshedilmesi hâllerinde kusurlu tarafın ödeyeceği tazminat ve cezai

şartlara sözleşmede yer verilir. Yükleniciden kaynaklanan sebeple sözleşmenin

feshi hâlinde yüklenicinin kesin teminatı Hazineye gelir kaydedilir. Gelir

kaydedilen kesin teminat yüklenicinin borcuna mahsup edilmez ve yükleniciler

kesin teminat için herhangi bir hak, bedel veya tazminat talebinde bulunamaz.

(11) Sözleşmenin uygulanması sırasında taraflar arasında doğabilecek hukuki ihtilaflarda Türk hukuku uygulanır ve ihtilafların çözümünde Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleri görevli ve yetkilidir. Ancak, taraflar ihtilafın esasına Türk hukukunun uygulanması (.) kaydıyla ihtilafın 21/6/2001 tarihli ve 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu çerçevesinde çözümlenebileceğini kararlaştırabilirler.

(12) İdare ile yüklenici arasında imzalanacak sözleşme Türkçe olarak hazırlanır. Ancak yüklenicinin talebi hâlinde sözleşme Türkçe ve İngilizce olarak iki dilde hazırlanabilir. Metinler arasında herhangi bir çelişki olması hâlinde Türkçe metin esas alınır.

(13) Bu maddenin uygulanmasına ve sözleşmede yer alacak diğer konulara ilişkin hususlar yönetmelikle belirlenir."

8. 6428 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesi şöyledir:

"Mevcut ihaleler ve yönetmelik

GEÇİCİ MADDE 1- (1) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 3359 sayılı Kanunun bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ek 7 nci maddesi çerçevesinde ilana çıkılarak ihale süreci başlatılmış olan işler mevcut ihale şartnamelerine göre sonuçlandırılır. (Değişik ikinci cümle: 26/2/2014-6527/24 md.) Ancak bu Kanunun üst hakkı tesisine yönelik hükümleri ile 3 üncü maddesinin yedinci fıkrası ve 4 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrası, süreci devam eden ihalelere ve sözleşmesi imzalanmış işlere de uygulanır.

(2) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 3359 sayılı Kanunun ek 7 nci maddesi çerçevesinde ihale süreci tamamlanmış olan veya devam eden işlere ait şartnamelerdeki, yüklenici tarafından yapılacak sağlık yerleşkesinin dışındaki taşınmazların ticari alan olarak işletilmek üzere yükleniciye verilebileceğine dair hükümler uygulanmaz ve sağlık yerleşkesi dışındaki taşınmazlar yükleniciye verilmez; ihale iş ve işlemleri ile yapılmış olan sözleşmeler bu hükümler geçerli olmaksızın yürütülür.

(3) (Ek: 26/2/2014-6527/24 md.) Bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten önce 3359 sayılı Kanunun ek 7 nci maddesi çerçevesinde yapılan ihalelere karşı açılan davalarda idari yargı mercilerince verilen kararların gerekleri mevcut ihale dokümanında ve sözleşmelerde gerekli düzenlemeler yapılarak yerine getirilir ve işler buna göre yürütülür.

(4) Bu Kanunun 10 uncu maddesinde öngörülen yönetmelik altı ay içerisinde yürürlüğe konulur."

II- İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Serruh KALELİ, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN, M. Emin KUZ ve Hasan Tahsin GÖKCAN'ın katılımlarıyla 14.5.2014 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin ise esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III- ESASIN İNCELENMESİ

2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Ümit DENİZ tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A- Kanun'un 1. Maddesiyle Değiştirilen 6831 Sayılı Kanun'un 11. Maddesinin Birinci Fıkrasının Üçüncü Cümlesinde Yer Alan ".otuz gün içinde." İbaresi İle Dördüncü Cümlesinde Yer Alan "İlan süresi geçtikten sonra." İbaresinin İncelenmesi

a- İptal Talebinin Gerekçesi

3. Dava dilekçesinde özetle, kuralda yapılan değişiklik ile orman

kadastro komisyonlarınca alınan kararlara ilişkin düzenlenen tutanak ve

haritalara karşı dava açma süresinin askı suretiyle ilanından itibaren altı ay

iken otuz güne düşürüldüğü ve bu süre içerisinde dava açılmayan kararlara

ilişkin harita ve tutanakların kesinleşmesinin öngörüldüğü, hukuksal

işlemlerin sonuç doğurması için muhatabına şahsen tebliğ edilmesi gerekirken

mülkiyet hakkına dayanan orman kadastrosuna ilişkin işlemlerin yüksek ve

engebeli koşullarda yaşayan ya da büyük şehirlere taşınmış kişilere şahsen

yapılacak tebliğ yerine ilanen tebliğ edilmesinin ve ilandan itibaren otuz gün

içerisinde dava açma zorunluluğu olmasının mülkiyet hakkının korunması

bakımından demokratik hukuk devletinin gerekleri arasında yer alan hukuki

güvenlik ilkesini ihlal ettiği gibi hak arama hürriyetine ve mahkemeye erişim

hakkına da engel teşkil ettiği, ayrıca ölçülülük ilkesiyle bağdaşmadığı,

bunların yanında hak arama hürriyetinin özünü ortadan kaldırdığı belirtilerek

dava konusu ibarelerin, Anayasa'nın 2., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı

olduğu ileri sürülmüştür.

b- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu

4. 6831 sayılı Kanun'un 11. maddesi, Orman kadastro

komisyonlarınca alınan kararlara ilişkin düzenlenen tutanak ve haritaların askı

suretiyle otuz gün süre ile ilan edilmesini, bu ilanın ilgililere şahsen

yapılan tebliğ hükmünde olmasını, tutanak ve haritalara karşı itirazı olanların

askı tarihinden itibaren otuz gün içinde kadastro mahkemelerinde, kadastro

mahkemesi olmayan yerlerde ise kadastro davalarına bakmakla görevli

mahkemelerde dava açabilmelerini, söz konusu ilan süresi geçtikten sonra, dava

açılmayan kararlara ilişkin düzenlenen tutanak ve haritaların kesinleşmesini,

bu tutanak ve haritaların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten

sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak Hazine haricinde itiraz

olunamayacağını ve dava açılamayacağını, açılacak davalarda yer alacak

hasımları, haklarındaki tutanak ve haritaların kesinleşmeleri durumunda

ormanların tapuya kayıt ve tescillerini düzenlemektedir.

5. Maddede yer alan dava konusu "otuz gün" ibaresi, orman kadastro komisyonların tarafından alınan kararlara ilişkin düzenlenecek tutanak ve haritalara askıya çıkarılmalarından itibaren kadastro mahkemelerinde veya kadastro mahkemelerinin olmaması durumunda kadastro davalarına bakmakla görevli mahkemelere dava açma süresini, "İlan süresi geçtikten sonra" ibaresi ise, otuz günlük ilan ve dolayısıyla dava açma süresinin geçmesi ile birlikte dava açılmayan kararlara ilişkin tutanak ve haritaların kesinleşmesini öngörmektedir.

6. Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

7. Hukuk devletinin ön koşulları arasında hukuki güvenlik ilkesi bulunmaktadır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

8. Kadastro tutanak ve haritalarının kesinleşmesinden itibaren on yıl içerisinde, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak dava açılabilirse de on yıldan sonra bu nedenlere dayanarak itiraz edilemez ve dava açılamaz. Belirtilen on yıllık süre dava konusu kurallar uyarınca; otuz günlük ilan süresinin geçmesinden sonra haklarında dava açılmayan tutanak ve haritaların kesinleşmesi ile başlayacaktır. Otuz günlük süre içerisinde dava açılması durumunda tutanak ve haritalar kesinleşmeyecek, kesinleşme için açılan davanın sonucu beklenecektir.

9. Yasama yetkisinin genelliği ilkesi uyarınca kanun koyucunun Anayasa'ya aykırı olmamak kaydıyla her konuyu kanunla düzenleyebileceği kuşkusuzdur. Dava konusu ibarelerle öngörülen dava açma süresini belirleme yetkisi, Anayasa'da belirlenen kurallara bağlı kalmak koşuluyla kanun koyucuya aittir.

10. Kanun'un genel gerekçesinden, düzenlemenin, Anayasa

Mahkemesinin 22.5.2012 tarihli ve E. 2012/108 K. 2013/64 sayılı kararı ile

verilen iptal hükmünün boşluğunun doldurulması ve 3402 sayılı Kadastro

Kanununun benzer hükümleri ile uyumluluk sağlanması amacıyla; içeriğinden

ise kadastro çalışmalarının hızlandırılarak, ivedi bir şekilde

sonuçlandırılması ve taşınmazların tapuya bağlanmasının, böylece hak

sahiplerinin haklarına bir an önce kavuşmalarının sağlanması dolayısıylakamu

yararı amacıyla yapıldığı sonucuna ulaşılmaktadır. Ne var ki, bir

düzenlemenin kamu yararına yönelik olarak yapılmış olması, onun Anayasa'ya

uygunluğu bakımından tek başına yeterli değildir. Temel hak ve hürriyetler

bakımından meşru amaçla getirilen sınırlamalar Anayasa'nın 13. maddesinde ifade

edilen kriterlere aykırı olamaz. Bu anlamda dava konusu kuralların da

Anayasa'nın 13. maddesine aykırılık taşımaması gerektiği açıktır.

11. Mülkiyet hakkı, kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf olanağı veren temel bir haktır. Anayasa'nın 35. maddesinde, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtildikten sonra, bu hakkın sadece kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Mülkiyet hakkının sınırlandırılabilmesi için belirtilen nedenlerden birinin varlığı yeterli olmayıp temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması rejimini belirleyen Anayasa'nın 13. maddesine de uyulması gerekmektedir.

12. Anayasa'nın hak arama özgürlüğüne ilişkin 36. maddesiyle

güvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü ise bir temel hak

niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken

şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden birini oluşturmaktadır. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya

zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama

veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını

giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu, yargı mercileri önünde dava

hakkını kullanabilmesidir. Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı tanınması

adil yargılamanın ön koşulunu oluşturur. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir

uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne

götürülmesi hakkını da kapsar.

13. Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için herhangi

bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte, bunun hiçbir şekilde

sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı

sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede

herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da, Anayasa'nın başka

maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması da

mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin

bir kısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan

sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu

açıktır. Ancak, bu sınırlamalar Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvencelere

aykırı olamaz. Her temel hak ve özgürlüğün doğasından kaynaklanan

sınırları da bulunmaktadır.

14. Temel hak ve özgürlükler özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'da öngörülen sebeplerle ve ancak kanunla sınırlanabilir. Dokunulamayacak "öz", her temel hak ve özgürlük açısından farklılık göstermekle birlikte kanunla getirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmadığının kabulü için temel hakların kullanılmasını ciddî surette güçleştirip, amacına ulaşmasına engel olmaması ve etkisini ortadan kaldırıcı bir nitelik taşımaması gerekir. Temel hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın yapılan sınırlamalar yönünden ise bu sınırlamaların, demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir.

15. Hak arama özgürlüğü demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarından biri olup tüm bireyler açısından mümkün olan en geniş şekilde güvence altına alınmalıdır. Diğer taraftan, hukuki işlem ve kuralların sürekli dava tehdidi altında bulunması hukuk devletinin unsurları olan hukuki istikrar ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmaz. Bu nedenle hak arama özgürlüğü ile hukuki istikrar ve hukuki güvenlik gerekleri arasında makul bir denge gözetilmelidir.

16. Orman kadastro komisyonlarınca alınan kararlara ilişkin tutanak

ve haritaların kesinleşmesi ile gerek orman gerekse diğer vasıflardaki

taşınmazların sınırları belirlenmiş olacak ve tapu kütüğüne kayıt

edilebilecektir. Kesinleşme ne kadar erken olursa hak sahiplerinin haklarına

kavuşmalarının da o kadar hızlı olacağı kuşkusuzdur. Ayrıca sürenin uzamasının

tereddütler oluşmasına, işlemler kesinleşmediğinden sürekli itiraz

edilebileceğinden hukuki belirsizliklerin yaşanmasına, hak sahiplerinin

haklarına geç ulaşmalarına dolayısıyla da kamu hizmetinin aksamasına neden olacağı

açıktır. Kanun koyucu belirtilen olumsuzlukların yaşanmaması için kesinleşme

süresini otuz gün olarak öngörmüştür. Anılan süre sınırlamaları kamu düzeniyle

doğrudan ilgili olan kadastro işlemlerinin hızlandırılması ve düzenli bir tapu

sicilinin oluşturulması bakımından gereklidir. Dava konusu ibarelerle öngörülen

süreler, hak sahiplerinin haklarına bir an önce ulaşmalarını, belirsizlik

içerisinde kalmamalarını ve hukuki işlem ve kuralların sürekli dava tehdidi

altında kalmamalarını sağlayacağından hukuki istikrar ve hukuki güvenlik

ilkelerine dolayısıyla da hukuk devleti ilkesine aykırı olarak

değerlendirilemez.

17. Öte yandan belli bir hakkın mahkemede ileri sürülebilmesi ya

da hak arama hürriyeti kapsamında bir davanın açılabilmesi için öngörülecek

süreler hukuk güvenliği ilkesi gereği olup, adil yargılama hakkının ihlali

olarak değerlendirilemez. Dava ya da hukuki işlemler için tanınan süreler,

mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksik ya da

ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar

hakkında karar vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek

ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet ederler.

Süre sınırlaması getiren bu müdahaleler, devletin takdir yetkisi içinde olup,

ulaşılmak istenen meşru amaçla orantılı oldukça ve hakkın özünü zedelemedikçe

Anayasa'da yer alan hak arama hürriyetini engellemiş sayılmazlar.

18. Dava konusu ibarelerin de yer aldığı 6831 sayılı Kanun'un 11.

maddesi uyarınca orman kadastro komisyonları tarafından alınan kararlara

ilişkin tutanak ve haritalar askı suretiyle otuz gün boyunca ilan edilirler. Bu

şekilde yapılan ilan ilgililere şahsen gerçekleştirilmiş tebligat hükmündedir.

İlan edilen bu tutanak ve haritalara karşı hak sahibi gerçek ya da tüzel kişi

tarafından askı tarihinden itibaren otuz gün içerisinde kadastro

mahkemelerinde, bu mahkemenin olmadığı yerlerde ise kadastro davalarına

bakmakla görevlendirilmiş mahkemelerde dava açılabilecektir. Otuz günlük ilan

süresi geçtikten sonra dava açılmayan kararlara ilişkin tutanak ve haritalar

kesinleşecektir. Kesinleşme tarihinden itibaren on yıl geçmesi ile artık Hazine

dışında kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak itiraz edilemeyecek, dava

açılamayacaktır. Ayrıca düzenlemede tapulu ve tapusuz taşınmaz ayrımı da

bulunmamaktadır. Kadastrodan önceki nedenlere dayalı olarak açılacak davalarda

hak düşürücü süre on yıldır. Böylece kadastro komisyonlarınca alınan kararlara

ilişkin düzenlenen tutanak ve haritalarına karşı kadastrodan önceki nedenlere

dayalı olarak otuz günlük ilan süresi içerisinde dava açılmaz ise bu süre

geçtikten sonra tutanak ve haritaların kesinleşmesinden itibaren on yıl içinde

de aynı nedenlere dayanılarak dava açılabilecektir.

19. Kadastro çalışmalarının hızlanmasını ve bir an önce sonuca

bağlanmasını sağlamak gibi kamu yararı taşıyan meşru bir amaçla ilan ve buna

bağlı olarak dava açma sürelerinin sınırlanması ulaşılmak istenilen amaca

gerçekleştirmek için hem gerekli hem de elverişlidir. Kaldı ki kadastro

mahkemelerinde açılacak davalar için otuz gün, genel yetkili mahkemelerde on

yıl içerisinde dava açma zorunluluğu mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede

zorlaştıracak ya da imkânsız hale getirecek kadar da kısa değildir. Bu nedenle

hak sahiplerinin dava açma haklarını kullanabilmeleri bakımından ölçülü ve bir

an önce haklarına kavuşmasını ve uzun süre dava tehdidi altında kalmasını

önlemeye, bu kişilerin haklarının ve hukuki güvenliklerinin korunmasını

sağlamaya elverişlidir. Bunun yanında ilan süresi geçtikten sonra kesinleşen

tutanak ve haritalara karşı hak sahiplerinin kadastrodan önceki hukuki

sebeplere dayanarak dava açma hakkını tamamen ortadan kaldırmadığı gibi on yıl

gibi makul ve uzun bir süreye bağlamaktadır. Bu nedenle dava konusu ibarelerin,

kişilerin mülkiyet haklarının sona ermesine ya da ölçüsüz bir şekilde

sınırlandırılmasına sebebiyet verdiği, bireyin hakları ile kamu yararı arasında

açık bir dengesizlik yarattığı ve ulaşılmak istenen meşru amaç ile de orantılı

olmadığından söz edilemeyeceği gibi hak arama ve mahkemeye erişim haklarının

özüne dokunacak boyutta bir sınırlandırma, temel hakkın kullanımını ortadan

kaldıran ya da güçleştiren, demokratik toplum düzeninin gerekleriyle çelişen ve

ölçülü olmayan bir müdahale içerdiği de söylenemez. Dolayısıyla belirtilen

ibarelerin hak arama hürriyetine, mahkemeye erişim hakkına ve mülkiyet hakkına

aykırı bir yönü bulunmamaktadır.

20. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa'nın 2., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

B- Kanun'un 3. Maddesiyle 6831 Sayılı Kanun'un Ek 9. Maddesine Eklenen Beşinci Fıkranın İkinci Cümlesinde Yer Alan "...bu tesislerden herhangi bir bedel alınmaz." İbaresinin İncelenmesi

a- İptal Talebinin Gerekçesi

21. Dava dilekçesinde özetle, orman sayılan alanlarda

üniversitelerin eğitim ve araştırma tesisleri ile öğrenci yurdu yapılmak üzere

verilen izinlerde ağaçlandırma bedeli, ağaçlandırma ve erozyon kontrolü geliri,

arazi izin bedelinden bir ya da bir kaçının alındığı halde erişme kontrollü

karayollarının (otoyolların) karayolu sınır çizgisi içinde yapılan veya

yapılacak olan ticari amaçlı otel, motel, lokanta, akaryakıt istasyonu ve diğer

tesisler yapımı ve işletmesi için verilen izinlerden bu bedellerin hiç birinin

dava konusu kural uyarınca alınmayacağı, kanun koyucunun hukuki düzenlemelerde

kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet

ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerektiği, bazı

tesislerden herhangi bir bedel alınmamasının kamu yararıyla bağdaşmamasının

yanında adalet ve hakkaniyete de uygun düşmediği, bunun yanında Anayasa'nın

Devlete verdiği ormanların korunması ve orman sahalarının genişletilmesi görevi

verilmesine rağmen herhangi bir bedel alınmamasının mali kaynak yokluğu

nedeniyle muadil ormanlık alanın yetiştirilememesi ve dolayısıyla orman

alanlarının daralmasıyla sonuçlanacağı, kar amaçlı tesisler için izne konu

alanın Devlet bütçesinin kaynaklarıyla oluşturulmasının da adalet ve

hakkaniyetle bağdaşmayacağı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 5. ve 169.

maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

b- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu

22. Kanun'un ek 9. maddesi, Devlet ormanlarına yapılacak tesisleri, bu tesisler için bedel alınıp alınmamasını, tesisleri yapabilecek kurum ve kuruluşları, köye ve bağlı yerleşim birimlerine yönelik yapılabilecek tesisleri, bu ormanlara bina ve tesislerin özel ve hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ormanlarda yapılmak istenmesi hâlinde izin verecek kurumu, erişme kontrolü uygulanan karayollarındaki tesisler ile demiryolu, otoyol, Devlet ve il yolları ile su isale hatlarının yapımında zorunlu olarak ortaya çıkan kazı fazlası malzemenin depolanacağı alanları düzenlemektedir.

23. Maddenin beşinci fıkrası ise, Devlet ormanlarında, erişme kontrolü uygulanan karayollarındaki ulaştırma yapıları ve müştemilatı olan hizmet tesisleri ile bakım işletme tesislerine karayolu sınır çizgisi içerisinde kalması şartıyla izin verilmesini, Devlet idareleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan, işletilen, işlettirilen veya yap-işlet-devret modeli esas alınarak yaptırılan ve işlettirilen bu tesislerden herhangi bir bedel alınmamasını öngörmekte olup ".bu tesislerden herhangi bir bedel alınmaz." ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.

24. Hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri kanunların kamu yararı amacını gerçekleştirmek üzere çıkarılmasıdır. Ayrıca bir kanun hükmünün ülke gereksinimlerine uygun olup olmadığı ve hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği bir siyasî tercih sorunu olarak kanun koyucunun takdirinde olduğundan, bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz. Bununla birlikte kamu otoritelerinin hak, yetki, görev ve sorumluluklarının ne şekilde düzenleneceği de kanun koyucunun takdirindedir. Kanun koyucu bu takdir hakkını anayasal ilkelere aykırı olmamak üzere istediği gibi kullanabilecektir.

25. Anayasa'nın 5. maddesinde, "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." denilmektedir. Buna göre, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevlerindendir.

26. Anayasanın 169. maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü

fıkralarında "Devlet, ormanların korunması ve sahalarının

genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan

ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve

hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir. Devlet

ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe

yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu

yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz. Ormanlara zarar

verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip

edilmesine yol açan siyasi propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için

genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak

amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz." denilmektedir.

27. Anayasa'nın 169. maddesinin birinci fıkrasında, ormanların

korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli yasaların çıkarılması

görevi Devlete verilmiştir. Keza, maddenin üçüncü fıkrasında, ormanlara zarar

verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemeyeceğine dair hüküm yer

almaktadır. Ayrıca 169. maddenin ikinci fıkrasında, kamu yararının bulunması

halinde Devlet ormanlarının irtifak hakkına konu olabileceği belirtilmektedir.

Buna göre, Devlet ormanlarının irtifak hakkına konu olması için kamu yararının

bulunması mutlaktır. Anayasa'da bu konuyla ilgili olarak başkaca bir sınırlama

veya düzenleme bulunmamaktadır. Anayasa, Devlet ormanları üzerinde özel

mülkiyete izin vermemekte, sadece, kamu yararının bulunması halinde irtifak

hakkı tesis edilmesine olanak tanımaktadır. Önemli olan husus, bu hizmetlere

ilişkin bina ve tesislerin Devlet ormanları üzerinde bulunması veya

yapılmasındaki kamu yararının orman arazisinin bu hizmetlere tahsisini zorunlu

hale getirmesidir. Bu çerçevede, kamu yararının zorunlu kıldığı hallerde erişme

kontrolü uygulanan karayolu ve bu karayolu için gerekli bina ve tesislerin

yapımı için de Devlet ormanları üzerinde irtifak hakkı tesis edilebileceği

kuşkusuzdur. Bu bağlamda ek 9. maddenin beşinci fıkrası ile erişme

kontrolü uygulanan yol yapımı için gereken ulaştırma yapılarına, bunların

müştemilatı olan hizmet tesisleri ile bakım işletme tesislerinin yapılmasına

izin verilmiştir. Kuralda öngörülen tesislerin yapılmasının erişme kontrolü

uygulanan yollar açısından zorunluluk taşıdığı belirgindir. Bunun yanında,

Devlet ormanlarında, erişme kontrolü uygulanan karayollarının karayolu sınır

çizgisi içinde kalan ve Devlet idareleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan,

işletilen, işlettirilen veya yap-işlet-devret modeli esas alınarak yaptırılan

ve işlettirilen tesislerden bedel alınmaması öngörülmektedir. Devlet idareleri

ile kamu kurum ve kuruluşlarının yapacağı erişme kontrolü uygulanan

karayollarının karayolu sınır çizgisi içinde yer alan yapı ve tesislere izin

verilmesi sonucu bedel alınıp alınmaması konusu Anayasal sınırlar içinde kanun

koyucunun takdirindedir. Bu nedenle kuralın Anayasa'nın 2. maddesine aykırı

yönü bulunmamaktadır.

28. Öte yandan söz konusu yapı ve tesisler, 6001 sayılı

Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 2.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (j) bendine göre kamulaştırılmış, kamuya

terk veya tahsis edilmiş karayolunda mülk ile olan sınır çizgisini; diğer karayollarında,

yarmada şevden sonra hendek varsa hendek dış kenarı, hendek yoksa şev üstü

kenarı, dolguda şev etek çizgisini; yaya yolu ile ayrılmış karayolunda yaya

yolunun mülkle birleştiği çizgiyi ifade eden ve daha önce sınırları belirlenen

ve orman alanı ile arasında engel olan karayolu sınır çizgisi içerisinde

bulunacak, diğer anlatımla daha önce izin verilen mevcut sınırın ötesinde orman

alanına yeni bir müdahaleye neden olmayacaktır. Dolayısıyla ormanlık alanların

korunmasına ya da genişlemesine engel olmayacak düzenlemenin Anayasa'nın 5. ve

169. maddelerine de aykırı olduğu söylenemez.

29. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2., 5. ve 169. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

30. Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamışlardır.

C- Kanun'un 8. Maddesiyle 2886 Sayılı Kanun'un 84. Maddesine Eklenen Dördüncü Fıkra ile Kanun'un 9. Maddesi ile 2886 Sayılı Kanun'a Eklenen Geçici 4. Maddenin İncelenmesi

a- İptal Taleplerinin Gerekçeleri

31. Dava dilekçesinde özetle, şube kavramının tanımının 6102

sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda yapılmayarak öğreti ve yargı içtihatlarına

bırakıldığı, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre üçüncü kişilerle merkez

adına hukuki işlemler yapabilmenin şube olmak için yeterli olduğu, şubenin ve

şube personelinin yaptığı hukuki işlemlerden merkezin de sorumlu olduğu, şube

personelinin şahsi kusurunun bu sorumluluğu ortadan kaldırmadığı, ticari vekil,

ticari temsilci (mümessil) gibi yetkili temsilcilerin temsil ettikleri tüzel

kişi adına üçüncü kişilerle yaptıkları hukuki işlemlerden ve şahsi

kusurlarından kaynaklanan fiil ve davranışlarından tüzel kişinin de sorumlu

olduğu halde Kanun'un 84. maddesine eklenen dördüncü fıkra ile idarelerin

belirsiz gerekçelerle haklarında ihaleye katılmaktan yasaklama kararı vermesi

gereken tüzel kişiler hakkında ihale bedelinin üç katı tutarındaki tazminatın

peşin olarak ödenmesi koşuluyla ihaleden yasaklama kararı vermemesinin

kurallaştırıldığı, ayrıca Kanun'a eklenen geçici 4. maddeyle bu kuralın geçmişe

de uygulanmasının öngörüldüğü, böylece kurallarla hukuk devletinin temel

ilkelerinden olan hukuki belirlilik ve yasamanın genelliği ilkelerinin de ihlal

edildiği, bununla birlikte dava konusu kuralların sadece Türkiye genelinde

faaliyet gösteren tüzel kişiler için getirilerek diğer gerçek ya da tüzel

kişilerin kapsam dışında tutulmasının eşitlik ilkesine uygun olmadığı

belirtilerek kuralların, Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

b- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu

32. Kanun'un 84. maddesinde, idarelerce ihalelere katılmaktan

geçici yasaklamaya ilişkin hükümler düzenlenmiştir. Kanun'un 84. maddesinin

birinci fıkrasında, 83. madde öngörülen ihale işlemlerinin hazırlanması,

yürütülmesi ve sonuçlandırılması sırasında; hile, desise, vait, tehdit, nüfuz

kullanma ve çıkar sağlama suretiyle veya başka yollarla ihaleye ilişkin

işlemlere fesat karıştırmak veya buna teşebbüs etmek, açık teklif ve pazarlık

usulü ile yapılan ihalelerde isteklileri tereddüde düşürecek veya rağbeti

kıracak söz söylemek ve istekliler arasında anlaşmaya çağrıyı ima edecek işaret

ve davranışlarda bulunmak veya ihalenin doğruluğunu bozacak biçimde görüşme ve

tartışma yapmak, ihale işlemlerinde sahte belge veya sahte teminat kullanmak

veya kullanmaya teşebbüs etmek, taahhüdünü kötü niyetle yerine getirmemek,

taahhüdünü yerine getirirken idareye zarar verecek işler yapmak veya işin

yapılması veya teslimi sırasında hileli malzeme, araç veya usuller kullanmak olarak

ifade edilen yasak fiil ve davranışların ihale safhasında vaki olmuşsa bu fiil

ve davranışları gerçekleştirenlerin idarelerce o ihaleye iştirak

ettirilmemeleri ve fiil veya davranışlarının özelliğine göre ihaleyi yapan

bakanlık veya ilgili bakanlık tarafından, haklarında bir yıla kadar bütün

ihalelere katılmaktan yasaklama kararı verilmesi, ikinci fıkrasında, yasaklama

kararının haklarında yasaklama kararı verilenlerin sermayesinin çoğunluğuna

sahip oldukları tüzel kişilere de uygulanması, üçüncü fıkrasında, ihalenin

yapılmasından sonra usulüne göre sözleşme yapmayanlar, sözleşme yapılmasına

rağmen taahhüdünden vazgeçenler ile mücbir sebep dışında taahhüdünü sözleşme ve

şartname hükümlerine göre yerine getirmeyenler hakkında yasaklama kararı

uygulanması hükmedilmektedir.

33. Kanun'un 84. maddesinin dava konusu dördüncü fıkrasında aynı Kanun'un 83. maddesinde belirtilen fiil ve davranışlarda bulunanların dışında Türkiye genelinde faaliyet gösteren tüzel kişilerin şube personeli, vekil, mümessil gibi yetkili temsilcilerinin şahsi kusurlarından kaynaklanan ve 83. maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen fiil ve davranışları sebebiyle haklarında ihalelere katılmaktan yasaklama kararı verilmesi gerektiği tespit edilenlere, verilecek bir ay içerisinde ihale bedelinin üç katı tazminatı peşin ödemeleri durumunda haklarında yasaklama kararı verilmemesi öngörülmektedir.

34. Kanun'un dava konusu geçici 4. maddesinde ise, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce haklarında 84. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca yasaklama kararı verilebilecekken henüz verilmemiş olanlar hakkında da 84. maddenin dördüncü fıkrasının uygulanacağı belirtilmektedir.

35. Hukuk devletinde, ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde olduğu

gibi idari yaptırımlar açısından da Anayasa'ya ve ceza hukukunun temel

ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla hangi eylemlerin kabahat sayılacağı, bunlara

uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsü gibi konularda kanun koyucu takdir

yetkisine sahip olmakla birlikte, bu yetkisini kullanırken kabahat ve yaptırım

arasındaki adil dengenin korunmasını da dikkate almak zorundadır. Ancak sadece

kabahatin konusunu esas alarak ve benzer eylemler için öngörülen yaptırım

miktarlarını kıyaslayarak haksızlık ve yaptırım arasında adil denge bulunup

bulunmadığı konusunda bir karar vermek sorunu tek yönlü ya da eksik olarak ele

almak anlamına gelir. Haksızlığa konu eylem ile yaptırım arasında adalete uygun

bir oranın bulunup bulunmadığının saptanmasında benzer bir fiil için konulmuş

yaptırım ile yapılacak bir kıyaslamanın değil, o fiilin yarattığı etkinin ve

sonuçlarının dikkate alınması gerekir.

36. Zaman içinde toplum gereksinimlerinin değişmesi yeni

ihtiyaçlara uygun önlemlerin alınmasını, var olanların güçlendirilmesini,

geliştirilmesini ya da gereksiz olanların kaldırılmasını zorunlu kıldığından,

izlenen suç ve ceza politikasına uygun olarak gerekli yasal önlemleri almak

kanun koyucunun görevidir. Hukuk devletinde, ülkenin sosyal, kültürel yapısı,

etik değerleri ve ekonomik hayatın gerekleri dikkate alınarak ceza siyasetini,

idari yaptırımları, kamu düzeninin sağlanması için alınacak idari önlemleri

belirleme yetkisi de kanun koyucuya aittir. Kanun koyucu, kendisine tanınan

takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı

ölçütlerini göz önünde tutarak çeşitli düzenlemeler yapabilir.

37. Dava konusu kuralların gerekçelerinde, Türkiye genelinde

faaliyet gösteren ve bir çok il ve ilçede çok sayıda şubesi olan bazı

bankaların para çekme makineleri (ATM) ile bazı telekomünikasyon şirketleri,

GSM operatörleri ve medya kuruluşlarının baz istasyonları, radyo ve televizyon

vericileri için kullanılmak üzere ihtiyaç duyulan başta Hazineye ait olanlar

olmak üzere diğer kamu idarelerinin mülkiyetinde bulunan taşınmazlar hakkında,

2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümleri uyarınca yapılan kiralama ihaleleri

sonucunda kiralama işlemi yapıldığı, Türkiye genelinde faaliyet gösteren bu

tüzel kişilerin sadece bir il veya ilçede faaliyette bulunan şubelerinin veya

temsilciliklerinin şahsi kusurlarından kaynaklanan ve yasaklamayı gerektiren

fiil ve davranışlarından dolayı haklarında bir yıla kadar bütün ihalelere

katılmaktan yasaklanma kararı verilmesinin kamu hizmeti niteliği de olan

faaliyetlerinde önemli ölçüde aksamalara, az sayıda tüzel kişiliğin faaliyette

bulunduğu sektörlerde rekabetin engellenmesine ve vatandaşların hizmet alma

kalitesinin olumsuz yönde etkilenmesine neden olduğu belirtilmektedir. Bu bağlamda

kamu ihalelerinde serbest rekabet ortamının sağlanması, toplumsal ihtiyaçların

gecikmeksizin ivedi bir şekilde giderilmesi, bu yapılırken de kamusal

kaynakların en etkili ve verimli biçimde kullanılması, kamu hizmeti niteliği de

olan faaliyetlerinde önemli ölçüde aksamalar olmaması, az sayıda tüzel kişinin

faaliyette bulunduğu sektörlerde rekabetin engellenmemesi ve vatandaşların

hizmet alma kalitesinin olumsuz yönde etkilenmemesi ve kamu zararının önlenmesi

için öngörülen kurallarla ihaleye katılmaktan yasaklamanın kapsamının,

süresinin ve bu yaptırımdan ne şartlarla vazgeçilebileceğinin belirlenmesinin

kanun koyucunun takdirinde olduğu açıktır.

38. Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devletinin temel ilkelerinden biri de "belirlilik"tir. Belirlilik ilkesi ise yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade etmektedir. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla, mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olmasıdır.

39. Dava konusu kuralda, ihaleden yasaklama kararı verilmeyecek haller ve bunun şartları açık, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olarak belirlenmiştir. Kanun koyucu, ihaleden yasaklama kararı verilmemesinin koşullarını ve kuralın içeriğinin çerçevesini belirlemiştir. Yasaklama kararının verilmemesinin şartları şunlardır:

1- Aynı Kanun'un 83. maddesinde yer alan fiil ve davranışlarda bulunulmaması,

2- Türkiye genelinde faaliyet gösteren tüzel kişi olunması,

3- Tüzel kişilerden şube personeli, vekil, mümessil gibi yetkili temsilcilerin şahsi kusurlarından dolayı 84. maddenin üçüncü fıkrasındaki belirtilen fiil ve davranışların gerçekleşmesi,

4- Verilecek bir aylık süre içerisinde ihale bedelinin üç katı tutarında tazminatın peşin ödenmesi.

40. Bunun yanında kuralda geçen şube personeli, vekil, mümessil ya da şahsi kusur gibi bazı kavramlar diğer kanunlara, genel hükümlere, yargı kararlarına ve öğretiye göre belirlenebilir niteliktedir. Kaldı ki bu kavramların kanun koyucu tarafından önceden tek tek tanımlanarak kanun metninde ifade edilmesi olanaksızdır. Bunun yanında kuralın muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkündür. Dolayısıyla belirtilen kavramları içermesi nedeniyle dava konusu kuralların da öngörülemez ya da belirsiz olduğundan söz edilemez.

41. Dava konusu kural ile ihaleden yasaklamaya neden olacak fiil

veya davranış nedeniyle doğabilecek kamu zararının ihale bedelinin üç katı

tazminat alınması suretiyle karşılanmasını öngörmüştür. Böylece kanun koyucu,

bir yandan ihaleden yasaklamaya neden olabilecek fiil ve davranışların

önlenmesi için yaptırım öngörürken diğer taraftan da belirli şartları taşımak

ve muhtemel kamu zararını tazminatla karşılamak koşuluyla yasaklama yaptırımı

uygulanmamasını hükme bağlamıştır. Böylelikle kanun koyucu kurallarda

belirlenen şartları yerine getiren kişiler açısından yaptırım uygulama

yetkisinden feragat etmiştir. Dolayısıyla kanun koyucunun takdir yetkisine

dayanarak kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla düzenlediği kuralın hukuk

devleti ilkesiyle bağdaşmayan bir yönü bulunmamaktadır.

42. Dava konusu geçici 4. madde ile maddenin yürürlüğe girdiği

tarihte 83. maddede belirtilenler dışında 84. maddenin üçüncü fıkrasında yer

alan fiil ve davranışları gerçekleştirenlere bu fıkra uyarınca henüz yasaklama

kararı verilmemiş ise, 84. maddenin dördüncü fıkrasının onların hakkında da

uygulanması hükmedilmektedir. Böylece 84. maddenin dördüncü fıkrası geçmiş

dönemlere de uygulanabilecektir. İhaleye katılmaktan yasaklamanın kapsamının,

süresinin ve bu yaptırımdan ne şartlarla vazgeçilebileceğinin belirlenmesinin

kanun koyucunun takdirinde ise henüz uygulanmamış bu yasaklamadan belirli

koşullarla vazgeçmek de kanun koyucunun takdirindedir. Kanun koyucunun

belirtilen takdir hakkı kapsamında ihaleden yasaklama yaptırımının kapsamını

daraltması mümkün olduğu gibi koşulları ve çerçevesi önceden belirlenmek

şartıyla ihaleye katılmaktan yasaklama kararından da vazgeçebileceği açıktır.

Dolayısıyla dava konusu kural hukuk devleti ilkesine aykırılık

oluşturmaz.

43. Öte yandan Anayasa'nın 10. maddesinde öngörülen "kanun

önünde eşitlik" ilkesi, hukuksal durumları aynı olanlar için söz

konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik

ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme

bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını

önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı

kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır.

Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı

anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için

değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı,

ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen

eşitlik ilkesi zedelenmez.

44. Dava konusu kurallar kamu ihalelerine katılmaktan yasaklamanın

belirli şartların gerçekleşmesi durumunda uygulanmamasını öngörmektedir.

Haklarında ihaleden yasaklama kararı uygulananlar ya da uygulanması ihtimali

bulunanlar ile diğer isteklilerin aynı konumda oldukları kabul

edilemeyeceğinden aralarında eşitlik karşılaştırması yapılmasına olanak

bulunmamaktadır. Bununla birlikte Türkiye genelinde faaliyet gösteren tüzel

kişilerle yerel faaliyet gösteren diğer gerçek ya da tüzel kişilerin hukuksal

durumları aynı değildir. Bu nedenlerle, farklı konumlardaki kişilere farklı

yaptırımlar belirlemek ya da yaptırımların uygulanma koşullarını değiştirmek

kanun koyucunun takdirinde olup eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz.

45. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal taleplerinin reddi gerekir.

D- Kanun'un 17. Maddesiyle 5651 sayılı Kanun'un 8. Maddesine Eklenen (15) Numaralı Fıkranın İncelenmesi

a- İptal Talebinin Gerekçesi

46. Dava dilekçesinde özetle, düzenlenme nedenine ilişkin gerekçe

bulunmayan kuralın saklı gerekçesinin erişimin engellenmesi kararının Hâkimler

ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısında ve işleyişinde yapılan son düzenlemeler

ile Adalet Bakanlığına dolayısıyla yürütme organına yakın hâkimlerin vermesini

sağlamak olduğu, düzenleme ile taraflı bir yargı yaratılmak istenildiği,

tarafsız ve bağımsız olması gereken yargı organına gölge düşürüldüğü, böylesi

bir düzenlemenin mahkemelerin bağımsızlığı ve bağımsız yargı ilkeleri ile

bağdaşmadığı, hakimlik teminatına ve kanunî hâkim güvencesine aykırılık teşkil

ettiği, bu ilkeleri ihlal eden düzenlemenin kuvvetler ayrığı ilkesini de ihlal

etmesinin kaçınılmaz olduğu, kural ile yeni özel yetkili mahkemeler ihdas

edildiği, bu durumun yürütme ve yasama organının yargılama faaliyetlerine

müdahalesini önlemeye yarayan tabii (kanuni, olağan) hâkim ilkesiyle çeliştiği,

yürütme ve hatta yasama organının yargılama faaliyetine müdahalesine neden

olacak ve bu haliyle sulh ceza mahkemelerinin çalışma ve karar verme yöntemine

açık bir müdahale niteliği taşıyan düzenlemenin diğer ilkelerin yanında hukuk

devleti ilkesini de ihlal ettiği belirtilerek kuralın Anayasa'nın Başlangıç

kısmı ile 2., 37., 138. ve 140. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

b- Kuralın Anlam ve Kapsamı

47. 5651 sayılı Kanun'un 8. maddesi, erişimin engellenmesi kararı verilebilecek suçları, kimlerin karar verebileceğini, bu kararın usul ve esaslarını, kararlara itirazı, verilen kararların yerine getirilmesi usullerini, Tele­ko­mü­ni­kas­yon İle­ti­şim Baş­kan­lı­ğı (TİB) tarafından erişimin engellenmesi kararı verilebilecek hâlleri, engelleme kararının kaldırılmasını, erişimin engellenmesi kararını yerine getirmeyenlere uygulanacak yaptırımları ve bu yaptırımlara karşı başvurulabilecek kanun yollarını, erişimin engellenmesine ilişkin kararları vermeye yetkili mahkemelerin belirlenmesi usulünü düzenlemektedir.

48. 5651 sayılı Kanun'un (1) numaralı fıkrası uyarınca, internet

ortamında gerçekleştirilen ve içeriği aynı fıkranın bentlerinde belirtilen

suçları oluşturduğu konusunda yeterli şüphe olan eylemlerde erişimin

engellenmesi kararı verilebilecektir. Aynı maddenin (2) numaralı fıkrasına göre

erişimin engellenmesi kararı soruşturma evresinde hâkim, kovuşturma evresinde

mahkeme tarafından verilebilir. Ancak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde

yirmi dört saat içerisinde hâkim onayına sunulmak üzere Cumhuriyet savcısı

tarafından da karar verilebilmektedir. Cumhuriyet savcısı kararını yirmi dört

saat içerisinde hâkim onayına sunar, hâkim kararını yirmi dört saat içerisinde

verir. Kararın onaylanmaması durumunda tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından

derhal kaldırılır. Bunun yanında (4) numaralı fıkra uyarınca erişimin

engellenmesi kararı birinci fıkranın (a) bendinin (2), (5) ve (6) numaralı alt

bentlerinde yazılı olan çocukların cinsel istismarı, müstehcenlik ve fuhuş

suçlarında Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından da verilebilir.

İlgili suçtan dolayı kovuşturmaya yer olmadığı ya da beraat kararı verilmesi

durumunda karar kendiliğinden hükümsüz hale gelecektir.

49. 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinin (1) numaralı fıkrası

uyarınca internet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının

ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar,

içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurarak

uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan

sulh ceza hâkimine başvurarak da erişimin engellenmesini isteyebilirler. Bu

talebin yirmi dört saat içerisinde değerlendirilmesi gerekir. İnternet

ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini

iddia edenlerin talebi ile hâkim erişimin engellenmesi kararı verebilir. Hâkim

yapılan başvuruyu yirmi dört saat içerisinde karara bağlamalıdır. Bu karara

karşı CMK hükümleri uyarınca itiraz edilmesi mümkündür. Karara konu içerik

yayından kaldırılır ise karar kendiliğinden hükümsüz kalacaktır. Erişim

sağlayıcı kendisine gönderilen kararı derhal, en geç dört saat içerisinde

yerine getirmelidir. Kararın yerine getirilmemesi halinde sorumlu kişi hakkında

adli para cezası uygulanacaktır.

50. Kanun'un 9/A maddesi uyarınca internet ortamında yapılan yayın

içeriği nedeniyle özel hayatının gizliliğinin ihlal edildiğini iddia eden

kişilerin başvurusu üzerine Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından

erişimin engellenmesi tedbiri uygulanabilir. Bunun yanında aynı maddesinin (5)

numaralı fıkrasına göre (1) numaralı fıkra uyarınca erişimin engellenmesini

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığından talep eden kişiler, internet ortamında

yapılan yayın içeriği nedeniyle özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiğinden

bahisle erişimin engellenmesi talebini talepte bulunduğu saatten itibaren yirmi

dört saat içinde sulh ceza hâkiminin kararına sunarlar. Bunun yanında aynı

maddenin (8) numaralı fıkrası uyarınca özel hayatın gizliliğinin ihlaline bağlı

olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde doğrudan Başkanın emri üzerine

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından erişimin engellenmesi kararı

(9) numaralı fıkraya göre yirmi dört saat içerisinde sulh ceza hâkiminin

onayına sunulması gerekmektedir.

51. Kanun'un 8. maddesinin dava konusu (15) numaralı fıkrasında, 8. maddeye göre soruşturma aşamasında verilen hâkim kararı ile 9. ve 9/A maddesine göre verilen hâkim kararının birden fazla sulh ceza mahkemesi bulunan yerlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenen sulh ceza mahkemeleri tarafından verilmesi öngörülmektedir.

c- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu

52. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 43. maddesi uyarınca, kural ilgisi nedeniyle Anayasa'nın 142. maddesi yönünden de incelenmiştir.

53. Hukuk devletinde, ceza yargılamasına ilişkin kurallar, ceza

hukukunun ana ilkeleri ile Anayasa'nın konuya ilişkin kuralları başta olmak

üzere, ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatın

gereksinmeleri göz önüne alınarak saptanacak ceza siyasetine göre belirlenir.

Kanun koyucu, ceza yargılamasına ilişkin kuralları belirleme ve bu çerçevede

mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi, yargılama usulleri ve

yapısı hakkında Anayasa kurallarına bağlı olmak koşuluyla ihtiyaç duyduğu

düzenlemeyi yapma yetkisine sahiptir. Nitekim Anayasa'nın 142. maddesinde,

"Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama

usulleri kanunla düzenlenir." denilmiştir.

54. Dava dilekçesinde Kanun'un farklı gerekçelerle çıkarıldığı

iddiası anayasallık denetimi açısından sınırlı bir işleve sahiptir. Anayasa'nın

açıkça amaç öngörmediği durumlarda Anayasa'nın 2. maddesindeki "hukuk

devleti" ilkesi gereğince, yasama işlemlerinin kişisel yararları değil

kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla yapılması zorunludur. Kurala ilişkin

yasama belgelerinin incelenmesinden ve kuralın objektif anlamından kanunun kamu

yararı dışında bir amaç güttüğüne dair bir sonuca ulaşılamamaktadır. Bununla

birlikte kanun koyucunun mahkemelerin görev, yetki ve yargılama usullerini

belirleme yetkisi kapsamında, erişimin engellenmesi kararını vermek üzere

birden fazla sulh ceza mahkemesi olan yerlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek

Kurulu tarafından belirlenmesini öngörmesi takdir yetkisi kapsamındadır.

Dolayısıyla dava konusu kuralda hukuk devleti ilkesiyle çelişen bir yön

bulunmamaktadır.

55. Anayasa'nın 37. maddesinde, "Hiç kimse kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz." denilmektedir.

56. Anayasa'nın 138. maddesinin birinci fıkrasında, hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri, ikinci fıkrasında ise hiç bir organ, makam, merci veya kişinin, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremeyeceği, genelge gönderemeyeceği, tavsiye ve telkinde bulunamayacağı belirtilerek hukuk devleti olmanın zorunlu bir gereği olan mahkemelerin bağımsızlığı teminat altına alınmıştır.

57. Anayasa'nın 140. maddesinde "Hâkimler ve savcılar adlî

ve idarî yargı hâkim ve savcıları olarak görev yaparlar. Bu görevler meslekten

hâkim ve savcılar eliyle yürütülür. Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve

hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler. Hâkim ve savcıların

nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte

ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak

değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası

verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından

dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten

çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri

ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı

esaslarına göre kanunla düzenlenir. Hâkimler ve savcılar altmışbeş yaşını

bitirinceye kadar hizmet görürler; Askerî hâkimlerin yaş haddi, yükselme ve

emeklilikleri kanunda gösterilir." denilmiştir.

58. Bir yargı yerinin, kuruluş, görev, işleyiş ve izleyeceği

yargılama usulü itibariyle hukuki yapılanmasının, kanuni (doğal) hâkim ilkesine

uygunluğunun sağlanabilmesi için, bu alana iliş­kin belirlemenin kanunla

yapılmış olması tek başına yetmez. Ayrıca sözü edilen belirlemenin,

yargılanacak olan uyuşmazlığın gerçekleş­mesinden önce yapılmış olması da

gerekir. Bu nedenle, kanuni hâkim ilkesinin bünyesinde, "kanuniliğin"

yanı sıra "önceden belirlenmiş" olmaya da yer veril­miştir.

Kanuni hâkim ilkesi, suçun işlenmesinden veya uyuşmazlığın doğmasından önce

davayı görecek yargı yerini yasanın belirlemesi şeklinde tanımlanmaktadır.

Kanuni hâkim ilkesi yargılama makamlarının suçun işlenmesinden veya çekişmenin

uyuşmazlığın meydana gelmesinden sonra kurulmasına veya yargıcın atanmasına;

başka bir anlatımla, sanığa veya davanın taraflarına göre hâkim atanmasına

engel oluşturur.

59. Kanun'un gerek 8. maddesinin dava konusu kural dışındaki

fıkralarında gerekse 9. ve 9/A maddelerinde internet erişiminin engellenmesine

ilişkin kararların verilmesi usulü ve kararı verecek makamlar düzenlenmiş,

erişimin engellenmesi kararının verileceği mahkemeler ve hâkimlikler de

belirlenmiştir. Dava konusu kural ile birden fazla sulh ceza mahkemesi

bulunması hâlinde hangisinin yetkili olduğuna Hâkimler ve Savcılar Yüksek

Kurulunun karar vereceği öngörülmektedir. Belirli bir suçun işlenmesinden sonra

buna ilişkin davayı görecek yargı yerini belirlemeyi amaçlamayan kural,

istisnai alanda geçerli olup birden fazla sulh ceza mahkemesinin bulunması

durumuna münhasırdır. Bunun yanında kural, yürürlüğe girmesini müteakip

kapsamına giren tüm davalara ve şüpheli ayrımı olmaksızın herkese

uygulanabilecektir. Diğer anlatımla belirtilen erişim engeline neden olan eylem

ya da eyleme ilişkin başvuru bulunmaksızın bu konulara hangi mahkemenin

bakacağı, yani görevli mahkeme önceden belirlenmiştir. Kaldı ki görevlendirme

Anayasa'nın 159. maddesi ile bir mahkemenin kaldırılması ya da yargı çevresini

değiştirmekle görevlendirilmiş Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından

yapılacaktır. Dolayısıyla dava konusu kuralın kanuni hâkim güvencesine aykırı

bir yönü bulunmamaktadır.

60. Hukuk devleti olmanın ön şartları arasında yargı bağımsızlığı

ve tarafsızlığı olduğu açıktır. Yargı bağımsızlığı, insan hakları ve

özgürlüklerinin başlıca ve en etkin güvencesidir. Mahkemelerin bağımsızlığı,

genellikle hâkimlerin bağımsızlığı kavramı ile eş anlamlı olarak kullanılmakta

ve biri diğerinin nedeni ve doğal sonucu olarak anlaşılmaktadır. Hâkimlerin

görevlerine ilişkin bağımsızlığı konusunda Anayasa ile tanınan teminat, onlara

tanınan bir ayrıcalık olmayıp, bunun amacı adaletin dolaylı dolaysız her türlü

etki, baskı, yönlendirme ve kuşkudan uzak dağıtılacağı yolundaki güven ve

inancı yerleştirmektir. Yargının bir karakteri olan bağımsızlık, hâkimin, çekinmeden

ve endişe duymadan, Anayasa'nın öngördüğü gereklerden başka herhangi bir dış

etki altında kalmadan, yansız tutumla, özgürce karar verebilmesidir. Hâkim

bağımsızlığının yalnız yürütme organına karşı değil, demokratik bir toplumda,

devlet yapısı içinde tüm kurum ve kuruluşlar ile kişilere karşı da sağlanması

gerekir.

61. Yargı bağımsızlığı konusunda düzenlemeler yapılırken, hâkimlerin yargı içi ve dışı her türlü etki ve kuşkudan uzak karar vermeleri koşullarının hazırlanması kadar, tarafların ve toplumun yargıya olan güveninin sağlanmasına da özen gösterilmelidir. Hâkimler, hâkimliğin gerektirdiği her türlü yüksek nitelikleri taşısalar bile kamu vicdanında tarafsızlıkları konusunda kuşku uyandıracak düzenlemelerden kaçınılmalıdır. Herhangi bir baskının, etkinin yapılması kadar yapılabilme olasılığı da yargı bağımsızlığını zedeler.

62. Dava konusu kuralda geçen sulh ceza hâkimleri diğer tüm

hâkimler gibi HSYK tarafından atanmakta ve Anayasa'nın 139. maddesinde

öngörülen hâkimlik teminatına sahip bulunmaktadır. Bu çerçevede, sulh ceza

hâkiminin, internete erişime ilişkin kararlarının etkisiz veya yürütmenin

etkisi altında kalabileceğine yönelik iddiaların anayasal bir dayanağı

bulunmamaktadır. Ayrıca sulh ceza mahkemelerinin bağımsızlığı yönünden diğer mahkemelerden

farklı bir konuma yerleştirildikleri ve bağımsızlık güvencelerinin

zayıflatıldığı kanaatini oluşturacak herhangi bir neden görülmemektedir. Zira

dava konusu kural sadece birden fazla mahkemenin bulunduğu yerler için görevli

mahkemeyi belirleme usulünü öngörmektedir. Dolayısıyla dava konusu kuralın

hâkimlik teminatını, yargı bağımsızlığını ve mahkemelerin tarafsızlığını

olumsuz etkilediği söylenemez.

63. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2., 37., 138., 140. ve 142. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

64. Serdar ÖZGÜLDÜR ile Serruh KALELİ bu görüşe katılmamışlardır.

65. Kuralın Anayasa'nın Başlangıç kısmı ile ilgisi görülmemiştir.

F- Kanun'un 18. Maddesiyle 5651 sayılı Kanun'un 9/A Maddesine Eklenen (9) Numaralı Fıkranın İncelenmesi

a- İptal Talebinin Gerekçesi

66. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralda Başkanlığın

verdiği erişimin engellenmesi tedbirinin onaylanmasına ilişkin sulh ceza

hâkiminin kararına karşı içerik sahibi de dâhil olmak üzere hiç kimseye itiraz

hakkı tanınmadığı, itiraz yolunun da gösterilmediği, bu durumun hak arama

hürriyetinin açık bir biçimde ihlâli anlamına geldiği, içeriğin kaldırılması

talebinde bulunan kişiye sulh ceza hâkiminin kararına karşı itiraz hakkının

tanınmamasının da hak arama hürriyetini, yetkili mercilere başvurma hakkını ve

başvurulacak kanun yolları ile süresinin bildirilmesine ilişkin hakları ihlal

ettiği, herhangi bir ihbar, iddia, şikâyet, başvuru ya da herhangi bir talep

bulunmaksızın TİB Başkanının resen erişimin engellemesine ilişkin tedbir

kararına hükmedebilmesinin sansür niteliğinde olduğu ve hukuk devleti ilkesiyle

çeliştiği, ayrıca ifade hürriyetinin, haberleşme hürriyetinin ve basın

hürriyetinin çok açık ve ağır bir biçimde ihlâli anlamına geldiği, ağır

yaptırımlara bağlanmış katalog suçlarda dahi öngörülmediği halde erişimin

engellenmesine ilişkin tedbir sürecinin özel hayatın gizliliğinin ihlâli durumu

için öngörülmüş olmasının ve sıkı bir yargı denetimine tâbi kılınmasının

ölçülülük ilkesiyle ve düzenleme ile korunmak istenen menfaatlerle

bağdaşmadığı, 9/A. maddesinin bütün fıkraları arasında organik bir bağın mevcut

bulunduğundan açılan diğer dava sonucu (8) numaralı fıkranın iptaline karar

verilmesi durumunda varlığının sürdürmesi mümkün olmayan dava konusu kuralın da

6216 sayılı Kanun'un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca iptaline

karar verilmesinin gerekeceği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 13., 22.,

26., 28., 36. ve 40. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

b- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu

67. 5651 sayılı Kanun'un 9/A maddesi özel hayatın gizliliği

nedeniyle içeriğe erişimin engellenmesini düzenlemektedir. Bu madde uyarınca

internet ortamında özel hayatının gizliliğinin ihlali edildiğini ileri süren

kişiler doğrudan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına (TİB) başvurulabileceği

gibi gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Başkanın emri üzerine TİB tarafından

da erişimin engellenmesi tedbiri uygulanabilecektir. Maddenin (8) numaralı

fıkrasında, özel hayatın gizliliğinin ihlaline bağlı olarak gecikmesinde

sakınca bulunan hâllerde doğrudan Başkanın emri üzerine erişimin

engellenmesinin Başkanlık tarafından yapılacağı belirtilmiş, dava konusu (9)

numaralı fıkrasında ise (8) numaralı fıkra kapsamında Başkan tarafından verilen

erişimin engellenmesi kararının, Başkanlık tarafından yirmi dört saat

içerisinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulmasını ve sulh ceza hâkiminin

kararını kırk sekiz saat içerisinde açıklamasını öngörmektedir.

68. Anayasa'nın 22. maddesinde haberleşme hürriyeti düzenlenmekte

olup bu madde uyarınca gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili

kılınmış merciin kararı ile haberleşme engellenmiş ise bu karar yirmi dört saat

içerisinde hâkim onayına sunulmalıdır. Aksi halde bu karar kendiliğinden

kalkmış sayılacaktır. Benzer hüküm basın hürriyetini düzenleyen Anayasa'nın 28.

maddesinin üçüncü fıkrasında da bulunmaktadır. Bu nedenle engelleme kararının

hâkim onayına sunulması Anayasa'nın 22. maddesinin ikinci fıkrasının emrettiği

bir husustur. Dava konusu kural, aynı maddenin 8. fıkrasına göre yapılan

kısıtlamanın hâkim onayına sunulmasına ilişkindir. Bu anlamda dava konusu

kural, Başkanlığın gerçekleştirdiği erişimin engellenmesi işleminin yargısal

denetimini sağladığından temel hak ve özgürlükleri kısıtlamak bir yana

korunmasına katkı sağlamaktadır. Dolayısıyla kuralın Anayasa'nın 26. maddesinde

yer alan düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlaması ya da kısıtlaması

da söz konusu değildir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, 8.12.2015 tarihli ve E.

2014/87, K. 2015/112 sayılı kararı ile 6518 sayılı Kanun'un 94. maddesiyle 5651

sayılı Kanun'a eklenen 9/A maddesinin (1), (2), (3), (4), (5), (6) (7) ve (8)

numaralı fıkralarını Anayasa'ya aykırı görmemiş ve iptal talebinin reddine

karar vermiştir.

69. Öte yandan, Anayasa'nın 40. maddesi uyarınca Anayasa ile

tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkesin yetkili makama

geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkı bulunmaktadır.

Erişimin engellenmesi kararının hâkimin onayına sunulmaması ya da hâkimin

kararını kırk sekiz saat içerisinde açıklamaması hâlinde kararın kendiliğinden

kalkmış sayılacağına ilişkin bir düzenlemenin kuralda yer almaması kuralı

münhasıran Anayasa'ya aykırı hale getirmez. Nitekim dava konusu kural ile

Başkanlığın, (8) numaralı fıkraya göre takdir yetkisini kullanarak vereceği erişimin

engellenmesi kararı yargı denetimine tâbi kılınmaktadır. Başkanlığın engelleme

kararı sulh ceza hâkimi tarafından incelenerek sonuca bağlanacaktır. Kararın

sulh ceza mahkemesi onayına sunulması ve kuralda belirtilen sürede açıklanması

emredici hüküm içermektedir. Kaldı ki Kanun'a göre üst norm olan

Anayasa'nın 22. maddesinde yetkili merciin kararını yirmi dört saat içerisinde

görevli hâkim onayına sunacağı, hâkimin kırk sekiz saat içerisinde kararını

açıklayacağı, aksi halde kendiliğinden kalkacağı belirtilmektedir. Bununla

birlikte 5271 sayılı CMK'nın 267. maddesi uyarınca, hâkim kararlarına karşı

itiraz yoluna gidilebilir. CMK'nın 268. maddesi uyarınca da, itiraz hakkı

ilgililere tanınmıştır. Mağdurun bu ilgililer kapsamında olduğu açıktır.

Dolayısıyla, mağdurun da CMK hükümleri uyarınca itiraz hakkının bulunması

karşısında hukuk devletinde bulunması zorunlu olan kişilerin temel hak ve

özgürlüklerinin sağlanması ve korunması esasının gerçekleştiği, kişilere etkili

hak arama ve başvurma imkânı sağlayan güvencelerin tanındığı açıktır. Bu

bağlamda kuralda itiraz yolunun öngörülmemesi hak arama hürriyetini, yetkili

mercilere başvurma ve başvurulacak kanun yolları ile süresinin bildirilmesine

ilişkin hakları engellemez. Bu bağlamda temel hak ve özgürlükleri ortadan

kaldırmayan, özüne dokunmayan ya da sınırlandırmayan kuralın Anayasa'nın 13.

maddesine aykırılığından da söz edilemez.

70. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2., 13., 22., 26., 28., 36. ve 40. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

71. Serdar ÖZGÜLDÜR ile Serruh KALELİ bu görüşe katılmamışlardır.

G- Kanun'un 23. Maddesiyle Değiştirilen 6428 Sayılı Kanun'un 4. Maddesinin (9) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi

a- İptal Talebinin Gerekçesi

72. Dava dilekçesinde özetle, özel hukuk hükümlerine tabi kılınan

sözleşmelere ilişkin mücbir sebep ve olağanüstü hallerin neler olduğunun

açıklanmamış olması ve Kanun'da düzenlenmemesinin idareye geniş ve ölçüsüz

takdir yetkisi tanıdığı ve hukuki belirlilik ilkesiyle bağdaşmadığı, hukukun

temel ilkeleri arasında sözleşmeye bağlılık ilkesinin bulunduğu, sözleşmenin

yapıldığında karşılıklı edimler arasında olan dengenin sonradan şartların

olağanüstü şekilde değişmesinin adalet, hakkaniyet ve objektif hüsnüniyet

kaidelerine aykırılık oluşturmaması için sözleşmenin değişen şartlara

uydurulabileceği, bu uyarlamanın Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinden

yararlanılarak gerçekleştirilebileceği ancak buna hâkimin karar vermesi

gerektiği, öte yandan Kanun'un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yüklenici

lehine düzenlemelerin bulunduğu halde dava konusu kurallarla sözleşme bedelini

doğrudan veya dolaylı olarak değiştirmenin gerekçesinin yaratıldığı ve

ihtilaflara ilişkin düzenlemelerin Kanun'da bulunmasına rağmen dava konusu

kuralın öngörülmesinin genel hukuk kuralları, sözleşmeye bağlılık ve

dolayısıyla da hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığı, Anayasa'da ihaleye

ilişkin hükümlerin bulunmaması nedeniyle kanun koyucunun bazı mal ve hizmetler

yönünden farklı usuller benimsemesinde anayasal bir engel bulunmadığı ancak

bunun kanun koyucunun hiç bir anayasal ilkeyle bağlı olmayacağı anlamına

gelmeyeceği, belirlenen usullerin dışına çıkabilmek için kamu yararının

bulunması gerektiği oysa gerekli hazırlıklar yapılmadan ihalenin yapılıp

sözleşmenin imzalanmasından sonra hukuki belirliliği olmayan ve hatta doğrudan

hukuka aykırı olan gerekçelerle yapım işlerinin bedelinin doğrudan, diğer

işlerin bedelinin ise sözleşme kapsamındaki işlerin ifasından vazgeçilmek

suretiyle dolaylı bir şekilde yüklenici lehine değiştirildiği, bunu öngören

yasal düzenlemelerin kamu yararına olmadığı gibi mali anlamda kamu zararına

neden olacağının açık olduğu, bu durumun da hukuk devleti ilkesiyle

bağdaşmadığı, istekli olarak ihaleye giren ve üzerine ihale yapıldıktan sonra

sözleşmeyi imzalayan yüklenicinin basiretli bir iş adamı gibi davranma

yükümlülüğünün olmasına rağmen imzalanan sözleşmede sonradan doğrudan veya

dolaylı yollarla değişiklikler yapılmasına olanak tanınmasına ya da sözleşmenin

taraflarca karşılıklı sona erdirilmesine veya sözleşme değişikliklerine ilişkin

hususların sözleşmede belirlenmesine yönelik kurallar konulmasının ihalede

saydamlık, rekabet ve eşit muamele ilkelerini bütünüyle ortadan kaldıracağı,

düzenlemelerin üzerine ihale yapılan istekliye ihaleden sonra ayrıcalık

tanıdığı için eşitlik ilkesine de aykırı olduğu, bunların yanında düzenlemenin

Devlete verilen mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini

sağlayıcı ve geliştirici önlemleri alma göreviyle de bağdaşmadığı belirtilerek

kuralın, Anayasa'nın 2., 10. ve 167. maddelerine aykırı olduğu ileri

sürülmüştür.

b- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu

73. 6428 sayılı Kanun'un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrası

uyarınca bu Kanun'un amacı; ihale ile özel hukuk hükümlerine göre, kamu özel iş

birliği modeli çerçevesinde; Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarınca

yapılmasına ihtiyaç duyulan tesislerin ön proje, ön fizibilite raporu ve

belirlenecek temel standartlar çerçevesinde, Hazinenin özel mülkiyetindeki

taşınmazlar üzerinde sözleşmede belirtilen sabit yatırım dönemi hariç otuz yılı

geçmemek üzere bağımsız ve sürekli nitelikte üst hakkı tesis edilmek suretiyle

yaptırılması, mevcut tesislerin yenilenmesinin sağlanması ve bu projeler için

alınacak danışmanlık, araştırma-geliştirme hizmetleri ile ileri teknoloji ya da

yüksek mali kaynak gerektiren bazı hizmetlerin gördürülmesine ilişkin usul ve

esasları belirlemektir. Kanun uyarınca gerçekleştirilecek kamu özel işbirliği

(KÖİ) sözleşmeleri aynı maddenin (2) numaralı fıkrasının (ö) bendinde

tanımlanmaktadır. Buna göre sözleşme: Yapım işlerinde özel amaçlı şirketle

idare arasında; yenileme işleri ile bu Kanun çerçevesinde ihtiyaç duyulan

araştırma, geliştirme, danışmanlık hizmetleri veya ileri teknoloji ya da yüksek

mali kaynak gerektiren bazı hizmetlerin gördürülmesi için yüklenici ile idare

arasında özel hukuk hükümlerine göre yapılan sözleşme ve eklerini ifade

etmektedir.

74. Kanun'un 4. maddesinde, "sözleşme" ile ilgili düzenlemeler yer almaktadır. Bu maddenin dava konusu (9) numaralı fıkrasında ise genel olarak, KÖİ modeli ile gerçekleştirilecek projelere ilişkin olarak yapılan sözleşme ve eklerinde taraflarca değişiklik yapılması, bedelin güncellenmesi ve sözleşmenin taraflarca karşılıklı anlaşma ile sona erdirilmesi düzenlenmektedir.

75. Maddenin dava konusu (9) numaralı fıkrasının birinci cümlesi,

sözleşme bedeli değişmemek üzere mücbir sebep, olağanüstü hal ya da sözleşme ve

eklerinin uygulanmasını etkileyen bir durumun ortaya çıkması ile sözleşme ve

eklerindeki hükümlerin ihtilaf içermesi hallerinde sağlık bakanının onayı ile

sözleşme ve eklerinde taraflarca değişiklik yapılabilmesini, ikinci cümlesi,

yapım işlerinde mücbir sebep, olağanüstü hal veya yüklenicinin kusurundan

kaynaklanmayan sebeplerle sözleşmeden öngörülen işin tamamlanmayacağının

anlaşılması durumunda bedelin bakan onayı ile güncellenmesini ve buna bağlı

düzenlemelerin yapılmasını, üçüncü cümlesi, Yüksek Planlama Kurulunun (YPK)

yetkilendirme kararından sonra yapım işlerine ilişkin ön fizibilite raporu veya

projelerde, ihale dokümanındaki yatırım maliyetinde öngörülen sınırları aşan

bir değişiklik olması hâlinde yeni fizibilite raporu veya diğer belgelerin

Yüksek Planlama Kuruluna yeniden sunularak, Kuruldan yeni yetki almak suretiyle

sözleşme taslağı ve eklerinde tadilat yapılmasını, dördüncü cümlesi,

sözleşmenin taraflarca karşılıklı sona erdirilmesi ile sözleşmedeki

değişikliklerin sözleşmede öngörülmesini, beşinci cümle ise, sözleşmenin

taraflarca karşılıklı sona erdirilmesi hâlinde kesin teminat mektubunun iade edilmesini

ve sözleşme konusu işlerin hesabının genel hükümlere göre yapılmasını

öngörmektedir.

76. Hukuk devletinin önemli bir unsuru olan belirlilik ilkesi,

bireylerin hukuk kurallarını önceden bilmeleri, davranış ve tutumlarını bu

kurallara göre güvenle düzene sokabilmelerini gerektirmekte olup hukuk

kurallarının belirliliğinin sağlanması yalnızca kanunla düzenleme yapılması

anlamına gelmemektedir. Belirlilik ilkesi, yalnızca yasal belirliliği değil,

daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade etmektedir. Yasal dayanağının

bulunması ve erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olması gibi

gereklilikleri karşılaması koşuluyla, mahkeme içtihatları ve yürütmenin

düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Asıl olan muhtemel

muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar

doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır.

77. Kanunların, ilke olarak genel ve nesnel nitelikte bulunmaları gerekir. Kanunun genelliği, onun belli bir kişiyi hedef almayan, özel, aktüel, geçici bir durumu gözetmeyen, fakat önceden saptanmış olup soyut şekilde uygulanabileceği bütün kişilere hitap eden hükümler içermesi demektir. Kanunun genel olması, yalnızca kanunun belli bir kişiyi veya kişileri göz önünde tutmaksızın genel hükümler koymasını, hukuki durumları soyut olarak düzenlemesini gerektirmektedir.

78. Belirtildiği üzere Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesi gereği kanunların kamu yararı gözetilerek çıkarılması zorunludur. Kanun koyucu, Anayasa'ya ve hukukun genel ilkelerine aykırı olmamak kaydıyla her türlü düzenlemeyi yapma yetkisine sahip olup düzenlemenin kamu yararına, başka bir anlatımla ülke koşullarına uygun olup olmadığının takdiri kanun koyucuya aittir. Anayasa'ya uygunluk denetiminde, kanun koyucunun kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı değil, kuralın kamu yararı dışında belli bireylerin ya da grupların çıkarları gözetilerek çıkarılıp çıkarılmadığı incelenebilir.

79. Sağlık hizmetleri, nitelikleri gereği diğer kamu hizmetlerinden

farklıdır. Devletin, sağlık hizmetinin önemi ve ivediliği nedeniyle çeşitli

tedbirler alması doğal ve zorunludur. Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü

fıkrasında, Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde

sürdürmesini sağlama ödevi verilmiştir. Sağlık hizmetinin sunumunu engelleyecek

ya da zorlaştıracak engelleri gidermek üzere tedbir alınması Anayasa'nın

Devlete verdiği yükümlülüklerin yerine getirilmesi zorunluluğunun bir

gereğidir. Sağlık hizmetinin temel hedefi olan insan sağlığı sorunu

geciktirilemez ve ikame edilemez. Bu yönüyle sağlık hizmetleri, kendi iç

dinamikleri ve nitelikleri gereği üretilmesi ve halk yararına sunulmasında özel

sektörün kazanç, rekabet ve büyüme dinamiklerinden yararlanılacak türdeki

hizmetlerdendir.

80. Bilime dayalı olması gereken tanı ve tedavi metotlarının insan

yararına sürekli yenilik ve gelişme göstermesi, hizmet kalite ve beklentilerini

çağın koşullarına yaklaştırmayı gerektirmektedir. Bu çerçevede, artan sağlık

hizmeti talebini en doğru şekilde karşılamak, yüksek sermaye grubuna dâhil

sürekli yenilenen teknoloji elde etmek ve cihaz-ekipman-sigorta-bakım-yenileme

maliyetlerini minimize etmek, birden çok kuruma ortak hizmet alanı yaratmak,

yetersiz ve kısıtlı kalifiye insan gücü kaynağını değerlendirerek hizmette

etkinlik ve verimlilik sağlamak, değişen şartlara ve ihtiyaca göre hizmet

planlama ve sunumunu yapmak, yerinde sağlık hizmeti sunarak gereksiz hasta

transferi ve beraberinde getireceği sosyal sorunlara son vermek, kaynak

kullanımı kontrollü, kaliteyi yükselten, maliyeti düşüren etkin, süratli,

kesintisiz bir sağlık hizmeti sunmak, gereksiz bina ve cihaz alımının önüne

geçmek, kurumlar arası işbirliği ve halkın sosyal memnuniyetini arttırmak

sağlık hizmetleri yönünden Devlet için bir kamusal zorunluluk ve sosyal devlet

olmanın gereğidir.

81. Anayasa Mahkemesinin 1.4.2015 tarihli ve E. 2013/50, K.

2015/38 sayılı kararında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere "Kamu Özel

İş Birliği" modeli esas itibarıyla, Sağlık Bakanlığı ve bağlı

kuruluşlarının projelerinin gerçekleştirilmesinde kullanılmak üzere

geliştirilen özel bir finansman modelidir. KÖİ modeli, Sağlık Bakanlığı ve

bağlı kuruluşlarının ihtiyaç duyduğu tesislerin idare ile projeyi yürütecek

kişiler arasında karşılıklı hak ve yükümlülükleri içeren özel hukuk hükümlerine

tabi sözleşme ile Hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazlar üzerinde mülkiyet

yükleniciye devredilmeksizin sadece yüklenici lehine sabit yatırım dönemi hariç

otuz yılı geçmemek üzere üst hakkı tesis edilerek gerçekleştirilen, hastane

binası inşası, bakımı ve işletilmesi gibi tıbbi hizmetler dışında kalan

yardımcı hizmetlerin yüklenici, kamu hizmetinin bizzat kendisini oluşturan

tıbbi hizmetlerin ise idarenin sorumluluğunda olduğu kamu yatırım finansmanı

çeşididir. Geleneksel kamu hizmeti sunumundaki dinamizm eksikliğine çare olarak

öngörülen bu model, hem çok sayıda hizmet unsurunu içermesi nedeniyle karmaşık

hem de uzun süreli bir ilişki barındırmaktadır. Çünkü sağlık hizmetlerinin

geliştirilmesi için gerekli finansmanın sağlanması uzun süreli ve esneklik

içeren sözleşmeler yoluyla yapılmaktadır. Uzun vadeye yayılan bu model aynı

zamanda büyük bir finansman gerektirmektedir. Bu modelde yüklenici, sözleşmede

belirtilen sabit yatırım dönemi hariç 30 yılı geçmemek üzere idarece belirlenen

süre boyunca tesisi kiralayacak ve kiralama süresinin sonunda tesisi, her türlü

borç ve taahhütten ari, bakımlı, çalışır ve kullanılabilir durumda ilgili kamu

idaresine bedelsiz olarak devredecektir. Dolayısıyla gerçekleştirilecek yatırım

özel sektör tarafından yapılsa da mülkiyeti kamuya ait bir tesis söz konusudur.

Anayasa Mahkemesinin anılan kararında, 6428 sayılı Kanun'un genel

gerekçesinden, yatırımlar için gerekli olan harcamaları uzun döneme yayması,

hizmeti kısa dönemde sunma fırsatı tanıması gibi avantajları dikkate alınarak

sağlık hizmetlerinin sunumunda KÖİ modelinin benimsendiği ve bu amacın kamu

yararına dönük olduğu belirtilmiştir.

82. Kuralda geçen "sözleşme eklerinin uygulanmasını

etkileyen sebeplerin ortaya çıkması" ya da "sözleşme ve eklerindeki

hükümlerin ihtilaf içermesi" ibarelerinin düzenlenme amacının, mücbir

sebep ya da olağanüstü hal kavramlarının dışında zaman içerisinde

gerçekleşebilecek muhtemel sorunları çözerek sağlık hizmeti sunumunun sorunsuz

devamını sağlayarak ihtiyaçları karşılamak olduğu anlaşılmaktadır. KÖİ

modelinin uygulandığı hastanelerde ne zaman, hangi alanlarda ya da hangi

nedenle ihtiyaç olacağının, bu ihtiyacın boyutunun ve ne zaman doğacağının

önceden kanunla belirlenmesi olanağı yoktur. Sağlık hizmetinin önemi, ivediliği

ve ertelenemez oluşu da dikkate alındığında bir an önce ihtiyaçların

giderilmesi gerektiği de açıktır. Nitekim Kanun'un madde gerekçesinde özetle,

sağlık hizmetlerinin niteliği ve yatırıma ayrılabilen kaynaklar göz önüne

alınarak, sağlık hizmetlerinin kaliteli şekilde sürdürülebilmesi için finansman

ihtiyaçlarının alternatif kaynaklardan karşılanması zorunluluğu nedeniyle

geliştirilen KÖİ modelinin hayata geçmesi ve sorunsuz çalışabilmesi için

oldukça karmaşık ve geniş kapsamlı olarak yapılan sözleşmelerin sürekli

değişmesi ve güncellenmesi amacıyla düzenlendiği belirtilmiştir. Mücbir sebep

niteliği taşımayan ancak sağlık hizmetinin yerine getirilmesini zorlaştıran

nedenlerin gerçekleşebileceğinin önceden öngörülmesi mümkün olmadığından hastanelerde

bulunması gereken yatak sayısını, tıbbi malzeme ihtiyacını belirlemek de

olanaksızdır. Bunun yanında zaman içerisinde tıbbi teknolojinin değişmesi

ve/veya gelişmesi yepyeni ihtiyaçlar ortaya çıkaracaktır. Böylece her yeni

teknolojik gelişme ya da değişme sonucu sözleşme koşullarında değişiklik

doğması olasıdır. Dolayısıyla sağlık hizmeti sunumunun eksiksiz yapılabilmesi

için önceden belirlenmesi mümkün olmayan ihtiyacın ortaya çıktığı döneme göre

sözleşme ve eklerinde değişiklik yapılabilmesi için idareye takdir hakkı

tanınmasında kamu yararı olduğu anlaşılmaktadır. Üstelik KÖİ modelinde özel

sektör ile karmaşık ve uzun süreli ortaklık yapılmaktadır. Bu ortaklık kamu

kaynaklarının ve bütçesinin sınırlı olması nedeniyle tercih edilmektedir.

Yapılan yatırımlar oldukça büyük boyutlu ve kolay vazgeçilemeyecek

niteliktedir. Kaldı ki yatırımın gerçekleşmesinden, özellikle kamu hizmeti

sunumunun başlamasından sonra geri dönülmesi büyük kamusal zararlara neden

olabilecektir. Finansmanın özel sektör tarafından karşılandığı düşünüldüğünde

karşılıklı hükümler içeren sözleşmelerin yerine getirilmesinde kamu yararı

olduğu açıktır.

83. Diğer taraftan dava dilekçesinde ahde vefa yani söze bağlılık

ilkesinden bahsedilmektedir. Bu ilke uyarınca sözleşme geçerli olarak kurulduktan

sonra koşullar ne kadar değişirse değişsin, taraflar sözleşmenin gereğini aynen

yerine getirmek zorundadırlar. Ancak bu ilke mutlak ve sınırsız değildir.

Sözleşmenin değişen koşullar karşısında feshi ya da yeni koşullara uyarlanması,

kanunda özel olarak öngörülmüş olduğu gibi, genel olarak doğruluk ve dürüstlük

kuralları gereği kabul edilen haller vardır. Bu haller her zaman sayılmak

suretiyle belirtilemez. Bu durumda kanunlara genel hükümler konulabileceği gibi

kanuna dayanmak üzere belirleme düzenleyici işlemlere bırakılabilmektedir.

Sözleşmenin devamı sırasında ortaya çıkan nedenlerle sözleşmenin uygulanması

taraf ya da taraflar için artık imkânsız hale gelmiş ya da sözleşmenin

sürdürülmesi dürüstlük kuralına aykırı hâli gelmiş ise hâkimden uyarlama

yapılmasını istemek mümkündür. Kanun koyucu, KÖİ modeli uygulamasında bu

hususları kanun maddesi olarak ancak genel hüküm olarak düzenlemiştir. Diğer

bir anlatımla kanun koyucu, sözleşmenin taraflarca kolaylıkla sona erdirilmesi

yerine olabildiğince tadil edilmesi yoluyla devamını öngörmektedir. Bunu

yaparken de uyarlama için hâkime başvurmak yerine tarafların aralarında anlaşma

yoluna gitmelerini ve buna göre değişiklik yapılmasını uygun görmektedir. Zira

uyarlamanın yargı kararı ile yapılması hem zaman alacak hem de taraflar

açısından daha külfetli olacağı tartışmasızdır. Bu şekilde hem sözleşmenin

devam etmesi sağlanırken ahde vefa ilkesinin istisnasını oluşturan sözleşmenin

değişen koşullara uyarlanması yine tarafların karşılıklı iradeleri ile gerçekleştirilmektedir.

Aralarındaki sorununun yargı kararına gerek kalmaksızın karşılıklı irade ile

çözülmesinin kamu menfaatini zedeleyen herhangi bir yön olmadığı gibi hem ivedi

hem de daha etkili ve yararlı olacağından sağlık hizmetinin sorunsuz devamı açısından

kamu yararına olduğu tartışmasızdır.

84. Bu bağlamda dava konusu kural, belli bir kişiyi veya kişileri göz önünde tutmaksızın genel hükümler içermekte ve hukuki durumu soyut olarak düzenlemektedir. Ayrıca sözleşme ve sözleşme taslağında değişiklik ile sözleşmenin karşılıklı anlaşma ile sona erdirilmesi usulünü düzenleyen ve kamu yararı amacı dışında bir amaç güttüğü saptanamayan kural, belirtilen yönleri itibarıyla hukuk devleti ilkesine aykırı değildir.

85. Anayasa koyucunun açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğü

konularda, yasama organının temel kuralları saptadıktan sonra, uzmanlık isteyen

ve teknik konulara ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin

devri olarak yorumlanamaz. 6428 sayılı Kanun'un 4. maddesinin diğer fıkralarında

gerek sözleşme içeriğinde yer alacak hususlar gerek sözleşmeye riayet

edilmemesi halinde gerçekleştirilecek yaptırımlar ayrıntılı olarak

düzenlenmiştir. Nitekim belirtilen maddenin (2), (7), (8) ve (10) numaralı

fıkralarında sözleşmeye riayet edilmemesi, taahhütlerin yerine getirilmemesi

durumunda idarenin yapması gerekenleri ve uygulanacak yaptırımları

içermektedir. Bunun yanında dava konusu kuralda sözleşme taslağında ve

imzalanan sözleşmelerde değişiklik yapılmasına ilişkin genel esaslar ve

koşullar belirlenmiştir. Buna göre fıkranın birinci cümlesinde sözleşme bedeli

değişmemek üzere mücbir sebep, olağanüstü hal ya da sözleşme ve eklerinin

uygulanmasını etkileyen bir durumun ortaya çıkması ile sözleşme ve eklerindeki

hükümlerin ihtilaf içermesi hallerinde sağlık bakanının onayı ile sözleşme ve

eklerinde taraflarca değişiklik yapılabilmesi, ikinci cümlede, yapım işlerinde

mücbir sebep, olağanüstü hal veya yüklenicinin kusurundan kaynaklanmayan

sebeplerle sözleşmeden öngörülen işin tamamlanmayacağının anlaşılması durumunda

bedelin bakan onayı ile ihalede nihai teklifin verildiği tarih esas alınarak

güncellenmesi, üçüncü cümlede ise Yüksek Planlama Kurulunun yetkilendirme

kararından sonra yapım işlerine ilişkin ön fizibilite raporu veya projelerde,

ihale dokümanındaki yatırım maliyetinde öngörülen sınırları aşan bir değişiklik

olması hâlinde yeni fizibilite raporu veya diğer belgelerin Yüksek Planlama

Kuruluna yeniden sunularak Kuruldan yeni yetki almak suretiyle sözleşme taslağı

ve eklerinde tadilat yapılması öngörülmektedir. Kural uyarınca belirlenmeyen

sadece önceden tespiti mümkün olmayan değişiklik nedenleridir. Belirtildiği

üzere bu nedenlerin önceden belirlenmesi ve tek tek sayılması olanaklı

değildir. Kuralın düzenlenme amacı bunun gerçekleştirilmesinin mümkün olmaması

ve ortaya çıktıktan sonra giderilmesi için gerekli değişikliklerin

yapılabilmesidir. Kural farklı aşamalara ve durumlara göre düzenlenmiş ve

değişiklik yapmanın sınırları belirlenmiştir. Nitekim kuralın ilk üç cümlesi

sözleşme ve eklerinde değişikliğe ilişkin farklı hususları düzenlemiştir. Bu

hususlar;

1- Sözleşmenin uygulanabilirliğini ve anlaşılabilirliğini sağlamak amacıyla, bedel değişikliği yapmaksızın, sözleşme ve eklerinde değişiklik,

2- Sözleşmede yer alan bedelin güncellenmesi,

3- YPK'nın yetkilendirme kararından sonra ön fizibilete raporu ve projelerde değişiklik yapılmasıdır.

86. Bununla birlikte kuralda sözleşmenin taraflarca karşılıklı

sona erdirilmesine ilişkin hususların da sözleşmede belirleneceği hükme

bağlanmıştır. Ayrıca kuralda geçen kavramların genel hükümlere, yargı

kararlarına ve öğretiye göre belirlenmesi de mümkündür. Bununla birlikte gerek

mücbir sebep gerek olağanüstü hal gerektiren olayların tek tek belirlenerek

bunlara hukuki sonuç atfedilmesi olanaklı değildir. Kaldı ki belirtilen

hususların yönetmelik gibi idari düzenleyici işlemlerle de tespit edilmesi mümkündür.

Nitekim 6428 sayılı Kanun'un 4. maddesinin (13) numaralı fıkrasında "Bu

maddenin uygulanmasına ve sözleşmede yer alacak diğer konulara ilişkin hususlar

yönetmelikle belirlenir." denilerek bazı hususların yönetmelikte

açıklanacağı belirtilmiş, 9.5.2014 tarihli ve 28995 No.lu Resmi Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İş Birliği Modeli

İle Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınmasına Dair Uygulama

Yönetmeliği'nin 59. maddesinde mücbir sebep halleri sayılmıştır. Dolayısıyla

gelişen koşul ve durumlara göre sık sık değişik önlemler alma, bunları kaldırma

ve süratli biçimde hareket etme zorunluluğunun bulunduğu alanlarda, idareye

yasama organı tarafından çerçevesi çizilmiş alanda ve değişen koşullara uyum

sağlayabilecek esnekliğe sahip kriterlere uygun olarak kullanabileceği takdir

alanı tanınmasının hukuki belirsizlik oluşturduğu söylenemez.

87. Anayasa'nın "Piyasaların denetimi ve dış ticaretin düzenlenmesi" başlıklı 167. maddesinin birinci fıkrasında, "Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır; piyasalarda fiili veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önler." denilmektedir. Maddenin gerekçesinde de belirtildiği üzere, bu hükümle Devlete, piyasada fiilen veya anlaşma sonucu oluşabilecek tekelleşmeleri önleme ödevi yüklenmektedir.

88. Dava konusu kurallarla öngörülen sözleşme veya sözleşme taslağında

gerekli değişikliklerin yapılması ile sözleşmenin karşılıklı anlaşma ile sona

erdirilmesi durumu tekelleşmeye neden olmayacaktır. Zira sözleşmenin feshi

nedenleri 6428 sayılı Kanun'da aynen devam etmektedir. Dava kurallar ile mücbir

sebep, olağanüstü hal ve sözleşme ve eklerinin uygulanmasını etkileyen

nedenlerin gerçekleşmesi durumunda sadece sözleşme ve ekleri ile sözleşme

taslağında tadilat yapılması söz konusudur. Sözleşmede değişikliğe neden olacak

hususların neler olacağı konusunda idarenin de takdir hakkının olduğu, uygun

görülmeyen hususların kabul edilmeyebileceği, bu durumda da yargı yoluna

başvurulması gerektiği açıktır. Ayrıca konuyla ilgili kişilerin sonradan ortaya

çıkan ve tadilata neden olan eylemlerin kanundaki şartları taşımadığını

belirterek yine yargı yoluna gidilmesi de olanaklıdır. Dolayısıyla kuralın

Anayasa'nın 167. maddesine aykırılığından da söz edilemez.

89. Öte yandan dava dilekçesinde dava konusu kuralların

Anayasa'nın 10. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmektedir. İhaleyi kazanan ve

idare ile sözleşme taslağını görüşen ya da bu aşamayı geçerek sözleşme

imzalayan yüklenici ile diğer istekliler aynı hukuki durumda değildir. Eşitlik

karşılaştırması yapılabilmesi için karşılaştırmaya esas alınacak kişi ya da

grupların aynı veya benzer durumda bulunmaları gerekir. Yüklenici ile sadece

ihaleye katılmış olan isteklilerin aynı durumda olmamaları nedeniyle eşitlik

karşılaştırmasına tabi tutulamazlar. Bunun yanında ihalenin gerçekleşmesinden

önce ya da sonra gerekli koşullar oluştuğu takdirde sözleşme ve eklerinde

değişiklik yapılabilmesi ilişkin hususları belirleme kanun koyucunun takdir

yetkisi kapsamında olup nitekim 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu'nda

da sözleşmede değişiklik yapılması, devri ve feshine ilişkin çeşitli hükümler

bulunmaktadır. Kanun koyucu, dava konusu kural ile sözleşme ve eklerinde

değişiklik yapılabilmesinin genel çerçevesini belirlemiştir. Kanun'da

belirtilen hallerin gerçekleşmemesi durumunda sözleşme şartlarında değişiklik

yapılamayacağı açıktır. KÖİ modeli sözleşmelerinin niteliği ve süreleri dikkate

alındığında ihalenin gerçekleşmesinden sonra değişen ve gelişen koşullara uygun

olarak sözleşme ve eklerinde değişiklik yapılamaması bu modelin işlememesine ve

dolayısıyla da sağlık hizmeti sunumunu olumsuz etkilenmesine neden

olabilecektir. Kaldı ki belirtilen aşamalarda bulunan tüm yüklenicilerin aynı

hukuki kurallara tabi olacağı kuşkusuzdur. Yüklenici ile herhangi bir nedenle

sözleşmenin yapılmaması ya da feshedilmesi durumunda diğer istekliler ile aynı

işlemler yapılabilecek ve onların da aynı kurallara muhatap olabilecekleri

açıktır. Dolayısıyla dava konusu kuralın eşitlik ilkesine aykırılığından söz

edilemez.

90. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2., 10. ve 167. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

91. Engin YILDIRIM, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Alparslan ALTAN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, M. Emin KUZ ile Hasan Tahsin GÖKCAN bu görüşe katılmamışlardır.

H- Kanun'un 24. Maddesiyle 6428 Sayılı Kanun'un Geçici 1. Maddesinin Birinci Fıkrasının Değiştirilen İkinci Cümlesinde Yer Alan ".üst hakkı tesisine yönelik hükümleri ile." ve ".ve 4 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrası." İbarelerinin İncelenmesi

a- İptal Talebinin Gerekçesi

92. Dava dilekçesinde Kanun'un geçici 1. maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesindeki;

a- ".üst hakkı tesisine yönelik hükümleri ile ."

ibaresine ilişkin olarak özetle; 3359 sayılı Kanun'un ek 7. maddesi ile

öngörülen üst hakkı tesisine ilişkin kurallar ile 6428 sayılı Kanun'daki kuralların

birbirinden farklı olduğu, kırk dokuz yıl olan üst hakkı tesisine yönelik

sürenin otuz yıla indirildiği ve değişiklik ile üst hakkı sözleşmesinin

Hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazlar üzerinde sağlık tesisi yanında hizmet

alanları için de tesis edilebildiği, üst hakkı tesisinin süresinin ve ayrıca

hizmet tesislerini de içerecek şekilde kapsamının değişmesi ile yapım ve

işletme maliyetlerinin değişmesinin ihale yapıldıktan ve sözleşme imzalandıktan

sonra ihale şartlarının da değişmesi sonucunu doğurduğu, oysa her ihalenin

kendi şartları içinde değerlendirilmesi gerektiği, ihale yapıldıktan sonra

ihalede teklif edilen bedeli değiştirecek değişiklikler yapılmasının ihalede

rekabeti ortadan kaldıran ve üzerine ihale yapılan istekliye ayrıcalık tanıyan

bir işlev gördüğü, sözleşmede üst hakkı sözleşmesi üzerinden değişiklikler

yapılmasının sözleşmeye bağlılık ilkesi ile bağdaşmamasının yanında adil ve

hakkaniyetli olmadığı ayrıca hukuki güvenlik, doğruluk, dürüstlük kuralına da

uygun olmadığı, bu uygulamanın kamu yararı ölçütüyle örtüşmediğinden hukuk

devleti ilkesine de aykırılık teşkil ettiği, bunların yanında ihalede rekabeti

ortadan kaldırdığı ve ihale yapılan istekli lehine ayrıcalık tanıyan bir işlev

gördüğü için eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın

2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu,

b- ".ve 4 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrası." ibaresine

ilişkin olarak özetle; hukuki uyuşmazlıkların, uyuşmazlığa konu işlemin

yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan hukuk kurallarına göre çözülmesi

gerektiği, bu ilkenin ihale ve sözleşme hukukunun temelini oluşturduğu, dava

konusu kural uyarınca ihale işlerin sonradan yürürlüğe giren yasal kurallara

göre sonuçlandırılmasının ihalelerde rekabeti ortadan kaldıran bir işlev

görmesi nedeniyle hukuk devleti ilkesine aykırılık teşkil ettiği, idari yargı

mercileri nezdinde davaların olduğu ve bunlardan bir kısmı için yürütmeyi

durdurma kararı verildiği halde Kanun'un 4. maddesinin dokuzuncu fıkrasının

süreci devam eden ihaleler ile sözleşmesi imzalanmış işlere de uygulanacağı, bu

davaların kimleri ilgilendirdiğinin belli olduğu, kanunların genelliği ilkesi

uyarınca kuralların belli bir kişiyi hedef almayan, özel, aktüel, geçici bir

durumu gözetmeyen, fakat önceden saptanmış olup soyut şekilde uygulanabileceği

bütün kişilere hitap eden hükümler içermesi gerektiği öte yandan hukuki

güvenliğin sadece bireylerin devlet faaliyetlerine duyduğu güveni değil, aynı

zamanda yürürlükteki hukuk düzeninin süreceğine duyulan güveni de içermesi

nedeniyle yürürlükte bulunan yasal düzenlemelere göre verilmiş yargı

kararlarını geçersiz kılan yasal düzenlemelerin yapılmasının bu ilkeyle

bağdaşmayacağı, ayrıca bu durumun kamu yararı ilkesiyle de örtüşmediği,

Kanun'un 4. maddesinin dokuzuncu fıkrasına ilişkin olarak yer verilen iptal

gerekçelerinin dava konusu kural yönünden de geçerli olduğu belirtilerek

kuralın, Anayasa'nın 2., 10., 138. ve 167. maddelerine aykırı olduğu,

ileri sürülmüştür.

b- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu

93. Kanun'un geçici 1. maddesi, 3359 sayılı Kanun'un ek 7.

maddesinin yürürlükte olduğu dönemde bu madde çerçevesinde gerçekleştirilen

ihalelerin nasıl sonuçlandırılacağını, uygulanacak kuralları, sözleşmelerin

geçerliliğini, yapılan ihalelere karşı açılan davalarda verilen kararların

nasıl yerine getirileceğini düzenlemektedir. Dava konusu ibareleri de içeren

(1) numaralı fıkra; "Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 3359

sayılı Kanunun bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ek 7 nci maddesi çerçevesinde

ilana çıkılarak ihale süreci başlatılmış olan işler mevcut ihale şartnamelerine

göre sonuçlandırılır. (Değişik ikinci cümle: 26/2/2014-6527/24 md.) Ancak bu

Kanunun üst hakkı tesisine yönelik hükümleri ile 3 üncü

maddesinin yedinci fıkrası ve 4 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrası,

süreci devam eden ihalelere ve sözleşmesi imzalanmış işlere de uygulanır."

şeklinde olup fıkranın birinci cümlesi, 6428 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği

tarihten önce 3359 sayılı Kanun'un ek 7. maddesi gereğince ilana çıkılarak ihale

süreci başlatılmış olan işlerin mevcut ihale şartnameleri doğrultusunda

gerçekleştirilmesini hükmederken üst hakkı ve sözleşme ya da sözleşme

taslaklarında değişiklik yapılmasına ilişkin 4. maddenin (9) numaralı

fıkrasının bu uygulamadan istisna tutularak süreci devam eden ihalelere ve

sözleşmesi imzalanmış işlere de uygulanmasını öngörmektedir. Buna göre üst

hakkı ile sözleşme ve eklerinde yapılacak değişiklikler ve sözleşmenin sona

erdirilmesine ilişkin işlemlere 6428 sayılı Kanun hükümleri uygulanacaktır.

94. Kişilere hukuk güvenliğinin sağlanması, hukuk devletinin ön

koşullarındandır. Hukuk devleti, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,

bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de

yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını

gerektirir. Hukuk güvenliğinin sağlanması, bu doğrultuda kanunların geleceğe

yönelik öngörülebilir belirlemeler yapılabilmesine olanak verecek kurallar

içermesini gerekli kılar. Geriye dönük düzenlemelerle kişilerin haklarının

hukuki istikrar ve güvenlik ilkesi gözetilmeden kısıtlanması hukuk devleti

ilkesiyle bağdaşmaz. Hukuk devletinin sağlamakla yükümlü olduğu hukuk

güvenliği, kural olarak kanunların geriye yürütülmemesini gerekli kılar.

Kanunların geriye yürümezliği ilkesi uyarınca, kanunlar kamu yararı ve kamu

düzeninin gerektirdiği, kazanılmış hakların korunması, mali haklarda

iyileştirme gibi kimi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihinden

sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılırlar; geçmiş, yeni

çıkarılan bir kanunun etki alanı dışında kalır. Bu nedenle, sonradan yürürlüğe

giren kanunların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili

olmaması hukukun genel ilkelerindendir.

95. Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında, kanunların geriye yürümezliği ilkesi ile ilgili olarak gerçek geriye yürüme ve gerçek olmayan geriye yürüme ayrımı yapılmaktadır. Gerçek geriye yürüme, yeni getirilen kuralın eski kural döneminde tamamlanmış ve hukuki sonuçlarını doğurmuş hukuksal durum, ilişki ve olaylara uygulanmasıdır. Gerçek olmayan geriye yürüme ise yeni getirilen kuralın eski kural yürürlükte iken başlamakla beraber henüz sonuçlanmamış hukuksal durum, ilişki ve olaylara uygulanması anlamına gelmektedir.

96. 6428 sayılı Kanun'un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca KÖİ modeli yatırımlarda sözleşmeler belirtilen sabit yatırım dönemi hariç en fazla otuz yıl olmak üzere yapılabilmektedir. Aynı Kanun'un 1. maddesi uyarınca sabit yatırım dönemi hariç otuz yılı geçmemek üzere üst hakkı tesis edilebilmektedir. İdare ile yüklenici arasındaki hukuki ilişki belirtilen sürelerin sonuna kadar devam etmektedir. Dolayısıyla aralarındaki hukuki ilişki devam eder niteliktedir. Bu nedenle kazanılmış haktan ya da kesinleşmiş işlemlerden söz edilemez.

97. Diğer yandan KÖİ modelinin ilk uygulamaları 3359 sayılı

Kanun'un ek 7. maddesine göre gerçekleştirilmekte iken 6428 sayılı Kanun'un

yürürlüğe girmesi ile bu Kanun hükümleri uygulanmaya başlanmıştır. Ek 7.

maddeye göre ihaleyi kazanan gerçek veya tüzel kişilere tanınan üst hakkı en

fazla kırk dokuz yıl olarak saptanmışken 6428 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile bu

süre otuz yıla indirilmiştir. Ayrıca KÖİ modelinde sürekli ve bağımsız üst

hakkı tanınması benimsenmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 826.

maddesi üst hakkının sürekli ve bağımsız olması için en az otuz yıl olarak

kurulması gerekmektedir. Dava konusu kural ile üst hakkına ilişkin süre otuz

yıl olarak öngörülerek 6428 sayılı Kanun hükümleriyle uyumlu hale

getirilmiştir. Bunun yanında Kanun'un 4. maddesinin (9) numaralı fıkrası

sözleşme ve ekleri ile sözleşme taslağında değişiklik yapılması ve sözleşmenin

karşılıklı anlaşma ile sona erdirilmesine ilişkindir. Yeni koşulların ortaya

çıkması durumunda ancak tarafların ortak iradeleri ile sözleşmede değişiklik

yapabilmeleri ya da sözleşmeyi sona erdirmeleri söz konusudur. Böylece

kişilerin iradelerinin tek taraflı etkisiz kılınması söz konusu değildir.

Böylece dava konusu ibareler ile gerek TMK ve 6428 sayılı Kanun arasında gerekse

sözleşmeler arasında eşgüdüm sağlanmasının amaçlandığı ve bu amacın kamu

yararını gerçekleştirmeye yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Kaldı ki dava konusu

ibareler ile 3359 sayılı Kanun döneminde yapılan sözleşmeler ile 6428 sayılı

Kanun döneminde yapılan sözleşmeler aynı hükümlere tabi olabilecektir. Böylece

yapılan değişiklik ile eski ve yeni kuralların geçerli olduğu dönemde yapılan

üst hakkı ve sözleşmelere ilişkin uygulamalar ortak hükümlere tabi kılınmakta,

kurallar arasındaki farklar giderilerek eşgüdüm sağlanmakta ve aynı hukuki

durumdaki yükleniciler aynı hükümlere tabi olmaktadır. Bu anlamda yapılan

değişikliklerin hukuki güvenlik ve istikrarı engellediği ve eşitlik ilkesine

aykırı olduğu söylenemez.

98. Öte taraftan dava dilekçesinde ".ve 4 üncü maddesinin

dokuzuncu fıkrası." ibaresinin Anayasa'nın 138. maddesine

de aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 138. maddede hâkimlerin görevlerinde

bağımsız oldukları, Anayasa, kanun ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine

göre hüküm verecekleri, hiç bir organ, makam, merci veya kişinin yargı

yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat

veremeyeceği, genelge gönderemeyeceği, tavsiye ve telkinde bulunamayacağı,

görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması

ile ilgili soru sorulamayacağı, görüşme yapılamayacağı veya herhangi bir

beyanda bulunulamayacağı, yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme

kararlarına uymak zorunda bulundukları, bu organlar ve idarenin mahkeme

kararlarını hiçbir suretle değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini

geciktiremeyeceği hükme bağlanmıştır.

99. Yasama organının mahkeme kararlarını değiştirememesi ilkesi yasama organının kanun yoluyla kesinleşmiş olan kararları ortadan kaldıramaması anlamına gelir. Mahkeme kararının kanun yoluyla değiştirilememesi ilkesi, maddi hukukta herhangi bir değişiklik yapmaksızın sadece somut mahkeme kararlarının kanun yoluyla değiştirilmesi ya da uygulanmasının engellenmesi hâlleri için söz konusu olacaktır.

100. Dava konusu ibare ile mevcut ihaleler yönünden ile sözleşme

ve eklerinin değiştirilmesi ve sona erdirilmesi konularına yönelik olup

sözleşmeden doğan ihtilaflara ilişkin değildir. Zira kuralda devam eden

yargılamalara uygulanacağına ilişkin hüküm olmadığı gibi bu konuda etkilediği

açılmış bir dava olup olmadığının belirlenmesi ya da var ise kurala göre karar

verilmesi de olanaklı değildir. Ayrıca kuralın yargılaması devam eden davalara

uygulanmasına ilişkin bir Kanun'da ifade de yer almamaktadır. Daha önce tesis

edilmiş bulunan işlemlerin doğurduğu hukuki sonuçları ortadan kaldıracak

şekilde yasama tasarrufunda bulunulması da söz konusu değildir. Dolayısıyla

yargı mercilerince verilecek kararların uygulanmasını öngören kural Anayasa'nın

138. maddesine aykırı değildir.

101. Açıklanan nedenlerle, dava konusu ".üst hakkı tesisine yönelik hükümleri ile." ibaresi Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine, ".ve 4 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrası." ibaresi Anayasa'nın 2., 10. ve 138. maddelerine aykırı değildir. İptal taleplerinin reddi gerekir.

102. Engin YILDIRIM, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Alparslan ALTAN, Celal Mümtaz AKINCI ile Erdal TERCAN 6428 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan ".ve 4 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrası." ibaresi yönünden, M. Emin KUZ ile Hasan Tahsin GÖKCAN ise her iki ibare yönünden bu görüşe katılmamışlardır.

103. 6428 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan ".ve 4 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrası." ibaresinin Anayasa'nın 167. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.

I- Kanun'un 24. Maddesiyle 6428 Sayılı Kanun'un Geçici 1. Maddesine Eklenen (3) Numaralı Fıkranın İncelenmesi

a- İptal Talebinin Gerekçesi

104. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kural ile mevcut ihale

dokümanlarında ve sözleşmelerde geçmiş ve geleceği kapsayacak şekilde düzenleme

yapılmasının tüm ihalelerin temelinde yatan rekabet, eşit muamele ve

güvenilirlik ilkelerini askıya alacağı, yolsuzluk ve usulsüzlükleri

yasallaştıracağı, somut ihaleler hakkında verilmiş yargı kararlarını etkisiz

hâle getireceği, mevcut ihale dokümanlarına göre ihale yapıldığı ve sözleşmeye

bağlanarak hukuksal işlemin tamamlandığı halde ihaleden sonra değişiklik

yapılması sonucu ihale dokümanına göre teklifte bulunan isteklilerin tekliflerini

değiştirebilmelerinin engellendiği, bu durumun yapılmış ihalede saydamlığın,

rekabetin, eşit muamelenin ve güvenirliliğin ortadan kalkması ve dolayısıyla

yapılmış ihalenin hukuken sakatlanması sonucunu doğuracağı, uygulamanın adil ve

hakkaniyete uygun olmamasının yanında kamu yararı ölçütüyle, hukuk devleti ve

sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile üzerine ihale yapılan istekliye ayrıcalık

tanınması sonucunu doğurması nedeniyle de kanun önünde eşitlik ilkesiyle

bağdaşmadığı, bununla birlikte idari yargı mercilerinde görülmekte olan hukuki

uyuşmazlıklar için her aşamada verilecek her türlü yargı kararının gereğinin,

yargı kararı doğrultusunda değil, mevcut ihale dokümanında ve sözleşmelerde

gerekli düzenlemeler yapılarak yerine getirilmesi ile hukuk yollarının

kapatılmış olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 10. ve 138. maddelerine

aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

b- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu

105. 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesi uyarınca, kural ilgisi nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesi yönünden de incelenmiştir.

106. Dava konusu kural, 6428 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihinden önce 3359 sayılı Kanun'un ek 7. maddesine göre yapılan ihalelere karşı açılan davalarda idari yargı mercilerince verilen kararların gereklerinin ihale dokümanı ve sözleşmelerde gerekli düzenlemeler yapılarak yerine getirilmesini öngörmektedir.

107. Hukuk devletinde kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin sağlanması

ve korunması esas olduğundan, kişilere etkili hak arama imkânı sağlayan

güvencelerin de tanınması gerekmektedir. Bu çerçevede Anayasa'nın "Hak

arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinin birinci

fıkrasında, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." denilerek,

herkese, adaleti bulma, hakkı olanı elde etme ve haksızlığı giderme imkânı

sağlanmıştır. Böylece kişilerin hukuki güvenlikleri etkin bir koruma

mekanizmasına kavuşturulmuştur. Mahkeme kararlarının değiştirilememesi,

yasamanın ve yürütmenin kesinleşmiş yargı kararlarıyla oluşmuş hukuksal

durumlara dokunamaması ya da bunları ortadan kaldıramaması hukuk devletinin

temel ilkelerindendir. Nitekim Anayasa'nın 138. maddesinin son fıkrasında da

"Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak

zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararını hiçbir suretle değiştiremez

ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez." hükmüne yer

verilmiştir. Bu nedenle, davaya taraf olan kişinin anayasal güvencelerinin

etkin olarak korunması ve hukuka uygunluğun sağlanması için, idarenin kendisi

hakkında verilen nihai yargı kararlarına uyması gerekmektedir.

108. Adalete olan inancın ve güven duygusunun sarsılması, Devletin temeli sayılan adaleti koruyan ve sağlamakla görevli yargı organını işlevsiz hâle getirecek, yargı kararının bağlayıcılık ifade etmemesi algısı yaratıldığında ise idareye keyfi davranış sergileme imkânı verilmiş olacaktır.

109. Bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme, mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme, yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan hak arama hürriyetinin olmazsa olmaz koşuludur. Hak arama özgürlüğünün bir gereği olan mahkemeye erişim hakkı, yargılama sonunda verilen kararın etkili bir şekilde aynen ve gecikmeksizin uygulanmasını da gerektirmektedir. Mahkeme kararlarını uygulanamaz hâle getiren düzenlemeler, mahkemeye erişim hakkını da anlamsız kılacaktır.

110. Kişilerin, Devlete güven duymaları, maddi ve manevi

varlıklarını geliştirebilmeleri, temel hak ve özgürlüklerden yararlanabilmeleri

ancak hukuk güvenliği ve üstünlüğünün sağlandığı bir hukuk düzeninde

gerçekleşebilir. Hukuk güvenliğinin ve hukukun üstünlüğünün sağlanması için

Devletin işlem ve eylemlerine karşı yargı yolunun açık tutulması yeterli

olmayıp yargı mercileri tarafından verilen kararların gecikmeksizin uygulanması

da gerekir. Bir işlemin hukuka aykırı olduğu yapılan yargısal denetim

neticesinde tespit edilmesine rağmen işlemin iptali yönündeki yargısal kararın

uygulanmaması, Devletin işlem ve eylemlerine karşı yargı yolunun açık

tutulmasını anlamsız hâle getirir. Zira hukuk güvenliği ve hukukun üstünlüğü

sadece hukuka aykırılıkların tespit edilmesiyle değil, bunların tüm sonuçlarıyla

ortadan kaldırılmasıyla sağlanabilir. Mahkeme kararlarının bağlayıcılığını ve

gecikmeksizin uygulanmasını sağlayacak etkili tedbirlerin alınması hukuk

devletinin asgari gereklerindendir.

111. Kamu bütçesini aşacak boyutta finansman gerektiren KÖİ modeliyle

yapılan yatırımların kapsamı, boyutu, ekonomik değeri ve sağlık hizmetine

yapacağı katkılar düşünülerek ihale sürecine ilişkin işlemlerin ve sonrasında

imzalanan sözleşmelerin mümkün olduğu ölçüde sürdürülmesinin hedeflenmesinde

kamu yararı olduğu açıktır. Gerekçesine bakıldığında dava konusu kuralın, 6428

sayılı Kanun kapsamında kapsamda yapılan işlerin önemi ve yüksek maliyeti ve

uluslararası finans kuruluşlarının uzun süreli ve hukuki anlamda güven içeren

yatırımlara destek vermeleri nedeniyle ihalenin tümüyle iptal edilmeksizin bazı

tadilatlarla düzeltilebilmesi, hukuka dolayısıyla da mahkeme kararlarına uygun

hâle getirilebilmesi için idari yargı mercilerince verilecek kararlar

çerçevesinde ihale dokümanı ve sözleşmelerde gereken düzenlemelerin yapılması

suretiyle işlerin yürütülmesi amacıyla düzenlendiği anlaşılmaktadır.

112. Kural uyarınca sözleşmeler ve ihale dokümanları iptal

edilmeyecek, mahkeme kararlarının gerekleri yönünde değiştirilecektir. Böylece

hem mahkeme kararlarının gerekleri yerine getirilecek hem de sözleşme ve ihale

süreci devam edebilecektir. Dolayısıyla dava konusu kural uyarınca idari yargı

organları tarafından verilen kararların uygulanmamasını ya da geciktirilmesini

öngörmemekte, sadece bu kararların uygulanma şeklini göstermektedir. Diğer

anlatımla kural, yargının verdiği ve bağlayıcı olan kesin hüküm niteliğini

almış yargı kararlarının etkili bir şekilde aynen ve gecikmeksizin

uygulanmasına engel teşkil etmemektedir. Doküman ya da sözleşmelerde kararlar

doğrultusunda değişiklik yapılması, kararların yerine getirilmemesi anlamını da

taşımaz. Kural, idarenin mahkeme kararını değiştirebilmesine değil sadece karar

doğrultusunda doküman ya da sözleşmenin değiştirilmesini hükmetmektedir. Kaldı

ki yargı organı tarafından ihalenin tamamen iptal edilmesi ya da ana

unsurlarının iptal edilmesi durumunda doküman ya da sözleşmelerde değişiklik

yapılması olanağının da ortadan kalkacağı kuşkusuzdur. Bu nedenle kural,

doküman ya da sözleşmede değişiklik yapılarak uygulanması mümkün haller için

geçerlidir. Tüm bunlara rağmen kararın yerine getirilmediğinin düşünülmesi

durumunda yeniden yargı yoluna gidilmesi de mümkündür. Dolayısıyla dava konusu

kural hak arama özgürlüğüne, hukuki güvenlik ve hukuk devleti ile mahkeme

kararlarının bağlayıcılığı ilkelerine aykırılık teşkil ettiği söylenemez.

113. Öte yandan dava dilekçesinde kuralın eşitlik ilkesine de

aykırı olduğu ileri sürülmüştür. İhaleyi kazanan ve idare ile sözleşme

taslağını görüşen ya da bu aşamayı geçerek sözleşme imzalayan yüklenici ile

diğer istekliler aynı hukuki durumda değildirler. Eşitlik karşılaştırması

yapılabilmesi için karşılaştırmaya esas alınacak kişi ya da grupların aynı veya

benzer hukuki durumda bulunmaları gerekir. Yüklenici ile sadece ihaleye

katılmış olan diğer isteklilerin aynı durumda olmamaları nedeniyle eşitlik

karşılaştırmasına tabi tutulamazlar. Üstelik belirtilen aşamalarda bulunan

tüm yüklenicilerin aynı hukuki kurallara tabi olacağı kuşkusuzdur. Haklarında

verilmiş yargı kararı bulunan yüklenicilerin dava konusu kurala tabi olacakları

kuşkusuzdur. Yüklenici ile herhangi bir nedenle sözleşmenin yapılmaması ya da

feshedilmesi durumunda diğer istekliler ile aynı işlemler yapılabilecek ve

onların da aynı kurallara muhatap olabilecekleri açıktır. Dolayısıyla dava konusu

kuralın eşitlik ilkesine aykırılığından söz edilemez.

114. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2., 10., 36. ve 138. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

115. M. Emin KUZ ile Hasan Tahsin GÖKCAN bu görüşe katılmamışlardır.

IV- YÜRÜRLÜĞÜN

DURDURULMASI TALEBİ

116. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralların uygulanmasının insanların maddi ve manevi zararlarının doğmasına yol açacağı, hukuk devleti sayılmanın gereği olarak anayasal düzenin en kısa sürede hukuka aykırı kurallardan arındırılması gerektiği, aykırılıkların sürdürülmesinin, hukukun üstünlüğü ilkesini zedeleyeceği ve bu durumda kişi hak ve özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından hukuk devleti yönünden de giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol açılacağı belirtilerek yürürlüklerinin durdurulması talep edilmiştir.

26.2.2014 tarihli ve 6527 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un;

A- 1. maddesiyle değiştirilen, 31.8.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 11. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan ".otuz gün içinde." ibaresi ile dördüncü cümlesinde yer alan "İlan süresi geçtikten sonra." ibaresine,

B- 3. maddesiyle 6831 sayılı Kanun'un ek 9. maddesine eklenen beşinci fıkranın ikinci cümlesinde yer alan "...bu tesislerden herhangi bir bedel alınmaz." ibaresine,

C- 8. maddesiyle 8.9.1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun 84. maddesine eklenen dördüncü fıkraya,

D- 9. maddesiyle 2886 sayılı Kanun'a eklenen geçici 4. maddeye,

E- 17. maddesiyle 4.5.2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun'un 8. maddesine eklenen (15) numaralı fıkraya,

F- 18. maddesiyle 5651 sayılı Kanun'un 9/A maddesine eklenen (9) numaralı fıkraya,

G- 23. maddesiyle değiştirilen, 21.2.2013 tarihli ve 6428 sayılı Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İş Birliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 4. maddesinin (9) numaralı fıkrasına,

H- 24. maddesiyle 6428 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin;

1- Birinci fıkrasının değiştirilen ikinci cümlesinde yer alan ".üst hakkı tesisine yönelik hükümleri ile." ve ".ve 4 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrası." ibaresine,

2- Eklenen (3) numaralı fıkrasına,

yönelik iptal talepleri, 28.1.2016 tarihli ve E.2014/92, K.2016/6 sayılı kararla reddedildiğinden, bu madde, fıkra ve ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE, 28.1.2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

V- HÜKÜM

26.2.2014 tarihli ve 6527 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un;

A- 1. maddesiyle değiştirilen, 31.8.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 11. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan ".otuz gün içinde." ibaresi ile dördüncü cümlesinde yer alan "İlan süresi geçtikten sonra." ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

B- 3. maddesiyle 6831 sayılı Kanun'un ek 9. maddesine eklenen beşinci fıkranın ikinci cümlesinde yer alan "...bu tesislerden herhangi bir bedel alınmaz." ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

C- 8. maddesiyle 8.9.1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun 84. maddesine eklenen dördüncü fıkranın Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

D- 9. maddesiyle 2886 sayılı Kanun'a eklenen geçici 4. maddenin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

E- 17. maddesiyle 4.5.2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun'un 8. maddesine eklenen (15) numaralı fıkranın Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Serdar ÖZGÜLDÜR ile Serruh KALELİ'nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

F- 18. maddesiyle 5651 sayılı Kanun'un 9/A maddesine eklenen (9) numaralı fıkranın Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Serdar ÖZGÜLDÜR ile Serruh KALELİ'nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

G- 23. maddesiyle değiştirilen, 21.2.2013 tarihli ve 6428 sayılı Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İş Birliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 4. maddesinin (9) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Engin YILDIRIM, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Alparslan ALTAN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, M. Emin KUZ ile Hasan Tahsin GÖKCAN'ın karşıoyları ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 65. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince OYÇOKLUĞUYLA,

H- 24. maddesiyle 6428 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin;

1- Birinci fıkrasının değiştirilen ikinci cümlesinde yer alan;

a- ".üst hakkı tesisine yönelik hükümleri ile." ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, M. Emin KUZ ile Hasan Tahsin GÖKCAN'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

b- ".ve 4 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrası." ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Engin YILDIRIM, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Alparslan ALTAN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, M. Emin KUZ ile Hasan Tahsin GÖKCAN'ın karşıoyları ve 6216 sayılı Kanun'un 65. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince OYÇOKLUĞUYLA,

2- Eklenen (3) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, M. Emin KUZ ile Hasan Tahsin GÖKCAN'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

28.1.2016 tarihinde karar verildi.

Başkanvekili

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

Engin YILDIRIM

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Serruh KALELİ

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Recep

KÖMÜRCÜ

Üye

Alparslan

ALTAN

Üye

Nuri

NECİPOĞLU

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye

Erdal TERCAN

Üye

M. Emin KUZ

Üye

Hasan Tahsin

GÖKCAN

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. 6527 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 3. maddesiyle, 6831 sayılı Kanun'un ek 9. maddesine eklenen beşinci fıkranın ikinci cümlesinde yer alan ".bu tesislerden herhangi bir bedel alınmaz" ibaresinin iptali isteminin reddine ilişkin çoğunluk kararına aşağıdaki nedenlerle katılmıyoruz:

2. İptali istenen kuralla, Devlet ormanlarında, erişme kontrolü uygulanan karayollarındaki ulaştırma yapıları ve müştemilatı olan hizmet tesisleri ile bakım işletme tesislerine, karayolu sınır çizgisi içinde kalmak kaydıyla izin verilmesini öngören beşinci fıkranın kapsamındaki bu tesislerden, Devlet idareleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan, işletilen, işlettirilen veya yap-işlet-devret modeli esas alınarak yaptırılan ve işlettirilenlerden herhangi bir bedel alınmayacağı öngörülmektedir.

3. Kural kapsamındaki yerlerin "karayolu sınır

çizgisi içinde" olanları ifade ettiği açıktır. Dolayısıyla, hangi

tesislerden bedel alınmayacağı, karayolu sınır çizgisine göre

belirlenecektir. "Karayolu sınır çizgisi"nin 6001 sayılı

Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 2.

maddesindeki tanımına göre "kamulaştırılmış, kamuya terk veya

tahsis edilmiş karayolunda mülk ile olan sınır çizgisini; diğer karayollarında

yarmada şevden sonra hendek varsa hendek dış kenarı, hendek yoksa şev üstü

kenarı, dolguda şev etek çizgisini; yaya yolu ile ayrılmış karayolunda yolun

mülkle birleştiği çizgiyi" ifade etmektedir. Yine 2918 sayılı

Karayolları Trafik Kanunu'na göre karayolu sınır çizgisi aynı ölçütlere göre

tanımlanmaktadır. Anılan Kanun'da, otoyollarda karayolu sınır çizgisi

belirlenirken sadece üzerinden trafik akan yol gövdesi değil, otoyol hizmet

tesisleri, bakımevleri gibi zorunlu tesis ve güvenlik alanlarının da

gözetileceği öngörülmektedir.

4. İlgili yasalarda yapılan bu tanımlamalara göre karayolu sınır çizgisinin mülkle birleştiği durumlar dışında somut ve önceden belirlenebilir bir sınır çizgisi mevcut olmayıp, bu çizginin otoyol projesi yapılırken idare ve/veya müteahhit tarafından serbestçe belirlenebileceği anlaşılmaktadır. Buna göre, orman içinden geçen otoyollarda zorunlu olarak müdahale edilecek orman alanı, özel bir mülke temas etmedikçe, idare tarafından istenildiği ölçüde orman sahasına girebilecektir.

5. Anayasa, birçok ülke anayasasından farklı olarak, ormanların

korunmasını özel ve sıkı bir rejime bağlamıştır. Tarihsel olarak Fatih Sultan

Mehmet'le başlayan ancak Osmanlı döneminde gereğince uygulanamayan, ormanların

gerekirse en sert tedbirlerle korunması kaygısı, Cumhuriyet döneminde ormanlara

tekrar verilen öneme rağmen orman alanlarının kaybının önlenemeyişi, anayasa

koyucuyu, 1961 ve 1982 Anayasalarında özel hükümler vazetmeye yöneltmiştir.

Anayasa'nın 169. maddesi, ormanların korunması ve orman sahalarının

genişletilmesi için Devlete görev vermiş; devlet ormanlarının mülkiyetinin

devrolunamayacağını, kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamayacağını,

yanan ormanların yerine yenisinin yetiştirileceğini hükme bağlamıştır. Anayasa

Mahkemesinin 17.2.2002 tarihli ve E:2000/75, K:2002/200 sayılı kararında şu

husus vurgulanmaktadır:

"Devlet ormanlarının gerçek ve tüzelkişilere tahsisinin, karayolları, telefon, elektrik, su, gaz, petrol boru isale hatları, savunma tesisleri, sanatoryum gibi öncelikli kamu hizmetlerinin ormandan geçmesi ya da anılan bina ve tesislerin orman arazileri üzerinde yapılması zorunluluğu bulunduğu hallerle sınırlı olması gerekir. Başka bir anlatımla, kamu yararının bulunması ve zorunluluk hallerinde Devlet ormanları üzerinde ancak irtifak hakkı tesisine olanak tanınabilir."

Öte yandan, Anayasa Mahkemesinin daha sonraki kararlarında, orman arazileri üzerinde Devletçe yapılan ve işletilen tesisler için bedel alınmamasını Anayasa'ya aykırı bulmadığı; orman arazisinde madencilik faaliyeti yapılması halinde ise devlet hakkının %30 fazlasıyla alınacak olmasını, zorunlu olarak yapılacak madencilik faaliyeti ile ormanın aynen korunması arasındaki kamu yararını makul bir dengeye kavuşturduğu gözetilerek, orman alanındaki madencilik faaliyetlerini Anayasa'ya aykırı bulmadığı anlaşılmaktadır.

6. İptali istenen kuralla, yap-işlet-devret modeliyle yapılacak ve

işletilecek tesislerden, kamu idareleri tarafından yapılanlar gibi, herhangi

bir bedel alınmaması esası getirilmiştir. Bu durum, daha önce Anayasa

Mahkemesince incelenen ve Anayasa'ya aykırı bulunmayan düzenlemelerden de

oldukça ileri gitmektedir. Çünkü bu durumda madencilik faaliyetlerinde olduğu

gibi dengeleyici bir unsur (devlet hakkı) söz konusu olmadığı gibi, herhangi

bir bedel veya ücret ödemeyecek olan girişimci, aynı oranda yüksek kar elde

edecek ancak eksilen orman arazisinin telafisi için ayrılması gereken kamu

kaynakları karşılanmayacaktır. Anayasa Mahkemesinin önceki içtihatlarıyla

oluşan ve ormanların aynen korunması gereği ile zorunlu hallerde kamu yararını

gerçekleştirmek amacıyla orman alanlarına belli ölçülerde müdahaleyi olanaklı

kılan irtifak hakkı kullanımı arasında sağlanan adil denge, bu kez iptali

istenen kuralla bozulmaktadır.

Açıklanan nedenlerle kuralın, Anayasa'nın 169. maddesine aykırı olduğu düşüncesindeyiz.

Üye

Kadir ÖZKAYA

Üye

Rıdvan GÜLEÇ

KARŞIOY GEREKÇESİ

Muhtelif kanunlarda değişiklik yapılması amacıyla milletvekillerince verilen 4 ayrı kanun teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plân ve Bütçe Komisyonunda birleştirilerek görüşülmüş ve TBMM Genel Kuruluna sevkedilmiş ve 26.2.2014 tarih ve 6527 sayılı "Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun" olarak kabul edilerek 1.3.2014 tarih ve 28928 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bu Kanun'un 3. maddesi ile 6831 sayılı Kanun'un Ek 9. maddesine eklenen beşinci fıkranın 2. cümlesinde yer alan "...bu tesislerden herhangi bir bedel alınmaz..." ibaresi ile Kanun'un 17. maddesi ile 5651 sayılı Kanun'un 8. maddesine eklenen (15) numaralı fıkranın ve Kanun'un 18. maddesi ile 5651 sayılı Kanun'un 9/A maddesine eklenen (9) numaralı fıkranın anılan kanun tekliflerinde yer almadığı ve bu kuralların TBMM Plân ve Bütçe Komisyonunca birleştirilen metne eklendiği anlaşılmaktadır.

Anayasa'nın 88. maddesinde "Kanun teklif etmeye Bakanlar Kurulu ve milletvekilleri yetkilidir.

Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde

görüşülme usul ve esasları İçtüzükle düzenlenir." denilmektedir.

Anayasa'nın 88. maddesinin birinci fıkrasının ihlâli sonucu bir yasalaştırma

söz konusuysa, bu konudaki ihlâl Anayasa'nın 148. maddesi anlamında bir

"şekil sakatlığı"na değil, doğrudan 88. maddesine aykırı düşer ve

yapılacak anayasal denetimin, "şekil bakımından" değil, "esas

bakımından" söz konusu olması gerekir. 88. maddenin ikinci fıkrasındaki

"Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülme

usul ve esasları İçtüzükle düzenlenir" hükmünün de, bu açıklama

çerçevesinde yorumlanması ve bu düzenlemenin aynı maddenin birinci fıkrasındaki

anayasal hüküm doğrultusunda anlaşılması ve hüküm ifade etmesi gerekir. Yani,

birinci fıkraya aykırı bir durum söz konusu ise artık ortada doğrudan bir

Anayasa ihlâli söz konusu olacak ve Anayasa'nın bu hükmünün bir tekrarından

ibaret olan TBMM İçzüğü'nün 35. maddesinin ihlâli nedeniyle, Anayasa'nın

148. maddesinde belirtilen (ve son oylamaya ilişkin olmadığından kanunun

iptalini gerektirmeyen) bir şekil sakatlığından ve şekil denetiminden değil;

88. maddenin birinci fıkrasının ihlâli sonucu esası ilgilendiren bir

sakatlıktan ve esas denetimden söz edilebilecektir.

Davanın somutu ile ilgili olarak düzenleme öngören TBMM İçtüzüğü'nün "Komisyonların yetkisi, toplantı yeri ve zamanı" başlıklı 35. maddesinin ilgili bölümleri şöyledir: "Komisyonlar, kendilerine havale edilen kanun tasarı ve/veya tekliflerini aynen veya değiştirerek kabul veya reddedebilirler; birbirleriyle ilgili gördüklerini birleştirerek görüşebilirler ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca kendilerine ayrılan salonlarda toplanırlar.

Ancak, komisyonlar, 92 nci maddedeki özel durum dışında kanun teklif edemezler, kendilerine havale edilenler dışında kalan işlerle uğraşamazlar. Başkanlık Divanının kararı olmaksızın Genel Kurulun toplantı saatlerinde görüşme yapamazlar ve kanun tasarı ve tekliflerini bölerek ayrı ayrı metinler halinde Genel Kurula sunamazlar."

İçtüzüğün 35. maddesinin yukarıdaki açık metninden de açıkça anlaşılacağı üzere, komisyonların kendilerine havale edilen Kanun tasarı ve tekliflerini görüşme yetkileri sınırlandırılmış olup, Komisyonların İçtüzüğün 92. maddesindeki özel durum dışında (genel veya özel af ilanını içeren kanun tasarı ve teklifleri) kanun teklif etme yetkileri yoktur. Yukarıda belirtilen yasa değişiklikleri önerilen teklif metinlerinde olmadığı halde Plân ve Bütçe Komisyonu tarafından birleştirilen metne ilave edilerek kanunlaştırıldığından, bu durum Anayasa'nın 88. maddesinin birinci fıkrasına (dolayısiyle de bu hükmün açıklaması mahiyetinde bulunan TBMM İçtüzüğü'nün 35. maddesine) açıkça aykırı düşmektedir.

Anayasa'nın 88. maddesinin birinci fıkrasının açık âmir hükmü karşısında, TBMM İçtüzüğü'nün 87 nci maddesi gerekçe gösterilerek, görüşülmekte olan bir tasarı veya teklifin konusu olmayan "başka" kanunlarda ek ve değişiklik getiren "yeni bir kanun teklifi mahiyetindeki" değişikliklerin "Genel Kurul" tarafından da yapılamayacağı açıktır.

Anayasa'nın 148. maddesindeki "Kanunların şekil bakımından

denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı.

hususları ile sınırlıdır." hükmünün de bu belirlemeye etkisinin

olamayacağı kuşkusuzdur. Gerçekten, 88 nci maddenin birinci fıkrasına açıkça

aykırı bir yasama faaliyeti sözkonusu olduğundan, Genel Kurulca öngörülen

çoğunlukla yapılacak bir "son oylama"nın belirtilen Anayasa'ya

aykırılığı düzelteceği kabul edilemez. Ancak 88 inci maddenin birinci fıkrasına

uygun bir yasama faaliyeti içerisinde 148 inci maddedeki "şekil

denetimi" kuralı işletilebilir. Davanın somutunda ise yukarıda açıklandığı

üzere, aksi yönde bir yasama faaliyeti bulunduğu görüldüğünden; 148 inci maddenin

bu davanın somutunda uygulama kabiliyeti bulunmamaktadır. (Bu konudaki bir

inceleme için bkz.: Torba Yasalar ve Yasama sürecindeki İçtüzük Hükümlerinin

Şekil Denetimi Sorunu, Hıfzı DEVECİ, TBB Dergisi, 2015 (117) s. 55-90)

Esasen Anayasa Mahkemesinin 25.12.2008 tarih ve E.2008/71, K.2008/183 sayılı kararına (RG 9.4.2009, Sayı:27195) konu iptal davası başvurusunun içeriğinden de, bu şekildeki bir uygulamanın TBMM İçtüzüğü'nün 35. maddesine aykırı düştüğünün TBMM Başkanlığınca saptandığı ve ilgili komisyona kabul edilen tasarı metninin iade edilmesine karşılık, ilgili komisyonca iade edilen tasarı metninin yeniden bir üst yazı ile Genel Kurulun onayına sunulmak üzere TBMM Başkanlığına geri gönderildiği ve akabinde yasalaştığı anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle; yukarıda işaret edilen kuralların Anayasa'nın 88. maddesine aykırı düşmesi nedeniyle iptaline karar verilmesi gerektiği kanaatine ulaştığımızdan; çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyoruz.

Başkanvekili

Engin YILDIRIM

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

KARŞIOY GEREKÇESİ

26.2.2014 tarihli ve 6527 sayılı, Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un bazı maddelerinin iptallerine karar verilmesi istenmiştir. Bu kapsamda aşağıdaki kuralların da iptali istenmiş, ancak Mahkememiz çoğunluğu tarafından kurallar Anayasaya aykırı bulunmayarak iptal talebi reddedilmiştir.

Aşağıda belirtilen kuralların, açıklanan nedenlerle Anayasa'ya aykırı olduğu ve iptali gerektiği kanaatinde olduğumuzdan, Mahkememiz çoğunluğunun görüşüne katılmamız mümkün olmamıştır.

I- Kanun'un 23. Maddesiyle Değiştirilen 6428 Sayılı Kanun'un 4. Maddesinin (9) Numaralı Fıkrası

6428 sayılı Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İş Birliği Modeli İle Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi Ve Hizmet Alınması İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un iptali istenen, 4. maddesinin 9 numaralı fıkrası şu şekildedir:

"(9) Mücbir sebepler, olağanüstü hâller veya sözleşme ve

eklerinin uygulanmasını etkileyen bir durumun ortaya çıkması veya sözleşme ve

eklerindeki hükümlerin ihtilaf içermesi hâllerinde sözleşmenin

uygulanabilirliğini veya anlaşılabilirliğini sağlamak amacıyla, sözleşme

bedelini değiştirmemek kaydıyla Sağlık Bakanı onayı ile sözleşme ve eklerinde

taraflarca değişiklik yapılabilir. Yapım işlerinde mücbir sebepler, olağanüstü

hâller veya yüklenicinin kusurundan kaynaklanmayan sebeplerle, sözleşmede

öngörülen şartlarda işin tamamlanamayacağının anlaşılması hâlinde bedel,

ihalede nihai teklifin verildiği tarih esas alınarak güncellenir ve buna bağlı

olarak Bakan onayı ile sözleşmede gerekli düzenlemeler yapılır. Yüksek Planlama

Kurulunun yetkilendirme kararından sonra yapım işlerine ilişkin ön fizibilite

raporu veya projelerde, ihale dokümanındaki yatırım maliyetinde öngörülen

sınırları aşan bir değişiklik olması hâlinde; değişen fizibilite raporu veya

projeler ve ilgili diğer belgeler Yüksek Planlama Kuruluna yeniden sunulur,

Yüksek Planlama Kurulunun yeni yetkilendirmesine istinaden sözleşme taslağında

ve eklerinde gerekli tadiller yapılır. Sözleşmenin taraflarca karşılıklı sona

erdirilmesine veya sözleşme değişikliklerine ilişkin hususlar sözleşmede

belirlenir. Sözleşmenin sona erdirilmesi hâlinde kesin teminat mektubu iade

edilir ve sözleşme konusu işlerin hesabı genel hükümlere göre yapılır."

Kural, Mahkememiz çoğunluğu tarafından, uzun süreli bir sözleşmede bu gibi değişikliklerin yapılması ihtiyacının olabileceği, kanun koyucunun mümkün olduğunca sözleşmeyi sona erdirmeden devam ettirme amacında olduğu, bu açıdan bu gibi düzenlemeleri yapma konusunda takdir yetkisine sahip olduğu gerekçeleriyle Anayasaya aykırı bulunmamıştır.

İptali istenen fıkrada, kamu özel ortaklığı kapsamında yapılan ihaleler ve imzalanan sözleşmelerde daha sonra değişiklik yapılması ihtiyacı ortaya çıkarsa bunların ne şekilde yapılacağına ilişkin olarak çeşitli durumlar öngörülmüş ve bu durumlara ilişkin olarak çözüm getirilmeye çalışılmıştır.

Getirilen düzenlemenin genel gerekçesi kapsamında şu hususlara yer

verilmiştir: ".Kamu Özel İşbirliği projelerinin ülkemizde yeni

uygulanmaya başlanması, yüksek bütçeli olup uzun vadeye dayanması sebebiyle

projelerin temelini oluşturan karmaşık sözleşmelerin gelişen hal ve durumlar

için gözden geçirilip güncellenmesi gerekmektedir. Aksi takdirde projelerin

kolaylıkla sona erdirilmesi gündeme gelecektir ki; bu durumda ortaya çıkacak

zarar kamuya, hem hizmetlerin aksaması hem de maddi kayıp olarak yansıyacaktır.

Ayrıca yapısı gereği uluslararası nitelikte ve büyük ölçekli olan bu projelerin

sona erdirilmesi hizmetler ve maliyette ortaya çıkan zararın yanı sıra

uluslararası piyasada; ülkemiz adına güven ve yatırımcı kaybına da sebebiyet

verecektir. Bu sebeplerden dolayı Teklif ile sözleşmelerde değişiklik yapılması

ve bu değişikliklere ilişkin hükmün Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce

yapılmış sözleşmelere de uygulanması amaçlanmıştır. Ayrıca bu kapsamda yapılan işlerin

önemi ve yüksek maliyeti dikkate alınarak idari yargı mercilerince verilecek

kararlar çerçevesinde ihale tümüyle iptal edilmeksizin, ihale dokümanı ve

sözleşmelerde kararların gerektirdiği düzenlemeler yapılarak işlerin

yürütülmesi öngörülmüştür."

Kanun koyucu, yüksek maliyet gerektiren ve uzun süreli yapılması

gereken yatırımların özel sektör tarafından yapılıp, sağlık hizmeti verilmesini

sağlamak amacıyla kamu özel işbirliği (KÖİ) usulünü kabul etmiştir.

Anayasa Mahkemesinin 14.2.2013 tarih ve E. 2011/150, K. 2013/30 sayılı

kararında KÖİ, "özel sektörle kamu idaresi arasında, bir hizmetin

tasarlanması, yapımı, kiralanması, ortaklık kurulması ve finansmanının

sağlanması, işletilmesi gibi unsurların bileşiminden oluşan ve özel hukuk

hükümlerine tabi sözleşmeler üzerinden uygulanan bir işbirliği

modelidir." şeklinde tanımlamıştır. Buna göre, KÖİ

modeli, Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarının ihtiyaç duyduğu tesislerin

idare ile projeyi yürütecek kişiler arasında karşılıklı hak ve yükümlülükleri içeren

özel hukuk hükümlerine tabi sözleşme ile Hazinenin özel mülkiyetindeki

taşınmazlar üzerinde mülkiyet yükleniciye devredilmeksizin sadece yüklenici

lehine sabit yatırım dönemi hariç otuz yılı geçmemek üzere üst hakkı tesis

edilerek gerçekleştirilen, hastane binası inşası, bakımı ve işletilmesi gibi

tıbbi hizmetler dışında kalan yardımcı hizmetlerin yüklenici, kamu hizmetinin

bizzat kendisini oluşturan tıbbi hizmetlerin ise idarenin sorumluluğunda olduğu

kamu yatırım finansmanı çeşididir.

KÖİ'ne ilişkin sözleşme, 6428 sayılı Kanun'un 4. maddesine

göre özel hukuk hükümlerine tabi olmakla beraber, sözleşmenin kurulması

özel hukuk hükümlerine göre tarafların bir araya gelerek akit serbestisi

çerçevesinde sözleşmenin şartlarını belirlemeleri şeklinde olmamakta;

öncesinde, kiminle sözleşme yapılacağının ve sözleşmenin şartlarının

belirlenmesi için, söz konusu Kanun'un 3. maddesi gereğince ayrıca bir de ihale

yapılması gerekmektedir. Nitekim, Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasında "İhalelerde

saydamlığı, rekabeti, eşit muameleyi, güvenilirliği, gizliliği, kamuoyu

denetimini, kaynakların verimli kullanılmasını, ihtiyaçların uygun şartlarda ve

zamanında karşılanmasını sağlamak esastır", denilmiş, maddenin

müteakip fıkralarında ihalenin ne şekilde yapılacağı açıklanmış, arkasından 4.

maddede de sözleşmenin yapılması düzenlenmiştir.

Buna göre idare, yapılan ihalelerde saydamlığı, rekabeti eşit

muameleyi, güvenilirliği, gizliliği, kamuoyu denetimini, ihtiyaçların uygun

zamanda ve şartlarda karşılanmasını ve kaynakların verimli kullanılmasını

sağlamakla sorumludur. Özel hukuk sözleşmelerinde iki taraf karşılıklı ve

birbirine uygun suretle rızalarını beyan ettikleri takdirde akit tamam olur.

Özel hukuk sözleşmelerinde uyulması gereken kurallar kamu hukuku için yeterli

değildir. İdarenin özel hukuka göre yapacağı sözleşmelerde uyacağı birçok kural

vardır. Bu kuralların başında ekonomik açıdan en avantajlı teklifi

değerlendirmek vardır. Ayrıca idare sözleşme yapacağı kişiyi ve yeri serbestçe

seçememektedir. Kanun koyucu, bu şekilde sözleşme öncesinde ihale süreci

öngörerek, kamu yararının daha iyi gerçekleşmesini sağlamaya çalışmaktadır.

KÖİ'ne ilişkin sözleşmeler uzun süreli olduklarından, zamanla değişen şartlara sözleşmenin uyarlanması, öngörülmeyen durumlara göre gözden geçirilmesi gerekebilir. Ancak, kamu yararı gereği, ihale sürecinden sonra kurulan sözleşmenin, ihale sonucuna göre yapılması gerekli olduğu gibi, daha sonraki değişikliklerin de bu esas çerçevesinde gerçekleştirilmesi, ihaleyi anlamsız hale getirecek şekilde yapılmaması gerekir.

Anayasa Mahkemesi'nin pek çok kararında belirtildiği üzere, Anayasa'nın 2. maddesi gereğince hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.

Hukuk devletinin önemli bir unsuru olan belirlilik ilkesi,

bireylerin hukuk kurallarını önceden bilmeleri, davranış ve tutumlarını bu

kurallara göre güvenle düzene sokabilmelerini gerektirmekte olup hukuk

kurallarının belirliliğinin sağlanması yalnızca kanunla düzenleme yapılması

anlamına gelmemektedir. Belirlilik ilkesi, yalnızca yasal belirliliği değil,

daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade etmektedir. Yasal dayanağının

bulunması ve erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olması gibi gereklilikleri

karşılaması koşuluyla, mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri

ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Asıl olan muhtemel muhataplarının mevcut

şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini

öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır.

İptali istenen fıkranın birinci cümlesinde, "Mücbir sebepler, olağanüstü hâller veya sözleşme ve eklerinin uygulanmasını etkileyen bir durumun ortaya çıkması veya sözleşme ve eklerindeki hükümlerin ihtilaf içermesi hâllerinde sözleşmenin uygulanabilirliğini veya anlaşılabilirliğini sağlamak amacıyla, sözleşme bedelini değiştirmemek kaydıyla Sağlık Bakanı onayı ile sözleşme ve eklerinde taraflarca değişiklik yapılabilir" denilmiştir.

Buna göre, sözleşme bedeli değişmemek üzere mücbir sebep, olağanüstü hal ya da sözleşme ve eklerinin uygulanmasını etkileyen bir durumun ortaya çıkması ile sözleşme ve eklerindeki hükümlerin ihtilaf içermesi hallerinde Sağlık Bakanının onayı ile sözleşme ve eklerinde taraflarca değişiklik yapılabilmesi öngörülmektedir. Bu cümle, ihalenin yapılıp sözleşmenin imzalanmasından sonra, sözleşmenin uygulanma aşamasına ilişkindir.

Kuralda geçen, "mücbir sebepler, olağanüstü

haller" ibareleri, geniş bir anlama sahip olmakla beraber, anlamı

ve kapsamı gerek kanunlarda gerekse uygulamada açıklığa kavuşturulduğundan bu

konularda bir belirsizlik olduğunu söylemek uygun değildir. Keza, söz konusu

hallerde, sözleşmenin yeni şartlara göre uyarlanması da bir gerekliliktir.

Ancak, cümlenin devamındaki, "..veya sözleşme ve eklerinin

uygulanmasını etkileyen bir durumun ortaya çıkması veya sözleşme ve eklerindeki

hükümlerin ihtilaf içermesi hâllerinde." ibareleri, son derece

geniş olup, mücbir sebep veya olağanüstü hal dışında bir başka nedenden dolayı

da sözleşmenin değiştirilmesine izin vermektedir. Bu hükme göre, bedel aynı

kalmak kaydıyla sözleşmenin diğer unsurları değiştirilebilecektir. Bu kapsamda

bedel değiştirilmeden, örneğin yüklenicinin borçları hafifletilebilecek

yahut ağırlaştırılabilecektir. Bu şekilde bedel değişmese de, edim

değiştirilebildiğinden, bedelin de bundan dolaylı olarak etkilenmesi

kaçınılmazdır. Bu şekilde taraflar, ihale sürecinin tamamlanmasından sonra,

sözleşmenin önemli unsurlarında değişiklik yaparak, daha önceki ihale sürecini

anlamsız hale getirebileceklerdir. Kural bu haliyle, belirsiz olup idareye,

keyfiliğe yol açabilecek geniş bir takdir yetkisi tanımaktadır. Bu durumun,

Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesine aykırılık teşkil

edeceği açıktır.

Tarafların sözleşmede yapabilecekleri değişikliklerin geçerli olmasını, Bakanın onayına tâbi kılmak da, yukarıda belirtilen sakıncayı gidermek için yeterli bir güvence oluşturmamaktadır.

Fıkranın ikinci cümlesinde sözleşmede değişiklik yapılmasını öngören bir diğer durum düzenlenmiş ve "Yapım işlerinde mücbir sebepler, olağanüstü hâller veya yüklenicinin kusurundan kaynaklanmayan sebeplerle, sözleşmede öngörülen şartlarda işin tamamlanamayacağının anlaşılması hâlinde bedel, ihalede nihai teklifin verildiği tarih esas alınarak güncellenir ve buna bağlı olarak Bakan onayı ile sözleşmede gerekli düzenlemeler yapılır" denilmiştir.

Bu cümlede de, yapım işlerinde mücbir sebep, olağanüstü hal veya yüklenicinin kusurundan kaynaklanmayan sebeplerle, sözleşmede öngörülen işin tamamlanmayacağının anlaşılması durumunda bedelin Bakan onayı ile güncellenmesi ve buna bağlı düzenlemelerin yapılması öngörülmektedir. Güncelleme ihalede nihai teklifin verildiği tarih esas alınarak yapılacaktır. Bu cümle, birinci cümle gibi yapım aşamasına ilişkindir; ancak ondan farklı olarak bedel değişikliği yapılabilmektedir; burada bedelin de güncellenmesi, çok yüksek ihtimalle artırılması kabul edilmiştir.

Şu halde yukarıda incelenen birinci cümledeki duruma benzer şekilde, bu cümlede düzenlenen duruma göre de, "mücbir sebepler ve olağanüstü hâller" dışında, "yüklenicinin kusurundan kaynaklanmayan sebeplerle, sözleşmede öngörülen şartlarda işin tamamlanamayacağının anlaşılması hâli" son derece geniş ve belirsiz olup, idareye çok geniş bir takdir yetkisi tanınmaktadır. Ayrıca, yukarıda birinci cümle açısından ifade edildiği üzere, ihale yapılıp tamamlandıktan sonra, sözleşmede değişiklik yapılarak, daha önce yapılan ihalenin anlamsız ve etkisiz hale getirilmesi mümkündür.

İptali istenen fıkranın üçüncü cümlesinde ise "Yüksek Planlama Kurulunun yetkilendirme kararından sonra yapım işlerine ilişkin ön fizibilite raporu veya projelerde, ihale dokümanındaki yatırım maliyetinde öngörülen sınırları aşan bir değişiklik olması hâlinde; değişen fizibilite raporu veya projeler ve ilgili diğer belgeler Yüksek Planlama Kuruluna yeniden sunulur, Yüksek Planlama Kurulunun yeni yetkilendirmesine istinaden sözleşme taslağında ve eklerinde gerekli tadiller yapılır" şeklinde bir düzenleme getirilmiştir.

Bu hükme göre de, ihaleden sonra, ancak sözleşmesinin yapılmasından önceki aşamada, "ön fizibilite raporu veya projelerde, ihale dokümanındaki yatırım maliyetinde öngörülen sınırları aşan bir değişiklik olması hâlinde" Yüksek Planlama Kurulundan yeni duruma göre yetkilendirme alarak, sözleşme taslağında ve eklerinde gerekli değişiklikler yapılabilecektir. Burada da yine ihale bedelinin değiştirilmesini gerektiren bir değişiklik olması halinde, yeni duruma göre, ihale bedelinin değiştirilmesi, çok yüksek ihtimalle artırılması öngörülmüştür. Ancak burada, değişikliğin gerçekleşebilmesi, Bakanın onayı ile değil, Yüksek Plânlama Kurulunun yetkilendirmesi ile gerçekleşebilecektir.

Bu cümle açısından yine, "ön fizibilite raporu veya projelerde, ihale dokümanındaki yatırım maliyetinde öngörülen sınırları aşan bir değişiklik olması hâlinde" ibaresi son derece geniş ve belirsiz olup, idareye çok geniş bir takdir yetkisi tanımaktadır. Ayrıca, yukarıda incelenen birinci ve ikinci cümleler açısından ifade edildiği üzere, ihalenin tamamlanmasından sonra, sözleşme şartlarında değişiklik yapılarak, ihalenin anlamsız ve etkisiz hale getirilmesi mümkündür.

İptali istenen fıkranın dördüncü ve beşinci cümlelerinde Anayasaya açık bir aykırılık bulunmamakla beraber, Mahkememiz çoğunluğu tarafından, fıkranın bir bütün olarak Anayasaya uygunluğu oylanıp değerlendirildiğinden, önceki cümlelere bağlı olarak bu cümlelerin de Anayasaya aykırı olduğu kabul edilmiştir.

Yukarıda belirtilen gerekçelerle, 6527 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle değiştirilen, 6428 sayılı Kanun'un 4. maddesinin (9) numaralı fıkrasının Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olduğu ve iptali gerektiği kanaatinde olduğumuzdan, çoğunluğun görüşüne katılmamız mümkün olmamıştır.

II- Kanun'un 24. Maddesiyle Değiştirilen 6428 Sayılı Kanun'un

Geçici 1. Maddesinin Birinci Fıkrasının İkinci Cümlesinde Yer Alan ".ve 4 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrası."İbareleri

Dava konusu ibareleri de içeren geçici 1. maddenin 1. fıkrası şu şekildedir;

(1) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 3359 sayılı Kanunun bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ek 7 nci maddesi çerçevesinde ilana çıkılarak ihale süreci başlatılmış olan işler mevcut ihale şartnamelerine göre sonuçlandırılır. Ancak bu Kanunun üst hakkı tesisine yönelik hükümleri ile 3 üncü maddesinin yedinci fıkrası ve 4 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrası, süreci devam eden ihalelere ve sözleşmesi imzalanmış işlere de uygulanır."

Görüldüğü gibi, geçici 1. maddenin 1. fıkrasının birinci

cümlesinde, 3359 sayılı Kanun'un ek 7. maddesinin yürürlükte olduğu dönemde

süreci başlatılan ihalelerin, yeni hükümlerde belirtilen usule göre değil,

mevcut ihale şartlarına göre, yani kaldırılan ek 7. maddede öngörülen

şekilde sonuçlandırılacağı kabul edilmiştir. İptali istenen ibarelerin de

yer aldığı ikinci cümlede ise, süreci başlatıldığı için kaldırılan ek 7.

maddeye tâbi kılınan ihalelerde ve sözleşmesi imzalanmış işlerde, üst hakkı tesisine

ilişkin hükümler, 3. maddenin 7. fıkrası ile 4. maddenin 9. fıkrasındaki

hükümler istisna tutulmuş ve onlara da uygulanması kabul edilmiştir. Buna göre,

süreci başlatıldığı için ek 7. madde kapsamındaki ihalelere ve sözleşmesi

tamamlanmış işlere de, yukarıda (1 numaralı başlıkta) incelenen 4. maddenin 9.

fıkrası hükümleri uygulanacaktır.

İptali istenen ibareler Mahkememiz çoğunluğu tarafından Anayasaya uygun bulunup, iptal talebi reddedilmiştir.

İptali istenen ibarelerden ".üst hakkı tesisine yönelik hükümleri ile." kısmına ilişkin ret kararı kanaatimizce isabetli olmakla beraber; ". ve 4 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrası." ibarelerinin iptali talebinin de reddedilmesi isabetli olmamıştır.

İptali talep edilen ". ve 4 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrası." ibareleri yukarıda incelediğimiz ve Anayasaya aykırı olduğunu düşündüğümüz, 4. maddenin 9. fıkrasına atıf yapmaktadır. O nedenle, yukarıda 1 numaralı başlık altında incelenen 4. maddenin 9. fıkrasına ilişkin Anayasaya aykırılık nedenleri burada da geçerlidir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle 6428 Sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan ".ve 4 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrası." ibarelerinin de Anayasanın 2. maddesine aykırı olduğu ve iptali gerektiği kanaatinde olduğumuzdan, çoğunluğun görüşüne katılmamız mümkün olmamıştır.

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Serruh KALELİ

KARŞIOY GEREKÇESİ

1- 6428 sayılı Kanunun 4. maddesinin dokuzuncu fıkrasında, 6527

sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önce mücbir sebep hâllerinde sözleşmenin

sona erdirilmesi düzenlenmekte iken, yapılan değişiklikle mücbir sebeplerin

yanında "olağanüstü hâller veya sözleşme ve eklerinin uygulanmasını

etkileyen bir durumun ortaya çıkması veya sözleşme ve eklerindeki hükümlerin

ihtilaf içermesi hâllerinde sözleşmenin uygulanabilirliğini veya

anlaşılabilirliğini sağlamak amacıyla, sözleşme bedelini değiştirmemek

kaydıyla" Sağlık Bakanının onayı ile sözleşme ve eklerinde taraflarca

değişiklik yapılabileceğinin; ayrıca "yapım işlerinde mücbir sebepler,

olağanüstü hâller veya yüklenicinin kusurundan kaynaklanmayan sebeplerle,

sözleşmede öngörülen şartlarda işin tamamlanamayacağının anlaşılması

hâlinde" bedelin, ihalede nihaî teklifin verildiği tarih esas alınarak

güncelleneceğinin ve buna bağlı olarak Bakan onayı ile sözleşmede gerekli

düzenlemelerin yapılacağının hükme bağlandığı anlaşılmaktadır.

Böylece anılan kural, mücbir sebep hâllerinde "sözleşmenin sona erdirilmesine" imkân vermekte iken, yapılan değişiklikle mücbir sebeplerin yanında çok daha geniş bir şekilde sayılan sebeplerle ve "sözleşmenin sona erdirilmesine" değil, "sözleşme ile eklerinde ve yapım işlerinde bedelde değişiklik yapılmasına" imkân verecek hâle getirilmiş bulunmaktadır.

Kararda, 6428 sayılı Kanunun 4. maddesinin dokuzuncu fıkrasında getirilen bu düzenlemenin kamu yararı amacına yönelik olduğu, idareye yasama organı tarafından çerçevesi çizilmiş alanda ve değişen şartlara uyum sağlayabilecek esnekliğe sahip bir takdir yetkisi tanınmasının hukukî belirsizlik oluşturduğunun söylenemeyeceği, bu sebeple Anayasanın 2. maddesinde öngörülen hukuk devleti ilkesine aykırılığın söz konusu olmadığı belirtilmektedir.

Anayasanın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin gereklerinden olan belirlilik ilkesi, yasal düzenlemelerin kişiler ve idare yönünden bir tereddüte ve şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını ve keyfî uygulamalara karşı koruyucu tedbirler içermesini gerektirmektedir.

Mücbir sebep ve olağanüstü hâl sayılabilecek olayların ve

durumların genel hükümlere ve yargı kararlarına göre belirlenmesi mümkün

olmakla birlikte, fıkranın birinci ve ikinci cümlelerinde yer verilen

"sözleşme ve eklerinin uygulanmasını etkileyen bir durumun ortaya çıkması

veya sözleşme ve eklerindeki hükümlerin ihtilaf içermesi hâllerinde" ve

"yüklenicinin kusurundan kaynaklanmayan sebeplerle" ibareleri,

"mücbir sebepler" ve "olağanüstü hâller" ibarelerini

anlamsız ve gereksiz hâle getirdiği gibi sözleşme ve eklerinde veya bedelde

değişiklik yapılmasının şartlarını, hatta bütün fıkra hükmünü belirsiz hâle

getirmekte ve keyfî uygulamalara açık görünmektedir. Söz konusu ibareler, 6428

sayılı Kanuna göre yapılan bütün ihalelerin sözleşmelerinde ve dolaylı veya

dolaysız olarak bedelde değişiklik yapılmasına imkân verecek ve mücbir

sebeplerin veya olağanüstü hâllerin bulunup bulunmadığını incelemeyi gereksiz

kılacak genişlikte ve belirsizliktedir.

Dolayısıyla mezkûr düzenlemenin açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olduğundan ve keyfî uygulamalara karşı objektif koruyucu tedbirler içerdiğinden söz edilemez.

Kararın gerekçesinde de belirtildiği gibi, belirlilik ilkesi yalnızca yasal belirliliği değil, hukukî belirliliği de ifade etmekte; erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olması kaydıyla, mahkeme içtihatları ve düzenleyici işlemler ile de hukukî belirliliğin sağlanabileceği kabul edilmektedir. Ne var ki, dava konusu kuralın, gerekçede belirtildiği şekilde "muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak" açıklıktan ve netlikten uzak olduğu görülmektedir.

Diğer taraftan, kanunların objektif ve adil kurallar içermesi, hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi ve kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu sebeple yasama organının kanunî düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözönünde tutarak kullanması gerekir.

Kamu harcamalarında Kamu İhale Kanununun uygulanmasını zorunlu kılan bir anayasal norm bulunmamakta ise de, kanun koyucunun, şehir hastaneleri bakımından Kamu İhale Kanununda yer verilenlerden farklı usul ve esasları öngördüğü 6428 sayılı Kanunda da yukarıda belirtilen ölçütlere uyması gerekmektedir.

Yasama organının 6428 sayılı Kanunu da kamu yararı amacıyla çıkardığı ve Kanunun 3. maddesinin birinci fıkrasında, Mahkememizin önceki kararlarında vurgulanan şeffaflık, rekabet, eşit muamele, güvenilirlik ve kamuoyu denetimi gibi ihale esaslarını bu amacın gerçekleştirilmesi için zorunlu ilkeler olarak belirlediği görülmektedir.

Kararın gerekçesinde dava konusu kuralla getirilen düzenlemenin kamu yararı amacına dönük olduğu belirtilmekte ve Anayasaya uygunluk denetiminde kanun koyucunun kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığının Anayasa Mahkemesince değerlendirilemeyeceği bilinmekte ise de, anılan Kanunda yapılan değişikliklerde de yukarıda belirtilen esaslara uygun düzenlemeler getirilmesi ve öngörülen yeni düzenlemelerin de hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak adalet ve hakkaniyet ölçütlerini zedelememesi gerekmektedir.

6428 sayılı Kanuna göre yapılan sözleşmelerin özel hukuk hükümlerine tâbi olacağı hükme bağlanmakla birlikte, bu sözleşmeler idare ile yükleniciler arasında sözleşme serbestisi kapsamında değil, Kanunun 3. maddesinde belirlenen "İhale ilke, usul ve esasları" çerçevesinde gerçekleştirilen ihalelerin sonunda yapılmakta ve 4. maddesinde belirlenen şartlara da tâbi bulunmaktadır.

Bu sebeple, 4. maddenin dokuzuncu fıkrasında yapılan değişikliğin ihale sürecini ve 3. maddenin birinci fıkrasında belirtilen ihale esaslarını anlamsız ve etkisiz hâle getirmemesi gerekmektedir. Ancak, ihale süreci tamamlanmış ve sözleşmesi yapılmış işlerde sözleşme şartlarının değiştirilmesine ve dolaylı veya dolaysız olarak bedelin artırılmasına imkân tanıyan mezkûr düzenlemenin taşıdığı yukarıda aktarılan belirsizliğin, adalet ve hakkaniyet ölçütlerini zedeleyecek sonuçlar doğurmaya da elverişli olduğu görülmektedir.

Bu itibarla, dava konusu kuralın belirlilik ilkesine uygun olmaması, adalet ve hakkaniyet ölçütlerini de zedeleyecek sonuçlar doğurmaya elverişli olması sebebiyle Anayasanın 2. maddesine aykırı olduğu düşünülmektedir.

2- 6428 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin birinci fıkrasının ikinci

cümlesinde bu Kanunun yürürlüğe girmesinden (9/3/2013 tarihinden) önce söz

konusu projelerin dayanağını oluşturan 3359 sayılı Kanunun ek 7. maddesine göre

başlatılan ve süreci devam eden ihalelere bulunduğu safhadan itibaren 6428

sayılı Kanunun 3. maddesinin "belli istekliler arasında ihale

esasları"nı belirleyen yedinci fıkrasının uygulanması öngörülmekte iken,

6527 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, bu hükmün yanında 6428 sayılı Kanunun

üst hakkı tesisine yönelik hükümleri ile 4. maddesinin dokuzuncu fıkrasının da,

üstelik süreci devam eden ihaleler yanında sözleşmesi imzalanmış olan işlere de

uygulanmasına imkân verecek genişlikte bir düzenleme yapıldığı görülmektedir.

Kanunun 4. maddesinin dokuzuncu fıkrasıyla ilgili olarak yukarıda (1) numaralı şıkta belirtilen gerekçelerle dava konusu ibarelerin de belirlilik ilkesine uygun olmadığı ve adalet ve hakkaniyet ölçütlerini zedeleyecek nitelikte olduğu için Anayasanın 2. maddesine aykırı olduğu düşünülmektedir.

Üstelik, ihalenin tamamlanmasından ve sözleşmenin imzalanmasından sonra yapılan kanun değişikliği ile yükleniciye yeni imkânlar sağlayan dava konusu kuralın, ihale öncesinde yüklenici ile aynı hukukî durumda bulunan, ancak Kanunun yürürlükteki hükümlerine, projelere ve diğer ihale şartlarına göre değerlendirme yaparak teklif veren ve ihaleyi kazanamayan diğer teklif sahipleri bakımından adalet ve hakkaniyet ölçütlerine aykırılığı, kuralın geçici hüküm olması ve zaman itibariyle etkisi yönünden anılan teklif sahipleri için telafi edilemeyecek niteliği sebebiyle çok daha açık olarak ortaya çıkmaktadır.

3- 6527 sayılı Kanunla 6428 sayılı Kanunun geçici 1. maddesine eklenen üçüncü fıkrada, bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten (1/3/2014'ten) önce 3359 sayılı Kanunun ek 7. maddesi çerçevesinde yapılan ihalelere karşı açılan davalarda idarî yargı mercilerince verilen kararların gereklerinin mevcut ihale dokümanında ve sözleşmelerde gerekli düzenlemeler yapılarak yerine getirileceği ve işlerin buna göre yürütüleceği hükme bağlanmaktadır.

Bu hükmün iptali talebi de, anılan hükmün, ancak yargı

kararlarının mevcut ihale dokümanında ve sözleşmelerde gerekli düzenlemeler

yapılarak yerine getirilmesinin mümkün olduğu işler bakımından uygulanabileceği,

ihalenin tamamen veya ana unsurlarının iptal edilmesi hâlinde bu hükmün

uygulanmasının mümkün olmayacağı, 6428 sayılı Kanun kapsamında yapılan işlerin

önemi, yüksek maliyeti ve uluslararası finans kuruluşlarının uzun süreli ve

hukukî olarak güvenli yatırımlara destek vermelerinden dolayı ihalenin tümüyle

iptal edilmeksizin düzeltilerek işlerin yürütülmesi amacıyla getirildiği

anlaşılan kuralın hak arama özgürlüğüne, hukukî güvenlik ve hukuk devleti ile

mahkeme kararlarının bağlayıcılığı ilkelerine aykırılık teşkil etmediği

gerekçeleriyle kabul edilmemiştir.

Bilindiği gibi Anayasa Mahkemesi kararlarında hukuk devleti, eylem

ve işlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri

koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu

geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı tutumlardan kaçınan, hukuku devletin

bütün organlarına hâkim kılan, Anayasa ve hukuk kuralları ile kendini bağlı

sayan ve yargı denetimine açık olan devlet olarak tanımlanmakta ve mahkeme

kararlarının değiştirilememesi, yasama ve yürütmenin kesinleşmiş yargı

kararlarıyla oluşan hukukî durumlara dokunamaması veya ortadan kaldıramamasının

hukuk devletinin temel ilkelerinden olduğu; aksi hâlde yargılama sürecinde

taraflara tanınan anayasal güvencelerin varlık nedenlerinin kaybedildiğinin

kabulünün gerekeceği belirtilmektedir.

Anayasanın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesi ile Anayasanın 138. maddesinin son fıkrasındaki "Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez" hükmünün gereği olarak Anayasa Mahkemesince yapılan yukarıdaki tespitler, yargı kararlarının sonuçsuz kalmasına yol açtığı belirlenen kanuni düzenlemelerin de iptaline karar verilmesiyle sonuçlanmaktadır.

Anayasa Mahkemesi bu tespitlere dayanarak, bir uyuşmazlığı mahkeme

önüne götürme ve mahkemece verilen kararın uygulanmasını istemenin,

yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan hak arama hürriyetinin olmazsa olmaz

şartı olduğunu; mahkemeye erişim hakkının, yargılama sonucunda verilen kararın

etkili bir şekilde uygulanmasını da gerektirdiğini; mahkeme kararlarını

uygulanamaz hâle getiren düzenlemelerin, mahkemeye erişim hakkını da anlamsız

kılacağını; hukuk güvenliğinin ve hukukun üstünlüğünün sağlanabilmesi için

Devletin her türlü işlem ve eyleminin yargı denetimine açık olması gerektiğini;

yargı mercileri tarafından verilen kararların da, yargı yolunun açık

tutulmasını anlamsız hâle getirmeyecek şekilde gecikmeksizin uygulanması

gerektiğini; zira hukuk güvenliğinin ve hukukun üstünlüğünün sadece hukuka

aykırılıkların tespit edilmesiyle değil, bunların bütün sonuçlarıyla ortadan

kaldırılmasıyla sağlanabileceğini belirtmektedir (3/10/2013 tarihli ve

E.2012/73, K.2013/107 sayılı Karar).

Özetlediğimiz ve katıldığımız bu belirlemelere rağmen iptal sonucuna katılmadığımız yukarıdaki kararın karşıoy gerekçesinde ifade edildiği üzere, yargı kararının konusundan kaynaklanan imkânsızlık veya uygulanamazlık hâlleri, yargı kararlarının uygulanması zorunluluğunun istisnasını oluşturmaktadır. Hukukî ve fiilî imkânsızlık hâlleri yargı kararlarının uygulanma kabiliyetini ortadan kaldırabildiğinden, söz konusu durumlarda yargı kararlarının uygulanmamasında veya idarece belirlenecek şekilde uygulanmasında hukuka aykırılık bulunmadığını belirten yargı kararları da bulunmaktadır.

Oysa dava konusu kuralda ihale ve sözleşmelerin konusu olan işlerin tamamlanmış ve sonuç olarak geri dönülemeyecek durumların ortaya çıkmış olması gibi fiilî ve hukukî imkânsızlık hâllerinden söz edilmeden, hatta hiçbir şart öngörülmeden, 3359 sayılı Kanunun ek 7. maddesi çerçevesinde yapılan ihalelere karşı açılan davalarda idarî yargı mercilerince verilen kararların mevcut ihale dokümanında ve sözleşmelerde gerekli düzenlemeler yapılarak yerine getirileceği ve işlerin buna göre yürütüleceği hükme bağlanarak, yargı kararına konu ihalelerin bu kararlardan etkilenmeyeceği ve ihaleyi alan yüklenicilerin her hâlükârda işe devam edecekleri ortaya konulmuştur.

Dava konusu kuralda yargı kararının kapsamına ilişkin herhangi bir şart öngörülmediğinden mezkûr hükmün, çoğunluğun red gerekçesinde ifade edildiği şekilde, ihalenin tamamen veya ana unsurlarının iptali hâlinde uygulanamayacağı şeklinde anlaşılması da mümkün değildir.

Bu sebeplerle, 3359 sayılı Kanunun ek 7. maddesi çerçevesinde yapılan ihalelere karşı açılan davalarda verilen yargı kararlarının sonuçsuz kalmasının yolunu açan dava konusu kuralın Anayasanın 2., 125. ve 138. maddelerine aykırı olduğu düşünülmektedir.

Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde anılan hükümlerin iptali gerektiği düşüncesiyle, çoğunluğun red yönündeki görüşlerine katılmıyoruz.

Üye

Alparslan

ALTAN

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye

Erdal TERCAN

Üye

M. Emin KUZ

Üye

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Anayasa Mahkemesi, E. 2014/92, K. 2016/6, 28 Ocak 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İptal Davasının Konusu
  4. I- İptali İstenilen Kanun Hükümleri
  5. Iı- İlk İnceleme
  6. Iıı- Esasın İncelenmesi
  7. Iv- Yürürlüğün
  8. Durdurulması Talebi
  9. Özgüldür
  10. Kömürcü
  11. Altan
  12. Necipoğlu
  13. Akıncı
  14. M. Emin KUZ
  15. Gökcan
  16. Karşıoy Gerekçesi
  17. Karşıoy Gerekçesi
  18. Karşıoy Gerekçesi
  19. II- Kanun'un 24. Maddesiyle Değiştirilen 6428 Sayılı Kanun'un
  20. Özgüldür
  21. Karşıoy Gerekçesi
  22. Altan
  23. Akıncı
  24. M. Emin KUZ
  25. Gökcan
  26. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2014/92
Karar No
2016/6
Tarih
28 Ocak 2016

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2015/52 K.2016/1
  • AYM Norm Denetimi E.2015/40 K.2016/5
  • AYM Norm Denetimi E.2015/85 K.2016/3
  • AYM Norm Denetimi E.2015/60 K.2016/2
  • AYM Norm Denetimi E.2016/4 K.2016/4
  • AYM Norm Denetimi E.2015/47 K.2016/11

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.