KÜNYE
T.C. Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2024/1457
- Karar No
- 2025/30
- Karar tarihi
- 7 Ocak 2025
- Esas no
- —
- Karar no
- —
- Hakim
- —
- Katip
- —
- Davacı
- —
- Vekili
- —
- Davalı
- —
- Vekili
- —
- Davalı
- —
- Dava
- Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan
- Dava tarihi
- 06/12/2024
- Gerekçeli kararın yazıldığı tarih
- Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
- Gereği düşünüldü
- —
Karar Metni
1.571 kelime·8 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... tarihinde Müvekkilimiz ile ... İletişim Telekominikasyon Limited Şirketi- ... İnşaat Otomotiv Petrol Limited Şirketi iş ortaklığı arasında ... bulunan arsaya yapılacak olan İş merkezi ve okulun duvar örme işi konusunda anlaştıklarını, ilgili sözleşmeye göre taşeron firma duvarın işçilik metre karesini 13,5 TL'ye yapacaktır bu iş karşılığında müteahhit firma ...
Kat ön cephe ... bakan köşe bitişiğindeki 1 adet büroyu taşeron firmaya teslim edecekti. büro ile iş arasında fiyat farkı olması halinde aradaki fark teslimatta ödeneceğini, müvekkilinin sözleşmenin gereklerine uyarak anlaşmadan hemen sonra ... tarihinde iş başı yapmıştır, bu tarihten ağustos ... tarihine kadar kadar işini özveriyle yerine getirdiğini, bu tarihten sonra kalıp işini yapan diğer taşeron firmanın işleri çok yavaş yürütmesinden ve kalıp işi bitmediğinden dolayı müvekkili işine devam edememiş ve boşta kaldığını,
müvekkilinin iş yaptığı kasım ... ve ağustos ... süresi boyunca da kalıp işi hazır olmadığından müvekkil normal şartlarda 6 ayda yapabileceği işi 20 ay çalışmasına rağmen kalıp işi bitmediğinden kaynaklı işin 3/5'ni anca tamamlamış olduğnu, bu süre zarfında ustalar ve işçiler boşta kalmış müvekkilim bu sebeple ekibini kaybetmiştir.
Normal şartlarda bir yıl sürmesi gereken işin 4 yıldır tamamlanmaması sebebiyle müvekkilin bu sözleşmeyi devam ettirmesi imkansız hale geldiğini, müvekkilinin işe başladığı ... tarihinden .... tarihine kadar bu işten kaynaklı başka iş almamış boşta beklemiştir, bu sebeple çok fazla zararı bulunmakta olduğunu, müvekkilinin işe başladığı tarihte bir ustanın günlük çalışma ücreti 140 TL iken işi bıraktığı .... ayında bir ustanın günlük ücreti 750 TL'ye yükselmiştir,
yine sözleşme yapılan tarihte bir duvarın işçilik metre karesi 13,5 TL' iken işi bıraktığı tarihte bu fiyat 150-160'a yükselmiştir müvekkil müteahhit firmanın sorumluluklarını yerine getirmemesi sebebiyle enflasyondan çok ciddi bir şekilde zarar gördüğünü, öncelikle; tensiple birlikte, dava konusu taşınmaza dava sonuçlanıncaya kadar üçüncü şahıslara devrini önleyici tensiple birlikte tedbir konulmasını, davanın kabulü ile fazlaya ilişkin dava ve talep haklarımız saklı kalmak kaydı ile.
Öncelikle müvekkilin yapmış olduğu duvar işinin güncel fiyat üzerinden hesaplanarak karşılığının ticari faiz ile birlikte davalılardan alınarak müvekkile verilmesine, bu durum mümkün değilse taraflar arasında yapılan sözleşmeye göre müvekkilin yaptığı işin para karşılığı tespitinin ve sözleşmeye göre müvekkile 11. Kat ön cephedeki büronun sözleşmede kararlaştırıldığı gibi 1.100.000 TL olarak tespit edilip aradaki farkın müvekkil tarafından davalılara ödenmesi şartıyla büronun müvekkil adına tesciline karar verilmesini, yargılama giderleri ile ücreti vekâletin davalıya tahmiline karar verilmesi talep ve dava etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) istemine ilişkindir.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınması gerekir.
Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak söz konusu olmaz. Mahkeme duruşma yapmadan, yani taraflara tebligat yapıp onları dinlemeden dosya üzerinden de görevsizlik kararı verebilir. Taraflar da yargılama bitinceye kadar görev itirazında bulunabilirler. Görev itirazı yapılmış ise veya yapılmamış olsa bile re'sen mahkeme, ilk önce görevli olup olmadığını inceleyip, karara bağlamalıdır.
TTK m. 4 hükmünde, bir davanın ticarî dava niteliğinde olup olmadığının tespiti bakımından üç ayrı kıstas kabul edilmiştir.
Bunlardan ilki, tarafların sıfatına ve işin ticarî işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ve başka hiçbir şart aranmaksızın TTK veya diğer kanunlarda ticarî sayılan davalardır (mutlak ticarî davalar). Mutlak ticarî davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticarî niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardan olup; TTK m. 4(1) hükmünde (a) ilâ (f) bentlerinde sayılmıştır.
İkincisi ise, yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalardır. TTK m. 4(1)-son cümle hükmü uyarınca ikinci grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia (saklama) sözleşmesi ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalardır. Bu nevi davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da gerekli ve yeterli görülmüştür.
Üçüncü grup ise, nispî ticarî davalar olup, TTK m. 4(1) hükmü uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir.
Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. TTK m. 19/2 hükmü uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticarî sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir.
Zira TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı “ticarî iş” esasına göre değil, “ticarî işletme” esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez.
Öte yandan, 507 sayılı Kanun'un 2. maddesinde ''İster gezici olsun ister bir dükkan veya bir sokağın belli yerinde sabit bulunsunlar ticari sermayesi ile birlikte vücut çalışmalarına dayanan ve geliri o yer ve gelenek ve teamülüne nazaran tacir niteliğini kazanmasını icap ettirmeyecek miktarda sınırlı olan ve bu bakımdan ticaret sicili ve dolayısıyla ticaret ve sanayi odasına kayıtları gerekmeyen, ayni niteliğe (sermaye unsuru olsun olmasına) sahip olmakla beraber, ayrıca çalıştığı sanat, meslek ve hizmet kolunda bilgi, görgü ve ihtisasını değerlendiren hizmet,
meslek ve küçük sanat sahipleriyle bunların yanında çalışanlar ve geçimini sınırlı olarak kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlükle temin eden kimselerin 1. maddede belirtilen amaçlarla kuracakları dernekler bu kanun hükümlerine tabidir” denilmektedir.
507 sayılı Kanun, 21/06/2005 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5362 Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun 76. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve maddenin 2. cümlesi ile diğer yasaların 507 sayılı Yasaya yaptıkları atıfların 5362 sayılı yasaya yapılmış sayılacağı belirtilmiştir.
Yeni yasal düzenlemede esnaf ve sanatkar tanımı değiştirilmiş olup Yasa'nın 3. maddesine göre esnaf ve sanatkar, ister gezici ister sabit bir mekanda bulunsun, Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkar meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseleri olarak belirtilmiştir.
Diğer yandan, TTK'nın 12. maddesinde "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır.
Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur." hükmü ile anılan Yasa'nın 11. maddesinde "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir.
Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.” düzenlemesi yine TTK’nin 15. maddesinde de "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır.
Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu'na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez.
Mülga 6762 sayılı TTK'nın 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulunca 18/06/2007 tarihinde kararlaştırılıp, 21/07/2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf-tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir.
6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nın 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekecektir.
Somut olay hakkında yapılan değerlendirmede; davanın eser sözleşmesinden kaynaklanan tazminat davası olup, TTK da bahsi geçen mutlak ticari davalardan değildir.
Davacının esnaf ya da tacir olup olmadığı noktasında araştırma yapılmış Diyarbakır Ticaret Sicil Müdürlüğüne yazılan müzekkere cevabından anlaşıldığı üzere davacının Ticaret Sicilinde şahıs kaydı bulunmadığı, Diyarbakır Esnaf ve sanaatkarlar odasından gelen yazı cevabında davacı asilin kaydının bulunmadığının, Diyarbakır Vergi Dairesi Müdürlüğüne yazılan müzekkere cevabından anlaşıldığı üzere davacının herhangi bir mükellefiyet kaydına rastlanılmadığı anlaşılmış, neticeten davacının tacir olmadığı, dolayısıyla nisbi bir ticari davadan bahsedilemeyeceği anlaşılmakla;
görevli mahkemenin genel mahkeme olan asliye hukuk mahkemesi olduğu görülmekle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Katip Hakim
Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/1457, K. 2025/30, 7 Ocak 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama