İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2024/78 K.2024/164

tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 334. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarının Anayasa’nın 36. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir.

Esas2024/78Karar2024/164Tarih24 Eylül 2024Okuma21 dk · 4.178 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
24 Eylül 2024
Esas Sayısı
2024/78
Karar Sayısı
2024/164
R.G.Tarih-Sayı
21/11/2024-32729
İtiraz yoluna başvuran
Diyarbakır 3. İdare Mahkemesi
İtirazın konusu
12/1/2011
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.178 kelime·21 dk okuma·13 bölüm

tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 334. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarının Anayasa’nın 36. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir.

OLAY: Özel hukuk tüzel kişisi tarafından açılan tam yargı davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ

Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 334. maddesi şöyledir:

“Adli yardımdan yararlanacak kişiler

MADDE 334- (1) Kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde, taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler.

(2) Kamuya yararlı dernek ve vakıflar, iddia ve savunmalarında haklı göründükleri ve mali açıdan zor duruma düşmeden gerekli giderleri kısmen veya tamamen ödeyemeyecek durumda oldukları takdirde adli yardımdan yararlanabilirler.

(3) Yabancıların adli yardımdan yararlanabilmeleri ayrıca karşılıklılık şartına bağlıdır.”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE ve Yılmaz AKÇİL’in katılımlarıyla 4/4/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür.

2. Anayasa’nın

152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve

Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta

olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı

kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan

birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması

durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya

yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine

başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir

davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması

gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde

ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da

olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır.

3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 6100 sayılı Kanun’un 334. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarının iptallerini talep etmiştir. Anılan Kanun’un 334. maddesinin (1) numaralı fıkrasında gerçek kişilerin adli yardımdan yararlanmasına ilişkin şartlar düzenlenmiş, (2) numaralı fıkrasında ise adli yardımdan yararlanacak tüzel kişilerin kapsamı belirlenmiştir. Bakılmakta olan davanın özel hukuk tüzel kişisi olan ticaret şirketi tarafından açılması nedeniyle 6100 sayılı Kanun’un 334. maddesinin gerçek kişilerin adli yardımdan yararlanmasını düzenleyen itiraz konusu (1) numaralı fıkrasının bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır.

4. Açıklanan nedenlerle 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 334. maddesinin;

A. (1) numaralı

fıkrasının itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu fıkraya ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddine,

B. (2) numaralı

fıkrasının esasının incelenmesine,

OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

5. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Sümeyye KOCAMAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Anlam ve Kapsam

6. Adli yardım, Anayasa’da düzenlenen

hak arama özgürlüğünün kullanılabilmesi ve adil yargılama hakkının

unsurlarından olan, taraflar arasında silahların eşitliği ilkesinin hayata

geçirilebilmesi için gerekli yargılama giderlerini hiç veya sıkıntıya

düşmeksizin ödeyemeyecek durumda bulunan kişilere yapılacak tüm yargılama ve

takip giderlerinden geçici olarak muafiyet sağlayan hukuki bir kurumdur. Adli

yardım, hak arama özgürlüğünün bir gereği olarak ekonomik gücü yetersiz olan

kişilerin iddia ve savunmada bulunma imkânından mahrum kalmamaları için

getirilmiştir. Buna göre hak arama özgürlüğünün kullanılmasındaki ekonomik ve

sosyal engellerin ortadan kaldırılması adına kişilerin yargılama giderinden

belli koşullarda istisna tutulmaları sağlanmıştır.

7. İtiraz konusu kural, kamuya yararlı dernek ve vakıfların iddia ve savunmalarında haklı göründükleri ve mali açıdan zor duruma düşmeden gerekli giderleri kısmen veya tamamen ödeyemeyecek durumda oldukları takdirde adli yardımdan yararlanabileceklerini düzenlemektedir.

8. Bu itibarla 6100 sayılı Kanun’un 334. maddesinde düzenlenen adli yardım kurumundan ilke olarak gerçek kişiler yararlanabilecek, tüzel kişilerden ise yalnızca kamuya yararlı dernek ve vakıflar adli yardım talebinde bulunabilecektir. Nitekim anılan maddenin gerekçesinde bu hususa açıkça vurgu yapılmıştır. Dolayısıyla kanun koyucunun kamuya yararlı dernek ve vakıflar dışındaki özel hukuk tüzel kişilerini adli yardımın kapsamı dışında bırakmak suretiyle bu konuda kategorik bir yasak getirdiği anlaşılmaktadır.

B. İtirazın Gerekçesi

9. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kural kapsamında özel hukuk tüzel kişilerinin adli yardımdan yararlanamamalarının meşru bir amacının bulunmadığı, kuraldan kaynaklanan bu sınırlamanın kişilerin mahkemeye erişimini aşırı derecede zorlaştırdığı hatta imkânsız hâle getirdiği, dolayısıyla kuralla adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirildiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 36. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

1. Fıkrada Yer Alan “Kamuya yararlı dernek ve vakıflar…” İbaresinin İncelenmesi

10. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.

11. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” denilmektedir. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2021/9, K.2022/4, 26/1/2022, § 28).

12. Adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir (AYM, E.2021/20, K.2022/84, 30/6/2022, § 10).

13. İtiraz konusu kural, gerçek kişiler için öngörülen adli yardım kurumundan tüzel kişilerden yalnızca kamuya yararlı dernek ve vakıfların yararlanmalarına imkân tanımak suretiyle bunlar dışında kalan özel hukuk tüzel kişilerini kapsam dışında bırakmaktadır. Dolayısıyla kural kapsamında kamuya yararlı vakıf ve dernek dışındaki tüzel kişilerden mali imkânları yetersiz olanların iddia ve savunmada ya da icra takibinde bulunmalarını veya geçici hukuki korunma talep etmelerini kolaylaştıran adli yardım imkânından mahrum edilmeleri suretiyle bu tüzel kişiler yönünden mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirilmektedir.

14. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine ve ölçülülük ilkesine uygun olması gerekir.

15. Buna göre mahkemeye erişim hakkına yönelik sınırlamalarda dikkate alınacak öncelikli ölçüt, sınırlamanın kanunla yapılmasıdır. Ancak Anayasa Mahkemesinin kararlarında sıkça vurgulandığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir.

16. Esasen

temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2.

maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk

devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir

duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir

ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı

koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki

güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının

öngörülebilir olmasını, kişilerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven

duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici

yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§

153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak

belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti

ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.

17. Kuralda adli yardımdan yaralanacak özel hukuk tüzel kişilerinin kapsamının açık ve net olarak belirlendiği gözetildiğinde kuralla mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamada kanunilik şartının sağlandığı anlaşılmaktadır.

18. Anayasa’nın 36. maddesinde adil

yargılanma hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla

birlikte özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da o hakkın doğasından

kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca Anayasa’nın

başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler,

özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir

(AYM, E.2023/79, K.2024/80, 14/3/2024, § 16). Ayrıca adil yargılanma hakkı,

niteliği gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bir haktır. Zira bu

hakkın Anayasa’da zikredilmiş olması kendi başına bir anlam ifade etmemekte,

bireylerin bu haktan yararlanabilmesi için devletin en azından yargı

teşkilatını kurması ve yargılama usullerini belirlemesi gerekmektedir. Devletin

düzenleme yetkisini haiz olduğu alanlarda belli ölçüde takdir yetkisine sahip

olduğunun kabulü gerekir. Bu sebeple adil yargılanma hakkına yönelik

sınırlamalar getirilirken kanun koyucuyu bağlayan belli bir meşru amaçlar listesi

bulunmamaktadır. Ancak kanun koyucunun bu takdir yetkisinin Anayasa

Mahkemesinin denetimine tabi olduğu açıktır (Bekir Sözen [GK], B. No:

2016/14586, 10/11/2022, § 74).

19. Yargı ve icra takip harçları, yargı ve icra faaliyetinden yararlanılması karşılığında ödenen katkı payını ifade etmektedir. Söz konusu harçları ödeme yükümlülüğünün getirilmesiyle bölünebilen bir kamu hizmeti olan yargı ve icra hizmetlerinden yararlananların bunların maliyetinin bir kısmına katlanması hedeflenmektedir. Öte yandan tarafların harç dışındaki diğer yargılama ve takip giderlerini avans ya da peşin olarak ödemekle yükümlü kılınmalarının amacı ise yargılama ve icra faaliyetleri sırasında yapılması zorunlu giderlerin karşılanmasıdır. Bu giderlerin söz konusu hizmetleri talep eden kişi tarafından karşılanması işin doğası gereğidir.

20. Yargılama ve takip masraflarının abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun taleplerin disipline edilmesi ve gereksiz başvuruların önüne geçilerek mahkemeler ve icra dairelerinin meşgul edilmesinin önlenmesi amacına hizmet ettiği açıktır. Bu itibarla yargı ve icra hizmetlerinden yararlanan kişilere harç ve diğer yargılama giderlerini ödeme yükümlülüğü getirilmesinin meşru bir amacının bulunduğu anlaşılmaktadır.

21. Genel olarak yargılama ve takip masraflarına ilişkin

düzenlemelerde anılan meşru amacın yanında kuralla özel hukuk tüzel kişileri açısından

getirilen kategorik yasağın meşru amacının bulunup bulunmadığının ayrıca

değerlendirilmesi gerekir. Çünkü yargılama ve takip masraflarını karşılama

gücüne sahip kişiler yönünden söz konusu meşru amacın geçerli olduğu

söylenebilirse de adli yardıma ihtiyacı olduğunu iddia eden kişiler yönünden

farklı bir değerlendirme yapılması söz konusu olabilir. Bununla birlikte

kuralda öngörülen kategorik yasağın aynı zamanda kuralın ölçülülüğü bağlamında

ele alınması gereken yönleri de bulunmaktadır. Zira belirtilen istisnalar

dışında özel hukuk tüzel kişilerine adli yardım konusunda getirilen kategorik

yasağın gerekçesinin aynı zamanda kuralın ölçülü olup olmadığının

değerlendirilmesinde de dikkate alınması gereken bir olgu olduğu açıktır.

Dolayısıyla kuralda öngörülen kategorik yaklaşımın meşru amacının bulunup

bulunmadığının ölçülülük incelemesiyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.

22. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi ise elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın meşru amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir sınırlama aracı ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.

23. Genel olarak gereksiz başvuruların önlenmesi suretiyle dava sayısının azaltılması ve mahkemelerin ve icra dairelerinin gereksiz yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkların makul sürede bitirilebilmesi amacıyla belirli yükümlülükler öngörülebilir. Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kanun koyucunun takdir yetkisi içindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayı ya da mahkeme hükmünün icrasını imkânsız kılmadıkça ya da aşırı derecede zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 39).

24. Kuşkusuz kanun

koyucunun adli yardım talebinden kimin yararlanacağını ve buna ilişkin şartları

belirlemede belirli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak kanun koyucunun

bu takdir yetkisini anayasal ilkelere bağlı kalarak kullanması gerekir. Harç,

yargılama ve takip gideri olarak öngörülen mali yükümlülüklerle mahkemeye

erişim hakkına getirilen sınırlamanın ölçülü olabilmesi, ekonomik durumu bu

yükümlülüğü karşılamaya elverişli olmayan kişilere belirli şartlar altında

muafiyet tanınmasıyla mümkün olabilir. Nitekim kanun koyucu adli yardım

kurumuyla ödeme gücü olmayan gerçek kişiler için söz konusu mali yükümlülüğe

istisna getirmiştir. Ancak kuralla kamuya yararlı dernek ve vakıflar dışındaki

özel hukuk tüzel kişileri açısından ekonomik durumuna bakılmaksızın öngörülen

kategorik yasağın objektif ve makul gerekçelerle ortaya konulması gerekir. Söz

konusu gereklilik bu kişiler açısından farklı bir yaklaşımın benimsenmesinde ve

sınırlamanın ölçülülüğünün belirlenmesinde zorunlu bir unsurdur (Kemtaş

Tekstil İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. [GK], B. No: 2020/22192, 17/5/2023, §

70).

25. Anayasa Mahkemesi özel hukuk tüzel kişisi

olan bir sermaye şirketinin idareye karşı açtığı tazminat davasında adli yardım

talebinin reddedilmesi üzerine yaptığı bireysel başvuruyu mahkemeye erişim

hakkı kapsamında incelemiştir. Anayasa Mahkemesi anılan kararda öncelikle adli yardım talebinin kabul edilmesi için

gerekli olan yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme

gücünden yoksun olma ölçütünün sadece gerçek kişiler için geçerli bir kavram

olmadığını, borca batık durumda olan yani aktifleri borçlarını karşılayamayan

özel hukuk tüzel kişilerinin de bu kapsamda değerlendirilebileceğini, ödeme

gücünden yoksunluğun ise finansal tablolardan, denetime tabi tüzel kişiler için

denetim raporlarından, erken teşhis komitesinin raporlarından, yönetim

organının tespitlerinden objektif olarak belirlenebileceğini ifade etmiştir (Kemtaş

Tekstil İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş., § 71).

26. Anılan kararda, hak ve fiil ehliyetine sahip olan tüzel kişilere hukuk düzeni tarafından borç ve yükümlülük öngörüldüğü, bunlara aktif ve pasif dava ehliyetine sahip olarak iddialarını yargısal merciler önünde dile getirme imkânının tanındığı, dolayısıyla yüksek miktardaki yargılama giderlerini ödemekten aciz olan özel hukuk tüzel kişileri açısından bu durumun dava açmayı zorlaştırabileceği hatta imkânsız hâle getirebileceği, ödeme gücünden yoksun bu kişiler açısından mevzuatta adli yardım kurumu dışında dava açmalarını kolaylaştırabilecek herhangi bir düzenlemenin ya da yargısal uygulamanın bulunmadığı belirtilmiştir (Kemtaş Tekstil İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş., § 72).

27. Anayasa Mahkemesi söz konusu kararda hukuk düzenine göre gerçek kişiler gibi hak ve borçlara ehil olan özel hukuk tüzel kişilerinin -yargılama masraflarını ödeme gücü olmayanların- durumlarının dikkate alınarak söz konusu masraflardan muaf tutulmalarının nimet-külfet dengesinin sağlanması açısından zorunlu olduğunu, dolayısıyla kanundan kaynaklanan kategorik yasağın meşru bir amacının bulunmadığı gibi başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna ulaşmıştır (Kemtaş Tekstil İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş., §§ 73, 74).

28. Bu itibarla kural kapsamında kamuya yararlı dernek ve vakıflar dışındaki özel hukuk tüzel kişilerinin Kanun’da öngörülen şartlar oluştuğu hâlde yalnızca tüzel kişi olmaları nedeniyle adli yardım kurumundan yararlandırılmamalarının meşru amacı bulunmadığı gibi kuralla mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın ölçülü olduğu da söylenemez.

29. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

Muhterem İNCE, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI bu görüşe katılmamışlardır.

2. Kuralın Kalan Kısmının İncelenmesi

30. 6100 sayılı Kanun’un 334. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “Kamuya yararlı dernek ve vakıflar…” ibaresinin iptali nedeniyle anılan fıkranın kalan kısmının uygulanma imkânı kalmamıştır. Bu nedenle söz konusu kısım 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası kapsamında değerlendirilmiş ve bu kısım yönünden Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılmasına gerek görülmemiştir.

IV. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ

31. 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.

32. 6100 sayılı Kanun’un 334. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “Kamuya yararlı dernek ve vakıflar…” ibaresinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan fıkranın kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir.

V. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU

33. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kanun,

Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da

bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte

yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe

gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede

yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3)

numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak suretiyle Anayasa Mahkemesinin

gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının

yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği

belirtilmektedir.

34. 6100 sayılı Kanun’un 334. maddesinin (2) numaralı fıkrasının iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 334. maddesinin;

A. (2) numaralı fıkrasında yer alan “Kamuya yararlı

dernek ve vakıflar,…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Muhterem İNCE, Ömer ÇINAR ile Metin KIRATLI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince

KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE

GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,

B. (2) numaralı

fıkrasının kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,

24/9/2024 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY

Anayasa Mahkemesi çoğunluğu tarafından HMK’nın 334. Maddesinin ikinci fıkrasında kamuya yararlı dernek ve vakıflar dışında diğer özel hukuk tüzel kişilerinin Kanunda öngörülen koşulları sağladığı halde adli yardımdan yararlanamamasının meşru bir amacı olmadığı ve mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın ölçülü olmadığı gerekçesi ile söz konusu fıkranın Anayasanın 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği kabul edilmiştir. Aşağıdaki gerekçelerle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. Şöyle ki;

Adlî yardım, yargılama giderlerini kısmen veya tamamen

ödeyemeyecek durumda olan kişinin, bu giderlerden geçici olarak muaf

tutulmasını sağlayan bir kurumdur. Adli yardım, Hukuk Muhakemeleri Kanunu

(HMK)’nun 334. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin ilk fıkrasında, kendisinin

ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama

veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan

kimselerin, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra

takibinde, taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli

yardımdan yararlanabilecekleri düzenlenmiştir. Maddede yer alan

“kendisinin ve ailesinin” ifadelerinden, bu fıkra hükmüne göre adli yardımdan

sadece gerçek kişilerin yararlanabileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Söz konusu

maddenin 2. fıkrasında kamuya yararlı dernekler ile vakıfların iddia ve

savunmalarında haklı göründükleri ve mali açıdan zor duruma düşmeden gerekli

giderleri kısmen veya tamamen ödeyemeyecek durumda oldukları takdirde adli yardımdan

yararlanabilecekleri öngörülmüştür. HMK’nın 334.maddesi bir bütün olarak

değerlendirildiğinde, söz konusu düzenlemedeki koşulları sağlaması halinde adli

yardımdan yararlanabilecekler, sadece gerçek kişiler, kamuya yararlı dernekler

ve vakıflar olmaktadır. Kamuya yararlı olmayan dernekler veya vakıflar ile

tüzel kişiliği haiz ticari şirketler ve diğer özel hukuk tüzel kişileri adli

yardım talebinde bulunamazlar.

Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 125/1’de ticaret

şirketlerinin tüzel kişiliği haiz olduğu ve kanundaki istisnalar saklı olmak

üzere, TMK’nın 48. maddesi çerçevesinde tüm haklardan yararlanabileceği ve

borçları üstlenebileceği düzenlenmiştir. Ticaret şirketlerinin adli yardım

talebinde bulunup bulunamayacakları belirlenirken HMK’nın 334. maddesi ile

TTK’nın 16. maddelerinin birlikte göz önünde bulundurulmasında fayda vardır.

TTK m. 16/1’e göre, ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir

işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel

hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet,

il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından

kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılırlar. Aynı maddenin 2. fıkrasında

ise Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri ile

kamu yararına çalışan dernekler ve gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi

niteliğindeki işlere harcayan vakıfların, bir ticari işletmeyi, ister doğrudan

doğruya ister kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen ve işletilen bir tüzel

kişi eliyle işletsinler, kendilerinin tacir sayılmayacakları ifade edilmiştir.

Bu açıdan bakıldığında ticaret şirketlerinin adli yardım talebinde bulunup

bulunamayacakları belirlenirken, kamu yararına çalışan dernekler ile gelirinin

yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar ile bu

niteliği haiz olmayan dernekler ve vakıflar arasında bir ayrım yapılması

zorunludur. Öyle ki, kamu yararını haiz dernek ve vakıfların ticari

işletmelerini bir ticaret şirketi (tüzel kişi) eliyle işletmeleri halinde

bunlar tacir sayılamayacağından, kamu yararına çalışan dernekler ve vakıfların

adli yardım talebinde bulunabilmeleri mümkün iken kamu yararı niteliğini haiz

olmayan dernekler ile vakıfların adli yardım talebinde bulunmaları söz konusu

olamayacaktır. Kamu yararını haiz olmayan dernekler veya vakıfların adli yardım

talebinde bulunması mümkün değilken, amacın kamusal menfaatlerin korunması

yerine ekonomik olduğu nazara alındığında ticaret şirketlerinin adli yardım

talebinde bulunmaları da evleviyetle mümkün değildir.

Türk Ticaret Kanunu uyarınca tacirlerin, tacir olmaya

bağlanan haklardan örneğin, kararlaştırılmamış olsa bile ücret ve faiz

isteyebilme, ticari iş karinesinden faydalanma, satış ve mal değişimlerinde

özel hükümlere tabi olma vb. yararlanabildikleri gibi tacir olmaktan

kaynaklanan yükümlülüklere de katlanmaları gerekir. Bu yükümlülüklere örnek

olarak, kural olarak ücret veya sözleşme cezasının indirilmesini talep edememe,

iflasa tabi olma, basiretli bir iş adamı gibi hareket etme, defter tutma vb.

sayılabilir. Görüldüğü üzere tacir olmaya bağlanan hakların yanı sıra salt bu

sıfatı haiz olmaya bağlanan bazı yükümlülükler bulunması işin doğası ve kanun

gereğidir. Bu açıdan bakıldığında tüzel kişi tacir, bu sıfatı haiz olmayanlardan

farklı olarak ücret veya sözleşme cezasının indirilmesini talep edemediği gibi

adli yardım talebinde de bulunamaz. Kaldı ki, tacir olmaya bağlanan hak ve

yükümlülüklerin tamamı TTK’da düzenlenmemiş, diğer bazı kanunlarda da tacir

olmaya bağlı hak ve yükümlülüklere yer verilmiştir. Örneğin, tacirlerin yetki

sözleşmesi yapabilecek olmasına ilişkin HMK’nın 17. maddesi diğer kanunlarda

düzenlenen ve tacir olmaya bağlanan bir haktır. Bu nedenle, tacir sıfatını haiz

ticari şirketler için, HMK’nın 334. maddesinde adli yardım talebinin

düzenlenmemiş olması, Anayasa’ya aykırılık oluşturmamaktadır.

Türk Ticaret Kanunu’na göre, bir ticari işletmeyi kısmen

de olsa kendi adına işleten kişi tacir sayılır. Ticari işletmeden de söz

edilebilmesi için faaliyetlerin bağımsız ve sürekli bir şekilde

gerçekleştirilmesi, esnaf faaliyeti için öngörülen düzeyi aşan miktarda gelir

sağlamayı hedef tutacak nitelikte olması gerekir. Buna göre, kanun koyucunun

bir ticari işletmenin işletilmesiyle tacir sıfatını kazanacak tüzel kişi

tacirin (ticaret şirketlerinin) adli yardım talebinde bulunamayacak olması

varsayımından hareket ettiği kabul edilmelidir. Kanun koyucunun bu varsayımının

temelinde ticaret şirketlerinin kamusal bir amaçtan ziyade ekonomik bir amaçla

hareket etmeleri yatmaktadır. Nitekim kollektif şirketler bakımından, TTK m.

211/1, komandit şirketler için TTK m. 304/1, anonim şirketler için TTK m. 331

ve Limited şirketler için TTK m.573/3’de şirketlerin amaçlarının ekonomik

olduğu açıkça hükme bağlanmıştır. O halde amacın kamusal menfaatlerin korunması

yerine ekonomik olduğu ticaret şirketlerinde ticaret şirketlerinin adli yardım

talebinde bulunmasında ve bunların yargılama giderlerinin kamunun üzerinde

bırakılmasında kamunun menfaatini koruyan meşru bir amaç bulunmamaktadır.

Kamuya yararlı dernek ve vakıfların hem ticari işletmeyi

bir ticaret şirketi eliyle işlettikleri takdirde dahi tacir sıfatını haiz

olmamaları hem de HMK 334/2’de sadece bu türden dernekler ile vakıfların adli

yardım talep edebileceklerinin öngörülmüş olması karşısında kamuya yararlı

dernek veya vakıflar dışındaki diğer özel hukuk tüzel kişilerinin adli yardım

talep edebilmeleri mümkün değildir. TTK m. 16/2 göz önünde bulundurulduğunda

tacir sıfatı kamuya yararlı dernekler ve vakıflara ait olmayıp, bunların

faaliyetlerini bir ticaret şirketi eliyle gerçekleştirmesi halinde bu ticaret

şirketlerine ait olacaktır. Dolayısıyla böyle bir durumda kamuya yararlı dernek

veya vakıflar adli yardım talep edebilecek iken, işlettikleri ticaret

şirketlerinin adli yardım talebinde bulunabilmeleri mümkün olmayacaktır.

Dernek ve vakıfların kamu yararı niteliğini haiz

olabilmeleri için belirli koşullar bulunmaktadır. Buna göre, mevzuatta aranan

diğer koşullar yanında, derneklerin kamu yararını haiz olmak için, sahip olduğu

mal varlığının ve yıllık gelirinin tüzüğünde belirtilen amacı gerçekleştirecek

düzeyde olması, amacı ve gerçekleştirdiği faaliyetlerin, üyelerinin dışında

yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde toplumun ihtiyaç ve sorunlarına yönelik

çözümler üretecek ve toplumsal gelişmeye katkı sağlayacak nitelikte olması, yıl

içinde elde ettiği gelirin en az yarısının bu amaçla harcanması zorunludur.

Vakıflarda kamu yararının kazanılması için, diğer koşullar yanında, vakıfların

sağlık, sosyal yardım, eğitim, bilimsel araştırma ve geliştirme, kültür ve

çevre koruma ile ağaçlandırma konularında faaliyette bulunmayı amaç edinmesi ve

bu faaliyetlerinin kamuya açık ve Devletin kamu hizmeti yükünü azaltıcı etki

yapacak düzeyde olması, belli bir yöre veya belli bir kitleye hizmeti amaç

edinmemesi gerekmektedir. Buna göre, kanun koyucu, ticari şirketlerden farklı

olarak ekonomik (kâr) amacı gütmeyen kamu yararını haiz dernek ve vakıfların,

gelirlerini toplumun ihtiyaç ve sorunlarına yönelik harcadığını da göz önünde

tutarak, onlara sağladığı vergisel ve sair avantajların yanında HMK’nın 334.

maddesinde belirli koşullar altında adli yardımdan yararlanma imkânı da

tanımıştır. Kamuya yararlı dernek ve vakıfların amaç ve faaliyetleri nazara

alındığında, hak arama özgürlüklerinin tesis edilebilmesi/korunabilmesi için

kendilerine adli yardım sağlanmasında meşru bir amaç ve kamusal bir menfaat

bulunmaktadır.

Avrupa ülkelerine bakıldığında, tüzel kişilerin adlî

yardımdan yararlanıp yararlanamayacağı hususunda farklı yaklaşımların bulunduğu

görülmektedir. Örneğin;, Arnavutluk, Bosna Hersek, Bulgaristan, İngiltere,

Galler, İrlanda, İtalya, Letonya, Lüksemburg, Malta, Moldova, Romanya ve

Sırbistan gibi ülkelerde tüzel kişiler adlî yardımdan yararlanamaz. Fransa,

Yunanistan, Portekiz ve İspanya gibi ülkelerde ise kâr amacı gütmeyen tüzel

kişilerin adlî yardım hakkından yararlanabileceği düzenlenmiştir. Buna

karşılık, Avusturya, Belçika, Estonya, Finlandiya, Almanya, Hollanda, Polonya,

Rusya, İsviçre ve Ukrayna gibi ülkeler ticari şirketler de dâhil olmak üzere

tüzel kişilerin belirli koşullara sahip olmak kaydıyla adlî yardıma

başvurabileceği kabul edilmektedir. (Bkz. Alper Tunga Küçük/ Fatih

Tahiroğlu, Tüzel Kişilerin Adlî Yardımdan Yararlanıp Yararlanamayacağı Üzerine

Düşünceler, Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 12(1) 2024, s.258).

Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, DEB Deutsche

Energiehandels- und Beratungsgesellschaft mbH v. Germany (bkz. https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/ALL/?uri=CELEX%3A62009CJ0279) kararında,

“…Bu bağlamda, adli yardım sağlanmasına ilişkin koşulların, mahkemelere erişim

hakkına yönelik, bu hakkın esasını zedeleyen bir sınırlama oluşturup

oluşturmadığını tespit etmek ulusal mahkemenin görevidir…. Daha spesifik olarak

ulusal mahkeme tüzel kişilerin durumlarını dikkate alabilir. Mahkeme bu

nedenle, diğerlerinin yanı sıra, söz konusu tüzel kişinin türünü ve kâr amacı

güden veya gütmeyen kişilerden olup olmadığını; ortakların veya hissedarların

mali kapasitesini ve bu ortakların veya hissedarların yasal işlemleri başlatmak

için gerekli meblağları elde etme yeteneğini değerlendirebilir…” şeklinde

içtihatta bulunmuştur. Söz konusu kararda, 2003/8/EC sayılı Konsey Direktif’ine

de yer verilmiştir. Direktif’in 3/1 maddesinde açıkça gerçek kişilerin adli

yardım talep edebilecekleri vurgulanmıştır. (Direktif m.3/1; Bu Direktif

kapsamındaki bir uyuşmazlığa dahil olan gerçek kişiler, söz konusu Direktifte

belirtilen koşullara uygun olarak adalete etkin erişimlerini sağlamak amacıyla

uygun adli yardım alma hakkına sahip olacaklardır). Görüldüğü üzere ticaret

şirketleri gibi tüzel kişiliği haiz teşebbüslerin adli yardım talep edemeyecek

olmaları sadece Türk hukukuna özgü değildir.

Yukarıda ayrıntılı şekilde belirttiğimiz nedenlerle, özel hukuk tüzel kişilerinden sadece kamuya yararlı derneklerin ve vakıfların adli yardımdan yararlanmalarında meşru bir amaç söz konusu olup, ticari şirketlere ve diğer özel hukuk tüzel kişilerine bu hakkın tanınmamasında mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz bir müdahale söz konusu değildir. Bu nedenlerle HMK’nın 334. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasanın 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ve iptali yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

Başkanvekili Hasan Tahsin GÖKCAN Başkanvekili Basri BAĞCI Üye Engin YILDIRIM Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN Üye Kenan YAŞAR Üye Muhterem İNCE Üye Yılmaz AKÇİL Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI Üye Muhterem İNCE Üye Ömer ÇINAR Üye Metin KIRATLI

Anayasa Mahkemesi, E. 2024/78, K. 2024/164, 24 Eylül 2024 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. İptali İstenen Kanun Hükümleri
  4. II. İlk İnceleme
  5. A. (1) numaralı
  6. B. (2) numaralı
  7. III. Esasın İncelenmesi
  8. A. Anlam ve Kapsam
  9. B. İtirazın Gerekçesi
  10. IV. İptalin Diğer Kurallara Etkisi
  11. V. İptal Kararının Yürürlüğe Gireceği Gün Sorunu
  12. A. (2) numaralı fıkrasında yer alan “Kamuya yararlı
  13. Kararın Resmî Gazete’de Yayımlanmasından Başlayarak Dokuz Ay Sonra Yürürlüğe
  14. B. (2) numaralı
  15. Karşı Oy
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2024/78
Karar No
2024/164
Tarih
24 Eylül 2024

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2024/112 K.2024/160
  • AYM Norm Denetimi E.2024/65 K.2024/163
  • AYM Norm Denetimi E.2024/82 K.2024/165
  • AYM Norm Denetimi E.2024/68 K.2024/167
  • AYM Norm Denetimi E.2023/192 K.2024/161
  • AYM Norm Denetimi E.2024/99 K.2024/162

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.