KÜNYE
T.C. Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/213
- Karar No
- 2025/177
- Karar tarihi
- 6 Şubat 2025
- Dosya no
- ...
- Karar no
- ...
- Başkan
- ... (...
- Üye
- ... (...
- Üye
- ... (...
- Katip
- ... (...
- İncelenen kararın mahkemesi
- ... 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- ...
- Numarası
- ...
- Davacı
- ...- ...-
- Vekili
- Av. ...-
- Davalı
- ... -...- ...
- Vekili
- Av. ...-
- Davanın konusu
- Menfi Tespit (Alım Satım
- G.karar yazım tarihi
- 11/02/2025
Karar Metni
1.691 kelime·8 dk okuma·4 bölüm
İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle. Davalı ... tarafından müvekkili şirket aleyhine ... 9. İcra Dairesi'nin ...
Esas sayılı takip dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, mezkur dosyada elektronik yolla tebligat yapılması gerekirken ödeme emrinin posta yoluyla tebliğe çıkarıldığını, usulüne aykırı şekilde yapılan tebligat üzerine yasal sürenin geçtiğinden bahisle 05/10/2022 tarihinde alacaklı görünenin talebinin kabul edilerek takibin kesinleştirildiğini, usulsüz tebligata ilişkin şikayet yoluna gidildiğini, müvekkili şirketin alacaklı görünene hiçbir borcu bulunmadığını,
alacaklı görünen ... tarafından müvekkili şirket aleyhine düzenlenen takibin dayanağı olarak gösterilen GIB2022000000037 numaralı 08/08/2022 tarihli faturanın e-fatura olarak düzenlendiğini, söz konusu faturanın müvekkili şirkete tebliğ edilmemiş olup, müvekkili şirketin faturadan banka hesaplarına bloke konulmasına sebep olan takip nedeniyle haberdar olduğunu, faturada yer alan bilgilerin gerçekle bağdaşmadığını, müvekkili şirket ile şüpheli ... arasında söz konusu faturaya ilişkin herhangi bir ilişki bulunmadığını, faturaya konu edilmiş mal ve hizmetlerin teslim edilmediği gibi,
bu hizmetlerin sağlanması ile ilgili taraflar arasında düzenlenmiş hiçbir belge, sözleşme de bulunmadığını, davalının haksız menfaat elde etmek adına ilgili faturayı müvekkili şirkete karşı düzenlediğini, dava konusu faturada yer alan hiçbir bilginin gerçek ile bağdaşmadığını, söz konusu faturanın sahte, naylon fatura mahiyetinde olduğunu, davalının Vergi Usul Kanunu'nun ilgili maddelerine aykırı davranarak sahte fatura düzenlenmesi nedeniyle suç duyurusunda bulunulduğunu, davalının müvekkilli ile arasında herhangi bir hukuki ticari ilişki olmadan tanzim ettiği faturadan dolayı kötü niyetli bir şekilde icra takibine giriştiğini,
müvekkili şirketin taşınmazlarına haciz koydurduğunu, bu nedenlerle müvekkilinin mağduriyetinin artmaması adına İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi uyarınca icra takibinin dava sonuçlanıncaya kadar teminatsız olarak veya mahkemece uygun görüldüğü takdirde teminat karşılığında tedbiren durdurulmasını, dosyada mevcut hacizlerin kaldırılması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini ve icra dosyasından konulan hacizlerin kaldırılmasını, yapılacak yargılama sonunda davanın kabulü ile GIB2022000000037 numaralı 08/08/2022 tarihli 680.302,80 TL bedelli fatura karşılığında müvekkilin borçlu olmadığının tespitine,
kötü niyetli davalının takip konusu bedelin %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davacı taraf arasındaki ticari alışverişe konu malların müvekkili tarafından davacıya teslim edildiğini, davacının borcunu ödemediğini, bunun üzerine icra takibi başlatıldığını, müvekkilinin alacağının enflasyon karşısında eridiğini, davacı tarafın şikayeti ile yapılan soruşturmanın takipsizlik ile sonuçlandığını, müvekkilinin icra dosyası ve kesinleşen ... 2. İcra Hukuk Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasından da müvekkilinin icra takibine konu edilen tutar kadar alacaklı olduğunun sabit olduğunu, bu nedenlerle haksız ve kötü niyetli davanın reddini, %20 tazminatın karşı yandan tahsilini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile.
Dosyada alınan bilirkişi raporları ve kurum ve kuruluşlardan gelen yazı cevaplarında davalının işletme defterine tabi olduğu, bu kapsamda davanın Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi kapsamında mutlak ticari dava olmadığı, nispi ticari davalar her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalar olduğu, davalının işletme defteri tuttuğu ve beyanname vermediği anlaşıldığı, ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi'nin ..... Esas .....
Karar sayılı ilamı uyarınca tacir olmadığının sabit olduğu, bu haliyle davanın nispi ticari dava da olmadığı gerekçesi ile "1-) 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114. ve 115. maddeleri gereğince Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, davanın görev nedeniyle USULDEN REDDİNE, 2-) Görevli Mahkemenin ... Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunun tespitine," dair karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkil ve davacı tacir olup dava konusu faturanın ticari işletmeyi ilgilendirmekte olduğunu, müvekkilinin işletme defterine tabi olmasının bu hususu değiştirmeyeceğini, TTK 19.maddesinin 2.fıkrası "Taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılır." hükmünü amir olduğunu, dolayısıyla yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu sebeplerle yerel mahkeme kararının kaldırılmasını, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini istemiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçesinde belirtilen hususlarla sınırlı olmak üzere ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen dikkate alınarak yapılan inceleme neticesinde;
Dava, faturadan kaynaklı menfi tespit davası olup, istinaf başvurusuna konu uyuşmazlık mahkemenin görevine ilişkindir.
Somut olayda; davalı, 08/08/2022 tarihli faturaya dayalı alacağa ilişkin olarak davacı hakkında icra takibi başlatmış; davacı da fatura nedeni ile davalıya borçlu olmadığının tespiti istemli istinaf incelemesine konu davayı açmıştır.
Göreve dair kurallar, kamu düzenine ilişkin olup 6100 HMK'nın m. 1 hükmü uyarınca mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir; m. 114(1)-c hükmüne göre de mahkemenin görevli olması bir dava şartıdır. Aynı Kanun'un m. 115 hükmüne göre ise, dava şartlarının mevcut olup olmadığı, taraflarca ileri sürülüp sürülmediğine bakılmaksızın yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilir.
Ticaret Mahkemelerinin görev alanı 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/1. Maddesinde; "Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir." ifadesi ile ticari davalar ile sınırlandırılmıştır. Ticari davalar ise TTK'nın 4. maddesinde sayılmıştır. Buna göre 4/1. maddesinde nispi ticari davalar, 4/1-a fıkrasından f fıkrasına kadar sayılan hususlar ise mutlak ticari davalar olarak sayılmıştır.
Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1-a maddesinde her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanununda düzenlenen hususlar ile yine TTK'nın 4/1-f fıkrasına kadar sayılan yasalarda belirtilen davalar olarak sayılmıştır. Bir davanın nispi ticari dava sayılması için ise TTK'nın 4/1. maddesi birinci fıkrasında belirtildiği gibi her iki tarafında tacir olduğu ve her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili bir dava olması gerekmektedir.
Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olmasını sağlamaz.
Davacının, fatura alacağına dayalı menfi tespit talebinin TTK 4 ve 5. maddesi uyarınca sayılan davalardan olmadığından eldeki davanın mutlak ticari olmadığı açıktır.
Davanın nispi ticari dava olması için ise her iki tarafın tacir olup hizmetin ve işin tarafların ticari işletmeyle ilgisinin bulunması zorunludur. Bu durumda davacının sermaye şirketi olup tacir olduğu, davalının ise gerçek kişi olduğu anlaşılmaktadır.
Öte yandan, görev konusundaki uyuşmazlığın çözümü için öncelikle başta TTK olmak üzere, 21.07.2007 tarihli, 26589 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 2007/12362 sayılı "Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayicinin Ayrımına İlişkin'' Bakanlar Kurulu kararı ve VUK'in ilgili maddeleri uyarınca davacının tacir mi yoksa esnaf mı olduğunun belirlenmesi gerekir.
Vergi Usul Kanunu’na göre birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci maddede belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 11. maddesinin ikinci fıkrası "(2) Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir." hükmünü amirdir. İlgili fıkrada her ne kadar ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınırın Cumhurbaşkanı kararıyla belirleneceği ifade edilmişse de söz konusu fıkranın 2/7/2018 tarihli değişiklikten önceki hâlinde sınırın Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterileceği ifade edilmekteydi.
Nitekim 21.07.2007 tarihli, 26589 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararı ile söz konusu ayrımın ne şekilde yapılacağı açıklığa kavuşturulduğundan ve sonrasında Cumhurbaşkanlığı kararıyla bu hususta yeni bir düzenleme yapılmadığından, hâlen geçerliliğini koruyan Bakanlar Kurulu kararı doğrultusunda değerlendirme yapılmalıdır.
Anılan Bakanlar Kurulu kararı uyarınca, esnaf ve tacir ayrımı, esnaf faaliyetinin türüne göre 213 sayılı VUK’nin 177. maddesindeki parasal sınırlar esas alınarak belirlenir. Anılan 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu kararı uyarınca, sadece ikinci sınıf tacirlerin esnaf olarak kabulü söz konusu olabilir. Yani birinci sınıf tacirler hiç bir koşulda esnaf olarak kabul edilemez.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 176. maddesine göre tüccarlar, birinci sınıf ve ikinci sınıf olmak üzere ikiye ayrılır. Birinci sınıf tüccarlar, bilanço esasına göre defter tutanlardır. İkinci sınıf tüccarların ise işletme hesabına göre defter tutanlardır.
VUK'nin 177. maddesinde ise kimlerin birinci sınıf tüccar olduğu açıklanmış olup birinci aşamada gelir esasına göre bir ayrım yapılmış, maddenin son fıkrasında ise tacirin gelirine hiç bakılmaksızın, ihtiyari olarak bilanço esasına göre defter tutmayı tercih eden tacirlerin de birinci sınıf tacir oldukları kabul edilmiştir. Bu yasal düzenlemelere göre, kanun gereği birinci sınıf tacir sayılan bir tacirin esnaf olarak kabulü mümkün değildir.
Salt ticari işletmenin ticaret siciline kayıtlı olmaması, esnaf odasına kayıtlı olması bu işletme sahibinin tacir sayılmamasını gerektirmez.
Dosyada mevcut bilgi ve belgelerden, davalı gerçek kişinin dava ve icra takibine konu faturanın düzenlendiği 2022 yılı itibariyle, faaliyetinin VUK 177. madde 1. bent dahilinde olan işletme olduğu ve işletme defteri tuttuğu, 2.sınıf tacir sayılabilmesi için yıllık alım ve satımlarının VUK 177. madde 1. bent dahilinde miktarların yarısını aşması gerektiği, davalının işletmesinin 2022 yılı itibariyle bu tutarların yarısını aştığı sabit olmakla;
davalının 2022 yılı itibariyle tacir sıfatını haiz olmasına ve bu durumda uyuşmazlığın tacirler arasında ve her iki tacirin ticari işletmesinden kaynaklanmasına göre uyuşmazlığa bakmakla görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesi olduğundan ilk derece mahkemesinin görevli olmadığına yönelik kararı ve davalının işletme hesabına göre defter tuttuğu ve beyanname vermediği, bu nedenle tacir olmadığı yönündeki gerekçesi de, dosya kapsamında davalının BA-BS formu vermediği fakat vergi beyannamesi verdiği hususu sabit olmakla, yerinde değildir.
Bu durumda somut dava dosyasında, tarafların her ikisinin de tacir olduğu nazara alındığında, nispi ticari dava bulunduğundan, görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemeleridir. Mahkemece işin esasına girilerek taraf delilleri toplanıp değerlendirildikten sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde davanın görevsizlik nedeni ile usulden reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
Açıklanan nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile; HMK 353/1-a-3 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yargılamanın yapılması için dosyanın mahalline gönderilmesine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, E. 2025/213, K. 2025/177, 6 Şubat 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama