KÜNYE
Anayasa
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 14 Haziran 2017
- Esas Sayısı
- 2017/49
- Karar Sayısı
- 2017/113
- R.G.Tarih-Sayısı
- 11.8.2017-30151
- İtiraz yoluna başvuran
- Gaziantep Bölge
Karar Metni
1.521 kelime·8 dk okuma·9 bölüm
Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesi
İTİRAZIN KONUSU
4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 281. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa’nın 2., 10., 36. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY
Sanık hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun'un itiraz konusu kuralı da içeren 281. maddesi şöyledir:
“Duruşma hazırlığı
Madde 281- (1) Duruşma hazırlığı aşamasında bölge adliye mahkemesi başkanı veya görevlendireceği üye, 175 inci madde hükümlerine uygun olarak duruşma gününü saptar; gerekli çağrıları yapar. Tutuksuz sanığa yapılacak çağrıda kendi başvurusu üzerine açılacak davanın duruşmasına gelmediğinde davasının reddedileceği ayrıca bildirilir.
(2) Mahkemece, gerekli görülen tanıkların, bilirkişilerin dinlenilmesine ve keşfin yapılmasına karar verilir.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 1.3.2017 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Aydın AYGÜN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü ve dayanılan Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. İtirazın Gerekçesi
3. Başvuru kararında özetle istinaf kanun yoluna savcı, malen
sorumlu veya katılanın başvurması ve duruşmaya gelmemesi hâlinde istinaf
incelemesine devam edilecekken tutuksuz sanığın yapmış olduğu istinaf
başvurusunun sanığın duruşmaya gelmemesi nedeniyle reddedilmesinin hukuk
devletine ve eşitlik ilkesine aykırı olduğu, yine itiraz konusu kuralın adil
yargılanma hakkının bir parçası olan silahların eşitliği ilkesiyle bağdaşmadığı
ve istinaf kanun yoluna başvuran sanık her ne kadar ilk derece mahkemesince
suçlu bulunmuşsa da istinaf kanun yoluna başvurduğundan sanığın suçluluğunun
hukuk önünde kesinleşmediği, itiraz konusu kuralın masumiyet ilkesine de
aykırılık oluşturduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10., 36., ve 38.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
B. Kuralın Anlam ve Kapsamı
4. İtiraz konusu kural, istinaf kanun yolunda duruşma hazırlığının nasıl yapılacağını hüküm altına almaktadır. Bu kapsamda tutuksuz sanığa yapılacak çağrıda, kendi başvurusu üzerine açılacak davanın duruşmasına gelmediği takdirde davasının reddedileceğinin ayrıca bildirileceği düzenlenmektedir.
5. İstinaf kanun yolunda duruşma açılmaksızın verilen esastan ret ve bozma kararları ile duruşma sonunda hükmedilen esastan ret ya da ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılması üzerine verilecek yeni hükmün düzenlendiği CMK’nın 280. maddesinde meşruhatlı davetiyeye rağmen duruşmaya gelmeyen tutuksuz sanık hakkında nasıl bir karar verileceği düzenlenmemişse de itiraz başvurusuna konu edilen kural, maddede belirtilen koşullarda yapılan davetiyeye rağmen istinaf duruşmasına katılmayan sanığın istinaf talebinin reddedileceğini öngörmektedir.
6. İtiraz konusu kuralın uygulama alanı bulabilmesi için istinaf duruşmasına gelmeyen tutuksuz sanığın kabule değer bir mazeretinin bulunmaması gerekir. Diğer bir ifade ile sanığın duruşmaya gelmemesi iradesi dışında bir nedene dayanmamalıdır. Bu gibi hâllerde sanık, CMK’nın 198. ve 274. maddelerinde düzenlenen “eski hâle getirme” müessesesinden faydalanarak istinaf talebini tekrar geçerli hâle getirebilir.
7. İstinaf kanun yoluna başvuran tutuksuz sanık kendisine yapılan meşruhatlı davetiyeye rağmen istinaf duruşmasına katılmamakla birlikte kendisini bir müdafi vasıtasıyla temsil ettirmesi durumunda da itiraz konusu kural uygulama alanı bulur. Bu hâlde de kural, sanığın istinaf talebinin reddedilmesini öngörmektedir. Bu durumu bertaraf edecek, sanığın müdafi yardımından faydalanmasına imkân verecek bir düzenleme CMK kapsamında mevcut değildir.
C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
8. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes,
meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı
ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
hükmüne yer verilmiştir. Buna göre hak arama özgürlüğünün en önemli iki ögesini
oluşturan iddia ve savunma haklarını kısıtlayacak, bu hakların eksiksiz
kullanımını engelleyecek ve adil yargılanmaya engel olacak yasa kurallarının
Anayasa’nın 36. maddesine aykırılık oluşturacağı açıktır. Maddeyle güvence
altına alınan hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, kendisi bir temel
hak niteliği taşımasının yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken
şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili
güvencelerden biridir.
9. Ceza muhakemesi kapsamında bir suçlamayla karşı karşıya kalan şüpheli ya da sanığın sahip olduğu en önemli hakların başında suçlamadan kurtulmasını sağlayacak olan savunma hakkına sahip olması gelir. Anayasa’nın 36. maddesinde savunma hakkı güvence altına alınmakla birlikte anılan maddede belirtilen “meşru vasıta ve yollardan faydalanmak” ifadesi, bu kapsamda müdafi yardımından yararlanmayı da içermektedir. Böylece şüpheli veya sanık, kendisini bizzat savunabileceği gibi seçilen ya da atanan bir müdafi yardımından da yararlanabilecektir. Suç isnadı ile karşı karşıya kalan şüpheli ya da sanığın müdafi yardımından yararlanması, savunma hakkının işlerlik kazanması bakımından önemlidir.
10. Ceza yargılamasının asıl amacı maddi gerçeğe ulaşılmasıdır.
Maddi gerçeğe ulaşılabilmesinin önemli şartlarından birini de adil ve etkin bir
şekilde yürütülen ceza kovuşturması oluşturmaktadır. Ceza yargılamasında
soruşturma ve kovuşturma evreleri bir bütün olup adil yargılanma hakkı, soruşturma
evresinde olduğu gibi kovuşturma evresi yönünden de geçerlidir. Bu bağlamda
savunma hakkının etkili kullanımı maddi gerçeğin ortaya çıkarılması,
dolayısıyla etkin kovuşturma bakımından hayati derecede önemlidir. Bu açıdan da
savunma hakkının etkin şekilde kullanılmasına hizmet eden müdafi yardımından
yararlanma hakkı maddi gerçeğe ulaşmak amacına da hizmet eder. Başka bir ifade
ile sanığın müdafi vasıtasıyla kovuşturma aşamasında kendini savunması, adil
bir yargılamaya ve bu yargılama sonucunda verilecek hükmün maddi gerçekle
örtüşmesine aracılık eder.
11. Anayasa Mahkemesinin daha önceki bazı kararlarında da
belirtildiği üzere kanun yoluna başvurma hakkı da hak arama hürriyeti ve adil
yargılanma hakkı kapsamındadır. Kanun yolu, bir yargı yeri tarafından verilen
ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülen bir kararın kural olarak başka bir yargı
yeri tarafından incelenmesini sağlayan hukuki bir yoldur. Kanun yolunun amacı,
yargı yerleri tarafından verilen kararların kural olarak başka bir yargı yeri
tarafından denetlenmesine imkân tanımak suretiyle daha güvenceli bir yargı
hizmeti sunmaktır. Adil yargılanma hakkının güvencelerinin kanun yolu başvurusu
üzerine yapılacak yargılamalarda da korunması gerekir. Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi (AİHM) de kanun yolu başvurusu sonucunda sanığın duruşmada bizzat
hazır bulunmaması durumunda müdafiinin de duruşmaya kabul edilmemesini ya da
istinaf başvurusunun reddedilmesini adil yargılanma hakkının ihlali olarak
değerlendirmiştir (bkz. Neziraj/Almanya, B. No: 30804/07, 8.11.2012).
12. Öte yandan kovuşturmanın etkinliğini oluşturan başlıca
unsurlardan biri de kovuşturmanın mümkün olan en kısa sürede bitirilmesidir.
Anayasa’nın 141. maddesinin son fıkrasında “Davaların en az giderle ve
mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.” denilmek
suretiyle davaların makul bir süre içinde bitirilmesi gerekliliği açıkça ifade
edilmiştir. Bu ilke gereğince devlet, yargılamaların gereksiz yere uzamasını
engelleyecek etkin tedbirler almak zorundadır. Bu bağlamda hukuk sisteminin ve
özellikle yargılama usulünün yargılamaların makul süre içerisinde bitirilmesini
mümkün kılacak şekilde düzenlenmesi ve bu düzenlemelerde davaların nedensiz
olarak uzamasına yol açacak usul kurallarına yer verilmemesi, makul sürede
yargılanma ilkesinin bir gereğidir. Ancak bu amaçla alınacak kanuni tedbirlerin
yargılama sonucunda işin esasına yönelik adil ve hakkaniyete uygun bir karar
verilmesine engel oluşturmaması gerektiği de tartışmasızdır. Bu ilkelere uygun
olmak kaydıyla yargılama yöntemini belirlemek ise Anayasa’nın 142. maddesi
gereğince kanun koyucunun takdir yetkisindedir. Hiç kuşkusuz bu takdir
yetkisinin Anayasa’da güvence altına alınmış olan adil yargılanma hakkının özüne
dokunmaması gerekir.
13. Hakkın özü, dokunulduğunda söz konusu temel hak ve özgürlüğü
anlamsız kılan çekirdek alanı ifade etmekte olup bu yönüyle her temel hak
açısından kişiye dokunulmaz asgari bir alan güvencesi sağlamaktadır. Bu
çerçevede hakkın kullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren, hakkı kullanılamaz
hâle getiren veya ortadan kaldıran sınırlamalar hakkın özüne dokunmaktadır.
Savunma hakkı bağlamında da bu hakkın ortadan kaldırılması, kullanılamaz hâle
getirilmesi veya kullanılmasının aşırı derecede güçleştirilmesi sonucunu
doğuran müdahalelerin, bu hakkın özünü zedeleyeceği açıktır. Kanun koyucunun,
yargılamaların mümkün olan en kısa sürede bitirilmesi kapsamında istinaf
yargılamasını hızlandıran çeşitli tedbirler öngörmesi takdir yetkisi kapsamındadır.
Ancak bu tedbirler adil yargılanma hakkının ve bu kapsamda savunma hakkının
özüne dokunmamalıdır. Bu nedenle adil yargılanmanın güvencelerinden olan müdafi
yardımından yararlanma hakkını ortadan kaldıran ya da kullanılmasına imkân
vermeyen usul kuralları şüphesiz ki adil yargılanma hakkının özüne dokunur.
14. İtiraz konusu kural ile kanun koyucu, tutuksuz sanığa
yapılacak çağrıda sanığın istinaf duruşmasına katılmadığı takdirde açtığı
istinaf davasının reddedileceğinin ihtar edileceğini düzenlemiştir. Bu hüküm
uyarınca davetiye tebliğine rağmen duruşmaya katılmayan tutuksuz sanığın
istinaf başvurusunun reddine karar verilecektir. Bununla birlikte kural,
istinaf duruşmasına katılmayan tutuksuz sanığın kendisini bir müdafi
vasıtasıyla temsil ettirmesi hâline de özel bir düzenleme öngörmemiştir. Başka
bir ifade ile istinaf duruşmasına katılmayan sanık, kendisini bir müdafi
aracılığıyla o duruşmada temsil ettirse dahi kural gereği istinaf başvurusu
reddedilecektir. Bu sonuç da sanığın savunma hakkı kapsamında müdafi
yardımından yararlanma hakkını zedelemektedir. İtiraz konusu kuralla kanun
koyucunun ceza muhakemesinin temel amacı olan maddi gerçeğe ulaşma amacı
karşısında istinaf yargılamasının hızlandırılması amacına öncelik verdiği
anlaşılmaktadır. Ancak yukarıda ifade edildiği üzere bu konudaki tercihin;
kişilerin savunma hakkını, bu çerçevede müdafi yardımından yararlanma hakkını
kullanılamaz hâle getirmemesi gerekir. Tutuksuz sanığın müdafi yardımından
yararlanma hakkını yitirmesine neden olan itiraz konusu kural bu yönüyle adil
yargılanma hakkıyla bağdaşmamaktadır.
15. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 36. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
16. Kural, Anayasa'nın 36. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa'nın 2., 10. ve 38. maddeleri yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir.
M. Emin KUZ
Üye Hasan Tahsin GÖKCAN Üye Kadir ÖZKAYA Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Anayasa Mahkemesi, E. 2017/49, K. 2017/113, 14 Haziran 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası