KÜNYE
T.C.
- Mercii
- Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi
- Karar tarihi
- 17 Eylül 2024
- T.C. Ankara Batı ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No
- 2023/1046 Esas - 2024/921
Karar Metni
1.274 kelime·6 dk okuma·19 bölüm
Ankara Batı
ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR
TÜRK MİLLETİ ADINA
ESAS NO
2023/1046 Esas
KARAR NO : 2024/921
HAKİM
KATİP
DAVACI
VEKİLİ
DAVALI
DAVA
Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 05/10/2023
KARAR TARİHİ: 17/09/2024
K. YAZIM TARİHİ: 27/09/2024
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı yanca müvekkili aleyhine Ankara ... İcra Müdürlüğünün ... E sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, müvekkilinin davalı yana borcu olmaması, tam aksine alacaklı olması nedeniyle işbu icra takibine süresi içerisinde yaptıkları itiraz sonucu icra takibinin durdurulduğunu, arabuluculuk görüşmelerinin de anlaşamama ile sonuçlandığını beyan ederek, davanın kabulü ile müvekkilinin davalı yana Ankara ... İcra Müdürlüğünün ... E sayılı dosyası nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, davalının %20den az olmamak kaydıyla kötüniyet tazminatı ödemeye mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Dava dilekçesinin usulüne uygun tebliğine rağmen, davalı tarafça yasal süre içerisinde cevap dilekçesi sunulmamış, duruşmalara katılmamıştır.
DELİLLER
Ankara ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyası, ticaret sicil kayıtları, BA-BS formları, tarafların ticari defter ve kayıtları, 27/05/2024 tarihli bilirkişi raporu ile tüm dosya kapsamı.
GEREKÇE
Dava, aleyhe başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti talebine ilişkindir. Davacı taraf aleyhine başlatılan icra takibine konu faturalar nedeniyle davalıya borcunun bulunmadığını iddia edip menfi tespit isteminde bulunmaktadır.
Taraf iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi, davacı şirketin ticari defter ve kayıtları ile BA-BS formları incelenerek davacının 25/01/2024 tarihli dilekçesinde belirttiği faturaların davacı ticari defterleri, BA formu ile davalı BS formlarında bulunup bulunmadığı ile varsa davacı alacağının hesaplanması bakımından dosya üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu sunulan 27/05/2024 tarihli raporda özetle; "...davacı şirket 2022 ve 2023 mali yılı ticari defterlerinin açılış tasdiklerinin /defter beratlarının 213 sayılı VUK ve diğer ilgili mevzuata uyarlı olarak yapıldığı,
davacı şirket vekillerince dilekçelerinde belirtilen faturaların, tarafımıza ibraz edilen Form BA detaylarında rastlanmadığı, dosya kapsamına göre davacı şirket alacağının 210.000,00-TL olduğu; diğer bir söylemle davalı şirkete verilen Sipariş Avansları Hesabı muavin hesabı bakiye tutarının 210.000,00-TL olduğu, takip tarihi itibariyle davacı şirketin davalı şirketten verilen sipariş hesabı bakiyesi nedeniyle halen alacaklı olduğu ve mevcut alacak tutarının 210.000,00-TL olduğu tespit edilmiştir..." yönünde görüş ve kanaat bildirilmiştir.
Menfi tespit davasında ilk ispat yükü, alacaklı olduğunu iddia ederek takibe girişen alacaklıda (HMK.m.190/1) olduğundan, davalı alacaklı, bu ispat yükünü kural olarak senet (HMK.m.200) veya diğer kanuni delillerden biri (HMK.m.225, m.188, m.169) ile yerine getirmek zorundadır (Y.13.HD. 11.03.2019 T. E. 2016/26139 K.2019/3105. Prof.Dr.Timuçin MUŞUL, Menfi Tespit ve İstirdat Davaları, 3.Baski Ankara 2020, s.374).
Menfi tespit davasında tarafların davadaki sıfatları değişik olduğundan, ispat külfeti bakımından bir değişiklik akla gelebilirse de, dikkatli bir inceleme sonuncunda menfi tespit davasında ana kuraldan sapma bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Burada da davacı, kural olarak davalı tarafından var olduğu iddia edilen hukuksal ilişkinin mevcut olmadığını (yani menfi bir durumu) ispat edecek değildir (Yargıtay Üyesi Nihat YAVUZ, Menfi Tespit ve İstirdat (Geri Alma) Davası, ANKARA 2007, s.142). Nitekim bu dava türünde davacı borcun olmadığını iddia ettiğinden yokun ispatı mümkün olmadığından kural olarak ispat yükü alacaklıya aittir.
Zira hukuki ilişkin varlığını ispat yükü davalı alacaklıda olduğundan alacaklı hukuki ilişkinin yani borcun varlığını kanıtlamak durumundadır (Yargıtay Üyesi Mahmut COŞKUN, İcra ve İflas Kanunu Şerhi, 5.Baskı, ANKARA, s.1725-1730). Kaldı ki; adi (ilamsız) haciz yoluyla takipte de ödeme emrini tebellüğ eden borçlunun, yasal süresi içinde borca itiraz edip etmemesi, sadece ve ancak takip hukuku bakımından sonuç doğurur.
Alacaklı tarafından itirazın iptali veya borçlu tarafından borçsuzluğun tespiti (menfi tespit) talep edilerek açılacak davalarda ispat yükü yer değiştirmez. Öyle ki itirazın iptali davasında (m.67) ve menfi tespit davasında (m.72) ispat yükü alacaklıda olup takip konusu alacağın varlık ve miktarının 6100 sayılı HMK’nın genel hükümlerine göre ispatlanması gerekir (Y.13.HD. 19.12.2019 T. E.2018/1508 K.2019/12867. Y.13.HD. 06.06.2005 T. E.2005/7246 K.2005/9604. YHGK.
05.11.2003 T. E.2003/13-695 K.2003/630. Prof.Dr.Timuçin MUŞUL, Menfi Tespit ve İstirdat Davaları, 3.Baski Ankara 2020, s.375). Eş söylemle takip konusu alacağın hiçbir belgeye dayanmadığı haciz yoluyla takibe itiraz etmeyen borçlu, icra tehdidi altında ve haciz sırasında borcu kabul etmiş olsa bile açılan menfi tespit davasında ispat yükü, davalı alacaklı üzerindedir (Y.13.HD. 08.12.2005 T. E.2005/11299 K.2005/18183).
Zira borçlunun, ödeme emrine itiraz etmemesi sebebiyle ilamsız takibinin kesinleşmesi sadece, takip hukuku bakımından sonuç doğurup, borçlunun, borcu olduğunu ikrar ettiğine dair maddi hukuk yönünden bir karine teşkil etmez (Y.13.HD. 26.05.2006 T. E.2006/3913 K.2006/8569).
Dava konusu alacak, faturaya dayalı alacağa dayanmaktadır. Fatura düzenlenmesi tek başına muaccel bir alacağın varlığını ispata yeterli değildir. Yukarıda açıklanan gerekçelerle alacağını ispat yükü altında olan davalının aynı zamanda malın teslim edildiğini/hizmetin ifa edildiğini ispat yükü altındadır.
Fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunması gerekir. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davacının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davalının öncelikle aralarındaki akdi ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir. Bu nedenle, dava konusu satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davacı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır.
Davalı yan verilen kesin süreye rağmen defter ve kayıtlar sunulmadığından ve adresi de bildirilmediğinden yapılan ihtar uyarınca davacı defterlerinin açılış ve kapanış onaylarının yapılmış olması ve davacı lehine delil olma vasfına haiz olması hususları gözetilerek davacı defter ve kayıtları HMK madde 222/3 (Değişik:22/07/2020 - 7251/23.m.) uyarınca davacı lehine delil olarak kabul edilmiştir.
Taraflar arasındaki ilişki kapsamında davalının fatura konusu malları davacıya teslim etmiş olduğunu ispatı gerekli olup (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi nin 2019/65 E 2019/4829 K sayılı ilamı); davalı tarafça teslime dair yazılı delil sunulmamış, dosya kapsamında teslime dair davacı tarafın imza kaşesinin bulunduğu irsaliyeli faturalara rastlanılamamış, davalı tarafından yemin deliline de dayanılmamıştır.
Tüm bu açıklamalara göre; davalı, davacı ile aralarındaki satım ilişkisi nedeniyle düzenlenen faturalara konu malların bedelini tahsiline yönelik icra takibi aracılığıyla talepte bulunmuşsa da, takip konusu faturalar her iki yanın defterlerinde kayıtlı bulunsa dahi malların tesliminin ispata muhtaç olduğu, davalı yanın borcun bulunmadığı yönünde savunmasının da bulunduğu, davalı tarafından bu hususun aksinin ispat edilemediği görüldüğünden ve davalının icra takibine konu faturalar nedeniyle davacıdan alacaklı olmadığı anlaşılldığından davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Davacının kötüniyet tazminatı talebi değerlendirildiğinde, kötüniyet tazminatı takibe girişmekte kötüniyetli bulunduğu borçlu tarafından açıkça kanıtlanmış olan, ya da öyle olduğu ayrıca kanıtlanmasına gerek bulunmaksızın dosya kapsamından açıkça anlaşılabilen alacaklıya yönelik bir yaptırım niteliğindedir. Alacaklının anılan tazminata mahkum edilebilmesi açıkça takibin kötüniyetle yapılmış olması koşuluna bağlanmıştır. Alacaklının icra takibini kötüniyetli olarak yaptığı hususu, borçlu tarafından kanıtlanmalıdır. Öğreti ve Yargıtay uygulamasına göre alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu halde icra takibine girişen alacaklı kötüniyetli kabul edilir. Bu nedenle davalı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilme şartları oluşmamıştır.
Katip Hakim · e-imza e-imza
Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/1046, K. 2024/921, 17 Eylül 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama