KÜNYE
T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Bam 22. Hukuk Dairesi T.C. Ankara Bölgeadliyemahkemesi 22. Hukukdairesi
- Mercii
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 21 Nisan 2025
- Esas no
- 2023/110 (KABUL DÜZELTEREK YENİDEN
- Karar no
- 2025/444 ESAS HAKKINDA KARAR VERİLMESİ
- İncelenen kararın mahkemesi
- ANKARA 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 14/10/2022
- Esas no
- 2022/198 E 2022/715 K
- Davanın konusu
- Menfi Tespit
- Yazıldığı tarih
- 30/04/2025
Karar Metni
1.460 kelime·7 dk okuma·8 bölüm
Taraflar arasında yukarıda bilgileri belirtilen kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği ve eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçilmiştir. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ
İDDİANIN ÖZETİ
Davacı vekili; müvekkilinin dava dışı oğlunun davalı şirkette çalıştığını, davalı şirket tarafından müvekkilinin iradesi sakatlanarak aldatılarak teminat senedi imzalatılarak alındığını, senedin eksik unsurları doldurularak icra takibine konu edildiğini, senedin geçersiz ve bedelsiz olduğunu belirterek müvekkilinin Ankara 9. İcra Müdürlüğü 2018/7007 E. Sayılı dosyası ve bu dosyadan takibe konu 05.06.2018 tanzim, 06.06.2018 ödeme tarihli 300.000.00 TL miktarlı sene nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ile %20 kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMANIN ÖZETİ
Davalı vekili; davacının avalist olduğunu, senedin iradesi sakatlanarak alındığına dair davacı tarafından Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunulduğunu ve Savcılık tarafından takipsizlik kararı verildiğini bildirerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Mahkemece; davaya konu senedin davacının iradesi sakatlanarak kandırılarak imzalatıldığı ve gerçekte borcun bulunmadığı davacı tarafça iddia edilmiş olup davacının ödeme iddiası bulunmadığı, davaya konu alacak nedeniyle başlatılan ceza soruşturması da bulunmadığı, yemin deliline başvurmayacağını bildiren davacının iddiasını yasal deliller ile kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hükme karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili; Cumhuriyet Savcılığına başvurulduğunu mahkemenin bu hususa dikkat etmediğini, senedin teminat amaçlı diye kandırılarak alındığını, davalının ticari defterlerinin bedelsizlik yönünden incelenmediğini, eksik inceleme ve araştırma sonucu karar verildiğini belirterek ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR
Uyuşmazlık; takibe ve davaya konu olan senedin iradesi sakatlanarak imzalatıldığı, senedin bedelsizliği iddiasının usulüne uygun delillerle kanıtlanıp kanıtlanamadığı hususuna ilişkindir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, aldatma nedeniyle düzenlenen bononun aynı zamanda bedelsiz de olduğu iddiasıyla borçsuzluğun tespiti istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK’nin 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle sınırlı, ancak kamu düzenine ilişkin nedenler resen göz önünde tutularak yapılmıştır. I-) Davacının bedelsizlik iddiasının incelenmesinde: Dava konusu senette davacı tarafın aval veren sıfatıyla senette yer aldığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. İhtilaf; davacı tarafın dava konusu bonodan dolayı borçlu olup olmadığı bononun bedelsiz olup olmadığı hususu irdelendiğinde;
Davacının takibe konu senetlerde kefil değil “aval veren” (avalist) olduğu için TTK 702/2 uyarınca şekle ait noksandan başka bir sebeple borçlu olmadığını ileri süremeyeceği, TTK'nun 701. maddesi gereğince muhatap veya keşidecinin imzaları dışında poliçenin ön yüzüne konan her imzanın, avali gösteren herhangi bir kayıt bulunmasa da, aval verildiği anlamında olduğunu, TTK. mad.
701/3 de ifade olunan “muhatabın veya düzenleyenin imzaları hariç olmak üzere, poliçenin yüzüne atılan her imza aval şerhi sayılır.” hükmü uyarınca davacı tarafından da inkar olunmayan imzaların aval niteliğinde olduğunu, davacı ... tarafından takibe konulan senetlerin “kefil sıfatıyla” imzalanmış olduğu iddia edilmekte ise de yasanın açık hükmü nedeniyle bononun ön yüzünde “kefil” olarak imzası bulunan kişinin, gerçekte aval verme iradesiyle hareket ettiği, dolayısıyla aval veren olarak kabulü gerektiği, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları uyarınca da bono üzerine "kefil" ibaresi konsa dahi bu, aval olarak nitelendirileceği,
TTK’nun 702/2. maddesi uyarınca "Aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa dahi aval verenin taahhüdü geçerlidir." hükmü gereğince aval verenin sadece senette şekle ait bir noksan bulunması halinde sorumluluktan kurtulabileceğini, aval ilişkisi temel ilişkiden bağımsız ayrı bir taahhüt olup keşideci yönünden senedin herhangi bir sebeple bedelsiz hale gelmesi dahi aval taahhüdünü bertaraf etmeyeceğini, dava dışı keşidecinin takibe vaki bir itirazı bulunmadığı gibi, aval verenin, keşidecinin bu yöndeki iddia,
savunma ve def’ilerine dayanması da TTK 702/2 uyarınca mümkün olmayacağını, netice olarak davacının takibe konu senetlerde kefil değil “aval veren” (avalist) olduğu için TTK 702/2 uyarınca şekle ait noksandan başka bir sebeple borçlu olmadığını ileri süremeyeceğini, bu nedenle teminat senedi olduğu ve bedelsizliği iddiasının dinlenmesinin hukuken mümkün olmayacağını, takibe konu senet üzerinde teminat senedi olduğuna ilişkin herhangi bir ibare bulunmadığı gibi senedin teminat senedi olduğuna ilişkin olarak borçlularca yazılı herhangi bir belge de sunulmadığı, takip dayanağı senedin teminat senedi olduğu iddiasının;
hangi ilişkinin teminatı olduğu senet üzerine yazılmak suretiyle ya da yazılı bir belge ile ispatlanması gerektiği, TTK’nun 778. maddesinin (f)fıkrası uyarınca bonolarda da uygulanması gereken 680. maddesi gereğince açığa senet düzenlenmesi mümkün olduğunu, huzurdaki davada, avalist olan davacının ne teminat senedi iddiasını, ne senedin sonradan doldurulduğu iddiasını ne de ödeme iddiasını yazılı bir delil ile ispatlayamamıştır.
II-)Davacının İradeyi sakatlayan sebepler yönünden senedin geçersizliğine dair iddiasının incelenmesine gelince: Somut olaya bakıldığında; dosya kapsamı, davacı tarafından senetlerin 2018 yılında senedi düzenlendiği, anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikli olarak üzerinde durulması gereken husus korkutma hukuksal nedenine dayalı davanın hak düşürücü sürede açılıp açılmadığına ilişkindir.
6098 sayılı Yasanın 39. maddesindeki, sürenin hesabında senetlerin gerçekte tanzim tarihi olan 05/06/2018 tarihi esas alınmak suretiyle hesaplanması doğru ve adil olacaktır. Zira, iradeyi sakatlayan nedenin (korkutma) önem derecesi, ancak iradesi sakatlanan kimse tarafından doğru olarak takdir olunabilir.
Olaya bu açıdan bakıldığında ikrahın önemini yitirdiği an, iradesi sakatlanan için, korkunun silindiği, diğer bir deyişle korkutan kişi ve korkutmanın mahiyetine göre zarar görebileceği yönündeki endişenin ortadan kalktığı, kendisini psikolojik açıdan güven içerisinde hissettiği andır.
Davacı aleyhine 07/06/2018 tarihinde icra takibine girişildiği, senet nedeniyle borçsuzluğun tespiti davası ise 18/03/2022 yılında açılması üzerine davayı yaklaşık senedin tanzim tarihinden dört yıl sonra açtığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda davacının davacının aldatılma hukuksal nedenine dayalı davasında hak düşürücü sürenin başlangıcında aldatmanın vukuu bulduğu tarih değil, ortadan kalktığı tarih olarak dikkate alınması gerekmektedir.
Davacı yanca icra takibine konu senedin tanzim tarihinin 2018 olduğu, davalının tehdidi ve psikolojik baskısı ile imzalanıp verildiği iddiasında bulunulduğu, davacı yanın dava dilekçesinde belirttiği vakalarla bağlı olduğu, BK'nun 31. maddesi gereğince aldatma sonucunda sözleşme yapan tarafın 1 yıllık hak düşürücü süre içinde sözleşme ile bağlı olmadığını, davalı yana usulüne uygun olarak bildirmediğinden ve bu süre de geçmiş olduğu anlaşıldığından TBK'nun 39. Maddesi gereğince davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi gerekmiştir.
Aval veren TTK 825/2 maddesi uyarınca senedi düzenleyen ve önceki hamillere karşı şahsi defileri ileri süremeyeceği, bu kuralın istisnasının aval verene başvuranın bilerek borçlu zararına hareket etmesi hali olduğu ancak somut olayda bu koşulun gerçekleşmediği, davacı vekilinin dava dilekçesi ile yargılamada iradesinin sakatlandığını ve fesada uğradığını ileri sürdüğü ancak bu iddiasını süresi içinde ileri sürmediği anlaşılmıştır.
Dava şartlarının bulunup bulunmadığı davada hakim tarafından kendiliğinden (re’sen) gözetilir; taraflar bir dava şartının noksan olduğu davanın görülmesine (esastan karara bağlanmasına) muvafakat etseler bile, hakim davayı usulden reddetmekle yükümlüdür.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 114/2 ve 115/2.maddesinde, hak düşürücü süre açıkça dava şartları içerisinde sayılmıştır. Tehdit hukuksal nedenine dayalı olarak açılan dava ile ilgili hak düşürücü süre yönünden karar verilmesi gerekirken bu hususun gözetilmemesi doğru olmamıştır.
Bu durumda Dairemizce, HMK'nın 353/1-b-2.maddesine göre, sonuç itibariyle talebin reddi kararı doğru bulunmakla beraber, mahkemenin gerekçesi yönünden hata edildiğinden "gerekçe düzeltilerek ve değiştirilerek yeniden talep hakkında" duruşma yapılmadan istinaf edenin sıfatı ve istinaf sebepleri doğrultusunda istinaf sebebi yapılmayan hususlar aynen korunarak karar verilmesi gerekmiştir.
Mahkemece yapılan bu yanlışlığın giderilmesi yeniden inceleme yapılmasını gerektirmediğinden davacı vekilinin istinaf isteminin mahkemenin gerekçesine yönelik olarak kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2.maddesi gereğince ilk derece mahkemesinin gerekçesi değiştirilerek Dairemizin gerekçesinde yer alan nedenlerle yeniden karar tesisi suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
NOT
BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR. "5070 sayılı Kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15. uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur."
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi, E. 2023/110, K. 2025/444, 21 Nisan 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama