İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2016/21 K.2016/199

Esas Sayısı : 2016/21

Esas2016/21Karar2016/199Tarih28 Aralık 2016Okuma26 dk · 5.103 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2016/21
Karar No
2016/199
Karar tarihi
28 Aralık 2016
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.103 kelime·26 dk okuma·18 bölüm

Esas Sayısı : 2016/21

Karar Sayısı : 2016/199

Karar Tarihi : 28.12.2016

R.G.Tarih-Sayısı : 7.2.2017-29972

İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Levent GÖK, Engin ALTAY, Özgür ÖZEL ile birlikte 118 milletvekili

İPTAL DAVASININ KONUSU: 14.1.2016

tarihli ve 6661 sayılı Askerlik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;

A- 3. maddesiyle değiştirilen 21.2.1963 tarihli ve 210 sayılı Değerli Kağıtlar Kanunu’na bağlı “Değerli Kağıtlar Tablosu”nun (6) numaralı sırasının (c) bendinin,

B- 6. maddesiyle 4.6.1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun geçici 29. maddesine eklenen ikinci fıkranın üçüncü cümlesinde yer alan “Maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin usul ve esaslar ile...” ibaresinin,

C- 19. maddesiyle 3.12.2010 tarihli ve 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen paragrafın,

Anayasa’nın 2., 7., 38., 153. ve 160. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.

I- İPTALİ İSTENİLEN KANUN HÜKÜMLERİ

Dava konusu kuralların yer aldığı Kanun’un;

1- 3. maddesiyle değiştirilen 210 sayılı Kanun’a bağlı “Değerli Kağıtlar Tablosu”nun (6) numaralı sırası şöyledir:

“DEĞERLİ KAĞITLAR TABLOSU

(Değişik: 4/12/1985 - 3239/99 md.)

Kanunla

Uygulanan Getirilen

Değerli kağıdın cinsi Bedel (TL) Bedel(TL) …

6. a) Kanuni bildirim süresi dışında doğum

nedeniyle düzenlenen Türkiye Cumhuriyeti

kimlik kartı 15

b) Değiştirme nedeniyle düzenlenen

Türkiye Cumhuriyeti kimlik kartı 15

c) Kayıp nedeniyle düzenlenen Türkiye

Cumhuriyeti kimlik kartı 30

7. …

… …”

2- 6. maddesiyle 3213 sayılı Kanun’un geçici 29. maddesine eklenen ikinci fıkra şöyledir:

“Bu Kanunun 2 nci maddesinde sayılan IV. Grup madenlerden “Linyit” ve “Taşkömürü” çıkaran ve özel hukuk tüzel kişilerinin ruhsat sahibi olarak işlettikleri yeraltı maden işletmelerine, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 41, 53 ve 63 üncü maddelerinde 10/9/2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanunla yapılan değişiklikler ile bu Kanunun ek 9 uncu maddesiyle oluşan maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin destek verilebilir. Bu destekler Bakanlık bütçesine konulan ödeneklerden karşılanır. Maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin usul ve esaslar ile bu usul ve esasların uygulanma süresi Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca belirlenir.”

3- 19. maddesiyle 6085 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen paragraf şöyledir:

“(a) ve (b) bentleri kapsamına giren şirketlerden doğrudan veya dolaylı olarak kamu payı %50’den az olup ilgili mevzuatı uyarınca bağımsız denetime tabi olan; şirketler, bunların iştirakleri ve bağlı ortaklıklarının denetimi, ilgili mevzuatı uyarınca düzenlenen ve Sayıştaya gönderilecek olan bağımsız denetim raporları esas alınarak yapılır. Sayıştay, münhasıran kendisine sunulan bağımsız denetim raporlarını esas alarak hazırlayacağı raporu Türkiye Büyük Millet Meclisine sunar.”

II- İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA ve Rıdvan GÜLEÇ’in katılımlarıyla 16.3.2016 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin ise esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III- ESASIN İNCELENMESİ

2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Volkan HAS tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A- Kanun’un 3. Maddesiyle Değiştirilen, 210 Sayılı Kanun’a bağlı “Değerli Kağıtlar Tablosu”nun (6) Numaralı Sırasının (c) Bendinin İncelenmesi

1- İptal Talebinin Gerekçesi

3. Dava dilekçesinde özetle; kimlik kartının kaybında sahibinin

kusurunun bulunmadığı hâllerin olabileceği, bu nedenle kayıp hâlinde kimlik

kartı talep eden kişiye, kanuni bildirim süresi dışında doğumun bildirilmesi ve

değiştirme gibi kusurluluğun söz konusu olduğu diğer durumlara göre daha fazla

ceza ödeme yükümlülüğünün yüklenmesinin kusurlu sorumluluk, ölçülülük ve

hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşmadığı, kimlik kartının kaybının hırsızlık veya

yağma gibi bir suç nedeniyle gerçekleşmesi hâlinde suça konu eylemi

gerçekleştiren fail kusurlu olduğu hâlde kimlik kartı elinden alınan kişinin

daha fazla ceza ödemek suretiyle sorumlu tutulmasının suç ve cezaların

şahsiliği ilkesini ihlal ettiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine

aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

4. Dava konusu kural ile kayıp nedeniyle düzenlenecek Türkiye Cumhuriyeti kimlik kartı için 30 TL bedel alınması öngörülmektedir.

5. Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

6. Kanun koyucu düzenlemeler yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”, başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, “gereklilik” başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, “orantılılık” ise başvurulan önlem ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir.

7. Dava konusu kuralın bulunduğu “Değerli Kağıtlar Tablosu”nda yapılan değişiklikle, kanuni bildirim süresi dışında doğum veya değiştirme nedeniyle düzenlenen kimlik kartının bedeli 15 TL, kayıp nedeniyle düzenlenen kimlik kartının bedeli ise 30 TL olarak belirlenmiştir. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 41. maddesi uyarınca, 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu kapsamında veya doğum bildiriminin kanuni süresi içinde yapılması üzerine düzenlenen kimlik kartları ile hatalı üretim ya da yazım nedeniyle kimlik kartlarının değiştirilmesi hâlinde herhangi bir bedel alınmamaktadır.

8. Kanun koyucu, Anayasa'nın 5. maddesinde belirtilen Devletin temel amaç ve görevlerini yerine getirebilmesi için anayasal ilkelere aykırı olmaması koşuluyla kamu otoritelerince yapılan iş ve işlemler karşılığında, hizmetten yararlananlardan belli bir bedel alınmasını öngörebilir. Bu itibarla kimlik kartı düzenlenmesi karşılığında bedel alınmasının öngörülmesinde Anayasa'ya aykırı bir yön bulunmamaktadır.

9. 210 sayılı Kanun’a bağlı tabloda 6661 sayılı Kanun’la yapılan

değişiklikte, tüm hukuki işlemlerde kullanılması mümkün olan kimlik kartının

kaybı ile oluşabilecek kamu zararı, doğumun kanuni süre sonrasında bildirilmesi

veya kimlik kartının değiştirilmesi nedeniyle ortaya çıkabilecek kamu zararına

göre daha fazla olduğundan, kayıp nedeniyle düzenlenecek kimlik kartı için

diğer hâllere göre daha fazla miktarda bedel alınması öngörülmüştür. Bu suretle

kimlik kartının kaybına engel olunması için gereken dikkat ve özenin

gösterilmesinin sağlanması amaçlanmıştır. Bu nedenle kanun koyucunun, kimlik

kartının kaybının önüne geçmek amacıyla farklı önlemler ve bu bağlamda diğer

hâllere göre daha fazla bedel alınmasını öngörmesi haklı bir nedene dayanmakta

ve kamu yararına hizmet etmektedir.

10. Kimlik kartlarının kaybedilmemesi için gereken dikkat ve özenin gösterilmesini, kimlik kartının kaybı sonucu birtakım bilgilerin hak sahibi hâricindeki başka kimselerin eline geçmesi nedeniyle oluşabilecek kamu zararının önlenmesini ve kamusal kaynakların verimli kullanılmasını sağlamak için kayıp nedeniyle kimlik kartının düzenlenmesi hâlinde daha fazla bedel alınması yönünde getirilen önlemin, kural ile ulaşılmak istenen amaç için elverişli ve gerekli olduğu, amaç ve araç arasında makul ve uygun bir ilişki kurduğu ve bedelin miktarı göz önünde bulundurulduğunda orantılı olduğu anlaşıldığından, kuralda ölçülülük ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.

11. Bunun yanında kanun koyucu, 5490 sayılı Kanun’un 41. maddesinde, 2828 sayılı Kanun kapsamında düzenlenen kimlik kartları için herhangi bir bedel alınmayacağını öngörmekle korunmaya, bakıma, yardıma ihtiyacı olan çocuk, engelli ve yaşlılar ile sosyal hizmetlere ihtiyacı olan diğer kişilerin anılan bedeli ödemeyeceğini hükme bağlamıştır. Bu itibarla ödeme imkânı olmayan vatandaşların mağdur olmamaları için gereken önlem de kanun koyucu tarafından alınmıştır.

12. Öte yandan dava konusu kuralda öngörülen “30 TL”lik meblağ, idari veya adli ceza niteliğinde değildir. Nitekim dava konusu kuralın bulunduğu “Değerli Kağıtlar Tablosu”nda da söz konusu miktar, “Kanunla getirilen bedel” olarak gösterilmekte ve bu bedelin ödenmesi için ilgilinin kusurlu olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.

13. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

14. Serruh KALELİ bu görüşe katılmamıştır.

15. Kuralın, Anayasa’nın 38. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

B- Kanun’un 6. Maddesiyle 3213 Sayılı Kanun’un Geçici 29. Maddesine Eklenen İkinci FıkranınÜçüncü Cümlesinde Yer Alan “Maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin usul ve esaslar ile...” İbaresinin İncelenmesi

1- İptal Talebinin Gerekçesi

16. Dava dilekçesinde özetle; linyit ve taşkömürü çıkaran ve özel hukuk tüzel kişilerinin ruhsat sahibi olarak işlettikleri yer altı maden işletmelerinde oluşan maliyet artışının nasıl hesaplanacağının ve bu hesaplamada hangi ölçütlerin esas alınacağının kanunla belirlenmediği, maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Bakanlar Kurulunun yetkili kılınması suretiyle yürütme organına genel, sınırsız, ilkeleri ve çerçevesi belirsiz bir yetki verildiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 7. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

17. 3213 sayılı Kanun’un geçici 29. maddesinin dava

konusu kuralı içeren ikinci fıkrasında, 3213 sayılı Kanun’un 2. maddesinde

sayılan IV. Grup madenlerden “Linyit” ve “Taşkömürü” çıkaran

ve özel hukuk tüzel kişilerinin ruhsat sahibi olarak işlettikleri yer altı

maden işletmelerine, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 41., 53. ve 63. maddelerinde

6552 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikler ve 3213 sayılı Kanun’un ek 9.

maddesiyle oluşan maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin destek verilebileceği,

bu desteklerin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (Bakanlık) bütçesine konulan

ödeneklerden karşılanacağı, maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin usul ve

esaslar ile bu usul ve esasların uygulanma süresinin Bakanlığın teklifi üzerine

Bakanlar Kurulunca belirleneceği öngörülmektedir. Dava konusu kural, Kanun’un

geçici 29. maddesinin ikinci fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “Maliyet

artışlarının karşılanmasına ilişkin usul ve esaslar ile…” ibaresidir.

18. Anayasa’nın 7. maddesinde, “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa’nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması “demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum” olarak nitelendirilmiştir.

19. Anayasa’nın 7. maddesi ile yasaklanan husus, kanun yapma yetkisinin devredilmesi olup bu madde, yürütme organına hiçbir şekilde düzenleme yapma yetkisi verilemeyeceği anlamına gelmemektedir. Kanun koyucu, yasama yetkisinin genelliği ilkesi uyarınca, bir konuyu doğrudan kanunla düzenleyebileceği gibi bu hususta düzenleme yapma yetkisini yürütme organına da bırakabilir.

20. Yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesi uyarınca, kanun koyucunun temel ilkeleri koymadan, çerçeveyi çizmeden yürütmeye yetki vermemesi, sınırsız ve belirsiz bir alanı yürütmenin düzenlemesine bırakmaması gerekir. Bununla birlikte, yasama organı gerektiğinde sınırlarını belirlemek koşuluyla bazı konuların düzenlenmesini idareye bırakabilir. Buna göre ekonomik, teknik veya benzeri alanlarda temel kurallar belirlendikten sonra ayrıntıların düzenlenmesinin idareye bırakılması, yasama yetkisinin devri olarak nitelendirilemez.

21. 6552 sayılı Kanun’la gerek 4857 Kanun’da, gerekse 3213

sayılı Kanun’da yer altı maden işlerinde çalışan işçiler lehine birtakım

değişiklikler yapılmıştır. Bu çerçevede 4857 sayılı Kanun’un, fazla çalışma

ücretinin düzenlediği 41. maddesinde değişiklik yapılarak zorunlu nedenler ve

olağanüstü hâller hâricinde yer altında maden işlerinde çalışan işçilere fazla

çalışma yaptırılamayacağı, zorunlu nedenler ile olağanüstü hâlleri düzenleyen

42. ve 43. maddeler uyarınca yapılacak fazla çalışma hâlinde ise haftalık otuz

yedi buçuk saati aşan her bir saat fazla çalışma için verilecek ücretin, normal

çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde yüzden az olmamak üzere

arttırılması suretiyle ödeneceği hükme bağlanmıştır.

22. Yine 6552 sayılı Kanun’la, 4857 sayılı Kanun’un yıllık ücretli izin hakkını düzenleyen 53. maddesinde yapılan değişiklikle yer altı işlerinde çalışan işçilerin yıllık ücretli izin sürelerinin dörder gün arttırılarak uygulanması, çalışma süresini düzenleyen 63. maddesinde yapılan değişiklikle de yer altı maden işlerinde çalışan işçilerin çalışma süresinin; günde en çok yedi buçuk, haftada ise en çok otuz yedi buçuk saat olması öngörülmüştür.

23. 6552 sayılı Kanun’la işçi lehine yapılan değişikliklerden bir diğeri de 3213 sayılı Kanun’a ek 9. maddenin eklenmesidir. Bu hükme göre, 3213 sayılı Kanun’un 2. maddesinde sayılan IV. Grup madenlerden “Linyit” ve “Taşkömürü” çıkarılan işyerlerinde, yer altında çalışan işçilere ödenecek ücret miktarı, 4857 sayılı Kanun’un 39. maddesi uyarınca belirlenen asgari ücretin iki katından az olamaz.

24. Dava konusu ibarenin bulunduğu kuralda, anılan yasal değişikliklerden kaynaklanan maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin olarak verilecek desteğin usul ve esasları ile bu usul ve esasların uygulanma süresinin Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca belirleneceği öngörülmüştür.

25. Dava konusu ibarenin de yer aldığı fıkrada “Linyit” ve “Taşkömürü” çıkaran

ve özel hukuk tüzel kişilerinin ruhsat sahibi olarak işlettikleri yer altı

maden işletmelerine, 4857 sayılı Kanun’un 41., 53. ve 63. maddelerinde 6552

sayılı Kanun’la yapılan değişiklikler ve 3213 sayılı Kanun’un ek 9. maddesiyle

oluşan maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin destek verilebileceği, bu

desteklerin Bakanlık bütçesine konulan ödeneklerden karşılanacağı hükme

bağlanmakla hangi işletmelere destek verilebileceği, bu desteğin hangi kanuni

değişikliklerden kaynaklanan maliyet artışlarını karşılamaya yönelik

olabileceği ve yapılacak ödemelerin hangi bütçeden

karşılanacağı düzenlenerek konuya ilişkin temel kurallar kanunla

belirlenmiştir. Bu itibarla kanunla temel ilkeleri belirlenmiş ve çerçevesi

çizilmiş konuda dava konusu kuralla maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin

usul ve esasların belirlenmesi yetkisinin yürütmeye verilmesi yasama yetkisinin

devri olarak nitelendirilemez.

26. Öte yandan, maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi teknik ve uzmanlık gerektiren işlerdendir. Bu bağlamda, kuralda temel ilkeler ve sınırlar gösterildikten sonra ayrıntı ve uzmanlık gerektiren hususları düzenleme yetkisinin yürütmeye verilmesinde Anayasa'ya aykırı bir yön bulunmamaktadır.

27. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 7. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

C- Kanun’un 19. Maddesiyle 6085 Sayılı Kanun’un 4. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasına Eklenen Paragrafın İncelenmesi

1- İptal Talebinin Gerekçesi

28. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kurala göre kamu payı

%50’den az olup ilgili mevzuatı uyarınca bağımsız denetime tabi olan şirketler

ile bunların iştirakleri ve bağlı ortaklıklarının denetiminde Sayıştayın

yetkisinin, münhasıran kendisine sunulan bağımsız denetim raporlarını esas alarak

hazırlayacağı raporu Türkiye Büyük Millet Meclisine sunmasından ibaret olduğu,

bu suretle Sayıştayın denetim görüşü oluşturma, bağımsız denetçi raporunun

uluslararası standartlara uygunluğunu denetleme ve denetim kanıtlarını inceleme

imkânının ortadan kaldırıldığı, denetlenen şirket, iştiraki veya bağlı

ortaklıkları tarafından seçilip ücreti yine denetlenen şirket tarafından ödenen

bağımsız denetçiler tarafından yapılacak denetimin, hukuk devleti ile

demokrasinin gereklerinden olan şeffaflık, saydamlık, bütçe hakkı ile

yürütmenin yasama organına ve halka hesap verme ilkelerine uygun, etkili ve

kapsamlı bir denetime olanak tanımadığı, Sayıştay denetiminin bütünlüğünün,

belirliliğinin ve uygulanabilirliğinin ortadan kaldırıldığı, öngörülen denetim

yönteminin adil ve hakkaniyete uygun olmadığı, kamu yararının bulunmadığı,

benzer nitelikteki düzenlemenin iptalini öngören Anayasa

Mahkemesinin 4.12.2014 tarihli ve E.2013/114, K.2014/184 sayılı kararında

belirtilen gerekçelerin karşılanmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın

2., 153. ve 160. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

29. Dava konusu kuralda, doğrudan veya dolaylı olarak kamu payı %50’den az olup ilgili mevzuatı uyarınca bağımsız denetime tabi olan; şirketler, bunların iştirakleri ve bağlı ortaklıklarının denetiminin, ilgili mevzuatı uyarınca düzenlenen ve Sayıştaya gönderilen bağımsız denetim raporları esas alınarak yapılacağı, Sayıştayın münhasıran kendisine sunulan bağımsız denetim raporlarını esas alarak hazırlayacağı raporu Türkiye Büyük Millet Meclisine sunacağı öngörülmektedir.

30. Anayasa’nın “Sayıştay” başlıklı 160. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde “Sayıştay, merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir.” denilmiş, üçüncü fıkrasında ise “Mahallî idarelerin hesap ve işlemlerinin denetimi ve kesin hükme bağlanması Sayıştay tarafından yapılır.” hükmüne yer verilmiştir.

31. Buna göre, merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ve sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleriyle mallarının ve mahallî idarelerin hesap ve işlemlerinin denetimi ve kesin hükme bağlanması görevlerinin Sayıştay tarafından yerine getirilmesi gerekmektedir.

32. Anayasa’nın 160. maddesinde belirtilenler dışında kalan idare

ve kuruluşlara ilişkin kamu kaynaklarının kamu yararına yönelik olarak hukuka

uygun bir şekilde kullanılıp kullanılmadığının denetlenmesi de Anayasa’nın 2.

maddesinde düzenlenen hukuk devletinin bir gereği olmakla birlikte Anayasa’da

bu denetimin hangi kurum aracılığıyla ve hangi usullerle yapılacağı konusunda

bir düzenleme yapılmamış ve 160. maddenin birinci fıkrasının ilk

cümlesinde “…ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama

işlerini yapmakla görevlidir” denilmek suretiyle bu görevleri

belirleme yetkisi kanun koyucunun takdirine bırakılmıştır. Bu çerçevede kanun

koyucunun merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri, sosyal güvenlik

kurumları ve mahallî idarelerin hesap ve işlemlerinin denetimi ve kesin hükme

bağlanması dışında kalan Sayıştayın görevlerini belirleme, dolayısıyla anılan

idare ve kuruluşlar dışında kalanların denetlenmesi görevini Sayıştaya verip

vermeme konusunda takdir yetkisine sahip olduğu açıktır.

33. 6085 sayılı Kanun’un “Denetim alanı” başlıklı 4. maddesinde, merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri, sosyal güvenlik kurumları ve mahallî idarelerin Sayıştay tarafından denetleneceği belirtilmek suretiyle Anayasa’nın 160. maddesindeki zorunluluk yerine getirilmiştir. Ancak maddede bunlar dışında kalan bazı idare ve kuruluşların denetiminin de Sayıştay tarafından yapılması öngörülmüş, böylece Anayasa’nın 160. maddesinde belirtilen zorunlu görevler dışındaki bazı görevlerin de Sayıştay tarafından yerine getirilmesi esası benimsenmiştir.

34. Bu bağlamda Sayıştayın denetim görevi kapsamına, sermayesinde

doğrudan veya dolaylı olarak kamu payı olan, özel kanunlarla kurulmuş anonim

ortaklıklar ile bu ortaklıklara, merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki kamu

idarelerine, sosyal güvenlik kurumlarına, mahallî idarelere ve kamu kurumu

niteliğindeki meslek kuruluşları hâricindeki diğer kamu idarelerine bağlı veya

bu idarelerin kurdukları veya doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak ortak

oldukları şirketler de alınmıştır. Bununla birlikte kanun koyucu dava konusu

kural ile doğrudan veya dolaylı olarak kamu payı %50’den az olup ilgili

mevzuatı uyarınca bağımsız denetime tabi olan; şirketler, bunların iştirakleri

ve bağlı ortaklıklarının denetiminin bağımsız denetim raporlarının esas

alınması suretiyle yapılacağını, Sayıştayın, münhasıran kendisine sunulan

bağımsız denetim raporlarını esas alarak hazırlayacağı raporu Türkiye Büyük Millet

Meclisine sunacağını hükme bağlamıştır.

35. Kanun koyucunun, Anayasa’nın 160. maddesinde

belirtilenler dışında kalan anılan nitelikteki ve sermayesinde belli bir

miktarda kamu payı bulunan şirketleri, bunların iştiraklerini ve bağlı

ortaklıklarını Sayıştay denetimine tabi kılıp kılmama, ayrıca Sayıştay

denetimine tabi kıldığı takdirde denetim yetkisinin kapsamını, yöntemini ve

usulünü belirleme konusunda takdir yetkisi bulunduğu açıktır. Bu nedenle,

Anayasa’da belirtilenlerin dışında kalan ve kuralda ifade edilen kuruluşların

denetiminin, ilgili mevzuatı uyarınca düzenlenen ve Sayıştaya gönderilecek olan

bağımsız denetim raporlarının esas alınarak yapılacağının ve Sayıştayın

münhasıran kendisine sunulan bağımsız denetim raporlarını esas alarak

hazırlayacağı raporu Türkiye Büyük Millet Meclisine sunacağının hükme

bağlanmasında Anayasa’nın 160. maddesine aykırı düşen bir yön bulunmamaktadır.

Kaldı ki dava konusu kural ile kanun koyucu, anılan nitelikteki ve sermayesinde

belli bir miktarda kamu payı bulunan şirketler, bunların iştirakleri ve

bağlı ortaklıkları üzerindeki Sayıştayın denetim yetkisini ortadan

kaldırmamakta, denetim yetkisinin kapsamını, yöntemini ve usulünü diğerlerinden

farklı şekilde belirlemektedir.

36. Anayasa'nın 153. maddesinin son fıkrasında, Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları ile idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlayacağı hükmüne yer verilmiştir. Anayasa'nın bu kuralı Mahkemenin somut olarak Anayasa'ya aykırı bularak iptal ettiği hükümlerin bağlayıcılığıyla sınırlı olup, bu bağlayıcılık kanun koyucunun iptal edilen konuyla ilgili olarak ileriye yönelik yeniden bir düzenleme yapamayacağı ve eğer yaparsa yeni düzenlemenin sırf bu nedenle Anayasa'ya aykırı hale geleceği anlamına gelmemektedir. Bu yönüyle kuralın, Anayasa'nın 153. maddesine aykırılığından söz edilemez.

37. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 2., 153. ve 160. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

38. Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU ve Celal Mümtaz AKINCI bu görüşe katılmamışlardır.

IV- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ

39. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararlar doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.

14.1.2016 tarihli ve 6661 sayılı Askerlik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;

A- 3. maddesiyle değiştirilen 21.2.1963 tarihli ve 210 sayılı Değerli Kağıtlar Kanunu’na bağlı “Değerli Kağıtlar Tablosu”nun (6) numaralı sırasının (c) bendine,

B- 6. maddesiyle 4.6.1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun geçici 29. maddesine eklenen ikinci fıkranın üçüncü cümlesinde yer alan “Maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin usul ve esaslar ile...” ibaresine,

C- 19. maddesiyle 3.12.2010 tarihli ve 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen paragrafa,

yönelik iptal talepleri, 28.12.2016 tarihli ve E.2016/21, K.2016/199 sayılı kararla reddedildiğinden, bu bende, ibareye ve paragrafa ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE, 28.12.2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

V- HÜKÜM

14.1.2016 tarihli ve 6661 sayılı Askerlik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;

A- 3. maddesiyle değiştirilen 21.2.1963 tarihli ve 210 sayılı Değerli Kağıtlar Kanunu’na bağlı “Değerli Kağıtlar Tablosu”nun (6) numaralı sırasının (c) bendinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Serruh KALELİ’nin karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

B- 6. maddesiyle 4.6.1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun geçici 29. maddesine eklenen ikinci fıkranın üçüncü cümlesinde yer alan “Maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin usul ve esaslar ile...” ibaresinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

C- 19. maddesiyle 3.12.2010 tarihli ve 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen paragrafın, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU ile Celal Mümtaz AKINCI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

28.12.2016 tarihinde karar verildi.

Başkan

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

Engin YILDIRIM

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Serruh KALELİ

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Recep

KÖMÜRCÜ

Üye

Nuri NECİPOĞLU

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye

Muammer TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

Üye

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üye

Kadir ÖZKAYA

Üye

Rıdvan GÜLEÇ

KARŞIOY GEREKÇESİ

14.1.2016 tarih ve 6661 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle

3.12.2010 tarih ve 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 4. maddesinin

(1) no’lu fıkrasına eklenen ve iptal istemine konu

paragrafla, aynı fıkranın 4. (sermayesinde doğrudan veya dolaylı olarak kamu payı

olan özel kanunlarla kurulmuş anonim ortaklıklar) ve 6. (merkezi yönetim

bütçesi kapsamındaki kamu idareleri, sosyal güvenlik kurumları ve mahalli

idarelere bağlı veya bu idarelerin kurdukları veya doğrudan doğruya veya

dolaylı olarak ortak oldukları her çeşit idare, kuruluş, müessese, birlik,

işletme ve şirketler) bentlerinde yer alan kurumların bir kısmı

yönünden Sayıştayın denetim yetkisi kısıtlanmakta, evvelce Sayıştay

anılan kurum, kuruluş ve ortaklıklardaki denetimi bizzat kendisi yapabilecekken,

getirilen bu düzenlemeyle, (4) ve (6) no’lu bentlerde yer alan şirketlerden

kamu payı %50’den az olup, ilgili mevzuatı uyarınca bağımsız denetime tâbi

olan şirketlerin, bunların iştiraklerinin ve bağlı ortaklıklarının

denetimi, ilgili mevzuatı uyarınca düzenlenen ve Sayıştaya gönderilecek olan

bağımsız denetim raporları esas alınarak yapılacaktır. Diğer bir deyişle,

Sayıştay, belirtilen bu kuruluşlar yönünden “ayrı bir denetim” yapmayacak; münhasırankendisine

sunulan bağımsız denetim raporlarını esas alarak (yani ilgili hesapları 6085

sayılı Kanun yönünden ayrı değerlendirmeye tâbi tutmayarak) hazırlayacağı

raporu Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) sunmakla yetinecektir.

3.12.2010 tarih ve 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun, Sayıştayın

denetim alanını belirleyen 4. maddenin (4/1-a) ilk halinde, kamunun iştirakçisi

olduğu, sermayesindeki kamu payı doğrudan veya dolaylı olarak %50’den fazla

olan özel kanunlar ile kurulmuş anonim ortaklıkların denetimi ile keza bu

kamu payı %50’in altında olması halinde “ortaklık hakları

yönünden” denetim yetkisinin Sayıştaya ait olduğu belirtilmiş;

ancak 11.10.2011 tarih ve 662 sayılı KHK ile anılan maddede değişiklik yapılarak,

(a) bendinde yer alan “(%50’den az olması halinde ortaklık hakları yönüyle)”

ibaresi ve (b) bendinde yer alan “(kamu payının yarıdan az olması halinde

ortaklık hakları yönüyle)” ibaresi yürürlükten kaldırılarak, (b) bendinin

başına “Kamu payı %50’den az olmamak kaydıyla” ibaresi eklenmiştir.

Anayasa Mahkemesinin 3.4.2013 tarih ve E.2011/142, K.2013/52 sayılı kararıyla, 6223 sayılı Yetki Kanunu’na aykırı olduğu değerlendirilen bu kural iptal edilmiş; aynı düzenlemenin bu kez 12.7.2013 tarih ve 6495 sayılı Kanunla getirilmesi sonrası Anayasa Mahkemesi bu kez 4.12.2014 tarih ve E.2013/114, K.2014/184 sayılı kararıyla, aşağıdaki gerekçeyle anılan düzenlemeyi iptal etmiştir:

“…dava konusu ibarelerle anılan bu kuruluşların Sayıştay

tarafından denetlenebilmesi için, bunların sermayesindeki kamu payının %50’den

fazla olması kuralına yer verilerek, Sayıştayın bu kuruluşlara ilişkin denetim

yetkisi sınırlandırılmıştır… Anayasada Sayıştay denetiminin kapsamı ve

niteliğine ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamakla birlikte bu

denetimin, demokrasinin temel gereklerinden olan şeffaflık, saydamlık,

yasamanın yürütmeyi denetleme hakkı ve yürütmenin yasamaya ve halka hesap

verme sorumluluğu anlayışına uygun olarak yapılması gerektiği

açıktır. Kuvvetler ayrılığı esasına dayanan demokratik yönetim

biçiminde, yürütme organına gelir toplama ve harcama yetkisini

tanıyan bütçelerin yapımı, halkın temsilcilerinden oluşan yasama organının asli

görevlerindendir.

Yasama organı açısından aynı zamanda bir hak olan bu görev,

yürütmenin bütçe ile ilgili işlemlerinin doğru, güvenilir ve kanunlara uygun

bir şekilde yürütülüp yürütülmediğinin denetimini de kaçınılmaz

kılmaktadır. Bu bağlamda, yasama organının, halk adına kamu gelirlerini toplama

ve yine halk adına bu gelirleri harcama konusunda yürütme organına

sınırları belirlenmiş yetki vermesi ve sonuçlarını denetlemesine ‘bütçe

hakkı’ denilmektedir. Bütçe hakkı, vergi ve benzeri gelirlerle

kamu harcamalarının çeşit ve miktarını belirleme ve onaylama hakkıdır. Bu hak,

demokratik parlamenter yönetim sistemini benimsemiş olan ülkelerde, halk

tarafından seçilen temsilcilerden oluşan ve en yetkili organ olan yasama

organına ait bulunmaktadır. Anayasa’nın 87., 160., 162. ve 164.

maddelerine göre bütçe hakkı TBMM’nindir. Bütçe, hükümetin Meclise

karşı temel sorumluluk mekanizmasıdır. Meclis, bütçe ile hükümete gelir toplama

ve gider yapma yetkisi vermekte, bu yetkinin uygun kullanılmasını da

bütçe sürecinin bir parçası olan kesin hesap faaliyeti ile denetlemektedir.

Bütçe uygulamalarının denetimi görevi, bütçe işlemlerinin gün geçtikçe nitelik

ve nicelik itibariyle artması ve karmaşıklaşması nedeniyle yasama organı

adına tarafsız ve uzman kuruluşlar tarafından yerine getirilmektedir. Ülkemizde

de bu görev, Anayasa’nın 160. maddesiyle Sayıştaya verilmiştir. Yasama

organının, yürütme organı üzerindeki bütçe denetimi büyük ölçüde Sayıştay

tarafından yapılan bu denetimlere dayanmaktadır. Dolayısıyla, yasama

organının işlevini etkin ve sağlıklı bir biçimde yürütmesinde

Sayıştay denetiminin önemi yadsınamaz. Öte yandan, Sayıştay denetimi,

demokratik devlet ilkesinin bir gereği olarak yürütmenin, halka ve yasama

organına hesap verme sorumluluğunun işlevselleştirilmesinin en önemli

araçlarındandır. 6085 sayılı Kanun’un 4. maddesinde, Sayıştayın

denetimine tâbi kurum ve kuruluşlar arasında, sermayesinde kamu payı bulunan ve

özel kanunlarla kurulmuş anonim ortaklıklar ile maddenin (a) bendinde

sayılan idarelere bağlı veya bu idarelerin kurdukları veya doğrudan doğruya ya

da dolaylı olarak bunların ortak oldukları her çeşit idare, kuruluş, müessese,

birlik, işletme ve şirketler de sayılmış olmasına rağmen, dava konusu

ibarelerle anılan bu kuruluşların Sayıştay tarafından

denetlenebilmesi için bunların sermayesindeki kamu payının %50’den fazla olması

kuralına yer verilmektedir. Bu durum, Sayıştayın anılan

kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin denetim yetkisini ortadan kaldırmakta,

dolayısıyla yasama organının yürütmenin bütçe ile ilgili

işlemlerini kanunlara uygun bir şekilde yürütüp yürütmediğini denetleme

imkânını sınırlayarak demokratik devlet ilkesine zarar vermektedir. Açıklanan

nedenlerle dava konusu ibareler, Anayasa’nın 2. ve 160. maddelerine aykırıdır.

İptali gerekir…”

Yukarıda gerekçesine yer verilen Anayasa Mahkemesi kararında da

açıkça belirtildiği üzere kamunun payının %50’nin altında olduğu her türlü

iştirak, şirket, işletme, kuruluş ve müesseselerin mali denetimlerinin

Sayıştayca yapılması gerekli bulunmaktadır. Oysa dava konusu kuralla, (a) ve

(b) bentleri kapsamına giren şirketlerden doğrudan veya dolaylı olarak kamu

payı %50’den az olup ilgili mevzuatı uyarınca bağımsız denetime tâbi olan;

şirketler, bunların iştirakleri ve bağlı ortaklıklarının denetimi, ilgili

mevzuatı uyarınca düzenlenen ve Sayıştaya gönderilecek denetim raporları esas

alınarak yapılacak, Sayıştay ise “münhasıran” kendisine

sunulan bağımsız denetim raporlarını esas olarak hazırlayacağı raporu TBMM’ne

sunacaktır. Diğer bir deyişle Sayıştayın denetim yetkisi, 6085 sayılı Kanun’un

36. maddesinde belirtilen “düzenlilik denetimi” ve “performans

denetimi”ni kapsamayacak, salt (münhasıran) bağımsız denetim

kuruluşlarının hazırladığı denetim raporuyla yetinerek bu rapor üzerinden

yapılacak bir değerlendirmeden ibaret kalacaktır. Bu durum ise yukarıda işaret

edilen Anayasa Mahkemesi kararı gerekçesinde ifade edildiği üzere, Sayıştayın

kamu kaynaklarının kullanılmasına ilişkin denetim yetkisini etkisizleştirmek

suretiyle demokratik devlet ilkesine ve Sayıştayın denetim hakkı

ilkesine aykırılık sonucunu doğurmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, anılan kuralın Anayasa’nın 2. ve 160. maddelerine aykırı düştüğü ve iptali gerektiği kanaatine vardığımızdan, çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılamıyoruz.

Üye

Recai AKYEL

Üye

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Başkanvekili

Engin YILDIRIM

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Serruh KALELİ

KARŞIOY

210 sayılı Değerli Kağıtlar Kanunu’na bağlı “değerli kağıtlar tablosu”nun 6. sırasının (c) bendinde yer alan kayıp nedeniyle düzenlenen Türkiye Cumhuriyeti kimlik kartı için öngörülen ücretin niteliği itibari ile Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istenmiştir.

Dava açan, kısaca doğum nedeniyle kanuni bildirim süresi dışında düzenlenen kimlik kartı için 15 TL ödenirken kayıp nedeniyle bunun iki katı bedelin alınmasının bir ceza öngörüsü olduğunu, çalıntı nedeniyle kayıp hallerinde kişiye izafe edilecek bir kusur olamayacağını, bizatihi kötü kullanma nedeniyle kusurlu olan şahsın yenileme talebinde 15 TL alınırken, kusursuz kişiye uygulanan kuralın ceza sorumluluğunun şahsiliği, ölçülülük ve hakkaniyet ilkelerine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

Mahkememiz gerekçesinde; kimlik kaybına engel olunması için gereken özen ve dikkatin gözetilmesinin amaçlandığının anlaşıldığını, kimlik kaybı ile oluşacak kamu zararının, kimliğin değiştirilmesi haline oranla DAHA FAZLA olduğu düşüncesiyle fazla bedel alınmasının öngörülmesinin haklı ve kamu yararına hizmet ettiği düşüncesi ile kuralın Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olmadığına karar vermiştir. Anılan karar gerekçesini oluşturan çoğunluk görüşüne katılınmamıştır.

Kuralın yer aldığı 6661 sayılı Kanun’un yasama sürecine baktığımızda, değerli kağıtlar tablosunda meydana gelecek değişikler için 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nda yapılan değişikliğe paralel olarak değiştirme ve kayıp hallerinde alınan kimlik kart bedellerinin belirlenmesinin amaçlandığı görülmektedir. Neticede tasarının ilk hallerinde öngörülen rakamların fazla olduğu, hükümetin bunu gelir elde etme maksadıyla belirlediği eleştirileri karşısında değişiklik önergesi ile kayıp kimlik kart bedelinin 30 TL olmasını öngören önergenin kabulü ile tasarının son halini almış olduğu ve kanunlaştığı anlaşılmaktadır.

Yasama sürecindeki belgelerden de görüldüğü üzere kayıp halinde değiştirilen nüfus cüzdanının bedelinin neden yenileme ve geç bildirim hallerine göre 2 katı fazla olduğunu, bunun kamusal yararını ya da ölçülülük kriterini karşılamaya yarayacak amaçsal yorumuna rastlanılamamıştır.

Değişiklik öncesi kayıp dahil benzeri durumlar için ayrım yapmaksızın 8 TL değerli kağıt bedeli alınırken, yasal değişiklik ile değiştirme nedenlerine bağlı olarak farklı TL karşılıkları alınmasına yönelik bir düzenleme yapıldığı görülmektedir. Ancak denildiği gibi farklılaştırmayı anlamaya yarayacak özel gerekçe bulunmamaktadır.

Yasal değişiklik ile, öncesinde doğal afet, gasp, hırsızlık, yangın, terör gibi nedenlerle ya da kusura bağlı geç bildirme veya nüfus cüzdanının kaybı halinde uygulanan idari para cezaları bile kaldırılmış iken yeni hali ile, kayıp cüzdanın yenilenmesi halinde bedel takdirinde mücbir sebep ya da kusursuzluk hallerinin varlığının gözetilmemiş olmasının ve başvurana talebinin niteliğine bağlı uygulama farklılığının, Anayasa’nın 2. maddesinde sayıl devletin adil bir düzen kurma görevi ile bağdaştığı söylenemeyecektir.

Yasama belgelerinde bile herhangi bir gerekçesi bulunmayan düzenleme hakkında, kararda yer alan yasa koyucunun normale göre kimliğini kaybedenlere farklı fiyat uygulamasının, kimliği kaybetmeyi önlemeye ya da kimliğini korumada gösterilecek özeni arttırarak oluşacak kamu zararını giderme anlayışı olduğu yönündeki gerekçedeki bu yaklaşımla 30 TL yerine öngörülecek çok daha yüksek bir bedelin kamu zararının önüne geçmede daha çok koruma sağlayabileceği mantığına ulaşılabilecektir. Ancak bununda hukuk devletinin ölçülülük ilkesine aykırı olacağı açıktır.

Sahte kimliğin ülkemizde sıkça üretilip suçta kullanıldığının bilinen sosyal gerçekliği karşısında kural ile kamusal zarar oluştuğu ve kimliğin kaybedilmesinin önlenmesine yönelik sağlanan bu yüksek fiyat siyaseti ile sağlanan kamu yararının ne olduğu hakkında kararımızda yeterli açıklık yoktur.

Kural ile gelen, kimlik cüzdanı değiştirmedeki kayıp halini

düzenleyen değerli kağıt bedelindeki diğer hallere nazaran bir misli yüksek

fiyat uygulamasının aynı tür hizmetten yararlananlar arasında farklı

yükümlülükler getirdiği dolayısıyle kayıptan yenileme halinde kamusal yarar

adına, ya da yüksek bir bedelin cüzdan kaybını ve kamu yararını koruyacağına

yönelik yaklaşımın hukuk devleti ilkesi adına elverişli ve gerekli bir uygulama

olmayacağına, hükümet programında zaten T.C. vatandaşlarına bilgi toplumu

stratejisi eylem planı uyarınca güvenli kimlik kartlarının dağıtılacağı da

düşünüldüğünde kuralın bu haliyle Anayasa’nın 2. maddesine uygun olduğu

söylenemediğinden çoğunluk görüşüne katılınmamıştır.

Üye

Recep KÖMÜRCÜ

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

KARŞIOY YAZISI

1. 14.1.2016 tarihli ve 6661 sayılı Askerlik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 19. maddesiyle, 3.12.2010 tarihli ve 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen paragrafta,

“(a) ve (b) bentleri kapsamına giren şirketlerden doğrudan veya dolaylı olarak kamu payı %50’den az olup ilgili mevzuatı uyarınca bağımsız denetime tabi olan; şirketler, bunların iştirakleri ve bağlı ortaklıklarının denetimi, ilgili mevzuatı uyarınca düzenlenen ve Sayıştaya gönderilecek olan bağımsız denetim raporları esas alınarak yapılır. Sayıştay, münhasıran kendisine sunulan bağımsız denetim raporlarını esas alarak hazırlayacağı raporu Türkiye Büyük Millet Meclisine sunar.”

denilmiştir.

Kuralın, Anayasa’nın 2., 7., 38., 153. ve 160. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istenmektedir.

2. Buna göre, kuralda bahsi geçen bağımsız denetime tabi şirketler, bunların iştirakleri ve bağlı ortaklıklarının kamu payı yönünden denetimi Sayıştayca değil, yine bağımsız denetim kuruluşlarınca yapılacak olup, Sayıştayın işlev ve yetkisi sadece kendisine sunulan bağımsız denetim raporlarını esas alarak bir rapor hazırlayıp TBMM’ne sunmaktan ibarettir. Diğer bir ifadeyle Sayıştay, bahse konu şirket, iştirak ve ortaklıkları ile ilgili olarak sadece bağımsız denetim raporlarının ilgili mevzuata uygun olarak düzenlenip düzenlenmediğini denetleyebilecek, başka yönlerden kendi denetimini yapamayacaktır.

3. Anayasa Mahkemesinin 4.12.2014 tarihli ve Esas:2013/114,

Karar:2014/184 sayılı kararında Sayıştayın kamu payına sahip şirket, iştirak

veya ortaklıkların denetimi konusundaki yetkisiyle ilgili olarak, “Sayıştay

denetimi, demokratik devlet ilkesinin bir gereği olarak yürütmenin, halka ve

yasama organına hesap verme sorumluluğunun işlevselleştirilmesinin en önemli

araçlarındandır” tespitinde bulunulduktan sonra “…dava

konusu ibarelerle anılan bu kuruluşların Sayıştay tarafından denetlenebilmesi

için bunların sermayesindeki kamu payının %50’den fazla olması kuralına yer

verilmektedir. Bu durum, Sayıştayın anılan kamu kaynaklarının kullanımına

ilişkin denetim yetkisini ortadan kaldırmakta, dolayısıyla yasama organının

yürütmenin bütçe ile ilgili işlemlerini kanunlara uygun bir şekilde yürütüp

yürütmediğini denetleme imkanını sınırlayarak demokratik devlet ilkesine zarar

vermektedir” denilerek, kamu payı %50’den az olan kuruluşların

Sayıştay denetimi dışına çıkarılmasını öngören kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu

sonucuna varılmıştır.

4. Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararındaki ilke ve gerekçelerin geçerliliğini koruduğu düşüncesindeyiz. Bu nedenle iptal istemine konu yasa kuralının da Anayasa’nın 2. ve 160. maddelerine aykırı olduğu, iptali gerektiği sonucuna vardığımızdan çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

Üye

Serruh KALELİ

Üye

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Üye Nuri NECİPOĞLU

Anayasa Mahkemesi, E. 2016/21, K. 2016/199, 28 Aralık 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İptal Davasının Konusu: 14.1.2016
  4. I- İptali İstenilen Kanun Hükümleri
  5. “Değerli Kağıtlar Tablosu
  6. Iı- İlk İnceleme
  7. Iıı- Esasın İncelenmesi
  8. Iv- Yürürlüğün Durdurulması Talebi
  9. Özgüldür
  10. Kömürcü
  11. Akıncı
  12. M. Emin KUZ
  13. Gökcan
  14. Karşıoy Gerekçesi
  15. Hakyemez
  16. Özgüldür
  17. Karşıoy
  18. Akıncı
  19. Karşıoy Yazısı
  20. Paksüt
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2016/21
Karar No
2016/199
Tarih
28 Aralık 2016

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2016/197 K.2016/190
  • AYM Norm Denetimi E.2016/194 K.2016/185
  • AYM Norm Denetimi E.2016/148 K.2016/189
  • AYM Norm Denetimi E.2016/136 K.2017/9
  • AYM Norm Denetimi E.2017/2 K.2017/2
  • AYM Norm Denetimi E.2017/3 K.2017/3

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.