İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /İlk Derece Mahkeme Kararları
  3. /İstanbul 4. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi

İSTANBUL 4. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

İstanbul 4. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi E.2023/197 K.2025/1

Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,

Esas2023/197Karar2025/1Tarih7 Ocak 2025Okuma32 dk · 6.469 kelime

KÜNYE

T.C. İstanbul 4. Fikrî Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi

Karar tarihi
7 Ocak 2025
Esas no
2023/197
Karar no
2025/1
Dava
Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan
Dava tarihi
17/11/2023
Karar metni, UYAP Emsal Karar Arama kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.469 kelime·32 dk okuma·2 bölüm

Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

Dava dilekçesinde özetle; müvekkilleri ... Tic.

A.Ş.'nin %100 hissedarı ve kurucusunun ... olduğunu, ... adı ile Dünyaya gelen, daha sonra içine girdiği şarkıcılık sektörü ile soyadını "..." olarak değiştiren ve Türkiye'de herkesin bildiği ... markasının kurucusu ve sahibi olduğunu, 70'li yılların sonlarında oluşturduğu markasını müvekkilleri üzerinden 90'lı yıllardan itibaren kurumsallaştırmış müzik sektöründen gıdaya, inşaat sektöründen havacılık sektörüne, çok çeşitli alanlarda soyadını ve markasını kullanmış olduğunu, nitekim müvekkillerinin unvanında da "..." ifadesi yer almakta olduğunu,

davalının ...'in oğlu olup bu durumunu haksız olarak lehine kullanmış ve dava konusu markalarının Türk Patent Enstitüsü nezdinde tescilini sağlamış olduğunu, bununla da yetinmeyen davalının, iltibas yaratır biçimde, tescilli markalardan farklı biçimde kullandığı Tatlıses Kebap adı ve markası ile kebap dükkanları açmış olduğunu, bunlardan biri ...adresinde olduğunu, davalı aleyhine ...

Cumhuriyet Başsavcılığı'na... tarihinde suç duyurusunda bulunulmuş olduğunu, gelinen aşamada ise bahse konu markalarının tüm sınıflardaki hükümsüzlüğünün talebi gerekmiş olduğunu,

müvekkillerinin bilgisi ve rızası dışında davalı'ya da danışmanlık vermiş olduğundan davalı tarafından yapılan bu marka başvurularına itiraz etmek mümkün olmamış olduğunu, ancak gerek kötü niyetli başvuru gerekse diğer şartlar sebebi ile müvekkillerinin işbu davayı açmada hukuki menfaati bulunmakta olduğunu, müvekkillerinin 2023 yılına dek marka patent vekili ... Tic. Ltd.

Şti. / ... olduğunu, diğer bir deyişle yukarıda yer alan yeni başvurular hariç tüm markalar işbu vekil aracılığı ile tescil edilmiş olduğunu, aynı vekil, müvekkillerinin izni olmaksızın, davalının da marka ve patent vekilliğini yaparak davaya konu markaların başvurusunu yapmış olduğunu, bu süreçte müvekkillerine hiçbir bir bilgi vermemiş ve bu başvurulara itiraz etme hakkını engellemiş olduğunu, müvekkillerinin davaya konu markaların ilanı süresinde itiraz hakkını kullanması için bundan haberdar olması gerekir olduğunu,

normal şartlarda bu tür aynı veya benzer markaların ilan edildiğini müvekkillerinin bildirecek vekil aynı zamanda davalının vekili olduğundan müvekkillerine bildirim yapmamış olduğunu, ne var ki; davalının sosyal medya paylaşımlarında müvekkillerinin markasının aşağıdaki gibi "..." olarak kullanıldığı görüldüğünde TPE nezdinde inceleme yapılmış ve kendi marka vekilinin davalının marka vekili olduğu ve daya konu markaların marka başvurularını yaptığı öğrenilmiş olduğunu, "..." ibaresinin kullanılması marka hukukuna ve ticari dürüstlüğe aykırı olup haksız ve kötü niyetli olarak tescil edildiğinden sicilden terkini gerekmekte olduğunu,

davalı 2023 tarihinde müvekkillerinin markalarını taklit etmek sureti ile marka başvurusunda bulunmuş olduğunu, davalı’nın bu eylemi, ticari dürüstlüğe aykırı olarak haksız ve kötü niyetle kullandığı “...” ibaresinin tanınmışlığından ve oluşan iltibastan yarar sağlamaya yönelik olduğunu, Ekte sunulan ... adresinde müvekkillerinin markalarını aynen kullandığını, bunun yanı sıra davalının "..." kullanıcı isimli instagram sayfasında da müvekkillerinin marka hakkını ihlal eder birçok fotoğraf ve video bulunmakta olduğunu,

Sınai Mülkiyet Kanunu'nun ("SMK") 6/5 maddesindeki "Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir." düzenleme ile tanınmış markanın korunması amaçlanmış olduğunu,

somut olayda ise bu madde gözetilmeden davalı markaları tescil edilmiş olduğunu, tanınmış bir markanın aynı mal ve hizmetler için tescil edilmesi halinde, tanınmış markanın sahibi tarafından markanın hükümsüzlüğü davası olduğunu, davaya konu "..." markası ... nolu sınıflarda tescilli olduğunu, müvekkillerine ait tescilli markalarla aynı mal ve hizmetlere ilişkin sınıfların hükümsüzlüğünü, ancak bunun dışında farklı mal veya hizmetlere ilişkin diğer sınıflarda yapılan tescilin de hükümsüzlüğünü,

müvekkillerinin her biri ayırt edicilik kazanmış seri markaları arasında yer alan “...” ibareli markaları Türk Patent Enstitüsü nezdinde tescil edilmiş olup koruma altında olduğunu, davaya konu markalar neredeyse tüm sınıfları içerir biçimde kötüniyetli olarak tecil edilmiş olduğunu, davalı’nın fayda sağladığı “...” ibareleri Türk Ticaret Kanunu kapsamında haksız rekabet de yaratmakta olduğunu, • Davalı, davacı şirket’in markası ile iltibas yaratacak şekilde “...” ibaresini taşıyan tabelayı haksız olarak kullanmakta olduğunu, bu tabelanın ivedilikle kaldırılmasını,

yine davalının instagram hesabındaki içeriklerin ve belirtilen web sitesindeki haberlerin de kaldırılmasını, müvekkillerine ait “...” ibareli markası ile iltibas yaratan davalı’nın haksız kullanımının ivedilikle sona erdirilmesi için ihtiyati tedbir talebi doğrultusunda haksız kullanımı oluşturan ... adresindeki tabelanın tedbiren indirilmesini, davalının sahibi olduğu "..." isimli instagram hesabındaki müvekkillerinin markasını içerir/taklit eder içeriklerin ve internet adresindeki haberlerin kaldırılmasını, tecavüz eylemlerinin tespitini,

marka ambleminin ticari maksatla kullanımının önlenmesini ve tecavüz eylemlerinin tedbir kararı ile durdurulmasını, maddi ve manevi tazminat haklarının saklı kalmak kaydıyla, davalıya ait "..." kullanıcı isimli instagram hesabındaki, ... adresli web sitesi ve internetteki diğer tüm mecralardaki tanıtım ve kullanımının durdurulmasını, mütecaviz markanın içeriklerinin çıkartılmasını, mümkün olmadığı takdirde erişimin engellenmesini, Davalı’nın “...” ibaresini başkaca herhangi bir şekilde kullanmasının önlenmesini, ...başvuru numaralı 17.5.2022 başvuru tarihli "..." markasının,

.... başvuru numaralı 17.5.2022 başvuru tarihli "..." markasının hükümsüzlüğünü, mümkün değil ise anılan markalardan ‘...’ ifadesinin çıkartılmasını davalı'nın müvekkillerine ait markayı haksız kullandığının tespitini, tecavüzün önlenmesini, sonuçların ortadan kaldırılmasını, davalı tarafında kullanılan ‘...’ ibaresi içeren her türlü reklam, afiş, ambalajın ve bu ibareyi içeren her türlü araç gerecin üçüncü kişiler elinde olsa dahi imhasını, gerekçeli kararın hüküm fıkrasının ülke çapında yayın yapan bir gazetede masrafları davalı'ya ait olmak üzere ilanını,

haksız rekabetin önlenmesini (maddi ve manevi tazminat haklarımız saklı kalmak kaydıyla); vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davalı'ya yükletilmesini talep ve dava etmiştir.

Cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın haksız ve hukuka aykırı şekilde dmüvekkillerine ait ... ve ... markaların hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiş ise de SMK'da düzenlenmiş marka dosyada bulunan bilirkişi raporunun 4 hükümsüzlüğü sebepleri ve taraflar arasındaki mevcut ilişkiler dikkate alındığında müvekkillerinin yalnızca kendi ticari yolunda ilerlemek istediğini ve davalıya ait markalar açısından hükümsüzlük sebebi oluşmadığı görülecek olduğunu, müvekkilleri ...çok uzun yıllardır gıda sektöründe faaliyet göstermekte olduğunu, tanınan ve topluma mal olmuş bir iş adamı olduğunu,

bir zamanlarda bu sektörde babası ... ile birlikte de faaliyet gösteren müvekkillerinin taraflar arasında yaşanan son gelişmeler sonrasında babası ile yollarını ayırmış olduğunu, ''...'' markasını davacı tarafla ilişkilendirilmemesi amacıyla kendi adına tescil ettirmiş olduğunu, uzun yıllar gıda sektöründe faaliyet göstermiş ve bu sektörde önemli bir itibar edinmiş olan davalının kendi adına kuracağı ve faaliyetlerini devam ettireceği markayı başkaları ile ilişkilendirilemeyecek şekilde kendi adıyla tescil ettirmesi son derece doğal ve olağan bir durum olduğunu,

müvekkilleri ile davacı tarafın bir zamanlar ortak olarak gıda sektöründe faaliyet göstermiş olmaları hususu davacı şirketin sahibi ... tarafından medyada sık sık deklare edilmiş ve tarafımızca da kabul edilen bir husus olduğunu, taraflar arasında yaşanan olumsuz gelişmeler neticesinde gerek ... gerekse ...'e ait şirketler ile ilişkilendirilmemek müvekkillerinin özellikle dikkat ettiği bir durum olduğunu, müvekkileri... tüm bu olaylar sebebiyle ... adresinde bulunan iş yerinin içerisinde kendi şahsıyla ayırt edicilik unsuru içeren markasının logosunu ve ismini kullanmakta olduğunu,

davacı taraf ile ilişkilendirilmemeye ekstra özen göstermekte olduğunu, davacı taraf, markalarının dünyaca tanındığını ve bu sebeple müvekkillerinin bu tanınırlıktan istifade ettiğini ileri sürerek müvekkillerine ait markanın hükümsüzlüğünü talep etmiş ise de, toplumca tanınan davacı tarafa ait markalar değil davacı şirketin ''şarkıcılık'' mesleğini icra eden sahibinin şahsı olduğunu, bu sebeple müvekkillerine ait markanın hükümsüzlüğüne ilişkin kanuni şartlar oluşmamış olduğunu, davacı şirketin ileri sürmüş olduğu tanınırlığın ve şöhretin ise kendilerine ait markaların değil davacı şirketin müzik sektöründe edinmiş olduğunu,

davacı tarafın müvekkillerine ait markanın hükümsüzlüğünü talep ettiği kanuni unsurlar incelendiğinde bu kanunların ''halk tarafından karıştırılma'', ''iltibasa sebep olma'', ve ''tanınırlıktan faydalanma'' vb gibi sebeplere dayandığı görülmekte olduğunu, müvekkilleri ...'in ise babası ... ve ona ait şirketler ile karıştırılmaması veya herhangi bir şekilde ilişkilendirilmemesi ve kendisinin davacıya ait bu şirketlerin bünyesinde faaliyet göstermediğinin toplum nezdinde açıkça anlaşılması adına ekstra bir çaba sarf ettiğini,

müvekkillerinin bu sebeple kendisine ait markayı yalnızca soy ismi ile değil isim ve soy ismiyle tescil ettirmesi ve iş yerinin her yerinde özellikle kendi ismini kullanması ileri sürmüş oldukları iddialarının ispatı olduğunu beyan etmişlerdir.

Davacı vekilinin cevaba cevap dilekçesinde özetle; çok uzun yıllardır gıda sektöründe faaliyet göstermekte olduğunu, bir zamanlar bu sektörde babası ... ile birlikte de faaliyet gösterdiğini, taraflar arasında yaşanan son gelişmeler sonrasında babası ile yollarını ayırdığını ve ''...'' markasını müvekkilleri ile ilişkilendirilmemesi amacıyla kendi adına tescil ettirdiğini, ...adresinde bulunan iş yerinin içerisinde kendi şahsıyla ayırt edicilik unsuru içeren markasının logosunu ve ismini kullanmakta olduğunu, müvekkillerinin tanınır ve toplumda itibar görmediğini,

aksine gıda sektöründe faaliyetlerinin davalı ile çalıştığı dönemlerde ve davalının kontrolünde devam ettiğini, huzurdaki davada müvekkillerinin dayanak markaları kebapçılık sektörü ile sınırlı olmadığını, ancak davalı taraf cevap dilekçesinde müvekkillerinin markaların sahipliğini ve esasen kebap sektöründeki tanınmışlığını kabul ettiğini, davalının amacı iltibas yaratmak ve müvekkillerinin tanınırlığından faydalanma olduğunu, sadece bir marka yönünden ileri sürülmüş olan ad soyad savunması ise usul ve yasaya aykırı olduğunu beyan etmiştir.

Davalı vekilinin ikinci cevabında özetle; sunmuş oldukları cevap dilekçesinde iltibasa ilişkin kabul içerir hiçbir beyanın bulunmamasına rağmen davacı tarafın hangi beyan neticesinde bu hususu kabul ettikleri sonucuna ulaştığı taraflarınca anlaşılamadığını, daha önce de ısrarla ifade ettikleri gibi müvekkillerinin davacı tarafla ilişkilendirilmemek hususunda son derece hassas hareket ettiğini, bunun yanında davacı tarafın bu beyanları basit bir algı oluşturmak suretiyle mahkemeyi yanıltmaya yönelik beyan olduğunu, davacı tarafın;

müvekkilerine ait iş yerine giden müşterilerin burayı ...'e ait bir şirketler grubundan zannederek gittiği yönündeki iddiası son derece basit ve ispata muhtaç bir iddia olduğunu, davacı tarafın bu iddia doğrultusunda maksadının iltibas yaratmak olduğu şeklindeki beyanları olağan akışa aykırı ve temelsiz olduğunu, önemle ifade etmek gerekir ki ''...'' ibaresi yalnızca müvekkillerinin soy ismi olup müvekkillerine ait markanın esaslı unsuru olmadığını,

davacı taraf müvekkillerine duyduğu şahsi husumet sebebiyle ''...'' soy adının müvekkillerince kullanılamaması adına hareket etmekte ve bu soy ismi markanın esaslı unsuru olarak lanse etmeye çalışarak davayı kabul ettirme çabası içerisine girmekte olduğunu, davacı taraf isim soy isim savunmasının kötü niyetli durumlarda kabul görmeyeceğini, huzurdaki dosya kapsamındaki izahlarımız neticesinde müvekkillerinin iltibas yönünde kötü niyetli olmanın dışında davacı tarafla ilişkilendirilmemek için ekstra çaba sarf ettiği dikkate alındığında bu iddianın huzurdaki uyuşmazlık için geçerli olmadığı görüleceğini,

müvekkillerinin kendisini ''...'' grubunun bir parçasıymış gibi gösterme çabası olmadğını, müvekkilleri tarafından yazılı-görsel medyada yapılan tanıtımlar kendi markaları olan ''... ve ...'' markaları olduğu beyan etmişlerdir.

30/09/2024 tarihli bilirkişi raporunda özetle ; dosyada talep edilen kontroller sağlandığında, davacı tarafından dosyada belirtilen bahsi geçen davaya konu “...’un gözde mekanı ...

Ünlülerin uğrak yeri” başlıklı ilgili haberin “...” isimli internet sitesine ait “...html” sayfa linkinde “16 Haziran 2022” tarihinde yayınlandığını ve güncel olarak yayında olduğunu ve detayları bilişim değerlendirme kısmında detaylıca sunulduğunu, davalı tarafa ait olduğu belirtilen davaya konu “...” isimli Instagram sosyal medya hesabına ait genel profil sayfası “...” ve paylaşımlar kontrol edildiğinde; hesap adının “...” olarak ve ilgili hesaptan yapılan paylaşımlar arasında davaya konu “...” ibareli Restoran’a dair paylaşımların da olduğunu ve detayları bilişim değerlendirme kısmında detaylıca sunulduğunu, hükümsüzlük açısından;

davalıya ait ... tescil no.lu ” markası açısından SMK m.6/1 açısından hükümsüzlüğe ilişkin şartların mevcut olduğunu, ... tescil no.lu ” markası açısından SMK m.6/1 açısından hükümsüzlüğe ilişkin şartların mevcut olmadığı tespit edilmiş olmakla, nihai hukuki değerlendirme ve Takdirin Sayın mahkememize ait olduğunu, somut olayda, davacı markasının tanınmışlığının/Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyinin değerlendirilebilmesi açısından heyetimiz sektör bilirkişisi tarafından “Davacı Firma ise ...

Başta olmak üzere ... alanında Faaliyet gösterdiği, ... ile Ülke genelinde birçok ilde birçok şube ile Faaliyet gösterdiği , Sektörel bir tanınırlığının olduğunu, ... ile de Sektörel bir tanınırlığının bulunduğunu, ... olarak ve ... olarak da ülke genelinde şubelerinin bulunduğunu, davalıdan önceki tarihlerde ..., ..., ... olarak faaliyet yürüttüğü tespit edilmiştir.” Tespitleri yapıldığı gibi davacının aynı zamanda “...” ibareli ... markasının 02/02/2000 tarihinde tanınmışlık başvurusunun yapıldığı ve kabul edildiğinin tespit edilmekte olduğunu, dolayısıyla,

işbu tespitler uyarınca SMK m.6/5 uyarınca davalı markalarının hükümsüzlüğüne ilişkin nihai hukuki değerlendirme ve takdirin Mahkememize ait olduğunu, davalı markasının tescilinde kötüniyetin bulunup bulunmadığı hususunun ve buna bağlı olarak verilecek SMK m.6/9 kapsamında hükümsüzlük kararının takdirinin Sayın Mahkememize ait olduğunu, markaya tecavüz açısından;

davalı tarafın Tatlıses Kebap Şeklinde kullanımı açısından, SMK’nın 7 ve 29. maddeleri gereğince davacının marka hakkına tecavüze ilişkin şartların mevcut olduğu tespit edilmiş olmakla, nihai hukuki değerlendirme ve Takdirin Sayın Mahkemenize ait olduğu yönünde görüş ve kanaatlerini sundukları anlaşılmıştır.

KANAAT VE GEREKÇE

Dava; Türk Patent Enstitüsü nezdinde davalı adına tescilli ...başvuru numaralı 17.5.2022 başvuru tarihli "... " ve ... başvuru numaralı 17.5.2022 başvuru tarihli "... " markalarının tüm sınıflarda hükümsüzlüğüne ve marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesine ilişkindir. Marka Hükümsüzlüğü Yönünden Yapılan Değerlendirme

6769 sayılı SMK'nun 25.maddesinde "(1) 5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir.(2) Menfaati olanlar, Cumhuriyet savcıları veya ilgili kamu kurum ve kuruluşları markanın hükümsüzlüğünü mahkemeden isteyebilir.(3) Marka hükümsüzlük davası, dava tarihinde sicilde marka sahibi olarak kayıtlı kişilere veya hukuki haleflerine karşı açılır.

Markanın hükümsüzlüğü davalarında Kurum taraf gösterilmez.(4) Bir marka, 5 inci maddenin birinci fıkrasının (b), (c) ve (d) bentlerine aykırı olarak tescil edilmiş olup da kullanım sonucunda tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından hükümsüzlük talebinden önce ayırt edici nitelik kazanmışsa hükümsüz kılınamaz.(5) Hükümsüzlük hâlleri, markanın tescil edildiği bir kısım mal veya hizmete ilişkin bulunuyorsa, sadece o mal veya hizmet yönünden kısmi hükümsüzlüğe karar verilir.

Marka örneğini değiştirecek biçimde hükümsüzlük kararı verilemez.(6) Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez.(7) 6 ncı maddenin birinci fıkrası uyarınca açılan hükümsüzlük davalarında 19 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmü def’i olarak ileri sürülebilir.

Bu durumda kullanıma ilişkin beş yıllık sürenin belirlenmesinde dava tarihi esas alınır. Hükümsüzlüğü istenen markanın başvuru veya rüçhan tarihinde, davacının markası en az beş yıldır tescilli ise davacı ayrıca, söz konusu başvuru veya rüçhan tarihinde 19 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şartların yerine getirildiğini ispatlar."

6769 sayılı SMK'nun 6.maddesinde "(1) Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.(2) Ticari vekil veya temsilcinin, marka sahibinin izni olmaksızın ve haklı bir sebebe dayanmaksızın markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kendi adına tescili için yaptığı başvuru,

marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.(3) Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine,

marka başvurusu reddedilir.(4) Paris Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir.(5) Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı,

benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.(6) Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.

(7) Ortak markanın veya garanti markasının yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren üç yıl içinde yapılan, ortak marka veya garanti markasıyla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki hak sahibinin itirazı üzerine reddedilir.(8) Tescilli markanın yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren iki yıl içinde yapılan, bu markayla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu,

önceki marka sahibinin itirazı üzerine bu iki yıllık süre içinde markanın kullanılmış olması şartıyla reddedilir.(9) Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir." belirtilmiştir.

Davacıya ait olan ve hükümsüzlük ile tecavüze dayanak farklı mal ve hizmet sınıflarında markalar bulunmakta olup, ... tescil no.lu “...” markası ... sınıfta tescilli marka ve ... tescil no.lu “...” markası ... sınıfta davalı adına tescil edilmiştir.

SMK 6/1 Yönünden Yapılan Değerlendirme

SMK 6/1 hükmüne göre “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir”.

Bu hüküm çerçevesinde bir ihlalin söz konusu olabilmesi için;

a.Tescilli marka ile aynı veya benzer bir işaretin kullanılması,

b.Tescilli marka ile aynı veya benzer işaretim aynı mal veya benzer mal veya hizmetlerde kullanılması,

c.Bu kullanımın karıştırılma ihtimaline neden olması gerekir.

Görüldüğü üzere burada hem markalar arası aynılık/benzerlik hem de mal ve hizmet sınıfları arasında aynılık/benzerlik karşılaştırmasının yapılması ve iltibasın yani karıştırılmanın söz konusu olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. İltibas değerlendirmesinin önce işaretlerin, sonra mal ve hizmetlerin benzerliği şeklinde bir sıralama yerine, her ikisinin bir arada ve birbirine nitelik olarak etkisi de gözetilerek birlikte yapılması gerekir.

a.Markalar arası karşılaştırma;

Bilindiği üzere Karıştırılma (iltibas) terimi, ticari alandaki faaliyetlerde, şeyler arasında bir benzerliği veya karışımı ifade etmekte olup, satın alınan iki mal arasında veya kullanılan iki unvan arasında veya iş mahsullerinde birbirinden ayrılmayacak derecede benzerliğe istinat ettirilmesidir.

İltibas doğrudan iltibas ve dolaylı iltibas olarak ikiye ayrılabilir; buna göre, karışıklığı yaratan aynı veya benzeri bir işaret, bu işaretin hitap ettiği çevrede, söz konusu markanın kullanıldığı mal veya hizmetin, iltibasa maruz bırakılan mal ve hizmetle özdeşleştirilmesine yol açıyorsa doğrudan iltibas söz konusu iken, karışıklığı yaratan aynı veya benzeri bir marka, bu markanın hitap ettiği çevrede, işaretler arasındaki farklılığı anlasalar bile benzerliğe dayalı olarak mal veya hizmetler arasında yanlış bağlantılar kurmasına yol açıyorsa dolaylı iltibas söz konusu olur .

İltibas ihtimalinin tespitinde, markanın bütünü itibariyle bıraktığı etki, eski markanın sahip olduğu ayırım gücü, telaffuz, biçim ya da anlam itibariyle bıraktığı etki, markaların kullanılacağı mal/hizmet türlerinin birbirine yakın olup olmadığı , markaların benzer alıcı çevrelerine hitap edip etmedikleri hususları dikkate alınmalıdır.

Ayrıca söz konusu markanın orta yetenekteki olağan müşteri ya da malın hitap ettiği alıcıların yanılma olasılıkları, bunların herhangi bir markanın yerine diğerini satın almalarının söz konusu olup olmadığı göz önünde tutulur. Yine iki marka arasında arasında biçim ve anlam bakımından bir benzerlik bulunmasa bile, özellikle ses uyumu ve telaffuz bakımından benzerlikleri belirgin ise markalar arasında iltibas tehlikesinin varlığı söz konusu olur.

Yine bir marka birden fazla unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hakim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. Sırf sözcükler tasviri işaret mahiyetinde oldu diye bu işaretin tescilinin engellenmesi yoluna gidilmemelidir. Örneğin bir işarette iki sözcükten oluşan yazı unsuru, işaretteki şekil unsuru nazara alınmadan değerlendirilmemelidir .

İki marka arasında iltibasın varlığı tespit edilirken eğer bu markalarda şekil unsuru da yer alıyorsa görsel, biçimsel, yazılış, okunuş, tasarım, anlamsal, ses uyumu, çağrıştırma, genel intiba kıstasları itibariyle karşılaştırılma yapılmalı ve sonucuna göre iltibasın var olup olmadığı tespit olunmalıdır.

Piyasada daha önceden aynı veya benzeri mal veya hizmetler için korunan ne kadar çok marka bulunuyorsa, yeni bir işaretin marka olarak tescili de o kadar zorlaşır. Marka olarak bir işaretin tescili için, o işaretin başka bir mal veya hizmeti ifade eden marka ile bir bağlantının mevcut olduğunu halkın zihninde uyandıracak derecede çağrıştırmaması gerekir. Aslında karıştırma ihtimalinin uç noktası, çağrıştırma ihtimalidir.

Bir işaret, görsel, fonetik veya diğer bir açıdan farklı olsa bile, "bütünsel" bir açıdan kendisine yaklaşıldığında herhangi bir sebeple müşteri gözünde başka bir marka ile bağlantısı varmış intibaı yaratarak onu çağrıştırıyorsa ve bu yüzden müşterinin mal veya hizmet tercihinde etkili oluyorsa, marka olarak tescili engellenebilir veyahut hükümsüz kılınabilir.

Markaların esas itibariyle bir mal veya hizmeti diğer bir mal veya hizmetten ayırt etmek maksadıyla kullanılmaları esas ise de, bazen müşteriler, bir markayı sadece mal veya hizmet ile değil, o mal veya hizmeti sağlayan işletme ile de irtibatlandırabilirler. Müşteriler, markalı mal veya hizmeti, sırf onu arz eden işletmeye duydukları güven ve beğeni sebebiyle tercih etmiş olabilirler.

İşletmelerin birbirinden farklı olduğu bilinse dahi, kullanılan işaretlerin benzerliği müşterinin bu işletmeler arasında ekonomik veya organik bir bağ olduğunu düşünmesine yol açıyorsa sonuç yine değişmeyecek ve markalar arasında benzerlik olduğu kabul olunacaktır.

SMK 6/1 maddesinde de belirtildiği üzere bir markanın bir başka marka ile benzer olup olmadığının tespitinde "halk" tarafından karıştırılma ihtimali dikkate alınır. Halk tarafından karıştırılma ihtimalinde ölçü ise; bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, tüketici olan halk olduğunun göz önünde tutulmasıdır. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde ve herhangi bir sebeple bağlantı kurma ihtimalidir.

Buradaki "ihtimal" kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ve bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir”.

Başka bir deyişle, karıştırma ihtimali; görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, çağrıştırma, bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman, markanın asıl unsurları ve tamamlayıcı unsurları, karşılaştırılan işaretler arasındaki benzerlik, telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir. Yine halkın, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi de benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterli olmaktadır.

Benzerlik değerlendirmesinde markalar bir bütün olarak değerlendirilmektedir. Markanın bütünü itibariyle bıraktığı etki esas olduğundan, parçalara bölünerek inceleme yapılması ve özellikle markaların tek başına ayrım gücü bulunmayan tasviri işaretlerden oluşan kısımlarının aynı ve benzer olup olmadıkları üzerinde durulmasına da gerek yoktur. Çünkü markalar arasında benzerlik ve/veya iltibasın bulunup bulunmadığı hedef tüketici kitlesi dikkate alınarak tespit edilir.

Yargıtay 11. HD. .... No.lu kararında “....markalar arasındaki benzerliğin markanın bütünü itibariyle bıraktığı etki, alıcıların satın almayı düşündükleri yerine bir başka mal alacak durumda kalmaları halinde söz konusu olabileceği, markalar farklı unsurlardan oluşsalar dahi bütünü bakımından bıraktıkları etkinin diğer bir markayı çağrıştırmaması gerektiği, markalar esas unsurlarının benzer olması halinde, markanın genelinde etkisi az olan diğer hususlardaki farklılığa rağmen iltibasa yol açabileceği..." şeklinde karar verilmiştir.

Somut olaya dönüldüğünde, Davacıya ait markalar kelime” ve “kelime + şekil” markalarıdır. Kelime unsurunu oluşturan “...” ibaresi markaların esas ve ayırt edici unsurudur.

Davacı dayanak markaların diğer kelime unsurunu oluşturan “...”, “...”,”...”, ...”, “...”, “...”, “...”, “saç ekimi” vb ibareler ise tasvir edici/tanımlayıcı nitelik arz edecek şekilde tescil ettirmiş, kırmızı, beyaz ve sarı, yeşil renklerin bir arada kullanıldığı, kelime unsuru çoğunlukla büyük harflerle yazılı olduğu, davalı markaları kelime markası olup, şekil unsuru içermediği,

karşılaştırılan markaların bir bütün olarak bıraktıkları genel izlenime bakıldığında, taraf markaları arasındaki görsel ve işitsel benzerlik ile “...” kelimelerinin Türkçe’de aynı anlamı ifade etmeleri nedeniyle, tüketici zihninde yarattığı imaj nedeniyle taraf markaları arasında kavramsal bağlantı kurulabileceği söz konusu olmakla birlikte bu noktada davalı markalarından ...” markasında isim ve soy isim şeklinde bir tescilin açık bir şekilde anlaşılabildiği ve mevcut haliyle iltibas ihtimalinin azaldığı,

lakin “...” şeklindeki davalı markasında ise bu durumun net bir şekilde anlaşılmadığı için ilişkilendirme ihtimali yaratmakta ve iltibas ihtimalini artırmakta olduğu ve bu haliyle davalı ... markasının davacı markasına yanaşma iradesi gösterdiği, markalar arasındaki farklılığın hizmetin yöneldiği tüketici kesimince hemen fark edilip algılanabilecek nitelikte olmadığı, bu açılardan markaların karıştırılabileceği, dolayısıyla davalı “...” markası açısından SMK m.6/1 açısından hükümsüzlük şartlarının oluştuğu “...” markası açısından ise oluşmadığına yönelik mahkememizde kanaat oluşmuştur.

Tanınmış Marka İddiaları Bakımından Yapılan Değerlendirme Tanınmış marka farklı mal veya hizmetler için de koruma sağladığından markanın aynı veya benzer ürünler için korunması kuralının istisnasını oluşturmaktadır.

6769 sayılı SMK'da ve taraf olduğumuz tanınmış markalarla ilgili uluslararası anlaşmalarda tanınmış markanın tanımı ve kriterleri gösterilmemiş, bu husus Özel Dairenin bozma kararında belirtildiği üzere konu mahkeme içtihatları ve öğretiye bırakılmıştır.

Nitekim Özel Daire ...tarih ve...s. bir kararında "bir kişi veya teşebbüse sıkı sıkıya bağlı, garanti, kalite, kuvvetli reklam ve yaygın dağıtım içeren, müşteri, akraba, dost ve düşman ayırımı yapılmaksızın, coğrafi sınır, kültür ve yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışımdır" biçiminde bir tanımlama getirmiş ve bu tanıma nazaran da markanın promosyon sonucunda kazanılan herkesçe veya ilgili kesimce bilinme, emtia söylendiğinde o markanın akla gelmesi,

ilişkin olduğu sektörde iyi bilinme ve geniş bir dağıtım ağına sahip olma gibi kıstaslara göre markanın tanınmış marka olup olmadığının tespiti cihetine gidilmektedir.

Doktrinde konuyla ilgili yapılan bir başka tanıma göre ise; "Bir ülkenin bir veya birkaç yöresinde tutunma markalar değil, dünya çapında olmasa bile, yurt içi ve yurt dışında ilgili çevrelerce bilinen, Paris Sözleşmesine üye devletlerden birinin yurttaşına veya o ülkelerden birinde yerleşik olan ya da ticari veya sınai işletmeye sahip kişilere ait bulunan markalar" tanınmış markalardır (Bkz. Ünal Tekinalp Fikri Mülkiyet Hukuku, 2012, s. 411)

SMK m.6/5'te yer alan "Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi" ibaresine temel teşkil eden düzenleme Paris Konvansiyonunun 1. mükerrer 6. maddesi hükmüdür. Bu hükümde tanınmış marka kavramına yönelik olarak verilen kriter "herkesçe bilindiği mütalaa edilen" kavramıdır. Antlaşmanın Fransızca metninde markayı ifade etmek "notoirement connue(s)" ifadesi, Almanca metninde ise Türk doktrininde de sıklıkla kullanılan "notorisch bekannte" ifadesi kullanılmaktadır.

Yine Konvansiyon'un 29/1-(c) hükmünde muhtelif yorumlarda itirazlar olması halinde Fransızca metin kabul edilir denmek suretiyle, Fransızca (ve takiben Almanca) metnin esas alınmasının yanlış olmadığı söylenebilir. Hukukumuzdaki düzenlemeye de temel teşkil eden anılı hükümde yer alan ifadeler ise herkesçe bilindiği gibi anlamına gelmekte olup, tanınırlık kriteri olarak ilgili/ilgisiz herkesi yeni toplumu esas almaktadır.

Bu kabulün ise tanınmış markanın bilinirlik eşiğini çok yukarı koyduğu ve maddenin uygulama alanını daralttığı muhakkaktır. Bir diğer uluslararası antlaşma olan Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Antlaşması (TRIPs) ise 16. maddesinde yer alan düzenleme ile tanınmışlık düzeyi (yüksek) marka kavramını gündeme getirmiştir.

Bu düzenleme sebebiyle doktrinde ve yargı makamlarında farklı özelliklerine göre ve tanınmıştık derecelerine göre, farklı koruma düzeylerine sahip tanınmış marka çeşitlerinin olduğu öngörüsü egemendir. Ancak tanınmış marka huhuken farklı alt türlere ayrılmamakta, TRİPs Paris Konvansiyonu'ndan bağımsız, ayrı bir tanınmış marka kavramı ile ondan ayrı bir düzen getirmemekte, aksine hükmü tamamlamakta, tanınmış marka kavramının uygulama alanını genişletmektedir.

Paris Konvansiyonu ve TRIPs bağlamında tanınmış marka tektir. TRIPs düzenlemesiyle tanınmış markanın herkesçe bilinirlik ölçütünü tüm toplum olmaktan çıkarmıştır. Bu bağlamda markanın ticarete konu yapıldığı ilgili sektörde bilinir olması tanınmış marka olarak kabul görmesinde yeterli olacaktır.

İlgili sektörün tespitinde ise markanın kapsadığı ürünlerin hitap ettiği müşteriler yanında, rakip ürün müşterileri, alıcıları, satıcıları ve sektör içindeki ilgili kişiler nezdindeki bilinirlik dikkate alınacaktır. (Bkz. Paslı, 433- 440).

Tanınmışlığın tespitinde, marka sahibi tarafından yaptırılan promosyon ve tanıtım malzemeleri yanında ulusal basında veya gazetelerde markanın tanınmışlığını ortaya koyan reklam ve haberler de dikkate alınır. Bunun yanında yaygın kullanım alanı, toplum nazarındaki tanınmışlıkta dikkate alınır. Bir markanın tanınmış marka olarak belirlenmesinde, markanın toplumun ilgili kesiminde sahip olduğu yüksek bilinirlik düzeyi dikkate alınması gereken kriterlerden biridir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 23.02.2021 tarih, ... Esas, ... Karar sayılı ilamında da, "Kişinin kendi ad soyadının marka olarak tescili kişilik hakkı kapsamında görülmelidir. 556 sayılı Marka KHK’nın 8/5 (SMK 6/6) maddesinde de kişi adlarının markasal değerine işaret edilmiştir. Dairemizin 16.12.2019 tarih ve ... E.... K. sayılı kararı ile 19.11.2018 tarih ve ...E. ...

K. sayılı kararlarında da ifade edildiği üzere; ad ve soyadın birlikte yer aldığı markalar ile sadece soyadı yer alan markalar arasında 556 sayılı KHK. 8/1-b maddesi uyarınca karıştırılma ihtimalinin meydana gelmeyeceği kabul edilmiştir. Bununla birlikte bir kişinin ad soyadının tanınmış markalarla bir benzerliğinin bulunması halinde tanınmış marka ile aynı sektörde herhangi bir mal ve hizmet yönünden tescil ettirilmesinin KHK.

8/4 maddesindeki riskleri doğurabileceğinin kabulü gerekir." açıklamasına yer verilmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 13.11.2018 gün ... Esas- ... Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere 556 sayılı KHK’nın 8/4. maddesi uyarınca, tanınmış markalar sahiplerine, markanın tescil kapsamındaki aynı ve benzer tür mal ve hizmetlerin yanı sıra, 556 sayılı KHK 8/4. maddesinde yazılı koşulların varlığı halinde farklı tür mal ve hizmetler yönünden de koruma sağlar.

YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ T. 3.3.2021 E....K. ...sayılı kararı içeriğine göre de; tanınmış marka ile sonraki başvuru konusu markaya konu işaretler arasında nispi bir benzerlik bulunması gerekmektedir.

Benzerlik şartının sağlanması için, markaları kullanan firmalar arasında idari veya ekonomik bir bağ olduğu konusunda ilişkilendirilme, diğer bir anlatımla markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunması şart olmayıp, sonraki markanın tanınmış markayı çağrıştırması yeterlidir.

Ancak tanınmış marka korumasından yararlanabilmek için, tek başına benzerlik bulunması yeterli olmayıp, 556 sayılı KHK’nın 8/4. maddesinde belirtilen, sonraki tarihli başvuru konusu işaretin tescilinin tanınmış markanın itibarına veya ayırt edicilik karakterine zarar vermesi ya da tanınmışlıktan haksız yarar sağlaması hallerinden en az birinin gerçekleşme ihtimalinin bulunması da zorunludur.

556 sayılı KHK’nın 8/4 maddesinde belirtilen risklerden herhangi birinin doğduğu kanaatine varılırsa, tescil için başvuru yapılan marka başvurusunun reddine, tescil edilmiş ise hükümsüzlüğüne karar verilmelidir. Gerçeğe dayalı ad-soyad markalarının KHK'nın 8/1-b maddesi uyarınca ayırt ediciliği sağlayabilecek olması nitelikte olduğunun kabulü, tanınmış markalara ilişkin KHK'nın 8/4 maddesinde yazılı riskleri doğuracak olsa bile tescil edilebileceği anlamına gelmez.

Diğer bir anlatımla, ad-soyad markalarının tescilinin mümkün olup olmadığının KHK'nın 8/4. Maddesinde (SMK m.6/5) sayılan riskleri oluşturup oluşturmayacağı yönünden denetime tabi tutulmalıdır.

Somut olaya dönüldüğünde, bilirkişi raporu ile de tevsik edildiği üzere, Davacının aynı zamanda “...” ibareli ... markasının 02/02/2000 tarihinde tanınmışlık başvurusunun yapıldığı ve kabul edildiği, gıda sektöründe tatlıses çiğ köfte başta olmak üzere tatlıses kebap ve lahmacun alanında faaliyet gösterdiği, tatlıses çiğ köfte ile ülke genelinde birçok ilde birçok şube ile faaliyet gösterdiği, sektörel bir tanınırlığının olduğu, Tatlıses Kebap ve Lahmacun ile de Sektörel bir tanınırlığının bulunduğu, ... olarak ve ...olarak ta ülke genelinde şubelerinin bulunduğu,

davacı markalarının Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği, bilişim uzmanı tarafından dava tarihinden önceki davalı sosyal medya kullanımlarında da gıda sektöründe "..." unsurunun kullanıldığı, davalının marka tescilinin SMK m.7/5-a hükmündeki SMK'nın izin verdiği ad-soyad kullanımını markasal tescil yoluyla aştığı dikkate alınarak SMK m.6/5 uyarınca davalı markalarının hükümsüzlüğüne yönelik şartların oluştuğu sabittir.

Kötü niyet Bakımından Yapılan Değerlendirme

Kötü niyetli marka tescili 556 S. KHK'da bir hükümsüzlük nedeni olarak sayılmamış olmasına rağmen, doktrinde bir kısım yazarlar tarafından bu durum da hükümsüzlük nedeni olarak savunulmuş, nihayet SMK 6/9 maddesinde kötü niyetli tescil bir tescil engeli olarak yasal mevzuattaki yerini almıştır. Yargıtay HGK, 16.07.2008 tarih ve... E., ... K. Sayılı kararı ile tescilde kötü niyetliliği markanın hükümsüzlüğüne yol açacağı yönünde içtihat oluşturmuştur. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de sonradan vermiş olduğu kararlarda bu hususu dikkate almıştır.

Bir markanın kötüniyetle tescil ettirildiğinden söz edebilmek için, o markanın tescil ettirilmesinin altında başkasına ait olduğunu bildiği bir markayı haksız olarak sahiplenme, başkasına ait markanın tanınmışlığından ve itibarından haksız olarak yararlanma, başkasının markasının piyasaya girmesini engelleme, tescil ettirilen markayı gelecekte gerçek hak sahibine markadan doğan hakları kullanmakla tehdit ederek satma amacı gibi dürüstlük kuralı (MK m d. 2) ile bağdaşmayan kanıtlanabilir niyetlerin yatması gerekir.

Yine bu konuda Yargıtay HGK... E., ... K sayılı 15.04.2015 tarihli emsal kararlarında, “...556 sayılı KHK'nın 35/l.maddesi uyarınca tescil başvurusu sırasında kötü niyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi, sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesi de KHK'nın amacına uygundur. Çünkü, KHK'nîn 35/1. Ve 42/l-(a) maddelerindeki düzenlemelerde, esasen MK'nun 2.maddesinin özel bir uygulamasından ibarettir.

Bu bakımdan her somut olayın özellikleri gözönüne alınarak açıkça kütü niyetle gerçekleştirildiği belirlenen marka tescilinin hükümsüzlüğüne karar verilebilmelidir.

Bu husus 556 sayılı KHK'nın 42.maddesinde başlı başına bir hükümsüzlük nedeni olarak düzenlenmemiş olsa dahi, genel hüküm ve temel prensip niteliğindeki MK'nun 2.maddesi uyarınca kötü niyetin korunması söz konusu olamayacağından dolayı aynı sonuca ulaşılması KHK'nın ruhuna da uygundur. ... marka Hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil nedeniyle sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli tescil olarak kabul edilmektedir.

Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kişinin iyi niyet iddiasında bulunamayacağına da şüphe yoktur (TMK. m. 2).

Somut olaya dönüldüğünde; davalı yanın marka tescil başvurusu sırasında davacı yanın markasınından haberdar olmasına rağmen kendi isim ve soy ismi de dikkate alındığında davalının davaya konu markasını kötüniyetli olarak tescil ettirdiğine ilişkin herhangi bir delile rastlanmadığından ispat yükü davacıya ait olacağı gerekçesi ile kötü niyet koşullarının somut olayda gerçekleşmediği kanaatine varılmıştır.

Marka Hakkına Tecavüz Bakımından Yapılan İnceleme

6769 sayılı Kanunun 29. maddesinde marka hakkına tecavüz sayılan fiiller sayılmıştır.

Bunlar Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7. maddede belirtilen biçimlerde kullanmak, marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak,

marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek halleridir.

İlgili Kanunun 7 inci maddesi. "Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir.

Marka sahibinin, izinsiz olarak yapılması hâlinde, aşağıda belirtilen fiillerin önlenmesini talep etme hakkı vardır: a)Tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin, tescil kapsamına giren mal veya hizmetlerde kullanılması. b)Tescilli marka ite aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle betik tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması. c)Aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olmasına bakılmaksızın,

tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve Türkiye de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin haklı bir sebep olmaksızın kullanılması.

Aşağıda belirtilen durumlar, işaretin ticaret alanında kullanılması hâlinde, ikinci /fıkra hükmü uyarınca yasaklanabilir: a)İşaretin, mal veya ambalajı üzerine konulması. b)İşareti taşıyan malların piyasaya sürülmesi, teslim edilebileceğinin teklif edilmesi,

bu amaçlarla stoklanması veya işaret altında hizmetlerin sunulması ya da sunulabileceğinin teklif edilmesi. c)İşareti taşıyan malın ithal ya da ihraç edilmesi. ç)İşaretin, teşebbüsün iş evrakı ve reklamlarında kullanılması. d)İşareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bağlantısı olmaması şartıyla işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde alan adı, yönlendirici kod,

anahtar sözcük ya da benzeri biçimlerde kullanılması. e)İşaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılması. f)İşaretin hukuka uygun olmayan şekilde karşılaştırmalı reklamlarda kullanılması. " hükümlerine amirdir.

Kanunun 149.maddesinde "Sınai mülkiyet hakkı tecavüze uğrayan hak sahibi, mahkemeden aşağıdaki taleplerde bulunabilir: a)Fiilin tecavüz olup olmadığının tespiti. b)Muhtemel tecavüzün önlenmesi. c)Tecavüz fiillerinin durdurulması. ç)Tecavüzün kaldırılması ile maddi ve manevi zararın tazmini. d)Tecavüz oluşturan veya cezayı gerektiren ürünler ile bunların üretiminde münhasıran kullanılan cihaz, makine gibi araçlara, tecavüze konu ürünler dışındaki diğer ürünlerin üretimini engellemeyecek şekilde elkonulması. e)(d) bendi uyarınca elkonulan ürün,

cihaz ve makineler üzerinde kendisine mülkiyet hakkının tanınması f)Tecavüzün devamını önlemek üzere tedbirlerin alınması, özellikle masraflar tecavüz edene ait olmak üzere (d)bendine göre elkonulan ürünler ile cihaz ve makine gibi araçların şekillerinin değiştirilmesi, üzerlerindeki markaların silinmesi veya sınai mülkiyet haklarına tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise imhası. g)Haklı bir sebebin veya menfaatinin bulunması hâlinde, masrafları karşı tarafa ait olmak üzere kesinleşmiş kararın günlük gazete veya benzeri vasıtalarla tamamen veya özet olarak ilan edilmesi veya ilgililere tebliğ edilmesi" şeklinde düzenleme bulunmaktadır.

SMK m. 29/1-a atfıyla uygulanacak olan SMK m, 7/2- b'ye göre tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tesdili markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması, marka hakkına tecavüz niteliği taşıyacaktır.

6102 sayılı TTK'nın 54 vd maddeleri Haksız Rekabete ilişkindir. Madde 54- "(1)Haksız rekabete ilişkin bu Kısım hükümlerinin amacı, bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır. (2)Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır." hükümlerine amridir.

Yine TTK Madde 55- (1)Aşağıda sayılan hâller haksız rekabet hâllerinin başlıcalarıdır: a)Dürüstlük kuralına aykırı reklamlar ve satış yöntemleri ile diğer hukuka aykırı davranışlar ve özellikle;.... 4.Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak,... dürüstlüğe aykırı davranmış olur.

Şeklinde düzenlenmiş Madde 56 da "Haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, meslekî itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimse; a)Fiilin haksız olup olmadığının tespitini, b)Haksız rekabetin men'ini, c)Haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, haksız rekabet yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesini ve tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise, haksız rekabetin işlenmesinde etkili olan araçların ve malların imhasını, d)Kusur varsa zarar ve zıyanın tazminini,

e)Türk Borçlar Kanununun 58 inci maddesinde öngörülen şartların varlığında manevi tazminat verilmesini isteyebileceği düzenlenmiş kararların ilanının talep edebileceği öngörülmüştür.

Mutlak hak niteliğini taşıyan markanın, marka sahibinin izni olmaksızın bir başkası tarafından kullanılması yasaklanmış bulunmaktadır. Markanın sahibinden başkası tarafından aynen veya taklit, tağyir, iltibas suretiyle kullanılıp kullanılmadığının saptanmasında her şeyden önce markanın şekil ve anlam itibariyle taşıdığı baskın unsur göz önünde bulundurulmalıdır.

Bu baskın unsurun aynen veya değiştirilerek başkası tarafından kullanılması, haksız olarak kullanımının tespitinde büyük önem taşır. Bir marka ana özellikleri itibariyle başkası tarafından bir hakka dayanmadan kullanıldığında tecavüz unsuru gerçekleşmiş olur (Erdal Noyan, Marka Hukuku, Ankara, 2006, s.545).

Bir marka hakkına tecavüz teşkil edilebilmesi için, markayla ayniyet taşıyan veya benzer olan işaretin, tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerin aynı veya benzeri mal veya hizmetlerde tüketiciler tarafından karışıklığa sebebiyet verecek şekil ve surette kullanılması gerekir.

Somut olaya dönüldüğünde, Davalının kullanımının, davacı markasıyla görsel, işitsel ve anlamsal açıdan ve bir bütün olarak yüksek düzeyde benzerlik içerdiği ve davacı markasından ayrışmadığı, bu nedenle tüketici zihninde yarattığı imaj nedeniyle taraf markaları arasında kavramsal bağlantı kurulabileceği, tarafların faaliyet gösterdikleri alan dikkate alındığında, her iki tarafında aynı müşteri kitlesini hedef aldıkları, müşteri kitlesinin dikkat seviyesinin ortalama düzeyde olacağı ve işletmeler arasında bir bağlantı olduğunu düşünebileceği,

markalar arasındaki farklılığın hizmetin yöneldiği tüketici kesimince hemen fark edilip algılanabilecek nitelikte olmadığı, bu açılardan markaların karıştırılabileceği, davalı kullanımının tescilli mevcut halinden uzak bir kullanım olduğu ve bu haliyle davalının davacı markasına yanaşma iradesi gösterdiği, davalının, markanın kapsadığı malın/hizmetin satışının teklifine yönelik kullanımının halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali doğuracağı, davalı adına tescilli markanın davacı yana karşı SMK 155.

Madde kapsamında savunma argümanı olarak ileri sürülemeyeceği, tespit sonuç ve kanaatine ulaşılmış olup, işbu tespitler doğrultusunda, davalı kullanımı açısından, SMK’nın 7 ve 29. maddeleri gereğince, markaya tecavüze ilişkin şartların gerçekleştiği anlaşılmaktadır.

Haksız Rekabet Bakımından Yapılan İnceleme

Paris Sözleşmesi’nin 10. Maddesi gereği, ticari ve sınai konularda dürüst uygulamalara aykırı hareketleri ticari bir rakibin işletmesi, malları veya sınai ya da ticari faaliyetleri ile ilgili herhangi bir şekilde karışıklığa sebebiyet verecek nitelikteki hareketler haksız rekabet olarak kabul edilecektir.

İç hukukta ise haksız rekabet hususu Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiş olup TTK Md. 55/4 “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” hükmünü ihtiva etmektedir.

Somut olaya dönüldüğünde, markanın kapsadığı malın/hizmetin satışının teklifine yönelik kullanımının halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali doğuracağı gözetilerek davalı kullanımlarının davacı yanın markaları ve faaliyetleri ile karışıklığa sebebiyet vereceğinden haksız rekabet teşkil ettiği kanaatine varılmıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

HÜKÜM

Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere,

1-Davanın KABULÜ İLE; davalının eylemlerinin davacının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, tecavüz ve haksız rekabetin önlenmesine ve marka hakkına tecavüzün sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, davalı tarafından kullanılan ‘...’ ibaresi içeren her türlü reklam, afiş, ambalajın ve bu ibareyi içeren her türlü araç ve gerece el konulmasına, hüküm kesinleştiğinde imhasına,

Davalı adına TPMK nezdinde ... tescil numaralı "..." ve...tescil numaralı "..." markalarının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine,

2-Hüküm özetini karar kesinleştiğinde Türkiye çapında yayın yapan tirajı en yüksek üç gazeteden birinde masrafları davalıya ait olmak üzere bir kez ilanına,

3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca hesap olunan 615,40 TL karar harcından peşin yatırılan 269,85-TL'nin mahsubu ile kalan 345,55-TL bakiye karar harcının davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,

4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca marka hükümsüzlüğü talebi yönünden davacı yararına hesap olunan 40.000,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davacıya verilmesine,

5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca kabul edilen tecavüz talepleri yönünden davacı yararına hesap olunan 40.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davacıya verilmesine,

6-Davacı tarafından yapılan: 12.000,00-TL bilirkişi ücreti, 195,50-TL posta gideri ve 539,70-TL harç (peşin+başvuru) olmak üzere toplam 12,735,20-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

7-Davalı tarafından yargılama masrafı yapılmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,

8-Yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,

Dair davacı vekili ve davalı vekilinin yüzüne karşı, (HMK 345/1 md. gereğince) gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamı ödenmek suretiyle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı. 07/01/2025

Katip ... · ¸ Hakim ... · ¸

İstanbul 4. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2023/197, K. 2025/1, 7 Ocak 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Gereği Düşünüldü
  4. Kanaat Ve Gerekçe
  5. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
İstanbul 4. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Esas No
2023/197
Karar No
2025/1
Tarih
7 Ocak 2025

İlgili Kararlar

  • İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi E.2023/198 K.2025/10
  • Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi E.2023/201 K.2025/6
  • İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi E.2023/202 K.2025/15
  • İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi E.2023/203 K.2025/21
  • Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi E.2023/203 K.2025/123
  • Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi E.2023/204 K.2025/51

Tüm Arşiv

İlk Derece Mahkeme KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.