İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2015/28 K.2015/42

2. Asliye Hukuk (İcra Hukuk) Mahkemesi

Esas2015/28Karar2015/42Tarih22 Nisan 2015Okuma23 dk · 4.608 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
22 Nisan 2015
Esas Sayısı
2015/28
Karar Sayısı
2015/42
R.G. Tarih-Sayı
21.5.2015-29362
İtiraz yoluna başvuran
Giresun
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.608 kelime·23 dk okuma·18 bölüm

2. Asliye Hukuk (İcra Hukuk) Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU

16.5.2006 tarihli ve 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu'nun, 10.9.2014 tarihli ve 6552 sayılı İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun'un 38. maddesiyle değiştirilen 36. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa'nın 2., 9., 10., 35., 36. ve 138. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi istemidir.

I- OLAY

Sosyal Güvenlik Kurumu aleyhine başlatılan ilamlı icra takibi üzerine düzenlenen icra emrinin iptali istemiyle yapılan şikâyet başvurusunda, itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanaatine varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

III- YASA METİNLERİ

A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı

Kanun'un 6552 sayılı Kanun'un 38. maddeyle değiştirilen 36. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

"Kurumun taraf olduğu her türlü davalarda, Kurum

aleyhine hükmedilen asıl alacak ile vekalet ücreti ve yargılama giderleri,

alacaklı veya vekilinin Kuruma ödemeye dayanak makbuz ve belgelerle birlikte

yazılı şekilde yapacağı müracaat üzerine bildireceği banka hesap numarasına,

müracaat tarihinden itibaren otuz gün içinde ödenir. Bu süre geçmeden Kurum

aleyhine cebri icra yollarına başvurulamaz. Belirtilen sürede ödeme

yapılamaması hâlinde, söz konusu alacaklar genel hükümler dairesinde tahsil

olunur. Mahkeme kararlarında yer alan miktarların kararın kesinleşmesinden önce

ödenmesi hâlinde, söz konusu kararların ilgili mercilerce bozulmasını müteakip

ödenen miktarlar, ödeme tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte

ilgililerden tahsil edilir."

B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları

Başvuru kararında, Anayasa'nın 2., 9., 10., 35., 36. ve 138. maddelerine dayanılmış, Anayasa'nın 13. maddesi ise ilgili görülmüştür.

IV- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü gereğince Zühtü ARSLAN, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN ve Kadir ÖZKAYA'nın katılımlarıyla 19.3.2015 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür.

Anayasa'nın 152. ve 6216 sayılı Kanun'un 40.

maddesine göre, mahkemeler, bakmakta oldukları davalarda uygulayacakları kanun

ya da kanun hükmünde kararname kurallarını Anayasa'ya aykırı görürler veya

taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına

varırlarsa, o hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidirler.

Ancak, bu kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi

için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın

bulunması ve iptali istenen kuralların da o davada uygulanacak olması

gerekmektedir. Uygulanacak yasa kuralları, davanın değişik evrelerinde ortaya

çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz

yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır.

İtiraz yoluna başvuran Mahkemede bakılmakta olan uyuşmazlık,

Sosyal Güvenlik Kurumu (Kurum) aleyhine hükmedilen alacak, vekâlet ücreti ve

yargılama giderlerinin tahsili amacıyla başlatılan ilamlı icra takibi üzerine

düzenlenen icra emrinin, Kuruma müracaat edilmeden cebri icra yoluna

başvurulduğu gerekçesiyle iptali istemine ilişkindir. Uyuşmazlıkta, itiraz

yoluna başvuran Mahkemece yapılacak olan inceleme ve değerlendirme, alacaklı

tarafından Kuruma müracaat edilmeden doğrudan cebri icra yoluna başvurulmasının

hukuka uygun olup olmadığı hususuyla sınırlıdır. Alacaklının cebri icra yoluna

başvurmadan önce Kuruma müracaat etmesi zorunluluğu, dava konusu fıkranın ilk

üç cümlesinden kaynaklanmakta olup mahkeme kararlarında yer alan miktarların

kararın kesinleşmesinden önce ödenmesi hâlinde, söz konusu kararların ilgili

mercilerce bozulmasını müteakip ödenen miktarların, ödeme tarihinden itibaren

işleyecek kanuni faizi ile birlikte ilgililerden tahsil edilmesini öngören

dördüncü cümlenin bakılmakta olan davada uygulanma olanağı bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenle, 16.5.2006 tarihli ve 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu'nun, 10.9.2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanun'un 38. maddesiyle değiştirilen 36. maddesinin ikinci fıkrasının;

A- Dördüncü cümlesinin, itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, bu cümleye ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,

B- Birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerinin, ESASININ İNCELENMESİNE,

OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

V- ESASIN İNCELENMESİ

Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ayhan KILIÇ tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A- Anlam ve Kapsam

Mahkeme ilamlarının icrasına ilişkin usul ve esaslar, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nda düzenlenmiştir. Para verilmesi hakkındaki ilamların icrası ise anılan Kanun'un 32. maddesinde açıklanmıştır. Buna göre alacaklı, para borcuna dair olan ilamı icra dairesine vererek takip talebinde bulunabilir. Bu şekilde takip talebinde bulunulması üzerine icra memuru borçluya bir icra emri tebliğ eder. Bu emirde, hükmolunan şeyin cinsi ve miktarı gösterilerek nihayet yedi gün içinde ödenmesi istenir.

Para borçlarına dair ilamların icrası, 6098 sayılı Türk Borçlar

Kanunu'nun 146. maddesi uyarınca on yıllık genel zamanaşımına tabidir. Aynı

Kanun'un 149. maddesinin birinci fıkrası uyarınca zamanaşımı, alacağın muaccel

olmasıyla işlemeye başlamaktadır. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri

Kanunu'nun hâlen yürürlükte bulunan 433. maddesi uyarınca, kişiler ve aile

hukukuna, taşınmaz mala ve bununla ilgili aynî haklara ilişkin kararlar dışında

adli yargı ilk derece mahkemelerince verilen kararların temyiz edilmesi, hükmün

icrasını engellemez. Dolayısıyla para verilmesine ilişkin hükümlerin

içeriğindeki borç, kararın tebliği üzerine muaccel olmakta ve para borçlarına

dair ilamlar da hükmün tebliğiyle icra edilebilir hâle gelmektedir.

Kurum aleyhine hükmedilen ve para borcu ihtiva eden ilamların

icrası 2004 sayılı Kanun'a tabi olduğundan yukarıda yapılan açıklamalar Kurum

aleyhine hükmedilen para alacakları yönünden de geçerli ise de itiraz konusu

kurallarla, Kurum aleyhine hükmedilen alacak, vekâlet ücreti ve yargılama

giderlerinin icrasına ilişkin özel bir düzenleme sevk edilerek yukarıda

açıklanan hukuksal duruma bir istisna getirilmiştir. Buna göre, Kurum aleyhine

hükmedilen alacak, vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin, alacaklı veya

vekilinin Kuruma ödemeye dayanak makbuz ve belgelerle birlikte yazılı şekilde

yapacağı müracaat üzerine bildireceği banka hesap numarasına, müracaat

tarihinden itibaren otuz gün içinde ödenmesi öngörülmektedir. Bu süre geçmeden

Kurum aleyhine cebri icra yollarına başvurulamayacağı ifade edilmek suretiyle

birinci cümlede belirtilen idareye müracaat, Kurum aleyhine ilamlı icraya

başvurmadan önce tüketilmesi zorunlu bir yol hâline getirilmektedir. Belirtilen

sürede ödeme yapılamaması hâlinde, söz konusu alacakların genel hükümler dairesinde

tahsil olunacağı düzenlenmektedir.

B- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu

Başvuru kararında, mahkemelerce Kurum aleyhine hükmedilen asıl

alacak ile vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin ödenebilmesi için öncelikle

idareye müracaat zorunluluğu getirilmesinin cebri icra hukukunun temel amacıyla

çeliştiği, Kurum alacaklarına bu şekilde bir ayrıcalık tanınmasının eşitlik ve

hukuk devleti ilkelerini zedelediği, hak arama özgürlüğünün kesinleşmiş mahkeme

ilamlarının icrasını da kapsadığı, mahkeme ilamının icrasını şarta bağlayan

itiraz konusu düzenlemenin hak arama özgürlüğü ile mülkiyet hakkını ihlal

ettiği, ayrıca düzenlemenin mahkeme kararlarının uygulanmasını belli bir süre

ertelemesi nedeniyle yargı bağımsızlığı ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığı

belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 9., 10., 35., 36. ve 138. maddelerine

aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle dava konusu kural Anayasa'nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.

Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

Anayasa'nın 142. maddesinde, mahkemelerin kuruluşunun, görev ve

yetkilerinin, işleyişinin ve yargılama usullerinin kanun ile düzenleneceği

belirtilmiştir. Hukuk devletinde, kanun koyucunun yargılama hukukuna ilişkin

kuralları belirleme ve bu çerçevede mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri,

işleyişi ve yargılama usulleri hakkında Anayasa kurallarına bağlı olmak

koşuluyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisi bulunduğu gibi mahkeme

ilamlarının nasıl icra edileceğine ilişkin kuralları belirleme hususunda da

takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak kanun koyucunun bu takdir yetkisini

kullanırken anayasal ilkeler ile Anayasayla güvence altına alınan temel hak ve

özgürlükleri gözetmesi gerekmektedir.

Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir." denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Birey özgürlüğü ile doğrudan ilgili olan mülkiyet hakkı, bireye emeğinin karşılığına sahip olma ve geleceğe yönelik planlar yapma olanağı tanıyan temel bir hak olup maddi varlığı bulunan taşınır ve taşınmaz malvarlığını kapsadığı gibi maddi bir varlığı bulunmayan hak ve alacakları da içermektedir.

Anayasa'nın 35. maddesiyle Devlete, bireylerin mülkiyet hakkına saygı gösterme ve haksız müdahalede bulunmama biçimindeki negatif yükümlülüğün yanında, üçüncü kişilerden gelebilecek müdahaleleri önleme şeklindeki pozitif bir yükümlülük de yüklenmektedir. Mülkiyet hakkı, genel olarak, bir kimsenin başkasına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla bir şey üzerinde dilediği biçimde yararlanma, tasarruf etme, başkasına devretme, kullanım biçimini değiştirme, harcama ve tüketme, hatta yok etme yetkilerini kapsamaktadır. Bu bağlamda, malikin bu yetkilerini kullanmasını engelleyen düzenlemeler, mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder.

Mahkemelerce Kurum aleyhine hükmedilen asıl alacak ile vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin alacak hakkı niteliğinde olduğu ve bu nedenle mülkiyet hakkının kapsamında kaldığı hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Bu alacağın elde edilmesini makul olmayacak düzeyde geciktiren düzenlemeler, mülkiyetten yararlanma ve mülkiyet üzerinde tasarruf etme yetkilerini sınırlandıracağından mülkiyet hakkına müdahale niteliği taşır.

Anayasa'nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36. maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." denilmiştir.

Anayasa, Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik bir hukuk devleti olduğunu vurgularken, Devlet içinde tüm kamusal yaşam ve yönetimin yargı denetimine bağlı olmasını amaçlamıştır. Yargı denetimi demokratik hukuk devletinin "olmazsa olmaz" koşuludur. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu, yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir. Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı tanınması hak arama özgürlüğünün de bir gereğidir.

Mahkeme kararlarının uygulanması da, yargılama sürecini tamamlayan

ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Kararın uygulanmaması

hâlinde yargılamanın da bir anlamı kalmayacaktır. Bu nedenle yargı kararlarının

uygulanması "mahkemeye erişim hakkı" kapsamında

değerlendirilmektedir. Buna göre, yargılama sonucunda mahkemenin bir karar

vermiş olması yeterli olmayıp ayrıca bu kararın etkili bir şekilde uygulanması

da gerekir. Hukuk sisteminde, nihai mahkeme kararlarını, taraflardan birinin

aleyhine sonuç doğuracak şekilde uygulanamaz hâle getiren düzenlemelerin

bulunması veya mahkeme kararlarının icrasının herhangi bir şekilde engellenmesi

hâllerinde, "mahkemeye erişim hakkı" da anlamını yitirir.

Mahkeme kararlarının bağlayıcılığını ve gecikmeksizin uygulanmasını sağlayacak

etkili tedbirlerin alınması hukuk devletinin asgari gereklerindendir.

Yargı kararının geciktirilmeksizin uygulanması, Anayasa'nın 138. maddesinin dördüncü fıkrasında mahkemelerin bağımsızlığının bir parçası olarak görülmekte ve Devlete yargı kararlarını değiştirmeden ve geciktirmeden uygulama yükümlülüğü getirilmektedir. Anayasa'nın 138. maddesinin son fıkrasında düzenlenen yargı kararlarının geciktirilmeksizin uygulanması yükümlülüğü, hukukun genel ilkelerinden biri olarak da kabul edilen kesin hükme saygı ilkesinin de bir gereğidir. Çünkü bir hukuk sisteminde yargının verdiği ve bağlayıcı olan kesin hüküm zarar gören taraflardan biri açısından işlevsiz duruma getirilmişse adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerin bir anlamı kalmayacaktır.

İtiraz konusu kuralla, Kurum aleyhine hükmedilen asıl alacak ile vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin Kuruma yazılı şekilde yapılacak olan müracaat tarihinden itibaren otuz gün içinde ödenmesi öngörülmekte, ayrıca alacaklının cebri icra yoluna başvurulabilmesi için Kuruma müracaat etmiş bulunması ve anılan otuz günlük süre içinde Kurumun ödemede bulunmamış olması şartı getirilmektedir.

Cebri icra, borçların devlet gücü yardımıyla yerine getirilmesini

ifade etmekte olup iyi örgütlenmiş bir toplumda cebri icraya başvurulması

istisnai bir nitelik taşımaktadır. Modern toplumlarda kanunlar çerçevesinde zor

kullanma yetkisinin devletin tekelinde olması nedeniyle alacaklının kişisel güç

kullanarak borçludan alacağını tahsil etmesi yasaklanmış, bunun yerine zor

kullanma tekelini elinde bulunduran devletin, güç kullanmak suretiyle

alacaklının alacağını borçludan tahsil ederek alacaklıya ödemesi usulü

benimsenmiştir. Bu nedenle, hukuk devletinde cebri icra; hukuki düzene

güvenerek borç ilişkisine giren ve zor kullanması yasaklanan birey yönünden

devletten talep edebileceği bir hak, zor kullanma yetkisini elinde bulunduran

devlet yönünden ise bir yükümlülük niteliği taşımaktadır.

Cebri icra, hukuk düzenine güvenerek borç ilişkilerine giren

alacaklının, ihtiyari ödeme yoluyla alacağına kavuşamadığı durumlarda bir hak

niteliği taşısa da cebri icra süreci, borç ilişkisinin her iki tarafı açısından

da yıpratıcı ve masraflı birtakım işlemlerin gerçekleştirilmesini

gerektirmektedir. Cebri icrada, devletin cebri icra organlarınca borçlunun

mallarına el konulmakta, bu mallar satılmakta ve elde edilen para ile

alacaklının alacağı ödenmektedir. Cebri icra işlemleri, borçlu yönünden

fazladan bazı masrafların ortaya çıkmasına ve borç yükünün gereksiz yere

artmasına neden olabilmektedir. Bu süreç, farklı bazı sorunları beraberinde

getirebileceği gibi borç ihtilaflarının birer toplumsal yara teşkil ettiği

gözetildiğinde, bu yaraların kapanması yerine daha da derinleşmesine sebebiyet

verebilmektedir. Bu nedenle mümkün olduğunca ihtiyari ödeme yolunun

işletilmesi, cebri icranın ise ancak son çare olarak başvurulması gereken bir

mekanizma olarak öngörülmesi zorunludur.

Cebri icranın son çare olarak başvurulması gereken bir yol olduğu düşünüldüğünde, buna başvurmadan önce borçluların vadesi gelmiş borçlarını rızaen ödemelerini sağlamak amacıyla uygun bir süre öngörülmesi kanun koyucunun takdirindedir. Ancak öngörülen sürenin Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen ilkelere uygun olması gerekmektedir. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca, temel hak ve özgürlüklere yapılacak müdahaleler, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

İtiraz konusu kuralın gerekçesinde, kuralla, vatandaşların alacağını talepten itibaren otuz gün gibi kısa bir sürede tahsil etmesinin ve vatandaşların icra takibi açmak külfetinden kurtarılmasının amaçlandığı belirtilmektedir. Öte yandan, ilamlı takibe dayanan cebri icra masraflarının borçlu üzerinde bırakılacağı ve Kurum aleyhine başlatılan ilamlı takibe ilişkin vekâlet ücreti dâhil her türlü masrafa nihai olarak Kurumun katlanmak durumunda kalacağı gözetildiğinde, düzenlemenin, Kurumun gereksiz cebri icra masraflarına maruz kalmasını önleyici bir fonksiyonunun da bulunduğu açıktır.

Kanun koyucunun, alacaklıları icra takibi yapma külfetinden

kurtarmak ve Kurumun da gereksiz cebri icra masrafı ödemesini önlemek amacıyla

düzenleme yapmasının kamu yararına dönük olduğu anlaşılmaktadır. Kanun

koyucu, zaten Kurum tarafından ödenecek paraya ilişkin olarak alacaklıyı cebri

icra külfetinden kurtarmak ve Kurumun gereksiz yere icra masrafı ödemesini

engellemek amacıyla, alacaklı veya vekilinin Kuruma müracaatta bulunarak

ödemeye dayanak makbuz ve belgelerle birlikte banka hesap numarasını

bildirmesini ve otuz gün içinde, bildirilen banka hesap numarasına para

yatırılması suretiyle ödemenin yapılmasını öngörmüştür. Kurumun, aleyhine

hükmedilen asıl alacak ile vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin alacaklının

bildireceği hesap numarasına yatırılacak olmasında alacaklının menfaatini

zedeleyen herhangi bir yön bulunmamaktadır. Ayrıca davacının hesap numarasını

Kuruma bildirmesi yükümlülüğü, idarenin paranın yatırılacağı davacıya ait

hesabı bilemeyeceği ve bu nedenle alacağın tahsilinin gecikmesinden sorumlu

tutulmayacağı gerçeği karşısında makul ve ölçülü bir külfet olarak

görülmelidir.

İdarenin rızaen ödemede bulunmak istemesi durumunda dahi

alacaklının hemen alacağına kavuşamayacağı, idare tekniği bakımından birtakım

işlemlerin yapılmasından sonra alacağını elde edebileceği açıktır. Ayrıca

alacaklının doğrudan cebri icra yoluna başvurması hâlinde de takip

talebinde bulunulması, icra emrinin tebliği ve ödeme için Kuruma yedi günlük

süre verilmesi gibi zorunlu birtakım işlemlerin yapılması nedeniyle alacaklıya

fiilen ödeme yapılmasının belli bir sürenin geçmesinden sonra söz konusu

olabileceği tabiidir. Bu hususlar dikkate alındığında, itiraz konusu

kuralla Kurumun borcunu ödeyebilmesi için getirilen otuz günlük sürenin,

alacaklıyı aşırı külfet altına sokacak derecede uzun olmadığı ve makul

görülmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Nitekim 2577 sayılı İdari Yargılama

Usulü Kanunu'nun 28. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, idari yargı

organlarınca kurum aleyhine hükmedilen tazminatların ödenebilmesi için de

itiraz konusu kurala benzer olarak idareye azami otuz günlük süre tanınmıştır.

Ayrıca söz konusu otuz günlük süre, Kurum yönünden sonuna kadar

kullanılabilecek bir hak olmayıp ödemenin yapılması gereken azami süreyi

göstermektedir. Kurumun, ödemeyi otuz günlük süre içerisinde en uygun olan

zamanda yapması gerekmektedir.

Sonuç olarak, Kurum aleyhine hükmedilen asıl alacak ile vekâlet

ücreti ve yargılama giderlerinin Kuruma yazılı şekilde yapılacak olan müracaat

tarihinden itibaren otuz gün içinde ödenmesinin öngörülmesi ve alacaklının

cebri icra yoluna başvurulabilmesi için Kuruma müracaat ettiği hâlde otuz

günlük süre içinde Kurumun ödemede bulunmamış olması şartının getirilmesi, söz

konusu sürenin makul olması nedeniyle mahkeme kararının ifasının geciktirildiği

anlamına gelmediği gibi alacaklının mülkiyet ve adil yargılanma haklarına

ölçüsüz bir müdahale niteliği de taşımamaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesinin

2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin, benzer hüküm içeren (2) numaralı

fıkrasıyla ilgili olarak verdiği 4.7.2013 tarihli ve E.2012/100, K.2013/84

sayılı kararı da bu yöndedir.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2., 13., 35., 36. ve 138. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Celal Mümtaz AKINCI ile Erdal TERCAN bu görüşe katılmamışlardır.

Kuralın Anayasa'nın 9. ve 10. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI- SONUÇ

16.5.2006 tarihli ve 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu'nun, 10.9.2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanun'un 38. maddesiyle değiştirilen 36. maddesinin ikinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerinin Anayasa'ya aykırı olmadıklarına ve itirazın REDDİNE, Celal Mümtaz AKINCI ile Erdal TERCAN'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 22.4.2015 tarihinde karar verildi.

Başkan

Zühtü

ARSLAN

Başkanvekili

Alparslan

ALTAN

Başkanvekili

Burhan

ÜSTÜN

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Recep

KÖMÜRCÜ

Üye

Engin

YILDIRIM

Üye

Nuri

NECİPOĞLU

Üye

Hicabi

DURSUN

Üye

Celal Mümtaz AKINCI

Üye

Erdal

TERCAN

Üye

Muammer

TOPAL

KARŞI GÖRÜŞ

5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu'nun, 10.9.2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanun'un 38. maddesiyle değiştirilen 36. maddesinin ikinci fıkrasının iptali istenmiş; fıkranın ilk üç cümlesinin esasının incelenmesine, dördüncü cümlesi açısından ise davada uygulanacak kural olmadığı için başvurunun reddine karar verilmiştir.

6552 sayılı Kanun'un 38. maddesiyle değiştirilen, 5502 sayılı Kanun'un 36. maddesinin ikinci fıkrası şu şekildedir:

"Muafiyetler

MADDE 36- .

Kurumun taraf olduğu her türlü davalarda, Kurum aleyhine

hükmedilen asıl alacak ile vekalet ücreti ve yargılama giderleri, alacaklı veya

vekilinin Kuruma ödemeye dayanak makbuz ve belgelerle birlikte yazılı şekilde

yapacağı müracaat üzerine bildireceği banka hesap numarasına, müracaat tarihinden

itibaren otuz gün içinde ödenir. Bu süre geçmeden Kurum aleyhine cebri icra

yollarına başvurulamaz. Belirtilen sürede ödeme yapılamaması hâlinde, söz

konusu alacaklar genel hükümler dairesinde tahsil olunur. Mahkeme kararlarında

yer alan miktarların kararın kesinleşmesinden önce ödenmesi hâlinde, söz konusu

kararların ilgili mercilerce bozulmasını müteakip ödenen miktarlar, ödeme

tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte ilgililerden tahsil

edilir."

Mahkememiz çoğunluğu, hükmü Anayasa'nın aykırı görmemiş, iptal talebini reddetmiştir.

Yapılan değişiklikle Soysal Güvenlik Kurumunun taraf olduğu gerek idari, gerekse hukuk davalarında, Kurumun mahkum edildiği asıl alacak, vekalet ücreti ve yargılama giderleri için alacaklının hemen icra takibine geçememesi, önce Kuruma müracaat etmesi, elindeki belgeleri ibraz etmesi, banka hesap numarasını bildirmesi zorunluluğu getirilmiş, bu bildirimin yapılmasından itibaren de Kurumun bildirilen hesap numarasına otuz gün içinde ödeme yapabileceği, bu sürenin geçmesinden önce alacaklının Kurum aleyhine icra takibine başvuramayacağı kabul edilmiştir.

Yapılan değişikliğin gerekçesinde şu hususlara yer verilmiştir:

"Maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları ile Kurumun taraf olduğu

ve konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen

miktar ile Kurumun taraf olduğu ayrım yapılmaksızın adli ve idari her türlü

davalarda Kurum aleyhine hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama

giderlerinin doğrudan icra takibine konu edilememesi, alacaklı veya

vekilinin Kuruma ödemeye dayanak makbuz ve belgelerle birlikte yazılı şekilde

yapacağı müracaat üzerine bildireceği banka hesap numarasına müracaat

tarihinden itibaren otuz gün içinde ödemelerin yapılacağı, bu sürede ödeme

yapılamazsa icra takibi başlatılabileceği düzenlenmektedir. Değişiklikle,

vatandaşların alacağını talepten itibaren otuz gün gibi kısa bir sürede tahsil

etmesi sağlanarak, vatandaşların icra takibi açmak külfetinden kurtarılması da

sağlanmakta ve bu konuda İdari Yargılama Usulü Kanununa paralel bir düzenleme

getirilmektedir."

İptali istenen hükümler para alacaklarına ilişkin ilamların

icrasına ilişkindir. Kural olarak para (ve teminat) alacaklarına ilişkin

ilamların ne şekilde icra edileceği, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 32

vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Bilindiği gibi borçluya karşı bir para alacağı

nedeniyle ilamlı icra takibi yapabilmek için alacaklının elinde bir ilam veya

ilam niteliğinde belge bulunması gereklidir. Takip için

alacaklı ilamı icra dairesine vererek takip talebinde bulunur. Bunun

üzerine icra dairesi bir icra emri düzenleyerek, borçluya tebliğ eder. Bu

emirde, hükmolunan şeyin cinsi ve miktarı gösterilerek yedi gün içinde ödenmesi

istenir. Para (ve teminat) alacaklarına ilişkin ilamların icraya konulabilmesi

için kesinleşmiş olmasına gerek yoktur (HUMK m. 443,1; HMK geç. m. 3), hemen

icraya konulabilir.

Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

Hukuk devletinde, kanun koyucunun yargılama hukukuna ilişkin kuralları belirleme ve bu çerçevede mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri hakkında gerekli görülen düzenlemeleri yapma yetkisi bulunduğu gibi, mahkeme ilamlarının nasıl icra edileceğine ilişkin kuralları belirleme hususunda da takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak yapılacak düzenlemelerin, hukuk devleti ilkesine, temel hak ve özgürlüklere uygun olması gereklidir.

Borçluya karşı dava açılıp, alacaklının haklı olduğu ve alacağının

miktarı mahkeme kararı ile tespit edildikten sonra, borçlunun artık bu

borcunu hemen ödemesi gerekir. Borçlunun mahkeme kararı ile tespit edilen

borcunun muacceliyetini sağlamak için kendisine tekrar bir bildirimde

bulunulması zorunlu değildir. Borçlu, dava açılmadan önce temerrüde

düşürülmemişse, en son dava açılması ile dava konusu borç için temerrüde düşmüş

olur. Bu durum, dava açılmasının maddi hukuk bakımından doğan sonuçlarından

biridir. Borcun muacceliyetini sağlamak için tekrar kendisine icra emri

tebliğine yahut öncesinde tekrar bir bildirimde bulunmaya, borcu talep etmeye

gerek yoktur. İlama bağlı bir borç, borçlu tarafından kendi rızası ile kural

olarak hemen ödenmelidir; ödenmesini sağlamak için kural olarak alacaklının

tekrar harekete geçmesine gerek yoktur. Keza, ilama bağlı alacağın

ödenmesi için ayrıca kayıt veya şart da getirilemez. Zira borçlunun borçlu

olduğu, borcunu ödemesi gerektiği mahkeme kararı ile tespit edilmiştir. O

nedenle borçlunun icra emrine itiraz etmesi ve takibi durdurması da mümkün

değildir. Sadece İİK m. 32,1'de belirtildiği şekilde, m. 33,

33/a gereğince icra mahkemesinden, temyiz halinde

Yargıtay'dan (m.36) veya yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulmuşsa mahkemeden icranın geri bırakılması kararı getirilmesi halinde icra durdurulabilir.

Şu halde mahkeme kararı ile borçlu olduğu tespit edilen kimsenin borcunu alacaklıya götürüp ödemesi gerekir. Bu konuda harekete geçme, borcunu götürüp ödeme yükümlülüğü borçlu üzerindedir. Mahkeme kararı ile hüküm altına alınan borç kural olarak götürülecek borç durumundadır. O nedenle, ilamda belirtilen para alacağının, icra emrinin borçluya tebliği ile icra kabiliyetini haiz hale geldiğini söylemek mümkün değildir.

Yukarıda yapılan açıklamalar, kural olarak SGK için de geçerlidir. Buna göre Kurumun da, aleyhine hükmedilen para borcuna ilişkin ilamı alacaklının icraya koymasını beklemeden, kendi rızası ile harekete geçip, götürüp alacaklıya ödemesi gereklidir. Borcunu ödemeyecek olursa alacaklı, İİK m. 32 vd. gereğince borçlu olarak Kuruma karşı icra takibine başlayabilir. Kanun koyucu, bu noktada 6552 sayılı Kanun'un 38. maddesiyle, 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu'nun 36. maddesinin ikinci fıkrasını değiştirerek, Kurum aleyhine hükmedilen alacak, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin icrasına ilişkin istisna getirerek yukarıda belirtilen ve iptali istenen düzenlemeyi öngörmüştür.

Buna göre, Kurum aleyhine hükmedilen alacak, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin, alacaklı veya vekilinin Kuruma, ödemeye dayanak makbuz ve belgelerle birlikte yazılı şekilde yapacağı müracaat üzerine, bildireceği banka hesap numarasına, müracaat tarihinden itibaren otuz gün içinde ödenmesi yapılabilecektir. Bu süre geçmeden Kurum aleyhine cebri icra yollarına başvurulamayacaktır.

Belirtilen düzenleme çerçevesinde alacaklının Kurum aleyhine takibe geçebilmesi için, önce Kuruma başvurması, elindeki belgeleri ibraz etmesi, hesap numarasını bildirmesi gerekmektedir. Böylece, alacaklıya tekrar harekete geçme külfeti yüklenmektedir. Bu durum, elinde ilam olan alacaklının hukuki konumu ile ve kesin hükme güven ile bağdaşmamaktadır.

Keza, Kurum lehine otuz günlük ek bir ödeme süresi öngörülmekte, alacaklı için de bu sürenin beklenmesi zorunluluğu getirilmektedir. Borçlu için, ilama bağlı bir borç nedeniyle alacaklının rızası olmaksızın kanunla ek bir ödeme süresi getirilmesi, alacaklının hakları açısından sınırlama teşkil etmektedir. Yine otuz günlük bekleme süresi getirilerek ilamın icraya konulması ve alacaklının alacağına kavuşması, ilama bağlı alacağın niteliği ile bağdaşmayan bir kayıt veya şart niteliği taşımaktadır.

Belirtilen bu durumlar, hukuk devleti ilkesine ve o nedenle Anayasa'nın 2. maddesine aykırılık teşkil etmektedir.

Anayasa'nın 10. maddesinin 1. ve 4. fıkralarına göre :

"Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."

Kanun koyucu, şüphesiz kamu yararının gerekli olduğu hallerde, eşitlik ilkesine istisna getirebilir. Ancak getirilen bu istisnaların da zorunlu ve ölçülü olması gereklidir.

İptali istenen düzenleme ile kanun koyucu, Kuruma karşı para borcu

nedeniyle icra takibine geçilmeden önce alacaklının Kuruma başvurmasını,

başvurudan sonra Kurumun otuz içinde borcunu ödeyebilmesini kabul etmiş,

böylece Kurum lehine önemli bir farklılık ve ayrıcalık getirmiştir. Buna göre

Kurum alacaklı olduğunda alacaklısına karşı hemen takibe geçebilirken, borçlu

olması halinde alacaklı Kurum aleyhine hemen icra takibine geçemeyecek, önce

Kuruma başvuracak, başvuru tarihinden itibaren otuz gün içinde ödeme

yapılmasını bekleyecektir. Görüldüğü gibi, Kurumun alacaklı olması ile borçlu olması

hali farklı değerlendirilmiş, buna bağlı olarak Kurumun alacalısı olan

kişilerle, borçlusu olan kişiler arasında da farklılık yaratılmıştır. Bu durum,

takip sonunda alacaklı lehine takip giderleri ve vekalet ücretine de

hükmedilmesi nedeniyle daha da belirgin hale gelmektedir. Kurum lehine bu

şekilde bir farklılık yaratılması, keza Kurumun alacaklıları ile borçluları

arasında belirtildiği şekilde ayrıcalık yapılması eşitlik ilkesine aykırıdır.

SGK'nın bir kamu kurumu olması, alacaklılarına karşı bu şekilde bir külfet

yüklenmesini haklı kılmamaktadır. Gerekçede her ne kadar, " ... vatandaşların

alacağını talepten itibaren otuz gün gibi kısa bir sürede tahsil etmesi

sağlanarak, vatandaşların icra takibi açmak külfetinden kurtarılması da

sağlanmakta." deniliyorsa da, bu gerekçe de isabetli değildir.

Zira, vatandaşın ilama bağlı alacağını tahsil etmek için külfete katlanması

istenmiyorsa, borçlu borcunu hemen ödeyebilir. Böylece hem alacaklı hemen

alacağına kavuşmuş olur, hem de borçlu kendisine karşı takip yapılmasını

engelleyerek gereksiz yere takip giderlerine katlanmaktan kurtulur. Yapılan

düzenleme ile alacaklıya tekrar borçlu Kuruma başvurma külfeti yüklenmektedir.

Otuz günlük süre sonunda borç ödenmezse alacaklı tekrar takip yapmak zorunda

kalacaktır. Otuz günlük süreye uymamanın borçlu Kurum açısından herhangi

bir yaptırımı da yoktur. O nedenlerle, getirilen düzenleme eşitlik ilkesine de

aykırıdır.

Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir." denilmek suretiyle mülkiyet hakkı teminat altına alınmıştır. Alacaklı tarafından, Kurum aleyhine açılan dava sonunda hükmedilen asıl alacak ile vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin alacak hakkı niteliğinde olduğu ve bu nedenle alacaklının mülkiyet hakkı kapsamında kabul edilmesi gereklidir. Bu alacağın elde edilmesini geciktiren düzenlemeler, mülkiyetten yararlanma ve mülkiyet üzerinde tasarruf etme yetkilerini sınırlandıracağından mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder.

İptali istenen kurallarla, Kurum aleyhine hükmedilen asıl alacak

ile vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin Kuruma yazılı şekilde yapılacak

olan müracaat tarihinden itibaren otuz gün içinde ödenmesi öngörülmekte, ayrıca

alacaklının cebri icra yoluna başvurulabilmesi için Kuruma müracaat etmiş

bulunması ve anılan otuz günlük süre içinde Kurumun ödemede bulunmamış olması

şartı getirilmektedir. İlama bağlanmamış bir alacak için bu şekilde, dava

açılmadan yahut takibe geçilmeden önce dava veya cebri icra sürecini bertaraf

edecek, ihtiyari ödemeyi sağlayacak yolların öngörülmesi hiç şüphesiz

yararlıdır. Ancak, ilama bağlanmış bir alacağın ödenmesini sağlamak için

alacaklının borçludan tekrar talepte bulunmasını istemek, alacaklıya süre

vermek, ilamı bir tarafa bırakıp, bir ölçüde tekrar başa dönüş anlamına

gelmektedir. O nedenle de, borçluya verilen bu süre alacaklının alacağına

kavuşmasını engellemekte ve mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmektedir.

Ayrıca, icra emrinde dahi borcun ödenmesi için yedi günlük süre verilirken,

burada otuz günlük bir süre verilmesi ölçülü de değildir. O nedenle, getirilen

düzenlemeler, Anayasa'nın 35. maddesine de aykırılık teşkil etmektedir.

Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına

sahiptir" denilerek hak arama özgürlüğü düzenlenmiştir. Yargı

denetimi, demokratik hukuk devletinin vazgeçilemez şartlarından biridir.

Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya

da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp

ispatlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu,

yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir. Kişilere yargı mercileri

önünde dava hakkı tanınması hak arama özgürlüğünün de bir gereğidir. Mahkeme

kararlarının uygulanması da, yargılama sürecini tamamlayan ve yargılamanın

sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Kararın uygulanmaması hâlinde

yargılamanın ve hak arama özgürlüğünün de bir anlamı kalmaz. Bu nedenle yargı

kararlarının uygulanması "mahkemeye erişim hakkı" kapsamında

değerlendirilmektedir. Buna göre, yargılama sonucunda mahkemenin bir karar

vermiş olması yeterli olmayıp ayrıca bu kararın etkili bir şekilde uygulanması

da gerekir. Mahkeme kararlarını, taraflardan birinin aleyhine sonuç doğuracak

şekilde uygulanamaz hâle getiren veya gereksiz yere geciktiren düzenlemelerin

bulunması veya mahkeme kararlarının icrasının herhangi bir şekilde engellenmesi,

"mahkemeye erişim hakkı"nın engellenmesi sonucunu doğurur.

İptali istenen kurallarla, Kurum lehine, alacaklı aleyhine getirilen düzenlemeler, Kurum alacaklısı açısından, mahkeme kararının gereğinin yerine getirilmesinin geciktirilmesi sonucunu doğurmaktadır. O nedenle de Anayasa'nın 36. maddesine aykırıdır.

Anayasa'nın 138. maddesinde, mahkemelerin bağımsızlığı düzenlenmiş ve 4. fıkrasında şöyle denilmiştir: "Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez." Görüldüğü gibi, mahkeme kararlarının geciktirilmeksizin uygulanması, Anayasa'nın 138. maddesinin dördüncü fıkrasında mahkemelerin bağımsızlığı kapsamında kabul edilmekte ve bu duruma bağlı olarak yargı kararlarını değiştirmeden ve geciktirmeden uygulamak, Devlete bir yükümlülük olarak yüklenmektedir.

Yukarıda incelendiği üzere, iptali istenen kurallarla, ilama bağlı asıl alacak ile vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin Kuruma yazılı şekilde yapılacak olan müracaat tarihinden itibaren otuz gün içinde ödenmesi, ayrıca alacaklının cebri icra yoluna başvurulabilmesi için Kuruma müracaat etmesi ve anılan otuz günlük süre içinde Kurumun ödemede bulunmamış olması şartları getirilmiştir. Bu durum, açık bir şekilde Kurum aleyhine verilen mahkeme kararlarının gereğinin yerine getirilmesinin geciktirilmesi anlamına gelmektedir. O nedenle, dava konusu düzenlemeler, Anayasa'nın 138. maddesine de aykırılık teşkil etmektedir.

Yukarıda belirtilen nedenlerle, 10.9.2014 tarihli , 6552 sayılı İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun'un 38. maddesiyle, 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu'nun değiştirilen 36. maddesinin ikinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerinin, Anayasa'nın 2., 10., 35., 36. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği kanaatinde olduğumuzdan, Mahkememiz çoğunluğunun görüşüne katılmamız mümkün olmamıştır.

Üye

M. Emin KUZ

Üye

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üye

Kadir

ÖZKAYA

Üye

Celal Mümtaz AKINCI

Üye

Erdal

TERCAN

Anayasa Mahkemesi, E. 2015/28, K. 2015/42, 22 Nisan 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtirazın Konusu
  4. I- Olay
  5. Iıı- Yasa Metinleri
  6. Iv- İlk İnceleme
  7. V- Esasın İncelenmesi
  8. Arslan
  9. Altan
  10. Üstün
  11. Özgüldür
  12. Kömürcü
  13. Yıldırım
  14. Necipoğlu
  15. Dursun
  16. Tercan
  17. Topal
  18. Karşı Görüş
  19. Özkaya
  20. Tercan
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2015/28
Karar No
2015/42
Tarih
22 Nisan 2015

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2015/31 K.2015/34
  • AYM Norm Denetimi E.2015/35 K.2015/40
  • AYM Norm Denetimi E.2015/22 K.2015/37
  • AYM Norm Denetimi E.2015/30 K.2015/33
  • AYM Norm Denetimi E.2015/38 K.2015/39
  • AYM Norm Denetimi E.2014/155 K.2015/52

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.