KÜNYE
T.C. Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi Başkanlığı
- Esas No
- 2017/1026
- Karar No
- 2018/920
- Karar tarihi
- 27 Haziran 2018
- Esas no
- 2017/
- Karar no
- 2018/
- Başkan
- ... ...
- Üye
- ... ...
- Üye
- ... ...
- Katip
- ... ...
- Davacı
- —
- Vekili
- Av.
- Davalı
- —
- Vekili
- Av.
- Dava
- Kambiyo Takibinden Sonra Açılan Menfi Tespit
- Dava tarihi
- 26/05/2017
Karar Metni
1.304 kelime·7 dk okuma·2 bölüm
Mahkememizde görülen davanın açık yargılamasında,
DAVACININ TALEBİ
Davacı taraf dava dilekçesinde, vesayet altındaki davacı ... ...'nın zamanında ödenmemiş bir çekten dolayı 59.750 TL borcu bulunmasına rağmen davalının mafya diye bilinen kişilere devreye sokarak, davacıyı silahla tehdit edip İnegöl'deki bir fabrikada 631.550 TL'lik senet imzalattırdığını, bu konuda Savcılığı şikayette bulunduklarını, bononun ... 8.İcra Dairesinin 2017/... esas sayılı dosyası ile takibe konulduğunu ileri sürerek 59.750 TL'lik dışında kalan meblağ yönünden borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmektedir.
DAVALININ CEVABI
Davalı taraf davanın reddi gerektiğini savunmuş, davacının imzaladığı çek ve senetlerin davalıdan taşınmaz bedellerine ilişkin olduğunu, senetlerin imzalanması sırasında vasi durumundaki ...'nın da bilgisi olduğunu, hatta pazarlığa katıldığını, davacı tarafın kısıtlılık halini kötüye kullandığını, durumdan çıkar elde etmeye çalıştıklarını, tehditle senet imzalatma iddiasının doğru olmadığını ileri sürmüştür.
DELİLLER ve GEREKÇE: Derdest dava kambiyo takibinden sonra açılan menfi tespit davasıdır. Kural olarak ispat külfeti davacı taraf üzerindedir. Davacı taraf takibe konu bono üzerindeki imzasını inkar etmemiş, imzanın cebir ve tehdit altında atıldığını ileri sürmüştür. O halde davacı gerçek bir sebep bulunmadığı halde tehdit ve cebir altında senet imzalamak zorunda kaldığını ispat etmelidir. İddianın niteliğine göre bu iddia tanık dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Davacı aynı zamanda vesayet altındadır. Dava konusu bonodaki imza kısıtlıya aittir ve vasinin onayı bulunduğuna dair bir kayıt/delil yoktur. Ancak davacı taraf esas olarak senedin cebren imzalatıldığı ve gerçeğe aykırı olarak yüksek bedelle doldurularak takibe konulduğu iddiası üzerinde durmuştur. Aynı zamanda bir miktar borcun varlığını da ikrar eden davacı tarafın beyanı taraflar arasında bono tanziminden önceye dayanan bir hukuki ilişkinin varlığını da göstermektedir.
Öncelikle belirtelim ki kısıtlı kişilerin tasarruf ehliyeti yoktur. Sırf bu sebep dahi vasi onayı bulunmayan borçlandırıcı muamelenin geçersiz olması sonucunu doğurur. Ancak bu durumun da istisnaları vardır. Eğer bir kısıtlı, mâkul ve olağan biçimde hareket ederek, temyiz kudretini haiz kişilerin yapacağı biçimde hareket etmişse, artık ehliyetsizlik iddiasına dayanamaz.
Mümeyyiz olmayan kişinin, muamelenin hükümsüzlüğünü ileri sürmesi, dürüstlük kuralına aykırı olduğu takdirde dinlenmez. Çünkü bu durum bir hakkın suistimali kapsamına girer ve kanuni himayeden mahrum olur. (09.03.1955 tarih ve ... sayılı ... İçtihatları Birleştirme Kararı, ...’nun 16.01.2013 gün ve E:2012/-, K:2013/ sayılı ilamı). Kanun, tam ehliyetsizlerin sömürülmesini engellemek ister.
Bir kısıtlı normal zekalı bir insana uygun tarzda hareket ederse, hukuki muamelenin hükümsüzlüğünü ileri sürmek hakkın kötüye kullanılması olur. Yukarıda zikredilen içtihadı birleştirme kararında belirtildiği gibi, mümeyyiz olmayan kimse temyiz kudretini haiz olsa idi aynı surette hareket edecek, yani normal zekalı bir insan dahi aynı tarzda muamelede bulunabilecek idi ise, ehliyetsiz olduğundan bahisle muamelenin hükümsüzlüğünü ileri sürememelidir.
Bu açıklama çerçevesinde davacının temyiz kudretinin bononun geçerliliğine etkisi nazara alınmamıştır. Zira aşağıda açıklanacağı üzere kısıtlı gerçek bir borç veya hukuki ilişki kapsamında mümeyyiz bir kişinin yapacağı biçimde tasarrufta bulunmuştur. Makul ve normal zekalı bir insan, geçmiş hukuki ilişkilerden kaynaklanan borçlarını tasfiye etmek için bono verebilir.
Ancak bononun tehdit ve cebirle imzalatılması hali mevcutsa artık tarafın ehliyetli olup olmamasının önemi kalmaz ki zaten borçluda bono imzalama iradesi yoktur. Davacı tarafın kabul ettiği ve davalı tarafın da savunduğu üzere taraflar arasında önceye dayalı bir hukuki ilişki ve bu ilişkiden doğan bakiye borç/alacak vardır. Davacının bu borcu gerçek miktarına uygun biçimde tasfiye etmek için bono vermesi makul ve normal insan davranışıdır.
Eğer bono gerçek borcun üzerinde alınmışsa o zaman ehliyet ve irade konuları ehemmiyet kazanır. Davacı taraf cevaba cevap dilekçesinde kısıtlılık halini de bir sebep olarak güçlü biçimde ileri sürmüştür. Ancak iddia ve talepleri yukarıdaki izahat çerçevesinde değerlendirilmiş, öncelikle cebir ve tehdidin varlığı üzerinde durulmuştur.
Olay sebebiyle savcılığa şikayette bulunulmuş, İnegöl Cumhuriyet Başsavcılığına yetkisizlik kararı ile gönderilen soruşturma kapsamında tarafların ve konu hakkında bilgi sahibi olanların beyanlarına başvurulmuştur. Davacı bu esnada tehdit ve cebir iddialarını yinelemiş, davalı taraf da iddiaları reddetmiştir. Davalı taraf daha önce satışı yapılan ancak bedelleri henüz ödenmeyen taşınmazların bakiye borcu için rızai biçimde senet verildiğini ileri sürmüştür.
Bu iddia doğru kabul edilirse artık davacının temyiz kudretinin önemi kalmaz. Elbette ceza soruşturması kapsamında aleyhine suç isnat edilen herkes olayı kendini haklı çıkaracak biçimde anlatıp tevil edecektir. Bu sebeple soruşturmanın taraflarının beyanları tek başına anlam ifade etmez. Daha çok olayın dışında kalan ve yalan söylemekte menfaati bulunmayan kişilerin beyanlarına itibar etmek gerekir.
Bu kapsamda ifadelerine başvurulan kişilerden Süleyman Uğurtay taraflar arasında taşınmaz satışından dolayı ilişki bulunduğunu, davacının taşınmazlara karşılık birden fazla çek verdiğini, çeklerin karşılıksız çıktığını, davalının alacağını tahsile çalıştığını doğrulamıştır. Taşınmaz alışverişini davacı da ikrar etmektedir.
Ancak taşınmaz bedellerini nakden ödediğini, daha sonra davalının ikna etmesiyle temin ettiği hatır çeklerini ciro ederek davalıya verdiğini ileri sürmektedir. Bir ortaklıktan bahseden davacı, hatır çeki vererek neye ortak olduğu konusunda açıklama yapmamıştır. Davacının anlatımları olağan hayat akışına uygun olmayan, çelişkili ve yetersizdir.
Temyiz kudretini haiz olmayan birinden makul izahlar beklemek ne kadar anlamsızsa, her olayı kendi lehine açıklama yapacak biçimde ortaya koyan davacının bilinçli davranışını açıklamak da zordur. Hatır çeki verdiğini söyleyen davacı daha sonra bu çekler için kendine zorla senet imzalatıldığını iddia etmektedir. Davayı vesayeten açan vasi ve davacının eşi ... eşinin kendisine danışmadan ve bilgi vermeden bir takım işler yaptığını beyan etmiştir.
Bu durum vasi/kısıtlı ilişkisine aykırıdır. Vesayetin şeklen devam ettiği, ancak davacının kendi başına hareket ettiği anlaşılmaktadır. Zaten davacı olağan bir gayrimümeyyiz değildir. Normal bir kişi iken kafasına isabet eden bir kurşundan dolayı sara hastalığına duçar olmuş, bu nedenle de kısıtlanmıştır. Mahkememizce değer verilen ifadelerden biri davacının yeğeninin kocası olan ...'nın beyanlarıdır.
Bu tanık polis merkezinde verdiği ifadede davacının bazı taşınmazlar alıp satmak için kendisinden vekalet aldığını, vekalet için de ceza evinden yeni çıkmasını bahane gösterdiğini, vekaletle taşınmazlar alıp sattığını ancak ne satıp ne ödediği konusunda bilgi sahibi olmadığını anlatmıştır. Görüldüğü üzere davacı bir süre ceza evinde kalmış, mahkum sıfatının etkilerinden kurtulmak için bir yakını adına vekalet alarak taşınmaz alımı satım işleri yapmıştır.
Bu durum işlerini idareden mahrum bir kısıtlı davranışı değildir. Üstelik davacını yakını olan bu tanığın ifadesi davalının savunmasını doğrular mahiyettedir. Her türlü danışıklı işleri beceren birinin akıl hastalığına sığınması, daha önce silahla vurulan, ceza evine düşen birini tehditle bono imzalamak zorunda kaldığını söylemesi, bir çekten dolayı hala kısmen borçlu olduğunu kabul etmesine rağmen çekin hatır çeki olduğunu anlatması ciddi çelişkiler içermektedir.
Davacının kötüniyetli davrandığı ve bazı olguları lehine kullandığı, akıl zayıflığı bulunmadığı, bilakis bu tür senaryoları kurabilecek bilişsel kapasitede olduğu kabul edilmiştir. Elbette her türlü delille ispatı caiz olan tehdit olgusunun tespiti açısından ceza soruşturmasının akıbetini beklemekte yarar görülebilir. Ancak bu derece bariz görülen bir olayda soruşturma sonucunu beklemek gereksiz görülmüştür. Hukuk hakimi ceza mahkemesi kararları ile bağlı değildir.
Henüz ortada kesinleşmiş bir mahkumiyet kararını bırakın, kovuşturma bile açılmamışken farazi bir sonucu beklemek usul ekonomisine aykırıdır. Hukuk mantığı ve bakış açısı ile çıkacak sonucun verilecek kararı etkileme ihtimali görülürse ceza soruşturmasının akıbeti beklenebilir. Ancak çok zayıf bir ihtimal için davayı bekletici meseleye mahkum etmek anlamsızdır.
Davalı taraf ceza mahkumiyeti alır ve kesinleşirse davacının haksız fiil hükümlerine dayanarak dava açmasında sakınca olmadığı gibi haksız fiilin varlığının kesin biçimde ortaya çıkmasına kadar dava hakkının zaman aşımına uğramayacağı da gözden kaçırılmamalıdır. Yani davacının hak kaybı olmayacaktır. Birçok kişinin aykırı beyanına karşı davacının tek başına beyanını esas alarak davayı sürüncemede bırakmak hakkaniyete uygun görülmemiştir.
Aksi halde bu durum hakkın kötüye kullanılması yollarını genişletecektir.
Başkan ... · e-imzalı · Üye ... · e-imzalı · Üye ... · e-imzalı · Katip ... · e-imzalı
Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2017/1026, K. 2018/920, 27 Haziran 2018 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama