KÜNYE
T.C. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/131
- Karar No
- 2024/499
- Karar tarihi
- 26 Aralık 2024
- İncelenen kararın mahkemesi
- ANTALYA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Karar tarihi
- 09/06/2021
- Davanın konusu
- Menfi Tespit
- Yazım tarihi
- 26/12/2024
Karar Metni
1.928 kelime·10 dk okuma·5 bölüm
İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalı şirket arasında toplam bedeli 69000,00TL olan çeşitli ürünlerin alımı satımı konusunda anlaşmaya varıldığını, bu anlaşma uyarınca davalı şirketin, müvekkili şirket tarafından satın alınmış olan gıda ürünlerini müvekkili şirkete teslim etmeyi taahhüt ettiğini, bunun karşılığında müvekkili şirket tarafından garanti bankası .... tarihli .... seri numaralı, 39.000,00TL bedelli ve .... tarihli .... seri numaralı 30.000,00TL bedelli olmak üzere toplam 69000,00TL değerinde 2 adet çeki davalıya teslim ettiğini,
davalının sözleşme gereğince müvekkiline fatura mukabilinde 14.000,00TL tutarında ürünü teslim ettiğini, bakiye kalan 55.000,00TL tutarındaki ürünleri teslim etmediğini, davalı tarafa teslim edilen 39.000,00TL lik çekin davalı tarafa döendiğini beyan ederek,
müvekkilinin .... tarihli .... seri numaralı 30.000,00TL bedelli çeke istinaden borçlu olmadığını ve davalıya ödenen .... tarihli .... seri numaralı 39.000,00TL bedelli çeke istinaden fazla ödenen 25.000,00TL nin dava tarihinden dava tarihinden itibaren bankalar tarafından mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı üzerinden işleyecek faizi ile birlikte davalı tarafından istirdatını talep ve dava etmiştir.
DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davalı vekili, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, yetkili mahkemenin Nizip Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu, davaya konu kambiyo senetlerinin çek olduğunu soyut borç ikrarı içerdiğini, davacı tarafın asılsız iddialarının senedin mücerretlik vasfını ortadan kaldırmayacağını, senede karşı iddiaların yazılıl delile ispatını gerektiğini, davalı tarafın varsayıma dayalı iddialarla mücerret olan senedi başka bir borç ilişkisine dayandırarak borçtan kurtulmaya çalışmak olduğunu, kötü niyetli olduğunu, davacı ve müvekkili ile aralarında bir sözleşme bulunduğunu, bu sözleşme gereğince çeklerin müvekkiline verildiğini,
çeklerin verilmesine rağmen malların teslim edilmediğini ve çeklerin bedelsiz olduğunun ispat külfeti altında olduğunu, çek veya senetten ötürü borçlu olmadığını iddia eden kişinin, açacağı menfi tespit davasında bu iddiasını yazılı delil ile ispata mecbur olduğunu beyan etmekle; davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda. "Kural olarak çekin mevcut bir borcun tasfiyesine yönelik olarak verildiğinin kabulü gerektiği, çeklerin avans olarak verildiği ileri sürülüyor ise, müddei bu iddiasını yazılı delil ile ispat etmesi gerekmektedir.
Somut olayda da davacı taraf çeklerin avans olarak verildiğini sunmuş olduğu dosyaya mübrez Antalya 22. Noterliğinin ... yevmiye numaralı 09.07.2020 tarihli ve Nizip 2. Noterliği .... yevmiye numaralı 23/07/2020 tarihli ihtarnamer ile ispat etmektedir. Davacı taraf, her ne kadar .... keşide tarihli, Nizip 2. Noterliği ... Yevmiye Numaralı ihtarnameyi geç sunmuş olsa da yargılamayı geciktirme amacı taşımadığından bu delilin sunulmasına izin verilmiştir.
Ticari davalarda, ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir. Yasada delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlediği açıkça anlaşılmaktadır. Ticari defterler kesin delillerden ise de ancak HMK 222. maddedeki koşullar çerçevesinde ispat aracı olabilir.
Mahkeme, ticari davalarda, tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir (HMK 222/1). Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır (HMK 222/2).
Bu şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir.
(Ek cümle:22/7/2020-7251/23 md.) Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz (HMK 222/3).
Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur (HMK 222/4).Tüm bu nedenlerle davacı taraf, çeklerin avans olarak verildiğini yazılı delillerle ispat ettiği, davaya konu edilen çeklerin karşılığı malların davacıya teslim edildiği veya davacının talimatı ile üçüncü kişilere teslim edildiğinin kanıtlanamadığı, çeklerin bedelinin davalı tarafından haksız olarak tahsil edildiği anılı ihtarname ve davacının ticari defterler ile sabit olduğundan davanın kısmen kabulüne" şeklinde karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Karara karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin süresinde sonra sunulan delile değer verdiğini, bunun kabulünün mümkün olmadığını, davacının kanuni süre içinde sunduğu delillerle davasını ispatlayamadığını beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:
Dava, kambiyo senetlerinden kaynaklanan menfi tespit istemine ilişkindir.
Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Davacı taraf yargılama aşamalarında dosyaya, ... tarihi, Nizip 2. Noterliği tarafından düzenlenen .... yevmiye numaralı noter belgesi örneğini sunmuştur. Bu belge içeriğine bakıldığında, ihtarname başlığı taşıdığı, keşide edenin davalı olduğu, muhatabın ise davacı olduğu, (3) numaralı maddede, "muhatap şirket ile tarafımızca yapılan anlaşma gereği 69.000,00 TL değerinde gıda ürünlerinin tamamı aracı şirkete teslim edilmiş olup aracı şirket de tarafınıza teslimi gerçekleştirmiştir" ifadesinin mevcut olduğu görülmüştür.
Davalı vekili, istinaf dilekçesinde, bu belgenin süresinde sunulmadığını, delil olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürmüştür.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 140 ıncı maddesinin beşinci fıkrası ön inceleme duruşmasında dahi dava ve cevap dilekçesinde gösterilmiş olmayan belgenin ikamesine izin vermemiştir. Zira şekli gerçeği arayan özel hukuk yargılamasında, ilişkinin maddi gerçekliği değil özel hukukun biçtiği kalıplara uygunluğu incelenecektir. Bu kalıbı ispat eden belgeyi delil olarak zikretmeyen tarafın, hak arama özgürlüğünü doğru biçimde kullandığından söz edilemez.
Hakkını etkin biçimde kullanma çabasını başlangıçta göstermeyen tarafın, sonradan belgeyi delil olarak kullanmak istemesi, uyuşmazlığın netleşmesini de çözümünü de geciktirecektir. Üstelik böyle bir belgeden dava veya cevap dilekçesinde söz edilmiş olması, uzlaşmayı kolaylaştırabilecekken bu imkân da kaybedilmiş olacaktır. Böyle olunca, uyuşmazlığın süratle çözümlenmesinden beklenen kamu yararı da zarar görecektir.
O hâlde, dava ve cevap dilekçelerinde gösterilmemiş olan belge mahiyetindeki delillerin ön inceleme duruşması da dâhil olmak üzere sonradan ikame edilmesi ancak 145 inci maddede belirtilen şartların mevcudiyeti hâlinde mümkündür (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.12.2022 tarihli ve 2022/9-24 Esas, 2022/1787 Karar sayılı kararı).
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun sisteminde, hukuki işlemin gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan 140 ıncı maddenin beşinci fıkrası dikkate alındığında ön inceleme duruşmasında tayin edilen kesin süreye uyulmaması, vazgeçme yaptırımına bağlanarak davayı uzatıcı bu kötüniyetli davranışlar engellenmeye çalışılmıştır. Zira dilekçelere eklenip sunulmamış, daha sonra ön incelemede ek olarak bildirilen süre içinde de verilmemiş delillere, tahkikat içinde kural olarak dayanılamaz. Tahkikatın amacı, kural olarak delil toplamak değil delilleri incelemek ve değerlendirmektir; aksi hâlde tahkikat tamamlanamaz ve yargılama uzar (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.02.2022 tarihli ve 2021/(22)9-516 Esas, 2022/151 Karar sayılı kararı).
Ancak istisnaen belirli koşulların gerçekleşmesi kaydıyla taraflar gerek ön inceleme gerekse tahkikat aşamasında yeni delil gösterebilme olanağına sahiptirler. Nitekim bu husus, 6100 sayılı Kanun'un “Sonradan delil gösterilmesi” başlığını taşıyan 145 inci maddesinde “(1) Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
Tarafların 6100 sayılı Kanun'da belirtilen süreden sonra delil gösteremeyeceklerine ilişkin kurala getirilen istisnanın, dava ve cevap dilekçelerinde hiç delil bildirmeyen, ön inceleme aşamasında veya çıkarılacak davetiye üzerine delillerini sunmayan veya toplanması için gerekli işlemleri yapmayan tarafın tahkikat aşamasında delil bildirme hakkının olduğu şeklinde anlaşılması mümkün değildir.
Bu kapsamda delilin sonradan sunulması, o delile daha önceden ulaşılamamasına ya da o delilin varlığı hakkında mazur görülebilir bir bilgisizliğe, bir engellemeye vs. dayanıyorsa mümkündür. Tarafın salt ihmalkârlığı, yeterince araştırmaması, davayı uzatma amacı, davayı önemsememesi, kötü niyeti gibi hususlarla o delili sunmaması hâlinde sonradan delil sunulması kabul edilemez, artık o delilden vazgeçmiş sayılır (Oğuz Atalay, Pekcanıtez Usûl Medeni Usul Hukuku, Cilt II, İstanbul, 15. Bası, 2017, s.1760).
Bu genel açıklamalar ışığında istinaf incelemesine tabi dosyaya bakıldığında; davacının dava dilekçesinde, delillerini bildirdiği, bu delilleri içinde taraflarınca noter kanalı ile çekilen ihtarnameye de dayanıldığı, aşamalarda sunulan noter ihtarnamesinin ise davacı vekilinin iş bu dava dilekçesinde bildirdiği noter ihtarnamesine cevap olarak gönderildiği anlaşılmaktadır. Davacının, dava dilekçesinde hiç bir delil göstermemesi durumu söz konusu değildir. HMK m. 145 metninde, bir delilin sonradan ileri sürülmesinin, yargılamayı geciktirme amacı taşımaması veya süresinde ileri sürülememesinin ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmaması gerektiği belirtilmiştir. Kanun metninde, "veya" ibaresi kullanılmakla, iki ihtimale de ayrı ayrı vurgu yapılmıştır.
Medeni usulun amacı gerçeğe ulaşmaktır. Medeni hukuk kişilerin birbirleriyle özel yaşam ilişkilerinin, hukuki ilişkilerini hakların öğelerini saptar. Medeni usul hukuku ise maddi hukuka aykırılık halinde, hukuki himayenin nasıl sağlayacağını gösteren kurallar bütünüdür. Başka bir anlatımla Medeni Hukuk, maddi hukuk olarak hukuki himayenin haklılığının unsurlarını Medeni Usul Hukuku hukuki himayenin sağlanmasının koşullarını içerir. (Bkz. Alangoya, Yavuz/Yıldırım, M.Kamil/Deren-Yıldırım, Nevhis; Medeni Usul Hukuku Esasları, B.4, İstanbul 2004, sh 31).
İstinaf incelemesine konu dosyaya bakıldığında, itiraza konu noter belgesinin dosyaya sunulmasının yargılamayı geciktirme amacı taşımadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle, ilk derece mahkemesinin, itiraza konu noter belgesini somut dosya açısından delil olarak kabul etmesinde hukuka aykırılık görülmemiştir.
İlk derece mahkemesince, davacının iddiasını ispat ettiği, davalının, davacının talimatı gereği malları üçüncü kişilere (aracıya) teslim ettiğinin ispatlanamadığı hususlarındaki kabulü ile aldırılan bilirkişi raporu gereği menfi tespit yönünde hüküm kurması yerindedir. Ancak, mahkemece, çek iptali hükmünün de kurulduğu anlaşılmaktadır. davacının çek iptaline yönelik talebi bakımından ise kambiyo senetlerinin niteliği itibarıyla üçüncü kişilerin haklarını etkileyebilecek şekilde karar verilemeyeceğinden, bu yöne ilişkin hüküm hukuken yerinde değildir.
Sonuç olarak, davalı vekilinin istinaf başvurusunun anlatılan yönle kabulüyle; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
...
Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi, E. 2024/131, K. 2024/499, 26 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama