KÜNYE
T.C. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 28 Ocak 2025
- Dosya no
- 2024/1196
- Karar no
- 2025/130
- İncelenen kararın mahkemesi
- ERZURUM ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 27/05/2024 (Karar
- Numarası
- 2024/126 Esas, 2024/292 Karar
- Dava
- Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (İtirazın İptali
Karar Metni
1.597 kelime·8 dk okuma·6 bölüm
Taraflar arasında görülen davaya ilişkin olarak yapılan açık yargılama sonucunda verilen karara karşı, yasal süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine HMK 353. madde uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili bankanın Erzurum Şubesi ile davalılardan ... Kollektif Şirketi ... ve Ortakları firması arasında genel nakdi ve gayrinakdi kredi sözleşmesi imzaladığını, diğer davalılar ..., ... ..., ... ..., ... ... ve ...
Kollektif Şirketi ... ve Kardeşleri firmasının anılan sözleşmeleri imzalayarak müteselsil kefil olduklarını, sözleşmeden kaynaklanan borcun ödenmemesi üzerine ihtarname çekildiğini, sonrasında Erzurum....İcra Müdürlüğünün 2019/... Esas sayılı dosya üzerinden 300.000,00 TL'lik kısmi takip başlatıldığını, davalıların anılan icra takibine kötü niyetli olarak itiraz ettiklerini beyan ederek davalıların Erzurum ... İcra Müdürlüğünün 2019/...
Esas sayılı dosyasına yapmış oldukları itirazın iptali ile takibin devamına ve davalıların takip miktarının % 20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının haksız ve hukuka aykırı bir şekilde icra takibi başlatarak haksız kazanç sağlamaya çalıştığını, davacının ihtarlarına itiraz edilmesine rağmen davacının haksız bir şekilde icra takibi başlattığını, davacının çıkarmış olduğu hesap ve uyguladığı faiz oranlarının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, ilk kredi sözleşmeleri bankada imzalatılırken kredi sözleşmelerinin hiç bir maddesinin müvekkilleri ile karşılıklı görüşülmeden, maddeleri üzerinde mutabakat sağlanmadan imzalatıldığını, sözleşmenin tek taraflı hazırlandığını ve bir örneğinin müvekkillerine verilmediğini,
bu şekilde düzenlenen sözleşmelerin Medeni Kanunun 2. Maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, gönderilen hesap katları ve özetlerinin de tek taraflı düzenlendiğini beyanla davanın reddi ve kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; "...Somut olayda; davacı banka ile davalı ... Kollektif Şirketi ... Ve Ortakları, arasında 18/06/2013 tarihinde ve 18/.../2013 tarihinde kredi genel sözleşmelerinin imzalandığı, bu sözleşmelere diğer davalıların müşterek ve müteselsil kefil sıfatı ile imza attığı anlaşılmaktadır.
Her ne kadar 18/06/2013 tarihli kredi genel sözleşmesinde davalı kefillerin eş rızaları yok ise de; davalıların asıl borçlu şirketin ortağı konumunda bulunmaları nedeniyle eş rızası olmaksızın kefalet sözleşmesi imzalayabileceklerdir.
Bu şekilde kefalet sözleşmelerinin yasada aranan şartları taşıması nedeniyle geçerli olduğu, bu nedenle davalı borçluların sözleşmeden kaynaklı borçtan dolayı sorumlu oldukları, borcun ödenmemesi üzerine hesabın 08/.../2018 tarihinde kat edilerek davalılara banka tarafından 08/.../2018 tarihinde ihtarname keşide edildiği, borcun 7 gün içerisinde ödenmesinin talep edildiği, ihtarnamenin borçlulara 10/.../2018 tarihinde tebliğ edildiği, keşide edilen ihtarnameye rağmen ödeme yapılmaması nedeniyle davalıların 19/.../2018 tarihinde temerrüte düştükleri ve davacı banka tarafından 23/05/2019 tarihinde icra takibi başlatıldığı anlaşılmıştır.
Takip tarihindeki alacak miktarının belirlenmesi için alacak yönünden hesap kat tarihinden temerrüt tarihine kadar geçen süre için sözleşmede belirlenen %29,40 oranında akdi faiz uygulanıp temerrüt tarihinden takip tarihine kadar ise %58,80 oranında temerrüt faizinin uygulanması gerekecektir.
Dosya arasına ibraz edilen bilirkişi raporunun dosya içeriği ile uyumlu ve denetime elverişli olduğu, yapılan hesaplamanın taraflar arasında sözleşme hükümleri de dikkate alınmak suretiyle yapıldığı anlaşılmaktadır.
Buna göre davalı borçluya kullandırılan kredi nedeniyle 13/04/2016 tarihli 100.000,00 TL bedelli teminat mektubu verildiği ve bu teminat mektubunun 02/.../2018 tarihinde ödenerek nakit krediye dönüştüğü, yine davacı banka tarafından davalı borçlu lehine 23/06/2017 tarihli 200.000,00 TL bedelli teminat mektubu tahsis edildiği ve bu teminat mektubununda 02/.../2018 tarihinde ödenerek nakit krediye dönüştüğü anlaşılmaktadır.
Taraflar arasında akdedilen kredi genel sözleşmesi uyarınca verilen teminat mektupları her ne kadar gayrinakdi kredi olsa da, teminat mektuplarının nakde çevrilmiş olmaları nedeniyle artık nakit krediye dönüşmüş olup; davacı alacaklının müşterek ve müteselsil kefillerden bu bedeli talep etme hakkı bulunmaktadır. Zira, davacı alacaklı tarafından da icra takibi nakde çevrilen teminat mektupları bedellerine yöneliktir.
Asıl borçluya verilen 200.000,00 TL bedelli teminat mektubunun nakde dönüşmesi nedeniyle yukarıda belirtilen şekilde akdi faiz oranı ve temerrüt faiz oranına göre hesaplama yapıldığında asıl borç miktarının 202.940,00 TL olduğu, işlemiş faizin 63.144,78 TL olduğu, BSMV'nin ise 3.157,24 TL olduğu bilirkişi raporunda belirtilmiştir. Davacı alacaklı tarafından asıl borçluya 13/04/2016 tarihli 100.000,00 bedelli teminat mektubunun nakde dönüşmesi nedeniyle yukarıda belirtilen şekilde hesaplama yapıldığında asıl borç tutarının 53.779,19 TL işlemiş faizin 16.733,91 TL, BSMV alacağının 836,70 TL olmak üzere toplam borcun 71.349,80 TL olduğu bilirkişi raporunda hesaplanmıştır.
Yukarıda yapılan açıklamada da belirtildiği üzere asıl borçluya tahsis edilen gayrinakdi kredi niteliğindeki teminat mektupları nakde çevrilmiş olmaları nedeniyle nakit krediye dönüşmüş olup; müşterek ve müteselsil kefiller bu nakit krediler nedeniyle doğan borçtan kefalet limitleri dahilinde sorumlu olacaklardır.
Bilirkişi raporunda asıl alacak miktarı 256.719,19 TL olarak belirlenmiş olup; icra takip talebinde asıl alacak tutarı 253.000,09 TL olarak belirtildiğinden taleple bağlılık ilkesi uyarınca asıl alacak yönünden bu tutarın dikkate alınması gerekmiştir.
Bu nedenle bilirkişi raporunda yapılan hesaplamaya göre davalı borçlular nakde tahvil edilen her iki teminat mektubundan kaynaklanan kredi nedeniyle toplam da 253.000,09 TL asıl alacak, 79.878,69 TL işlemiş faiz ve 3.993,94 TL BSMV, 173,03 TL masraf olmak üzere toplam 337.045,75 TL'den (icra takibinde şimdilik 300.000,00 TL'nin tahsili talep edildiğinden bu hususunda göz önünde bulundurularak) sorumlu olacaklardır.
Davalılar icra takibine yönelik sundukları itirazlarında herhangi bir borçlarının bulunmadığını, ödeme emrine, borca, faize ve tüm ferilerine itiraz ettiklerini beyan etmişlerdir.
Davalılar her ne kadar takip talebinde borcun dayanağına ilişkin açıklama bulunmadığını, bu nedenle takibin usulsüz olduğunu belirtmişler ise de; takip talebinde alacağın dayanağının kredi genel sözleşmeleri, ihtarname hesap özeti olarak gösterildiği anlaşılmakla, davalı borçluların sözleşmeden kaynaklanan borç nedeniyle takibin dayanağının bulunmadığını ileri sürmeleri itirazın haklı olduğunu göstermez.
Borçlular takip konusu edilen Kredi Genel Sözleşmesinden kaynaklı borcun bulunmadığını ileri sürmüşler ise de; buna dair herhangi bir delil veya belge sunmamışlardır.
Dosyaya ibraz edilen kredi genel sözleşmesinde yer alan yazı ve imza örneklerinin davalılar tarafından inkar edilmediği, buna göre sözleşmenin davalılar tarafından imzalandığının kabul edilmesi gerektiği, kredi genel sözleşmesi ile özellikle kefalet sözleşmesinin yasada aranan geçerlilik şartlarını taşıdığı, anlaşılmakla davalıların takibe yönelik itirazlarının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
Yine hesabın kat edildiğine ilişkin ihtarnamenin davalılara keşide edildiği, bu şekilde temerrütün gerçekleştiği ve temerrüt faiz oranının takip talebinde belirtildiği görülmekle davalıların itirazlarında kısmen haksız oldukları sonucuna varıldığından davalıların itirazlarının kısmen iptaline karar vermek gerekmiştir.
Davacı alacaklı icra takip talebinde 2.030,00 TL tutarında çek riski bedelinin alacaklı bankada açılacak hesaba depo edilmesini ve ibraz edilecek çekler nedeniyle yasal garanti bedellerinin ödenmesi halinde ödenen tutarın ödeme tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte tahsilini de talep etmiştir.
Gayrinakdi kredi niteliğinde bulunan çek riski bedellerinin depo edilmesinin ve ödenmesi halinde bedelinin talep edilebilmesi için müşterek ve müteselsil kefiller yönünden sorumluluklarının bulunduğuna dair sözleşmede ayrıca ve açıkça hüküm bulunması gerekmektedir.
Somut olayda, taraflar arasında akdedilen sözleşmelerde müşterek ve müteselsil kefillerin gayrinakdi krediden dolayı doğacak olan borçtan sorumlu olacaklarına dair herhangi bir hüküm bulunmadığından çek riski bedellerinin müşterek ve müteselsil kefil konumunda bulunan davalılardan talep edilebilmesine yasal olarak imkan olmadığı..." gerekçesiyle
"...Asıl dava ve birleşen davada davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİ ile; Davalıların Erzurum .... İcra Müdürlüğünün 2019/... esas sayılı dosyasına yaptıkları itirazın iptali ile takibin devamına, 2-Takipte asıl alacağa %58,80 oranında temerrüt faizi uygulanmasına, 3-Asıl alacak üzerinden hesaplanan %20 oranındaki 50.600,18 TL tutarında icra inkar tazminatının davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 4-Davacının çek riski bedelinin depo edilmesine yönelik talebinin davalı kefiller olan ... ..., ... ..., ..., ... ..., Tasfiye Halinde ... Kollektif Şirket ... ve Kardeşleri yönünden reddine,..." şeklinde karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ
Asıl ve birleşen davada davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; asıl borçlu yönünden takibin durdurulmasına rağmen itirazın iptali davasının kefiller yönünden devam ettiğini, davalı şirketlerin 12.07.2019 tarihinde ticaret sicilinden terkin edilmesine rağmen arabuluculuk faaliyetinin 16.12.2019'da sonuçlandığını, bu tarihte borçlu şirket sicilden terkin edildiğinden geçerli bir arabuluculuk sürecinin bulunmadığını, ... Kollektif şirketi ynünden dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, asıl borçlu şirketlerin kapatıldığını, bu haliyle davacının kötü niyetli olarak şirketler aleyhine dava açmayarak ihya sürecini ortadan kaldırdığını belirterek kararın kaldırılması istemiyle istinaf kanun yolun başvurmuştur.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE
Dava; bankacılık işleminden kaynaklı ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalılar vekilince kararın kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme sonucunda;
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi uyarınca kamu düzeni ve istinaf sebepleri ile sınırlı olmak üzere yapılan inceleme sonunda; dosyadaki belgeler, kararın dayandığı deliller, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; her iki davalı şirketin 12.07.2019 tarihinde sicilden terkin edilmiş olmakla birlikte zorunlu arabuluculuk sürecinde son tutanağın 19.06.2019 tarihinde düzenlendiği, istinaf incelemesine konu itirazın iptali davasının ise 20.06.2019 tarihinde ikame edildiği,
yargılama sürecinde terkinine karar verilen her iki şirket yönünden ihya kararı alınmış olması ve taraf teşkilinin sağlanmış olması itibariyle aksi yöndeki istinaf itirazında isabet görülmediği, Dairemizce verilen 2023/... E. 2024/...
K. Sayılı ilamı uyarınca tefrikine karar verilen dava dosyasının asıl dava dosyasıyla birleştirilerek aynı icra takibi kapsamında davalı borçlular yönünden içeriği itibariyle hükme esas alınabilir, denetlenebilir nitelikteki bilirkişi raporu uyarınca esasa dair yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik olmadığı görüldüğünden ilk derece mahkemesi kararında, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı,
kararın usul ve yasaya uygun bulunduğu anlaşılmakla davalılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/(1)-b-1.madde ve bendi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, E. 2024/1196, K. 2025/130, 28 Ocak 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama