İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /İlk Derece Mahkeme Kararları
  3. /İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi

İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi E.2018/420 K.2024/953

T.C. İstanbul Anadolu 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Esas2018/420Karar2024/953Tarih5 Aralık 2024Okuma21 dk · 4.112 kelime

KÜNYE

Mercii
İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2018/420
Karar No
2024/953
Karar tarihi
5 Aralık 2024
Karar metni, UYAP Emsal Karar Arama kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.112 kelime·21 dk okuma·8 bölüm

T.C. İstanbul Anadolu 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO

2018/420 Esas

KARAR NO: 2024/953

DAVA

Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)

DAVA TARİHİ: 09/04/2018

KARAR TARİHİ: 05/12/2024

Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle.

Davalı firmanın alt taşeron sıfatıyla, ----------- ----------- inşaat işlerini üstlendiği, davacının bu işe ilişkin olarak dava dışı ------------ isimli firma ile bir sözleşme imzalamış ise de fiilen ve tüm yazışmalarda davalı ... firmasının taşeronu olarak çalıştığını, tüm talimat ve onaylar bu firma ile yapılmış, tüm hakedişlerini bu firma ile yapmış ve ödemeler de bu firma tarafından yapıldığı, dava dilekçesi ekinde sunulan 02/04/2015 tarihli davacı şirkete hitaben yazılan inşaat işleri ile ilgili eksikliklerin konu edildiği belgede davalı firma kaşesi ve imzası bulunduğu,

01/04/2014 tarihli ----------- Nolu hakediş Nisan dönemine ait evrakta yüklenici kısmında davalı firma adına --------- ve ---------- imzaları olduğu görüldüğü, dava dışı ------------ firmasının eski adı --------- Şti. olup, inşaatın bitiminin ardından bu şirketin tasfiyeye girdiği ve kapandığı, iş bitiminde davacı şirket tarafından davalı ... firmasına kesilen fatura içeriğine davalı tarafından itiraz edildiğini, davalı ... firması 2013-2016 yılları arasında devam inşaat bitiminde çeşitli bahanelerle davacı şirketi oyaladığı,

toplamda 1.527.178,49 USD bedelli işin bakiye alacağı olan 162.197,02 USD hakediş alacağı, 148.313,69 USD teminat kesintisi bedelini ödemekten imtina ettiği, --------- firması tasfiye edilerek kapatıldığını, davalı ... firması da, asıl işin sahipleri olan ------------ ve ---------- ve ---------- tarafından yanlarında çalışan azeri asıllı -------- isimli şahsa devredildiği, davacı şirketin davalıdan 310.510,71-USD'nin tahsili için işbu davanın açılması zorunluluğu hasıl olduğu,

davalı şirkete ait ---------, ---------, --------- Mah., -------- Ada, ---------- Parsel sayıda kayıtlı, taşınmazı muvazaalı olarak yine ortakları aynı olan kendi şirketleri ---------- Şirketi'ne muvazaalı olarak devrettiği, ileride telafisi imkansız zararların engellenebilmesi amacıyla davalı şirket tarafından muvazaalı olarak devredilen ---------, ----------, --------- Mah., ---------- Ada, ---------- Parsel sayıda kayıtlı taşınmaz kaydına ihtiyati tedbir konulması gerekti beyan edilerek,

davanın kabulüne karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;----------- tarafından ---------- yapımına karar verilen 30.000 kişilik stadyum inşaatı işi Bakanlıkça ana yüklenici sıfatıyla ---------- adlı bir firmaya verildiği, ---------- firması ana yüklenici sıfatıyla Bakanlıktan aldığı bu yapım işinin bir kısmını alt yüklenici sıfatıyla davalı ...

A.Ş.'ne verdiği, Davalı ... A.Ş. alt yüklenici sıfatıyla -------- firmasından aldığı bu işin bir kısmını yine alt yüklenici sıfatıyla ---------Şti ne, ---------- Şti alt yüklenici sıfatıyla davalı ...

A.Ş. den aldığı bu yapım işinin bir kısmını yine alt yüklenici sıfatıyla -------- Şti.'ne verildiği ve --------- Şti de alt yüklenici sıfatıyla ---------- Şti. nden aldığı bu yapım işinin bir kısmını yine alt yüklenici sıfatıyla davacı şirkete verdiği, buna ilişkin sözleşmelerin dilekçe ekinde sunulduğu, burada görüldüğü gibi davacı ile davalı müvekkil şirket -----------Ş. arasında doğrudan bir ilişkinin bulunmadığı, davacının sözleşmeyi kendi işvereni olan -------- ile yapıldığı, davacının davalı şirkete kesmiş olduğu 01.06.2016 tarihli 2 adet fatura kendisine iade edilmiş olduğu,

davacı taraf iki şirket arasında organik bağlantı bulunduğunu öne sürerek kendi işvereni olan --------- Şti. nezdinde varlığını iddia ettiği her ne kadar bazı hakedişler işveren sıfatıyla davalı şirket tarafından imzalanmış ise de üst işveren olan davalı şirketin işin tabiatı icabı davacının yaptığı işi denetleme ve kabul etme yetkisi bulunduğu,

bu durumun davalı şirketi davacı şirkete karşı borçlandırmayacağı, davacının öne sürdüğü şekilde davalı şirket ile davacıyla sözleşme yapan ---------Şti.'nin bir kısım ortak veya yöneticilerinin müşterek olması da davacı şirketin ----------Şti.'nden olan alacaklarını davalı şirketten talep etmesi için haklı bir sebep oluşturmayacağı, davacının kendi işvereni olan ----------- Şti nezdinde de muaccel bir hak ve alacağı mevcut olmadığı, çünkü iş sahibi olan Bakanlık davacı tarafından yapılan sözleşme konusu işi henüz teslim almadığı ve geçici veya kesin kabulünü yapılmadığı,

Bakanlığın işi teslim almamasının sebebi bizatihi davacının işleri hatalı ve eksik yapmasından kaynaklandığı, davacının sözleşmesinin 22.3 sayılı maddesine göre hakedişler idarenin (Bakanlığın) onayı ile hakediş bedelinin yükleniciye ödemesi yapılacağı hükmü bulunduğu, davacının dilekçesinde 148.313,69.-USD teminat ve 162.197,02.-USD hakediş olmak üzere toplamda 310.510,71.-USD alacağı olduğunu iddia ettiği, nitekim Ek- 6 deki ödeme emrinde talep edilen alacak miktarının da aynı olduğu, 01.06.2016 tarihli --------- nolu hakedişin incelenmesinde sadece bu hakediş bedelinin 328.025,76.-USD olduğu,

burada dikkat edilirse sadece-------- nolu hakediş bedeli tek başına davacının talep ettiği alacaktan fazla olduğu, bu hesaba göre davacı sadece son hakediş bedelini tahsil edememiş, ondan önceki 8 hakediş bedelinin tamamını tahsil ettiği, son hakediş bedelinin henüz ödenmemiş olmasının sebebi yukarıda izah edildiği şekilde bu hakedişin idarece (Bakanlıkça) henüz onaylanmamış ve bedelinin ödenmemiş olmasından kaynaklandığı, sözleşmeye göre bu idarece (Bakanlıkça) ödenmesini müteakip son hakediş idarece (Bakanlıkça) onaylanmadan ve bedeli ödenmeden işveren firmanın alt yükleniciye (davacıya) ödeme yapma zorunluluğunun bulunmadığı,

başka bir anlatımla, sözleşmeye göre davacının son hakediş alacağı henüz muaccel olmadığı, bu sebeple davacının bu aşamada ne davalı müvekkil şirketten ne de kendi işvereni olan ---------Şti.'nden herhangi bir talepte bulunması mümkün olmadığı, yukarıda anlatılan durumdan başka davacının son hakediş bedelinin ödenmemesi için bir diğer gerekçenin ise, davacının sözleşmesinin 11.3.3 sayılı maddesinde kesin kabul yapılıncaya kadar her hakedişten %10 teminat kesintisi yapılacağı, 22.3 sayılı maddesinde de yine her hakedişten %12 oranında avans kesintisi yapılacağı kararlaştırıldığı,

bu işin toplam bedeli dava dilekçesinde belirtildiği ve davacı tarafın da kabulünde olduğu gibi 1.530.926,49.-USD olduğunu, buna göre %10 teminat kesintisi 153.092,65.-USD, %12 avans kesintisi 183.711,18.-USD, toplam kesinti ise 336.803,83.-USD tuttuğunu, oysa mevcut kesinti miktarı (davacının talep ettiği alacak miktarı) 310.510,71.-USD olduğunu, burada görüldüğü gibi mevcut kesinti miktarı olması gereken miktardan 26.293,12.-USD düşük olduğu,

yani davacı taraf sözleşmeye göre hakettiğinden 26.293,12.-USD fazla tahsilat yaptığı, ayrıca davacıya 06.02.2018 tarihinde 6.150,00-TL (1.622,58.-USD) para gönderilmiş olup bu para mevcut hesaplara dahil olmadığını, bunun da eklenmesi halinde davacının fazla tahsilatı 27.975,70.-USD olduğu beyan edilerek, açıklanan nedenlerle, davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücreti tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE

Dava, hukuki niteliği itibariyle; eser sözleşmesinden kaynaklı alacak davasıdır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık ise; davacının eser sözleşmesi kapsamında üstlendiği edimi yerine getirip getirmediği, yaptığı için bedelini davalıdan isteyip isteyemeyeceği, isteyebilecek ise ne kadarlık alacağının olduğu tespit edilmiştir.

----------- Esas sayılı dosyası, ------------ İcra müdürlüğü ------------ Esas sayılı dosyası, davalı ... .. A.Ş. Ve dava dışı --------- Şti. Şirketlerine ait ticaret sicil kayıtları, davalının bildirmiş olduğu--------- yargı organları tarafından verilmiş olan kararların birer sureti ve tercüme evrakları, dava dışı asıl yüklenici ---------- Şti. Müzekkere cevabı ile taraflarca bildirilen tüm belge ve dokümanlar dosya içerisine alınmıştır.

Davacı tanığı ----------- beyanında; "..ben davalı ... inşaatta 2009 Eylül ile 2016 Nisan ayında proje müdürlüğü , bölge koordinatörlüğü gibi değişik konumlarda görev yaptım,-------- ----------- bulunan stadyum inşaatında -------- ince işleri yapan taşeronuydu, bu işle ilgili olarak hakedişleri teknik ofis hazırlıyordu bende imzalıyordum daha sonra ---------- gidiyordu ve orada da benim üzerimde bulunan yetkili kişi imzalıyordu,

hak edişlerin bir kısmını aldığını biliyorum ancak tamamını alıp almadığını bilmivorum ben ayrılmadan bir kaç ay önce iki şirket arasına ibraname yapıldı ve bu ibraname ve göre ---------- alacağı vardı bu alacak sanırım sonradan ödenmemiş ve ibraname hükümsiiz kalmış ve bu nedenle bu dava açılmış ancak tam olarak ne kadar olduğunu bilmiyorum ancak 300,00USD üzerinde bir alacağın olması gerektiğini biliyorum.." şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.Davacı şirketin ticari defterlerinin --------- da olmasından dolayı, defterlerinin incelenmesi için ---------ATM ye talimat yazılmasına karar verildiği,

10/01/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle; ".... Mali incelemeye göre, davacı tarafın ticari defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerinin zamanında yapıldığı, davacı tarafından gönderilen belgede görüldüğü üzerekayıt belgelerde izlenmesi gereken kayıtların sehven unutulduğu belirtildiğinden ve tarafıma ticari kayıt sunulmadığından inceleme yapılamadığı,

“ilgili firmaya yapılan işlere ilişkin, hakediş fatura ve raporları ile Banka ödeme Ekstreleri ispat açısından değerlendirilmelidir” şeklindeki ibare kapsamında incelendiğinde, tarafıma gönderilen belgeler bulunmakla beraber tam değerlendirme yapılamadığı.." şeklinde rapor sunulmuştur.Mahkememiz 15/09/2022 tarihli duruşma 2 nolu ara karar gereği, dosyanın bir mali müşavir, bir ticaret hukuku alanında nitelikle hesaplama uzmanı, bir inşaat mühendisi bilirkişiden heyete tevdi edilerek, uyuşmazlık noktalarında rapor düzenlenmesine karar verildiği, dosyanın bilirkişi heyetine tevdi edildiği, 02/05/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle;

"...Davalı ... firmasının davacı tarafın sözleşme imzaladığı ---------- firmasıyla aralarında organik bağ bulunduğunun davalı tarafından kabul edildiği, dosya kapsamında bulunan deliller incelendiğinde, yukarıda yer verilen açıklamalar doğrultusunda davalı şirket ile ----------- şirket arasında iktisadi anlamda bir kader birlikteliğinin bulunduğu ve bu sebeple dava konusu borçtan dolayı davalı davacı tarafın ödemelerini davalı taraftan temin edebileceği, davalının yukarıdaki ticari defter ve kayıtlarında; davacı --------- Ş. ile aralarındaki ticari ilişkiye ait herhangi bir kaydın bulunmadığı tespit edildiği,

Yine davalının defterlerini ibraz eden ----------- 06.12.2022 tarihinde --------- e-mail adresinden tarafıma göndermiş olduğu maildeki davacı tarafa ait cari hesap dökümlerine göre; davacının 162.197,02 USD cari hesap ve 148.313,69 USD teminat kesintisi olmak üzere toplamda 310.510,71 USD alacağı olduğu, davacının yapılan hakkediş hesabına göre 9. hakkediş miktarının 293.358,29 USD ve 9. hakkediş teminat kesintisinin 32.595,37 USD olduğu, teknik inceleme sonucuna göre davacının davalı nezdindeki cari hesap alacağının yukarıdaki düzeltme tablosuna göre 163.498,12 USD cari hesap ve teminat kesinti hesabının da 148.688,49 USD alacağı olduğu,

bu tutarlara 9. nolu hakedişin dahil olduğu, davacı tarafın hakedişleri üzerinden yapılan teminat ve avans kesintileri kesin kabulden sonra davalı tarafından davacı tarafa iade edileciği, --------- görülen dava sonucunda kesin kabulün yapıldığı/yapılmadığı ve buna bağlı olarak davalı tarafın davacı olan yüklenicinin hakkedişlerinden yapmış olduğu kesintili davacıya ödemesi veya ödememesi hususunun Sayın Mahkemenin takdirinde olduğu,

Varsa davacı tarafın eksik yaptığı işlerin listesi, iş kalemlerinin şartnameleri ve davacı tarafın işi nasıl yaptığını gösterir delil ve belgelerin dava dosyasına sunulmadığı takdirde bu hususta teknik bir değerlendirme yapmamızın mümkün olmadığı,,.." şeklinde rapor sunulmuştur.

Tüm dosya kapsamı ve deliller birlikte değerlendirildiğinde; davacı ---------Ş ile dava dışı ----------- Şti. arasında yapılan sözleşme ile---------stadyumunun inşaat işlerinin bir kısmının davacı tarafından üstlenildiği, davacının iddiasına göre; üstlendiği işleri yapmasına rağmen bakiye bir kısım alacağının ve teminat kesintisinin kendisine ödenmediği, ayrıca -------- Şti ile davalı ...

AŞ. arasında organik bağ bulunması nedeniyle borçtan davalının sorumlu olduğunu iddia etmekte, davalı ise; davacı ile herhangi bir sözleşme ilişkisinin olmadığını, bu nedenle sorumluluğunun bulunmadığını, ayrıca sözleşme gereğince idarenin kesin kabulü yapmamasından dolayı davacının alacağını talep edemeyeceğini savunmaktadır.

Öncelikle değerlendirilmesi gereken husus; davalının, davacı ile dava dışı --------- Şti. arasındaki sözleşme ilişkisinden kaynaklı borçtan sorumlu olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Kanunda düzenlenmemiş olmakla birlikte "organik bağ” doktrini ile tüzel kişiler bakımından sorumluluğun genişletilmesi yargı içtihatları ile gelişen hukuki bir kurumdur.

Tüzel kişiler ile ilişkiye giren kişileri, özellikle alacaklıları ve müşterileri korumak amacıyla tüzel kişilerin malvarlıkları, üyelerinin malvarlıklarından ve tabii diğer tüzel kişilerin malvarlıklarından ayrıdır.

Söz konusu bu ayrılık prensibinin gözetilmediği ve kötüye kullanıldığı durumlarda hukuki güvensizlik durumu ortaya çıkmaktadır ve bu durum hukuk düzeni tarafından himaye görmemelidir.Organik bağı söz konusu olduğunda, organik bağı olan kişiler arasındaki ilişki açık ve yasal bir biçimde ortaya konamamaktadır. Asıl borçlu ile organik bağı nedeniyle sorumlu tutulması istenen kişiler arasındaki ilişki gizli, muvazaalı veya nam-ı müstear ilişkiler şeklinde gerçekleştirilir.

Organik bağları olan kişiler arasındaki sözleşmeler sözlü veya zımni şekilde yapıldığı için bunun ispatı ancak belli karineler ve göstergelerle yapılabilir.

Dolayısıyla, davacı organik bağı ve gizliliği ortaya çıkarmak, belge ve bilgilere dayalı olarak ispat etmek durumundadır -------- tarihli kararında,"…-------- Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı şirketler arasında organik bağ bulunup bulunmadığı ve tüzel kişilik perdesinin aralanması koşullarının oluşup oluşmadığı, buradan varılacak sonuca göre yeni kurulan .... --------Ş.’nin asıl borçlu diğer davalı şirketin borcundan sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

16. Asıl dava, davalılar arasında tüzel kişilik perdesinin çapraz olarak aralanması suretiyle alacağın tahsili; birleşen dava ise itirazın iptali istemlerine ilişkindir.

17. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi” hakkında açıklama yapılması faydalı olacaktır.18. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 125. (6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 137.) maddesi gereğince ticaret şirketleri tüzel kişiliği haiz olup, kanuni istisnalar haricinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 48. maddesi kapsamında bütün haklardan yararlanabilir ve borçları üstlenebilirler.

Ticaret şirketleri tüzel kişiliğe sahip olduklarına göre, istisnalar hariç olmak üzere, şirket malvarlığının, aktif ve pasifiyle birlikte, sahibi tüzel kişidir. 19. Tüzel kişiliğin bu malvarlığı, kendine özgü, bir amaç birliği içinde ve kendisini oluşturan kişilerin malvarlığından bağımsız bir malvarlığı olarak ortaya konulmalıdır.

Tüzel kişiliğin bu malvarlığının onu oluşturan kişilerin malvarlığından da bağımsız olması gerektiğini belirten bu temel ilkeye “mal varlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı” ilkesi denilmektedir. Ayrılık ilkesi gereğince, tüzel kişilik çatısı altında bir araya gelen, başka bir deyişle tüzel kişiliği oluşturan gerçek veya tüzel kişiler, oluşturdukları tüzel kişiliğin borçlarından sorumlu olmazlar.20.

Tüzel kişi ile üyeleri arasındaki bu ayrılık ilkesinin mutlak olarak her durum ve koşulda uygulanması bazı haksız durumların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Öğreti ve uygulamada, özellikle borç ve sorumluluktan kurtulabilmek amacıyla tüzel kişiliğin bir araç olarak kullanıldığı hâllerde, tüzel kişi ve üyeleri arasındaki bu ayrılığın kaldırılarak üyelerin sorumluluğuna gidilebileceği kabul edilmektedir.

Bu durum öğreti ve uygulamada “tüzel kişilik perdesinin aralanması” olarak ifade edilmektedir.21.

Gerçekten de hukuk kuralları dolanılmak suretiyle kanuna karşı hile yapılması, ayrı tüzel kişilik kavramına sığınarak onun ardında yer alan kişilerin taraf oldukları sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal etmeleri ya da üçüncü kişilere zarar vermeleri, sonra da tüzel kişilik kavramının ardına gizlenmeleri dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı ilkelerine açıkça aykırı olup hukuk düzenince de korunamaz.

Bu gibi durumlarda TMK’nin 2/2 maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması söz konusu olduğu için tüzel kişilik perdesi aralanmalı ve perdenin ardında yer alan kişiler gerektiğinde sorumlu tutulmalıdır. Başka bir deyişle tüzel kişiye hukuk hayatında ayrı bir hukuki varlık tanınması ancak TMK’nin 2. maddesi kapsamında kurallara uygun hareket edilmesi ve tüzel kişiliğin ortakları veya yöneticileri tarafından kötüye kullanılmaması hâlinde söz konusu olabilir.

İyi niyet kurallarına riayet edilmemesi ve tüzel kişiliğin kötüye kullanılması hâllerinde tüzel kişilik perdesi aralanarak, tüzel kişilik perdesinin arkasındaki gerçek duruma göre bir sonuca varılması gerekmektedir .22.

Öğreti ve uygulamada kabul edilen tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi; bazı şartların varlığı hâlinde, tüzel kişilik ve mal ayrılığı ilkesi dikkate alınmadan, mevcut tüzel kişiliğin arkasına saklanan gerçek veya tüzel kişinin borçtan sorumlu tutulmasını ifade etmektedir.

Bu teori, yalnızca ticaret hukukunda değil iş hukuku, vergi hukuku, icra ve iflas hukuku ve diğer hukuk dallarında da uygulama alanı bulmuş; hatta 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ve 5941 sayılı Çek Kanunu gibi kanunlarda kamu yararı gibi özel menfaatlerin korunması amacı güdülerek gerektiğinde bu teorinin uygulanması ve sorumluluğa karar verilebilmesi için bir takım düzenlemeler yapılmıştır.

Elbette, kanundan kaynaklanan bu gibi durumlarda tüzel kişilik perdesinin aralanmasına ilişkin tartışmaya gerek bulunmamaktadır. Yine muvazaa, kanuna karşı hile gibi durumlarda da bazen tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi uygulanmadan da sorumluluğa hükmedilebilmektedir.23.

Hemen belirtilmesi gerekir ki, öğreti ve uygulamada özellikle vurgulandığı üzere; mal varlığının bağımsızlığı ve sınırlı sorumluluk ilkelerinin istisnası olan tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir.

Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır.

Zira tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir .24.

Görüldüğü üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmeli ve TMK’nin 2. maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılma yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı incelenmelidir.

Bununla birlikte öğretide; tüzel kişi ile ortakların alanlarının organizasyon ve malvarlıklarının birbirine karışması, ortağın kendi fiil ve işlemleriyle üçüncü kişilere karşı sanki tüzel kişilik ile kendisi arasında bir ayrım yokmuşçasına işlemler yapması ya da ortağın kendi malvarlığı ile şirketin malvarlığı birmiş gibi davranması, yetersiz sermaye ile faaliyete devam edilmesi özellikle şirket tüzel kişiliğinin bilinçli (kötü niyetli) olarak üçüncü kişileri zarara uğratması hâllerinde perdenin aralanması gerektiğinden bahsedilmektedir.25.

Öğreti ve uygulamada tüzel kişilik perdesinin aralanmasının genel olarak üç değişik durumda mümkün olabileceği ifade edilmektedir. Birinci durum perdenin düz aralanması olarak ifade edilen şirketin borcu için şirkete ilave olarak ortakların da borçtan sorumlu tutulmasıdır. İkinci durum perdenin ters çevrilerek aralanması olarak ifade edilen ortağın borcu için ortağın yanında şirketin de borçtan sorumlu tutulmasıdır.

Nihayet üçüncü durum ise somut uyuşmazlık bakımından tartışılması gereken ve perdenin çapraz aralanması olarak ifade edilen, borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir kardeş şirketin sorumluluğu cihetine gidilmesidir. Perdenin çapraz aralanması sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olmaktadır .26.

Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması genellikle kardeş şirketler arasında söz konusu olduğundan, ana şirket ile kardeş şirket ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu şirketlerin ekonomik anlamda bağımsız şirket vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır.

Çünkü kardeş şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur.

Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir.27. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram organik bağ kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında olduğu gibi organik bağ kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir.

Bu hâliyle organik bağ kavramının da kaynağını TMK’nin 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır. Ancak organik bağ kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir.

Başka bir deyişle şirketler arasında organik bağ tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir.28.

Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir.

Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır.

Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir.29. Organik bağ ile tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması arasında benzerlikler olduğu kadar farklılıklar da bulunmaktadır.

Özellikle somut olayın niteliği gereği organik bağın tespitinde; şirketlerin aynı holdinge bağlı olması, yöneticilerinin veya kurucularının aynı olması, bir borç takibinden kurtulmak için hisselerin devredilmesi, muvazaalı işlemler yapılması, hatta belirli işlemlerin aynı şekilde ve aynı usulde yapılması bile rol oynayabilmekte iken; tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması için iki şirket arasında alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli olarak işlemlerin yapıldığının ve bu nedenle asıl borçlu şirketten alacağın tahsil edilemediğinin somut verilerle ispatlanması gerekmektedir.

Bununla birlikte bu iki kavram arasındaki en önemli fark ise; organik bağın varlığı hâlinde bir şirketin borçlarından dolayı bir başka şirketin mal varlığına el atılabilmekte iken tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması hâlinde borçlu şirketin yanı sıra kardeş şirketin hatta talep hâlinde kardeş şirketin ortaklarının mal varlığına dahi el atılmasının mümkün olmasıdır .30.

Görüldüğü üzere aralarında bazı farklılıklar bulunmakla beraber organik bağ ile perdenin çapraz aralanması kavramları birbirinin alternatifi olan kavramlar değildir. Bu nedenle aynı olayda hem organik bağ hem de tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması yolları işletilerek sonuca ulaşılabilmesi mümkündür.”

“Mahkemece yapılan yargılama, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, takibe konu cari hesap ekstresinin incelenmesinde; cari hesabın davalı ile --------- arasındaki cari hesap ekstresi olduğu, davacı ile davalı arasında herhangi bir ticari ilişki olmadığının tespit edilmiş olması, davacı defter ve belgelerinde yaptırılan incelemede; --------- ile herhangi bir ticari ilişki ve para transferi olduğuna dair tespitin bulunmaması gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili istinaf talebinde bulunmuştur.

Bölge adliye mahkemesince, tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını icap ettiren vakaların birer istisna olduğu, her somut olayda yapılacak inceleme sonucunda kanuna karşı hile veya sözleşmeden doğan yükümlülüklerden kaçınma gibi durumların varlığı tespit edildiği takdirde tüzel kişiliğin nazara alınmasının TMK'nın 2. maddesine dayanılarak uygulanabileceği, davacının dava konusu mal satışıyla ilgisi bulunmadığı gerek davalının gerekse davacının defter ve kayıtlarıyla sabit olduğu, davacı ile organik bağı olduğu ileri sürelen dava dışı --------- arasında da ticari ilişki, para alış veriş ilişkisi bulunmadığının tespit olunduğu,

davacı ile dava dışı --------- ayrı tüzel kişiliklere sahip şirketler olduğu, somut olayda perdenin aralanması teorisinin uygulanması gerektiğine dair bir durum söz konusu olmayıp, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden, istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.” ---------- Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasında olduğu gibi teorinin uygulanabilmesi için davacı tarafından davalının hukuka aykırı işlem, yasal hükümleri dolanması, hilekarlığı veya borçların ödenmemesi gibi amaçlarla hareket ettiğini ispat etmesi şarttır.

Ancak bu ispat sonrası diğer ilişkili şirket sorumlu tutulabilecektir. Organik bağın varlığının ispatının tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını kıyasla daha az külfet içerdiği söylenebilir.

Şirketlerin adreslerin aynı olmasının veya aynı şirketler topluluğunda yer almalarının organik bağın varlığının kabul için tek başına yeterli olmadığı, ancak şirketlerin ticari ilişkilerinde aynı unvanı kullanmış olmalarının organik bağın varlığını işaret ettiği, yine şirket yöneticilerinin aynı kişilerden oluşması, şirket ortaklarının akraba olması, şirket kurucularının aynı kişiler olması ve şirketler arasında devir söz konusu olduğu hallerde organik bağın varlığını ifade edildiği görülmekle birlikte ticari faaliyet veya işlemler bazında organik bağlarını destekleyen unsurların ortaya konulması gerekmektedir.

Organik bağın, hiçbir tereddüte yer bırakmayacak bir kesinlikte ispatlanması şartı aranmamalıdır. Zira organik bağ söz konusu olduğu durumlarda taraflar arasında yasal bir ilişki bulunmadığından, bu hususun kesin delillerle ispat edilmesi davacı bakımından mümkün değildir. Organik bağın ispati bakımından kesin ispat talep edilmemektedir.

Organik bağ kurumu kullanılarak herhangi bir alacaktan, alacağın kaynaklandığı hukuki ilişkinin tarafı olmayan bir üçüncü kişinin sorumlu tutulması istisnai olarak mümkündür. Hukuki ilişkinin tarafı olan kişi ile organik bağ ile sorumlu tutulmak istenen kişi arasında, sözleşmeden kaynaklı alacağı talep eden tarafı bir şekilde mağdur etmek veya zarara uğratmak için fikir birliği içinde hareket edip etmediklerine bakılmalıdır.

Organik bağ ile sorumlu tutulmak istenen kişinin tarafı olmadığı bir hukuki ilişkiden kaynaklı bir borçtan sorumlu tutulmama istediği ve hakkı ile hukuki ilişkiye dayanarak bir alacak hakkı elde eden tarafın bu alacağını tahsil etme hakkı arasında bir menfaat dengesi sağlanması gerekir.Organik bağın kesin ispatı mümkün olmamakla birlikte, yargı içtihatlarında kabul edilen ve bazı unsurların somut olayda mevcut olmasının, taraflar arasında organik bağın olduğuna emare teşkil ettiği kabul edilmektedir.Bu açıklamalar ışığında yapılan değerlendirmede; davalı şirket ile asıl borçlu şirket faaliyet alanlarının aynı olması,

şirketlerin ile aynı adreste faaliyet göstermesi, şirket ortaklık yapısının veşirket yetkililerin aynı ve benzer olması, her iki şirketin iktisadi bütünlük içerisinde hareket ediyor olması, tanık ----------- beyanından da anlaşılacağı üzere, sözleşme konusu hakediş borçlarının davalı tarafından ödeniyor oluşu, yine hakedişlerin davalı tarafından düzenlenip imzalandığı hususları göz önüne alındığında, şirketler arasında organik bağ bulunduğu, tüzel kişilik perdesinin kötüye kullanılarak alacaklıları zarara uğratma niyeti ile hareket edildiği,

Türk Medeni Kanunu m. 2 uyarınca hukukun hakkın kötüye kullanılmasını korumayacağı, dava dışı -------- Şti borçlarından davalının da sorumlu olması gerektiği kanaatine ulaşılmıştır.Dosyada ikinci olarak değerlendirilmesi gereken husus ise; sözleşme kapsamında davacının dava dışı --------- Şti.'den alacağının olup olmadığı, var ise miktarı ve bu alacağın talep edilebilir olup olmadığına ilişkindir.

Bilindiği üzere eser sözleşmesinde yüklenici işi yaptığını, işveren ise ödeme yaptığını ispat ile yükümlüdür. Davacı taraf işin yapıldığını ancak teminat kesintisi ve hakediş kesintisinin ödenmediğini iddia etmektedir. Davalı taraf ise; avans ve teminat kesintilerinin ödenememesi sebebinin, idare tarafından kesin kabul yapılmamasından kaynaklandığını iddia etmektedir.

Sözleşme maddesi 11.3.3. te “İşveren, Altyüklenicinin İş'i eksiksiz yerine getireceğini garanti altına almak adına, aksi Özel Şartlarda belirtilmediği takdirde her hakedişten ödeme miktarının %10 kadarını Kesin Kabul yapılmasına kadar elinde tutar.” şeklinde belirtilmiştir. Nitekim bu maddeye göre dosyada incelenen hesaplarda kesintiler yapıldığı tespit edilmiştir.Sözleşme maddesi 22.3. Ödeme Planında hakedişlerden %10 teminat %12 avans kesintisi uygulandığı tespit edilmiştir.

İşveren, altyüklenicinin işi eksiksiz yerine getireceğine garanti altına almak adına, aksi Özel Şartlarda belirtilmediği takdirde her hakkedilen ödeme miktarının %10 kadarını Kesin Kabul yapılmasına kadar elinde tutar.Sözleşme maddesi 22.4. Teminat Kesintilerinin Ödenmesi. İşveren İşin tamamı için Geçici kabul yapıldıktan sonra, ödemelerden Madde 11.3.3. uyarınca Teminat Kesintisi adı altında kesilen paraların toplamının yarısının alt yükleniciye ödenmesi için onay verebilir.

İşveren, işle ilgili kesin kabul yapılmasının ardından ise, teminat kesintisi adı altında kesilen paraların bakiyesinin Altyükleniciye ödenmesi için onay verir.

Ancak, Madde 18 kapsamında yapılması öngörülen herhangi bir iş kaldıysa, İşveren, kalan iş tamamlanana kadar Teminat Kesintisini ödemez ve Madde 18 de anlatıldığı şekilde gerekirse bu teminatı kullanır.Dosyaya sunulan -------- Mahkemelerinde görülen davaların tercümeler sonucunda kesin kabul yapılıp, yapılmadığı tam olarak anlaşılamamıştır.

02/11/2023 tarihli 10. celsede davacı tarafa kesin kabulün yapıldığına ilişkin bilgi ve belgeleri sunması için süre verilmiş ise de, herhangi bir belge sunulmamış, beyan dilekçesi sunularak işin asıl yüklenicisi olan dava dışı ---------- Şti.'den bilgi sorulması talep edilmiştir. ----------- Şti.'ne yazılan müzekkereye verilen cevapta işin kesin kabulünün henüz yapılmadığı, kesin kabul ödemesininde yapılmadığının bildirildiği anlaşılmıştır.

Yapılan bu açıklamalar ışığında, davacının işi eksiksiz bir şekilde yapıp yapmadığı, kesin kabulün yapılıp yapılmadığı davacı tarafından ispat edilemediğinden davanın reddine karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.

SONUÇ / HÜKÜM

HÜKÜM

Yukarıda açıklandığı üzere;

1-Davanın REDDİNE,

2-Alınması gereken 427,60 TL peşin harcın, peşin alınan 2.561,63 TL harçtan mahsubu ile artan 2.134,03 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,

3-Davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına,

4-Davalı tarafından yapılan 85,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilesine,

5-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

6-Tarafların artan gider avansı bulunması ve talep etmeleri halinde kendilerine iadesine,

Dair, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içinde İstinaf yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okundu usulen anlatıldı.05/12/2024

İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2018/420, K. 2024/953, 5 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Esas No
  4. Karar No: 2024/953
  5. Dava
  6. Dava Tarihi: 09/04/2018
  7. Karar Tarihi: 05/12/2024
  8. Gereği Düşünüldü
  9. Delillerin Değerlendirilmesi Ve Gerekçe
  10. III. Gerekçe
  11. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2018/420
Karar No
2024/953
Tarih
5 Aralık 2024

İlgili Kararlar

  • İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi E.2018/436 K.2024/1001
  • İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi E.2018/446 K.2024/998
  • İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi E.2018/450 K.2024/744
  • Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi E.2018/474 K.2024/936
  • İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi E.2018/477 K.2024/1170
  • Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesi E.2018/502 K.2024/866

Tüm Arşiv

İlk Derece Mahkeme KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.