İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2023/142 K.2023/210

tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 22/2/2005 tarihli ve 5304 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle değiştirilen 22. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “…sınırlandırma,…” ibaresinin Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürerek…

Esas2023/142Karar2023/210Tarih30 Kasım 2023Okuma16 dk · 3.127 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
30 Kasım 2023
Esas Sayısı
2023/142
Karar Sayısı
2023/210
R.G.Tarih-Sayı
18/1/2024-32433
İtiraz yoluna başvuran
Kahramanmaraş Kadastro Mahkemesi
İtirazın konusu
21/6/1987
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.127 kelime·16 dk okuma·9 bölüm

tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 22/2/2005 tarihli ve 5304 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle değiştirilen 22. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “…sınırlandırma,…” ibaresinin Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürerek iptaline karar verilmesi talebidir.

OLAY: Uygulama kadastrosunun iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

I. İPTALİ

İSTENEN KANUN HÜKMÜ

Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 22. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Evvelce tespit, tescil veya sınırlandırma suretiyle kadastro veya tapulaması yapılmış olan yerlerin yeniden kadastrosu yapılamaz. Bu gibi yerler ikinci defa kadastroya tâbi tutulmuşsa, ikinci kadastro bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılır ve Türk Medenî Kanununun 1026 ncı maddesine göre işlem yapılır. Süresinde dava açılmadığı takdirde, ikinci defa yapılan kadastro, tapu sicil müdürlüğünce re’sen iptal edilir.

Ancak;

a) Tapulama, kadastro veya değişiklik işlemlerine ilişkin; sınırlandırma, ölçü, çizim ve hesaplamalardan kaynaklanan hataları gidermek üzere uygulama niteliğini kaybeden, teknik nedenlerle yetersiz kalan, eksikliği görülen veya zemindeki sınırları gerçeğe uygun göstermediği tespit edilen kadastro haritalarının tekrar düzenlenmesi ve tapu sicilinde gerekli düzeltmelerin sağlanması amacıyla tapulama ve kadastro görmüş yerlerde,

…

Birinci fıkra hükmü uygulanmaz.

…”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 13/9/2023 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ömer DURSUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, iptali istenen kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Genel Açıklama

3. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu

ile ondan önce yürürlükte bulunan 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı mülga Türk

Kanun-u Medenîsi tapu sicil sistemini öngörmüştür. Buna göre,

taşınmazların mülkiyetinin ve diğer ayni hakların kazanılması, devri ile

taşınmazın aynıyla ilgili diğer işlemler kural olarak tapu sicili üzerinden

yürütülmektedir. Tapu sicili, ayni hakların kazanılması, devri ve kısıtlanması

bakımından kural olarak kurucu bir etkiye sahip olmanın yanında taşınmazın

aynıyla ilgili işlemlerde aleniyeti de sağlamaktadır. Taşınmazın aynıyla ilgili

hukuki işlemlerin yürütülmesi ve bunlara geçerlilik kazandırılmasının bir kamu

hizmeti olarak devletin tekeline bırakılmış olması sebebiyle tapu sicili

sisteminin güvenilir bir biçimde oluşturulması büyük önem taşımaktadır.

4. Nitekim Anayasa Mahkemesi, taşınmazlar üzerindeki ayni hakların tapu sicili yoluyla açıklık kazanmasının güveni ve sürekliliği sağladığını açık bir biçimde vurgulamıştır (AYM, E.1993/21, K.1993/30, 21/9/1993). Ülkemizde Fatih Sultan Mehmet döneminde düzenlenmeye başlayan ve vergi tahakkuk ve tahsili işlemlerini kolaylaştırmayı amaçlayan arazi tahrirleri tapu sicil sisteminin temelini oluştursa da modern manada tapu sicili oluşturulması zorunluluğu ilk kez 743 sayılı Kanun’la getirilmiştir. Ancak 743 sayılı Kanun’la birlikte getirilen tapu sicili sisteminin iyi bir biçimde işleyebilmesi, arazilerin sınırlarının fenni usullerle belirlenerek kadastrosunun yapılmış olmasına bağlıdır.

5. Taşınmazlara ilişkin ayni hakların açıklığa kavuşturulmasında ve bu hakların herkese karşı korunmasının güvencesi olan tapu sicili müessesesinin kurulmasında kadastronun yeri ve önemi tartışma götürmez bir biçimde kendini göstermektedir (AYM, E.1973/13, K.1973/23, 31/5/1973). 743 sayılı Kanun’un getirdiği tapu sicil sisteminin kurulmasını temin etmek amacıyla tarihsel süreç içinde çok sayıda kanuni düzenleme yapılmıştır.

6. Bu kanunlardan sonuncusu 3402 sayılı Kanun’dur.

Kanun’un 1. maddesinde amacının, “ülke

koordinat sistemine göre memleketin kadastral veya topoğrafik kadastral

haritasına dayalı olarak taşınmaz malların sınırlarını arazi ve harita üzerinde

belirterek hukukî durumlarını tespit etmek suretiyle 4721 sayılı Türk Medeni

Kanununun öngördüğü tapu sicilini kurmak, mekânsal bilgi sisteminin alt

yapısını oluşturmak” olduğu açık bir

biçimde ifade edilmiştir. Kanun’un devamı maddelerinde kadastro işlemlerinin ne

şekilde yapılacağına ilişkin detaylı hükümlere yer verilmiştir. Kanun’un 11.

maddesinin birinci fıkrası kadastro tespitlerinin ilan edilmesini öngörmekte,

12. maddesinin birinci fıkrası ise kadastro tespit tutanaklarına karşı 30 gün

içinde mahkemede itiraz edebilme hakkı tanımaktadır. Bu süre içinde itiraz

edilmeyen kadastro tutanakları kesinleşir. Bununla birlikte kesinleşen kadastro

tutanaklarına konu hakların dava konusu edilebilmesi tamamen imkânsız

kılınmamış, Kanun’un 12. maddesinin üçüncü fıkrasında, bu tutanaklarda

belirtilen hakların, sınırlandırma ve tespitlerin, kadastro tutanakların

kesinleştiği tarihten itibaren on yıl içinde itiraz ve dava konusu edilmesi

mümkün kılınmıştır. Ancak bu süre geçtikten sonra artık kadastrodan önceki

hukuki sebeplere dayanarak kadastro tespitlerine karşı dava açılamaz. Bu

sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu kabul edilmektedir.

7. Evvelce tespit, tescil veya sınırlandırma suretiyle kadastro veya tapulaması yapılmış olan yerlerin yeniden kadastro işlemine konu olması Kanun’un 22. maddesinin birinci fıkrası uyarınca kural olarak mümkün değildir. Anılan fıkraya göre bu gibi yerler ikinci defa kadastroya tâbi tutulmuşsa, ikinci kadastro bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılır.

B. Anlam ve Kapsam

8. 3402 sayılı Kanun’un 22. maddesinin birinci fıkrasında

evvelce tespit, tescil veya sınırlandırma suretiyle kadastro veya tapulaması

yapılmış olan yerlerin yeniden kadastrosunun yapılamayacağı belirtilmekle

birlikte maddenin ikinci fıkrasında bu kuralın istisnalarına yer verilmiştir.

Fıkranın (a) bendine göre tapulama, kadastro

veya değişiklik işlemlerine ilişkin; sınırlandırma, ölçü, çizim ve

hesaplamalardan kaynaklanan hataları gidermek üzere uygulama niteliğini

kaybeden, teknik nedenlerle yetersiz kalan, eksikliği görülen veya zemindeki

sınırları gerçeğe uygun göstermediği tespit edilen kadastro haritalarının

tekrar düzenlenmesi ve tapu sicilinde gerekli düzeltmelerin yapılmasının

sağlanması amacıyla tapulama ve kadastro görmüş yerlerde yeniden kadastro

yapılması mümkündür. İtiraz konusu kural

bentte yer alan “sınırlandırma” ibaresidir. Buna göre sınırlandırmadan kaynaklanan hataların

giderilmesi için yenileme kadastrosu yapılabilecektir.

9. Taşınmazların sınırlandırılması usulü Kanun’un 7.

maddesinde açıklanmıştır. Maddenin birinci fıkrasına göre kadastro teknisyenleri hazır bulundukları takdirde mal

sahipleri ile ilgililerin huzurunda, varsa harita, tapu ve vergi kayıtları ile

diğer belgeleri, en az üç bilirkişi ile muhtarın bilgilerinden yararlanarak

inceler ve mahalline uygular. Teknisyenler, elde ettikleri bilgi ve buna dair

kanaatlerini her taşınmaz mal için düzenleyecekleri kadastro tutanağına yazarak

bu Kanun hükümlerine göre taşınmaz malı sınırlandırır ve hak sahiplerini tayin

eder. Sınırlandırma, kadastral harita veya büyütülmüş fotoğraf veya röperli

kroki üzerinde gösterilir; ihtilaflı sınırlar ayrıca belirtilir. Dolayısıyla

Kanun’un 7. maddesinin birinci fıkrası kapsamında kalan işlemin yapılması

sırasında hata oluşması hâlinde ikinci kez kadastro işlemi yapılması mümkün

olacaktır. Diğer bir ifadeyle, kadastro teknisyenlerinin elde ettikleri

bilgilere göre taşınmaz mala ilişkin olarak oluşturacakları ve kadastral harita

veya büyütülmüş fotoğraf ya da röperli kroki üzerinde gösterecekleri

sınırlandırma işleminde herhangi bir hata olması durumunda, dava konusu kural

uyarınca, ikinci kez kadastro işlemi yapılması mümkündür.

C. İtirazın Gerekçesi

10. Başvuru kararında özetle; ilk defa yapılan kadastro çalışmalarındaki sınırlandırma hatalarının teknik hata olarak nitelendirilmeyeceği, sınırlandırmadan kaynaklanan hatalar nedeniyle yeniden kadastro yapılmasına imkân tanıyan kuralın mülkiyet ihtilaflarını tekrar canlandırarak kadastronun güvenilirliğine zarar vereceği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

D. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

11. Anayasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda, mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikri hakların yanı sıra, icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dahildir (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).

12. İkinci kez kadastro işlemine konu olan taşınmazların Anayasa’nın 35. maddesi anlamında mülk teşkil ettiği açıktır.

13. Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı, bu hakka yönelik olarak kamu gücü tarafından gerçekleştirilen müdahalelerin yanı sıra kimi durumlarda özel hukuk kişilerince yapılan müdahalelere karşı da anayasal koruma sağlamaktadır. Dolayısıyla mülkiyet hakkı devlete, müdahalede bulunmama biçimindeki negatif yükümlülüğün yanında üçüncü kişilerden gelebilecek müdahalelere karşı malike koruma sağlama şeklindeki birtakım pozitif yükümlülükler de yüklemektedir (Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri Petrol Ürünleri Sanayi Ticaret Limitet Şirketi, B. No: 2014/8649, 15/2/2017, § 42).

14. İtiraz konusu kuralla, sınırlandırma hatalarının düzeltilmesi amacıyla yenileme kadastrosu yapılmasına imkân verilmesinin mülkiyet hakkının negatif yükümlülükleri kapsamında mı yoksa pozitif yükümlülükleri kapsamında mı inceleneceği hususu açıklığa kavuşturulmalıdır.

15. Yukarıda ifade edildiği üzere tapu sicili sisteminin kurulması ve işletilmesi devlet tarafından tekel biçiminde yürütülen bir kamu hizmeti olarak düzenlenmiştir. Kadastro işlemleri ise esas olarak tapu sicili sistemi kurmanın bir parçasıdır. Tapu sicil sisteminin kurulması, bununla bağlantılı olarak kadastro işlemlerinin yapılması devletin mülkiyetin korunması pozitif yükümlülüğü kapsamında icra ettiği bir ödevdir (benzer değerlendirmeler için bkz. Sefa Koşar, B. No: 2015/18352, 10/5/2018, § 51).

16. Bununla birlikte daha önce kadastrosu

yapılarak tapusu oluşturulmuş bir taşınmazın yüz ölçümünün yenileme kadastrosu

sonucunda değişmesi veya azalması aynı zamanda kamu gücü tarafından yapılan bir

müdahale olarak görülmelidir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, kadastrodan

kaynaklanan maddi bir hatanın düzeltilmesi nedeniyle taşınmazın yüz ölçümü

azaltılmasına rağmen söz konusu taşınmazı satın alan kişiye tazminat

ödenmemesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiği iddiasının ileri sürüldüğü Erdoğan

Sönmez başvurusunda, başvurucunun taşınmazının yüz ölçümünün azaltılmasını

mülkiyet hakkına müdahale olarak değerlendirmiş ve negatif yükümlülükler

kapsamında bir inceleme yapmıştır (Erdoğan Sönmez, B. No: 2019/38336,

1/2/2023, § 24).

17. Bazı durumlarda devletin pozitif ve negatif yükümlülüklerinin birbirinden ayrılması da mümkün olamamaktadır. Üstelik devletin ister pozitif isterse negatif yükümlülükleri söz konusu olsun, uygulanacak ilkeler önemli ölçüde benzeşmektedir (Hesna Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti. [GK], B. No: 2014/17196, 25/10/2018, § 70). Bu itibarla sınırlandırma hatalarının düzeltilmesi amacıyla yenileme kadastrosu yapılmasını öngören kuralın mülkiyet hakkının negatif yükümlülükleri kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

18. Mülkiyet hakkı, kişiye başkasının

hakkına zarar vermemek ve kanunların öngördüğü sınırlamalara uymak koşuluyla

sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve

tasarruf etme imkânı veren bir haktır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.

No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma,

semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden

herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53). Ayrıca kişinin

mal varlığında azalma meydana gelmesi sonucunu doğuran kamusal işlem ve

eylemler de mülkiyet hakkına müdahale oluşturur (Tülay Arslan ve diğerleri,

B. No: 2014/7051, 2/2/2017, § 77).

19. İkinci defa yapılan kadastro neticesinde değişen sınırlar sebebiyle kişilerin mülkiyetinde olan taşınmazların yüz ölçümünde azalma meydana gelmesi mümkündür. Taşınmazın tapu sicilinde kayıtlı olan yüz ölçümünde azalma meydana gelmesi mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmektedir.

20. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet

hakkına temas eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın

mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna

göre Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına

sahip olduğu belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına

yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına

müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, genel olarak

mülkiyet hakkının hangi şartlarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten

yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son

fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı

olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını

kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer

bazı maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel

hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma

ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

21. Yenileme kadastrosu sonucu taşınmazın tapu sicilinde kayıtlı olan yüz ölçümünün azalması bazı hallerde mülkün maddi alemde de azalmasına yol açabilmekte ise de yenileme kadastrosuyla yapılan müdahalenin amacı maliki mülkünden yoksun bırakmak değil, hatalı kadastro işlemlerini düzeltmektir. Bu husus gözetildiğinde sınırlandırma hatalarının düzeltilmesi suretiyle gerçekleşen müdahalenin mülkten barışçıl yararlanma hakkı kapsamında incelenmesi gerekmiştir.

22. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir.

23. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir. Buna göre temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.

24. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir.

25. Esasen temel hakları sınırlayan

kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan

hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından

olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler

hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek

şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu

otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.

Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından

da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,

bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de

yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını

gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla

Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen

kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi

ışığında yorumlanmalıdır.

26. 3402 sayılı Kanun’un 7. maddesinde

taşınmaz malların sınırlandırmasının nasıl gerçekleştirileceği belirtilmiştir.

Buna göre sınırlandırma hatasının kadastro sürecinde, kadastro teknisyenlerinin elde ettikleri bilgilere göre

taşınmaz mala ilişkin olarak oluşturacakları ve kadastral harita veya

büyütülmüş fotoğraf ya da röperli kroki üzerinde gösterecekleri sınırlandırma

işleminde gerçekleşen hataları ifade ettiği

açıktır. Nitekim yargı içtihatlarında da kadastro çalışmaları sırasında

muhtar, bilirkişi ve ilgilisinin beyanıyla taşınmazın zeminde belirlenmiş olan

sınırlarının hatalı olarak alınmasının sınırlandırma hatasına sebebiyet verdiği

kabul edilmiştir (bkz. Yargıtay 14. Hukuk

Dairesinin 12/10/2006 tarihli ve E. 2006/9086, K. 2006/10872 sayılı kararı).

27. Sınırlandırma hatası sebebiyle yapılacak olan yenileme kadastrosuna ilişkin usul ve esaslar Kanun’un 22. maddesinde açık bir biçimde belirtilmiştir. Bu itibarla kuralın belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olduğu ve bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmıştır.

28. Anayasa’nın 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak sınırlanabileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 35. maddesinde ise mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla sınırlanabileceği öngörülmüştür.

29. Yenileme kadastrosunun amacı, taşınmaz malların sınırlarının arazi ve harita üzerinde belirterek hukuki durumlarının tespit edilmesi, bu suretle güvenilir ve uygulanabilir bir tapu sicil sisteminin kurulmasıdır. Güvenilir ve uygulanabilir bir tapu sicil sisteminin kurulmasında kamu yararı bulunduğu açıktır.

30. Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).

31. Sınırlandırma hatalarının düzeltilmesi amacıyla yenileme kadastrosu yapılmasının güvenilir ve uygulanabilir tapu sicil sisteminin kurulması amacına ulaşılması bakımından elverişli olduğu anlaşılmaktadır.

32. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

Anayasa’ya uygun olabilmesi için amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasının

yanında gerekli olması da icap eder. Gereklilik yukarıda da belirtildiği üzere

hakka müdahale teşkil eden birden fazla araç arasından hakkı en az zedeleyen

aracın seçilmesini ifade etmektedir. İlk kadastroda hatalı bir şekilde yapılan

sınırlandırma, anılan taşınmaza yönelik yeni bir kadastro uygulamasıyla

düzeltilebilecektir. Ayrıca itiraz konusu kural kapsamında yapılacak

düzeltmenin kapanmış ve kesinleşmiş mülkiyet ihtilaflarının canlandırılması

amacı taşımadığı, teknik hatalardan kaynaklanan sebeplerle uygulama niteliğini

kaybeden, yetersiz kalan, eksikliği görülen veya zemindeki sınırları gerçeğe

uygun göstermediği tespit edilen kadastro haritalarının yeniden düzenlenmesiyle

sınırlı bir işlev gördüğü anlaşılmaktadır. Yenileme kadastrosunun yapılabilmesi

için sınırlandırma hatasının var olmasının yanında bu hatanın tapulama,

kadastro veya değişiklik işlemlerine ilişkin olması ve bu hatalar sebebiyle

kadastro haritalarının uygulama niteliğini kaybetmesi, teknik nedenlerle

yetersiz kalması, eksik görülmesi ya da zemindeki sınırları gerçeğe uygun

göstermemesi de gerekmektedir.

33. Nitekim Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin

28/1/2014 tarihli ve E. 2013/13979, K. 2014/233 sayılı kararında “Uygulama

(yenileme) kadastrosunun amacı, tapulama, kadastro veya değişiklik işlemlerine

ilişkin; sınırlandırma, ölçü, çizim (tersimat) ve hesaplamalardan kaynaklanan

hataları gidermektir. Uygulama kadastrosu, 3402 sayılı Yasa'nın 12/3.

maddesinin istisnası olmadığı gibi, mülkiyet ihtilaflarının idari işlemle

ortadan kaldırılması gibi bir amaca da sahip değildir.” açıklamalarına yer

verilerek yenileme kadastrosu işleminin mülkiyet ihtilaflarının giderilmesi

veya canlandırılması amacıyla yapılamayacağı açıkça ifade edilmiştir.

Dolayısıyla sınırlandırma hataları kapsamında yenileme kadastrosu yapılmasının

tapu sicilinin güvenilirliğinin sorgulanmasına yol açacak zorunlu ve istisnai

bazı durumlara münhasır kılındığı anlaşılmaktadır. Tapu sicilinin

güvenilirliğinin tartışma konusu olduğu hâllere özgü olarak yenileme kadastrosu

yapılmasına imkân tanınmasının zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiği

değerlendirilmiştir.

34. Son olarak sınırlamanın orantılı olup olmadığı incelenmelidir. Orantılılık sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ile başvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasına işaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, amaç ile araç arasında adil bir denge kurulmasını gerektirmektedir. Buna göre mülkiyet hakkına getirilen sınırlamayla ulaşılmak istenen meşru amaç ve başvurucunun mülkiyet hakkından yararlanmasındaki bireysel yarar arasında makul bir orantı kurulmalıdır. Hedeflenen amaca ulaşıldığında elde edilecek kamusal yararla kıyaslandığında sınırlama ile kişiye yüklenen külfetin aşırı ve orantısız olmaması gerekir (D.C., B. No: 2018/13863, 16/6/2021, § 49).

35. Usule ilişkin güvencelerin varlığı

orantılılık değerlendirmesinde önemli bir rol oynayabilir. Bu bağlamda

müdahalenin hukuka aykırılığının ileri sürülebileceği veya müdahale nedeniyle

oluşan maddi ve manevi zararların tazmin edilmesinin istenebileceği hukuk

yollarının olmaması da bazı durumlarda kişiye yüklenen külfeti ağırlaştıran bir

unsur olarak görülebilir. Bu bakımdan kişinin hukuka aykırılık iddialarının bir

mahkeme tarafından etkili bir biçimde incelenmesi müdahalenin orantılılığı

bakımından ehemmiyet arz etmektedir (D.C., § 52; Eyyüp Baran, B.

No: 2014/8060, 29/9/2016, §§ 75-95; Mahmut Üçüncü, B. No: 2014/1017,

13/7/2016, §§ 79-102; Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017, §§

57-72).

36. Yenileme kadastrosu sonucu yapılan

tespite karşı dava açılmasının mümkün olduğunun altı çizilmelidir. Yenileme

kadastrosunun hukuka aykırı olması hâlinde bunun yargı mercilerince iptal

edilmesi mümkündür. Ayrıca Kanun’un 22. maddesinin birinci fıkrasının ikinci

cümlesinde, bir yerin, kanunda belirtilen koşullar oluşmadan ikinci defa kadastroya tâbi tutulması hâlinde, ikinci

kadastronun bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılması öngörülmüştür. Bu durumda

ayni hakkı zedelenen kişi 4721 sayılı Kanun’un 1026. maddesi uyarınca yargı

mercilerine başvurabilir. Süresinde dava açılmadığı takdirde ise ikinci defa

yapılan kadastronun, tapu sicil müdürlüğünce resen iptal edilmesi imkânı

getirilmiştir. Dolayısıyla hukuka aykırı olarak yapılan ikinci kadastro

işleminin iptal edilmesini temin edecek mekanizmalara yer verildiği

görülmektedir.

37. Öte yandan ikinci kadastro işlemi

hukuka uygun olsa bile sınırlandırmanın hatalı olmasının kamu görevlilerinin

işlemlerinden/kusurlarından kaynaklandığı ve ayni hakkı zedelenin kişinin ise

kusurunun bulunmadığı veya idareninkine nazaran daha az olduğu hâllerde ayni

hakkı zedelenen kişiye tazminat ödenmesi orantılılık ilkesinin bir gereğidir.

4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesinde tapu sicilinin tutulmasından doğan

zararlardan devletin sorumlu olduğu belirtilmiştir. Yapılan kadastro

neticesinde oluşacak sınırlar tapu kütüğünün oluşumu sürecinin bir parçasıdır.

Tapu işlemleri, kadastro tespiti işlemleri ile başlayan ve onu takip eden

işlemlerdir. Tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu

işlemleri bir bütün oluşturduğundan, kadastro işlemleri sırasında oluşan

hatalar da 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesi kapsamında devletin objektif

sorumluluğu kapsamına girmektedir.

38. Bu itibarla yenileme kadastrosu neticesinde mülkiyetinde bulunan taşınmazın yüz ölçümünde azalma meydana gelen üçüncü kişilerin uğradığı kayıplar sebebiyle tazminat davası açma imkânının bulunduğu açıktır. Yerleşik yargı içtihatlarında da yenileme kadastrosu neticesinde uğranılan zararlar için maliye hazinesinden tazminat talep edilebileceği kabul edilmektedir (Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E.2015/2184, K.2015/11402, 18/11/2015; Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E.2013/9108, K.2013/13601, 9/9/2013; Mehmet Koca, B. No: 2014/19791, 19/12/2017).

39. Bu durumda, sınırlandırma hatalarının düzeltilmesi suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olduğu anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

IV. HÜKÜM

21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 22/2/2005 tarihli ve 5304 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle değiştirilen 22. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “...sınırlandırma,...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 30/11/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üye

Engin YILDIRIM

Üye

Muammer TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye Basri BAĞCI Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE

Anayasa Mahkemesi, E. 2023/142, K. 2023/210, 30 Kasım 2023 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. İptali
  4. İstenen Kanun Hükmü
  5. II. İlk İnceleme
  6. III. Esasın İncelenmesi
  7. A. Genel Açıklama
  8. B. Anlam ve Kapsam
  9. C. İtirazın Gerekçesi
  10. D. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
  11. M. Emin KUZ
  12. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2023/142
Karar No
2023/210
Tarih
30 Kasım 2023

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2023/129 K.2023/206
  • AYM Norm Denetimi E.2023/102 K.2023/203
  • AYM Norm Denetimi E.2020/75 K.2023/188
  • AYM Norm Denetimi E.2023/50 K.2023/202
  • AYM Norm Denetimi E.2023/106 K.2023/205
  • AYM Norm Denetimi E.2022/90 K.2023/201

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.