KÜNYE
T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2024/1675 E., 2024/1545 K.·T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.HUKUK Dairesi İhtiyati Tedbir Talep Eden Davacı
- Mercii
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 24 Aralık 2024
- Esas no
- 2024/1675
- Karar no
- 2024/1545
- İncelenen dosyanın mahkemesi
- ANKARA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 31/05/2024 (Ara Karar
- Numarası
- 2024/357 Esas
- Vekili
- —
- Karşı taraf davalı
- —
- Talep
- İhtiyati Tedbir
- Talep tarihi
- 23/05/2024
- Gerekçeli kararın yazıldığı tarih
- 20/01/2025
Karar Metni
1.636 kelime·8 dk okuma·4 bölüm
Taraflar arasındaki şirketin haklı nedenle feshi istemine ilişkin davanın yargılaması sırasında ihtiyati tedbir talebinin reddine yönelik olarak verilen ara karara karşı ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TALEP
İhtiyati tedbir talep eden davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin iki ortaklı davalı şirketin azınlık hisseli ortağı olup, şirketteki hissesinin %25 olduğunu, diğer ortağın hissesinin % 75 olup bu ortağın aynı zamanda şirketin yönetim kurulu başkanı olduğunu, davalı şirket savunma sanayisi alanında müvekkilinin 1998 yılından beri fiilen emeğe dayalı çalışması ile marka değeri olan, isim yapmış ve piyasada tanınan bir şirket olmasına rağmen, 2022 yılı Haziran ayında diğer ortak tarafından satın alındıktan sonra hızlı bir şekilde bozuk ve sorumsuz bir yönetim anlayışıyla yönetilmeye başlandığını,
müvekkilinin çoğu zaman devre dışı bırakıldığını, bir süredir de tamamen denetlenebilir halden çıkarıldığını, müvekkilinin makine mühendisi olduğunu ve şirketin 2021 yılında ortağı hale gelmesinin yanı sıra 1998'den emekli olduğu Mart 2023 tarihine kadar 25 yıla yakın bir deneyimle hizmet aktine dayalı şekilde çalışmaktayken şirket çalışanlarının iş düzenlerini ve şirketin piyasadaki tüm sipariş bağlantılarını kuran, piyasada şirketin güvenilirlik pozisyonunu sağlayan ve marka değerini yaratan kişi olduğunu,
diğer ortağın ise şirkette pay sahibi olduktan sonra adeta şirketin geri kalan kısmını da ele geçirme hedefiyle müvekkili üzerinde mobing uygulamaya, yaptığı işlemleri gizlemeye başladığını, işyeri çalışanlarının düzenini sağlayan müvekkilini devre dışı bırakarak bazı işçiler arasında eşit işlem yükümlülüğüne aykırı uygulamalar yapıldığını, bazı iş sözleşmelerinde bir kısım işçiye ayrıcalık tanınması sebebiyle iş barışının bozulacağını kendisine hatırlatan müvekkilinden gizli işlemler yaparak yine ayrımcılığa devam olunduğunu,
davalı şirket yönetiminin kanunun belirlediği süreler içinde yılda bir kez yapılması zorunlu olan olağan genel kurul toplantısını hiç bir zaman yapmadığını, müvekkilinin sözlü olarak defaatle istemesine rağmen halen genel kurul yapılmadığından dolayı genel kurul yapılması için mahkemeye başvuru yapmak zorunda kalındığını, diğer ortak ve yönetim kurulu başkanının müvekkiliyle şirketteki hiç bir bilgiyi paylaşmadığını, hesapları gelir giderleri incelettirmediğini,
müvekkilinin bilmeye hakkı olan konuların ve şirket yönetimindeki esaslı konuların konuşulması için Ticaret Bakanlığı temsilcisinin de hazır bulunacağı olağan genel kurul yapılmasını istediğini, TTK'nun 412. maddesi kapsamında gönderdikleri ihtarnamenin muhataba tebliğ edildiğini, bilirkişilerce yaptırılacak incelemede şirketin tasfiye yoluyla sona erdirilmesinden başka bir çare kalmadığının anlaşılacağını belirterek haklı nedenle davalı şirketin fesih ve tasfiyesine,
feshin mümkün olmaması halinde davalı şirketteki payın karar tarihine en yakın tarihteki değerinin belirlenerek ayrılma akçesi tespit edilmek suretiyle ticari faiziyle birlikte müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, dava dilekçesinde ayrıca şirketten koparılan ve şeffaflığın yitirildiği, mail ve şirket portallarının hukuka aykırı bloklamalar ile müvekkilinin iletişiminin kesildiği bir şirkette diğer ortağın kişisel menfaatlerini engellemek ve en önemlisi tasfiye edildiği ana kadar iş yaptığı piyasada prestijini korumak zorunda olan davalı şirketin çalışanlarının haklarının ödenmesi,
iş düzeninin yasal düzenlemelere göre sağlanması bakımından davanın devam ettiği sürede şirket yönetiminin mahkemenin belirleyeceği bir kayyıma devredilmesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece, tedbir talebinin yargılama gerektirdiği, iddia olunan organ boşluğuna ilişkin mevcut delil durumuna göre şirkete kayyım atanmasının mümkün olmadığı gibi dava sonucu ulaşılacak talebe verilecek tedbir kararı ile ulaşılmasının da hukuken uygun olmadığı gerekçesiyle tedbir talebinin reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
İhtiyati tedbir talep eden davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; şirketten koparılan ve şeffaflığın yitirildiği mail ve şirket portallarının hukuka aykırı bloklamalar ile müvekkilinin her iletişiminin kesildiği bir şirkette diğer ortağın kişisel menfaatlerini engellemek ve en önemlisi tasfiye edildiği ana kadar iş yaptığı piyasada prestijini korumak zorunda olan davalı şirketin çalışanlarının haklarının ödenmesi,
iş düzeninin yasal düzenlemelere göre sağlanması bakımından davanın devam ettiği sürece şirket yönetiminin mahkemenin belirleyeceği bir kayyıma devredilmesinin zorunlu olduğunu, mahkemece ise gerekçesinde yazdığı üzere davalı şirket müdürü olan kişinin müdürlük yetkisinin kaldırılarak davacıya devredilmesi hakkında bir tedbir talebimiz olduğunu düşünerek kayyım atanması yönündeki ihtiyati tedbir kararı talepleri reddedilmiş ise de taleplerinin bu şekilde olmadığını,
şirkete bir kayyım atanmadığı takdirde şirket işleyişinden devralındığı günden bu yana ne genel kurul ile ne başka ekonomik tabloların paylaşılması vs. yapılmadan özel bir gizlilik içinde yürütülen zararlandırıcı işlemlerin müvekkilinin haklarının verilmesindeki mağduriyetini sonsuzlaştırabileceğini belirterek ilk derece mahkemesi ara kararının kaldırılmasına, tedbir talebinin kabulüne karar verilmesini istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Talep; HMK'nun 389 vd. maddeleri uyarınca ihtiyati tedbir istemine ilişkindir.
HMK'nun 389/1. maddesi uyarınca, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle bir hakkın elde edilmesi önemli ölçüde zorlaşacak ya da tamamen imkansız hale gelecek ise veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.
HMK'nun 390/1. maddesi uyarınca ihtiyati tedbir dava açılmadan önce esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden, dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilebilecektir.
İhtiyati tedbir kesin hükme kadar devam eden yargılama boyunca tarafların dava konusu ile ilgili olarak hukuki durumunda meydana gelebilecek zararlara karşı öngörülmüş geçici nitelikte geniş veya sınırlı hukuki korumadır.
İhtiyati tedbir talep eden davacı vekili davacının iki ortaklı davalı şirketin ortağı olduğunu, diğer ortağın şirkette büyük hissedar ve şirketi temsile yetkili bulunduğunu, davacının şirket işleyişinden tamamen koparıldığını, diğer ortağın şirketi sürekli borçlandırdığını, usulsüz şekilde şirket kasasına para soktuğunu, şirketin kasa hesabına ait paraların şahsi hesabından yönledirme yaparak sonradan şirket kendisine borçluymuş gibi şirkete para aktarımı yaptığını, şirket kasasında yasal olarak bulunması gereken paraların kaçırıldığını,
şirket yönetim hakkının diğer ortak tarafından kendi kişisel menfaatleri için kötüye kullanıldığını ileri sürerek davalı şirkette yönetimine kayyım atanması yönünde ihtiyati tedbir talep etmiştir. Mahkemece mevcut delil durumuna göre şirkete kayyım atanmasının mümkün bulunmadığı gerekçesiyle ihtiyati tedbir talebinin reddine hükmedilmiştir.
Davacı yanın ihtiyati tedbir talebi davalı şirkete yönetim kayyımı atanmasına yöneliktir. Ticaret Kanunumuzda mahkemeye anonim ortaklık yönetim kurulu üyelerini (gerekçe ne olursa olsun) görevden alma ve yerlerine yenilerini atama yetkisi tanımamıştır; bu yetki genel kurula aittir.
Bu nedenle mahkemenin yönetim kurulu üyelerini yönetim ve temsil yetkilerinin ellerinden alması sonucunu doğuran yönetim kayyımı atanması kararını ancak bu yetkilerin hukuken veya fiilen kullanılamadığı hallere özgü olarak verilebilmesi gerekir.
Kısaca mahkeme yönetim kurulu üyelerinin sahip oldukları ve kullandıkları yönetim ve temsil yetkilerini, çoğunluğun gücünü kötüye kullandığı, azınlığı ezdiği, ortaklar veya yönetim kurulu üyeleri arasında derin anlaşmazlıklar olduğu, şirketin sürekli zarar ettiği vb. gibi gerekçelerle ellerinden alarak bir temsil kayyımına veremez.
Yönetim kayyımlığı, yönetim boşluğu giderilinceye kadar devam eden geçici bir koruma önlemidir. Yönetim kayyımının görevi tüzel kişinin yasal organın oluşması ya da organın çalışmasındaki fiili veya hukuki tıkanıklığın giderilmesi (engelin kalkması) ile sona erer.
Şu halde hakim, şirketin iyi yönetilmediği gerekçesiyle yönetim kayyımı atayamaz; diğer bir anlatımla, hakim şirket yönetiminde "yerindelik" denetimi yapamaz. MK'nın 427/4.maddesinin amacı şirketi daha iyi bir yönetime kavuşturmak değildir; bu olgu şirketin iç sorunudur. Şirket yönetiminin izlemek ve değerlendirmek yetkisi münhasıran genel kurula aittir. Yönetimi beğenmeyen ve yerinde bulmayan genel kurul, yönetim kurulu üyelerine görevden alabilir, tekrar seçmeyebilir; ibra etmeyebilir ve haklarında sorumluluk davası açılmasına karar verebilir.
Yönetim kurulu üyelerinin şirketi özensiz yönettiği, hatta görev ve yetkilerini kötüye kullandıkları iddiaları da kayyım atanması yoluyla çözümlenemez. Ortaklar bu iddiaları genel kurula taşıyıp orada sorunlara çözüm arayabilirler.
Bu konuda TTK'nun 37. maddedeki bilgi alma ve inceleme, 438. madedeki özel denetim isteme, 553 vd.'da ki yönetim kurulu üyeleri aleyhine sorumluluk davası açma, 445 ve 447 uyarınca genel kurul ve yönetim kurulu kararları aleyhine iptal ve butlan davaları açma ve (azlık olarak) 531. maddeye göre şirketin haklı sebeple feshini dava etme haklarından yararlanabilirler.
Kısaca ortaklar bütün bu konulardaki ihlal iddialarını ve azınlığın çoğunluk tarafından ezildiği yakınmalarına TTK'nun tanıdığı bireysel ya da azlık hakları ile çözüm aramak zorundadırlar. Bu yolda gitmeyerek anılan gerekçelerle mahkemeden şirkete yönetim kayyımı atanmasını istemek mümkün değildir (Prof. Dr. Ersin Çamoğlu, Anonim Ortaklığa Yönetim Kayyımı Atanması, İstanbul Barosu Dergisi, Cilt 91, Sayı 5, Yıl 2017, sahife 17,24 ve 25).
Türk Medeni Kanunu'nun 403/2. maddesinde, kayyımın, belirli işleri görmek veya malvarlığını yönetmek için atanacağı, 426. maddesinde vesayet makamının, aşağıda yazılı olan veya kanunda gösterilen diğer hallerde ilgilisinin isteği üzerine veya re'sen temsil kayyımı atayacağı, kayyım atamasının yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel olmayacağı, 427. maddesinde ise bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa kayyım atanacağına ilişkin düzenlemeler yer almaktadır.
Somut olayda ihtiyati tedbir talep eden davacı yan, hissedarı bulunduğu davalı anonim şirketin yönetim kurulu başkanı olan diğer ortağın usulsüz işlemler yaptığını, şirketten dışlandığını iddia ederek şirkete kayyım atanmasını talep etmiştir.
Türk Ticaret Kanunu'nda kayyım atanmasına ilişkin düzenleme mevcut olmadığından talebin Türk Medeni Kanunu'nda yer alan kayyıma ilişkin hükümlere göre değerlendirilmesi gerekecektir.
Türk Medeni Kanunu'nun 403/2. maddesinde kayyımın, belirli işleri görmek veya malvarlığını yönetmek için atayacağı, 426. maddesinde vesayet makamının, aşağıda yazılı olan veya kanunda gösterilen diğer hallerde ilgilisinin isteği üzerine veya re'sen temsil kayyımı atayacağı, kayyım atamasının yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel olmayacağı,
427. maddesinde ise bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa kayyım atanacağına ilişkin düzenlemeler yapılmış olup mevcut düzenlemeler ile ilk derece mahkemesinin kayyım atanmasına yönelik ihtiyati tedbir talebinin reddi gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde ihtiyati tedbir talebinin reddine yönelik ilk derece mahkemesi ara kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbir talebinin reddi yönündeki ara kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, E. 2024/1675, K. 2024/1545, 24 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama