KÜNYE
- Mercii
- İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2024/241
- Karar No
- 2025/50
- Karar tarihi
- 29 Ocak 2025
Karar Metni
1.681 kelime·8 dk okuma·8 bölüm
T.C. İstanbul Anadolu 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
2024/241 Esas
KARAR NO: 2025/50
DAVA
İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)
DAVA TARİHİ: 28/03/2024
KARAR TARİHİ: 29/01/2025
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili davacı şirkette Traktör Genişletilmiş Kasko Sigorta Poliçesi bulunan ---------- ait ---------- Plakalı araç meydana gelen yangın sonucunda hasara uğramış olduğunu, bu yangından dolayı müvekkili şirketin kendi sigortalısına poliçeye istinaden hasar tazminat bedeli olarak sigorta tazminatı ödemiş olduğunu, müvekkili şirket yaptığı bu ödeme ile Türk Ticaret Kanunu’nun 1472’nci maddesine göre sigortalısının haklarına halef olmuş olduğunu, zira mezkûr hükme göre “sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçer.
Sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar, sigortacıya intikal eder.” denmekte olduğunu, söz konusu tazminat ödemelerinin rücusuna ilişkin davalı aleyhine, ---------- İcra Dairesinin ----------- Esas Sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatılmış olduğunu, davalı yönünden takibe yapılan itirazın iptali amacıyla işbu davayı açma zorunluluğu hasıl olduğunu, fazlaya ilişkin tüm talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla, --------- İcra Dairesinin ------------ Esas sayılı dosyasına davalı tarafından yapılan itirazın iptaline,
takibin devamına ve davalı/borçlu aleyhine %20’den az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilmesine, ilgili masraf, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının hukuki dayanaktan yoksun talepleri havi işbu davanın reddine karar verilmesini, 15.12.2023 tarihli Anlaşamama Son Tutanağında ''Traktörün sahibi ve sigortalı olduğu anlaşılan sigorta tarafından ödeme yapılan kişi, bir gerçek kişidir ve de bildiğimiz kadarıyla tacir sıfatını haiz değildir. Ayrıca halefiyet ilkesi gereğince ödeme emrine konu asıl alacak, sigorta uyuşmazlığından kaynaklanmamaktadır.
Dolayısıyla huzurda ticari bir uyuşmazlık söz konusu olmadığından başvurunun ticari uyuşmazlıklarda zorunlu dava şartı arabuluculuk kapsamında olmadığı kanaatindeyiz.'' şeklinde ifade ettikleri üzere, huzurdaki dava ticari uyuşmazlıktan kaynaklanmadığını, davaya konu traktörde gizli ayıp bulunduğu iddiası ile halefiyete dayalı rücuen tazminat talebinden kaynaklanan huzurdaki davada görevli mahkeme, sigortalı ile üçüncü şahıs (zarardan sorumlu olduğu iddia edilen) arasındaki hukuki ilişkinin niteliğine göre belirlenmesi gerektiğini, buna göre sigortalı gerçek kişi ------------,
tacir ve de uyuşmazlığın tarafların ticari işletmesinden kaynaklandığı hususları ispata muhtaç olduğunu, bu nedenle görev itirazımız bulunduklarını, ------------ Sayılı ekteki (Ek-1) ilamında ''Somut olayda uyuşmazlık 6102 sayılı TTK'nın 1472. maddesi uyarınca sigorta şirketi tarafından sigortalısına ödenen tazminatın traktörün üreticisi ve distirübütörlerinden rücuan tahsili isteminden ibarettir.
Davacı sigorta şirketi bu davayı sigortalısına halefen açtığına göre, görevli mahkemenin tayininde sigortalı ile davalı arasındaki ilişkinin hukukî mahiyeti nazara alınır. Sigorta şirketi halefi olduğu sigortalının yangında zıyaanın traktörde bulunan gizli ayıptan kaynaklandığını iddia ederek rücuen istemde bulunmuştur.
Genel olarak sigortalı ile davalı üretici ve distiribütör arasındaki uyuşmazlıkların ifade edildiği ticari dava olduğu kabul edilemeyeceğinden eldeki uyuşmazlığın asliye hukuK mahkemesinde görülmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla davada mahkememiz görevli olmayıp, davada 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 2/2 maddesi gereğince görüm ve çözüm yerinin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu kanaatine varılarak görevsizlik nedeni ile davanın usulden reddine...'' karar verilmiş olmakla işbu karar kesinleşmiş olduğunu, tüm haklarımız saklı kalmak kaydıyla, yukarıda açıklanan ve mahkemece re'sen dikkate alınacak nedenlerle; işbu davaya cevap dilekçesi ve ekindeki belgelerin dosyaya kabulü ile görev itirazımız dikkate alınarak dosyanın yetkili ve görevli ------------ Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine,
dava konusu traktör üzerinde hak mahrumiyeti olduğundan davacı yönünden aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine, satıcı sıfatı bulunmayan ithalatçı müvekkil yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, usulüne uygun ve süresinde yazılı bir ayıp ihbarı yapılmadığının tespiti ile huzurdaki davanın dava şartı yokluğundan reddine, her halükarda maddi ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, aksi bir kanaat hasıl olduğu takdirde ise takas mahsup talebimizin dikkate alınmasına karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, hukuki niteliği itibari ile TTK 1472.maddesine dayalı rücuen tazminat davasıdır. Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalar olup, TTK'nın 4/1. maddesinde sayılmışlardır.
Ayrıca, Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz.
TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalar olup, iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi ve iki tarafın tacir olması gereklidir.
Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir.
6102 sayılı TTK, 6762 sayılı TTK'dan farklı olarak mutlak ticari davalar (kanundan dolayı ticari dava sayılanlar) haricindeki ticari davaları "ticari iş" kriterine göre değil de "ticari işletme" kriterine göre belirlemiştir Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır.
Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.
Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
Rücu ve halefiyet, ----------- sayılı kararında "Sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava, sigorta poliçesinden doğan bir dava olmayıp; aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa, aynı hak sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur." şeklinde vurgulanmıştır.
6102 sayılı TTK'nun "Halefiyet" başlığı altındaki 1472.maddesinde ise "Sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçer. Sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar, sigortacıya intikal eder." hükmüne yer verilmiştir.
Buna göre; davacı sigorta şirketinin sigortalısı hangi görevli ve yetkili mahkemede dava açacak ise, sigorta şirketinin de halefiyet gereğince, aynen sigortalı gibi o mahkemede dava açabileceğine işaret edilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 1. maddesinde. "Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir." hükmü yer almaktadır.
HMK 114/1.c maddesi uyarınca "Mahkemenin görevli olması" dava şartlarından olup, HMK 138 maddesi dikkate alınarak dava şartlarının öncelikle karara bağlanması gerekmektedir. HMK 115. maddesinde ise "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir..." düzenlemesi yer almaktadır.
Halefiyet, bir kişinin hukuken diğerinin yerine geçmesi anlamına gelir. 6102 sayılı TTK m. 1472(1) hükmünde sigorta tazminatını ödeyen sigortacının, hukuken sigorta ettirenin (başkası hesabına sigortada sigortalının) yerine geçeceği ifade edilmiştir. Bu nedenle hukukumuzda yasal halefiyete ilişkin olarak tazminat alacağının yasa uyarınca sigortacıya geçmesi ilkesi benimsenmiştir.
Yasal halefiyet zarar sigortalarında söz konusu olup, mal sigortaları bakımından TTK m. 1472 hükmünde, sorumluluk sigortaları bakımından TTK m. 1481 hükmünde düzenlenmiştir. Bu madde uyarınca sigortacı, sigorta bedelini ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren yerine geçer ve dava, tazmin ettiği bedel nispetinde sigortacıya intikal eder.
Bu şekilde sigortalısının haklarına halef olan sigorta şirketinin, ödediği tazminat miktarınca hukuken sigortalı yerine geçerek açtığı rücu davası, aslında bir tazminat davası olup, bu niteliği itibariyle aynı zamanda şahsî nitelikte bir eda davasıdır. Burada sigortacı, sigorta ettiren yerine geçtiği için şahsî ve rücu ödediği bedelle sınırlı olduğundan dolayı da cüz’î haleftir .
Davacı sigorta şirketi, bu davayı sigortalısının halefi olarak açtığına göre, uyuşmazlığın çözümünde de sigortalı ile davalı arasındaki ilişkinin hukuki mahiyeti nazara alınmalıdır. ---------- sayılı ve ----------- sayılı kararları “sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle, halefiyet davası bir ticari dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir.
Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa aynı hak sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur.” şeklinde vurgulanmıştır. Buna göre; sigortacının halefiyete dayalı olarak açtığı davada, davanın nitelendirmesi yapılırken, davacının sigortalısı ile zarara neden olduğu iddia edilen arasındaki hukukî ilişkiye bakılması gerekir.
Başka bir anlatımla, TTK’nın yukarıda anılan hükümleri kapsamında sigortacının halefiyetine dayalı dava, mutlak ticarî dava olmayıp; sigortalı ile zarara sebep olan arasındaki hukukî ilişkinin ticarî davaya sebebiyet vermesi halinde ticarî dava olarak kabul edilir.Somut olayda; davacı sigortacının, dava dışı sigortalısının aracının sigortalısının kusuru olmaksızın yandığı alınan bilirkişi raporuna göre traktörde imalattan kaynaklı gizli ayıp bulunduğu ve üretici kusuru nedeniyle sigortalıya ait traktörde oluşan hasar bedelinin ödendiği, davalının hasarın oluşmasında kusurlu olduğunu ileri sürerek,
6102 sayılı TTK'nın 1472 (6762 sayılı TTK'nın 1301) maddesi uyarınca, sigortalısına ödenen tazminatın, davalıdan rücuan tahsiline karar verilmesi istemi ile dava açtığı anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında; davaya konu istemin, davacının sigortalısı ile davalı arasındaki sözleşme ilişkisine dayandığı açıktır.
Yine her ne kadar davalı şirket ise de dava dışı sigortalının tacir olmadığından, dava konusu olayda 6102 sayılı TTK m. 4 hükmü uyarınca mutlak ya da nispî ticarî dava bulunmamaktadır. 6100 sayılı HMK m. 2(1) hükmüne göre, dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.
Bu nedenle hukuki uyuşmazlıklarda asliye mahkemelerinin görevi asıldır.Yukarıda açıklanan sebeplerle mahkememizin görevsizliği nedeniyle HMK'nin 114-115 maddesi uyarınca davanın usulden reddine ve dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerektiği anlaşıldığından aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/241, K. 2025/50, 29 Ocak 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama