KÜNYE
T.C. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 28 Kasım 2024
- T.C. ADANA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No
- 2022/2764 - 2024/2815
- Dosya no
- 2022/2764
- Karar no
- 2024/2815
- Başkan
- —
- Üye
- —
- Üye
- —
- Katip
- —
- İncelenen kararın mahkemesi
- ... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 10/05/2022
- Numarası
- ... Esas, ... Karar
- Davacı
- ... -
- Vekili
- Av.
- Davalı
- 1- ... -
- Vekilleri
- Av.
- Davalı
- 2- ... SİGORTA ANONİM ŞİRKETİ -
- Vekili
- Av.
- Davalı
- 3- ... -
- Dava
- Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat
- Gerekçeli kararın yazıldığı tarih
- 28/11/2024
Karar Metni
2.121 kelime·11 dk okuma·8 bölüm
... Asliye Ticaret Mahkemesinin 10/05/2022 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı kararı aleyhine, istinaf başvurusunda bulunulmuş ve mahkemece dosya Dairemize gönderilmiş olmakla; HMK'nın 352. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı
şirketin ZMMS poliçesi ile sigortacısı, davalı ...’nun maliki olup
davalı ...’nun sevk ve idaresindeki ... plakalı araç ile
davacının sevk ve idaresindeki ... plakalı motosikletin 15.12.2019 tarihinde
çarpışması sonucu davacının yaralanarak çalışma gücünü kaybederek sakat kaldığını,
geçici ve sürekli iş göremezliğe uğradığını, kazadan önce emekli olan davacının ayrıca
açtığı dükkanda inşaatlara elektrik tesisatı döşemesi, anten kurulumu gibi işler yaptığını,
ancak davacının artık çalışamayacağını veya aynı işi yaparken daha fazla efor sarf
edeceğini, davalıya sigortalı araç sürücünün kazanın meydana gelmesinde kusurlu
olduğunu, davalı şirkete zararın tazmini için müracaat edildiğini ancak herhangi bir
ödeme yapılmadığını, arabuluculuk sürecinde de olumlu netice alınamadığını bu
nedenle dava açmak zorunda kaldıklarını ileri sürerek belirsiz alacağın tespiti ile fazlaya
ilişkin hakları saklı tutularak geçici iş göremezlik ve kalıcı maluliyet zararından kaynaklı şimdilik 100,00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile
birlikte tüm davalılardan 20.000,00 TL manevi tazminatın ise kaza tarihinden itibaren
işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... ile ...
...’ndan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmesi talep ve dava olunmuştur.
ISLAH
Davacı vekili 30/03/2022 tarihli dilekçesi ile maddi tazminat taleplerini 16.817,06 TL'ye yükseltmiştir.
CEVAP
Davalı sigorta şirketi vekili cevap diekçesinde özetle; davacının dava açmadan önce müvekkiline usulüne uygun şekilde başvuru yapmadığını, geçici iş göremezlik zararı taleplerinin poliçe teminat kapsamında olmadığını, tarafların kusur oranının ve davacının maluliyet oranının tespiti için dosyanın ATK’na gönderilmesini, davacının motosiklet kullanırken kask takmaması nedeniyle müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Mahkemece; maddi tazminat yönünden; davanın ıslah talebi doğrultusunda kabulü ile, 6.941,45 TL geçici iş göremezlik, 9.875,61 TL sürekli iş göremezlik olmak üzere toplamda 16.817,06 TL maddi tazminatın davalılar ... ve ... yönünden kaza tarihi olan 15/12/2019 tarihinden; davalı sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihi olan 31/12/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacıya verilmesine, manevi tazminat yönünden; davanın kabulü ile, 20.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 15/12/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ... ve ...'ndan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ
Karara karşı davacılar vekili verdiği istinaf dilekçesinde özetle; Maluliyet oranını kabul etmediklerini, maddi tazminat taleplerinin eksik hesaplandığını, müvekkilleri yararına arabuluculuk vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirterek usul ve yasaya aykırı ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Karara karşı davalılar ... - ... vekili verdiği istinaf dilekçesinde özetle; kusur oranlarını kabul etmediklerini, hesap raporunun hatalı olduğunu ve maluliyet oranını kabul etmediklerini, manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu belirterek usul ve yasaya aykırı ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49, 50, 53, 54 ve 56. maddeleri kapsamında, yaralanmalı trafik kazasından kaynaklı geçici ve kalıcı maluliyet tazminatı ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü davacı vekili ile davalılar ... ve ... vekilleri istinaf etmiştir.
İnceleme 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve re'sen kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Davalılar ... ve ... vekilinin zamanaşımına yönelik istinaf başvurusunun değerlendirilmesinde;
2918 sayılı KTK.nin 109/1. maddesinde "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar." denilmektedir.
Aynı kanunun 109/2. maddesinde ise, "Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir." hükmüne yer verilmiştir.
Yukarıda açıklandığı gibi 2918 sayılı yasanın 109/2. maddesi gereğince davacının trafik kazası neticesinde yaralanmış olduğu anlaşılmakla olayda ceza zamanaşımı dikkate alınacaktır. Bu durumda 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 89 ve 66. maddeleri nazara alındığında 8 yıllık zamanaşımı süresi dikkate alınmalıdır.
Bu açıklamalara göre, kazanın 15.12.2019 tarihinde meydana geldiği, 2918 sayılı sayanın 109/2. maddesi ve 5237 sayılı sayanın 89 ve 66. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde 8 yıllık zamanaşımı süresinin 15.12.2027 tarihinde dolacağı, davanın ise zamanaşımı süresi dolmadan açılmış olduğundan zamanaşımı yönünden yapılan istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.
Davalılar ... ve ... vekilinin kusur raporuna yönelik istinaf taleplerinin incelenmesinde:
15.02.2019 günü saat 12.10 sıralarında davacı-sürücü ...,
sevk ve idaresindeki ... plakalı motosiklet ile ... caddesini
takiben .... kavşağı istikametine seyri sırasında geldiği olay mahalli kavşakta
aracının sol ön yan kısımları ile aynı istikamette yolun solunda seyir halinde olup olay
mahalli ... Caddesi kavşağında sağa dönüş yapmak isteyen sürücü ...
... ...'nun sevk ve idaresindeki ... plakalı otomobilin sağ yan arka
kısmı ile çarpışması sonucu yaralanmalı trafik kazası meydana gelmiştir.
Olay tarihli trafik kaza tespit tutanağına göre kazanın; gündüz vakti, yolun düz ve eğimsiz olduğu, havanın açık ve yolun kuru olduğu, azami hız limitinin 80 km/h olduğu, tek yönlü bölünmüş yol olduğu, kazanın "Y" kavşak olan meskun mahal içinde meydana geldiği anlaşılmıştır. Sürücü ...'de kaza esnasında kask bulunup bulunmadığının tespit edilemediği belirtilmiştir.
... 1. Asliye Ceza Mahkemesine sunulan 16.10.2020 tarihli ... ATK kusur raporunda sürücü ...'nun asli kusurlu olduğu, sürücü ...'nin kusursuz olduğu belirtilmiştir.
İlk derece mahkemesince alınan ... Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi
Başkanlığının 01.02.2021 tarihli raporunda;
"Davalı taraf sürücüsü ... sevk ve idaresindeki
otomobil ile tek yönlü yol üzerinde seyri sırasında dönüş yapacağı kavşağa gelmeden
önce yolun sağına iyice yanaşması ve arkadan gelen araçlar için tehlike yaratmayacak
şekilde dönüş yapması gerekirken, seyir halinde geldiği olay mahalli yol bölümünde,
aynı yönde arkadan gelen düz seyreden araçlara gereken dikkati vermemiş, yolun
solundan sağa doğru kurallara aykırı biçimde kontrolsüzce dönüşü sırasında, aynı
yönde sağ gerisinden gelen, seyir şeridini kapattığı sürücünün idaresindeki motosiklet
ile çarpışması sonucu meydana gelen kazada %100 (yüzde yüz) derecede asli
kusurludur.
Davacı sürücü ... sevk ve idaresindeki motosiklet ile
gündüz vakti, meskun içi tek yönlü yolda seyri sırasında geldiği olay yeri kavşakta
solundan kısa mesafeden kontrolsüz biçimde sağa manevra ile dönüş yaparak önünü
kapatan otomobil ile çarpışması sonucu meydana gelen olayda kusursuzdur" denilmiştir. Dosyadaki raporlar birbiri ile ve olayla uyumlu olup mahkemece hükme esas alınması yerindedir.
Davalılar vekilinin müterafik kusur indirimi yapılmamasına yönelik istinafı yönünden yapılan incelemede:
Davalılar vekilleri belirlenen tazminat tutarından müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini savunmuşsa da, davacının koruyucu ekipman/kask kullanıp kullanmadığı dosya kapsamından tespit edilememiş olup mahkemece "her ne kadar davacının kafa bölgesinde yaralanması olduğuna ilişkin tedavi evrakları mevcut ise de hükme esas alınan maluliyete yönelik ATK raporunda, davacıya atfedilen maluliyet oranının el ve kol yaralanmasından kaynaklı olduğu" gerekçesiyle müterafik kusur indirimi yapılmamıştır Mahkemenin bu değerlendirmesi ve bu gerekçeyle mahkemece müterafik kusur indirimi yapılmamış olması yerindedir.
Taraf vekillerinin hükme esas alınan maluliyet raporuna yönelik istinaf başvurularının değerlendirilmesinde;
Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre maluliyet oranları Adli tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi ya da Üniversitelerin Adli Tıp Anabilimdalı başkanlığından oluşturulacak bilirkişi heyetinden kaza tarihi itibari ile yürürlükte olan mevzuat yönetmelik hükümlerine uygun olacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir.
Buna göre;
a)11/10/2008 tarihinden önceki kazalar için Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü çerçevesinde düzenlenmiş sağlık kurulu raporu,
b)11/10/2008-01/09/2013 tarihleri arasında gerçekleşen kazalar için Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği çerçevesinde düzenlenmiş sağlık kurulu raporu,
c) 01/09/2013 sonrası ile 01/06/2015 tarihleri arasında gerçekleşen kazalar için Maluliyet Tespit işlemleri Yönetmeliği çerçevesinde düzenlenmiş sağlık kurulu raporu,
d) 01/06/2015 ile 20/02/2019 tarihleri arasındaki kazalar için 30/3/2013 tarihli ve 28603 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik çerçevesinde düzenlenmiş sağlık kurulu raporu
e) 20/02/2019 tarihinden sonra meydana gelecek kazalar içinse Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun şekilde heyet rapor alınması gerekmektedir.
Açıklamalar ışığında eldeki dosyaya baktığımızda mahkemesince hükme esas alınan ... ATK 2. İhtisas Dairesinin 29.03.2021 tarihli raporu Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümleri doğrultusunda hazırlanmış olup buna göre davacının kalıcı özür oranı %1, iyileşme süresinin 3 ay olduğu tespit edilmiştir. Davacı ve Davalı vekili bu raporun aksine eşdeğer bir delil ibraz etmemişler, bu nedenle soyut itiraz şeklindeki istinaf başvuruları haksız bulunmuştur.
Taraf vekillerinin hükme esas alınan hesap raporuna yönelik istinaf başvurusunun değerlendirilmesinde;
Yargıtay tarafından verilen emsal kararlarda mağdurların zararının ve zararın kapsamının belirlenmesinde TRH 2010 mortalite tablosunun uygulanması ve progresif rant yönteminin kullanılması içtihat edilmiştir.( Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 24.02.2021 tarih ve 2019/3292 Esas, 2021/1848 Karar Sayılı kararı, Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 14.01.2021 tarih ve 2020/2598 Esas, 2021/34 Karar Sayılı kararı, Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 22.12.2020 tarih ve 2019/5206 Esas, 2020/8874 Karar Sayılı kararı, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 21/06/2021 gün ve 2021/ 2457 esas ve 2021 / 3304 karar sayılı kararı, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2021/13625 esas ve 2022/8912 karar sayılı 16/06/2022 günlü kararı).
İlk derece mahkemesi tarafından hükme esas alınan 19.01.2022 tarihli hesap bilirkişisi ek raporu incelendiğinde bilirkişinin rapor tarihindeki güncel asgari ücret verilerini esas alarak davacının zararın belirlenmesine ilişkin olarak “TRH 2010 mortalite tablosunun uygulanması ve progresif rant yönteminin kullanıldığı”na ilişkin tespitler ile davacının zararının belirlenmesi yerinde görülmüştür.
Davalılar vekilinin takdir olunan manevi tazminat miktarına yönelik istinaf talebinin incelenmesinde:
6098 TBK'nın 56/2. maddesi hükmüne göre “Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.” Aynı Yasanın 51.maddesinde de “Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler.” hükmüne yer verilmiştir.
15.12.2019 tarihinde meydana gelen kazada, ... plakalı araç sürücüsü ...'nun kazanın oluşumunda %100 oranında kusurlu olduğu, davacının kazanın meydana gelmesinde kusurunun bulunmadığı, kaza sebebiyle davacıda kalıcı ve geçici maluliyet oluştuğu tüm dosya kapsamından anlaşılmış olmakla, tarafların belirlenen ekonomik sosyal durumları, kusur oranları, kaza ve davanın tarihi, davacının yaşı, paranın satın alma gücü ve olay tarihi birlikte değerlendirildiğinde hükmolunan manevi tazminat miktarının yüksek olmadığı anlaşılmakla, davalılar vekilinin buna yönelik istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
Davacı vekilinin arabulucuk vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine yönelik istinafı yönünden:
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin “Arabuluculuk, uzlaşma ve her türlü sulh anlaşmasında ücret” başlığını taşıyan 16. maddesinin 1. fıkrasında açıkça 1136 sayılı Kanunun 35/A maddesindeki anlaşmalardan doğacak avukatlık ücreti uyuşmazlıklarında, bu Tarifede yer alan hükümler uyarınca hesaplanacak miktarların, akdi avukatlık ücretinin asgari değerlerini oluşturacağı ifade edilmiştir.
Görüldüğü gibi ilgili hükümde yer alan düzenleme avukat ile vekil edeni arasındaki avukatlık ücretinin asgari sınırının belirlenmesine ilişkindir. Bu itibarla hükümde öngörülen ücretin karşı taraftan tahsil edilmesi gereken vekalet ücreti olarak anlaşılması mümkün değildir.
Aksine, maddenin (c) bendinde önce arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlık ile sonuçlanması halinde vekilin hak kazanacağı vekalet ücretinin maktu miktarı belirlenmiş, (ç) bendinde ise tarafın aynı vekille dava yoluna gitmesi durumunda müvekkilin avukatına ödeyeceği asgari ücretin (c) bendine göre ödediği maktu ücret mahsup edilerek belirleneceği ifade edilmiştir.
Kanun hükmüne göre gerek (c) bendindeki maktu ücretin, gerekse (ç) bendindeki mahsup sonucu oluşan ücretin “vekil edenin avukatına ödeyeceği ücret” olduğu anlaşılmaktadır. Bu miktarın Mahkemece yapılan yargılama sonucunda karşı taraftan tahsili gerektiğine yönelik hüküm kurulması mümkün değildir.
(Bkz: Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 19.04.2022 tarih ve 2022/3979-4838 E/K sayılı ilamı.) Bu sebeple mahkemece davacı yararına arabulucuk vekalet ücretine hükmedilmemesi yerinde olup davacı vekilinin istinafının reddi gerekmiştir.
HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;
İlk Derece Mahkemesince açıklanan ve benimsenen nedenlerle dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve delillerin taktirinde ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesince davanın k kabulüne karar verilmiş olmasında, usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekili ve davalılar ... ve ... vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, E. 2022/2764, K. 2024/2815, 28 Kasım 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama