KÜNYE
T.C. Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Karar tarihi
- 19 Kasım 2024
- Esas no
- 2024/851 Esas
- Karar no
- 2024/1137
- Dava
- İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle
- Dava tarihi
- 12/07/2024
- Kararın yazıldığı tarih
- 19/11/2024
Karar Metni
1.364 kelime·7 dk okuma·1 bölüm
Mahkememizde görülmekte olan davanın yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dilekçesinde özetle. 21.03.2010 günü meydana gelen ...... 'a ait iş makinesi ile ......
Plakalı aracın çarpışması sonucu ........'ın yaralanarak %10 malul kalması nedeni ile müvekkil kurumca %75 kusura göre 45.672,00 TL ........'a ödeme yapıldığını, sonrasında aldırılan rapor ile ........'ın maluliyet oranının %12,2 olduğu tespit edildiğini, bunun üzerine ........'a ek olarak 24.991,19 TL tazminat ödemesi yapıldığını, maluliyet oranları arasında çelişki bulunması sebebiyle Devrek Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ..... E. Nolu dosyası içeriğinde ATK .....
Üst Kurulu'ndan tekrar rapor alındığını, bu rapora göre ........'ın maluliyet oranının %0 olduğu ortaya çıktığını, davanın bu şekilde sonuçlandığını, ........ sebepsiz olarak zenginleştiğini, sebepsiz zenginleşen ........ aleyhine Zonguldak ..... Noterliği aracılığı ile ..... yevmiye nolu ihtarname çekilmiş ardından Zonguldak İcra Müdürlüğü'nün .....
E. Nolu dosyası ile takip başlatıldığını, borçlu tarafından borca ve yetkiye itiraz edilmiş, yetki itirazı uyarınca dosya Büyükçekmece ..... İcra Dairesine gönderildiğini, borçlu tarafından Büyükçekmece ..... İcra Dairesi'nin ..... E. Sayılı dosyasına haksız şekilde yapılan itiraz sonucu takibin durdurulduğunu, davalı-borçlunun, Büyükçekmece ..... İcra Dairesi .....
E. Nolu dosyadaki itirazlarının iptali ile icra takibinin devamına, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Söz konusu davada görevli ve yetkili mahkemerir Büyükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesi olduğundan davanın, bu yönde karar verilerek, yetkili ve görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmiştir.
Dava, Haksız fiil sonucu davacının ödemiş olduğu, tazminat bedelinin rücusuna dayalı olarak Büyükçekmece ...... İcra Müdürlüğünün ...... esas sayılı takip dosyası ile başlatılan icra takibine davalı tarafından yapılan itirazın iptali takibin devamı ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir.
Dosyasının Büyükçekmece ...... Asliye Hukuk Mahkemesinin ...... esas ..... karar sayılı ilamı ile görevsizlik kararı üzerine mahkememizin yukarıda yazılı esas sayılı sırasına kayıt olduğu anlaşılmıştır.
Bilindiği üzere görev, HMK’nın 1. maddesinde;
“Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir” şeklinde düzenlenmiştir.
Usul Hukuku açısından görev, bir yargı yerinin davanın konusu yönünden yetkili olması durumudur. Birden çok yargı düzeninin bulunması veya bir yargı düzeni içinde birden çok yargı yerinin yer alması yargı düzenleri veya aynı yargı düzeni içindeki yargı yerleri arasında görev dağılımı sorununa sebep olabilir. Hem adlî yargıda, hem de idari yargıda görev alanının belirlenmesi kamu düzeni ile ilgilidir. Taraflar aralarında anlaşsalar bile bir mahkemenin görev alanını değiştiremezler. Görevsizlik itirazı yapılmadan da mahkeme kendiliğinden görev konusunu inceleyerek bu konudaki kararını verir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 425).
Dava şartlarının neler olduğu HMK’nın 114. maddesinde belirtilmiş olup, anılan düzenlemenin 1. bendinin (c) alt bendinde mahkemenin görevli olması dava şartı olarak düzenlenmiştir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, bir dava ancak görevli mahkemece incelenebilir. Mahkeme her şeyden önce görevli olmalıdır. Görevsiz mahkemede açılan davanın dava şartı yokluğundan usulden reddi gerekir (Pekcanıtez, Hakan/Özekes, Muhammet/ Akkan, Mine/ Taş Korkmaz, Hülya: Medeni Usul Hukuku, Cilt II, İstanbul 2017, s. 930).
Bu noktada uyuşmazlık bakımından asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi arasındaki görev ayrımı önem taşıdığından “ticarî dava” kavramına değinmekte fayda vardır.
Her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu’nda öngörülen ve bu Kanun’un 4. maddesinde belirtilen diğer düzenlemelerden doğan hukuk davaları “ticarî dava” sayılır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 1106).
Ticarî davalar; mutlak ticarî davalar, nispi ticarî davalar ve yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.
Mutlak ticarî davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin ticarî bir işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticarî sayılan davalardır. Mutlak ticarî davalar, TTK’nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu m. 99, İcra ve İflas Kanunu m. 154, Finansal Kiralama Kanunu m. 31, Ticarî İşletme Rehni Kanunu m. 22 gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticarî davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticarî dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticarî işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK’nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticarî dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticarî dava sayılan davalardır.
Nispi ticarî davalar, her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticarî nitelikte sayılan davalardır. TTK’nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları “ticari dava” sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir.
Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî iş sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. Ticarî iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş sayılan bir işin diğeri için de ticarî iş sayılması davanın niteliğini ticarî hâle getirmez.
TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı ticarî iş esasına göre değil, ticarî işletme esasına göre belirlemiştir. ( Yargıtay 5. HD 2021/13914 esas, 2022/643 karar, Yargıtay 3. HD 2020/268 esas, 2022/813 karar, Yargıtay HGK 2020(23)-6-663 esas, 2022/1789 karar sayılı ilamları)
Üçüncü grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticarî dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticarî davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da yeterli görülmüştür.
6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesi ile değişik TTK’nın 5. maddesinin 1. fıkrası;
“Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesi tüm ticarî davalar ile ticarî nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.”
5. maddesinin 3. fıkrası;
“Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır” şeklinde düzenlenmiştir.
Anılan TTK’nın 5/3. maddesinde yapılan bu düzenleme ile asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi hâline gelmiştir. Bu değişiklikten sonra, ticarî davalara sadece asliye ticaret mahkemeleri bakacaktır. 6335 sayılı Kanun ile yapılan göreve ilişkin bu değişiklik 6335 sayılı Kanun’un geçici 9. maddesi gereğince 01.07.2012 tarihinden önce açılmış olan davalara uygulanmaz (Börü, Levent/ Koçyiğit, İlker; Ticari Dava, 2. Baskı, Ankara 2021, s. 894-895).
Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olduğundan, göreve ilişkin usul hükümlerinin uygulanmasını gerektirir. Buna göre asliye ticaret mahkemesi bulunan bir yargı çevresinde dava asliye hukuk mahkemesinde açılmış olursa, mahkeme görevli olup olmadığını kendiliğinden veya tarafların itirazı üzerine hüküm verilinceye kadar inceleyerek görevsizlik kararı verebilmelidir (Börü/Koçyiğit, s. 895).
Yukarıda detayı verilen açıklamalar doğrultusunda eldeki dava değerlendirildiğinde, her ne kadar Büyükçekmece .....
Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından dava, davanın Ticaret Mahkemesi sıfatıyla açılmış olması sebebine dayanarak görevsizlik kararı vermiş ise de , dava dilekçesi anlatımı ile sabit olduğu üzere taraflar arasında ticari ilişkinin bulunmadığı, davacının yaptığı ödemenin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre davalıdan tahsiline yönelik eldeki davanın haksız fiile dayalı yapılan ödemenin genel hükümler çerçevesinde iadesi talep edilmekle uyuşmazlığın, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda ticari dava olarak nitelendirilemeyeceği anlaşılmış olup, mahkememizce karşı görevsizlik kararı vermek gerekmiş olup, Büyükçekmece .....
Asliye Hukuk Mahkemesi ile mahkememiz arasında çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümü için, 6100 Sayılı HMK'nun 20.maddesi gereğince görevsizlik kararına karşı süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kararın kesinleşmesi halinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi'ne gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Katip ..... ¸e-imzalıdır Hakim ..... ¸e-imzalıdır
Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/851, K. 2024/1137, 19 Kasım 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama