KÜNYE
T.C. İstanbul 3. Fikrî Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
- Karar tarihi
- 5 Şubat 2025
- Esas no
- 2021/151 Esas
- Karar no
- 2025/28
- Dava
- MARKA HAKKINA TECAVÜZÜN ve HAKSIZ REKABETİN TESPİTİ, ÖNLENMESİ, DURDURULMASI, MADDİ, MANEVİ ve İTİBAR TAZMİNATI
- Dava tarihi
- 09/10/2018
Karar Metni
4.745 kelime·24 dk okuma·6 bölüm
Mahkememizde görülmekte bulunan marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması, maddi, manevi ve itibar tazminat istemli davanın yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı müvekkilinin Türkiye çapında tescilli ... markasının sahibi olduğunu, müvekkilinin markasının Türk Patent ve Marka Kurumu'nda tescilli olup kayıtlı tescillere ilişkin belgelerin dilekçeleri ekinde Mahkemeye arz edilmiş olduğunu, müvekkili şirketin tescilli markalarının izinsiz bir şekilde kullanılması, imal edilmesi, satışa arz edilmesi, depolanması üzerine, müvekkili şirketin, ihlalin tespit edilebilmesi için davalı hakkında ...
2. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nden delil tespiti talebinde bulunduğunu, ihlale konu ürünlerin tespitini talep etmiş olduğunu, ... 2. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi tarafından ... Değişik iş sayısı ile yapılan tespit sonucu düzenlenen bilirkişi raporu ile davalı ... Ltd.
Şti.'ne (...) ait satış/teşhir/showroom mağazası ile deponun incelendiği ve mekan fotoğraflarının çekildiğini, tespit konusu tescilli markanın (...) kullanıldığı birçok ürüne rastlandığının tespit edilmiş olduğunu, müvekkiline ait ... markasının mağaza giriş cam kapı üzerinde, mağaza girişinde duvara sabitlenmiş farklı dillerde hoş geldiniz panosu üzerinde.
A4 broşür ve kartvizit ve teşhir kutuları üzerinde, Stand teşhir display tabanında yer alan etiketlerde bulunduğunun tespit edilmiş olup kullanımın iltibas oluşturur düzeyde olduğunun bildirilmiş olduğunu, davalı ...'in satış/teşhir/showroom mağazasında ... markasının; mağaza girişi cam kapı üzerinde, mağaza içi duvara sabitlenmiş reklam/poster panosu üzerinde, teşhir kutuları altında, Stand teşhir display tabanında yer alan etiketlerde kullanıldığını ve bu kullanımın müvekkilinin tescilli markası ile iltibas oluşturur düzeyde olduğunun, ortalama tüketici nezdinde karıştırma ihtimaline sebep olduğunun tespit edilmiş olduğunu, ...
2. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi tarafından... Değişik İş sayılı dosyası 18.04.2018 tarihli ara kararı ile tespit edilen ürünler hakkında Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 159, maddesine istinaden ihtiyati tedbir kararı verilmesini isteme zorunluluğunun hâsıl olduğunu, marka hakkı sahibi davacı müvekkili şirketin, tescilli markasını taşıyan taklit malın üretilmesini, ithal edilmesini ve satılmasını 6769 sayılı sınai mülkiyet kanunu'nun 149.
Maddesi gereği önleme yetkisini haiz olduğunu, markanın sahibine sağladığı haklar Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 149.
Maddesinde belirtilmiş olup, marka hakkı sahibi: Fiilin tecavüz olup olmadığının tespitini, muhtemel tecavüzün önlenmesi tecavüz fiillerinin durdurulmasını, tecavüzün kaldırılması ile maddi ve manevi zararın tazmini haklarına sahip olduğunu, davalı tarafından üretilen ve kullanılan ürünlerin tamamının taklit olduğunun bilirkişi raporu ile sabit olup davalılardan ...yetkilisi ...tarafından da (bilirkişi raporu sf.
10. keşif tespit tutanağı) ikrar Edilmiş olduğunu, bu durumda müvekkilinin, SMK 149. Maddesi uyarınca işareti taşıyan ürünlerin üretilmesini, depolanmasını, satılmasını yasaklamak suretiyle haksız kullanıma müdahale etme imkanı ve maddi manevi zarar tazmini talcp etme imkanının bulunmakta olduğunu, SMK 29.maddesinde a) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7 nci maddede belirtilen biçimlerde kullanmak.
B) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek, c) Markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak." Fiillerinin marka hakkına tecavüz olarak sayıldığını, yukarıda da belirttikleri üzere; ...
2. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi tarafından gerçekleştirilen tespit sonucu düzenlenen 02.05.2018 tarihli bilirkişi raporu ile müvekkili şirketin marka hakkına tecavüz edildiğinin sabit olup SMK md. 150 ve 151 gereği müvekkil şirket maddi-manevi tazminat ile itibar tazminatı talep etme hakkına sahip olduğunu, bu sebeple fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik davacı için 6.000.00 TL maddi tazminat ( SMK 151/2(a) bendine göre hesaplanmak üzere),
6.000.00 TL manevi tazminat ve 1000.00 TL itibar tazminatının haksız fiil tarihinden işleyecek en yüksek reeskont faizi ile birlikte hüküm altına alınması ile SMK m.149'ye dayalı tecavüzün tespitini, muhtemel tecavüzün önlenmesini, durdurulmasını ve imhasını talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle müvekkili hakkında husumet itirazı yapmak zarureti hasıl olduğunu, ilgili iş yeri tespit tarihi itibariyle...Şti. ne ait işyeri olduğunu, müvekkilinin bu dosyaya ne sebeple yazılmış ve/veya husumet yönlendirilmiş bilmemekle birlikte müvekkilinin ... markasını kullanmakta olduğunu, davacıya ait marka ile ilgilisinin olmadığını, bu sebeple davacı, marka hakkına tecavüz iddiasında bulunamaz, bu iddiası kabul edilemez olduğunu, hiçbir şekilde müvekkilinin hiçbir evrakı ne görmüş nede imzalamadığını, bilirkişiler ve/veya davacının eklemesi ile olan bu yanlışlığın düzeltilmesini ve müvekkili bakımından davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; ... tanıtıcı işareti üzerindeki gerçek hak sahipliğinin 6769 sayılı SMK md.6 müvekkili ...'e ait olduğunu, müvekkilinin markasal kullanımının tescilsiz marka kullanımı arz ettiğini, ... markasını 2006'lı yıllardan beri kullandığını, dolayısıyla bu sözcüğün davacı adına TPMK nezdinde tescilinden çok önce kullanmaya başladığını ve bu işarete belirli bir tanınırlık/ ayırt edicilik kazandırdığını, müvekkilinin, ... tanıtıcı işareti üzerinde hem marka hakkı hem de ticaret unvanı üzerindeki hak bakımından gerçek-üstün hak sahibi olduğu için huzurdaki davanın reddinin gerektiğini, aksi kanaatte bile davacının uzun süre sessiz kaldığı için davanın reddedilmesi gerektiğini beyan etmiştir.
Diğer davalılara tebligat yapılmasına rağmen davaya cevap/beyan dilekçesi sunulmadığı tespit edilmiştir.
CEVABA CEVAP
Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde özetle; davalı tarafın markayı piyasada ilk kez oluşturmamış olduğunu, davalı tarafın, sadece bir dönem müvekkilinin distribütörlüğünü yapmış olduğunu, davalı ile müvekkili arasındaki ilişkinin belgeler ile bilahare kanıtlanacağını, davalı tarafın ... diye bir markanın varoluşunun Türkiye'de tescil edildiği tarih olan 2016 yılına dayandığı izlenimini yaratmaya çalışmakta olduğunu Ancak müvekkiline ait markanın 1977 yılından itibaren birçok ülkede "..." ibaresi ile marka tescilinin bulunmakta olduğunu,
davalı tarafından da bu marka tescilinin kullanılıyor olmasının ve halen müvekkili firma ile ilişki içindeymiş gibi bir izlenim verilemeye çalışılmasının, müvekkilinin markasının kötü niyetli ve izinsiz bir biçimde kullanıldığının kanıtı olduğunu, davalı firmanın 2006 yılında ticaret ünvanına yaptığı tescili dayanak göstererek marka kullanımı karşısında hak sahibi olduğunu ileri sürmüş olduğunu, fakat davalı firmanın "..." ünvanlı şahıs firması olarak ... sicil numarasıyla sicile kayıtlı bulunduğunu, bu kayıtlarda hiçbir şekilde ... markasına ait bir ibare bulunmadığını,
hak sahipliği iddia edilen tanıtıcı işaretin “tanınırlığına" dair resmi bir kayıt bulunmadığının da görülmüş olduğunu, bu veriler doğrultusunda davalı firrmanın ... markasını kullanmakta ne tür bir hak sahibi olduğunun, hangi yetki ile firmaya ait faturalarda ve kaşelerde ... ismini kullandığının anlaşılamamış olduğunu, müvekkilinin sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğramış olmasının mümkün olmayıp davacının iddiasının yasal dayanaktan yoksun olduğunu, bahsi geçen hak kaybının koşullarının oluşmamış olduğunu, sessiz kalma yoluyla hak kaybının SMK m. 25/6'da düzenlendiğini: "Marka sahibi,
sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerekliği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötü niyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez" dendiğini, somut olayda tescilli bir adet marka vardır o da müvekkiline ait ...tescil numaralı ... makası olduğunu, davalı firmaya ait bir marka tescili mevcut olmadığını, kaldı ki, müvekkilinin, davalının yetkisiz bir biçimde halen ... markasını kullandığını, markalı ürünleri satışa arz ettiğini öğrendiği anda işlemlere başlayarak ...
2.Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi ...
D. iş sayılı dosyası ile marka hakkına tecavüzü tespit ettirmiş olduğunu, davalının mağaza adresinde müvekkiline ait ... ibareli ürünlerin tespit edilmesi ile de işbu davanın ikame edilmiş olduğunu, davalı firmanın 2006 yılında ticaret siciline yaptığı tescil "..." adına olup ... markasına ait bir ibare barındırmadığını, bu koşullarda vekili oldukları firmanın, ...'in ... markasını tescilsiz biçimde kullandığını bilmesinin beklenemeyeceğini, ayrıca davalı firmanın Türk Marka ve Patent Kurumunda tescil edilmemiş bir marka hakkında;
ticaret sicilinde tescil edildiğinden bahsettiğini, bu bahsin de gerçeği yansıtmadığını ve "..." isimli bir şahıs firması adına tescilden ibaret olduğunu hatırlatmakta yarar gördüklerini, Bu durum gerekçe göslerilerek müvekkillerinin sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı iddiasından bahsedilemcyeceğini, Sonuç olarak müvekkilinin, ihlalden haberdar olduğu anda gerekli tedbirleri almış olup sessin kalma yolu ile hak kaybından bahsedilebilmesi için gereken hiçbir koşul gerçekleşmemiş olduğunu beyan etmiştir.
İKİNCİ CEVAP
Davalılar ... ve ... vekilleri ikinci cevap dilekçelerinde özetle; davacı tarafın iddialarını kabul etmediklerini, gerçek hak sahibi olduklarını, dilekçelerinde belirttikleri sebeplerle haksız ve mesnetsiz davanın reddini talep etmişlerdir.
DELİLLER VE GEREKÇE
Dava; davacının tescilli ''...'' markasından doğan hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması, mütecaviz ürünlere el konulması, imhası ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalarak şimdilik 6000TL maddi (SMK 151-2-a kapsamında), 6000TL manevi, 1000TL itibar tazminatı ile hükmün ilanı istemlerine ilişkindir.
Davacı adına tescilli ... numaralı "..." ibareli markanın, marka tescil belgeleri TPMK'dan celp ve tetkik edilmiştir.
... 2.FSHHM'nin ... d.iş esas sayılı dosyası celp ve tetkik edilmiştir.
Kapatılmadan önceki mahkememiz esas dosyası kapsamında (... 1. FSHHM'nin 24/10/2018 tarihli ...Esas sayılı kararıyla) HMK 'nın 389 vd. maddeleri gözetilerek, 10.000 TL nakti kefalet ya da teminat mektubu sunulduğu takdirde, ... 2.FSHH Mahkemesinin ... d.iş dosyasında alınan bilirkişi raporunda karşı yan adreslerinde tespit edilen "..." ibareli ürünlere, etiket, broşür, basılı evrak ve tüm tanıtım materyallerine tedbiren el konulmasına, el konulan ürünlerin yed-i emine teslimine, imha talebinin esas hükümle birlikte değerlendirilmesine karar verilmiştir.
Davalılar ... ve ...'in işbu ihtiyati tedbir kararına itiraz etmeleri üzerine açılan mürafaa neticesinde 15/01/2019 tarihli karar ile davalı tarafça kullanılan "..." ve "..." ibarelerinin davacı markası ile iltibas yarattığından bahisle itirazın reddine karar verdiği anlaşılmıştır.
İşbu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulması kapsamında İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin ... esas, ... karar sayılı kararı ile davalılar ... ve ... vekilinin istinaf isteminin kısmen kabulüne, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-3 maddesi gereğince ... 1.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 15/01/2019 tarihli ... Esas sayılı itirazın reddi kararının kaldırılmasına, itirazın kısmen kabulü ile, davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin kısmen kabulüne kısmen reddine, SMK 159/2-c maddesi gereğince davalılar ... ve ... tarafından 20.000,00 TL nakdi yada gayrı nakdi teminatın karar tarihinden itibaren bir hafta içerisinde mahkemeye depo edilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine ilişkin 18/07/2019 tarihinde kesin olarak karar verildiği görülmüştür.
HMK'nın 266. maddesi kapsamında mahkememizce görevlendirilen marka vekili ..., akademisyen bilirkişi ...ve mali bilirkişi ... tarafından düzenlenen 01/11/2019 havale tarihli bilirkişi raporunun sonuç kısmında özetle; dosya içerisinde bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesi, yerinde yapılan mali incelemeler, yürürlükteki mevzuat hükümleri ve sayın mahkeme tarafından görevlendirme çerçevesinde yapılan değerlendirmeler sonucu.
Davacıya ait, ... nezdinde ... no ile tescilli ... ibareli markası ve yine davacıya ait TPMK nezdinde ... Tescil no ile tescilli ... ibareli markasının, tescilli olduğu .. ve ...
Nice sınıfı emtiasında, davalı tarafından, aynı ve ayırt edilemeyecek derecede benzer şekilde ..., ... şeklindeki izinsiz kullanımlarının, davacının tescilli marka hakkına tecavüz teşkil edeceği zira davalının, ... ibaresi yönünden gerçek hak sahibi olmadığı ve davacının, huzurdaki davayi açmak yönünden, sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğramadığı, tespit edilebilen maddi tazminatın ve işleyen faizin Anaparat+faiz =6.000,00 + 438,75=6.438,75 TL olduğu, itibar tazminatı talebi konusu mahkemenin takdirinde olup, taraflarınca Ana para + faiz = 1.000,00 + 73,13 = 1.073,13 TL olarak hesaplandığı,
manevi tazminat talebi konusunun mahkemenin takdirinde olduğu bildirilmiştir.
Marka vekili ..., akademisyen bilirkişi ... ve mali bilirkişi ... tarafından düzenlenen 27/04/2019 havale tarihli bilirkişi ek raporunun sonuç kısmında özetle; davacıya ait, ... nezdinde ... no ile tescilli ... ibareli markası ve yine davacıya ait TPMK nezdinde ... Tescil no ile tescilli ... ibareli markasının, tescilli olduğu ..
Nice sınıfı emtiasında, davalı tarafından, aynı ve ayırt edilemeyecek derecede benzer şekilde ..., ...şeklindeki izinsiz kullanımlarının, davacının tescilli marka hakkına tecavüz teşkil edeceği zira davalının, ... ibaresi yönünden gerçek hak sahibi olmadığı ve davacının, huzurdaki davayı açmak yönünden, sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğramadığı, yapılan delil tespitinde, “...” mağazasının satış/teşhir/showraom mağazasında... tescil nolu ... markasının kullanıldığı,
... 'ye ait diğer mağazada ise, ...'ün, “dükkanı yeni devraldıklarını, henüz vergi levhası çıkartmadıklarını, “...” ismi ile faaliyet göstereceklerini” beyan ettiğinin görüldüğünü, bu durumda, delil tespiti sırasında ...isimli hazırda bir mağazanın bulunduğu, bu mağazada marka ihlalinin mevcut olduğu,
tam karşısındaki ve yakında yine bu isimle yani ... ismiyle faaliyete geçecek mağazada da marka ihlalinin bulunduğu delil tespiti dosyası ve bilirkişi raporu ile tespit edildiğini, davalılar vekilinin itiraz dilekçesinde de, ... markasının, ...'a ait olduğu bildirildiğini, bu durumda, ...'un, davanın tarafı olup olmadığı hususunun, Sayın mahkemenin takdirinde olduğu, tespit edilebilen maddi tazminatın ve işleyen faizin Anapara + faiz=6.000,00 +438,78=6.438,75 TL olduğu, itibar tazminatı talebi konusu sayın mahkemenin takdirinde olup, taraflarınca ana para + faiz =1.000,00 + 73,13=1.073,13 TL olarak hesaplandığı,
manevi tazminat talebi konusunun, mahkemenin takdirinde olduğu, davacının, kök rapora beyanlarını içerir dilekçesini verdiği tarih olan 15.11.2019 tarihi itibarı ile ...'nin hak sahibi olduğu ... adresinde satışa arz edilmiş ürünler bulunduğu ve bu ürünlerin marka hakkına tecavüz eylemi teşkil ettiği” beyanı, dava tarihinden sonra olduğu ve buna ilişkin mali evrak da sunulmadığı için tarafımızca değerlendirilmediği bildirilmiştir.
Marka vekili..., sektör bilirkişisi ...ve mali bilirkişi ... tarafından düzenlenen 27/07/2023 havale tarihli bilirkişi raporunun sonuç kısmında özetle; davalıların tespit edilen kullanımlarının dava tarihi itibari ile davacı yana ait olan markaya tecavüz teşkil eder mahiyette olduğu, davalı ...Ltd.Şti.'nin 2017 ve devam yıllarında faaliyet zararı elde ettiği, dosya münderecatında belge ve bilgi bulunmaması ve yerinde inceleme yapılamaması nedeniyle davalının ... markasını kullanarak gelir elde edip etmediğinin tespitinin yapılamadığı,
talep edilebilecek tazminat miktarının önceki heyet bilirkişi raporunca tespit edilen ve davacı tarafça da ıslah edilen bedel üzerinden takdirinin Mahkemeye ait olacağı, kuyumcu bilirkişisi olarak davalı kişilerin dava tarihinden önce faaliyet gösteren iş yerlerinin faaliyetlerine son verdiklerinden yerinde inceleme yapılmadığı yönündeki görüş ve kanaatlerinin oluştuğunu bildirmişlerdir.
Mahkememizin 09/11/2023 tarihli celsesinde 2 nolu ara kararı gereğince, ek rapor talebinde bulunan davalılar ... ve ... vekiline huzurda bilirkişi emek ve mesailerine karşılık takdir edilen 6.000-TL ücretin yatırılmasına ilişkin 2 haftalık kesin süre verildiği, HMK'nın 324. maddesi gereğince davalılar vekili tarafından delil avansının yatırılmaması nedeniyle ek rapor talebine yönelik bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçilmiş sayıldığı tespitine varılması gerekmiştir. Tahkikatın ilerleyen aşamasında davalı ... ve ... vekillerinin vekillikten çekilme dilekçeleri ibraz ettikleri, davalı asillere duruşma gün ve saati ile birlikte tebliğ edildiği görülmüştür.
Davacı vekilinin tahkikat aşamasında 11/05/2021 tarihli ıslah dilekçesini ibraz ettiği, maddi tazminat talebini 6.438,75TL, itibar tazminatı talebini ise 1.073,13 TL olarak ıslah ettiklerini beyan ettiği anlaşılmış olup ıslah dilekçesinin davalılara tebliğ edildiği tespit edilmiştir.
Huzurdaki davada; davacının tescilli ''...'' markasından doğan hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması, mütecaviz ürünlere el konulması, imhası ile maddi (SMK 151/ 2-a kapsamında), manevi tazminat yanında itibar tazminatı ile hükmün ilanı istemlerinin mevcut olduğu, davaya cevap veren davalıların ise gerçek hak sahipliği ile sessiz kalma sureti ile hak kaybının gerçekleştiğini savundukları görülmüştür.
İşbu talep ve savunmalar kapsamında dava tarihi itibari ile uygulanması gereken 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 29. maddesinde marka hakkına tecavüz sayılan fiiller sayılmış olup bunlar marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7. maddede belirtilen biçimlerde kullanmak, marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak,
başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak, marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek halleri olarak belirtilmiştir.
SMK'nın 7. maddesine bakıldığında ise; ''(1) Bu Kanunla sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir. Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir.
(2)Marka sahibinin, izinsiz olarak yapılması hâlinde, aşağıda belirtilen fiillerin önlenmesini talep etme hakkı vardır: a)Tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin, tescil kapsamına giren mal veya hizmetlerde kullanılması. b)Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması. c)Aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olmasına bakılmaksızın,
tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin haklı bir sebep olmaksızın kullanılması.
(3)Aşağıda belirtilen durumlar, işaretin ticaret alanında kullanılması hâlinde, ikinci fıkra hükmü uyarınca yasaklanabilir: a)İşaretin, mal veya ambalajı üzerine konulması. b)İşareti taşıyan malların piyasaya sürülmesi, teslim edilebileceğinin teklif edilmesi,
bu amaçlarla stoklanması veya işaret altında hizmetlerin sunulması ya da sunulabileceğinin teklif edilmesi. c)İşareti taşıyan malın ithal ya da ihraç edilmesi. ç)İşaretin, teşebbüsün iş evrakı ve reklamlarında kullanılması. d)İşareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bağlantısı olmaması şartıyla işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ya da benzeri biçimlerde kullanılması. e)İşaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılması. f)İşaretin hukuka uygun olmayan şekilde karşılaştırmalı reklamlarda kullanılması.
(4)Markanın sahibine sağladığı haklar, üçüncü kişilere karşı marka tescilinin yayım tarihi itibarıyla hüküm ifade eder. Ancak marka başvurusunun Bültende yayımlanmasından sonra gerçekleşen ve marka tescilinin ilan edilmiş olması hâlinde yasaklanması söz konusu olabilecek fiiller nedeniyle başvuru sahibi, tazminat davası açmaya yetkilidir. Mahkeme, öne sürülen iddiaların geçerliliğine ilişkin olarak tescilin yayımlanmasından önce karar veremez.
(5)Marka sahibi, üçüncü kişiler tarafından dürüstçe ve ticari hayatın olağan akışı içinde, markasının aşağıda belirtilen biçimlerde kullanılmasını engelleyemez: a)Gerçek kişilerin kendi ad veya adresini belirtmesi. b)Malların veya hizmetlerin türüne, kalitesine, miktarına, kullanım amacına, değerine, coğrafi kaynağına, üretim veya sunuluş zamanına ya da diğer niteliklerine ilişkin açıklamalarda bulunulması. c)Özellikle aksesuar, yedek parça veya eşdeğer parça ürünlerinde, malın ya da hizmetin kullanım amacının belirtilmesinin gerekli olduğu hâllerde kullanılması'' hükümlerinin yer aldığı görülmektedir.
SMK'nın 149. maddesi de.
"Sınai mülkiyet hakkı tecavüze uğrayan hak sahibi, mahkemeden aşağıdaki taleplerde bulunabilir: a)Fiilin tecavüz olup olmadığının tespiti. b)Muhtemel tecavüzün önlenmesi. c)Tecavüz fiillerinin durdurulması. ç)Tecavüzün kaldırılması ile maddi ve manevi zararın tazmini. d)Tecavüz oluşturan veya cezayı gerektiren ürünler ile bunların üretiminde münhasıran kullanılan cihaz, makine gibi araçlara, tecavüze konu ürünler dışındaki diğer ürünlerin üretimini engellemeyecek şekilde elkonulması. e)(d) bendi uyarınca elkonulan ürün, cihaz ve makineler üzerinde kendisine mülkiyet hakkının tanınması f)Tecavüzün devamını önlemek üzere tedbirlerin alınması,
özellikle masraflar tecavüz edene ait olmak üzere (d)bendine göre elkonulan ürünler ile cihaz ve makine gibi araçların şekillerinin değiştirilmesi, üzerlerindeki markaların silinmesi veya sınai mülkiyet haklarına tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise imhası. g)Haklı bir sebebin veya menfaatinin bulunması hâlinde, masrafları karşı tarafa ait olmak üzere kesinleşmiş kararın günlük gazete veya benzeri vasıtalarla tamamen veya özet olarak ilan edilmesi veya ilgililere tebliğ edilmesi" şeklinde düzenleme altına alınmıştır.
İtibar tazminatı talebinin yasal dayanağını ise SMK'nın 150/2. maddesinin oluşturduğu, anılı düzenlemenin; ''Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edilmesi durumunda, hakka konu ürün veya hizmetlerin, tecavüz eden tarafından kötü şekilde kullanılması veya üretilmesi, bu şekilde üretilen ürünlerin temin edilmesi yahut uygun olmayan bir tarzda piyasaya sürülmesi sonucunda sınai mülkiyet hakkının itibarı zarara uğrarsa, bu nedenle ayrıca tazminat istenebilir." şeklinde olduğu görülmüştür.
Anılı yasal düzenlemeler ışığında somut uyuşmazlık kapsamında ilk olarak SMK'nın 29 ve 7. maddeleri kapsamında davalıların eyleminin davacının marka hakkına tecavüz oluşturup oluşturmadığı meselesi tetkik edilmiştir. Marka hakkına tecavüz iddiası yönünden yapılan incelemede ise
inceleme konusu kullanım ve markaların benzerlik derecesi, inceleme konusu marka ve kullanım kapsamında bulunan mal/hizmetlerin benzerlik derecesi, markanın ayırt edici gücünün, tanınmışlığının derecesi, inceleme konusu mal/hizmetlerin tüketicilerinden oluşan ortalama tüketici kitlesinin bilinç ve dikkat düzeyinin esas alınması gerekmiştir.
Bu kapsamda yapılan incelemede tespit edildiği üzere; teknik ve sektörel incelemeyi içerir bilirkişi heyetleri tarafından hazırlanan raporların çelişki içermediği gibi dosya kapsamına uygun olduğu saptanmakla hükme esas alınmaya elverişli bulunmuştur.
Dosya kapsamında yapılan inceleme neticesinde tespit edildiği üzere; davacının ''...'' ibareli tescilli markası, Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde, 01/11/2016 tarihinden itibaren 10 yıl müddetle, ...Nice sınıflarında tescilli olduğu gibi WIPO tescil kaydı olup, ... ibareli markanın, davacı şirket adına 1984 yılından bu yana, ...
Nice sınıfı emtiasında Madrid Protokolüne üye birçok ülkede 1984 yılından bu yana tescilli olduğu, davalıların ise ... ve/veya ayırt edilemeyecek derecede benzer bir ibare için Türkiye'de herhangi bir marka tescilinin bulunmadığı, davalılardan ...'in ... ibaresi üzerinde gerçek hak sahipliği iddiasında bulunduğu, en eskisi 2006 yılına ait "..." logosunu taşıyan faturalar, 5 Mayıs 2005 tarihli vergi Levhası, yazar kasa talep dilekçesi, 01/12/2006 tarihli kira akdi ("... - ..." adına kiralanmış) ve bir kısım belgeler sunduğu, davacı tarafın sessiz kalmak suretiyle dava hakkını yitirdiğini ileri sürdüğü, davacı vekilinin cevaba cevabında;
"davalının ... markasını kullanabilmesinin sebebinin bir dönem ... markasının distribütörlüğünü yapmış olması olduğunu, markanın müvekkili tarafından verilen yetki ile bir dönem kullanıldığını, davalının markasının İsviçre menşeli olduğunu çok iyi bildiğini, markayı ihdas eden sıfatı taşımadığını, markanın 1984'den beri WIPO nezdinde ... tescil numarası ile 13 ülkede tescilli olduğunu, davalının müvekkilinden belli aralıklarla ürün aldığını'' beyan ettiği görülmüştür.
Dosyada mübrez ... 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin... D.İş sayılı dosyası üzerinden yapılmış olan delil tespiti işleminde; ‘...’ mağazasının satış/teşhir/showroom mağazasında ... tescil nolu ''...'' markasının kullanıldığı tespit edilmiş, diğer davalı şirket ...’ye ait mağazada ise ...’ün ‘dükkanı yeni devraldıklarını, henüz vergi levhası çıkarmadıklarını, ‘’...’’ ismi ile faaliyet göstereceklerini beyan ettiği görülmüştür.
Ayrıca yine davalı iş yerinde yapılan tespitte, iş yeri yetkilisi olarak ...'nın söz aldığı, “... sene önce ... firması eski sahipleri ile şifai anlaşma gereği, dünyanın birçok ülkesindeki üretim ve tedariklerini biz sağladık. Daha sonra firma el değiştirdi, bize herhangi bir uyarıda bulunmadılar. Uyarıda bulunsalardı, kendi markamız ile devam ederdik. Ben hukuksuz bir iş yapmadım.
Bizim marka tescilimiz vardır, mahkemenize ibraz edeceğiz. “ şeklinde beyanda bulunduğu görülmekle davalının ... markasını kullanabilmesinin sebebinin bir dönem ... markasının distribütörlüğünü yapmış olması olduğuna yönelik davacı iddiasının doğruluğunu teyit ettiği saptanmıştır.
Dolayısıyla ''...'' ibareli markanın, davalılar tarafından ilk kez ihdas edilen bir ibare/marka olmayıp, davacının, 1984'ten bu yana tescilli markası olup davalıların gerçek hak sahipliği iddiasının yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
Ayrıca davalıların, önceye dayalı iş ilişkileri nedeniyle bildikleri ve iş ilişkileri süresince kullandıkları ''...'' ibaresinin aynısını iş ilişkisinin sona ermesinden sonra da izinsiz ve haksız olarak kullanmaya devam etmeleri karşısında davacının önceki partnerlerinden biri olması, sektörel olarak da tescilden haberdar olmamalarının mümkün olmaması hususları bir arada bulundurulduğunda davalılar nezdinde gerçekleşen kötü niyetin korunamayacağından dolayı sessiz kalma sebebiyle hak kaybı şartlarının gerçekleşmediği kanaatine varılması gerekmiştir.
Ayrıca 6102 sayılı TTK'nın 234. maddesi; ''(1) Şirketi temsil yetkisini haiz olan kimseler tarafından, açık veya zımni olarak şirket adına yapılmış olan işlemlerden dolayı, şirket alacaklı ve borçlu olur.
(2) Bir ortağın şirkete ait görevlerini yerine getirirken işlediği haksız fiillerden şirket de doğrudan doğruya sorumludur.'' şeklinde düzenlenmiş olup tüzel kişinin iradesi organları aracılığıyla açıklandığından ve özel hukuk tüzel kişilerinin haksız fiilleri ancak organları aracılığıyla işleyebileceğinden temsile yetkili kişilerin de şirket tüzel kişiliği ile birlikte müteselsilen sorumlu olmasının gerektiği anlaşılmıştır. (Emsal ilam: Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ...
E....K. sayılı ilamı) Tüm bu nedenlerden dolayı davacıya ait, WIPO nezdinde ... no ile tescilli ... ibareli markası ve yine davacıya ait TPMK nezdinde tescilli ... numaralı ''...'' ibareli markasının, tescilli olduğu 06 ve 20. nice sınıfı emtiasında, davalılar tarafından, '' ...'' ve ''...'' şeklindeki izinsiz kullanımlarının, davacının tescilli marka hakkına tecavüz teşkil ettiği anlaşılmış olup SMK'nın 29, 7 ve 149. maddeleri gereğince davalıların eylemlerinin davacının marka hakkına tecavüz teşkil ettiğinin tespitine, tecavüzün önlenmesine, durdurulmasına,
... markalı ürünlere el konularak hüküm kesinleştiğinde imhasına karar verilmesi gerekmiştir.
Bir sonraki aşamada davacının tazminat talepleri tetkik edilmiş olup somut olayda davacının tazminat seçim yöntemini SMK 151/2-a kapsamında belirlediği, sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin rekabeti olmasaydı hak sahibinin elde edebileceği muhtemel gelire göre maddi tazminat miktarının hesaplanmasını talep ettiği görülmüştür. Mali incelemeler kapsamında; davacı ... şirketinin Türkiye'de herhangi bir satışının bulunmadığı, davalı ... Tic.
Ltd, şirketinin dosyada belirtilen adreslerde bulunmadığı ve bu firma ile irtibat kurulup bilgi ve belge alınamadığından ''...'' markasını kullanmasıyla elde ettiği gelirin tespitinin yapılamadığı, davalılardan ... adına kayıtlı herhangi bir firma ve iş yeri kaydı bulunmadığından bu yönde de bir gelir tespitinin yapılamadığı, davalılardan ... işletmesi ile ilgili ... markasını kullandığına dair kayıtlarında herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığı, ... işletmesinin işletme defteri tutulduğu, 2016 yılında 37.762,14 TL zarar, 2017 yılında 26.593,68 TL zarar, ve 2018 yılında ise 3.702,92 TL zarar kaydedildiği tespit edilmiştir.
İşbu tespitler karşısında farazi ihtimale göre bir tazminat hesabının yapılmasının tazminat hukuku ilkelerine aykırı olacağı ve sebepsiz zenginleşmeye yol açacağı anlaşılmıştır. Bu hâli ile markanın kullanıldığı süre, niteliği, ihlalin boyutu gözetilerek TBK'nın 50. maddesi uyarınca, maddi tazminata hükmedilmesi gerekmiştir.
Nitekim tazminat hukuku kapsamında yapılacak bir değerlendirme, sebepsiz zenginleşmeye neden olmayacak şekilde bir tazminatın belirlenmesini gerekli kılmakla takdiren 6.438,75 TL maddi tazminatın davalılardan dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Davacının markasının tescilli olduğu süre, markanın tanınmışlık derecesi, davalıların markayı kullandığı süre dikkate alınarak davalıların ticaret hacmine, kusur derecesine göre marka hakkına tecavüz yönünden 6.000-TL manevi tazminatın davalılardan dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmesi gerekmiştir.
(Her ne kadar kısa kararda sehven 6.000.000TL manevi tazminat yazılmış ise de bu durumun maddi hatadan kaynaklandığı tespit edilmekle, HMK'nın 304. maddesi gereğince 07/02/2025 tarihinde tashih kararı tesis edilmiş olup Mahkememizin 05/02/2025 tarihli kararın 1 nolu ara kararının D bendinin.
"D- 6.000-TL manevi tazminatın davalılardan dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine," şeklinde tashihine karar verilmiştir. Kısa karar ile gerekçeli kararın çelişemeyeceği yönelik içtihatlar nedeni ile bu durumun kısa kararın gerekçesi içerisinde belirtilmesi gerekmiştir.)
Son olarak davacı yanın itibar tazminatı talebi incelenmiş olup SMK'nın 150/2. maddesinin; ''Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edilmesi durumunda, hakka konu ürün veya hizmetlerin, tecavüz eden tarafından kötü şekilde kullanılması veya üretilmesi, bu şekilde üretilen ürünlerin temin edilmesi yahut uygun olmayan bir tarzda piyasaya sürülmesi sonucunda sınai mülkiyet hakkının itibarı zarara uğrarsa, bu nedenle ayrıca tazminat istenebilir." şeklinde ifade edildiği, maddede "kötü şekilde üretim" ifadesi yer almakta ise de ürünün ne şekilde kötü üretilebileceğinin açıklanmadığı,
itibar tazminatına hükmedilebilmesi için tecavüzün varlığı ile birlikte aynı zamanda hakka konu ürünün tecavüz eden tarafından kötü şekilde kullanılması veya üretilmesi yahut uygun olmayan bir tarzda piyasaya sürülmesi şartlarının da mevcut olması gerektiği anlaşılmıştır. Bu kapsamda somut olaya bakıldığında anılı koşulların gerçekleştiğini gösterir ispata elverişli delillerin bulunmadığı anlaşılmakla, itibar tazminatı isteminin reddi gerektiği anlaşılmıştır.
Davacı taraf SMK'nın birinci kitabında düzenlenen marka hakkına ilişkin hükümlerin yanı sıra ayrıca TTK'nın haksız rekabet hükümleri gereğince de istemde bulunmuş olup anılı düzenlemelerin kümülatif olarak somut olayda tatbikinin gerekip gerekmediği meselesinin aydınlatılması gerekmiştir.
Bu noktada emsal alınan Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin... esas, ... karar sayılı ilamı ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin ...esas, ... karar sayılı kararında vurgulandığı üzere.
6762 sayılı mülga TTK’nın 57/5.maddesinde yazılı “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalariyle iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmiyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklindeki düzenlemeden yola çıkılarak,
marka hakkına tecavüz eylemleri, hem özel yasa niteliğindeki 556 sayılı Marka KHK’nın 61 ve 9.maddeleri uyarınca, hem de anılı hüküm nedeniyle mülga 6762 sayılı TTK’nın 57/5.maddesi hükümleri doğrultusunda kümülatif olarak korunmakta iken mülga 6762 sayılı TTK’nın 57/5.maddesindeki hüküm, 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren mer’i 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a-4 bendinde yer alan “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak,” şeklinde düzenlenmiş olup, Kanunun gerekçesinde de ifade olunduğu üzere, Kanun Koyucu bilinçli bir şekilde, “ad,
unvan ve marka” kavramlarına yeni düzenlemede yer vermemiş ve buna gerekçe olarak da bu kavramların kendi özel yasası niteliğindeki 556 sayılı Marka KHK, 554 sayılı End. Tasarım KHK ve 555 sayılı Coğrafi İş. KHK ve TTK’nın unvan ile ilgili düzenlemeleriyle korunması gösterilmiş ve bunların bir kez de TTK’nın haksız rekabet hükümleriyle korunmasının gereksiz olduğu ve yorum güçlüklerine yol açacağına vurgu yapılmıştır.
Bu hâli ile markaların kendi özel yasası niteliğindeki 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu hükümleriyle korunması ve 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a-4 maddesindeki düzenleme karşısında, dairenin eski içtihatlarını sürdürme imkanının kalmadığı belirtilmiştir.
Nitekim Türk Borçlar Kanunu'nun sebeplerin yarışması başlıklı 60. maddesi gereğince de bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkimin, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar vereceği ifade edilmiştir. Bu gerekçeler ışığında somut olaya bakıldığında; davacı yana en iyi giderim imkanı sağlayan SMK hükümleri kapsamında hukuki koruma sağlanmış olup aynı zamanda haksız rekabete ilişkin hükümlerin kümülatif olarak uygulanmasına yer olmadığı sonucuna varılması gerekmiştir. Bu açıklamalar doğrultusunda haksız rekabet hükümlerine yönelik davacı istemlerinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
Katip · ¸e-imzalıdır Hakim · ¸e-imzalıdır
İstanbul 3. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2021/151, K. 2025/28, 5 Şubat 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama