İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2018/9 K.2018/84

Mahkemesi

Esas2018/9Karar2018/84Tarih11 Temmuz 2018Okuma18 dk · 3.671 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
11 Temmuz 2018
Esas Sayısı
2018/9
Karar Sayısı
2018/84
R.G.Tarih- Sayısı
15/11/2018 - 30596
İtiraz yoluna başvuran
Bursa 7. Asliye Hukuk
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.671 kelime·18 dk okuma·18 bölüm

Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU

9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 114. maddesiyle değiştirilen 278. maddesinin üçüncü fıkrasının;

A. 9/11/1988 tarihli ve 3494 sayılı Kanun’un 53. maddesiyle değiştirilen (1) numaralı bendinin,

B. (2) numaralı bendinin

Anayasa’nın 2., 10., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.

OLAY

Borçlunun hakkında icra takibi başlatılmasından sonra kendisine ait taşınmaz hisselerini mal kaçırmak ve alacaklıyı zarara uğratmak maksadıyla gerçek satış bedelinden daha düşük bedelle kardeşine devretmesi sebebiyle açılan tasarrufun iptali davasında, itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri ve yürürlüklerinin durdurulması için başvurmuştur.

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ

Kanun’un itiraz konusu kuralların yer aldığı 278. maddesi şöyledir:

“Mütat hediyeler müstesna olmak üzere, hacizden veya haczedilecek mal bulunmaması sebebiyle acizden yahut iflasın açılmasından haczin veya aciz vesikası verilmesinin sebebi olan yahut masaya kabul olunan alacaklardan en eskisinin tesis edilmiş olduğu tarihe kadar geriye doğru olan müddet içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar batıldır.

Ancak, bu müddet haciz veya aciz yahut iflastan evvelki iki seneyi geçemez.

Aşağıdaki tasarruflar bağışlama gibidir.

1. (Değişik : 9/11/1988-3494/53 md.) Karı ve koca ile usul ve füru, neseben veya sıhren üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) hısımlar, evlat edinenle evlatlık arasında yapılan ivazlı tasarruflar,

2. Akdin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği akitler,

3. Borçlunun kendisine yahut üçüncü bir şahıs menfaatine kaydı hayat şartiyle irat ve intifa hakkı tesis ettiği akitler ve ölünceye kadar bakma akitleri,”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 14/2/2018 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural ve sınırlama sorunu görüşülmüştür.

2. Anayasa’nın 152. ve 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40.

maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak

bir kanunun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa’ya aykırı

görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının

ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükmün iptali için Anayasa

Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak bu kurallar uyarınca bir mahkemenin

Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin

görevine giren bir davanın bulunması, iptali istenen kuralın da o davada

uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın

değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı

sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte olan

kurallardır.

3. Başvuran Mahkeme; 2004 sayılı Kanun’un 538 sayılı Kanun’un 114. maddesiyle değiştirilen 278. maddesinin üçüncü fıkrasının, 3494 sayılı Kanun’un 53. maddesiyle değiştirilen (1) numaralı bendi ile (2) numaralı bendinin iptalini talep etmiştir.

4. 2004 sayılı Kanun’un 278. maddesinin üçüncü fıkrasının (1) numaralı bendinde, karı ve koca ile usul ve füru, neseben veya sıhren üçüncü dereceye kadar (bu derece dâhil) hısımlar, evlat edinenle evlatlık arasında yapılan ivazlı tasarrufların bağışlama gibi kabul edileceği hükme bağlanmıştır.

5. Başvuran Mahkemede görülmekte olan dava,

hakkında icra takibi başlatılmasından sonra borçlunun kendisine ait birtakım

taşınmaz hisselerini mal kaçırmak ve alacaklıyı zarara uğratmak maksadıyla

gerçek satış bedelinden daha düşük bedelle kardeşine devretmesi sebebiyle

açılan tasarrufun iptali davasıdır. Somut olayda iptali istenen tasarrufun

kardeşler arasında gerçekleştiği; karı ve koca ile usul ve füru, sıhri

hısımlar, evlat edinen ve evlatlık arasında yapılan bir tasarruf işlemi

bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla Kanun’un 278. maddesinin üçüncü

fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan “Karı ve koca ile usul ve

füru, …sıhren …, evlat edinenle evlatlık…” ibarelerinin uyuşmazlıkta

uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Bu nedenle söz konusu ibareler yönünden

başvurunun mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.

6. Öte yandan Kanun’un 278. maddesinin üçüncü fıkrasının (1) numaralı bendinin kalan bölümünde yer alan “arasında yapılan ivazlı tasarruflar” ibaresi bentte sayılan akrabalık ilişkilerinin tamamı yönünden geçerli ortak kural, yine “üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) hısımlar” ibaresi neseben ve sıhren hısımlar yönünden geçerli ortak kural niteliği taşımaktadır. Bu nedenle kuralın kalan bölümüne ilişkin esas incelemenin bakılmakta olan davanın konusu gözetilerek “…neseben veya…” ibaresi ile sınırlı olarak yapılması gerekmektedir.

7. Açıklanan nedenlerle 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 114. maddesiyle değiştirilen 278. maddesinin üçüncü fıkrasının;

A. 9/11/1988 tarihli ve 3494 sayılı Kanun’un 53. maddesiyle değiştirilen (1) numaralı bendinin;

1. “Karı ve koca ile usul ve füru, … sıhren …, evlat edinenle evlatlık…” ibarelerinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, bu ibarelere ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,

2. Kalan bölümünün esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin bentte yer alan “…neseben veya…” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına,

B. (2) numaralı bendinin esasının incelenmesine

OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ

8. Başvuru kararının “KARAR” başlıklı bölümünde gerekçe belirtilmeksizin itiraz konusu kuralların yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.

9. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün “İtiraz başvuru kararı ve ekleri” başlıklı 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde “Yürürlüğü durdurma talebi varsa, yürürlüğün durdurulmaması durumunda doğacak olan telafisi imkansız zararların açıklanması” gerektiği belirtilmektedir. Ancak başvuran Mahkeme tarafından bu konuda bir gerekçe belirtilmediği, yalnızca yürürlüğün durdurulması talebinde bulunulduğu görülmüştür. Bu nedenle söz konusu talebin yöntemine uygun olmadığı anlaşılmaktadır.

10. Açıklanan nedenlerle 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 114. maddesiyle değiştirilen 278. maddesinin üçüncü fıkrasının;

A. 9/11/1988 tarihli ve 3494 sayılı Kanun’un 53. maddesiyle değiştirilen (1) numaralı bendinde yer alan “…neseben veya…” ibaresinin,

B. (2) numaralı bendinin

yürürlüklerinin durdurulması taleplerinin 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE, 14/2/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

IV. ESASIN İNCELENMESİ

11. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Fatma KARAMAN ODABAŞI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Kanun’un, 538 Sayılı Kanun’un 114. Maddesiyle

Değiştirilen 278. Maddesinin Üçüncü Fıkrasının 3494 Sayılı Kanun’un 53. Maddesiyle Değiştirilen (1) Numaralı Bendinde Yer Alan “…neseben veya…” İbaresinin İncelenmesi

1. İtirazın Gerekçesi

12. Başvuru kararında özetle alacaklıların zarara uğramasını

engellemek amacıyla mülkiyet hakkını sınırlandıran düzenlemenin kamu yararı

taşımadığı, alacaklıların zarara uğradığı iddiasının 2004 sayılı Kanun’un 279.

ve 280. maddeleri ile 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun

19. maddesi kapsamında ileri sürülmesinin zaten mümkün olduğu, açılacak

davalarda tasarrufun gerçek bir tasarruf olup olmadığı ile gerçek bedelin

ödenip ödenmediği hususlarında ispat hakkının tanınmadığı, lehine tasarruf

yapılan kişiye savunma hakkı verilmediği, düzenlemenin mülkiyet hakkının özüne

dokunduğu ve ölçülülük ilkesine aykırı olduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın

2., 10., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

13. İtiraz konusu kuralda; karı ve koca ile usul ve füru, neseben veya sıhren üçüncü dereceye kadar (bu derece dâhil) hısımlar, evlat edinenle evlatlık arasında yapılan ivazlı tasarrufların bağışlama gibi kabul edileceğiöngörülmüştür. İtiraz konusu kural “… neseben veya …” ibaresidir.

14. Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” denilmektedir.

15. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Menkul ve gayrimenkul malların mülkiyet hakkının kapsamına dâhil olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır.

16. Mülkiyet hakkı; kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren bir haktır. Bu bağlamda malikin mülkünü kullanma, semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması veya mülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder.

17. Anayasa’nın 35. maddesinin son fıkrasında, mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Zira mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamaması, devletin mülkiyetin kullanımını toplum yararına uygun olarak düzenleyebilmesini gerekli kılmaktadır. Bu durumda da devletin mülkiyetin kullanımını düzenleme yetkisine sahip olduğunun kabulü zorunludur.

18. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

19. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir.

20. Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı, Anayasa’da öngörülen nedenlere bağlı olarak demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın ancak kanunla sınırlanabilir. Bu bakımdan mülkiyet hakkına getirilen sınırlamalar hakkın özüne dokunamayacağı gibi Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

21. Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş

ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin

kullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren, hakkı

kullanılamaz hâle getiren veya ortadan

kaldıran sınırlamalar hakkın özüne dokunur. Temel hak ve

özgürlükler, istisnai olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluyla demokratik

toplum düzeninin gerekleri için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak kanunla

sınırlandırılabilir. Demokratik bir toplumda temel hak ve özgürlüklere

getirilen sınırlamanın bu sınırlamayla güdülen amacın gerektirdiğinden fazla

olması düşünülemez. Demokratik hukuk devletinde güdülen amaç ne olursa olsun

kısıtlamaların bu rejimlere özgü olmayan yöntemlerle yapılmaması ve belli bir

özgürlüğün kullanılmasını önemli ölçüde zorlaştıracak ya da ortadan kaldıracak

düzeye vardırılmaması gerekir.

22. Öte yandan Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında

“Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri

önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına

sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre hak arama özgürlüğünün en

önemli iki ögesini oluşturan iddia ve savunma haklarını kısıtlayacak, bu

hakların eksiksiz kullanımını engelleyecek ve adil yargılanmaya engel olacak

yasa kurallarının Anayasa’nın 36. maddesine aykırılık oluşturacağı açıktır.

Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı,

kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında diğer temel hak ve

özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden biridir.

23. Demokratik toplum, hak arama özgürlüğünün tüm bireyler açısından en geniş şekilde güvence altına alındığı bir düzeni gerektirir. Demokrasilerde devlete düşen görev; bireyin hak arama özgürlüğünü kullanabilme imkânına sahip olmasını sağlamak, bu imkânı ortadan kaldırmaya yönelik tutumlardan kaçınmak ve bu yönde gelebilecek olumsuz müdahaleleri engellemektir. Hak arama özgürlüğüne müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmaması gerekir.

24. İtiraz konusu kuralda, 2004 sayılı Kanun’un 277. ve devamı maddelerinde öngörülen iptal davası yönünden borçlunun neseben üçüncü dereceye kadar (bu derece dâhil) hısımları ile yaptığı ivazlı tasarrufların bağışlama gibi kabul edileceği düzenlenmiştir. Bağışlama olarak kabul edilen bu tasarruflar 2004 sayılı Kanun’un 278. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında belirtildiği şekilde haciz, aciz veya iflas hâlinde, haczin veya aciz vesikası verilmesinin sebebi olan veya iflas masasına kabul olunan alacaklardan en eskisinin tesis edilmiş olduğu tarihe kadar geriye doğru olan süreçte ve haciz, aciz veya iflastan önceki iki sene içinde yapılmış olması hâlinde iptal edilebilecektir.

25. Kural olarak borçlunun mallarının haczedilmesinden, aciz

hâline düşmesinden veya iflasına karar verilmesinden önceki süreçte mal varlığı

üzerindeki tasarruf yetkisi kısıtlanmamıştır. Borçlunun bu süreçte mal varlığı

üzerinde istediği şekilde tasarrufta bulunma hak ve yetkisi Anayasa’nın 35.

maddesi kapsamında güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkının bir gereğidir.

Ancak itiraz konusu kuralın yer aldığı Kanun’un 277. ve devamı maddeleri

kapsamında borçlunun hacizden, acizden veya iflastan önce yapacağı birtakım

şüpheli tasarrufların iptal edileceği düzenlenmiştir. İptal davası, sonucu

itibarıyla borçlu tarafından gerçekleştirilen tasarruf işleminin geçerliliğini

etkilememekte; borçlunun gerçekleştirdiği tasarruf işlemi geçerli kalmaya devam

etmektedir. Ancak iptal davası lehine sonuçlanan alacaklı tasarruf konusu malı

haczettirerek satış bedelinden alacağını alma hak ve yetkisine sahip olduğundan

tasarruf işleminin karşı tarafını oluşturan üçüncü kişi cebri icra işlemlerine

katlanma yükümlülüğü altına girmektedir. Bu bakımdan her ne kadar iptal

davasının borçlunun gerçekleştirdiği tasarruf işleminin geçerliliğine bir

etkisi bulunmasa da iptale konu tasarruf işleminin karşı tarafını oluşturan

üçüncü kişi iptal davası sebebiyle mal varlığında meydana gelen azalmayı

borçludan geri isteyebilecektir. Borçlunun henüz mal varlığı üzerindeki

tasarruf yetkisinin hukuken kısıtlanmadığı bir dönemde gerçekleştirmiş olduğu

tasarruf işlemlerine daha sonra malen veya nakden sorumluluğunu doğuracak

şekilde sonuç bağlayan ve tasarrufta bulunulan üçüncü kişiye cebri icra

işlemlerine katlanma yükümlülüğü getiren itiraz konusu kural, borçlu ve

tasarrufta bulunulan üçüncü kişinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil

etmektedir. Borçlunun belirli kişilerle yapacağı ivazlı tasarruf işlemlerini

bağışlama sonucuna bağlayan düzenlemenin mülkiyet hakkının kullanımının

düzenlenmesine yönelik olduğu anlaşılmaktadır.

26. Anayasa’nın 35. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamu

yararı amacıyla sınırlanabilir. Kamu yararı kavramı, devlet organlarının

takdir yetkisini de beraberinde getiren bir kavram olup objektif bir tanıma

elverişli olmayan bu ölçütün her somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi

gerekir. İtiraz konusu kuralda belirtilen neseben üçüncü dereceye kadar

(bu derece dâhil) hısımlar arasındaki ivazlı tasarrufların bağışlama olarak

kabul edilmesi borçlunun henüz haciz, aciz veya iflas hâli gerçekleşmemiş

olmakla birlikte bu hâllerden birinin yakında gerçekleşmesinin kuvvetle

muhtemel olduğu kritik zamanlarda şüpheli tasarruflarda bulunması, bu

tasarrufları genellikle bir başka isim altında gizlemesi ile bu tasarrufların

gerçekte ivazsız olduğunun ve tarafların bu husustaki gerçek iradelerinin

alacaklı tarafından ispat edilmesinin oldukça zor olmasından kaynaklanmaktadır.

Bu kapsamda düzenleme, borçlunun alacaklılarından mal kaçırmasını ve alacaklıların

alacağın tahsiline yönelik çabalarının sonuçsuz kalmasını önlemeyi; tasarruf

işleminin taraflarının çoğu zaman dış dünyaya yansımayan gerçek iradelerinin

ortaya konulmasının zorluğu sebebiyle alacaklıya ispat kolaylığı sağlamayı

amaçlamaktadır. Bu şekilde toplumdaki ekonomik dengelerin, toplumsal barış ve

adaletin sağlanmasına katkı sunması beklenen kuralın kamu yararını

gerçekleştirmeye yönelik olmadığı söylenemez.

27. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı amacına dönük

olması yeterli olmayıp ayrıca ölçülü olması, malike aşırı ve orantısız bir

külfet yüklememesi gerekir. Öncelikli olarak itiraz konusu kuralda, borçlunun

neseben tüm hısımları ile yapacağı ivazlı tasarruflar bağışlama olarak kabul

edilmemiştir. İtiraz konusu kuralda yer alan nesep yönünden hısımların borçlu

ile arasında kan bağı bulunan, hayatın olağan akışı kapsamında genel olarak

borçlunun yakınında bulunan, onun durumunu bilebilecek, çoğu zaman aralarında

güven ilişkisi olan hısımlar olarak genişletildiği ve bu özellikleri

gözetilerek hısımlığın üçüncü derece ile (bu derece dâhil) sınırlandırıldığı

anlaşılmaktadır. Esasen bazı hısımlar arasında yapılan ivazlı tasarrufları

bağışlama olarak kabul eden düzenlemedeki hısımlık derecesi, alacaklılardan mal

kaçırmak amacıyla gerçekleştirilen şüpheli tasarrufların önlenebilmesi ve

öngörülen amacın işlerliğinin korunabilmesi bakımından zaman içinde

genişletilmiştir. Nitekim itiraz konusu kuralda değişiklik yapan 538 sayılı

Kanun’un 114. maddesinin ve 3494 sayılı Kanun’un 53. maddesinin gerekçelerinde

de ifade edildiği şekilde ilk olarak ana, baba ile evlat ve karı koca

arasındaki ivazlı tasarrufları bağışlama hükmünde kabul eden düzenleme zaman

içinde yetersiz kaldığından, şüpheli tasarrufların önlenebilmesi bakımından

yakın akrabalar kategorisi genişletilerek ihtiyaçlar doğrultusunda akrabalık

derecesi üçüncü dereceye kadar çıkarılmıştır.

28. Bağışlama olarak kabul edilen ivazlı tasarrufların iptal

edilebilmesi ayrıca belli şartların varlığına bağlanmıştır. Bu bakımdan

başlatılan icra takibinin kesinleştirilmiş olması ile alacağın kısmen veya

tamamen alınamaması durumunda iptal davası açılabilecek ve ancak alacaklının

alacağının doğumundan sonra borçlu tarafından gerçekleştirilen tasarruf

işlemleri iptal konusu olabilecektir. İptal edilebilecek tasarruflar süre

yönünden de ayrıca sınırlandırılmış olup ancak hacizden, aciz hâlinden veya

iflasın açılması tarihinden başlayarak geriye doğru son iki yıllık süreçte

gerçekleştirilen tasarruflar iptal edilebilecek ve iptal davası ancak iptale

tabi tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren beş yıllık hak düşürücü süre içinde

açılabilecektir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde mülkiyet hakkına

müdahale teşkil eden itiraz konusu kural sebebiyle iptal davası açılabilmesinin

belli şartların gerçekleşmesine bağlı olduğu anlaşılmaktadır.

29. Öte yandan mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden itiraz konusu

kuralda; neseben üçüncü dereceye kadar (bu derece dâhil) hısımlar arasında

yapılan ivazlı tasarrufların başka hiçbir koşula bağlı bulunmaksızın bağışlama

gibi olduğu, aksinin iddiası ve ispatı mümkün olmayan bir olgu olarak kabul

edilmiştir. Bu bakımdan tasarruf konusu malın değerinin tam olarak veya

fazlasıyla ödenmiş olması, tasarruf işleminin borçlunun alacaklılarının da

menfaatine bulunması, alacaklıların tasarruf işlemi dolayısıyla zarar

görmemesi, alacaklıların alacağı tahsil ve cebri icra imkânlarının

zorlaştırılmamış hatta kolaylaştırılmış olması sonucu değiştirmeyecektir.

Neseben üçüncü dereceye kadar (bu derece dâhil) hısımlar arasında gerçekleşen

ivazlı tasarruflara kesin olarak bağışlama sonucunu bağlayan itiraz konu

düzenleme, taraflara belirtilen hususlarda iddia ve savunmada bulunma, bu

hususların ispatı yönünden delil, bilgi ve belge sunma imkânı vermemektedir. Bu

yönüyle mülkiyet hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında

gözetilmesi gereken makul dengeyi malik aleyhine bozan düzenlemenin ulaşılmak

istenen amaç ile orantılı olduğu söylenemez.

30. İtiraz konusu kural, kamu yararı ile kişisel yarar arasındaki dengeyi bozmak suretiyle mülkiyet hakkının ve hak arama özgürlüğünün ölçüsüz biçimde sınırlandırılmasına neden olmaktadır.

31. Açıklanan nedenlerle kuralda yer alan “…neseben veya …” ibaresi Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

Kural, Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2. ve 10. maddeleri yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir.

B. Kanun’un, 538 Sayılı Kanun’un 114. Maddesiyle

Değiştirilen 278. Maddesinin Üçüncü Fıkrasının (2) Numaralı Bendinin İncelenmesi

1. İtirazın Gerekçesi

32. Başvuru kararında özetle Kanun’un 277. ve devamı maddelerinde düzenlenen iptal davası yönünden akdin yapıldığı sırada borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği akitlerin bağışlama olarak kabul edilmesine ilişkin kuralın da (1) numaralı bent için ifade edilen gerekçelerle Anayasa’nın 2., 10., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

33. İtiraz konusu kuralda, akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği akitlerin bağışlama gibi kabul edileceği öngörülmüştür.

34. Düzenleme uyarınca 2004 sayılı Kanun’un 277. ve devamı maddelerinde

öngörülen iptal davası yönünden, tasarrufu gerçekleştiren kişilerin yakınlık

derecesinden veya tasarrufu gerçekleştirdikleri sıradaki gerçek iradelerinden

bağımsız olarak borçlunun, akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine

göre ivaz olarak çok düşük bir bedel kabul ettiği akitler bağışlama olarak

kabul edilecek ve 2004 sayılı Kanun’un 278. maddesinin birinci ve ikinci

fıkralarında belirtildiği şekilde haciz, aciz veya iflas hâlinde, haczin veya

aciz vesikası verilmesinin sebebi olan veya iflas masasına kabul olunan

alacaklardan en eskisinin tesis edilmiş olduğu tarihe kadar geriye doğru olan

süreçte ve haciz, aciz veya iflastan önceki iki sene içinde yapılmış olması

hâlinde iptal edilebileceklerdir.

35. Borçlunun mal varlığı üzerindeki tasarruf yetkisinin

henüz kısıtlanmadığı bir dönemde mülkiyet hakkının kapsamında olduğuna kuşku

bulunmayan mal varlığı değerleri üzerinde ivazlı veya ivazsız olarak istediği

gibi tasarrufta bulunması mülkiyet hakkının bir gereğidir. Ancak borçlunun haciz,

aciz hâli ve iflastan önceki yakın süreçte gerçekleştirmesi mümkün şüpheli

tasarrufların önlenebilmesi, alacaklıların korunması ile ispat yönünden

yaşanacak güçlüklerin giderilmesi bakımından borçlunun haciz, aciz hâli ve

iflastan kısa bir süre öncesine denk gelen zamanda gerçekleştirdiği ivazlı

tasarruflardan, akdin yapıldığı sırada ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul

ettiği tasarruflar bağışlama olarak kabul edilmiştir. Bu kapsamda itiraz konusu

kural sonuçları ve amacı itibarıyla 2004 sayılı Kanun’un 278. maddesinin

üçüncü fıkrasının (1) numaralı bendinin “… neseben veya …” ibaresiyle

sınırlı olarak Anayasa’ya aykırılık sorununun incelendiği bölümde açıklanan

aynı gerekçelerle mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmekte olup ivazlı olmasına

rağmen ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul edilen tasarruf işlemlerini

bağışlama sonucuna bağlayan düzenlemenin mülkiyet hakkının kullanımının

düzenlenmesine yönelik olduğu ve kamu yararı amacı taşıdığı

anlaşılmaktadır. Bununla birlikte düzenlemenin ölçülü bir sınırlama

niteliğinde olup olmadığının da ayrıca incelenmesi gerekir.

36. İtiraz konusu kural kapsamında kalan tasarrufların temel özelliği, ivazlı olmalarına rağmen karşı tarafın elde ettiği menfaat ile eşdeğer bir menfaatin borçlunun mal varlığına girmemiş olmasıdır. Bu şekilde yapılan kazandırma, edimde bulunulan lehine karşılıksız kaldığı ölçüde borçlunun mal varlığının aktifi azalmış olacaktır. Bu durumun alacaklıların aleyhine olduğu kuşkusuzdur. Buna rağmen akdin yapıldığı sırada ivaz olarak aşağı bir fiyatın kabul edildiği tüm akitler bağışlama olarak kabul edilmemiş, edimler arasındaki orantısızlığın ciddi olduğu ve objektif olarak makul karşılanmasının beklenemeyeceği durumlarla sınırlı olarak tasarruf işlemi bağışlama gibi kabul edilmiştir.

37. Yine ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul edilmesi sebebiyle bağışlama olarak nitelendirilen tasarrufların iptal edilebilmesi ve iptal davası açılması, 2004 sayılı Kanun’un 278. maddesinin üçüncü fıkrasının (1) numaralı bendinin “… neseben veya …” ibaresinin Anayasa’ya aykırılık sorununun incelendiği bölümdedetaylı olarak açıklanan belli şartların gerçekleşmesine bağlanmış ve süre yönünden de ayrıca sınırlandırılmıştır.

38. İtiraz konusu kural, alacaklıya ispat kolaylığı

sağlayarak borçlunun gerçekleştirilen tasarruf işleminde ivaz olarak pek aşağı

bir fiyat kabul edildiğinin alacaklı tarafından ortaya konulmasını tasarrufun

bağışlama sayılması bakımından yeterli görmüştür. Ancak bu durumun aksinin

iddia ve ispatı mümkün olup borçlu veya tasarruf işleminin tarafı olan üçüncü

kişinin tasarruf işleminin gerçek değere yakın veya gerçek değer üzerinden

yapıldığını ortaya koyması, bu yönde iddia ve savunmada bulunması, buna ilişkin

bilgi, belge ve delillerini sunmak suretiyle tasarrufun iptal edilmesini önlemesi

mümkündür. Bu bakımdan gerçek anlamda ivaz olarak pek aşağı bir fiyatın kabul

edildiği akitleri bağışlama gibi kabul eden, şeklen bağışlama gibi görünen

tasarruflar yönünden ise tasarrufun karşılıklı ve birbirine uygun edimlerle

gerçekleştirildiği yönünde iddia, savunma ve ispat olanakları sunan itiraz

konusu kuralın kamu yararı ile bireyin hak ve özgürlükleri arasındaki adil

dengeyi bozduğu ve ölçülülük ilkesine aykırı olduğu söylenemez.

39. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.

Kuralın Anayasa’nın 2. ve 10. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.

V. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU

40. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kanun,

Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da

bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte

yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe

gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmi Gazetede

yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmekte, 6216

sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural

tekrarlanarak Mahkemenin gerekli gördüğü

hâllerde, Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının

yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği

belirtilmektedir.

41. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 114. maddesiyle değiştirilen 278. maddesinin üçüncü fıkrasının, 9/11/1988 tarihli ve 3494 sayılı Kanun’un 53. maddesiyle değiştirilen (1) numaralı bendinde yer alan “...neseben veya…” ibaresinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun, 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 114. maddesiyle değiştirilen 278. maddesinin üçüncü fıkrasının;

A. 9/11/1988 tarihli ve 3494 sayılı Kanun’un 53. maddesiyle değiştirilen (1) numaralı bendinde yer alan “...neseben veya…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,

B. (2) numaralı bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve

itirazın REDDİNE,

11/7/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

Engin YILDIRIM

Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR

Üye

Serruh KALELİ

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Recep

KÖMÜRCÜ

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye

Muammer TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

Üye

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üye

Kadir ÖZKAYA

Üye

Rıdvan GÜLEÇ

Üye

Recai AKYEL

Üye

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Anayasa Mahkemesi, E. 2018/9, K. 2018/84, 11 Temmuz 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtirazın Konusu
  4. B. (2) numaralı bendinin
  5. Olay
  6. I. İptali İstenen Kanun Hükümleri
  7. II. İlk İnceleme
  8. B. (2) numaralı bendinin esasının incelenmesine
  9. III. Yürürlüğün Durdurulması Talebi
  10. B. (2) numaralı bendinin
  11. IV. Esasın İncelenmesi
  12. A. Kanun’un, 538 Sayılı Kanun’un 114. Maddesiyle
  13. B. Kanun’un, 538 Sayılı Kanun’un 114. Maddesiyle
  14. V. İptal Kararının Yürürlüğe Gireceği Gün Sorunu
  15. B. (2) numaralı bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
  16. Kömürcü
  17. Akıncı
  18. M. Emin KUZ
  19. Gökcan
  20. Hakyemez
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2018/9
Karar No
2018/84
Tarih
11 Temmuz 2018

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2018/109 K.2018/88
  • AYM Norm Denetimi E.2017/158 K.2018/89
  • AYM Norm Denetimi E.2018/114 K.2018/91
  • AYM Norm Denetimi E.2017/163 K.2018/90
  • AYM Norm Denetimi E.2018/116 K.2018/92
  • AYM Norm Denetimi E.2018/30 K.2018/94

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.