KÜNYE
T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi Mahkemesi
- Esas No
- 2025/1232
- Karar No
- 2025/1404
- Karar tarihi
- 7 Temmuz 2025
- İncelenen kararın mahkemesi
- ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK
- Tarihi
- 16/01/2025
- Numarası
- ....
- Davanın konusu
- Markaya Tecavüzün Tespiti, Men'i, Maddi ve Manevi
Karar Metni
1.567 kelime·8 dk okuma·5 bölüm
Tazminat, Ticaret Unvanı Terkini
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 16/01/2025 tarih ve 2023/492 Esas - 2025/15 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacılar tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacılar vekili, müvekkili ...2015/79107 sayılı ve “...” markasının sahibi olduğunu, diğer müvekkili ..... ile marka lisans sözleşmesi imzaladığını, “...” markasının müvekkilleri tarafından taze meyve sebze faaliyetlerinde aktif olarak kullanıldığını, sektörde tanınan ve tercih edilen bir marka olduğunu, davalı Şirketin müvekkilinin markasının birebir aynısını ticaret unvanı ve işletme adı olarak iş yeri adresindeki tabelada, fatura, evrak ve diğer resmi belgelerde kullandığını, davalının bu kullanımlarının markaya tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek,
markaya tecavüzün tespitine ve men’ine, davalının söz konusu işletme adı ve ticaret unvanıyla elde ettikleri karın tespiti ile şimdilik 10.000,00-TL maddi ve 100.000,00-TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline, davalının ticaret unvanının terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkil Şirketin 24.07.2014 tarihinde tescil edildiğini, buna karşılık davacı adına tescilli olan 2015/79107 sayılı markanın başvuru ve koruma tarihinin 01.10.2015 olduğunu, ayrıca 2015/79107 sayılı markanın sahibi davacı ...., o dönemdeki ... adıyla davalı Şirketin kurucu ortaklarından olduğunu, 31.03.2016 tarihinde davalı Şirket ortaklığından ayrıldığını, davalı Şirketin davacı adına tescilli olan 2015/79107 sayılı markadan daha önce kurulduğunu ve faaliyetlerine davalı ......ortaklığında, dolayısıyla onun bilgisi ve muvafakati ile başladığı,
müvekkilinin tabelasında tescilli ticaret unvanını kullandığını, markasal bir kullanımının bulunmadığını, ayrıca davalının dava konusu kullanımlarının davacının marka tescilinden önce başladığını, savunarak davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Mahkemece, davalının işletme tabelasındaki "..." ibareli markasal kullanımlarının ve aynı ibarenin ticaret unvanında yer almasının davacının marka hakkına tecavüz oluşturduğu, davalının dava konusu markasal kullanımların davacının mesnet markasının başvuru tarihinden önce başladığını ispatlayamadığı, davacının maddi tazminatın SMK'nın 151/2-b maddesine göre belirlenmesini talep ettiği, davalı tarafça ticari defter ve kayıtlar sunulmadığından anılan madde kapsamında maddi tazminatın belirlenmesinin mümkün olmadığı,
TBK 50 ve SMK 151/3 hükümleri gereğince davanın açıldığı tarih ve aradan geçen süre, enflasyon oranı nazara alınarak 5000 TL maddi ve 5000 TL manevi tazminatın hakkaniyete uygun görüldüğü gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalı eylemlerinin davacı markasına tecavüz oluşturduğunun tespitine ve tecavüzün men’ine, davalının ticaret unvanından "..." ibaresinin terkinine, 5.000,00 TL maddi, 5.000 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemlerin reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacılar vekili, mahkemece hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarlarının davanın açıldığı tarih olan 2021 yılı ekonomik parametrelerine göre oldukça düşük olduğunu, hakkaniyete uygun bulunmadığını, ayrıca Anayasa Mahkemesinin 202/29-202/226 E-K sayılı iptal kararı uyarınca reddedilen manevi tazminat miktarı yönünden davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararın açıklanan yönlerden kaldırılmasını istemiştir.
GEREKÇE
1-Dava, markaya tecavüzün tespiti, men'i, maddi ve manevi tazminat, ticaret unvanının terkini istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, ilk derece mahkemesinin kabulü, karara karşı sadece davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu ve davacıları vekillerinin istinaf itirazları gözetildiğinde, istinaf incelemesine konu uyuşmazlılığın mahkemece hükmedilen maddi ve manevi tazminat tutarlarına ilişkin olduğu,
bu kapsamda yapılan değerlendirmede, mahkemece verilen kesin süreye rağmen davalı tarafça ticari defter ve kayıtların sunulmaması nedeniyle, davacıların tercih ettikleri SMK'nın 151/2-b maddesine göre maddi tazminat miktarının belirlenmesi mümkün olmadığından TBK'nın 50/2 maddesi uyarınca maddi tazminata hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gibi mahkemece anılan madde kapsamında takdir edilen maddi tazminat miktarı ile hükmedilen manevi tazminat tutarının somut olayın özelliklerine ve hakkaniyete uygun bulunduğu anlaşılmakla,
davacılar vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
2- Ancak, Anayasa Mahkemesince verilen, 25/12/2024 Tarih, 2024/29 Esas ve 2024/226 Karar sayılı karar ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Yargılama giderlerinden sorumluluk" kenar başlıklı 326/2. maddesindeki "Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır." hükmünün “manevi tazminat davaları” yönünden Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu tespitinde bulunularak hükmün iptaline karar vermiştir.
Anayasa Mahkemesinin anılan kararında, hukuki bir uyuşmazlığın mahkeme önüne götürülmesi hakkının Anayasa'nın 36. maddesinde güvenceye alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı ile ilgili olduğu, manevi tazminat davasının kısmen reddedilmesi halinde, davayı açan kişinin yargılama giderlerinin bir bölümünden sorumlu tutulmasının, davacı üzerinde oluşturduğu baskı nedeniyle bu hakkı sınırladığı tespitinde bulunulmuştur.
Yine anılan kararda, ödenecek manevi tazminat miktarının belirlenmesinin tamamen hakimin takdirinde olduğu, miktar belirtmek suretiyle manevi tazminat davasını açacak kişinin hâkimin hükmedeceği tazminat tutarını öngörebilmesinin mümkün olmadığı ve tazminat miktarının hâkimin takdirine göre belirlendiği davalara ilişkin yargılama giderleri bakımından herhangi bir özel düzenleme de bulunmadığı, HMK’nın 326/2. maddesi ile mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın “manevi tazminat davaları” yönünden kanunilik şartını sağlamadığı belirtilmiştir.
Her ne kadar iptal hükmünün ilgili kararın ....
Gazete'de yayım tarihi olan 14/03/2025 tarihinden itibaren 9 ay sonra yürürlüğe gireceği kararlaştırılmış ise de, Anayasa'nın 13. maddesinde, temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği hüküm altına alınmış olup, Anayasa Mahkemesi tarafından HMK'nın 326/2. maddesinin manevi tazminat davaları yönünden "kanunilik" şartını karşılamadığı tespit edilerek ilgili hükmün iptaline karar verildiği,
Anayasa Mahkemesinin, ...... kararında, Anayasa'nın 11. maddesi uyarınca Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olup, kamu gücü kullanan makamların her türlü iş ve işlemlerinde öncelikle Anayasa hükümlerini gözetmek zorunda oldukları, Anayasa'nın 138. maddesi uyarınca hâkimlerin önlerine gelen uyuşmazlıkları öncelikle Anayasa hükümlerini dikkate alarak çözüme kavuşturmalarının anayasal bir zorunluluk olduğu, mahkemelerin Anayasa'ya aykırılığı açık olan bir kanun hükmüne dayalı olarak uyuşmazlığı çözmesinin Anayasa'nın 152. maddesine aykırı olduğu,
hükmün bireysel başvuruya konu olması hâlinde Anayasa ile korunan temel hak ve hürriyetlerin de ihlaline sebebiyet verebileceğine işaret edildiği, bu nedenle, somut uyuşmazlıkta da ilgili kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edildiği,
Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca hükmün iptali için itiraz yoluna gidilmesinin söz konusu olamayacağı ve bu hükme dayalı olarak karar verilmesinin iptal kararı ile açık bir çelişki oluşturacağı, bireysel başvuruya konu edilmesi halinde mahkemeye erişim hakkının ihlaline neden olabileceği anlaşıldığından ilk derece mahkemesinin manevi tazminat isteğinin redde konu bölümü esas alınarak davacılar aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmamış, davacılar vekilinin bu yöne ilişmşz istinaf itirazları yerinde görülmüştür.
HMK.'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiş, Dairemizce, ilk derece mahkemesince kurulan hükmün esasına ilişkin bir değişiklik yapılmayıp, sadece feri nitelikteki vekalet ücretine ilişkin kısım için yeniden hüküm kurulduğundan, ilk derece mahkemesinin kararının verildiği tarihte geçerli bulunan Tarife hükümleri dikkate alınmıştır.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH :08/07/2025
Başkan · ... Üye · ... Üye · ... Katip · ...
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, E. 2025/1232, K. 2025/1404, 7 Temmuz 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama