KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 22 Ekim 2014
- Esas Sayısı
- 2014/94
- Karar Sayısı
- 2014/160
- Karar Günü
- 22.10.2014
- R.G. Tarih-Sayı
- 4.3.2015-29285
- İtiraz yoluna başvuran
- Askeri Yüksek İdare
Karar Metni
1.618 kelime·8 dk okuma·17 bölüm
Mahkemesi
İkinci Dairesi
İTİRAZIN KONUSU
11.1.2011 günlü, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesinin;
Birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan "Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile."ibaresinin,
2- İkinci fıkrasının,
Anayasa'nın 2., 10., 40., 125., 129., 141., 155. ve 157. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Davacının, askerlik hizmetini yapmakta iken geçirdiği kaza sonucu uğradığı zararların tazmini istemiyle açtığı maddi ve manevi tazminat davasında, itiraz konusu kuralların Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralları
Kanun'un itiraz konusu kuralları da içeren 55. maddesi şöyledir:
"c. Belirlenmesi
Madde 55- Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz.
Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır."
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa'nın 2., 10., 40., 125., 129., 141., 155. ve 157. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Serruh KALELİ, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN, M. Emin KUZ ve Hasan Tahsin GÖKCAN'ın katılımlarıyla 14.5.2014 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle on yıllık süre sorunu görüşülmüştür.
Anayasa'nın "Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde
ileri sürülmesi" başlıklı 152. maddesinin son fıkrasında, "Anayasa
Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazetede
yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya
aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz."; 6216 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Başvuruya
engel durumlar" başlıklı 41. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise
"Mahkemenin işin esasına girerek verdiği ret kararının Resmî Gazetede
yayımlanmasından itibaren on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya
aykırılığı iddiasıyla itiraz başvurusu yapılamaz." hükümlerine yer
verilmiştir.
Kanun'un 55. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan ve itiraz konusu kural olan "Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile." ibaresine yönelik iptal başvurusu, Anayasa Mahkemesinin 28.11.2013 günlü, E.2013/74, K.2013/143 sayılı kararıyla esastan reddedilmiş ve karar 9.5.2014 günlü, 28995 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır.
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, ret kararının Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihten önce, 30.4.2014 tarihinde itiraz başvurusunda bulunmuş ise de ilk inceleme aşamasında, Anayasa Mahkemesinin aynı konu hakkında işin esasına girerek verdiği yukarıda belirtilen ret kararının 9.5.2014 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanması nedeniyle bu tarihten itibaren geçmesi gereken on yıllık süre henüz dolmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesinin;
A- Birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan "Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile." ibaresinin, Anayasa'nın 152. maddesinin son fıkrası ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE,
B- İkinci fıkrasının ESASININ İNCELENMESİNE,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Fatih ŞAHİN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru
kararında, itiraz konusu kuralın; idarenin tazminat sorumluluğunu daralttığı,
idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan ölüme ve vücut sakatlığına bağlı
zararların tazmini istemiyle açılan davalarda idari yargı mercilerini asliye
hukuk mahkemesine dönüştürdüğü, yargılamanın bütünlüğünü bozduğu, eşitsizliğe
sebebiyet verdiği, yargılamanın uzamasına neden olduğu, resmi görevliler
tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğranılan zararın Devletçe tazmin
edileceğine ve kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri
kusurlardan doğan tazminat davalarının, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ancak
idare aleyhine açılabileceğini öngören anayasal ilkelerle bağdaşmadığı
belirtilerek, Anayasa'nın 2., 10., 40., 125., 129., 141., 155. ve 157.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kuralda, idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmektedir.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. Hukuk devletinde kanunların kamu yararı gözetilerek çıkarılması zorunludur. Kanun koyucu, Anayasa'ya ve hukukun genel ilkelerine aykırı olmamak kaydıyla her türlü düzenlemeyi yapma konusunda takdir yetkisine sahiptir.
Anayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasında, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu; son fıkrasında da, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğu hüküm altına alınmıştır.
Anayasa'da idarenin sorumluluğuna ilişkin temel ilkeler belirlenmesine karşın, sorumluluğun esasları ile zararın ne şekilde tespit edileceğine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun'da olduğu gibi somut bazı zararlarla sınırlı olarak idarenin sorumluluğunu düzenleyen kanunlar bulunmakta ise de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan zararların tazminiyle ilgili esasları düzenleyen genel bir kanun mevcut değildir. Bu nedenle idarenin eylem ve işlemlerinden doğan sorumluluğunun kapsamı ile bu eylem ve işlemlerden kaynaklanan zararın belirlenmesinde gözetilecek esaslar yargı içtihatlarıyla şekillenmiştir.
İdari yargıda içtihatlarla oluşturulan hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk ilkeleri ile kişilerin idare karşısında korunma kapsamı özel hukuka nazaran daha geniş tutulmuştur. Bu çerçevede, idare hukukunda, idarenin hiçbir kusuru olmasa da sosyal risk ve fedakârlığın denkleştirilmesi gibi kusursuz sorumluluğa ilişkin kavramlara dayanılarak kişilerin uğradığı zararların tazmin edilebilmesi mümkün kılınmıştır. Özel hukuk alanındaki kusursuz sorumluluk hâlleri ise Kanun'da sayılan belirli konular için düzenlenmiş olup sınırlıdır.
Kanun'un 55. maddesinin birinci
fıkrasında, destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararların, bu Kanun
hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanacağı, kısmen veya
tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan
ödemelerin, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemeyeceği; zarar veya
tazminattan indirilemeyeceği, hesaplanan tazminatın, miktar esas alınarak
hakkaniyet düşüncesi ile artırılamayacağı veya azaltılamayacağı belirtildikten
sonra, itiraz konusu ikinci fıkrasında, idari eylem ve işlemlerden veya idarenin
sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan ölüme ve vücut sakatlığına bağlı
zararlara ilişkin istem ve davalarda da Borçlar Kanunu hükümlerinin
uygulanacağı kural altına alınmıştır.
Maddenin gerekçesinde, ölüme ve vücut sakatlığına bağlı zararların Anayasa'da teminat altına alınan temel haklarla ilişkisi nedeniyle Kanun'da ayrı hükümler hâlinde düzenlendiği, kuralla, ölüme ve vücut sakatlığına bağlı zararların belirlenmesinde yargı kolları arasında ortaya çıkan farklı uygulamaları yeknesaklaştırıcı hükümler öngörüldüğü, bu çerçevede, vücut bütünlüğünün bozulmasına veya ölüme bağlı zararların idarenin sorumluluk sebeplerinden doğmuş olması hâlinde dahi bu Kanun hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmiştir.
İtiraz konusu kural, Kanun'un ölüm ve bedensel zararlara ilişkin
tazminatın nasıl hesaplanacağını düzenleyen 55. maddesinde yer almaktadır.
Kuralla, ölüme ve vücut sakatlığına bağlı zararların belirlenmesinde yargı
kolları arasında ortaya çıkan farklı uygulamaların önüne geçilmesinin
amaçlandığı dikkate alındığında, Borçlar Kanunu'na yapılan atfın sadece zarar
miktarının belirlenmesine ilişkin hükümlerle sınırlı olduğu sonucuna
ulaşılmaktadır. Kuralın, idarenin sorumluluk esasları yönünden de Borçlar Kanunu
hükümlerinin uygulanmasını zorunlu kılması söz konusu değildir. Buna göre,
idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan ölüme ve vücut sakatlığına bağlı
zararlardan dolayı idarenin sorumluluğu, itiraz konusu kuralın yürürlüğe
girmesinden önce olduğu gibi yargı içtihatlarıyla oluşturulan kusur ve kusursuz
sorumluluk ilkelerine göre belirlenecek, uğranılan zararın miktarı ise itiraz
konusu kural uyarınca Borçlar Kanunu hükümlerine göre hesaplanacaktır.
Dolayısıyla, itiraz konusu
kuralın idarenin sorumluluğunu Borçlar Kanunu'nda sayılan kusur ve
kusursuz sorumluluk sebepleriyle sınırladığı söylenemez.
Bu itibarla, ölüme ve vücut sakatlığına bağlı zararların tazmini istemiyle adli, idari ve askeri yargıda açılacak davalarda zararın hesaplanması hususunda yeknesaklık sağlamak için kamu yararı amacıyla idari eylem ve işlemlerden veya idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan zararların tazmini istemiyle açılan davalarda da zararın Borçlar Kanunu hükümlerine göre belirleneceğinin öngörülmesi kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında olup kuralda, Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesi ile idarenin eylem ve işlemlerinden doğan tazminat sorumluluğunu düzenleyen 125. maddesiyle çelişen bir yön bulunmamaktadır.
Ayrıca, idarenin eylem veya işlemleri nedeniyle meydana gelen ölüme ve vücut sakatlığına bağlı zararlar ile aynı eylem veya işlem nedeniyle meydana gelen diğer zararların tazmini istemiyle açılan davalar aynı yargı merciinde görüleceği için itiraz konusu kuralla yargılamanın bütünlüğü de bozulmamaktadır.
Anayasa'nın 10. maddesinde öngörülen "kanun önünde eşitlik"
ilkesi, hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli
değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda
bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak,
ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda
bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında
eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden
aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler,
kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları
gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı
kurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
İdari eylem ve işlemlerden veya idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan ölüme ve vücut sakatlığına bağlı zararların tazmini istemiyle açılan davalarda, idarenin sorumlu olduğu diğer zararlara göre farklı kurallar öngörülmesi, bu zararların mahiyetinden kaynaklanmaktadır. Ölüme ve vücut sakatlığına bağlı zararlar ile diğer zararların belirlenmesinde göz önünde bulundurulacak unsurlar farklıdır.
Bu nedenle, kanun koyucunun ölüme ve vücut sakatlığına bağlı zararların kendine özgü farklılıklarını gözeterek, idari eylem ve işlemlerden veya idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan ölüme ve vücut sakatlığına bağlı zararların tazmini istemiyle açılan davalar için farklı hukuki düzenlemeler öngörmesinde eşitlik ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2., 10. ve 125. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 40., 129., 141., 155. ve 157. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
KILIÇ
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
Başkanvekili
Alparslan
ALTAN
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep
KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan
ÜSTÜN
Üye
Engin
YILDIRIM
Üye
Nuri
NECİPOĞLU
Üye
Hicabi
DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal
TERCAN
Üye
Muammer
TOPAL
Üye
Zühtü
ARSLAN
Üye M. · Emin KUZ Üye Hasan · Tahsin GÖKCAN
Anayasa Mahkemesi, E. 2014/94, K. 2014/160, 22 Ekim 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası