KÜNYE
T.C. İstanbul 1.FİKRÎ Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
- Karar tarihi
- 21 Kasım 2023
- Esas no
- 2022/104 Esas
- Karar no
- 2023/173
- Dava
- Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan
- Dava tarihi
- 18/04/2022
Karar Metni
1.718 kelime·9 dk okuma·4 bölüm
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
İDDİA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin şehirlerarası karayolu ile yolcu taşımacılığı yapan ve baba mesleğini devam ettiren ... markasını maruf ve meşhur hale getiren kişi olduğunu, marka üzerinde davacının gerçek hak sahibi olduğunu,zaman içinde taraflar arasında aile breyleri arasında çıkan ihtilaf sonucunda davalının markayı kötüniyetli olarak tescil ettirdiğini, gerçekte davalının hiçbir zaman yolcu taşımacılık işi yapmadığını kötüniyetli olarak markayı tescil ettirdiğini , marka üzerinde davacının soyundan gelen üstün hak sahipliği bulunduğunu, Davalı şirket adına TÜRKPATENT nezdinde tescilli olan ... başvuru/tescil numaralı "..." markasının ...sınıfta gerek hak sahipliği ve kötüniyetli tescil gözetilerek hükümsüzlüğüne karar verilmesine talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA
davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın hak düşürücü süre içinde açılmadığını, “...” hizmet markasının müvekkili şirket adına Türk Patent Enstitüsü nezdinde 01.07.2011 tarihinden itibaren on(10) yıl müddetle 03.12.2011 tarihinde tescil edildiğini, davacı tarafın müvekkil şirket adına kayıtlı markanın hükümsüzlüğünü talep hakkı bulunmamakta olup, huzurdaki davanın tamamen kötü niyetle ile açıldığını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE
Dava konusu uyuşmazlık; ... tescil nolu '' ... '' ibareli markanın ... Sınıfta gerçek hak sahipliğine ve kötüniyetli tescile dayalı olarak hükümsüzlüğüne ilişkin olarak açılmıştır.
Davanın açılmasını müteakip davacının dava, davalının cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, duruşmada hazır olanlar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, arabuluculuk kurumundan faydalanmak istenilmediğinden tahkikat duruşmasına devam olunmuş, tarafların beyanlarında geçen deliller toplanmış, HMK 184.madde kapsamında hazır olanlardan tahkikat ile ilgili beyanları sorulmuş, HMK 186. madde kapsamında ise karar duruşmasında hazır olanlardan esas ile ilgili son diyecekleri sorulmuştur.
Türk Patent ve Marka Kurumandan marka tescil belgesi celp edilmiştir. ... ibareli markanın ... no ile ticaret ve hizmet markası olarak ... Sınıflarda 1.7.2011 tarihinde tescil edildiği bültende ise 30.1.2013 tarihinde yayınlandığı, davalı adına kayıtlı marka için bir başkasına lisans verilmediği, marka üzerinde devir bulunmadığı anlaşılmıştır.
Davalı ...’nin ticari sicil kaydı celp edilmiş ve odaya kayıt tarihinin 8.6.1963 tarihi olduğu, nace kodu olarak ağaç ürünlerinin toptan ticareti keza her türlü taşımacılık , nakliye.. alanlarında geniş bir faaliyet alanda faaliyet göstermek için kurulduğu anlaşılmıştır.
6100 sayılı HMK'nın "USUL EKONOMİSİ İLKESİ" başlıklı Madde 30-"(1) Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür." hükmüne amirdir. Dosya kapsamı davacının talepleri tamamen marka hukuku ilkelerine göre çözümlenmesi gereken marka hükümsüzlüğüne ilişkin bir dava olup, teknik bir incelemeyi gerektirmediği, hukuki değerlendirme gerektirdiği, bilirkişi incelemesi yapılmasını gerektirecek bir durum bulunmadığı anlaşılmakla HMK 266 madde kapsamında bilirkişi incelemesi yapılmaksızın yargılamaya devam olunmuştur.
Taraf iddia ve savunması, marka tescil belgesi, ticari sicil kaydı bir bütün olarak incelendiğinde,
Davalı yanca delil olarak bildirilen ... 4.FSHHM’nin ... esas ,... karar ve 21.4.2022 tarihli dosyası celp edilmiştir. Dosyanın incelenmesinde alınan bilirkişi raporlarında; (28/11/2019 tarihli bilirkişi raporunda özetle ; davalı tarafın markasını tescil ettirdiği “... ... ” şeklinde değil, “...” şeklinde ve ... ibaresi ön plana çıkarır şekilde kullanımının, taraflar arasındaki lisans sözleşmesi de nazara alındığında; haksız ve kötü niyetli bir kullanım olduğu, bu kullanımın davacı ...’nin 03.12.2012 tarihli ve... tescil numaralı “...” markasına tecavüz teşkil ettiği; ancak her iki tarafın da tescilli markalarını tescil ettirdikleri şekilde kullanmakta özgür olduğu bildirilmiştir.
Keza 12/01/2022 tarihli bilirkişi ek raporunda da ; davacı markası ile davalı markalarındaki esas unsur ... ibaresi olduğundan markalar, sessel, görsel ve işitsel olarak bütün olarak değerlendirildiklerinde iltibasa neden olabilecek nitelikte olduğu, davalı markasında yer alan ... ve ... ibarelet markalar ayırt ediciliği sağlayacak nitelikte olmadığı, iki marka karşısında kalan tüketicinin markaları karıştırabileceği ve/veya davalı markasını davacı markalarından biri sanabileceği ve/veya işletmeler arasında bir bağın olduğunu düşünülebileceği, tüketicinin aynı / benzer emtialar açısından yanı daha eski tarihli olduğu,
davalının ... ibaresi üzerine eskiye dayalı üstün hakkı olduğunu ispat edemediği, davacı markasının ... Sınıfında yer alan emtialar ile davalının Hükümsüzlüğü talep edilen ... sayılı markasının .... Sınıftaki emtiaların aynı olduğu, yine davalının ... sayılı markasının .... Sınıfında yer alan “motorlu kara taşıtları” “Deniz Taşıtları” “Hava taşıtları” emtialarının davacının ... Sınıfta yer alan emtialar ile benzer olduğu, ... sayılı markanın ...
Sınıftaki emtialar ve ... sayılı markanın .... Sınıfında yer alan “motorlu kara taşıtları” “Deniz Taşıtları” “Hava taşıtları” emtialarının hükümsüzlük koşullarının gerçekleştiği, davalının marka lisans anlaşmasından sonra marka tescili gerçekleştirmesi nedenleri ile marka tescillerinde iyi niyetli olmadığı görüş ve kanaatinin bildirildiği anlaşılmıştır. )
Dolayısıyla ... 4.FSHHM’nin...esas , ...karar ve 21.4.2022 tarihli dosyasında alınan rapor içerikleri, gerek huzurdaki dosyada davalının marka tescil tarihi ile ticaret unvanının tescil tarihi gözetildiğinde davacının huzurdaki davayı açma konusunda uzun süre sessiz kaldığı öte yandan huzurdaki uyuşmazlık yönüden ... ibaresi üzerinde davacının değil davalının hak sahibi olduğu dolayısıyla gerçek hak sahipliğine keza kötüniyetli tescile dayalı olarak talep ettiği hükümsüzlük talebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
6769 Sayılı SMK.nun 25. Maddesinde “Markanın hükümsüzlük halleri düzenlenmiştir.
(1) 5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir.
(4) Bir marka, 5 inci maddenin birinci fikrasının (b), (c) ve (d) bentlerine aykırı olarak tescil edilmiş olup da kullanım sonucunda tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından hükümsüzlük talebinden önce ayırt edici nitelik kazanmışsa hükümsüz kılınamaz. Şeklinde düzenlenmiştir.
Yargıtay yerleşik uygulamasında gerçek hak sahipliği kuralını benimsemiş ve markayı ilk defa kullanıp ona ayırt edicilik kazandıranı gerçek hak sahibi olarak adlandırmıştır. Ancak bir kimsenin bir markayı sadece ilk defa kullanmaya başlaması ile o marka üzerinde önceye dayalı hak sahibi olduğu kabul edilemez.
Sessiz kalma yoluyla hak kaybı, önceki hak sahibinin, hakka konu marka ve işareti iyi niyetli bir şekilde kullanan kişiye karşı dava açma hakkını uzun süre kullanmaması ve ihlallere sessiz kalarak marka ve işareti koruma hakkını yitirmesi demektir. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin temeli 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesine dayanmaktadır. Anılan madde.
“Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmünü haizdir.
Buna göre, anılan madde ile hukuk düzeninin kişilere tanıdığı bütün hakların kullanılmasında göz önünde tutulması ve uyulması gereken iki temel ilkeye yer verilmiş olup, öncelikle hakların dürüstlük kuralına uygun kullanılması gerektiği ifade edilmiş, ardından hakların açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı belirtilmiştir.
Sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesi marka hükümsüzlük davalarında da mahkemelerce res’en incelenmektedir. Bir hakkın kullanılması imkânının önceki hak sahibine sınırlandırılmaksızın tanınması bazı hâllerde haksız sonuçlar doğurabilmektedir. Zira iyi niyetli olarak ticaret unvanını ,markasını tescil ettirmiş ve kullanmaya başlamış olan tacirin, para ve emek sarf ederek bu unvan yada marka altında yatırımlar yapması, ancak önceki hak sahibinin bu durumdan haberdar olmasına rağmen uzun süre sessiz kaldıktan sonra dava açması “dava hakkının kötüye kullanılması” olarak nitelendirilmelidir.
Ticari ad ve işaretin sahibi, haklı bir sebep olmaksızın hakkını uzun süre kullanmayarak bundan sonra da kullanmayacağı yönünde bir kanaat oluşturmuşsa artık bu hakkını kullanamaması gerekir. Bu nedenle önceki hak sahibinin, TMK’nin 2. maddesi gereğince belli bir davranışta bulunması gerekirken sessiz kalması sonucu, ticaret unvanını daha sonra iyi niyetli olarak tescil ettiren kişiye karşı dava açma hakkını veya devam eden eylemli kullanımını men etme hakkını kaybettiği kabul edilmelidir (Yasaman, Hamdi/ Yusufoğlu, Fülürya: Marka Hukuku, İstanbul, 2004, s. 856).
Sessiz kalma yoluyla hak kaybında, hak genel olarak sona ermemekte, sadece bu haktan eylemine sessiz kalınan kişi ya da kişilerin yararlanmasına katlanılmaktadır. Zira tacirin, bir hakkını bilerek isteyerek belli bir süre kullanmaması sebebiyle marka tescilinden doğan hakkı kaybolmamakta, sadece uzun süredir var olan kullanıma/tescile sessiz kalmış olması sebebiyle bu duruma zımnen icazet verildiği kabul edilmelidir.
Sessiz kalma yoluyla hak kaybından bahsedilebilmesi için, önceki hak sahibinin ticari ad ve işaretin aynısının veya benzerinin ticaret unvanı olarak tescil ettirildiğini veya başkaları tarafından kullanıldığını bilmesi ve buna rağmen sessiz kalmış olması gereklidir.
Bununla birlikte önceki hak sahibinin uzun süre sessiz kalması mücbir sebep ya da objektif imkânsızlık gibi haklı bir nedene dayanıyorsa ve bunun ispatlanması hâlinde sessiz kalma yoluyla hak kaybı söz konusu olmayacaktır. Sessiz kalma yoluyla hak kaybından bahsedilebilmesi için sonradan tescil ettiren kişinin iyi niyetli olması gerekir.
Zira tescil ettiren kişi kötü niyetli ise sessiz kalma yoluyla hak kaybından söz edilemeyecek önceki hak sahibi ticaret unvanının yada markanın hükümsüzlüğünü süre gözetilmeksizin her zaman talep edebilecektir.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile ilk defa marka hukukunda hükümsüzlük davaları yönünden sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin bir düzenleme getirilmiştir. SMK’nin 26/6. maddesi. “Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötü niyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez” hükmünü haizdir.
Buna göre marka hükümsüzlük davalarında sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin uygulanabilmesi için beş yıllık sürenin geçmiş olması gerekmektedir. Hemen belirtilmelidir ki; sessiz kalma nedeniyle dava açılamayacağı yönündeki savunma bir def’î olmayıp itirazdır.
Zira sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin dayanağı TMK’nın 2. maddesi olduğuna göre, dava açılması açıkça hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve bu durum dava dosyasından ortaya konulabiliyorsa, sessiz kalma yoluyla hak kaybı bir itiraz olarak kabul edilip hâkim tarafından re'sen dikkate alınmalıdır. Keza TMK’nin 2/2. maddesi gereğince bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.
Bu ilke ile işlem güvenliğinin de sağlandığını söylemek gerekir. Bunun sebebi markayı haksız kullanan kişiye karşı dava açılmaması ve onda bir güven oluşturulmasıdır. Böylesine güvenli bir ortam oluşturan hak sahibi, genel hükümler çerçevesinde de (Medeni Kanunun 2. maddesi) koruma bulamaz.Markasının izinsiz kullanıldığını öğrenmesine rağmen susan kişinin, aynı zamanda bu susmaya icazet gösterdiği ve dolayısıyla sessiz kalan hak sahibinin hakkını kaybetmesine yol açacağı kabul edilmelidir.
Somut olayda ise toplanan delillere göre davacının uzun süre sessiz kaldıktan sonra gerçek hak sahipliğine dayalı dava açtığı anlaşılmıştır.
Nitekim ... 4.FSHHM’nin ... esas ... karar ve 21.4.2022 tarihli yargılamasında dahi alınan rapor içeriklerinde huzurdaki davalının gerçek hak sahibi olduğu hususu anlaşılmış olup, huzurdaki davalının gerek ticari sicile kayıt tarihi gerekse markasının tescil tarihinden itibaren uzunca bir süre geçtikten davacının dava açma hakkını kullandığı, davalının tescil anında kötüniyetli olduğu yönünde dosya içinde davacı yanca somut bir delil sunulmadığı, keza toplanan delillere göre ise davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı, gerçek hak sahibi olmadığı keza davalının kötüniyetli olduğu yönündeki iddiasına dayalı somut delil sunmadığı gözetilerek MK 2. Maddesi de gözetilmek suretiyle davanın esastan reddi ile aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Katip ... · ¸e-imzalıdır Hakim ... · ¸e-imzalıdır
İstanbul 1.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2022/104, K. 2023/173, 21 Kasım 2023 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama