KÜNYE
T.C. Stanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Mercii
- İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Karar tarihi
- 19 Şubat 2025
- Esas no
- 2023/478 Esas
- Karar no
- 2025/174
- Dava
- Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan
- Dava tarihi
- 17/02/2022
Karar Metni
2.598 kelime·13 dk okuma·2 bölüm
Mahkememizin 2022/114 Esas, 2022/732 Karar, 23/11/2022 tarihli kararı BAM 14. Hukuk Dairesinin 2023/402 Esas, 2023/1089 Karar, 15/06/2023 tarihli ilamı ile Kaldırılmakla Mahkememiz yukarıdaki esasına kaydı yapılan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
DAVA
Davacı vekili mahkememize vermiş olduğu dava dilekçesi ile, davalı ...'nin ...'da .... şirketinin (anonim şirket) ortağı ve kurucusu olduğunu, davalının, şirkete yatırım yapmak isteyenlere, şirketin amacının ve hedefinin yenilenen enerjiye ve solar enerjisine yatırım yapmak olduğunu ifade ettiğini, davalının, enerji alanında yatırım yapması gereken şirket için aralarında davacının da bulunduğu çok sayıda kişiden 45 milyon Euro'ya yakın para topladığını, ancak şirkete ait olan bu paralar davalı tarafından sanat eserleri alımı gibi göstermelik işlemlerle davalının nezdinde şirket hesabından yok edildiğini,
adı geçen şirkete amacı doğrultusunda yatırım yapan davacı ve daha birçok kişi davalı tarafından dolandırıldığını, davalının bu eylemleri nedeni ile ...
Asliye Ceza Mahkemesi’nin 09.04.2013 tarihli ve... ve... sayılı kararı ile borçlu ... aleyhine dolandırıcılık suçundan 5 yıllık mahkumiyet kararı verildiğini, davalının şirkete yatırılan paraları amaç dışı kullandığı ve yatırımcıları bu şekilde dolandırdığının ceza mahkumiyeti kararı ile sabit olduğunu, şirkete para yatıranlar arasında davacının da bulunduğunu, davalı ... hakkında...
Sulh Hukuk Mahkemesinin 15.07.2008 tarihli kararı ile 15.07.2008 tarihinde saat 12.40'ta tüketici iflasının açıldığını, akabinde aralarında davacının bulunduğu alacaklıların bahsi geçen alacaklarını kasten işlenmiş haksız fiilden doğan alacak sebebi ile iflas masasına yazdırdıklarını, davacının da kasten işlenmiş haksız fiilden doğan iflas alacağını zamanında 22.09.2008 Tarihinde iflas masasına yazdırdığını, müflis ve iflas idaresinin söz konusu alacağa itiraz etmişse de müflisin itirazının 02.09.2010 tarihinde ...
Sulh Hukuk Mahkemesinin kararı ile kaldırıldığını, İflas İdaresinin itirazının da 04.02.2010 tarihinde bertaraf edildiğinin mahkemenin 02.09.2010 tarihli kararı ile tespit edildiğini, buna göre davacının davalıdan 255.106,25-Euro alacağı bulunduğunu beyanla, öncelikle ihtiyati veya ihtiyati haciz kararı verilmesine, davanın kabulü ile davalının 255.106,25-Euro’nun iflas kayıt tarihi olan 22.09.2008 tarihinden itibaren 3095 sayı1ı Kanunun 4/a maddesi uyarınca faizı ile birlikte davacıya ödemesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının Türkiye'de hukuken hiçbir değeri olmayan iflas tablosuna dayanarak işbu davayı açtığını, davacının, davalı ile ilgisi bulunmayan ... Asliye hukuk Mahkemesi kararını ve temyiz ile bozulmuş ...
Asliye Ceza Mahkemesi kararlarını delil olarak göstermekte olduğunu, ancak bu kararların kesinleşmiş şerhlerini sunmadığını, davanın haksız fiil sorumluluğu ile çözülmesinin hukuken mümkün olmadığını, konu ile ilgili olarak bir kısım Asliye Ticaret Mahkemelerinde dosyalarında davanın reddi kararı verildiğini, Alman Hukukunda İflas Mahkemelerinin iflas cetveline kayıt talepleri hakkında yargılama yapılmadığını, iflas cetveli ile alacağının varlığının tartışmasız bir şekilde karara bağlanmadığı,
yapılan alacak kaydının da Alman Hukukuna göre adli yada resmi makamlarca onaylanmış ve varlığı kesinleşmiş bir alacağın varlığını ortaya koyamadığını, bu nedenle iflas tablosunun İİK 68 mad anlamında bir belge olarak kabul edilemeyeceğini, dava konusu uyuşmazlıkların İflas Hukukunu ilgilendirdiğini ve davanın İflas Hukuk hükümleri gereğince çözümlenmesi gerektiğini, bunun için de iflas kararının tanınması ve tenfiz edilmesi gerektiğini, işbu davaya bakma görevinin Hamburg/Almanya Mahkemeleri olduğundan mahkememizin görevsiz olduğunu,
davalının kişisel iflası ve mal varlığı ile sorumluluk iddiasının Türk Hukuk Sisteminde yeri bulunmadığını ve davalının mutad meskeninin Türkiye'de bulunmadığını, davaya konu iddia edilen alacağın zaman aşımına uğradığını, ayrıca davanın husumet yokluğundan reddi gerektiğini, ayrıca başka hukuki başvuru hakkı varken Türkiye'de yeniden dava açılmasının hakkın kötüye kullanılması olduğunu, işbu davanın tanıma ve tenfiz kararı olmadan hukuken devam edemeyeceğini, ...
15ATMnin ... esas sayılı dosyası ile davacıya tanıma davası açmak için süre verdiğini, davacı tarafından ... 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayılı dosyası ile tanıma davası açıldığını, ayrıca davacının dava konusu belgenin İİK 68 bağlamında belge olduğunu iddia etmiş ise de, taraflar arası devam edip sonuçlanan ...
5.İcra Hukuk Mahkemesinin ... esas 2018/715 karar sayılı mahkeme kararında davaya konu belgenin İİK 68 mad bağlamında bir belge olmadığının sabit olduğunu, davacının dava dışı şirkete yatırdığını iddia ettiği bedeli gerçekten de yatırdığını ispat edecek belge sunamadığını, davaya konu iflas tablosunun ülkemizde ve Milletlerarası hukuk kurallarında hiçbir geçerliliği bulunmadığını beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER ve GEREKÇE: Dava; ...'da kurulan davalının yöneticisi ve hakim ortağı olduğu ... şirketi'ne yatırım yapan davacının yatırımcıların zararına olarak topladığı parayı şirketin amacına uygun olarak kullanılmadığının ceza yargılamasında tespit edildiğini ileri sürerek davacı zararının davalıdan tahsiline ilişkindir.
Davalının kişisel iflas kararının, Türkiye'de tanınıp tenfiz edilmediği, bir malvarlığı olmadığından iflasının kapatıldığı hususunda uyuşmazlık yoktur.Dairemizce, istinaf incelemesinde olan benzer dava dosyalarında Ceza davasında yazılan gerekçeli kararın tamamı ve noter onaylı sureti bir kısım dosyalarda mevcut olup; davacı dahil 5411 yatırımcının yatırdığı paralar ve isimleri listeler halinde mevcut gerekçeli karar ekinde mevcut bulunmaktadır. (Örn,...
Bölge Mahkemesinin 20 Büyük Ceza Dairesi'nin 9 nisan 2013 tarihli... kararın tam metni, ... 10. ATM'nin...esas sayılı dosyası,...
6 ATM nin...esas sayılı dosyaları ) Esasen davalının; davacının, dava dışı şirkete yatırdığı paranın varlığına ve miktarına itiraz olmayıp uyuşmazlık şirkete yatırılan para nedeniyle davalıdan talepte bulunulup, bulunulamayacağı noktasındadır.Davalı tarafça; açılan iflas kararının tenfizi yoluna gidilmeden; şirketin borcunun davalıdan tahsilinin istenilmeyeceği, davalının davacının zararından sorumlu olmadığı ileri sürülmüştür.
Davacının kaydını talep ettiği alacağı davalının iflas masası tarafından reddedilmiş, mahkemece yapılan inceleme sonunda alacağın sebebi "haksız fiil "olarak belirtilerek kayıt edilmiş, iflas idaresinin ve müflis davalının itirazı reddedilmiştir.
Eldeki dava; sadece davalının iflas idaresince yapılan 1.9.2008 tarihli alacak kayıt belgesine dayalı olarak açılmamış,ceza davasında verilen mahkumiyet kararına dayanılmıştır.İtirazın iptali davasında yargılama genel hükümlere göre yapılır.Davalının iflasını istemesi nedeniyle şahsi iflasının açıldığı ve malvarlığı olmadan kapatıldığı , iflas kayıt tablosu tek başına alacağı kanıtlamadığı açıktır.
Somut olayda davalı yöneticinin haksız fiil sorumlulğu olup olmadığı tüm deliller değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekir. Uygulanacak hukukun Alman Hukuk olduğu bilirkişi tespitinden hareketle mahkemece de benimsenmiş ise de, bilirkişi tarafından uygulanacak kanun hükümleri irdelenmemiştir.
Dava, haksız fiil hükümlerine dayalıdır. MÖHUK'un 34. (1) maddesi uyarınca "Haksız fiilden doğan borçlar haksız fiilin işlendiği ülke hukukuna" tâbidir. Uyuşmazlığın esasına maddi hukuk bakımından Alman Hukukunun uygulanması gerekir. Davanın nitelemesi, usulü itirazların halli; ispat kuralları, geçici hukuki koruma (ihtiyati haciz) aşamaları;hakimin hukukuna (lex fori )tabi olmasıdır. Bu aşamalar ile ilgili olarak yapılan istinaf incelemelerinde bu nedenle Türk Hukuku uygulanmıştır.
MÖHUK'un 2. maddesi gereğince "Hâkim, Türk kanunlar ihtilâfı kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku re'sen uygular."Davacı tarafça davalı şirket yöneticisinin mali ve finans sorumlusu olarak topladığı paraları amacı dışında kullanarak şirkete yatırım yapan davacının yatırımını kaybettiği, davalının kusurlu eylemleriyle davacı zararına sebep olduğu ileri sürülmüştür.
Davacının talebinin Türk hukukunda karşılığı şirket yöneticisinin sorumluluğuna ilişkindir.
Türk Hukukunda, yöneticinin gerek TTK'da özel olarak düzenlenen sorumluluk hükümleri, gerekse TBK'nın haksız fiil hükümlerine dayanarak sorumluluğu istenebilir.Alman Hukukunda anonim şirket kurucularının ve yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğu Aktiengesetz (Paylı Ortaklıklar Kanunu)de düzenlendiği ,ancak üçüncü kişilerin şirketin yönetim kurulu üyelerinin eylemlerinden ötürü zarar gördükleri iddiasıyla doğrudan yönetim kurulu üyelerine karşı açtıkları davalara ilişkin olarak anılan kanunda bir hüküm bulunmadığından ,bu nitelikteki davalarda haksız fiil hükümleri uygulanmaktadır.
Alman Medenî Kanunu’nun(BGB) 823. maddesi uyarınca: “Kasıtlı olarak veya ihmâlle bir başkasının hayatını, bedenini, sağlığını, özgürlüğünü, mülkiyetini veya bir başka hakkını hukuka aykırı olarak ihlâl eden kişi, bundan kaynaklanan zararı karşı tarafa tazmin etmekle yükümlüdür”
MÖHUK’un 8. maddesi uyarınca zamanaşımı hakkında uygulanacak hukuk, ilişkinin esasına uygulanacak hukuktur. BGB’nin 197/5 hükmü gereği, iflâs prosedürü çerçevesinde tespit edilen alacaklara ilişkin zamanaşımı süresi 30 yıldır.
Alman İflas Kanunu’nun (InsO) 178/3 maddesinin, “tabloya geçirilen kayıtlar, tespit edilmiş alacakların miktarı ve sırası bakımından iflâs idaresi ve bütün iflâs alacaklıları için kesin hüküm gücü taşıyan bir mahkeme kararı gibi etkiye sahiptir” şeklindedir. Bu kural iflas tasfiyesi prosedürü dışında bireysel takiplerde de uygulanacaktır.Buna göre iflas kapandıktan sonra da, alacak davası açılması durumunda iflas idaresinin kayıt kararı, alacaklı için (lehine)bir mahkeme kararı hükmündedir.
Alman Medeni Kanunu (BGB) 849 madde bir kimse mahrum kaldığı bir eşyanın kıymeti için tazminat ödenecekse, zarar gören, değerin belirlenmesinde esas alınan tarihten itibaren faiz talep edebilir. Bu hüküm, faizin başlangıç tarihi itibariyle zararın meydana geldiği tarih olarak kabul edilmektedir. Aynı kanunun 246. madde gereğince bir hukuki işlemden veya kanundan kaynaklanan borçlar bakımından yasal yıllık faiz oranı %4 orandadır.
Eldeki dava, haksız fiilden doğan zararın tazmini talebiyle açılmış bireysel bir alacak davası olup, davacının iflâs tablosuna(sıra cetveli) dayandığı, davalının iddiasının aksine aynı taraflar arasında aynı konu hakkındaki uyuşmazlığa ilişkin bir yabancı kararın mevcudiyetine rağmen, taraflardan her birinin yabancı mahkeme kararının tanınması tenfizi yoluna başvurmayıp, aynı konuda aynı taraflar arasındaki bir davayı Türkiye’de yeniden açmasının mümkün olduğunu, iflâs kararı Türkiye’de tenfiz edilmediğinden alacaklılardan her biri Türk mahkemelerine başvurarak müflis aleyhine bireysel alacak davası açabileceği,
Alman iflâs kararının bir sonucu olan “müflis aleyhine bireysel dava ve takip açma yasağının” Türkiye’de bir etkisi bulunmamaktadır. Davanın karşı yanı hakkında Türkiye dışında iflas kararı verilmiş olsa dahi, Türkiye'de tanınıp tenfiz edilmedikçe iflas kararı hiç verilmemiş gibi davanın genel hükümlere göre sürdürülmesi gerekir. (Yargıtay 11 HD nin 17.12.2007 tarihli ,... esas-...karar sayılı ilamı)
"Yabancı mahkeme kararına konu alacağın iflas masasına kaydedilmesi, alacağı hükme bağlayan yabancı mahkeme kararının tenfiz edilmesi anlamına gelmez. Başka bir ifadeyle, salt, hüküm altına aldığı alacak iflas masasına kaydedilmekle, yabancı mahkeme ilamı Türkiye’de tenfiz edilmiş olmaz.
Çünkü, bir alacağın iflas masasına kaydedilmesi ancak,iflas işlemlerin yürütülebilmesi için gereken adımlardan sadece birini oluşturur ve bu adım, alacağın tahsili sonucunun gerçekleşmesi için tek başına yeterli değildir.
Dolayısıyla, tanıma kararıyla alacağın tahsili değil, yalnızca alacağın masaya kaydı sağlanır; tanınan yabancı mahkeme kararı bu kayıt işleminin dayanağını oluşturur. ..Bu açıklamalara göre, somut olayda davacının, yabancı mahkeme kararlarının tanınması suretiyle alacağın iflas masasına kaydedilmesi yönündeki isteği hukuka uygundur."(Yargıtay HGK nın ... karar 27.5.2009 tarihli ilamı) HGKna göre tenfiz edilmemiş yabancı mahkeme kararı dahi iflas idaresince belge olarak kabul edilerek masaya alacak kaydı yapılabilecektir.
Yukarıda yazılan emsal kararlara göre, Davacının talebi iflas prosedürüne ilişkin olmayıp genel hükümlere göre alacağını ispatlayarak tahsile ilişkindir. Davalının malvarlığı bulunmadığından iflasın kapatıldığı, davalının iflasının kapatılması iflas kararı hiç verilmemiş olmayacağından iflas masasına kayıt edilen alacak nedeniyle 30 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir.
... Eyalet Mahkemesi 20. Büyük Ceza Dairesi'nin 9 nisan 2013 tarihli kararı ile " davalı ... ve şirketin diğer ortağı Michael Bode'nin yargılandığı davada davalının ;gerek EECH gerekse bu şirketin tüm hisselerine sahip ... nin yönetim kurulu üyesi oldukları, Yoleri (davalı) şirket politikası, şirket grubunun tamamının organizasyonu ile şirketler grubu içerisinde, Bode'nin ise halkla ilişkiler ve tahvillerin pazarlanmasından sorumlu olduğu,
2004 yılının sonunda -Solar tahvilleri-ni yıllık %8,25 faiz ve 6 yıllık bir vadeye bağlanan organizasyon yapısı ile yatırımcılara sundukları, yatırımcılara hemen hemen tamamının öncelikle güneş enerjisi olmak üzere yenilebilir enerjilere yatırılacak olacağı intibası uyandırıldığı, yıllık %8,25 gibi yüksek bir faiz ve vade bitiminde nominal değer üzerinden güvenli yatırım sözü verildiği, kasım 2004 tarihinden, mart 2006 tarihine kadar 5411 vakada toplam nominal değeri 49.369.000-Euro olan şirket adına tahakkuk eden faizleriyle, 50.200.000-Euro yatırıldığı, alınan paraların eylem planına uygun olarak yenilebilir enerji alanına yatırılmadığı,
büyük ölçüde risk yüklü sanat objeleri temininde, pazarlama masrafları ile yatırımcıların faiz ödemelerinde kullanıldığı, Şubat 2005 den Mart 2006 ya kadar 4.618 adet yatırımcıdan toplam 41.914.000-euro topladığı, Michael Bode açısından kendisinin en geç 2005 ağustos sonu itibariyle amaçlanan mali olanak kullanımından haberi olduğu kendisine atfedilen suç döneminde 9.800.000-euro tahvil ödemesi yapıldığı,
sanat objeleri ile ticaret ümit edildiği gibi başarılı yürümediğinden yatırımcı Avukatları tarafından pek çok sayıda dava açıldığı ...'nin iflası ortaya çıktığı, iddianamenin kapsadığı yatırımcıların en az %85 tutarında bir zarara uğradıkları, davalıların eyleminin makbuz dolandırıcılığı olduğunu kabul ile ..ortak ve yöneticileri davalı ve Michael Bode'nin dolandırıcılık suçu işlediğinden davalının 5 yıl, Michael Bode'nin ise 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına "karar verilmiştir.
... Federal Mahkemesi 5 Ceza Dairesi. 18 şubat 2014 tarihli kararı ile.
Eyalet Mahkemesinin ceza belirlerken amacına aykırı yatırım yapılan paralar için kabaca belirlenmiş asgari bir paydan dolayı sanıkların her biri için ilgili sürede yatırım toplamının sadece %20 si kadar zarar görüldüğü varsayımından hareket ettiği,..dolandırılan sözleşme bitiminde yanlış yönlendirilmişse (makbuz dolandırıcılığı) zararın tespiti için gerekli olan sözleşme ortağına karşı kazanılmış olan hakkın para değerinin toplam netleştirilmesinin ve verilen para taahhüdünün birbiriyle karşılaştırılması,
dolandırılan mevcut durumdaki yatırımcılar gibi hamiline yazılı hisse satın almak için sözleşmenin akdedilmesiyle riskli bir işe girdiyse zararın tespiti için belirleyici faktör aldatma ve hatalardan kaynaklanan kayıp riskidir. Sadece tehdit edici, belirli olmayan bir varlık akışı ancak tehlikede olan varlığın ekonomik değeri zaten düşmüş ise bir zararın ortaya çıktığını gösterir.
Bu zarar riski nedeniyle, aldatılan kişi tarafından kazanılan hakkın parasal değerinin, girilen yükümlülüğün değerinden düşük olması durumudur. Bu düşük değer ticari bakış açısına göre somut bir şekilde tespit edilmeli ve gerektiğinde ekonomik hasarı belirlemek üzere bir bilirkişi yardımı ile ölçülmelidir...
Yatırım dolandırıcılığına ilişkin olarak Federal Mahkemenin kişisel zarar etkisine bağlanan hukuki şekline ilişkin, içtihatlara göre toplam netleştirmede hakkı ihlal edilen için erişilenin sübjektif değeri dikkate alınmalı ve eğer kendisi işin farklılığı ve riski bakımından elde etmek istediğinden (aluid") tamamen farklı bir şey elde edecek şekilde yanıltıldıysa ve alınan ödeme kendisi için tamamıyla kullanılmaz ise bu durumda yatırımcının ödemesinin tamamı zarar olarak görülebilir. ..
Hamiline yazılı tahvil vasıtasıyla kıymetlendirilen geri ödeme hakkına ilişkin ekonomik değer belirlenmemiştir. Bu değer ve yatırımcıların bundan kaynaklanan finansal zarar, karardaki diğer tespitlerden de çıkartılamaz. Bölge mahkemesi tarafından tespit edilen gerçeklere dayanarak pek çok husus, tahvil süresinin bitiminden sonra nominal tutarı geri alma ihtimalinin çok az olduğuna işaret etmektedir.
Şirketlerin gergin bir likidite durumuna sahip olması yanında sanat satışlarından 37,9 milyon Euro tutarındaki bir alacak dikkate alınmaksızın 31 aralık 2005 tarihi itibariyle 39 milyon Euro kayıp ortaya çıkması, mali denetmenin buna işaret etmesi buna işaret etmektedir. Ancak bunların hepsi yatırımın taahhüt edildiği tarihte geri ödeme haklarının değerliliğindeki eksikliğin ve bunun neticesinde finansal zararı belgelemek için yeterli olmamaktadır.
Faiz alacağı da dikkate alınarak geri ödeme haklarının değerinin gerekli somut tespitine ilişkin olarak daha ziyade tasarruf tarihinde mevcut olan zarar riski mevcut şirket varlığı vasıtasıyla ve davalıların planları doğrultusunda rakamlara dökülerek bilirkişi yardımı alınarak rakama dökülmesi gerektiği "..
Davalı yanında yargılanan diğer ortak Michael Bode yönünden ise; "adı geçenin aktif bir fiil ile dolandırıcılık yaptığı yeterince belgelenemediği, zira bu tespitlerden kendisinin Yoleri'nin sözleşmeye aykırı araç kullanma amacına bilgiye ulaşmasından sonra davalı Bode ile ilişkili dolandırmaya yönelik satış faaliyeti üzerinde örgütsel kontrolünü gerekçelendiren veya devam ettiren faaliyetler görülmemektedir.
Federal Başsavcının da daha detaylı izah ettiği gibi kararda tespit edilen şimdiye kadar belgelenmemiş bir finansal zarar mevcudiyetini varsayan gerçek durum bazında dolandırıcılık koşullarının ihmal edilmek suretiyle doğrudan gerçekleştirilmiştir. Eğer finansal zarar ispatlanamayacak olursa yeni yerel mahkeme ... maddesi doğrultusunda bir sermaye yatırım dolandırıcılığının söz konusu olup olamayacağını kontrol etmek zorunda kalacaktır."denilerek karar bozulmuştur.
Gerek ... Eyalet Mahkemesi gerekse Federal Mahkeme; özellikle davalı yanında diğer ortak Bode'nin aktif olarak dolandırıcılık fiili kanıtlanamadığından beraatına karar verildiği, ancak, davalı bakımından böyle bir tespit yapılmamıştır. ... şirketinin, Michael Bode dışındaki tek ortak ve yetkilisi davalı ...'dir.
Federal Mahkemenin, Eyalet Mahkemesi'nin olayı makbuz dolandırıcılığı nitelemesini doğru bulmayarak; davalının eyleminin yatırım dolandırıcılığı teşkil edebileceği, yatırımcıların finansal zararlarının bilirkişi aracılığıyla hesaplanması gerektiği, faiz gelirleri de dahil olmak üzere tüm finansal zararın hesaplanması gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verildiği belirlenmektedir.
Davalı vekilinin müvekkili hakkında verilen mahkumiyet kararı bozulduğundan ortadan kalktığı yolundaki itirazları bozma kararı içeriğine göre yerinde değildir.
Somut olayda davacının alacağı olan 255.106,25 Euro 22.09.20008 tarihinde davalının iflas masasına kaydedilmiştir. Yukarıda anılan mevzuat ve içtihatlar gereği, iflas masasına kaydedilen bu miktar alacak mahkememiz açısından da bağlayıcı olduğundan davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir. BGB 246.m göre ise alacağın doğumundan itibaren faiz oranı %4 olduğundan, bu oranla davacı talebi birlikte nazara alınarak faize aşağıdaki gibi hükmetmek gerekmiştir.
Başkan ... · ¸e-imzalıdır · Üye ... · ¸e-imzalıdır · Üye ... · ¸e-imzalıdır · Katip ... · ¸e-imzalıdır
İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/478, K. 2025/174, 19 Şubat 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama