İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2016/179 K.2017/176

30326

Esas2016/179Karar2017/176Tarih28 Aralık 2017Okuma22 dk · 4.383 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
28 Aralık 2017
Esas Sayısı
2016/179
Karar Sayısı
2017/176
R.G. Tarih-Sayı
8.2.2018 –
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.383 kelime·22 dk okuma·12 bölüm

30326

İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, Levent GÖK, Özgür ÖZEL ile birlikte 129 milletvekili

İPTAL DAVASININ KONUSU: 10.8.2016

tarihli ve 6740 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;

A. 1. maddesiyle 28.3.2001 tarihli ve 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu’na eklenen ek 2. maddenin;

1. Birinci fıkrasının;

a. Birinci cümlesinin,

b. İkinci cümlesinde yer alan “…Müsteşarlıkça uygun görülen…” ibaresinin,

c. Üçüncü cümlesinin,

2. Beşinci fıkrasının dokuzuncu cümlesinin,

B. 2. maddesiyle 4632 sayılı Kanun’a eklenen geçici 2. maddenin,

Anayasa’nın 2., 7., 10., 13., 20., 35., 48., 60. ve 90. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ

İptali talep edilen kuralların yer aldığı 6740 sayılı Kanun’un;

1. 1. maddesiyle 4632 sayılı Kanun’a eklenen ek 2. maddenin birinci ve beşinci fıkraları şöyledir:

“Türk vatandaşı veya 29/5/2009 tarihli ve 5901 sayılı Türk

Vatandaşlığı Kanununun 28 inci maddesi kapsamında olup kırk beş yaşını

doldurmamış olanlardan 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve

Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve

(c) bentlerine göre çalışmaya başlayanlar, işverenin bu Kanun hükümlerine göre

düzenlediği bir emeklilik sözleşmesiyle emeklilik planına dâhil edilir. İşveren,

çalışanını ancak otomatik katılım için emeklilik planı düzenleme

konusunda Müsteşarlıkça uygun görülen şirketlerden birinin

sunacağı emeklilik planına dâhil edebilir. Bakanlar Kurulu, bu madde

uyarınca emeklilik planına dâhil edilecek işyerleri ile çalışanları ve bu

kapsamdaki uygulama esaslarını belirlemeye yetkilidir.”

“Çalışan adına bireysel emeklilik hesabına ödenen katkı payları

üzerinden ek 1 inci maddedeki usul ve esaslara göre bu madde uyarınca ayrıca

Devlet katkısı sağlanır. Çalışanın bu madde kapsamında cayma hakkını

kullanmaması hâlinde, sisteme girişte bir defaya mahsus olmak üzere, ek 1 inci

maddedeki Devlet katkısı hak etme ve ödeme koşuluna tabi olmak kaydıyla, bin

Türk lirası tutarında ilave Devlet katkısı sağlanır. Bakanlar Kurulu, bu tutarı

yarısına kadar artırmaya veya yarısına kadar azaltmaya yetkilidir. Emeklilik

hakkının kullanılması hâlinde, hesabında bulunan birikimi en az on yıllık,

yıllık gelir sigortası sözleşmesi kapsamında almayı tercih eden çalışana,

birikiminin yüzde beşi karşılığı ek Devlet katkısı ödemesi yapılır. Bu madde

hükmüne göre çalışan katkı payının takip ve tahsil sorumluluğu şirkete aittir.

Müsteşarlık takip ve tahsil sorumluluğunun bu amaçla yetkilendirilecek bir

kuruluşça yerine getirilmesine karar verebilir. Bankalar, Sosyal Güvenlik

Kurumu ve ilgili diğer kamu kurumları, çalışan katkı payının takip ve tahsili

ile Devlet katkısının hesaplanması için ihtiyaç duyulan verileri, Müsteşarlıkça

belirlenen usul ve esaslara göre emeklilik gözetim merkezi ile bu maddeye göre

takip ve tahsil sorumluluğu ile yetkilendirilecek kuruluşa aktarır. Emeklilik

gözetim merkezi ile bu maddeye göre yetkilendirilecek kuruluş, söz konusu

verileri şirketler ile paylaşabilir. Bu verilerden kişisel nitelikte

olanlar, veri sahibinin açık rızasının alınmasına gerek olmaksızın ilgili

kuruluşlar arasında paylaşılabilir ve veri paylaşımı, kişisel verilerin

korunmasına ilişkin mevzuat hükümlerine aykırılık teşkil etmez.”

2. 2. maddesiyle 4632 sayılı Kanun’a eklenen geçici 2. madde şöyledir:

“Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte kırk beş yaşını doldurmamış olan çalışanlar, ek 2 nci madde hükümleri çerçevesinde otomatik olarak emeklilik planına dâhil edilir.”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 2.11.2016 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Abuzer YAZICIOĞLU tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Kanun’un 1. Maddesiyle 4632 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek 2. Maddenin Birinci Fıkrasının Birinci Cümlesinin İncelenmesi

3. Dava konusu kural, 18.1.2017 tarihli ve 6770 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 18. maddesiyle değiştirilmiştir. Bu nedenle konusu kalmayan cümleye ilişkin iptal talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.

B. Kanun’un 1. Maddesiyle 4632 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek 2. Maddenin Birinci Fıkrasının İkinci Cümlesinde Yer Alan “…Müsteşarlıkça uygun görülen…” İbaresinin İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi

4. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralın emeklilik şirketleri arasından otomatik katılımlı bireysel emeklilik sözleşmesi yapılacak şirketleri belirleme yetkisini idareye verdiği, herhangi bir kriter belirlenmeden verilen bu yetkinin eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağına aykırı olduğu, sistemde denetim ve gözetim yetkisi bulunan ve 4632 sayılı Kanun hükümleri kapsamında şirketlere kuruluş izni ve faaliyet ruhsatı verilmesinde görevli olan idarenin ayrıca otomatik katılımlı bireysel emeklilik sistemine katılacak şirketleri belirleme yetkisine sahip olmasının sözleşme özgürlüğü ile bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 10. ve 48. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

5. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.

6. Kanun’un ek 2. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde işverenin, çalışanını ancak otomatik katılım için emeklilik planı düzenleme konusunda Hazine Müsteşarlığınca (Müsteşarlık) uygun görülen şirketlerden birinin sunacağı emeklilik planına dâhil edebileceği öngörülmekte olup cümlede yer alan “…Müsteşarlıkça uygun görülen…” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.

7. Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi hukuksal

durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilkeyle eylemli değil hukuksal

eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin

kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını

ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi

ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali

yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı

tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da

topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı

hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa

Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.

8. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir.

9. Anayasa’nın 48. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes,

dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler

kurmak serbesttir.” denilmek suretiyle sözleşme özgürlüğü güvenceye

bağlanmış ve özel teşebbüsler kurmanın serbest olduğu belirtilmiş ancak

devlete, özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara

uygun yürümesini sağlayacak tedbirleri alma görevi verilmiştir. Buna göre millî

ekonominin gerekleri ve sosyal amaç kapsamında alınacak tedbirler nedeniyle

sözleşme özgürlüğünün sınırlandırılması mümkündür. Ancak sözleşme özgürlüğünün

sınırlandırılabilmesi için belirtilen nedenlerden birinin varlığı yeterli

olmayıp temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini belirleyen

Anayasa’nın 13. maddesine de uyulması gerekmektedir.

10. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'da öngörülen sebeplerle ve ancak kanunla sınırlanabilir. Dokunulamayacak “öz” her temel hak ve özgürlük açısından farklılık göstermekle birlikte kanunla getirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmadığının kabulü için temel hakların kullanılmasını ciddi surette güçleştirip amacına ulaşmasına engel olmaması ve etkisini ortadan kaldırıcı bir nitelik taşımaması gerekir.

11. Temel hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın yapılan sınırlamalar yönünden ise bu sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bir başka deyişle öze dokunan sınırlamalar “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine evleviyetle aykırı olacağından temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunan sınırlamalar yönünden “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkeleri bakımından ayrıca inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

12. Öze dokunma yasağını ihlal etmeyen müdahaleler yönünden gözetilmesi öngörülen “demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikle ilgili hak yönünden getirilen sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir niteliğinde olmasını, başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en son önlem olarak kendisini göstermesini gerektirmektedir. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını ifade etmektedir.

13. Anayasa'nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda dikkate alınması gereken bir diğer ilkedir. Demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleri, iki ayrı kriter olarak düzenlenmiş olmakla birlikte bu iki kriter arasında sıkı bir ilişki vardır. Temel hak ve özgürlüklere yönelik herhangi bir sınırlamanın demokratik toplum düzeni için gerekli nitelikte, başka bir ifadeyle öngörülen kamu yararı amacını gerçekleştirmekle birlikte temel haklara en az müdahaleye olanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının incelenmesi gerekir.

14. Ölçülülük, temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile sınırlama araçları arasındaki ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple kuralın hedeflenen amaca ulaşabilmek için elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir.

15. Belirtilen nitelikleri gereği, Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ve aralarında sıkı bir ilişki bulunan "temel hak ve hürriyetlerin özü", "demokratik toplum düzeninin gerekleri" ve "ölçülülük ilkesi" kavramları, bir bütünün parçaları olup "demokratik bir hukuk devleti"nin özgürlükler rejiminde gözetilmesi gereken temel ölçütleri oluşturmaktadır.

16. 4632 sayılı Kanun’un 8. ve 9. maddelerinde emeklilik şirketlerinin kuruluşu ve faaliyete başlamasına ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir. Buna göre emeklilik şirketlerinin bireysel emeklilik sistemi kapsamında katılımcılarla sözleşme yapabilmesi için öncelikle Müsteşarlıktan kuruluş izni, ardından faaliyet ruhsatı, daha sonrasında ise Sermaye Piyasası Kurumundan fon kurma onayı alması gerekmektedir. Kural, bu şekilde faaliyete başlayan emeklilik şirketlerinin otomatik katılımlı bireysel emeklilik sistemi (OK-BES) kapsamında işverenle sözleşme yapabilmesi için ayrıca emeklilik planı düzenleme konusunda Müsteşarlık tarafından uygun görülmesi şartını hükme bağlamaktadır.

17. Kuruluş izni, faaliyet ruhsatı ve fon kurma onayı almış bulunan emeklilik şirketlerinin isteyen herkesle bireysel emeklilik sözleşmesi yapabilme imkânının devam ettiği, kuralın sadece OK-BES kapsamında yapılacak sözleşmeler ile ilgili olarak emeklilik şirketleri yönünden ilave bir koşul öngördüğü, bu koşulu yerine getiren emeklilik şirketleri arasından da işverenin seçim yapma olanağının bulunduğu gözetildiğinde OK-BES kapsamında sözleşme yapılabilecek emeklilik şirketlerine ilişkin koşulların belirli bir ölçü ve denge gözetilerek belirlenmesinin sözleşme özgürlüğünü ortadan kaldıran veya onu kullanılamayacak ölçüde sınırlayan bir düzenleme olarak nitelendirilemeyeceği açıktır.

18. Kural, bir taraftan emeklilik şirketlerini etkilerken diğer taraftan çalışanların otomatik olarak katıldığı sisteme yatırılan tasarruflarının güvenliğini ilgilendirmektedir. Bu nedenle katılımcıların cayma veya ayrılma hakkını kullanmasına kadar zorunlu olarak yatırılacak katkı paylarının ve devletin katkı payının yer aldığı fonların yönetimini üstlenen emeklilik şirketlerinin emeklilik planı düzenleme konusundaki uygunluğunun tespitinde idareye ek bir yetki verilmesi suretiyle kamu yararının gerçekleştirilmesinin amaçlandığı gözetildiğinde söz konusu sınırlamanın “demokratik toplum düzeninin gerekleri”ne aykırılık taşımadığıanlaşılmaktadır.

19. Öte yandan emeklilik şirketlerinin bireysel emeklilik sisteminde isteyen herkesle sözleşme yapma imkânının ortadan kaldırılmamış olması, dava konusu kuralla getirilen ek koşulun OK-BES kapsamında yapılacak sözleşmelerle sınırlı olması ve işverenin bu ek koşulu yerine getiren emeklilik şirketleri arasında seçim yapma olanağının bulunması nedeniyle sözleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin ölçülü olduğu ve bireylere aşırı bir külfet yüklemediği sonucuna ulaşılmaktadır.

20. Ayrıca bireysel emeklilik sisteminde isteyen herkesin emeklilik şirketlerinden dilediğiyle bireysel emeklilik sözleşmesi yapabilmesi mümkün ve tarafların sözleşmeden dönmesi hâlinde özel hukuk çerçevesinde karşılıklı güvence mekanizmaları bulunmakta iken OK-BES kapsamındaki emeklilik sözleşmesinin işveren tarafından yapılması, belirli bir süre zorunlu katkı payının ödenmesi, istek hâlinde katkı payının en kısa zamanda iadesi ile iradesi dışında katılımcı olanların menfaatlerinin korunması söz konusu olduğundan bireysel emeklilik sistemi ile OK-BES arasında eşitlik karşılaştırması yapılması mümkün değildir.

21. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 10., 13. ve 48. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

C. Kanun’un 1. Maddesiyle 4632 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek 2. Maddenin Birinci Fıkrasının Üçüncü Cümlesinin İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi

22. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralda sisteme dâhil edilecek işyerleri ve çalışanların belirlenmesi ile ilgili olarak sınırların ve temel ilkelerin ifade edilmesi yerine idareye keyfî ve adaletsiz uygulamalara neden olabilecek, yasama yetkisi kapsamında kalması gereken hususlarda yetki tanıyan bir düzenleme yapıldığı, böylece hukuki belirsizlik oluştuğu ve yasama yetkisinin yürütme organına devredildiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

23. Dava konusu kural, Bakanlar Kurulunun otomatik katılımlı bireysel emeklilik planına dâhil edilecek işyerleri ile çalışanları ve bu kapsamdaki uygulama esaslarını belirlemeye yetkili olduğunu öngörmektedir.

24. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

25. Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri de “belirlilik”tir.

Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi

bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır,

uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına

karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle

bağlantılı olup birey yasadan belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem ve

olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını bilmelidir. Birey

ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını

ayarlar. Hukuk güvenliği; normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm

eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal

düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli

kılar.

26. Anayasa’nın 7. maddesinde “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olması ve bu yetkinin devredilememesi kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa’nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması hususu “demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum” olarak nitelendirilmiştir.

27. Anılan madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, yasama yetkisinin devredilmezliği esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa’nın 7. maddesi ile yasaklanan husus, kanun yapma yetkisinin devredilmesi olup bu madde, yürütme organına hiçbir şekilde düzenleme yapma yetkisi verilemeyeceği anlamına gelmemektedir. Kanun koyucu, yasama yetkisinin genelliği ilkesi uyarınca bir konuyu doğrudan kanunla düzenleyebileceği gibi bu hususta düzenleme yapma yetkisini yürütme organına da bırakabilir.

28. Yürütmenin türevselliği ilkesi gereğince yürütme organının bir

konuda düzenleme yapabilmesi için yasama organınca yetkilendirilmesi

gerekmektedir. Kural olarak, kanun koyucunun genel ifadelerle yürütme organını

yetkilendirmesi yeterli olmakla birlikte Anayasa’da kanunla düzenlenmesi

öngörülen konularda genel ifadelerle yürütme organına düzenleme yapma yetkisi

verilmesi, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık

oluşturabilmektedir. Bu nedenle Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması, vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konması ve memurların

atanmaları, özlük hakları gibi münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen

konularda, kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması

gerekmektedir. Anayasa koyucunun açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğü

konularda, yasama organının temel kuralları saptadıktan sonra, uzmanlık ve

idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri

olarak yorumlanamaz.

29. Dava konusu kuralla, Bakanlar Kuruluna tanınan yetkilerden

biri otomatik katılımlı bireysel emeklilik planına dâhil edilecek işyerleri ile

çalışanları belirlemek olsa da kuralın yer aldığı fıkranın birinci

cümlesinde “Türk vatandaşı veya 29/5/2009 tarihli ve 5901 sayılı Türk

Vatandaşlığı Kanununun 28 inci maddesi kapsamında olup kırk beş yaşını

doldurmamış olanlardan 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve

Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve

(c) bentlerine göre çalışmaya başlayanlar, işverenin bu Kanun hükümlerine göre

düzenlediği bir emeklilik sözleşmesiyle emeklilik planına dâhil edilir.” denilmek

suretiyle bu hususların kanun koyucu tarafından bizzat düzenlendiği

görülmektedir. Anılan cümle, dava tarihinden sonra kabul edilen 6770 sayılı

Kanun’un 18. maddesiyle değiştirilmek suretiyle OK-BES kapsamına giren

çalışanların kapsamı genişletilmiştir. Bu itibarla Bakanlar Kuruluna tanınan

yetkinin farklı bir nitelik taşıdığı ve işyerleri ile çalışanların

belirlenmesine yönelik bir yetki olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim Bakanlar

Kurulunun 2.1.2017 tarihli ve 2017/9721 sayılı kararı ile çıkarılan yönetmelik

hükümleri gereğince sisteme dâhil edilme süreci, Kanun’da nitelikleri

belirtilen işyerlerinin çalışan kişi sayısına göre sıralı bir takvime bağlanmıştır.

30. OK-BES kapsamına giren işyerleri ile çalışanların Kanun’un ek

2. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde açıkça düzenlendiği, bu

suretle Bakanlar Kurulunu bağlayıcı bir çerçevenin çizildiği, kuralla Bakanlar

Kuruluna tanınan yetkinin Kanun’un anılan hükmü uyarınca tespit edilen

işyerleri ve çalışanlarının sisteme dâhil edilmesi sürecine ilişkin uygulama

esaslarının belirlenmesinden ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Kanun’da çizilen

çerçeve içinde kalmak kaydıyla çok sayıda çalışanın sisteme girişinde

yaşanabilecek risk ve güçlüklere göre öngörülemez, değişken ve teknik konularla

ilgili uygulama esaslarını belirleme yetkisinin yürütme organına bırakılması,

belirsizlik oluşturduğu anlamına gelmeyeceği gibi yasama yetkisinin

devredilmezliği ilkesinin ihlali sonucunu da doğurmaz.

31. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

D.Kanun’un 1. Maddesiyle 4632 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek 2. Maddenin Beşinci Fıkrasının Dokuzuncu Cümlesinin İncelenmesi

1. Genel Açıklama

32. Dava konusu kuralın yer aldığı fıkrada, cayma hakkını kullanmayan katılımcının birikimine eklenecek devlet katkısı, bu katkı miktarının hesaplanma yöntemi ve oranı, katkı paylarının takip ve tahsil sorumluluğu, katılımcı katkı payının takip ve tahsili ile devlet katkı payının hesaplanması için ihtiyaç duyulan verilerin paylaşılması ve paylaşılma kapsam ve usulü düzenlenmektedir. Kuralda ise paylaşılması öngörülen verilerden kişisel nitelikte olanların veri sahibinin rızası aranmaksızın ilgili kuruluşlar arasında paylaşılabileceği ve bu paylaşımın kişisel verilerin korunmasına ilişkin mevzuat hükümlerine aykırılık oluşturmayacağı belirtilmektedir.

33. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 3.

maddesinde kişisel veri, “kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek

kişiye ilişkin her türlü bilgi” şeklinde tanımlanmış; 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasında da özel nitelikli kişisel veri “Kişilerin ırkı,

etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer

inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı,

cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile

biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veridir.” biçiminde

ifade edilmiştir. Bu itibarla dava konusu kural kapsamında paylaşılması

öngörülen veriler “çalışan katkı payının takip ve tahsili ile Devlet

katkısının hesaplanması için ihtiyaç duyulan veriler” olarak

belirlendiğinden bu bilgilerin 6698 sayılı Kanun kapsamında kaldığı ve özel

nitelikli olmayan kişisel veriler olduğu şüphesizdir. Ayrıca bu veriler,

yalnızca “çalışan katkı payının takip ve tahsili” ve “Devlet katkı

payının hesaplanması” amacıyla paylaşılabilecektir.

34. Dava konusu kurala göre kişisel verilerin paylaşılması, OK-BES’in işleyişinde yetki ve görev üstlenen organlar ile emeklilik şirketleri arasında söz konusudur. Bu bağlamda, devlet katkı payını hesaplama, Müsteşarlığa bildirme ve devlet katkı payını ilgili emeklilik şirketine aktarma yetkilisi olan ve emeklilik şirketlerini günlük izleme sorumluluğu bulunan emeklilik gözetim merkezi, çalışan katkı payının takip ve tahsil sorumluluğu ile yetkilendirilecek kuruluş ve katılımcı birikimlerini işleten, devreden veya devralan emeklilik şirketleri arasında bilgi paylaşımının hızlı ve düzenli olmasının katılımcıların ekonomik güvenceleri yönünden önemli olduğu anlaşılmaktadır.

2. İptal Talebinin Gerekçesi

35. Dava dilekçesinde özetle, kişisel verilerin veri sahibinin

rızası aranmaksızın ilgili kuruluşlar arasında paylaşılabileceği, paylaşılacak

verilerin kapsamı, niteliği, paylaşım amacının sınırları, bu süreçlerin

denetimi ve veri sahibinin bu konularda bilgilendirilmesi konularının açık ve

anlaşılır bir şekilde düzenlenmediği, mevcut düzenlemenin hedeflenen amacın

ötesinde özel hayatın ve kişisel bilgilerin gizliliğinin keyfî şekilde ihlal

edilmesi ve Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, ülkemizin taraf olduğu ve uymakla

yükümlü bulunduğu uluslararası sözleşmelere aykırılık sonucunu doğurduğu,

böylece hukuki belirsizlik oluştuğu ve özel hayatın korunması hakkına yönelik

ölçüsüz bir sınırlama getirildiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13., 20.

ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

36. Dava konusu kural, çalışan katkı payının takip ve tahsili ile devlet katkısının hesaplanması için ihtiyaç duyulan verilerden kişisel nitelikte olanların veri sahibinin açık rızasının alınmasına gerek olmaksızın ilgili kuruluşlar arasında paylaşılabilmesini ve veri paylaşımının kişisel verilerin korunmasına ilişkin mevzuat hükümlerine aykırılık teşkil etmeyeceğini öngörmektedir.

37. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin ön

koşulları arasında hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri bulunmaktadır.

Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi; hukuk

normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde

devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven

duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi

ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya

ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir

olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem

içermesini ifade etmektedir. Belirtilen ilkeler doğrultusunda aktarılacak

kişisel verilerin neden ve hangi gerekçeyle temin edileceğine ilişkin olarak

konu ve amaç sınırlamasının yapılması suretiyle bu verilerin kapsamının ve ne

şekilde kullanılacağının belirli olması gerekmektedir.

38. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında herkesin özel hayatına

ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın

ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı vurgulanmış; ikinci fıkrasında,

özel hayatın gizliliğine çeşitli sebeplere bağlı kalınarak sınırlamalar

getirilebileceği belirtilmiş bu hakkın mutlak olmadığı kabul edilmiş; üçüncü

fıkrasında ise herkesin kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme

hakkına sahip olduğu, bu hakkın kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler

hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya

silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını

öğrenmeyi de kapsadığı ifade edilmiştir. Ayrıca maddede kişisel verilerin ancak

kanunda öngörülen hâllerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği ve

kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği

belirtilmiştir.

39. Kişisel verilerin korunması hakkı, kişinin insan onurunun korunmasının ve kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel bir biçimi olarak bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi veya aktarılması sırasında korumayı amaçlamaktadır. Ancak bu hak sınırsız olmayıp kanunda öngörülen hâllerde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini belirleyen Anayasa’nın 13. maddesindeki güvencelere uygun biçimde sınırlandırılabilir.

40. Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması hakları, yalnızca kanunla ve demokratik bir toplumda gerekli olduğu ölçüde sınırlanabilir. Ayrıca getirilen bu sınırlamalar, hakkın özüne dokunamayacağı gibi Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

41. Kural uyarınca OK-BES’e dâhil olan katılımcıların katkı

paylarının takip ve tahsil edilmesi ve devlet katkı payının hesaplanması için

gerekli olan kişisel verileri, veri sahibinin açık rızasının alınmasına gerek

olmaksızın ilgili kuruluşlar arasında paylaşılabilecek ve bu veri paylaşımı,

kişisel verilerin korunmasına ilişkin mevzuat hükümlerine aykırılık teşkil

etmeyecektir. Kural kapsamında paylaşıma konu olabilecek kişisel veriler,çalışan

katkı payının takip ve tahsili ile devlet katkı payının hesaplanması için

ihtiyaç duyulan verilerle sınırlı olup söz konusu veriler yalnızca emeklilik

gözetim merkezi, takip ve tahsil sorumluluğu ile yetkilendirilecek kuruluş ve

ilgili emeklilik şirketleri arasında paylaşılabilecektir.

42. Kuralda; paylaşılabilecek kişisel verilerin kapsamı, temin edilme sebebi ve amacı, kullanılma şekli ile paylaşım yapabilecek kurum ve kuruluşların açıkça belirlenmiş ve kişisel verilerin usulsüz olarak paylaşılması hâline ilişkin olarak kanuni güvence tanınmış olması nedeniyle söz konusu kuralın belirlilik ve hukuki güvenlik ilkelerine aykırılık teşkil ettiği söylenemez.

43. Diğer yandan OK-BES’e dâhil olan katılımcıların katkı

paylarının takip ve tahsil edilmesi ile devlet katkı payının hesaplanması için

gerekli olan kişisel verilerin ilgili kuruluşlar arasında paylaşılabileceğinin

belirtilmesi nedeniyle kuralla özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin

korunması haklarına bir sınırlama getirildiği açıktır. Ancak bu sınırlamayla

OK-BES’in işleyişinde aktif rol üstlenen emeklilik gözetim merkezine, takip ve

tahsil sorumluluğu ile yetkilendirilecek kuruluşuna ve ilgili emeklilik şirketlerine

4632 sayılı Kanun hükümleriyle verilen görevlerin yani katılımcıların ve

devletin ekonomik menfaatlerinin korunmasının, yüksek katılımlı ve yoğun

işlemli sistemde aksaklıkların yaşanmamasının, toplumsal güvene olumsuz biçimde

yansıyacak sistem hatalarının doğurabileceği makro ekonomik sonuçların önüne

geçme görev ve sorumluluğunun yerine getirilmesinin, dolayısıyla kamu düzeninin

sağlanmasının amaçlandığı gözetildiğinde söz konusu sınırlamanın “demokratik

toplum düzeninin gerekleri”ne aykırılık taşımadığı açıktır.

44. Anılan kapsamda düzenleme yapılırken “çalışan katkı payının

takip ve tahsili ile Devlet katkı payının hesaplanması için ihtiyaç duyulan

verilerin” paylaşılacağı belirtilmek suretiyle paylaşılabilecek

kişisel verilerin kapsamı ve paylaşılma amacı ile paylaşımda bulunabilecek

kurum ve kuruluşların da emeklilik gözetim merkezi, takip ve tahsil sorumluluğu

ile yetkilendirilecek kuruluş ve ilgili emeklilik şirketleri biçiminde açık ve

sınırlı bir şekilde belirlenmiş olması nedeniyle kural, sınırlamada kullanılan

araç ile hakkın özüne dokunmamakta; amaca uygun dengeli bir orantı

oluşturmakta; kamu düzeninin korunması şeklindeki kamu yararı ile kişisel

verilerin korunması hakkı arasında makul bir denge kurmaktadır.

45. Öte yandan Kanun’un 23. maddesinin altıncı, yedinci ve sekizinci fıkralarında katılımcılara ait bilgiler “sır” olarak nitelendirilmiş, sistemde görev alan kişi ya da kuruluş mensuplarının sistemin işleyiş sürecinde elde ettiği sırların herhangi bir şekilde açıklanması, kişisel menfaatlerde kullanılması eylemleri suç olarak düzenlenerek cezai yaptırımlara bağlanmıştır. Bu fiillerin sırrı öğrenen kişi tarafından kendi yararına işlenmesi hâlleri ise cezayı ağırlaştırıcı neden olarak öngörülmüştür. Aynı şekilde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 136. maddesi uyarınca da kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkasına vermek, yaymak veya ele geçirmek suç olarak düzenlenmiştir.

46. Anılan hükümlerle dava konusu kural kapsamında elde edilecek bilgilerin amacı dışında kullanılmasını ve kişilerin özel hayatına dair bilgileri ile kişisel verilerin ifşa edilmesini önleyecek kanuni güvencenin sağlandığı da görülmektedir.

47. Diğer taraftan kuralla kişisel verilerin korunmasına ilişkin

mevzuat hükümlerinin ve bu bağlamda konuyla ilgili temel kanun olan 6698 sayılı

Kanun’un tamamen uygulama dışında bırakıldığı da söylenemez. Kural,

paylaşılması öngörülen kişisel verilerin paylaşılma şartlarını kişisel

verilerin korunmasına ilişkin mevzuattan bağımsız olarak düzenlemekte; buna

karşılık kişisel verilerin güvenliğine, tarafların hak ve yükümlülüklerine

ilişkin hususlarda kişisel verilerin korunmasına ilişkin mevzuat hükümlerinin

uygulanmayacağına yönelik bir hüküm öngörmemektedir. Bu itibarla kişisel

verilerin korunmasına ilişkin mevzuatın ve bu kapsamda 6698 sayılı Kanun’un

dava konusu kuralla açıkça bağışık tutulmuş konu haricindeki diğer hükümlerinin

uygulanmasına engel bir durum bulunmamaktadır.

48. Bu yönleriyle kuralla özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması haklarına getirilen sınırlamanın söz konusu hakların özünü zedelediğinden söz edilemeyeceği gibi demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı düştüğü de söylenemez.

49. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 13. ve 20. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

50. Kuralın Anayasa’nın 90. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

E.Kanun’un 2. Maddesiyle 4632 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 2. Maddenin İncelenmesi

51. Dava konusu kuralda, 6770 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle değişiklik yapılmıştır. Bu nedenle konusu kalmayan maddeye ilişkin iptal talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.

IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ

52. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralın uygulanması hâlinde Anayasal ilkelerin ihlal edilmiş olacağı ve telafisi imkânsız zararların doğacağı, yürürlüğün durdurulması kararı verilmeden daha sonra verilecek bir iptal kararının etkisiz kalmasının muhtemel olacağı, yürürlüğün durdurulması kararının hukuk sisteminde herhangi bir boşluk oluşturmayacağı belirtilerek kuralın yürürlüğünün durdurulması talep edilmiştir.

10.8.2016 tarihli ve 6740 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;

A. 1. maddesiyle 28.3.2001 tarihli ve 4632 sayılı

Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu’na eklenen ek 2. maddenin;

1. Birinci fıkrasının;

a. İkinci cümlesinde yer alan “…Müsteşarlıkça uygun görülen…” ibaresine,

b. Üçüncü cümlesine,

2. Beşinci fıkrasının dokuzuncu cümlesine,

yönelik iptal talepleri, 28.12.2017 tarihli ve E.2016/179, K.2017/176 sayılı kararla reddedildiğinden bu ibare ve cümlelere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,

B. 1. 1. maddesiyle 4632 sayılı Kanun’a eklenen ek 2. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesi,

2. 2. maddesiyle 4632 sayılı Kanun’a eklenen geçici 2. maddesi,

hakkında 28.12.2017 tarihli ve E.2016/179, K.2017/176 sayılı kararla karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğinden bu cümle ve maddeye ilişkin yürürlüğün durdurulması talepleri hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,

28.12.2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

10.8.2016 tarihli ve 6740 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;

A. 1. maddesiyle 28.3.2001 tarihli ve 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu’na eklenen ek 2. maddenin;

1. Birinci fıkrasının;

a. Birinci cümlesi, 18.1.2017 tarihli ve 6770 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle değiştirildiğinden, konusu kalmayan bu cümleye ilişkin iptal talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,

b. İkinci cümlesinde yer alan “…Müsteşarlıkça uygun görülen…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına, iptal talebinin REDDİNE,

c. Üçüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına, iptal talebinin REDDİNE,

2. Beşinci fıkrasının dokuzuncu cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına, iptal talebinin REDDİNE,

B. 2. maddesiyle 4632 sayılı Kanun’a eklenen geçici 2. maddesi, 18.1.2017 tarihli ve 6770 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle değiştirildiğinden, konusu kalmayan bu maddeye ilişkin iptal talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,

28.12.2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

Engin YILDIRIM

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Serruh KALELİ

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Recep

KÖMÜRCÜ

Üye

Nuri NECİPOĞLU

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye

Muammer TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

Üye

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üye

Kadir ÖZKAYA

Üye

Rıdvan GÜLEÇ

Üye

Recai AKYEL

Üye

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Anayasa Mahkemesi, E. 2016/179, K. 2017/176, 28 Aralık 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İptal Davasının Konusu: 10.8.2016
  4. I. İptali İstenen Kanun Hükümleri
  5. II. İlk İnceleme
  6. III. Esasın İncelenmesi
  7. IV. Yürürlüğün Durdurulması Talebi
  8. A. 1. maddesiyle 28.3.2001 tarihli ve 4632 sayılı
  9. Özgüldür
  10. Kömürcü
  11. Akıncı
  12. M. Emin KUZ
  13. Gökcan
  14. Hakyemez
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2016/179
Karar No
2017/176
Tarih
28 Aralık 2017

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2017/140 K.2017/177
  • AYM Norm Denetimi E.2017/134 K.2017/169
  • AYM Norm Denetimi E.2017/175 K.2017/175
  • AYM Norm Denetimi E.2017/177 K.2017/174
  • AYM Norm Denetimi E.2017/176 K.2017/173
  • AYM Norm Denetimi E.2017/167 K.2017/172

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.