İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2015/46 K.2017/130

Meclisi Üyeleri M. Akif HAMZAÇEBİ, Engin ALTAY ve Levent GÖK ile birlikte 121 milletvekili.

Esas2015/46Karar2017/130Tarih26 Temmuz 2017Okuma26 dk · 5.149 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
26 Temmuz 2017
Esas Sayısı
2015/46
Karar Sayısı
2017/130
R.G. Tarih-Sayısı
3.10.2017-30199
İptal davasını açan
Türkiye Büyük Millet
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.149 kelime·26 dk okuma·13 bölüm

Meclisi Üyeleri M. Akif HAMZAÇEBİ, Engin ALTAY ve Levent GÖK ile birlikte 121 milletvekili.

İPTAL DAVASININ KONUSU

4.2.2015 tarihli ve 6592 sayılı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;

A. 2. maddesiyle 4.6.1985 tarihli ve 3213

sayılı Maden Kanunu’nun 3. maddesinin birinci fıkrasına eklenen “Yetkilendirilmiş Tüzel Kişiler” tanımının,

B. 4. maddesiyle 3213 sayılı Kanun’un 7. maddesinin on beşinci fıkrasına “…kamu yararı niteliği taşıyan…” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “…veya gerçek/tüzel kişilere ait diğer…” ibaresinin,

C. 10. maddesiyle 3213 sayılı Kanun’un 14. maddesinin on yedinci fıkrasında değiştirilen “…kamu yatırımının…”ibaresinin,

D. 15. maddesiyle değiştirilen 3213 sayılı

Kanun’un 30. maddesinin;

1. Birinci fıkrasının birinci cümlesinin,

2. Üçüncü fıkrasının,

E. 27. maddesinin

Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 5., 10., 13., 17., 49., 90., 135. ve 168. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ

İptali talep edilen kuralların yer aldığı 6592 sayılı Kanun’un;

1. 2. maddesi ile 3213 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasına eklenen “Yetkilendirilmiş Tüzel Kişiler” tanımı şöyledir:

“Yetkilendirilmiş Tüzel Kişiler: (Ek: 4/2/2015-6592/2 md.) Genel Müdürlükçe yetkilendirilen, bu Kanun kapsamında Genel Müdürlüğe verilmesi gereken rapor, proje ve her türlü teknik belgeyi hazırlamaya yetkili, şirket hisselerinin yarısından fazlasının sahibinin mühendis olduğu ya da bünyesinde nitelik ve nicelikleri yönetmelikle belirlenen mühendisler çalıştıran maden arama ruhsat sahibi veya işletmesi olan tüzel kişiler.”

2. 4. maddesi ile ibare eklenen 3213 sayılı Kanun’un 7. maddesinin on beşinci fıkrası şöyledir:

“(Değişik fıkra: 10/6/2010-5995/3 md.) Madencilik faaliyetleri ile Devlet ve il yolları, otoyollar, demir yolları, havaalanı, liman, baraj, enerji tesisleri, petrol, doğalgaz, jeotermal boru hatları, su isale hatları gibi kamu yararı niteliği taşıyan veya gerçek/tüzel kişilere ait diğer yatırımların birbirlerini engellemesi, maden işletme faaliyetinin yapılamaz hale gelmesi, yatırım için başka alternatif alanların bulunamaması durumunda, madencilik faaliyeti ve yatırımla ilgili karar, Kurul tarafından verilir.”

3. 10. maddesi ile ibare değiştirilen 3213 sayılı Kanun’un 14. maddesinin on yedinci fıkrası şöyledir:

“Kamu kurum ve kuruluşlarınca yol, köprü, baraj, gölet, liman

gibi projelerin inşasında kullanılacak yapı ve inşaat hammaddelerinin üretimi

için Bakanlıkça ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına izin verilir. Üretim

yapılacak yerlerde ruhsatlı alanlar var ise kamu yatırımının ihtiyacı

olan üretim madencilik faaliyetlerine engel olmayacak ve kaynak kaybına yol

açmayacak şekilde yapılır. Bu izinler çerçevesinde yapılacak üretimden Devlet

hakkı alınmaz ve izinler proje süresini aşamaz. (Ek cümleler: 4/2/2015 –

6592/10 md.) 8/6/1994 tarihli ve 3996 sayılı Kanun kapsamında Yap-İşlet-Devret

modeli ile yapılan kamu yatırımları için, ihale sözleşmelerinde hammadde temin

sorumluluğunun görevli şirket yükümlülüğüne bırakılması hâlinde hammadde üretim

izni sözleşme konusu işte kullanılmak ve proje süresiyle sınırlı olmak üzere

görevli şirkete de verilir. Bu durumda kullanılan hammaddenin ocak başı satış

fiyatı üzerinden ihaleyi alandan her yıl haziran ayı sonuna kadar Devlet hakkı

ile aynı grupta bulunan işletme ruhsatlarından alınan ruhsat bedelinin %30’u

oranında çevre ile uyum planı çalışmalarını temin etmek üzere her yıl ocak

ayının sonuna kadar teminat alınır. Devlet hakkı ve teminatın eksik yatırılması

veya hiç yatırılmaması hâlinde 20.000 TL idari para cezası verilir ve üç ay

içinde tamamlanması istenir. Aksi hâlde üretim faaliyeti durdurulur.”

4. 15. maddesi ile değiştirilen 3213 sayılı Kanun’un 30. maddesi şöyledir:

“İhale

MADDE 30: (Değişik: 4/2/2015-6592/15 md.)

“Herhangi bir sebeple hükümden düşmüş, terk edilmiş veya taksir edilmiş alanlar ile II. Grup (b) bendi ve IV. Grup madenler dışındaki yeni alanlar ihale yolu ile ruhsatlandırılır. İhale ilanı Resmî Gazete’de yayımlanır.

İhale bedeli işletme ruhsat taban bedelinden az olamaz.

Maden ruhsat sahasının cinsi, rezervi, bulunduğu bölge, tenörü, istihdam, yatırım, ülke ihtiyaçları ve benzeri hususlar dikkate alınarak şartnamelerde açıkça belirtmek kaydıyla ara ve uç ürün üretme şartını içeren ihaleler yapılabilir. Bu ihalelerde rezervin özellikleri dikkate alınarak ihaleye katılma şartları, taban ihale bedeli, ihale bedelini ödeme şekli ve süresi, üretim süreleri veya tesislerin yatırım süreleri ve diğer hususlar şartnameler ile belirlenebilir.

Ruhsat sahaları arasında tek başına madencilik yapılamayacak büyüklükteki alanlara ruhsat verilmez. Bu alanlar bitişik ruhsat sahipleri arasında ihale edilir. İhalelik durumda olan ve madencilik yapılabilmesi için uygun büyüklükte olmayan sahalar, çevresindeki ruhsatsız alanlar veya diğer ihalelik sahalarla birleştirilerek ihale edilir.

Havza madenciliğini geliştirmek ve jeolojik yapıyı aydınlatmak amacıyla yeni oluşturulan alanlar ile herhangi bir sebeple hükümden düşmüş, terk edilmiş veya taksir edilmiş sahalar, alan sınırlamasına bakılmaksızın birleştirilerek ihale edilebilir. Bu şekilde ihale edilen sahaların ruhsatlandırılmasında 16 ncı maddedeki alan sınırlaması aranmaz.

Mülga 6309 sayılı Maden Kanunu hükümleri uyarınca verilmiş olan ve bu Kanuna göre ruhsat hukuku devam eden çakışmalı işletme ruhsat sahalarında yeni bir maden bulunması hâlinde, çakışmalı alandaki maden hakkı bu ruhsat sahipleri arasında ihale edilerek ruhsatlandırılır.

Sahaların ihalesinden elde edilen gelirler genel bütçeye gelir kaydedilir. Bu Kanun kapsamındaki iş ve işlemler için ihtiyaç duyulan ödenekler Bakanlık bütçesinde öngörülür.”

5. 27. maddesi şöyledir:

“19/2/1985 tarihli ve 3154 sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 9. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA ve Rıdvan GÜLEÇ’in katılmalarıyla 13.5.2015 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Abuzer YAZICIOĞLU tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Kanun’un 2. Maddesiyle 3213 Sayılı Kanun’un 3. Maddesinin Birinci Fıkrasına Eklenen “Yetkilendirilmiş Tüzel Kişiler” Tanımının İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi

3. Dava dilekçesinde özetle dava konusu kuralla, maden alanında

çalışan mühendislerin gerçek kişi olarak mesleklerini serbestçe yapmalarının

engellendiği, çalışma hakkının anayasal dayanaktan yoksun, sebepsiz ve ölçüsüz

bir biçimde kısıtlandığı, bireyler karşısında tüzel kişilere eşitlik ilkesini

zedeleyecek ölçüde imtiyaz tanındığı, anayasal güvence altında olan Türk

Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin görev ve yetki alanına müdahale edildiği,

madenlerin devletin hüküm ve tasarrufunda olması nedeniyle denetim yetkisinin

yetkilendirilmiş tüzel kişilere devri anlamına gelen düzenlemenin devletin

denetim hakkını bütünüyle ortadan kaldırdığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın

Başlangıç’ı ile 5., 10., 13., 49., 135 ve 168. maddelerine aykırı olduğu ileri

sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

4. Dava konusu kuralda yetkilendirilmiş tüzel kişiler Genel Müdürlükçe yetkilendirilen, bu Kanun kapsamında Genel Müdürlüğe verilmesi gereken rapor, proje ve her türlü teknik belgeyi hazırlamaya yetkili, şirket hisselerinin yarısından fazlasının sahibinin mühendis olduğu ya da bünyesinde nitelik ve nicelikleri yönetmelikle belirlenen mühendisler çalıştıran maden arama ruhsat sahibi veya işletmesi olan tüzel kişiler olarak tanımlanmıştır.

5. Anayasa’nın 49. maddesinde, çalışmanın, herkesin hakkı ve ödevi olduğu, devletin çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alacağı belirtilmektedir. Ayrıca madde metninde bu hakla ilgili olarak özel bir kısıtlama nedenine yer verilmese de diğer temel hak ve özgürlüklerde olduğu gibi Anayasa’nın 13. maddesi kapsamında sınırlanabilir bir hak olduğuna şüphe bulunmamaktadır.

6. Anayasa'nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilerek genel sınırlama ölçüleri belirlenmiştir. Sınırlamada dikkat edilmesi gereken husus, sınırlamanın hakkın özüne dokunmaması ve demokratik toplumda gerekli ve ölçülü olmasıdır.

7. Anayasa’nın 168. maddesinde “Tabii servetler ve

kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve

işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek

ve tüzelkişilere devredebilir. Hangi tabii servet ve kaynağın arama ve

işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzelkişilerle ortak olarak veya doğrudan

gerçek ve tüzelkişiler eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır. Bu

durumda gerçek ve tüzelkişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacak

gözetim, denetim usul ve esasları ve müeyyideler kanunda gösterilir.” denilmektedir.

Buna göre tabii servetler ve kaynaklar kapsamında bulunan madenlerin aranması

ve işletilmesi ile ilgili olarak gerçek ve tüzelkişilerin uyacakları

koşulların, devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ile

yaptırımların kanunda düzenlenmesi gerekmektedir. Ayrıca anılan maddede kanun

koyucuya, toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda madencilik faaliyetleri konusunda

düzenleme yapma yetkisi verilmektedir. Ancak kanun koyucu bu yetkiyi

kullanırken kamu yararı amacını gözetmenin yanı sıra Anayasa’nın ilgili diğer

ilkelerine de uymak zorundadır.

8. Madencilik faaliyeti sürecinde Genel Müdürlüğe sunulması

zorunlu olan “rapor, proje ve her türlü teknik belge”, 6592 sayılı Kanun

değişikliği öncesinde konusunda uzman serbest mühendisler tarafından

hazırlanmakta ve sorumluluğun da belgeyi hazırlayana ait olduğu kabul

edilmekteydi. Yeni düzenleme ile bu belgeleri hazırlama yetkisi,

yetkilendirilmiş tüzel kişilere verilmiştir. Kanun koyucunun dava konusu

kuralı, madencilik sektörünün kendine özgü niteliğinden kaynaklanan

ihtiyaç nedeniyle ve devletin madencilik faaliyetlerinin etkin, verimli,

güvenli ve sürdürülebilir nitelikte yürütülmesi amacıyla düzenlediği anlaşılmaktadır.

Böyle bir düzenleme ise anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdir yetkisi

kapsamındadır. Somut düzenlemenin belirtilen amacı etkin bir şekilde

gerçekleştirmeye elverişli olup olmadığı yönündeki bir değerlendirme ise

anayasallık denetiminin kapsamı dışında kalmaktadır.

9. Yeni düzenleme kapsamında Genel Müdürlüğe verilmesi

gereken rapor, proje ve her türlü teknik belgeyi hazırlama görev ve yetkisi

yetkilendirilmiş tüzel kişilere verilse de belirtilen işler tüzel kişilik

bünyesindeki veya tüzel kişilikle anlaşmalı gerçek kişiler tarafından

yapılacaktır. Diğer bir ifadeyle gerçek kişi mühendisler, ancak

yetkilendirilmiş tüzel kişiler gözetiminde anılan işleri yapmaya devam

etmektedirler. Dolayısıyla dava konusu kural, madencilik faaliyeti ile ilgili

mühendislerin çalışma hakkına yönelik bir sınırlama getirse de mühendislerin,

gerçek kişi olarak çalışabilme imkânını tamamen ortadan kaldırmamaktadır.

Devletin, madenler üzerindeki tasarruf ve denetim yetkisi kapsamında kamu

yararını da gözeterek tedbirler alması karşısında çalışma hakkına yönelik

mevcut sınırlamanın demokratik toplumda gerekli ve ölçülü olmadığı söylenemez.

10.Öte yandan yetkilendirilmiş tüzel kişiler için Kanun’da

belirlenen görev ve sorumluluklar, madencilik faaliyetinin gözetim ve denetimi

niteliğinde olmayıp uzmanlaşmış ve kurumsallaşmış yapısıyla daha etkin, verimli

ve kaliteli hazırlanması beklenen rapor, proje ve teknik belgelerle Genel

Müdürlüğün denetim ve gözetim faaliyetine destek olma ve kolaylaştırma işlevi görmektedir.

Bu yönüyle yetkilendirilmiş tüzel kişiler için Kanun’da tanımlanan görev ve

sorumluluklar, icrai sonuç doğuran nitelikte olmadığı gibi Anayasa’nın 168.

maddesindeki devletin gözetim ve denetim sorumluluğunu da ortadan

kaldırmamaktadır. Ayrıca, madencilik faaliyetlerinin kontrol ve denetimini

düzenleyen 3213 sayılı Kanun’un 11. maddesi de gözetildiğinde iş sağlığı ve

güvenliği alanlarının devletin denetiminde olduğu izahtan varestedir.

11.Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13., 49. ve 168. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

12.Kuralın Anayasa’nın Başlangıç’ı, 5., 10. ve 135. maddeleriyle bir ilgisi görülmemiştir.

B.Kanun’un 4. Maddesiyle, 3213 Sayılı Kanun’un 7. Maddesinin On Beşinci Fıkrasına “…kamu yararı niteliği taşıyan…” İbaresinden Sonra Gelmek Üzere Eklenen “…veya gerçek/tüzel kişilere ait diğer…” İbaresinin İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi

13.Dava dilekçesinde özetle dava konusu ibarenin yer aldığı

fıkrada kamu yatırımları ile madencilik faaliyetinin çakışması ve birbirine

engel olması durumunda, Kurul’a kamu yararını gözeterek tercih yapma yetkisi

verildiği; dava konusu ibareyle bu kapsam genişletilerek gerçek/tüzel kişilere

ait diğer yatırımların madencilik faaliyeti ile çakışması durumunda da Kurul’un

aynı yetki ile donatıldığı, kamu kurumu olmayan yatırımcı karşısında madencilik

faaliyeti yürüten ruhsat sahiplerinin kazanılmış haklarının gözardı edildiği ve

ruhsat güvencesini ortadan kaldırdığı, özellikle madencilik faaliyeti ile

ilgili yasal düzenlemelerin kamu yararı esas alınarak yapılması gerektiği fakat

yeni düzenleme ile kamu yararına aykırı biçimde bireysel menfaatin öne

çıkarıldığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri

sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

14.6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 168. maddesi yönünden de incelenmiştir.

15.Dava konusu kuralın yer aldığı fıkrada madencilik faaliyetleri ile devlet ve il yolları, otoyollar, demir yolları, havaalanı, liman, baraj, enerji tesisleri, petrol, doğalgaz, jeotermal boru hatları, su isale hatları gibi kamu yararı niteliği taşıyan veya gerçek/tüzel kişilere ait diğer yatırımların birbirlerini engellemesi, maden işletme faaliyetinin yapılamaz hâle gelmesi, yatırım için başka alternatif alanların bulunamaması durumunda, madencilik faaliyeti ve yatırımla ilgili kararın, Kurul tarafından verileceği öngörülmektedir. Dava konusu ibare, kuralda yer alan “... veya gerçek/tüzel kişilere ait diğer ...” ibaresidir.

16.Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.

17.Hukuk devleti ilkesinin bir başka gereği ise kanunların kamu

yararı amacını gerçekleştirmek üzere çıkarılmasıdır. Anayasa Mahkemesi’nin kimi

kararlarında kamu yararı kavramından ne anlaşılması gerektiği ortaya

konulmuştur. Buna göre kamu yararı kavramı genel bir ifadeyle bireysel, özel

çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Bu

bağlamda kanun koyucu sosyal yaşamı düzenlemek için kamu yararı amacı ile kimi

kurallar koyabilir. Zaman içinde değişen toplumsal ihtiyaçları karşılama, kişi

ve toplum yararının zorunlu kıldığı düzenlemeleri yapma, toplumdaki

değişikliklere uygun olarak bu yönde alınan önlemleri güçlendiren, geliştiren,

etkilerini daha çok artıran ya da tam tersine bunları hafifleten veya tümüyle

ortadan kaldıran işlemlerde bulunma yetkisi kanun koyucunun aynı zamanda bir

görevidir.

18.Bütün kamusal işlemler, nihai olarak kamu yararını gerçekleştirme hedefine yönelmek durumundadır. Kanunun amaç ögesi bakımından Anayasa’ya uygun sayılabilmesi için kanunun çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetilmemiş olması gerekir. İlgili yasama belgelerinin incelenmesinden kanunun kamu yararı dışında bir amaçla çıkarılmış olduğu açıkça anlaşılabiliyorsa kanunun amaç unsuru bakımından Anayasa’ya aykırı olduğu söylenebilir.

19.Diğer taraftan hukuk devleti ilkesinin gereği olan kazanılmış haklara saygı, aynı zamanda hukukun genel ilkelerinden birini oluşturmaktadır. Kazanılmış hak, özel hukuk ve kamu hukuku alanlarında genel olarak bir hak sağlamaya elverişli nesnel yasa kurallarının bireylere uygulanması ile onlar için doğan öznel hakkın korunmasıdır. Kazanılmış bir haktan söz edilebilmesi için bu hakkın yürürlükte olan kurallara göre bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş olması gerekir. Kazanılmış hak kişinin bulunduğu statüden doğan, kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel niteliğe dönüşmüş haktır. Bir statüye bağlı olarak ileriye dönük, beklenen haklar kazanılmış hak niteliğinde kabul edilemez.

20.Anayasa’nın 168. maddesinde kanun koyucuya, toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda madencilik faaliyetleri konusunda düzenleme yapma yetkisi verilmektedir. Ancak kanun koyucu bu yetkiyi kullanırken kamu yararı amacını gütmek ve Anayasa'nın ilgili diğer kurallarına da uymak zorundadır.

21.Bu kapsamda, madencilik faaliyeti ile kamu kurumlarına veya gerçek/tüzel kişilere ait yatırımların birbirini engellemesi durumunda yatırımlar arasında tercih yapılabilmesi yönteminin kanunla düzenlemesi bir ihtiyaçtan doğmakta ve Anayasa’nın 168. maddesinde bunu engelleyen bir hüküm bulunmamaktadır.

22.Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan madencilik faaliyeti

karşısında, gerçek/tüzel kişiye ait herhangi bir yatırımdaki “kamu

yararı” değerlendirmesi tartışmaya açık olmakla birlikte özel

yatırımların kamu yararından tamamen uzak veya ilgisiz olduğu söylenemez.

Dünyada kamu dışı yatırımların toplumlara etkisi, çevresel ve ekonomik

faktörlerle ortaya çıkan yeni yatırım alanları ve ülkenin tarım politikaları

kapsamında eskiden beri korunan özel yatırım türleri, kamu yatırımlarına

alternatif olarak karşımıza çıkabilmektedir. Yine madencilik faaliyetinin

herhangi bir yatırım karşısında durdurulması, bulunduğu yerde üretilen madenden

tamamen vazgeçme anlamını da taşımamaktadır. Madencilik faaliyeti, diğer

yatırım sonrasında tekrar değerlendirilebilir ve ekonomiye kazandırılabilir.

23.Dolayısıyla dava konusu kuralın değişen şartlara daha çabuk uyum sağlayabilmek amacıyla öngörüldüğü anlaşılmakta, söz konusu düzenlemenin kamu yararı dışında özel çıkarlar gözetilerek veya belirli kişiler lehine getirildiği sonucuna ulaşılmamaktadır. Bu konuda yapılacak değişikliklerle kamu yararının hangi ölçüde gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini denetlemek ise yerindelik denetimi kapsamında olup anayasa yargısının denetiminin konusu dışında kalmaktadır.

24.Öte yandan dava konusu kuralda ve devam eden fıkralarda, Kurul’un “kamu yararı” niteliğinde kabul edilen kararını Kanun’da belirtilen kurallar çerçevesinde ve yargı denetimine açık olarak vereceği, madencilik faaliyeti ile diğer yatırımlar arasında tercih yapmadan önce asgari düzeyde araştırılması gereken konuların Kanun’da belirlendiği anlaşılmaktadır.

25.Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 168. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

C. Kanun’un 10. Maddesiyle, 3213 Sayılı Kanun’un 14. Maddesinin On Yedinci Fıkrasında Değiştirilen “…kamu yatırımının…” İbaresinin İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi

26.Dava dilekçesinde özetle dava konusu ibarenin yer aldığı

fıkrada; kamu kurumlarının yol, köprü, baraj, gölet, liman gibi projelerinin

inşasında kullanılacak hammaddelerin üretimi için tanınan muafiyetin 3996

sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde

Yaptırılması Hakkında Kanun kapsamında yap-işlet-devret modeli ile yatırım

yapan özel sektöre ve yabancı şirketlere de tanındığı, böylece ruhsat

mükellefiyeti altında madencilik faaliyeti yapan diğer kişilere karşı eşitsiz bir

durum oluştuğu, nitekim ruhsat bedeli ödeyerek madencilik faaliyeti yürüten bir

müteşebbis ile yap-işlet-devret modeli yatırım yaparak muafiyetten yararlanan

yabancı veya özel şirketin imkânlarının eşit olmayacağı belirtilerek kuralın

Anayasa’nın 10. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

27.6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden de incelenmiştir.

28.Dava konusu ibarenin yer aldığı fıkrada devlet hakkı ile ilgili muafiyetlerin bir kısmı düzenlenerek; kamu kurum ve kuruluşlarınca yol, köprü, baraj, gölet, liman gibi projelerin inşasında kullanılacak yapı ve inşaat hammaddelerinin üretimi için Bakanlıkça ilgili kamu kurum ve kuruluşuna izin verileceği, üretim yapılacak yerlerde ruhsatlı alanlar var ise kamu yatırımının ihtiyacı olan üretimin madencilik faaliyetlerine engel olmayacak ve kaynak kaybına yol açmayacak şekilde yapılacağı, bu izinler çerçevesinde yapılacak olan üretimden devlet hakkı alınmayacağı ve izinlerin proje süresini aşamayacağı öngörülmektedir.

29.Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. Hukuk devleti ilkesinin bir başka gereği ise kanunların kamu yararı amacını gerçekleştirmek üzere çıkarılmasıdır.

30.Kanunların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerekir. Fakat bir kanun hükmünün ülke gereksinimlerine uygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği bir siyasi tercih sorunu olarak kanun koyucunun takdirinde olduğundan, bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz.

31.Anayasa, kanun koyucuya toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda madencilik alanında düzenleme yapma yetkisi vermektedir. Ancak, kanun koyucu bu yetkiyi kullanırken kamu yararı amacını gütmek ve Anayasa'nın ilgili diğer kurallarına da uymak zorundadır.

32.Dava konusu ibarenin bulunduğu kuralla, daha önce sadece kamu kurumlarının bir kısım yatırımları için tanınan yapı ve inşaat hammaddesi kullanım izninin kamu yatırımı kapsamında çalışan özel hukuk kişilerini de içine alacak şekilde genişletilerek uygulamadaki aksaklıkların giderilip sorumluların doğrudan belirlenmesinin ve ihalelere girecek şirketlerin teşvik edilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır.

33.Hammadde üretim izninin verildiği maden türünün, sadece “yapı ve inşaat hammaddesi” olması, üretilecek hammaddenin yatırım dışında kullanılmasına izin verilmemesi, izin süresinin proje süresiyle sınırlandırılmış olması ve izin verilen alanda yapı ve inşaat hammaddesi dışında üretilebilecek madenlerle ilgili tedbirlerin öngörülmesi de, düzenlemeyle kamu yatırımlarının desteklenmesinin hedeflendiğini göstermektedir.

34.Dava konusu kuralın, hammaddeden yararlanma sürecinde yaşanan aksaklıkların giderilmesi, gerçek sorumluların belirlenmesi amacıyla öngörüldüğü, kamu yatırımları esas alınarak ölçü ve sınırlarının kanunla belirlendiği anlaşılmakta; söz konusu düzenlemenin kamu yararı dışında özel çıkarlar gözetilerek veya belirli kişiler lehine getirildiği sonucuna ulaşılamamaktadır. Bu konuda yapılacak değişikliklerle kamu yararının hangi ölçüde gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini denetlemek ise yerindelik denetimi kapsamında olup anayasa yargısının denetiminin konusu dışında kalmaktadır.

35.Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi, hukuksal

durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal

eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı aynı durumda bulunan kişilerin

yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını

ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi

ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali

yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı

tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar

için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar

aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da

öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.

36.Dava konusu düzenlemenin, 3996 sayılı Kanun kapsamında yapılan sözleşmelere konu “yap-işlet-devret modeli”yatırımlarla ilgili olmadığı, sadece “yap-işlet-devret modeli” yatırıma konu olabilecek kamu yatırımlarının diğer ihale usulleriyle özel kişilere yaptırılmasıyla ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Kamu yatırımını üstlenen özel kişilerle idare arasında 3996 sayılı Kanun kapsamında bir sözleşme söz konusu olduğunda “ham madde üretim izni”nin her türlü yükümlülükten muaf olarak verilmediği, normal bedellerin %30’u oranında devlet hakkı ve teminat öngörülerek kısmi muafiyet sağlandığı, fıkranın devamındaki ek cümlelerde yer almaktadır.

37.Bu kapsamda dava konusu ibarenin 3996 sayılı Kanun kapsamında yapılan yap-işlet-devret sözleşmeleriyle ilgisinin olmadığı, yap-işlet-devret modeli yatırım türlerinin 8.9.1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nda düzenlenen genel ihale mevzuatı uyarınca üstlenilmesi ve idarenin ihale şartnamesinde hammadde temin sorumluluğunu ihaleyi kazanan tarafa yüklemesi durumunda uygulanma kabiliyetinin olduğu görülmektedir.

38.Dolayısıyla dava konusu kural kapsamında, proje süresi ve alanı ile sınırlı olarak sadece yapı ve inşaat hammaddelerinin kamu yatırımında kullanılması imtiyazını elde eden ihale yüklenicisi ile madencilik faaliyeti yürüten müteşebbis aynı konumda olmadıklarından eşitlik ilkesine aykırılık bulunmamaktadır.

39.Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

D. Kanun’un 15. Maddesiyle Değiştirilen 3213 Sayılı Kanun’un 30. Maddesinin Birinci Fıkrasının Birinci Cümlesinin ve Üçüncü Fıkrasının İncelenmesi

1. İptal Taleplerinin Gerekçesi

40.Dava dilekçesinde özetle dava konusu kuralın yer aldığı birinci fıkrada, ihale işlemlerine ilişkin düzenleme yapılmasına rağmen ihalenin hangi mevzuata göre yapılacağını gösteren kuralların bulunmadığı, yine dava konusu üçüncü fıkrada şartlı ihalelerde hazırlanacak şartnamelerle ilgili açık hükümler getirmek yerine idareye keyfî olarak ihale yapma yetkisi tanıyan bir düzenleme yapıldığı, böylece devletin madenler üzerindeki hüküm ve tasarrufunun ortadan kaldırıldığı ve hukuki belirsizlik oluştuğu belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2. ve 168. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

41.6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 7. maddesi yönünden de incelenmiştir.

42.Kanun’un 30. maddesinin birinci fıkrasının dava konusu birinci

cümlesinde herhangi bir sebeple hükümden düşmüş, terk edilmiş veya taksir

edilmiş alanlar ile II. Grup (b) bendi ve IV. Grup madenler dışındaki yeni

alanların ihale yolu ile ruhsatlandırılacağı; dava konusu üçüncü fıkrasında ise

maden ruhsat sahasının cinsi, rezervi, bulunduğu bölge, tenörü, istihdam,

yatırım, ülke ihtiyaçları ve benzeri hususlar dikkate alınarak şartnamelerde

açıkça belirtmek kaydıyla ara ve uç ürün üretme şartını içeren ihalelerin

yapılabileceği, bu ihalelerde rezervin özellikleri dikkate alınarak ihaleye

katılma şartları, taban ihale bedeli, ihale bedelini ödeme şekli ve süresi,

üretim süreleri veya tesislerin yatırım süreleri ve diğer hususların

şartnameler ile belirlenebileceği öngörülmektedir.

43.Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

44.Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri de “belirlilik”tir.

Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi

bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır,

uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına

karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle

bağlantılı olup birey yasadan belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve

olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını bilmelidir. Birey

ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını

ayarlar. Hukuk güvenliği normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem

ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde

bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

45.Anayasa’nın 7. maddesinde, “Yasama yetkisi Türk Milleti

adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.”

denilmektedir. Yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesi uyarınca kanun

koyucunun temel ilkeleri koymadan, çerçeveyi çizmeden yürütmeye yetki

vermemesi, sınırsız ve belirsiz bir alanı yürütmenin düzenlemesine bırakmaması

gerekir. Kanun ile yetkilendirme, Anayasa’nın öngördüğü biçimde kanun ile

düzenleme anlamına gelmez. Kanun koyucu gerektiğinde sınırlarını belirlemek

koşuluyla bazı konuların düzenlenmesini idareye bırakabilir. Bu bağlamda sık

sık değişik önlemler alınmasına veya bunların kaldırılmasına gerek görülen

ekonomik, teknik veya benzeri alanlarda temel kurallar saptandıktan sonra

ayrıntıların düzenlenmesinin idareye verilmesi, yasama yetkisinin devri olarak

nitelendirilemez.

46.Anayasa’nın 168. maddesinde ise kanun koyucuya, toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda madencilik faaliyetleri konusunda düzenleme yapma yetkisi verilmektedir. Bu kapsamda kanun koyucu, gerektiğinde sınırlarını belirlemek koşuluyla özel bir uzmanlık ve teknik bilgi gerektiren konuların düzenlenmesini idareye bırakabilir.

47.Dava konusu kuralların yer aldığı maddede, ihale işlemlerine

ilişkin kuralların maden sektörüne özgü kısımları düzenlenmektedir. Dava konusu

kurallarla, madenlerin üretiminin devletin denetim ve kontrolünde üçüncü

kişilere yaptırılması yöntemi istisnalar olmakla birlikte “ihale usulü”

olarak benimsenmekte ve madencilik faaliyetlerindeki ihale usullerinin

detaylarına yer verilmektedir. Madenlerin devletin hüküm ve tasarrufu altında

olduğu dikkate alındığında, madenlerle ilgili ihale usullerinin 2886 sayılı

Kanun’a göre yapılacağında ve genel ilkelerin burada yer aldığında şüphe

bulunmamaktadır. Ancak madencilik faaliyetlerinde, ihale ve ruhsatlandırma

işlemlerinin yürütülmesi ile ilgili olarak idare tarafından yapılacak olan

değerlendirmeler, madencilik faaliyetinin ve diğer yatırımların durumuna göre

farklılık gösteren nitelikte olup özel bir uzmanlık ve teknik bilgi gerektirmektedir.

Bundan dolayı, madencilik faaliyetinin farklı özelliği ve ortaya çıkan özel

uygulamalar nedeniyle genel düzenlemelerden farklı olarak Maden Kanunu’nda buna

ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Bu şekildeki düzenlemeler ise anayasal

sınırlar içinde kanun koyucunun takdir yetkisi içindedir.

48.Dava konusu kuralın üçüncü fıkrasında belirtilen şartlı ihale yapılmasında ve buna bağlı olarak hazırlanacak ihale şartnameleri ile ilgili düzenlemede de maden ihalelerine özgü hususlar yer almaktadır. İhale şartnameleriyle ilgili asıl düzenleme, 2886 sayılı Kanunun 7. maddesinde genel hatlarıyla belirlenmiş maden ihaleleri yönünden ise dava konusu kural benimsenmiştir. Kuralda, düzenlenmesi şartnamelere bırakılan hususların ihaleye konu edilecek madencilik faaliyetine özgü ve sadece maden rezervinin özelliklerine göre tespiti mümkün olan, değişken ve teknik konular olduğu anlaşılmaktadır.

49.Dava konusu kuralda, ara ve uç ürün üretme şartını içeren

ihaleye ilişkin şartnamelerde dikkate alınacak hususların “maden ruhsat

sahasının cinsi, rezervi, bulunduğu bölge, tenörü, istihdam, yatırım, ülke

ihtiyaçları ve benzeri hususlar” olarak yer aldığı, bu ihalelere

ilişkin şartnamelerde belirlenebilecek konuların da “ihaleye katılma

şartları, taban ihale bedeli, ihale bedelinin ödeme şekli ve süresi, üretim

süreleri veya tesislerin yatırım süreleri ve diğer hususlar” şeklinde

ayrıntılı olarak gösterildiği, diğer kuralların ise 2886 sayılı Kanun’da

bulunduğu, böylece yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesini ihlal edecek

nitelikte yürütmeye sınırsız ve belirsiz yetki verilmediği anlaşılmaktadır.

Genel çerçevesi kanunla belirlendikten sonra ihale süreçleri ve ihale

şartnamelerine ilişkin detayların düzenlenmesinin yönetmeliğe bırakılması ise

yasama yetkisinin devri ya da idareye Anayasa’dan kaynaklanmayan bir yetkinin

kullandırılması şeklinde nitelendirilemez.

50.Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 7. ve 168. maddelerine aykırı değildir. İptal taleplerinin reddi gerekir.

E.Kanun’un 27. Maddesinin İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi

51.Dava dilekçesinde özetle dava konusu maddede Maden İşleri Genel Müdürlüğünün görevlerinden olan, maden çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliğini takip ve denetim yükümlülüğünün ortadan kaldırıldığı, madencilik faaliyetlerinde iş sağlığı ve güvenliği açısından denetimsiz ve kontrolsüz alan oluşturulduğu, böylece devletin kişilerin refah, huzur ve mutluluğunu sağlama, insan haysiyetine uygun ortamda yaşama ve çalışmasını sağlama, çalışma hayatını geliştirme, kişilerin maddi ve manevi varlıklarını koruma ve geliştirme haklarını koruma yükümlülüklerine aykırı davranıldığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 5., 17., 49., 90. ve 168. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

52. Dava konusu kuralda, 19.2.1985 tarihli ve 3154 sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 9. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin yürürlükten kaldırıldığı belirtilmektedir. 3154 sayılı Kanun’un 9. maddesinde Maden İşleri Genel Müdürlüğünün görevleri düzenlenmekte olup dava konusu kural ile Genel Müdürlüğün madencilik faaliyetlerinin iş güvenliği ve işçi sağlığı ilkelerine uygun yürütülmesini takip etme yükümlülüğü kaldırılmaktadır.

53. Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

54. Anayasa’nın 5. maddesinde kişilerin ve toplumun refah huzur ve mutluluğunu sağlamak üzere siyasal, ekonomik ve sosyal engellerin kaldırılması devletin temel görevleri arasında sayılmıştır. Sosyal devlet sosyal adaletin, sosyal refahın ve sosyal güvenliğin gerçekleşmesini sağlayan devlettir. Ekonomik ve malipolitikalar, çalışma hayatını etkileyen düzenlemeler, sosyal devletin gerçekleşmesini sağlayan araçlardır.

55. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında “ Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” denilerek kişinin yaşam ve vücut dokunulmazlığı güvence altına alınmıştır. İnsanın çalışma hayatında bazı risklerle karşı karşıya kalması veya çeşitli nedenlerle zarar görmesi mümkün olup kişinin bu risklerden korunmayı istemesi de kişinin “yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı” kapsamında kalmaktadır.

56. Anayasa’nın 49. maddesinde, çalışmanın, herkesin hakkı ve ödevi olduğu belirtilmiş; devlete, çalışanların yaşam düzeyini yükseltmek, çalışma yaşamını geliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayı denetlemek ve işsizliği gidermeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için gerekli önlemleri alma ödevi verilmiştir. Devlet, kişinin çalışma hakkını kullanabilmesi için iş alanında gerekli önlemleri alacak ve sınırlamaları kaldırarak görevini yerine getirecek; birey de çalışarak topluma yük olmaktan kurtulacaktır.

57. Her ne kadar dava konusu kural ile Maden İşleri Genel Müdürlüğünün madencilik faaliyetlerinin iş güvenliği ve işçi sağlığı ilkelerine uygun yürütülmesini takip etme yükümlülüğü kaldırılmış ise de madencilik faaliyetlerinin de dâhil olduğu tüm iş yerlerinin iş sağlığı ve güvenliğinin takip ve denetim sorumluluğu, 20.6.2012 tarihli ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu hükümleri gereğince Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na ait bulunmaktadır. Anılan Kanun’da maden iş yerlerine ilişkin özel hükümlere ve ilgili bakanlıklar arası koordinasyonu sağlayacak düzenlemelere de yer verilmiştir.

58. İdare, tüm kurum ve kuruluşlarıyla bir bütündür. Kanun koyucu, yürütmenin organlarına farklı işlevler ve görevler yükleyerek iş bölümü niteliğinde düzenlemeler yapabilir. İdare organları arasında yetki kargaşasını önlemek için iş bölümü yapmak bazen zorunluluktan da kaynaklanabilir. Burada önemli olan, idareye verilen görevin kapsayıcı olması ve herkesin, idarenin hizmetinden eşitlik ilkesi çerçevesinde faydalanma imkânına sahip olabilmesidir.

59. Bu bağlamda dava konusu edilen kuralın, ilgili olduğu

madencilik faaliyetlerinde iş sağlığı ve güvenliği denetimini ortadan kaldıran

ve çalışma hakkı, yaşam hakkı, toplumun huzuru ve güvenliği gibi temel hak ve

özgürlük alanlarında devletin sosyal ve hukuk devleti olma yükümlülüğünü göz

ardı eden bir sonuç ortaya çıkardığı söylenemez. Ayrıca dava konusu kural,

Maden İşleri Genel Müdürlüğünün madencilik faaliyetlerinde iş sağlığı ve

güvenliği ile ilgili denetim görevini ortadan kaldırırken denetimsiz bir alan

oluşmasına sebebiyet vermemekte; bu görevi yine idarenin içinde yer alan ve iş

sağlığı ve güvenliği konusunda asıl yetkili olan diğer bir bakanlığa

bırakmaktadır. Dolayısıyla bir bakanlıktan alınan görevin başka bir bakanlığa

verilmesi kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında olduğundan kuralda

Anayasa’ya aykırılık bulunmamaktadır.

60. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 5., 17., 49. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

61. Kuralın Anayasa’nın 90. ve 168. maddeleriyle bir ilgisi görülmemiştir.

IV.YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ

62. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanması hâlinde Anayasal ilkelerin ihlal edilmiş olacağı ve telafisi imkânsız zararların doğacağı, yürürlüğün durdurulması kararı verilmeden daha sonra verilecek bir iptal kararının etkisiz kalmasının muhtemel olacağı, yürürlüğün durdurulması kararının hukuk sisteminde herhangi bir boşluk oluşturmayacağı belirtilerekkuralların yürürlüklerinin durdurulması talep edilmiştir.

4.2.2015 tarihli ve 6592 sayılı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;

A. 2. maddesiyle 4.6.1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasına eklenen “Yetkilendirilmiş Tüzel Kişiler” tanımına,

B. 4. maddesiyle 3213 sayılı Kanun’un 7. maddesinin on beşinci fıkrasına “…kamu yararı niteliği taşıyan…” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “…veya gerçek/tüzel kişilere ait diğer…” ibaresine,

C. 10. maddesiyle 3213 sayılı Kanun’un 14. maddesinin on yedinci fıkrasında değiştirilen “…kamu yatırımın…” ibaresine,

D. 15. maddesiyle değiştirilen 3213 sayılı Kanun’un 30. maddesinin;

1. Birinci fıkrasının birinci cümlesine,

2. Üçüncü fıkrasına,

E. 27. maddesine,

yönelik iptal talepleri, 26.7.2017 tarihli ve E.2015/46, K.2017/130 sayılı kararla reddedildiğinden, bu madde, fıkra, cümle, tanım ve ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE, 26.7.2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

V.HÜKÜM

4.2.2015 tarihli ve 6592 sayılı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;

A. 2. maddesiyle 4.6.1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 3. maddesinin birinci fıkrasına eklenen “Yetkilendirilmiş Tüzel Kişiler” tanımının,

B. 4. maddesiyle 3213 sayılı Kanun’un 7. maddesinin on beşinci fıkrasına “…kamu yararı niteliği taşıyan…” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “…veya gerçek/tüzel kişilere ait diğer…” ibaresinin,

C. 10. maddesiyle 3213 sayılı Kanun’un 14. maddesinin on yedinci fıkrasında değiştirilen “…kamu yatırımın…” ibaresinin,

D. 15. maddesiyle değiştirilen 3213 sayılı Kanun’un 30. maddesinin;

1. Birinci fıkrasının birinci cümlesinin,

2. Üçüncü fıkrasının,

E. 27. maddesinin,

Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE, 26.7.2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

Engin YILDIRIM

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Serruh KALELİ

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Recep KÖMÜRCÜ

Üye

Nuri NECİPOĞLU

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye

Muammer TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

Üye

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üye

Kadir ÖZKAYA

Üye

Rıdvan GÜLEÇ

Üye

Recai AKYEL

Üye

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Anayasa Mahkemesi, E. 2015/46, K. 2017/130, 26 Temmuz 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İptal Davasının Konusu
  4. A. 2. maddesiyle 4.6.1985 tarihli ve 3213
  5. D. 15. maddesiyle değiştirilen 3213 sayılı
  6. E. 27. maddesinin
  7. I. İptali İstenen Kanun Hükümleri
  8. II. İlk İnceleme
  9. III. Esasın İncelenmesi
  10. Iv.yürürlüğün Durdurulması Talebi
  11. Özgüldür
  12. Akıncı
  13. M. Emin KUZ
  14. Gökcan
  15. Hakyemez
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2015/46
Karar No
2017/130
Tarih
26 Temmuz 2017

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2017/26 K.2017/116
  • AYM Norm Denetimi E.2016/191 K.2017/131
  • AYM Norm Denetimi E.2017/44 K.2017/118
  • AYM Norm Denetimi E.2017/95 K.2017/119
  • AYM Norm Denetimi E.2017/48 K.2017/129
  • AYM Norm Denetimi E.2017/106 K.2017/132

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.