KÜNYE
- Mercii
- İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2024/110
- Karar No
- 2024/957
- Karar tarihi
- 26 Aralık 2024
Karar Metni
3.580 kelime·18 dk okuma·8 bölüm
T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/110
KARAR NO : 2024/957
DAVA
İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 13/02/2024
KARAR TARİHİ : 26/12/2024
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan bağımsız ve tarafsız ----- Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasında dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/
DAVA/TALEP
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle. Davacı ----- ile davalı/borçlu arasında yürütülen ticari faaliyetlere istinaden alacaklı olduğu, ancak müvekkil ----- borçlu firma ile olan ticari ilişkiden kaynaklanan ve işbu davaya ve icra takibine konu alacağ----- sigortalı olduğu, dolayısı ile icra takibine konu alacak, kredi risk sigortası kapsamında sigortalı olduğu ve alacağın bir kısmına ilişkin hasar ödemesi,----- tarafından gerçekleştirildiğini, bu nedenle ve 6102 sayılı TTK.
1472. maddesinin 1. fıkrası vd. ilgili yasal düzenlemeler gereği; sigortacı ödenen tutar bakımından diğer alacaklı şirketin alacak haklarına kısmen ve ödeme tarihinden itibaren işleyecek fer'ileriyle birlikte yasal halef olduğu, Ticari Risk Sigortası gereği 24.11.2023 tarihinde 109.903,35 TL ----tarafından diğer müvekkil ----- ödendiği için yapılan bu ödeme ilke alacaklı -----.
24.11.2023 tarihi itibariyle TTK M.1472 kapsamında alacağın 109.903,35 TL tutarına ve ferilerine halef olduğundan alacaklı konumunda olduğu, ancak davalı/borçlunun takibe, borca, faize, faiz oranına ve tüm ferilerine itiraz ettiğini, ---- Arabuluculuk Bürosunun ----- numarasıyla arabuluculuk yoluna başvurulmuş ancak anlaşma sağlanamadığı, yukarı da arz ve izah edilen ve re'sen nazara alınacak sebepler muvacehesinde.
Sayın Mahkemeniz huzurunda ikame edilen davanın kabulüne, ----. İcra Müdürlüğü'nün -----. sayılı icra dosyasına yapılan itirazın iptaline ve takibin devamına, asıl alacağın %20'sinden aşağı olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP /TALEP : Davalı şirket tarafından 6100 Sayılı HMK'nin 322/1 maddesi atfıyla aynı yasanın 126-131 maddeleri kapsamında cevap dilekçesi verilmemiştir. Davalı şirket temsilcisi duruşmalara katılmamış; şirket kendisini vekille temsil de ettirmemiştir.
DELİLLER
---- İcra Dairesinin ----- Esas sayılı dosyası, Ticaret Sicili Kayıtları, Sigorta Poliçesi ve Ödeme bilgi ve belgeleri, Tarafların Vergi Mükellef Kayıtları ve 2023 yılı BA-BS Formları, Faturalar, Ticari Defter ve Belgeler, Bilirkişi Raporu, dosyadaki sair bilgi ve belgeler.
İDDİA VE SAVUNMA KAPSAMINDA UYUŞMAZLIĞIN NİTELİĞİ VE VAKIALARA GÖRE DELİLLERİN TARTIŞILIP DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE SONUÇLARI :
Dava, 2004 Sayılı İİK'nin 67.maddesi gereğince ticari satımdan kaynaklanan alacağın tahsili için açılmış itirazın iptali, takibin devamı ve tazminat istemine ilişkindir.
6102 sayılı TTK'nin 4/2 maddesi gereğince davanın niteliğine ve değerine göre 6100 Sayılı HMK'nin 316 ilâ 322 maddelerinde düzenlenen basit yargılama usulüne tabi işbu davada mahkememizce dilekçeler aşaması tamamlanmış ve usulüne uygun olarak yapılan davet sonucunda duruşma açılarak öncelikle dava şartı zorunlu arabuluculuk başta olmak üzere HMK'nin 114.maddesinde sayılan genel ve özel dava şartları, taraf sıfatı, harç ve hak düşürücü süre gibi hususlar incelenmek ve değerlendirilmek suretiyle ön inceleme duruşması icra edilmiş ve uyuşmazlık belirlenmiştir.
Akabinde daha önce arabuluculuk sürecinden sonuç alınamadığı anlaşılmakla bu kez, esasları, süreci ve hukuki sonuçları açıklanarak taraflar sulh olmaya davet ve teşvik edilmelerine karşın, duruşmada davacılar vekilinin sulh yoluyla çözüme gitmek istemediklerine yönelik beyanı üzerine tahkikata geçilerek deliller toplanıp incelenmiş, değerlendirilmiş,
tahkikat işlemleri yerine getirilip bitirilmiş ve son celse duruşmada hazır bulunan davacılar vekilinin tahkikata ve esasa ilişkin son sözleri de dinlenip zapta geçilerek aşağıdaki hüküm sonucuna ulaşılmıştır.Öncelikle davaya esas --- İcra Dairesinin ----- Esas sayılı dosyası UYAP sistemi üzerinden dosyaya eklenmiş ve bir örneği çıkarılarak incelenmiştir.
Yapılan incelemede icra dosyasının davanın tarafları ve konusu ile uyumlu olduğu, itiraz üzerine takibin durdurulduğu görülmüştür. Ayrıca tarafların ticaret sicili kayıtları dosyaya kazandırılmış ve bağlı bulundukları vergi dairelerine ayrı ayrı müzekkereler yazılarak tarafların vergi mükellefi kayıtları ve uyuşmazlığın doğduğu 2023 yılına ilişkin BA-BS formları celbedilmiştir.
Somut olaya geçmeden önce dava konusu olayın hukuki temeli ve uyuşmazlığın çözümüne etki edecek yasal düzenlemelere kısaca değinmekte yarar vardır.
Bilindiği üzere Sigorta sözleşmesi 6102 sayılı TTK'nin 1401. maddesinde tanımlanmıştır. Hükme göre sigorta sözleşmesi, "sigortacının bir prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun, meydana gelmesi halinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği sözleşmedir".
Bu hükme göre, sigortacı, belli bir prim karşılığında sigorta ettirenin malını yahut bedensel zararlarını doğabilecek rizikolara karşı sigorta etmeyi kabul etmektedir. Bütün sigorta sözleşmelerinde temel unsur rizikodur.
Sigorta hukuku anlamında riziko, gerçekleşip gerçekleşmeyeceği önceden bilinmeyen veya gerçekleşeceği kesin olsa dahi ne zaman meydana geleceği bilinmeyen olaydır.Davacı sigorta şirketinin aktif dava ehliyeti yönünden 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun "Halefiyet" başlıklı 1472. maddesinde " (1) Sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçer.
Sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar, sigortacıya intikal eder. Sorumlulara karşı bir dava veya takip başlatılmışsa, sigortacı, mahkemenin veya diğer tarafın onayı gerekmeksizin, halefiyet kuralı uyarınca, sigortalısına yaptığı ödemeyi ispat ederek, dava veya takibi kaldığı yerden devam ettirebilir.
(2) Sigortalı, birinci fıkraya göre sigortacıya geçen haklarını ihlal edici şekilde davranırsa, sigortacıya karşı sorumlu olur. Sigortacı zararı kısmen tazmin etmişse, sigortalı kalan kısımdan dolayı sorumlulara karşı sahip olduğu başvurma hakkını korur." hükmü bulunmaktadır. Bu durumda somut olayda davacının aktif dava ehliyetinin ve davada hukuki yararının bulunduğu kabul edilmelidir. Halefiyet, bir kişinin hukuken diğerinin yerine geçmesi anlamına gelir.
6102 sayılı TTK m. 1472/1. maddesinde sigorta tazminatını ödeyen sigortacının, hukuken sigorta ettirenin (başkası hesabına sigortada sigortalının) yerine geçeceği ifade edilmiştir. Bu nedenle hukukumuzda yasal halefiyete ilişkin olarak tazminat alacağının yasa uyarınca sigortacıya geçmesi ilkesi benimsenmiştir.
Yasal halefiyet zarar sigortalarında söz konusu olup, mal sigortaları bakımından TTK m. 1472 hükmünde, sorumluluk sigortaları bakımından TTK m. 1481 hükmünde düzenlenmiştir. Bu madde uyarınca sigortacı, sigorta bedelini ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren yerine geçer ve dava, tazmin ettiği bedel nispetinde sigortacıya intikal eder.
Burada sigortacı, sigorta ettiren yerine geçtiği için şahsî ve rücu ödediği bedelle sınırlı olduğundan dolayı da cüz’î haleftir (Yargıtay HGK'nın 05/02/2019 tarih ve----- sayılı kararı). Davacı sigorta şirketi, davaya konu icra takibini sigortalısının halefi olarak açtığına göre, uyuşmazlığın çözümünde de dava dışı sigortalı ile davacı arasındaki ilişkinin hukuki mahiyeti nazara alınmalıdır.
Sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle, halefiyet davası bir ticari dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir.
Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa aynı hak sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur. ( Yargıtay İBK’nun 22/03/1944 tarih ve -----sayılı kararı )Şu halde davacı sigorta şirketinin dosyaya sunulduğu üzere diğer davacı şirket ile aralarında ticari alacak sigorta poliçesi bulunduğu ve oluşan riske göre icra takibine konu miktarın bir kısmını (109.903,35 TL) ödediği ve böylece TTK'nin 1472.maddesine göre halefiyet hakkı elde ettiği, icra takibinde ve bu davada diğer davacı sigortalı ile birlikte ihtiyari dava arkadaşı olarak yer aldığı tespit ve tayin edilmiştir.
Buna göre uyuşmazlığın niteliği ve tarafların sıfat ve hukuki konumları anlaşıldığından bundan sonra yapılan açıklamalar ortak kabul edilmelidir. 2004 Sayılı İİK'nin 67.maddesinde de; "(Değişik fıkra: 17/07/2003-4949 S.K./15. md.) Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.
(Değişik fıkra: 09/11/1988-3494/1 md.) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./11.md.) yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.
İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır. (Mülga fıkra:17/07/2003-4949 S.K./103.md.)Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır.
(Ek fıkra:02/07/2012-6352 S.K./11.md.) Bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır." hükmü bulunmaktadır. Bu hükümden haretketle; takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibi konusu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır.
İtirazın iptali davası, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir...İtirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir.
6098 sayılı TBK'nin 207.maddesinde ise - Satış sözleşmesi, satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir. Sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça veya aksine bir adet bulunmadıkça, satıcı ve alıcı borçlarını aynı anda ifa etmekle yükümlüdürler. Durum ve koşullara göre belirlenmesi mümkün olan bedel, kararlaştırılmış bedel hükmündedir.6100 Sayılı HMK'nin Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması başlıklı MADDE 222 - (1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.
(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.
(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya (DEĞİŞİK İBARE ---- diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. (EKLENMİŞ CÜMLE ----- Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.
(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.
(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır, düzenlemesine yer verilmiştir.
Yapılan açıklamalar, anılan yasal düzenlemeler, toplanan deliller ve yapılan yargılama sonucunda somut olaya bakıldığında; ----- İcra Dairesinin ---- Esas sayılı dosyasından davalı-borçlu hakkında satış sözleşmesi kapsamında düzenlenen faturalara dayalı olarak icra takibi başlatıldığı ,icra takibe yapılan itiraz üzerine icra takibinin durdurulduğu ve bir senelik yasal hak düşürücü süre içinde işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Zira 2004 sayılı İİK'nin 67/1. maddesine göre alacaklı, itirazın iptali davasını itirazın kendisine tebliğinden itibaren bir yıl içinde açabilir. Hükümde öngörülen bir yıllık süre, hak düşürücü süre niteliğinde olup, hükmün açık lafzı gereği itirazın alacaklıya tebliğ edilmesi ile başlar. Diğer bir ifade ile, itiraz alacaklıya Tebligat Kanunu hükümlerine göre usulüne uygun olarak tebliğ edilmemiş ise bir yıllık süre başlamaz.
Alacaklının itirazı bir şekilde öğrenmiş olması ve dahi (icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasının talep edilmesi dışında) bir takım icra işlemleri yapmış olması da bir yıllık süreyi başlatmaz. (Bkz. Yargıtay -----. HD'nin 18/11/2021 tarih ve -----sayılı ilamı). Dava konusu olayda dosyada itiraz dilekçesinin davacı tarafa/vekiline tebliğine rastlanmadığındın davanın bir yıllık hak düşürücü süre içinde açıldığı kabul edilmiştir.
Bilindiği üzere itirazın iptali davaları, takibe sıkı sıkıya bağlı olup, uyuşmazlığın icra takibine dayanak yapılan belgelerle sınırlı olarak incelenip çözümlenmesi gerekir. Dolayısıyla eldeki somut uyuşmazlığın da dosyada bulunan faturalar kapsamında çözülmesi gerekmektedir. Faturadan kaynaklanan itirazın iptali davalarında ispat yükü alacaklı olduğunu iddia eden davacı üzerindedir.
Mahkememizce bu şartlara göre açılan işbu dava üzerine taraf teşkili sağlanarak işin esasının incelenmesine geçilmiş, davalı davaya yanıt vermediğinden yasa gereği münkir kabul edilerek davacı vekili tarafından gösterilen deliller toplanmış, tarafların bağlı bulunduğu vergi dairelerinden uyuşmazlığın tabi olduğu 2023 yılına ait BA-BS formları getirtilmiştir.
Taraflar arasında ticari satım ilişkisi bulunduğu ve bu kapsamda faturalar düzenlendiği ,takibin temelinin de fatura alacağından kaynaklandığı anlaşılmakla HMK'nin 266 maddesi gereği uyuşmazlığın çözümünün teknik bilgi gerektirmesi karşısında 6102 Sayılı TTK'nin 83-85 ve 6100 Sayılı HMK'nin 222. maddeleri kapsamında inceleme gün ve saati belirlenerek davacının ticari defter ve belgeleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak rapor alınmasına karar verilmiş ve bu minvalde dosya ----- Bilirkişililik Bölge Kurulundan resen seçilen bir bilirkişiye tevdi ve teslim edilmiştir.
Bilirkişi SMMM ----- tarafından davacının ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılan inceleme sonucunda hazırlanan 10.10.2024 tarihli raporda özetle. Davacı Yönünden. Huzurda görülen davada, davacının ticari defterleri usul yönünden incelenmiş olup.
2023 dönemi Envanter defterinin açılış tasdikinin Vergi Usul Kanunu’nun “Tasdik Zamanı” başlıklı 221. maddesine göre; süresinde alınmış olduğu, davacının 2023 döneminde e-defter mükellefi olduğu, 2023 dönemi Gib onaylı Ocak ayı açılış ve Aralık ayı kapanış Yevmiye ve Defteri Kebir beratlarının süresi içerisinde alındığı, davacının incelenen 2023 dönemi ticari defterlerinin V.U.K’nu ve TTK’nuna uygun tutulduğu, davacının ticari defter kayıtlarının birbirini doğruladığı görülmüştür.
Davalı Yönünden. Sayın Mahkemenin 11.07.2024 tarihli ---- Nolu celse kararı “3-) A-Taraflar tacir olup ticari defterlere dayanıldığı bildirilmekle ve davanın niteliği gereği tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılması gerektiği dikkate alınarak.
TTK 83-85.maddeleri ile HMK 222.maddesi uyarınca her iki tarafın uyuşmazlık konusu alacakla ilgili yıllara (2023) ilişkin tüm yasal ticari defterleri üzerinde Mahkememizce resen seçilen mali müşavir bilirkişi eşliğinde 27/09/2024 günü saat 13:50 yapılmasına,” karar verildiği, bu karar uyarınca davalının belirlenen inceleme günü ve saatinde hazır olmaması yerinde inceleme talebinde bulunmaması nedeniyle dava konusu ile ilgili ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılamamıştır.
B- İddia olunan alacağın/faturanın kayıtlı olup olmadığı, iade/fiyat farkı/indirim faturası bulunup bulunmadığı, ticari defter(ler)deki kaydın belgesinin bulunup bulunmadığı yönünden. Davacı Yönünden.
Davacının incelenen kendi ticari defter kayıtlarına göre 23.06.2023 tarihinde davalıdan alacak olarak gözüken 122.114,83 TL’nin Şüpheli Alacaklar Hesabına virmanlandığı, Davacı ---- Şirketi ile yine diğer davacı ---- Şirketi arasında düzenlenen Kredi Sigortası poliçesi kapsamında davacı ---- Şirketi tarafından diğer davacı----Şirketi’ne 24.11.2023 tarihinde “ ---- HASAR ÖDEMESİ” açıklamasıyla 109.903,35 TL ödeme gönderildiği, Faiz Yönünden: Somut olayda.
Tacir olan taraflar arasında düzenlenmiş sözleşme ya da haricen başkaca somut belgede ödeme vadesi bulunmadığı ve davacının davalıyı temerrüde düşürdüğüne ilişkin tebliğ şerhine havi ihtarname ya da eş değer belge bulunmasa da davacı vekili tarafından TTK. 1530 madde kapsamında takip öncesinde faiz talep edildiği yönünde tespit, hesap ve görüş bildirilmiştir. Mahkememizce işbu rapor davacılar vekiline ve davalı şirkete e-tebligat yoluyla usulüne uygun olarak tebliğ edilmiştir.
Ne var ki dosyaya her hangi bir bir itiraz yansımamıştır. (HMM,281) Mahkememizce bu kapsamda yapılan değerlendirmede somut olayda öncelikle satış sözleşmesinin tarafları olan şirketler arasındaki satış sözleşmesi ilişkisinin sabit olduğu, takip konusu faturaların ve bunlardan doğan alacağın davacının ticari defter ve belgelerinde aynen kayıtlı olduğu ve davacı defterlerinin HMK'nin 222.madesi gereği delil niteliği taşıdığı anlaşılmıştır.
Davalı tarafın ise kendisine usulüne uygun olarak gerekli ihtar şerhi içeren ara kararların bulunduğu tutanak tebliğ edilmesine rağmen ticari defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmediği ve dolayısıyla üzerinde bilirkişi incelemesi yapılamadığı anlaşılmıştır. Filhakaka, davalı tarafça gerek takibe itirazda gerekse cevap dilekçesinde oldukça genel itiraz ve savunmalarda bulunulduğu somut hiçbir delil de gösterilmediği görülmüştür.
Bu durumda, 61010 Sayılı HMK'nin 222/3 hükmüne göre davacının ticari defterlerinde aynen kayıtlı olan ve işbu bedelinin ödendiğine ilişkin bir savunma; bilgi, belge ve delil de sunulmayan takip ve dava konusu alacağın varlığının ve miktarının 122.114.83 TL yönünden sübut bulduğunun kabul edilmesi gerekmiştir.
Bu kabule göre de davacılardan sigorta şirketinin sigorta poliçesi kapsamında ödediği miktar yönünden diğer davacının yerine geçtiği ve ödemeye göre alacağının sabit olduğu değerlendirilmiştir. ( HMK.222/3, TTK,1472, ) Ancak bilindiği üzere temerrüt, alacaklı tarafından muaccel hale gelmiş bir borcun ifasındaki gecikme olup, kural olarak bu tür bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarı ile temerrüde düşer. Alacağın muaccel olması ile temerrüt birbirinden farklı olgulardır.
6102 sayılı TTK'nin 1530. Maddesi de sadece mal ve hizmet tedariki amacıyla akdedilen sözleşmelerde, mal veya hizmet karşılığı ödenecek bedelde temerrüde düşüldüğü durumda ve iki ticari işletme arasında akdedilen sözleşmeler bakımından uygulanır. Maddede, borcunu zamanında ödemeyen borçlunun ihtara gerek olmadan temerrüde düşmesi ve alacaklının faize hak kazanması öngörülmüştür.
Ancak söz konusu hüküm mal tedarik sözleşmesine ilişkin olup, satış sözleşmelerinde uygulanması mümkün değildir.Temerrüt faizine hükmedilmesi için davalıya temerrüt ihtarı gönderilmesi gerekir. VUK'un 230. Maddesinde ise fatura içeriği belirtilmiş olup, faturada bulunan vadenin alacağın muaccel olduğu tarihi göstermesi ve faturaya itiraz edilmemesi sebebiyle, kararlaştırılan kesin vade olarak kabulü mümkün değildir.
Somut olayda vade farkına ilişkin bir sözleşme hükmü veya teamül bulunmadığı gibi, davacının temerrüt ihtarı da bulunmadığından, davacının vade farkı, işlemiş faiz talep etmesi mümkün değildir. Bu açıdan somut olayda faturalara dayalı alacak yönünden takipten önce davacılar tarafından keşide edilen bir ihtarname bulunmadığına göre davalı şirket takip öncesinde temerrüte düşmediğinden ondan işlemiş faiz talep edilmesi mümkün görülmemiştir.
Binaenaleyh; davacı şirketlerin yukarıda gösterilen asıl alacağa ilişkin davalarını; yargılamaya hakim olan ilkeler nezdinde TMK'nin 6 ile HMK'nin 190 ve 222/3 maddeleri kendi ticari ticari defterlerindeki kayıtlar, faturalar , mevcut bilirkişi raporu ve dosyaya mübrez tüm deliller de gözetildiğinde asıl alacak yönünden ispatladıkları sonuç ve kanaatiyle; dosyaya sunulan sözü geçen bilirkişi raporunun da gerekçeli, denetime açık, hüküm kurmaya elverişli, yeterli ve yerinde olduğu kabul ve takdir edilerek davacıların davalarının kısmen kabulü ile,
icra takip dosyası ve taleple bağlılık ilkesi, TBK'nin 117/1 maddesi gereğince temerrütün icra takibiyle oluşması ve takipte yukarıda açıklandığı üzere işletilen faizlerin dışlanması yanında.
TTK'nin 16/1 maddesine göre tarafların tacir sıfatı taşımalarına göre değişen oranlarda avans faizi talebinin de denetlenip gözetilmesi sonucunda davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile; davalı-borçlunun ---- İcra Dairesinin ---- Esas sayılı takip dosyasına yapmış olduğu itirazının asıl alacak olan 122.114,83 TL yönünden iptali ile icra takibinin işbu asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %11,75 ve değişen oranlarda avans faizi uygulanmak suretiyle takibin 122.114,83 TL asıl alacak üzerinden devamına, fazlaya ilişkin (10.396.54 TL işlemiş faize ilişkin ) davanın/talebin reddine karar verilmiştir.
(AY.9, 36 ,138, 141, TMK, 1/1,2, 6 , İİK, 67/1,2, TBK, 1 vd.117/1 ,207 vd, TTK, 16/1,18/2, 21,23, 83,85,89, 1472, HMK, 25,26,27,29,30,31, 33, 222, 146, 187/1, 190, 198, 266 vd, 282, Av.Kanunu 2/1,2 )Davacı tarafın İcra İnkar Tazminatı İsteğine ilişkin yapılan değerlendirmede ise.
Yargıtay'ın kararlılık kazanmış uygulamasına göre itirazın iptali davalarında İİK’nin 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içerisinde ödeme emrine itiraz etmesi, alacaklının bir yıl içinde itirazın iptali davasını açması ve davasında haklı çıkarak inkar tazminatı talep etmiş olması gereklidir.
Burada borçlunun itirazının kötü niyetle yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşulları aranmamaktadır. Bu yasal koşullar yanında takibe konu alacağın likit olması da zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir.
Buna göre likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması, başka bir ifadeyle borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç gerekse borçlu bakımından bu koşullar mevcut ise ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir.
Somut olayda takip hukuku acısından tazminatın yaptırım amacı ışığında yapılan değerlendirmede; taraflar arasındaki sabit olan sözleşme ilişkisi ve bu kapsamda düzenlenen ve iade edilmeyen faturalar nezdinde alacağın gerçek miktarının belli olmasının yanında, davalı taraf da takibe konu borcunun varlığı ve miktarını faturalara ve ticari defterlerine göre açık ve net olarak belirleyip tespit edebilir durumdadır.
Bu nedenlerle davalının itirazının haksızlığına karar verildiğinden ve davalı-borçlu yönünden sözleşme, faturalar ve icra takip dosyası gözetildiğinde mevcut alacak/borç likit/muayyen olduğundan İcra İflas Kanunu'nun 67/2.maddesi gereğince şartları oluşmakla asıl alacağın %20'si olan 24.422,96 TL icra inkar tazminatının da davalıdan alınarak davacılara ( 21.980,67 TL kısmının 1.numaralı davacıya ;2.442,29 TL kısmının 2.numaralı davacıya) verilmesine hükmedilmiştir.6100 Sayılı HMK'nin 332/1 maddesine göre, 323. maddesinde sayılan yargılama giderlerinden sorumluluk ise,
aynı yasanın 326/2 maddesi gereğince tarafların haklılık durumu esas alınarak kabul-ret oranlarına göre belirlenmiştir. Yine bu kapsamda Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 26/2.
Maddeleri gözetilerek dava öncesi Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen arabuluculuk ücretinin de az yukarıdaki esaslar çerçevesinde karşılıklı olarak sorumlu görülen taraflardan alınarak hazineye gelir kaydına da karar verilmek suretiyle 6100 Sayılı HMK'nin 297/2 maddeleri gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.
İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/110, K. 2024/957, 26 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama