İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2016/191 K.2017/131

2. Kocaeli 2. İcra Ceza Mahkemesi (E.2017/15)

Esas2016/191Karar2017/131Tarih26 Temmuz 2017Okuma42 dk · 8.303 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
26 Temmuz 2017
Esas Sayısı
2016/191
Karar Sayısı
2017/131
R.G. Tarih-Sayısı
10.10.2017-30206
İtiraz yoluna başvuranlar
1. İstanbul 5. İcra Ceza Mahkemesi (E.2016/191)
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

8.303 kelime·42 dk okuma·22 bölüm

2. Kocaeli 2. İcra Ceza Mahkemesi (E.2017/15)

3. Ankara 13. İcra Ceza Mahkemesi (E.2017/38)

4. Büyükçekmece 1. İcra Hukuk Mahkemesi

(Ceza Mahkemesi Sıfatıyla) (E.2017/45)

5. Konya 4. İcra Ceza Mahkemesi (E.2017/86)

6. Büyükçekmece 2. İcra Ceza Mahkemesi (E.2017/87)

İTİRAZLARIN KONUSU : 14.12.2009

tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 5. maddesinin Anayasa’nın 2., 5, 13., 19., 36., 37., 38. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talepleridir.

OLAY

Sanıklar hakkında karşılıksız çek düzenledikleri gerekçesiyle açılan davalarda itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptali için başvurmuşlardır.

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ

Kanun’un itiraz konusu 5. maddesi şöyledir:

“Ceza sorumluluğu, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı

MADDE 5- (1) (Değişik:

15/7/2016-6728/63 md.) Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni

ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi

yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin şikâyeti üzerine, her bir

çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Ancak,

hükmedilecek adli para cezası; çek bedelinin karşılıksız kalan miktarı, çekin

üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden

itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticari işlerde temerrüt faizi oranı

üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve yargılama gideri toplamından az

olamaz. Mahkeme ayrıca, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına; bu yasağın

bulunması hâlinde, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının devamına

hükmeder. Yargılama sırasında da resen mahkeme tarafından koruma tedbiri olarak

çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına karar verilir. Çek düzenleme ve çek

hesabı açma yasağı, çek hesabı sahibi gerçek veya tüzel kişi, bu tüzel kişi

adına çek keşide edenler ve karşılıksız çekin bir sermaye şirketi adına

düzenlenmesi durumunda ayrıca yönetim organı ile ticaret siciline tescil edilen

şirket yetkilileri hakkında uygulanır. Koruma tedbiri olarak verilen çek

düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararlarına karşı yapılan itirazlar

bakımından 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 353 üncü

maddesinin birinci fıkrası hükmü uygulanır. Bu suçtan dolayı açılan davalar

icra mahkemesinde görülür ve İcra ve İflas Kanununun 347, 349, 350, 351, 352 ve

353 üncü maddelerinde düzenlenen yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanır.

Bu davalar çekin tahsil için bankaya ibraz edildiği veya çek hesabının açıldığı

banka şubesinin bulunduğu yer ya da hesap sahibinin yahut şikâyetçinin yerleşim

yeri mahkemesinde görülür.

(2) (Mülga: 31/1/2012-6273/3 md.;Yeniden düzenleme:

15/7/2016-6728/63 md.) Birinci fıkra hükmüne göre çek karşılığını ilgili banka

hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişi, çek hesabı sahibidir. Çek hesabı

sahibinin tüzel kişi olması hâlinde, bu tüzel kişinin mali işlerini yürütmekle

görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir belirleme yapılmamışsa

yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişiler, çek karşılığını ilgili

banka hesabında bulundurmakla yükümlüdür. Birinci fıkra uyarınca hakkında çek

düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilenler, yasaklılıkları süresince

sermaye şirketlerinin yönetim organlarında görev alamazlar. Ancak, hakkında

yasaklama kararı verilenlerin mevcut organ üyelikleri görev sürelerinin sonuna

kadar devam eder.

(3) Çek hesabı sahibi gerçek kişi, kendisi adına çek düzenlemek üzere bir başkasını temsilci veya vekil olarak tayin edemez. Gerçek kişinin temsilcisi veya vekili olarak çek düzenlenmesi hâlinde, bu çekten dolayı hukukî ve cezai sorumluluk çek hesabı sahibine aittir.

(4) (Mülga: 31/1/2012-6273/3 md.)

(5) Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı ile ilgili olarak, herhangi bir adres değişikliği bildiriminde bulunulmadığı sürece ilgilinin çek hesabı açtırırken bildirdiği adrese 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanununun 35 inci maddesine göre derhal tebligat çıkarılır. Adresin bankaya yanlış bildirilmesi veya fiilen terkedilmiş olması hâlinde de, tebligat yapılmış sayılır.

(6) Hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmiş olan kişi, elindeki bütün çek yapraklarını ait olduğu bankalara iade etmekle yükümlüdür. Bu kişi adına yeni bir çek hesabı açılamaz.

(7) Hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmiş olan kişi, kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren on gün içinde, düzenlemiş bulunduğu ve henüz karşılığı tahsil edilmemiş olan çekleri, düzenleme tarihlerini, miktarlarını ve varsa lehtarlarını da göstermek suretiyle, muhatap bankaya liste hâlinde vermekle yükümlüdür.

(8) (Değişik: 15/7/2016-6728/63 md.) Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararına ilişkin bilgiler, güvenli elektronik imza ile imzalandıktan sonra, Adalet Bakanlığı Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla MERSİS ile Risk Merkezine elektronik ortamda bildirilir. Hakkında çek hesabı açma yasağı kararı verilen kişiler, Risk Merkezi tarafından bankalara bildirilir. Bu bildirimler ile bankalara yapılacak duyurulara ilişkin esas ve usuller, Adalet Bakanlığının uygun görüşü alınarak Risk Merkezi tarafından belirlenir.

(9) (Mülga: 31/1/2012-6273/3 md.; Yeniden düzenleme: 15/7/2016-6728/63 md.) Karşılıksız kalan bir çekle ilgili olarak yapılan yargılama neticesinde mahkeme tarafından beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, davanın düşmesi veya davanın reddine karar verilmesi hâlinde, aynı kararda, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının kaldırılmasına karar verilir. Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının kaldırılmasına ilişkin kararların kesinleşmesi üzerine, bu kararlar, MERSİS ile Risk Merkezine sekizinci fıkradaki usullere göre bildirilir ve ilan olunur.

(10) (Değişik: 15/7/2016-6728/63 md.) Birinci fıkrada tanımlanan suç nedeniyle, ön ödeme, uzlaşma ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümler uygulanmaz.

(11) (Mülga: 31/1/2012-6273/3 md.; Ek: 15/7/2016-6728/63 md.) Birinci fıkra uyarınca verilen adli para cezalarının ödenmemesi durumunda, bu ceza, 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 106 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan kamuya yararlı bir işte çalıştırma kararı verilmeksizin doğrudan hapis cezasına çevrilir.”

II. İLK İNCELEME

A. E. 2016/191, E.2017/15-38-45-87 Sayılı Başvurular

Yönünden

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca E. 2016/191 sayılı dosyanın 14.12.2016 tarihinde, E.2017/15 sayılı dosyanın 9.2.2017 tarihinde, E.2017/38 ve E.2017/45 sayılı dosyaların 1.3.2017 tarihinde, E. 2017/87 sayılı dosyanın 15.3.2017 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantılarında, dosyalarda eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

B. E. 2017/86 Sayılı Başvuru

Yönünden

2. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca, Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 15.3.2017 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle başvurunun yöntemine uygun olup olmadığı sorunu görüşülmüştür.

3. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un “Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi”

başlıklı 40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak

başvurularda izlenecek yöntem belirtilmiştir. Söz konusu maddenin

(1) numaralı fıkrasında, bir davaya bakmakta olan mahkemenin bu davada

uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa’ya

aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık

iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu fıkrada sayılan belgeleri

dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği kurala bağlanmış; fıkranın

(a) bendinde de “iptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine

aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı” mahkemeye

gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Anılan maddenin (4) numaralı

fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan

itiraz başvurularının, Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye

geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır.

4. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde de itiraz yoluna başvuran mahkemenin gerekçeli kararında Anayasa’ya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin her birinin Anayasa’nın hangi maddelerine hangi nedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

5. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 5941 sayılı Kanun’un 5. maddesinin tamamının iptalini talep etmekle birlikte, başvuru kararında sadece maddenin (1) numaralı fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerine ilişkin Anayasa’ya aykırılık iddialarını gerekçelendirilmiş,maddenin geri kalan kısmının ise Anayasa’nın hangi maddelerine, hangi nedenlerle aykırı olduğunu ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça göstermemiştir.

6. Açıklanan nedenlerle, 14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 5. maddesinin;

A. 15.7.2016 tarihli ve 6728 sayılı Kanun’un 63. maddesiyle değiştirilen (1) numaralı fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin esasının incelenmesine,

B. Kalan bölümünün iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan

başvurunun, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından esas incelemeye geçilmeksizin reddine,

OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. BİRLEŞTİRME KARARLARI

7. 14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 5. maddesinin,

15.7.2016 tarihli ve 6728 sayılı Kanun’un 63. maddesiyle değiştirilen (1)

numaralı fıkrasının; birinci, ikinci ve yedinci cümlelerinin iptallerine karar

verilmesi talebiyle yapılan E.2017/15 sayılı itiraz başvurusunun 9.2.2017

tarihinde; birinci cümlesinde yer alan “…sebebiyet veren…” ibaresi

ile ikinci cümlesinin “…çekin üzerinden yazılı bulunan düzenleme tarihine

göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticari

işlerde temerrüt faizi oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve

yargılama gideri toplamından…” bölümünün iptallerine karar verilmesi

talebiyle yapılan E.2017/38 sayılı itiraz başvurusunun 1.3.2017 tarihinde;

yedinci cümlesinin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan E.2017/45 sayılı

itiraz başvurusunun 1.3.2017 tarihinde; birinci ve ikinci cümlelerinin

iptallerine karar verilmesi talebiyle yapılan E.2017/86 sayılı itiraz

başvurusunun 15.3.2017 tarihinde; yedinci cümlesinin iptaline karar verilmesi talebiyle

yapılan E.2017/87 sayılı itiraz başvurusunun 15.3.2017 tarihinde, aralarındaki

hukuki irtibat nedeniyle E.2016/191 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMELERİNE,

esaslarının kapatılmasına, esas incelemenin E.2016/191 sayılı dosya üzerinden

yürütülmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

IV. ESASIN İNCELENMESİ

8. Başvuru kararları ve ekleri, Raportör Fatih ŞAHİN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Kanun’un 5. Maddesinin 6728 sayılı Kanun’un 63. Maddesiyle; Değiştirilen (1) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesi ile Yeniden Düzenlenen (2) Numaralı Fıkrasının Birinci ve İkinci Cümlelerinin İncelenmesi

1. İtirazların Gerekçesi

9. Başvuru kararlarında özetle, taraflar arasında çekten

kaynaklanan ilişkinin hukuki olarak sözleşme niteliğinde olduğundan çekin

karşılıksız çıkması nedeniyle kişinin cezai yaptırıma tabi tutulamayacağı, çek

karşılığının hesapta bulundurulmamasının çok değişik sebeplerden doğabileceği,

ancak kuralda herhangi bir özel kasıt aranmadığından çekin karşılıksız kalma

sebeplerinin araştırılmasına da imkan bulunmadığı, bu durumda makul bir

sebepten dolayı çek hesabında karşılığın bulunmamasının da kasten bulundurmayla

aynı şekilde cezai yaptırıma sebebiyet verdiği, karşılıksız çek suçu için adli

para cezası öngörülmekle birlikte 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 52.

maddesinin 4. fıkrasına göre ödenmeyen adli para cezaları hapis cezasına

çevrileceğinden kişinin adli para cezasını ödeyememesi durumunda hürriyeti

bağlayıcı ceza ile karşı karşıya kalacağı, çekin esas olarak bir ödeme vasıtası

olmasına rağmen ticari hayatta ileri tarihli çek uygulaması nedeniyle çekin

ödeme aracı olma vasfını kaybettiği, dolayısıyla, karşılıksız çekin cezai

yaptırıma bağlanmasının kamu güvenliğini sağladığı gerekçesinin de ortadan

kalktığı, kişinin ileri tarihli bir çekten dolayı geçmişte bir başka kişi

tarafından keşide edilen çekten dolayı cezalandırılmasının suçta ve cezada

kanunilik ilkesine aykırı olduğu, kuralın yürürlüğe girdiği 9.8.2016 tarihinden

önce piyasada çok sayıda ileri tarihli keşide edilmiş çek bulunduğu, kuralın

yürürlüğe girmesiyle birlikte bir geçiş süreci öngörülmediğinden, 9.8.2016

tarihinden önce vadeli olarak keşide edilen çeklerin karşılıksız çıkması

durumunda çek sahiplerinin çek imza ettikleri tarihte suç olmayan eylemlerinden

dolayı cezai yaptırım ile karşı karşıya kalacakları belirtilerek kuralların Anayasa’nın

2., 5., 13., 19 ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

10. Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının itiraz konusu

birinci cümlesinde, üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni

ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak “karşılıksızdır”

işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin şikâyeti üzerine, her

bir çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adli para cezasına hükmolunacağı

belirtilmiş; (2) numaralı fıkrasının itiraz konusu birinci cümlesinde, çek

karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişinin çek hesabı

sahibi olduğu, ikinci cümlesinde ise çek hesabı sahibinin tüzel kişi olması

hâlinde bu tüzel kişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim

organı üyesinin, böyle bir belirleme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan

gerçek kişi veya kişilerin çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla

yükümlü olduğu hüküm altına alınmıştır.

11. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

12. Hukuk devletinde ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde Anayasa’ya bağlı kalmak koşuluyla hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunlara uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsü, cezayı ağırlaştırıcı ve hafifleştirici nedenlerin belirlenmesi gibi konularda kanun koyucunun takdir yetkisi bulunmaktadır.

13. Anayasa’nın 38. maddesinin sekizinci fıkrasında, “Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.” denilerek yalnızca sözleşmeden doğan yükümlülüklere aykırılık nedeniyle özgürlüğün kısıtlanamayacağı belirtilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ek 4 No’lu Protokol’ün 1. maddesinde de yer alan bu kural, bir kimsenin yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğünü yerine getiremediği için özgürlüğünden yoksun bırakılamayacağı, bunun insan özgürlüğüne ve onuruna aykırı olacağı düşüncesine dayanmaktadır.

14. Çek, kambiyo senetlerinin bir türü olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmekle birlikte çekin kullanımına, çek hamillerinin korunmasına ve kayıt dışı ekonominin denetim altına alınması önlemlerine katkıda bulunmaya ilişkin esaslar ile çekin karşılıksız çıkması ve belirlenen diğer yükümlülüklere aykırılık hallerinde ilgililer hakkında uygulanacak yaptırımlar 5941 sayılı Kanun’da özel olarak düzenlenmiştir. Kanun’un amacı çekin güvenilir bir ödeme aracı olarak piyasada kullanımını yaygınlaştırmaktır.

15. Çek, ticari hayatta ödeme aracı olarak önemli bir yere sahiptir. Çekle yapılan ödemelerde yaşanacak herhangi bir sıkıntı ticari hayatı olumsuz şekilde etkileyebilmektedir. Bu nedenle çekle yapılacak ödemelere ilişkin hususlar diğer kıymetli evrak türlerinden farklı olarak özel bir kanunla düzenlenerek çek kullanımı sıkı şekil şartlarına bağlanmış ve çekin karşılıksız çıkmasını önleyici tedbirler alınmıştır.

16.Bu önlemlerden biri de çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet verenler için uygulanacak adli para cezasıdır. Kanun koyucunun, ticari hayatta bir ödeme aracı olarak kullanılan çeke güvenin artırılarak kullanımının yaygınlaştırılması, çek hamillerinin korunması ve karşılıksız çek nedeniyle piyasadaki ödeme dengesinin bozulmasını önlemek amacıyla “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet verenler için cezai yaptırım öngördüğü anlaşılmaktadır.

17. Anayasa Mahkemesinin 17.3.2011 tarihli ve E. 2010/6, K. 2011/54

sayılı kararında da ifade edildiği üzere çek, temel ilişkide bir sözleşmenin

bulunup bulunmamasından bağımsız olarak, kambiyo hukukuna özgü borç doğuran

özel bir havaledir. Taraflar arasında herhangi bir sözleşme ilişkisinin

bulunmadığı veya temelde yer alan sözleşmenin geçersiz olduğu durumlarda dahi çek,

başlı başına borç kaynağı biçiminde ortaya çıkabilmektedir. Çeki elinde

bulunduran hamil, sözleşmeden kaynaklanan bir alacağı değil, doğrudan doğruya

çekten doğan bir hakkı iktisap etmektedir. Çekin temelinde her zaman bir

sözleşme bulunması zorunlu olmadığı gibi temelde bir sözleşme ilişkisinin

bulunduğu durumlarda da bu ilişkiden bağımsız bir kambiyo taahhüdü söz

konusudur. Borçlu, temel ilişki ne olursa olsun borcunu ödemek için çek

kullandığında, asıl borç ilişkisi dışında kambiyo ilişkisi doğmaktadır. Bu

nedenle, çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına

sebebiyet veren kişinin cezalandırılmasında Anayasa’nın 38. maddesine aykırı

bir yön bulunmamaktadır.

18. Anayasa’nın 38. maddesinin yedinci fıkrasında, ceza sorumluluğunun şahsi olduğu ifade edilmiştir. Cezaların şahsiliğinden amaç, bir kimsenin işlemediği bir fiilden dolayı cezalandırılmamasıdır. Başka bir anlatımla kimsenin başkasının fiilinden sorumlu tutulmamasıdır.

19. İtiraz konusu kurallarda “karşılıksız” çeki keşide eden değil,

kanuni ibraz süresi içinde “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet

veren kişi veya kişilerin cezalandırılması öngörülmüştür. Çek karşılığını

ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişi, çek hesabı sahibidir.

Çek hesabı sahibinin tüzel kişi olması hâlinde bu tüzel kişinin mali işlerini

yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir belirleme

yapılmamışsa yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişiler, çek

karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlüdür. Belirtilen

yükümlülükleri yerine getirmeyen kişilerin cezai yaptırıma tabi tutulmasında

cezaların şahsiliği ilkesine aykırılık bulunmamaktadır.

20. “Karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçu, neticesi harekete bitişik bir suç olup üzerinde yazılı düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibraz edilip karşılığının olmadığına dair işlemin yapılması ile tamam olur. İtiraz konusu kuralla, kuralın yürürlüğe girdiği tarihten sonra çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verenlerin cezalandırılması öngörülmekte olup geçmişe yönelik bir cezalandırma söz konusu değildir.

21. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

22. Kuralların Anayasa’nın 5., 13. ve 19. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

B. Kanun’un 5. Maddesinin 6728 sayılı Kanun’un 63. Maddesiyle Değiştirilen (1) Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesinin İncelenmesi

1. İtirazların Gerekçesi

23. Başvuru kararlarında özetle, itiraz konusu kuralda çekle

ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet verenler

hakkında uygulanacak adli para cezasının alt sınırının somut bir şekilde

belirtilmediği, sanık hakkında hükmedilecek adli para cezasının zamana ve

olayla göre değişen belirsiz kriterlere bağlandığı, ceza miktarının hüküm

tarihine göre değişkenlik göstereceği, vekâlet ücretinin ceza tespitinde esas

miktara dâhil edilip edilmeyeceği, edilecekse hüküm ile birlikte ayrıca müşteki

lehine, sanık aleyhine vekâlet ücreti takdir edilip edilmeyeceği konusunda

belirsizlik bulunduğu, ceza miktarının tespiti için her dosyanın bilirkişiye

gönderilmesinin zorunlu hâle geldiği, zaten zor durumda bulunan çek sahibi

aleyhine yargılama gideri yükletilmesinin davaların en az giderle mümkün olan

surette sonuçlandırılması ilkesine aykırı olduğu, hesaplanacak faiz miktarını

failin değil alacaklının davranışı ile takip ve yargılamanın seyrinin

belirleyeceği, cezanın bir unsuru olarak belirlenen faiz, takip ve yargılama

giderlerinin kanunla değil düzenleyici işlemlerle ve yargısal makamlar

tarafından verilen ara kararları ile belirlenmesinin failin suç tarihinde

bilmediği veya bilecek durumda olmadığı bir cezai yaptırım ile karşı karşıya

kalmasına sebebiyet verdiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 38.ve 141.

maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

24. İtiraz konusu kuralda, çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet verenler hakkında uygulanacak adli para cezasının; çek bedelinin karşılıksız kalan miktarı, çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’a göre ticari işlerde temerrüt faizi oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve yargılama gideri toplamından az olamayacağı hüküm altına alınmaktadır.

25. Anayasa’nın 38. maddesinin ilk fıkrasında, “Kimse, ... kanunun

suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz” denilerek “suçun kanuniliği”,

üçüncü fıkrasında da “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak

kanunla konulur” denilerek, “cezanın kanuniliği” ilkesi

getirilmiştir. Anayasa’da öngörülen suçta ve cezada kanunilik ilkesi, insan hak

ve özgürlüklerini esas alan bir anlayışın öne çıktığı günümüzde, ceza hukukunun

da temel ilkelerinden birini oluşturmaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik

kararlarında da ifade edildiği üzere Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan “suçta

ve cezada kanunilik” ilkesi uyarınca, hangi eylemlerin yasaklandığı ve

bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde

kanunda gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması

gerekmektedir. Kişilerin yasak eylemleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan

bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması

amaçlanmaktadır. Bu ilke, aynı zamanda temel hak ve özgürlükleri en geniş

biçimiyle gerçekleştirip güvence altına almakla yükümlü olan hukuk devletinin

esas aldığı değerlerden olup uluslararası hukukta ve insan hakları belgelerinde

de özel bir yere ve öneme sahip bulunmaktadır.

26. Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde,

çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren

kişi hakkında, her bir çekle ilgili olarak binbeşyüz güne kadar adli para

cezasına hükmolunacağı belirtilmiştir. İtiraz konusu kuralda ise hükmedilecek

adli para cezasının; çek bedelinin karşılıksız kalan miktarı, çekin üzerinde

yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren

işleyecek 3095 sayılı Kanun’a göre ticari işlerde temerrüt faizi oranı

üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve yargılama gideri toplamından az

olamayacağı belirtilmiştir. Kurala göre sanık hakkında adli para cezasına

hükmedilirken çekin karşılıksız kalan miktarı, bu miktara uygulanacak temerrüt

faizi, karşılıksız kalan miktar için yapılacak icra veya iflas takip masrafları

ve yargılama giderlerinin de göz önünde bulundurulması zorunludur.

27. Adli para cezasının hesabında göz önünde bulundurulacak olan “çekin karşılıksız kalan miktarı” konusunda herhangi bir belirsizlik bulunmamaktadır. Zira çekin bankaya ibrazında ödenmeyen kısmı karşılıksız kalan miktarı oluşturmaktadır.

28. İtiraz konusu kuralda, “çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanun’a göre ticari işlerde temerrüt faizi oranı üzerinden hesaplanacak faizi” de adli para cezasının hesabında göz önünde bulundurulacak unsurlar arasında sayılmıştır. Kuralda, temerrüt faizinin başlangıç tarihinin “düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihi” olarak belirlenmesine karşın, faizin hangi tarihe kadar işletileceği belirtilmemiştir. Bu durum, sanık hakkında hükmedilecek adli para cezasının miktarı bakımından öngörülemezliğe sebebiyet vermektedir.

29. İtiraz konusu kuralda, çek hamilinin karşılıksız kalan çek miktarı

için yapacağı takip giderleri de adli para cezasının hesabında göz önünde

bulundurulacak unsurlar arasında sayılmıştır. Kanuni ibraz süresi içinde çeki

karşılıksız çıkan çek hamili, çekin karşılıksız kalan miktarını tahsil etmek

için 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 167. ve devamı maddeleri uyarınca

kambiyo senetlerine mahsus haciz veya iflas yoluyla alacağını tahsil

edebilecektir. Karşılıksız kalan çek miktarı için yapılacak takip masrafları,

takibin icra veya iflas yoluyla yapılmasına göre değişkenlik gösterebileceği

gibi takip sürecinde alacaklının talebi üzerine icra iflas dairelerinin

alacağın tahsiline yönelik işlemlerine göre de değişkenlik gösterebilir. Bu

durum sanık hakkında hükmedilecek adli para cezasının miktarı bakımından

belirlilik içermemektedir.

30. İtiraz konusu kuralda, yargılama gideri de adli para cezasının hesabında göz önünde bulundurulacak unsurlar arasında sayılmıştır. Yargılama giderleri, yargılamanın yürütülmesi ve sonuçlandırılması için yapılan harcamalar toplamıdır. Çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet verenler hakkında icra mahkemesinde açılan davada yargılama giderlerinin herhangi bir tereddüte yer vermeyecek şekilde önceden belirlenmesi mümkün değildir.

31. Bu itibarla, çek bedelinin karşılıksız kalan miktarına çekin

üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden

itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanun’a göre ticari işlerde temerrüt faizi oranı

üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve yargılama giderinin, sanık hakkında

hükmedilecek adli para cezasının hesabında göz önünde bulundurulması, cezanın

miktarı bakımından öngörülemezliğe sebebiyet verdiğinden itiraz konusu

kuralın “…çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni

ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticari işlerde

temerrüt faizi oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve yargılama gideri

toplamından…” bölümü suç ve cezaların kanuniliği

ilkesine aykırı bulunmaktadır.

32. Açıklanan nedenlerle kuralın “…çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticari işlerde temerrüt faizi oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve yargılama gideri toplamından…” bölümü Anayasa’nın 38. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.

33. Kuralın kalan kısmı ise Anayasa’nın 38. maddesine aykırı değildir. İptal taleplerinin reddi gerekir.

34. Kuralın Anayasa’nın 141. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

C. Kanun’un 5. Maddesinin 6728 sayılı Kanun’un 63. Maddesiyle Değiştirilen (1) Numaralı Fıkrasının Beşinci Cümlesinin İncelenmesi

1. İtirazın Gerekçesi

35. Başvuru kararında özetle, tüzel kişi adına düzenlenen çekin karşılıksız çıkması durumunda çekte imzası bulunmayan şirket yetkilisinin, sırf şirket yönetiminde olması nedeniyle çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına maruz kalarak kişisel çek keşide etme yetkisi elinden alındığı gibi başka bir şirket çekini de kullanamaz hale getirildiği, bu durumun cezanın şahsiliği ilkesine aykırı olduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 38. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

36. İtiraz konusu kuralda, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının, çek hesabı sahibi gerçek veya tüzel kişi, bu tüzel kişi adına çek keşide edenler ve karşılıksız çekin bir sermaye şirketi adına düzenlenmesi durumunda ayrıca yönetim organı ile ticaret siciline tescil edilen şirket yetkilileri hakkında uygulanacağı hüküm altına alınmaktadır.

37. Anayasa’nın 38. maddesinin ilk fıkrasında, “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz”, üçüncü fıkrasında da, “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur” denilerek suçun ve cezanın kanuniliği esası benimsenmiş; yedinci fıkrasında ise ceza sorumluluğunun şahsi olduğu belirtilerek, herkesin kendi eyleminden sorumlu tutulacağı, başkalarının suç oluşturan eylemlerinden dolayı cezalandırılamayacağı kabul edilmiştir.

38. Ceza sorumluluğunun şahsiliği ceza hukukunun evrensel ilkelerindendir. Cezaların şahsiliğinden amaç, bir kimsenin işlemediği bir fiilden dolayı cezalandırılmamasıdır. Diğer bir anlatımla, bir kimsenin başkasının fiilinden sorumlu tutulmamasıdır. Dolayısıyla bu ilke kusursuz suç ve ceza olmaz ilkesini de kapsamaktadır. Anayasa’nın 38. maddesinin yedinci fıkrası ile ilgili gerekçede de, “...fıkra, ceza sorumluluğunun ‘şahsî’ olduğu; yani failden gayri kişilerin bir suç sebebiyle cezalandırılamayacağı hükmünü getirmektedir. Bu ilke dahi ceza hukukuna yerleşmiş ve ‘kusura dayanan ceza sorumluluğu’ ilkesine dahil, terki mümkün olmayan bir temel kuraldır.” denilmektedir.

39. Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinde, çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemine sebebiyet verme suçuyla ilgili davalarda, mahkemenin ayrıca, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına, bu yasağın bulunması hâlinde, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının devamına hükmedeceği; dördüncü cümlesinde yargılama sırasında da resen mahkeme tarafından koruma tedbiri olarak çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına karar verileceği belirtilmiştir.

40. Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinde düzenlenen “çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı” tedbiri, çekle ilgili “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçundan dolayı başlatılan yargılamayla birlikte uygulamaya konulan önleyici amaçlı bir koruma ve güvenlik tedbiridir. Genel olarak koruma ve güvenlik tedbirlerinin düzenleniş amacı henüz kişi mahkûm olmadan kamu güvenliğini sağlamak ve suçun yeniden işlenmesine yönelik muhtemel tehlikeyi önlemektir.

41. Çek, ticari hayatta ödeme aracı olarak önemli bir yere sahiptir. Çekle yapılan ödemelerde yaşanacak herhangi bir sıkıntı ticari hayatı olumsuz şekilde etkileyebilmektedir. Bu nedenle çekle yapılacak ödemelere ilişkin hususlar diğer kıymetli evrak türlerinden farklı olarak özel bir kanunla düzenlenerek çek kullanımı sıkı şekil şartlarına bağlanmış ve çeklerin karşılıksız çıkmasını önleyici tedbirler alınmıştır. Bu önlemlerden biri de çekin karşılıksız çıkması durumunda itiraz konusu kuralda sayılan kişiler hakkında önleyici bir tedbir olarak çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı uygulamasıdır. Yasağın amacı, karşılıksız çek suçunun yeniden işlenmesini önlemektir.

42. İtiraz konusu kuralda ise çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının uygulanacağı kişiler düzenlenmektedir. Kurala göre çek hesabı sahibi gerçek veya tüzel kişi, bu tüzel kişi adına çek keşide edenler ve karşılıksız çekin bir sermaye şirketi adına düzenlenmesi durumunda ayrıca yönetim organı ile ticaret siciline tescil edilen şirket yetkilileri hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı uygulanacaktır.

43. Kuralda, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına muhatap olacak

kişiler, çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına

sebebiyet verme suçuna muhatap olanlara nazaran daha geniş tutulmuştur.

Kanun’un 5. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerine

göre çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişiler

adli para cezasına muhatap olmakta iken, çek düzenleme ve çek hesabı açma

yasağının bu kişilere ilave olarak “tüzel kişiler”, “tüzel kişi adına

çek keşide edenler” ve “karşılıksız çekin bir sermaye şirketi adına

düzenlenmesi durumunda ayrıca yönetim organı ile ticaret siciline tescil edilen

şirket yetkilileri” hakkında da uygulanması öngörülerek yasak kapsamı

genişletilmiştir.

44. Çek hesabı sahibi, çek karşılığını ilgili banka hesabında

bulundurmakla yükümlü olan kişidir. Çek hesabı sahibi gerçek kişinin, çek

karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmaması durumunda hakkında cezai

yaptırım uygulanmasının yanı sıra yeniden karşılıksız çek düzenlemesini önlemek

amacıyla çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı öngörülmektedir. Çek hesabı

sahibinin tüzel kişi olması durumunda ise tüzel kişi adına mali işlerini

yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir belirleme

yapılmamışsa yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişiler çek

karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlüdür. Karşılıksız

çek nedeniyle çek hesabı sahibi tüzel kişi hakkında cezai takibat

yapılamayacağından ceza yerine güvenlik tedbiri olarak çek düzenleme ve çek

hesabı açma yasağının uygulanarak çek hesabı sahibi tüzel kişi adına yeniden

çek düzenlenmesinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.

45. Karşılıksız çekin bir sermaye şirketi adına düzenlenmesi durumunda

itiraz konusu kural uyarınca şirket yönetim organı ile ticaret siciline tescil

edilen şirket yetkilileri de çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına muhatap

olmaktadır. Kanun koyucunun, sermaye şirketlerinde yönetim organının çek

düzenleme ve çek hesabı açma yetkisini üçüncü kişilere devretmek suretiyle

karşılıksız çekten dolayı sorumluluktan kurtulmalarının önüne geçmek amacıyla

şirket yönetim organı ile birlikte şirket yetkilisi hakkında da çek düzenleme

ve çek hesabı açma yasağı uygulanmasını öngördüğü anlaşılmaktadır. Bu yönüyle

kuralın kamu yararına aykırı olduğu söylenemez. Anılan yasağın uygulanmasıyla kamu

yararının gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ise anayasallık denetiminin kapsamı

dışındadır.

46. 6102 sayılı Kanun’a göre sermaye şirketlerinde yönetim organı üyeleri, görevlerini özenli bir şekilde yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmekle yükümlü oldukları gibi yönetimle görevli kişilerin, özellikle kanunlara, esas sözleşmeye, iç yönergelere ve yönetim kurulunun yazılı talimatlarına uygun hareket edip etmediklerinin üst gözetiminden de sorumludurlar. Bu nedenle karşılıksız çekin bir sermaye şirketi adına düzenlenmesi durumunda şirket yönetim organı ile ticaret siciline tescil edilen şirket yetkilileri hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı uygulanmasında cezaların şahsiliği ilkesine aykırılık bulunmamaktadır.

47. Karşılıksız çekin bir tüzel kişi adına düzenlenmesi durumunda itiraz konusu kural uyarınca tüzel kişi adına çek keşide edenler de çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına muhatap olmaktadır. Kuralın, tüzel kişi adına çek keşide edenlerin; çekin kanuni ibraz süresinden önce görevlerinden ayrılarak karşılıksız çekten dolayı sorumluluktan kurtulmalarının önüne geçmek ve çek keşide ederken daha dikkatli ve özenli hareket etmelerini sağlamak amacıyla ihdas edildiği anlaşılmaktadır.

48. Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerine ilişkin kurallar,

ülkenin sosyal, kültürel yapısı, ahlaki değerleri ve ekonomik hayatın

gereksinimleri gözetilerek saptanacak ceza politikasına göre belirlenir. Çekin

güvenilir bir ödeme aracı haline gelmesini sağlamak amacıyla hangi tür

tedbirlerin uygulanacağını belirleme yetkisi kanun koyucuya aittir. Bu

kapsamda, tüzel kişi adına düzenlenen çekin karşılıksız çıkması durumunda, çek

karşılığını ilgili banka hesabında bulundurma yükümlülüğünü yerine

getirmeyenlerle birlikte tüzel kişi adına çek keşide edenler hakkında çek

düzenleme ve çek hesabı açma yasağı uygulanması da yukarıda belirtilen ilke

uyarınca kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındadır.

49. Tüzel kişi adına çek keşide edenler de görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmek zorundadır. Çek keşide ederken tedbirli bir yöneticinin özeniyle hareket etmeli, çekin karşılıksız çıkmasına sebebiyet verecek tutum ve davranışlardan kaçınmalıdır. Dolayısıyla, tüzel kişi adına keşide edilen çekin karşılıksız çıkması durumunda çek keşide etmeye yetkili kişiler hakkında da çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı uygulanmasında Anayasa’nın 38. maddesine aykırılık bulunmamaktadır.

50. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 38. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

51. Zühtü ARSLAN, Serruh KALELİ, Recep KÖMÜRCÜ, Muammer TOPAL ve Hasan Tahsin GÖKCAN, kuralda yer alan “…bu tüzel kişi adına çek keşide edenler…” ibaresi yönünden bu görüşe katılmamışlardır.

D. Kanun’un 5. Maddesinin 6728 sayılı Kanun’un 63. Maddesiyle Değiştirilen (1) Numaralı Fıkrasının Yedinci Cümlesinin İncelenmesi

1. Genel Açıklama

52. İtiraz konusu kuralda, çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçundan dolayı açılan davaların icra mahkemesinde görülmesi ve bu davalarda 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 347, 349, 350, 351, 352 ve 353. maddelerinde düzenlenen yargılama usulüne ilişkin hükümlerin uygulanması öngörülmüştür.

53. 2004 sayılı Kanun’un 346. maddesinde, Kanun’un on altıncı babında yer alan suçlarla ilgili davalara icra mahkemesinde bakılacağı belirtildikten sonra 347. ve devamı maddelerinde on altıncı bapta yer alan suçlarla ilgili davalarda uygulanacak yargılama usulüne ilişkin kurallar düzenlenmiştir.

54. Kanun’un 347. maddesinde, Kanun’un on altıncı babında yer alan fiillerden dolayı şikâyet hakkının, fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl geçmekle düşeceği belirtilmiştir.

55. Kanun’un 349. maddesinde yargılama usulü düzenlenmiştir. Maddeye

göre, icra mahkemesine dilekçe ile veya şifahi beyanla yapılan şikâyet üzerine

mahkeme, duruşma için hemen bir gün tayin edip sanığa celpname gönderecektir.

İki taraf duruşma için tayin olunan gün ve saatte icra mahkemesinin huzuruna

gelmeye veya vekil göndermeye mecburdur. İcabında icra mahkemesi, tarafların

bizzat hazır bulunmasını emredebilir. Sanık başka yerde ikamet ediyorsa

istinabe yoluyla sorguya çekilir. Sanık, şikâyeti alan veya istinabe edilen

icra mahkemesinin huzuruna gelmez veya müdafi göndermezse yahut bizzat

bulunmasına lüzum görülürse zabıta marifetiyle getirilecek, bu suretle de

bulundurulamazsa muhakeme gıyabında görülecektir.

56. Kanun’un 350. maddesinde, icra mahkemesinin iki tarafı ve delillerini dinleyeceği ve gerek tarafların gerek şahitlerin ifadelerini duruşma tutanağına geçireceği, duruşmada Cumhuriyet savcısı hazır bulundurulmayacağı belirtilmiş, 351. maddesinde, şikâyetçinin dilekçe veya beyanında gösterilmiş olduğu delillerle bağlı olduğu, sanığın müdafası için tahkikatın tevsiini ancak bir kere isteyebileceği düzenlenmiş, 352. maddesinde, icra mahkemesinin iki tarafın ifadelerini, bütün delillerini, iddia ve müdafaalarını dinledikten sonra nihayet beş gün içinde kararını vereceği hüküm altına alınmıştır.

57. Kanun’un 353. maddesinde ise kanun yolları düzenlenmiştir.

Maddenin birinci fıkrasında, icra mahkemesinin verdiği tazyik ve disiplin

hapsine ilişkin kararlara karşı, tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren yedi

gün içinde itiraz edilebileceği belirtilmiş, ikinci fıkrasında, on altıncı

bapta yer alan suçlardan dolayı verdiği hükümlerle ilgili olarak da 5271 sayılı

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun kanun yollarına ilişkin hükümlerin uygulanacağı

kural altına alınmıştır. 5941 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında, çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet

verenlerin binbeşyüz güne kadar adli para cezası ile cezalandırılması

öngörüldüğünden, bu suçla ilgili davalarda icra mahkemesince verilecek

kararlarla ilgili 5271 sayılı Kanun’un kanun yollarına ilişkin hükümleri

uygulanacaktır.

2. İtirazların Gerekçesi

58. Başvuru kararlarında özetle, icra mahkemelerinin gerek hukuki

gerekse cezai yargılama görevinin icra takibinde bulunulmasıyla başlayacağı,

itiraz konusu kuralda ise karşılıksız çek suçundan dolayı yapılacak yargılamada

icra takibi başlatılması şartının yer almadığı, bu durumun hukuk devleti ilkesi

ile kanuni hâkim güvencesine aykırı olduğu, icra mahkemelerinin temelde hukuk

mahkemesi olarak yapılandırılması nedeniyle belge üzerinden sınırlı bir şekilde

yargılama yetkisine sahip olduğu, karşılıksız çekten dolayı hükmedilen adli

para cezasının ödenmemesi durumunda bu cezanın doğrudan hapis cezasına

çevrileceği göz önünde bulundurulduğunda, karşılıksız çek suçuna ilişkin

yargılamanın genel yetkili ceza mahkemelerinde görülmesi gerektiği, 2004 sayılı

Kanun’un 349. maddesinin beşinci fıkrasına göre sanığın duruşmaya gelmediği

takdirde yokluğunda yargılama yapılması öngörülerek sanığın etkili bir şekilde

savunma yapmasının engellendiği, karşılıksız çek suçuna yönelik davalarda kanun

yolu olarak istinaf ve temyiz usulünün uygulanmayıp aynı seviyedeki diğer icra

mahkemesine itiraz yolunun öngörüldüğü, tüm bu hususlar birlikte

değerlendirildiğinde karşılıksız çek suçuna ilişkin davaların icra mahkemesinde

görülmesinin adil yargılanma hakkını ortadan kaldırdığı belirtilerek kuralın

Anayasa’nın 2., 36. ve 37. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

59. İtiraz konusu kuralda, çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçundan dolayı açılan davaların icra mahkemesinde görülmesi ve bu davalarda 2004 sayılı Kanun’un 347, 349, 350, 351, 352 ve 353. maddelerinde düzenlenen yargılama usulüne ilişkin hükümlerin uygulanması öngörülmektedir.

60. Hukuk devletinde, ceza ve ceza yargılamasına ilişkin kurallar, Anayasa’nın

konuya ilişkin ilkeleri başta olmak üzere, ülkenin sosyal, kültürel yapısı,

etik değerleri ve ekonomik hayatın gereksinmeleri göz önüne alınarak saptanacak

ceza siyasetine göre belirlenir. Kanun koyucu; cezalandırma yetkisini

kullanırken toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve

ölçüdeki ceza yaptırımı ile karşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya

hafifletici sebep olarak kabul edilebileceği konusunda takdir hakkına sahip

olduğu gibi ceza yargılamasına ilişkin kurallar belirleme ve bu çerçevede

mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi, yargılama usulleri ve

yapısı hakkında da Anayasa kurallarına bağlı olmak koşuluyla ihtiyaç duyduğu

düzenlemeyi yapma yetkisine sahiptir. Nitekim Anayasa’nın 142. maddesinde

mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin

kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmaktadır.

61. Bir kambiyo senedi niteliğinde olan çekin karşılıksız çıkması durumunda, tahsili için 2004 sayılı Kanun hükümlerine göre borçlu aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz veya iflas yoluyla takip yapılmakta, takip esnasında icra ve iflas dairelerinin muamelelerine karşı yapılan şikâyetler de icra mahkemesi tarafından karara bağlanmaktadır. İtiraz konusu kuralla, karşılıksız çekle ilgili ceza yargılamasının da icra mahkemesi tarafından yapılması öngörülerek karşılıksız çekten kaynaklanan uyuşmazlıkların tamamının aynı yargı merciinde görülmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır.

62. İcra mahkemesinde görev yapan hâkimler de diğer tüm hâkimler gibi,

Hâkimler ve Savcılar Kurulunca atanmakta, Anayasa ve kanunlara bağlı olarak

görev yapmaktadır. Mahkemelere verilen görev ve yetkileri kullanan hâkimlerin

tarafsızlığı, bağımsızlığı, Anayasa ve kanunlara bağlılıkları açısından aralarında

bir fark bulunmamaktadır. Dolayısıyla, kanun koyucunun mahkemelerin görev,

yetki ve yargılama usullerini belirleme yetkisi kapsamında, çekle ilgili olarak

“karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçundan dolayı

açılan davalarda icra mahkemelerini yetkili kılması takdir yetkisi kapsamında

olup kuralda hukuk devleti ilkesiyle çelişen bir yön bulunmamaktadır. Anılan

suçu işleyenler hakkında yapılacak yargılamaların genel yetkili ceza

mahkemelerinde görülmesinin gerekli olup olmadığı tartışılabilir ise de bu

husus yerindelik denetimine girdiğinden anayasallık denetiminde gözetilmesi

gereken hususlardan değildir.

63. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” denilerek yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme, bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmaktadır.

64. Kişilere yargı mercileri önünde dava ve savunma hakkı tanınması “silahların

eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkeleri ışığında, hakkaniyete

uygun yargılamanın da temelini oluşturmaktadır. Silahların eşitliği ilkesi,

davanın taraflarının yargılama sırasında usul hükümleri yönünden eşit konumda

bulunmasını ve taraflardan birine dezavantaj diğerine avantaj sağlayacak

kurallara yer verilmemesini öngörmekte; diğer bir deyişle davanın tarafları

arasında hakkaniyete uygun bir dengenin varlığını gerekli kılmaktadır.

Çelişmeli yargılama ilkesi ise taraflara, dosyaya giren görüşler ile diğer

tarafça sunulan deliller hakkında bilgi sahibi olma ve karşı iddialarını sunma

hususunda uygun imkânların sağlanması anlamına gelmektedir.

65. Çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına

sebebiyet verme suçundan dolayı açılan davalarda uygulanması öngörülen 2004

sayılı Kanun’un 350. maddesinde, icra mahkemesinin duruşmada iki tarafı

dinleyeceği ve gerek tarafların gerek şahitlerin ifadelerini duruşma tutanağına

geçireceği; 351. maddesinde, sanığın savunması için tahkikatın tevsiini bir

kere isteyebileceği; 352. maddesinde, icra mahkemesinin iki tarafın ifadelerini

ve bütün delillerini ve iddia ve müdafaalarını dinledikten sonra nihayet beş gün

içinde kararını vereceği; 353. maddesinin ikinci fıkrasında da icra mahkemesi

kararlarına karşı 5271 sayılı Kanun’un kanun yollarına ilişkin hükümlerinin

uygulanacağı belirtilmiştir. Anılan kurallar bir bütün hâlinde

değerlendirildiğinde sanığa, diğer tarafça sunulan deliller hakkında bilgi

sahibi olma ve karşı iddialarını sunma hususunda uygun imkânların sağlanarak

adil yargılanma hakkının güvence altına alındığı anlaşılmaktadır.

66. Başvuru kararında, itiraz konusu kuralın atıfta bulunduğu 349.

maddenin beşinci fıkrasına göre, mezkûr suçtan dolayı açılan davalarda sanığın

duruşmaya gelmediği veya müdafi göndermediği takdirde yokluğunda yargılama

yapılmasının sanığın etkili bir şekilde savunma yapmasını engellediği ileri

sürülmekte ise de sanığın gıyabında yargılanmasını öngören kuralın iptali

talebiyle daha önce Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulmuş ve başvuru

Mahkemenin 28.2.2008 tarihli ve E.2006/71, K.2008/69 sayılı kararıyla

reddedilmiştir. Kararda, sanığın usulüne uygun olarak yapılan bildirimlere

karşın mahkemeye gelmemesi veya avukat göndermemesi, duruşmada hazır bulunma

hakkından vazgeçtiği anlamına geldiğinden, bildirimlere karşın icra

mahkemesinin huzuruna gelmemesi, müdafi göndermemesi ve zabıta aracılığı ile de

getirilememesi durumunda yokluğunda yargılama yapılmasında adil yargılanma

hakkına aykırı bir husus bulunmadığı ifade edilmiştir.

67. Anılan kararda belirtilen gerekçeler karşılıksız çek suçundan açılan davalar için de geçerli olup sanığın bildirimlere karşın icra mahkemesinin huzuruna gelmemesi, müdafi göndermemesi ve zabıta aracılığı ile de getirilememesi durumunda yokluğunda yargılama yapılmasında adil yargılanma hakkına aykırı bir husus bulunmamaktadır.

68. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İptal taleplerinin reddi gerekir.

69. Kuralın Anayasa’nın 37. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 5. maddesinin, 15.7.2016 tarihli ve 6728 sayılı Kanun’un;

A. 63. maddesiyle değiştirilen (1) numaralı fıkrasının

1. Birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

2. İkinci cümlesinin;

a. “…çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticari işlerde temerrüt faizi oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve yargılama gideri toplamından…” bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,

b. Kalan kısmının Anayasa aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

3. Beşinci cümlesinin;

a. “…bu tüzel kişi adına çek keşide edenler…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Zühtü ARSLAN, Serruh KALELİ, Recep KÖMÜRCÜ, Muammer TOPAL ile Hasan Tahsin GÖKCAN’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

b. Kalan kısmının Anayasa aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

4. Yedinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

B. 63. maddesiyle yeniden düzenlenen

(2) numaralı fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

26.7.2017 tarihinde karar verildi.

Başkan

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

Engin YILDIRIM

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Serruh KALELİ

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Recep

KÖMÜRCÜ

Üye

Nuri NECİPOĞLU

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye

Muammer TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

Üye

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üye

Kadir ÖZKAYA

Üye

Rıdvan GÜLEÇ

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının iptali istenen beşinci cümlesinde çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının uygulanacağı kişiler arasında “tüzel kişi adına çek keşide edenler” de sayılmaktadır. Mahkememiz çoğunluğu bu ibarenin Anayasa’ya aykırı olduğu yönündeki iddiayı reddetmiştir.

2. Anayasa’nın 38. maddesinin ilk fıkrasında, “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz”, üçüncü fıkrasında da, “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur” denilmek suretiyle suçun ve cezanın kanuniliği esası benimsenmiştir. 38. maddenin yedinci fıkrasına göre de “Ceza sorumluluğu şahsidir”.

3. Çoğunluk kararında da vurgulandığı üzere, ceza sorumluluğunun

şahsiliği ceza hukukunun evrensel ilkelerindendir. Cezaların şahsiliğinden

amaç, bir kimsenin işlemediği bir fiilden dolayı cezalandırılmamasıdır. Diğer bir

anlatımla, bir kimsenin başkasının fiilinden sorumlu tutulmamasıdır.

Dolayısıyla bu ilke kusursuz suç ve ceza olmaz ilkesini de kapsamaktadır. Bu

husus, Anayasa’nın 38. maddesinin yedinci fıkrası ile ilgili gerekçede şöyle

ifade edilmiştir: “...fıkra, ceza

sorumluluğunun ‘şahsî’ olduğu; yani failden gayri kişilerin bir suç

sebebiyle cezalandırılamayacağı hükmünü getirmektedir. Bu ilke dahi ceza

hukukuna yerleşmiş ve ‘kusura dayanan ceza sorumluluğu’ ilkesine

dahil, terki mümkün olmayan bir temel kuraldır.”

4. Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında da masumiyet karinesi temel bir hak olarak güvence altına alınmış ve “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” denilmiştir. Buna göre masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin, adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade eder.

5. 5941 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (8) numaralı fıkrasında

ileri tarihli çeklerin hukuki durumu düzenlenmiştir. Buna göre, üzerinde

yazılı bulunan düzenleme tarihinden önce ibraz edilen çekin karşılığının kısmen

veya tamamen ödenmemiş olması hâlinde, bu çekle ilgili olarak hukukî takip

yapılamayacak, ileri düzenleme tarihli çekle ilgili olarak hukukî takip

yapılabilmesi için, çekin üzerindeki düzenleme tarihine göre kanunî ibraz

süresi içinde bankaya ibraz edilmesi ve “karşılıksızdır” işlemine tabi

tutulması gerekecektir. Dolayısıyla ileri tarihli çeklerde, çekin

üzerinde yazılı düzenleme tarihine göre ibraz süresinden önce bankada

karşılığının bulunmaması durumunda çekle ilgili olarak herhangi bir cezai veya

hukuki sorumluluk doğmayacaktır.

6. İtiraz konusu kuralın, çekin karşılıksız kalacağını

bilerek ve kötü niyetle çek keşide eden şirket yetkililerinin, çekin

kanuni ibraz süresinden önce yönetim görevinden ayrılarak çek düzenleme

yasağından kurtulmasını engellemek amacıyla ihdas edildiği anlaşılmaktadır.

Bununla birlikte tüzel kişi adına çek keşide edenlerin de çek düzenleme ve çek

hesabı açma yasağının kapsamına alınması, ileri tarihli keşide edilen çekler

bakımından adalet ve hakkaniyete uymayan sonuçlar doğurabilecektir. Tüzel kişi

adına ileri tarihli çek keşide ettikten sonra çekin kanuni ibraz süresinden

önce yönetim görevinden ayrılan kişilere, çekin karşılıksız

kalmasından dolayı herhangi bir kusuru bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, çek

düzenleme ve çek hesabı yasağı uygulanması söz konusudur. Başka bir ifadeyle

kural, tüzel kişi adına tamamen iyi niyetle çek keşide edenleri de, çekin

karşılıksız kalmasında herhangi bir kusuru bulunmasa dahi, çek düzenleme ve çek

hesabı açma yasağına maruz bırakmaktadır.

7. Kusuru olup olmadığına bakılmaksızın tüzel kişi adına çek

keşide edenleri yasak kapsamına alan itiraz konusu kuralın hukuk devleti

ilkesiyle bağdaştırılması zordur. Nitekim Anayasa Mahkemesi, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında

Kanun’un mükerrer 35. maddesine eklenen, amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci

veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları hâlinde bu şahısların

amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulacağına ilişkin kuralı

iptal etmiştir. Mahkeme iptal kararını şu şekilde gerekçelendirmiştir: “Kanun koyucu, amme alacağını güvenceye almak

bakımından sorumluluğun yaygınlaştırılması yoluna gidebileceği gibi müteselsil

sorumluluk da öngörebilir. Ancak amme alacağının doğduğu veya ödenmesi

gerektiği zamanlarda kanuni temsilcilerin farklı kişiler olabileceği gerçeği

göz önüne alındığında, kural ile getirilen düzenleme vergi ve diğer mali ödev

ve sorumluluklarını zamanında ve eksiksiz olarak yerine getiren kanuni

temsilcilerin, sonradan kendilerinin görevde olmadığı ve müdahale şanslarının

bulunmadığı bir dönemde gerçekleşen bir eylemden müteselsilen sorumlu

tutulmaları sonucunu doğurmaktadır. Adalet ve hakkaniyet ilkeleri karşısında,

bireyin bu şekilde belirsiz ve güvencesiz bir biçimde kendi kusurundan

kaynaklanmayan bir nedenle, başkalarının eylem veya ihmali sonucu oluşacak

sorumluluğa ortak olması adalet ve hakkaniyetle bağdaşmaz. Dolayısıyla, itiraz

konusu kural hukuk devleti ilkesine aykırıdır.” (E. 2014/144, K. 2015/29, K.T: 19/3/2015).

8. 5941 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

üçüncü cümlesinde düzenlenen “çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı” tedbiri,

çekle ilgili “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçundan

dolayı başlatılan yargılamayla birlikte uygulamaya konulan önleyici amaçlı

koruma ve güvenlik tedbiridir. Kanun’un 5. maddesinin (2) numaralı fıkrasının

üçüncü cümlesi uyarınca, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına muhatap

olanlar yasaklılık süresi boyunca başka bir şirketin yönetim

organında görev alamazlar. Kuralla öngörülen yasağın ağır sonuçları

dikkate alındığında, tüzel kişi adına çek keşide edenlerin çekin karşılıksız

çıkmasından dolayı yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği, bu konuda

kusurlarının bulunup bulunmadığı gözetilmeden ve kendilerine savunma hakkı

tanınmaksızın çek düzenleme ve çek hesabı yasağı uygulanması masumiyet

karinesine aykırıdır.

9. Bu haliyle itiraz konusu kural, tüzel kişi adına çek keşide edenlere objektif bir sorumluluk yüklemektedir. Bu durum kişilerin sorumlu olmadıkları bir yükümlülükten dolayı çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı ile karşı karşıya kalmalarına sebebiyet verecektir. Tüzel kişi adına çek keşide eden kişilerin peşinen sorumlu kabul edilerek yasak kapsamına alınmaları ve bu kişilere çekin süresi içinde ödenmemesinde sorumluluklarının bulunup bulunmadığını dikkate almadan tedbir uygulanması cezaların şahsiliği ilkesiyle de bağdaşmamaktadır.

10. Bu itibarla, tüzel kişi adına ileri tarihli çek keşide edenler hakkında çek düzenleme ve çek açma yasağı uygulanmasının Anayasa’nın 2. maddesinde korunan hukuk devleti, 38. maddesinde düzenlenen cezaların şahsiliği ve masumiyet karinesi ilkeleriyle bağdaştırılması mümkün değildir.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kuralda yer alan “…bu tüzel kişi adına çek keşide edenler…” ibaresinin Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı olduğunu düşündüğümüzden çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmıyoruz.

Üye

Recai AKYEL

Üye

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Başkan

Zühtü

ARSLAN

Üye

Recep

KÖMÜRCÜ

KARŞIOY

Başvuranlar; Tüzel kişilik adına düzenlenen çekin karşılıksız çıkması halinde, çekte imzası bulunmayan şirket yetkilisinin, sırf şirket yönetiminde olması nedeniyle çek düzenleme, çek hesabı açma ve keşide etme gibi yasaklara muhatap olmasının Anayasa’nın 38. maddesine aykırı olduğunu ileri sürerek Mahkememize başvurdukları anlaşılmıştır.

Ancak Mahkememiz, Çek Kanunu’nun ilgili 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının 5. cümlesinin “bu tüzel kişi adına çek keşide edenler” ibaresi yönünden yaptığı değerlendirme ile gerekçeli kararında oyçokluğu ile verdiği red kararında gerekçe olarak özetle;

Kanun koyucunun, sermaye şirketlerinde yönetim organının çek

düzenleme ve çek hesabı açma yetkisini üçüncü kişilere devrederek karşılıksız

çekten dolayı sorumluluktan kurtulmalarının önüne geçmek, çek keşide ederken

daha özenli ve dikkatli hareket etmek, çekin güvenilir bir ödeme aracı haline

gelmesini sağlamak için öngördüğü yasaklamalarda kamu yararı ve

yasakları uygulamada yasa koyucunun takdir yetkisi bulunduğunu,

bunun Mahkememizce denetlenemeyeceğini, yönetim organı üyeleri görevlerini

özenle yerine getirme borçlusu ise şirket yönetimi ile ilgili kişilerin yasal

mevzuata uygun hareketini gözetmekle yükümlü olduğunu, anılan nedenler ile de

kuralda Anayasaya aykırılık tespit edilemediğinin ifade edildiği görülmektedir.

İtiraz konusu kuralda yer alan Anayasal aykırılık sorunu, getirilen yasaklamaların şirket adına düzenlenmiş çekte imzası bulunmayan yetkililer hakkında uygulanmasına ilişkindir.

Anayasa’nın 38. maddesinin ilk fıkrasında, “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz”, üçüncü fıkrasında da, “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur” denilerek suçun ve cezanın kanuniliği esası benimsenmiş; yedinci fıkrasında ise ceza sorumluluğunun şahsi olduğu belirtilerek, herkesin kendi eyleminden sorumlu tutulacağı, başkalarının suç oluşturan eylemlerinden dolayı cezalandırılamayacağı kabul edilmiştir.

Maddenin gerekçesinde, ceza hukuku evrensel ilkelerine uygun bir şekilde failden gayri kişilerin bir suç sebebiyle cezalandırılamayacağı, sorumluluğun şahsi olduğu, kusura dayanan ceza sorumluluğunun tersi mümkün olmayan bir temel kural olduğu ifade edilmektedir.

Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında da masumiyet karinesi temel bir hak olarak güvence altına alınmış ve “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” denilmiştir. Buna göre, masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin, adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerekmektedir.

Ancak kuralda, sermaye şirketlerinde, çek düzenleme yetkisinin

yönetim organından kişi ve kişilere veya üçüncü kişilere devredilmesi durumunda

dahi şirket yetkilisiyle birlikte yönetim organı hakkında da çek düzenleme ve

çek hesabı açma yasağı öngörülmektedir. Tüzel kişilerde, mali işleri yürütmekle

görevlendirilen şirket yetkilisi çekin karşılığını ilgili banka hesabında

bulundurmakla yükümlü olmasına karşın, kurala göre şirket yönetim organı

üyeleri de şirket yetkilisiyle birlikte yasaklı hale gelmektedir. Diğer bir

ifadeyle sermaye şirketlerinde şirket yönetim organı üyeleri, çekin karşılığını

ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olup olmadıklarına bakılmaksızın

şirket yetkilisiyle birlikte çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına muhatap

olmaktadır. Bu yönüyle kural, sermaye şirketlerinde yönetim organı

üyelerine objektif sorumluluk yüklemektedir.

5941 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (2) numaralı fıkrasının üçüncü

cümlesinde hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı bulunanların

yasaklılık süresi boyunca başka bir şirketin yönetim organında görev

alamayacakları hüküm altına alınarak yasaklı kişilerin bir ticari şirket

bünyesinde yönetici olmaları da engellenmektedir. Çek düzenleme ve çek hesabı

açma yasağının sonuçları itibarıyla son derece ağır yaptırımlara sebebiyet

verdiği göz önünde bulundurulduğunda, sermaye şirketlerinde yönetim organındaki

kişilere, çekin karşılıksız çıkmasından dolayı özen ve gözetim yükümlülüğünü

yerine getirip getirmediği bu konuda bir kusurunun bulunup bulunmadığı

konusunda etkili bir savunma hakkı tanınmaksızın şirket yetkilisiyle birlikte

çek düzenleme ve çek hesabı yasağı uygulanması masumiyet karinesiyle

bağdaşmamaktadır. Bu durum aynı zamanda yönetim organındaki kişilerin sorumlu

olmadığı bir yükümlülükten dolayı çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı ile

karşı karşıya kalmalarına da sebebiyet verecektir. Bu itibarla, sermaye

şirketlerinde, çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü

olan şirket yetkilileriyle birlikte yönetim organları hakkında da çek düzenleme

ve çek açma yasağı uygulamasının Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen

masumiyet karinesi ve cezaların şahsiliği ilkesiyle bağdaşmamaktadır.

Belirtilen hususlar tüzel kişi adına çek keşide edenler

bakımından da geçerlidir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 795. maddesinin

(1) numaralı fıkrasında, çeklerin görüldüğünde ödeneceği hüküm altına alınmakla

birlikte 5941 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (8) numaralı fıkrasında, üzerinde

yazılı bulunan düzenleme tarihinden önce ibraz edilen çekin karşılığının kısmen

veya tamamen ödenmemiş olması halinde, bu çekle ilgili olarak hukuki takip

yapılamayacağı, ileri düzenleme tarihli çekle ilgili olarak hukuki takip

yapılabilmesi için, çekin üzerindeki düzenleme tarihine göre kanuni ibraz

süresi içinde bankaya ibraz edilmesinin ve karşılıksızdır işlemine tabi

tutulmasının şart olduğu belirtilmiştir. Kurala göre ileri tarihli çeklerde,

çekin üzerinde yazılı düzenleme tarihine göre ibraz süresinden önce bankada

karşılığının bulunmaması durumunda çekle ilgili olarak herhangi bir cezai veya

hukuki sorumluluk doğmayacaktır.

İtiraz konusu kuralda ise tüzel kişi adına ileri tarihli bir çek keşide eden kişilerin çekin üzerinde yazılı olan düzenleme tarihine göre kanuni itiraz süresinden önce tüzel kişinin yönetiminden ayrılmış olsa dahi çekin ilgili banka hesabında karşılığının bulunmaması durumunda çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına tabi tutulmaları öngörülmektedir. Bu yönüyle kuralın, tüzel kişiler adına çek keşide eden kişilere objektif bir sorumluluk yüklediği açıktır.

Tüzel kişi adına ileri tarihli çek keşide ettikten sonra çekin

kanuni itiraz süresinden önce yönetim görevinden ayrılan kişilere çekin

karşılıksız kalmasından dolayı herhangi bir sorumluluğunun bulunup bulunmadığı

konusunda sorumluluğun varlığının tespiti yönünden etkili bir savunma hakkı

tanınmaksızın çek düzenleme ve çek hesabı yasağı uygulanması masumiyet

karinesiyle bağdaşmamaktadır. Bu durum aynı zamanda tüzel kişi adına çek keşide

eden kişilerin sorumlu olmadığı bir yükümlülükten dolayı kendi ya da çalışacağı

şirket adına çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı ile karşı karşıya

kalmalarına da sebebiyet vermektedir. Dolayısıyla kural bu haliyle Anayasa’nın

38. maddesinde düzenlenen masumiyet karinesi ile cezaların şahsiliği ilkesiyle

bağdaşmamaktadır.

Mahkememizin, çekin güvenilir bir ödeme aracı haline gelmesi ve tedbirli yönetici olmaya özendirmek amaçları düşünüldüğünde kuralda bu yönleriyle kamu yararı bulunduğu yasaklama getirmenin ve uygulamamanın ceza koyucu takdirinde bulunduğu ve denetlenemeyeceği şeklindeki Anayasal denetim ilkelerine yeterli açıklık getirmeyen, takdir ve kamu yararı kelimelerini ölçütsüz, denetimsiz, üst kavram haline getiren gerekçede yer almış soyut nitelikli ifadelere katılma olanağı bulunmamıştır.

Kamu yararının denetlenebilir, denetlenmesi de Anayasa Mahkemesinin yetkisi içinde kalan bir kavram olduğu açıktır.

Kamu yararına sonuç doğurmayan, kamu hizmeti gerekleriyle bağdaşmayan, adil ve makul olmayan, kamu hizmetlerinin sunulmasına etkin, verimli ve ekonomik katkı sağlamayan düzenlemeler HUKUK DEVLETİ ilkesi ile bağdaşmayacağına göre KAMU yararı denetlenemez alan değildir.

Mahkemenin, imzası olmayan şirket yetkilisine getirilen yasaklamanın gayesi olarak tespit ettiği hususlar ki karara gerekçe yapılmıştır, ilkesel bir değerlendirme olmayıp yasa koyucunun kuralın getiriş amacının yerindeliği ve isabetliliğine ilişkindir. Halbu ki, kamu yararı kavramı üstün toplumsal yararı ifade edecek ise de, getirilecek bir yasaklama ya da ceza kuralının ilgili hukuk alanının evrensel kural ve kabulleri yanında, makul hukuk temelinden yoksun ve Anayasamızın bireye sağladığı güvencelere de aykırı olmaması gerektiği açıktır.

Kaldı ki; Mahkememiz 19.3.2015 tarih ve 2014/144 Esas, 2015/29 Karar sayılı kararında 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un mükerrer 35. maddesine, 5766 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle eklenen;

(Ek fıkra: 4/6/2008-5766/4 md.) Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur. Şeklindeki 5. ve

(Ek fıkra: 4/6/2008-5766/4 md.) Kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan hükümler, bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmaz.” şeklindeki 6. fıkralarının iptali istemi ile görülen davada;

Özetle, amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olması halinde bu şahısların sorumluluk uygulaması da başkalarının eylem veya ihmali sonucu oluşacak sorumluluğa ortak olmasının adalet ve hakkaniyetle bağdaşmayacağına, kusur sorumluluklarının kusursuz sorumlulara da uygulanamayacağına, bunun hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayacağına ilişkin vardığı karar gerekçeleri ve takdir yetkisinin Anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütleri gözetilerek kullanıldığında, Devletin ancak hukuk devleti sayılacağına ilişkin gerekçesi de unutulmamalıdır.

Açıklanan nedenlerle kuralda yer alan “…bu tüzel kişi adına çek keşide edenler…” ibaresi Anayasa’nın 38. maddesine aykırı olup iptali gerektiğinden çoğunluk görüşlerine katılınmamıştır.

Üye

Muammer

TOPAL

Üye Hasan · Tahsin GÖKCAN Üye Serruh KALELİ

Anayasa Mahkemesi, E. 2016/191, K. 2017/131, 26 Temmuz 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtirazların Konusu : 14.12.2009
  4. Olay
  5. I. İptali İstenen Kanun Hükümleri
  6. II. İlk İnceleme
  7. A. E. 2016/191, E.2017/15-38-45-87 Sayılı Başvurular
  8. B. E. 2017/86 Sayılı Başvuru
  9. B. Kalan bölümünün iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan
  10. III. Birleştirme Kararları
  11. IV. Esasın İncelenmesi
  12. A. 63. maddesiyle değiştirilen (1) numaralı fıkrasının
  13. B. 63. maddesiyle yeniden düzenlenen
  14. Özgüldür
  15. Kömürcü
  16. Akıncı
  17. M. Emin KUZ
  18. Gökcan
  19. Karşıoy Gerekçesi
  20. Hakyemez
  21. Arslan
  22. Kömürcü
  23. Karşıoy
  24. Topal
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2016/191
Karar No
2017/131
Tarih
26 Temmuz 2017

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2017/44 K.2017/118
  • AYM Norm Denetimi E.2017/95 K.2017/119
  • AYM Norm Denetimi E.2017/48 K.2017/129
  • AYM Norm Denetimi E.2017/106 K.2017/132
  • AYM Norm Denetimi E.2017/110 K.2017/133
  • AYM Norm Denetimi E.2017/122 K.2017/122

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.