KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi Birleşen Dava İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/144 Esas
- Karar tarihi
- 23 Aralık 2024
- Dosya no
- 2022/1050
- Karar no
- 2024/2072
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 14/09/2021
- Numarası
- 2018/1013ESAS- 2021/593KARAR
- Dava
- Ticari Şirket (Fesih İstemli
- Dava tarihi
- 23/10/2018
- Birleşen dava
- Ticari Şirket (Fesih İstemli
- Birleşen dava tarihi
- 23/10/2018
Karar Metni
4.696 kelime·23 dk okuma·7 bölüm
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı asıl ve birleşen davada davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle. Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde ve özetle; müvekkilinin, merkez adresi İstanbul’da olan, davalı ...
Otelcilik ve Ticaret A.Ş. nin %12 oranında hissesinin sahibi ve aynı zamanda şirkette A tipi hissedar olarak Yönetim Kurulu Üyesi olduğunu, Antalya ve Alanya bölgesinde Otel işletmeciliği yapmakta olan davalı şirket, bünyesinde ... adı altında marka olmuş değişik ölçeklerde 7 adet 5 yıldızlı otelin sahibi ve işletmecisi olduğunu, şirketin kurucularından sadece ... hayatta oldugunu, eşi ..., diğer oğlu ... ile müvekkili ... şirketin A tipi olan toplamda %50 oranında hissenin sahibi olduklarını, diğer B grubunu temsil eden hissedarlardan ... ve ... toplamda diğer kalan %50 hisselerin maliki olduklarını,...
A.Ş. bir süreden bu yana, bazı ortaklar arasında başlayan geçimsizlikler sebebi ile temelde A ve B grubu hissedarlar olarak bölünmek sureti ile ayrılma kararı aldığını,A ve B grubu hissedarlar olarak prensipte bölünerek şirketin aktif ve pasiflerinin eşit ve adil olarak pay edilmesi hususunda oybirliği sağlanmış isede, irili ufaklı işletmeler kendi aralarında değişik karakter, değer ve getirileri olması sebebi ile çeşitli bölünme senaryoları üzerinde çalışılmış ve önemli ölçüde değerlerde de mutabakat sağlanmış ise de,
B grubu hissedarların kendilerine göre seçtikleri ve dengeyi kendi lehlerine bozarak A grubu hissedarların değer itibarı ile haklarını çiğneyen, kabulü mümkün olmayan bölünme taslakları ve dayatmaları sebebi ile bölünme bir türlü gerçekleştirilemediğini,B grubu hissedarlar eşit ve adil bir bölüşümden ziyade, kendilerinin tatmin olacağı ve avantajları olan, değer ve getiri olarak çok daha yüksek bir pay yaratarak, A grubu hissedarları baskı altına almaya çalışmışlardır.
Bu dayatma sadece masum bir talep yada teklif olmanın ötesine de geçerek, zaman içerisinde tehdit ve şantaj gibi hem etik olmayan, hemde suç oluşturacak davranışlarla A grubu hissedarlar baskı ve dayatma olarak sunulduğunu, A ve B grubu olarak, taraflardan hiçbirisinin üstünlük ve ayrıcalık talep edemeyeceği, ya da etmemesi lazım gelen ortaklıkta, maalesef B grubu hissedarlar A grubunu temsil eden ortakların .../... örgütüne üye olmaları iddiası ile yargılanmalarını, tabiri caiz ise, Demoklesin kılıcı gibi sallayarak müvekkilleri bu süreçte sürekli tehdit etmişlerdir.
Oysa ki çok kısa bir süre önce B grubu hissedarlar da aynı soruşturmada şüpheli olarak .../... örgütüne üye olma suçlaması soruşturmaya maruz kalmışlardır. Ne zaman ki bu soruşturmada B grubu hissedarlar kendileri takipsizlik kararı alıp, A grubu hissedarlar aleyhinde bu suçlama ile dava açılmıştır; işte tam o andan itibaren B grubu hissedarlar bu durumu bir avantaj olarak kullanarak,
haksız bir bölüşüme müvekkili zorlayıp haksız menfaat elde etmeye çalıştıklarını, müvekkil ve ailesi bütün bu olanlara sabır göstermiş ise de, kabulü mümkün olmayan olaylar sebebi ile müvekkil son bir kez karşı tarafı uyarmak ve bu etik olmayan, dahası suç dahi oluşturabilecek eylemlerine son vererek adil bir anlaşma için kendilerinden adil ve eşit şartları sağlayan bir anlaşma için ihtarname yolu ile talepte bulunulduğunu, Antalya...Noterliğinin 10.10.2018 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile resmi olarak uyarıda ve talepte bulunan müvekkilimizin bu talebine herhangi bir yanıt gelmemiş,
dahası şifahi görüşmelerde yine benzeri tehditkar tutumları devam ettiğini, B grubu hissedarların en büyük tehditlerinden bir başkası ise, müvekkillerin bir ceza davasında yargılanıyor olmaları sebebi ile şirketteki hisselerine, Ticaret Mahkemesinden kayyum atayarak müvekkillerimi pasifize edeceklerini ve otele almayacaklarını söylemeleri olmuştur.
Keza bu tehdidi avukatları aracılığı ile de yaptıran B grubu hissedarlar, sürekli müvekkilleri baskı altına almaya çalıştıklarını belirterek müvekkilinin sahibi bulunduğu %12 oranına tekabül eden A grubu hissesi oranında, bilirkişi incelemesi ve tespiti neticesinde müvekkilin payına özgülenecek bir ticari işletme ve/veya payın, şirketin aktif ve pasifleri göz önüne alınarak yine bu hisseye özgüllenecek orantılı pasifi ile beraber müvekkile verilerek ... nin bu surette bölünerek ayrılmasına karar verilmesini, bu bölünmenin herhangi bir sebeple mahkemenizce kabulü mümkün olmaz ise bu kez, davalı şirketin feshine karar verilmesine,
şirketin feshine karar verilmesi halinde şirketin tasfiyesi için bir tasfiye memuru atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Birleşen İstanbul 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/144 esas sayılı dosyasında davacılar vekili dava dilekçesinde ve özetle;
müvekkili ...'nun davalı ...nin %25 oranında, diğer müvekkili ...'nun ise %12 oranında hissenin sahibi olduklarını, aynı zamanda şirkette A tipi hissedarı olarak yönetim kurulu üyesi bulunduklarını, müvekkili ...'nun şirketin yönetim kurulu başkanı olduğunu, Antalya ve Alanya bölgesinde otel işletmeciliği yapmakta olan davalı şirketin ... adı altında marka olmuş değişik ölçeklerde 7 adet 5 yıldızlı otelin sahibi ve işletmecisi olduğunu, şirket kurucularından sadece müvekkili ...'nun hayatta olup, eşi ... , müvekkili ... ile diğer oğlu ... ile şirketin A tipi olan toplamda %50 oranında hissarı olduklarını,
diğer B grubunu temsil eden hissedarlardan ... ve ... 'nun diğer kalan %50 hisselerin maliki olduklarını, bazı ortaklar arasında başlayan geçimsizlikler nedeniyle A ve B grubu hissadarlar bölünmek sureti ile ayrılma kararı aldıklarını, ancak B grubu hissedarların kendilerine seçtikleri ve dengeyi kendi lehlerine bozarak A grubu hissadarların değer itibari ile haklarını çiğneyen, kabulü mümkün olmayan bölünme taslakları ve dayatmaları sebebiyle bölünme işleminin bir türlü gerçekleşemediğini,
müvekkillerinin karşı çıkmasına rağmen alternatif olarak iki eşit pay yapılarak noter huzurunda kura seçilmesini de A grubu hissedarlar teklif ettiğini ancak B grubu hissedarların olumsuz cevap verdiklerini, müvekkili ...'nun oğlu olan ... tarafından davalı şirketin bölünmes/feshini talep ettiği İstanbul 6 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/1013 E.sayılı dosyası ile dava açıldığını ve davanın halen derdest olduğunu, A ve B grubu hissedarların aynı çatı altında şirkette ortak kalmaları durumu asla mümkün olamayacağını bildirerek;
müvekkillerinin sahibi bulundukları A grubu hisseler ile iş bu davanın dışında kalan diğer A grubu hissedarlar bir bütün kabul edilerek, ... ve ...
A.Ş'nin %50 Agrubu, %50 B grubu olmak üzere TTK 159 ve devamı maddeleri uyarınca iki eşit paya bölünmek suretiyle tasfiyesine, bu bölünmede şirketin aktif ve pasiflerinin bilirkişi marifetiyle tespiti ile hazırlanacak olan bölünme planı doğrultusunda şirket bölünmesine karar verilmesine, bu bölünmenin herhangi bir sebeple gerçekleştirilmesi mümkün olmaz ise davalı şirketin feshine karar verilmesine, B grubu hissedarlarının hisselerini temsil için tedbiren kayyum atanmasına, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle. Asıl ve birleşen davalarda, davalı şirket temsil kayyımı ... tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; asıl ve birleşen davalarda; davacıların taleplerinin aynı yönde, şirketin bölünmesi ve feshne ilişkin olduğu, şirketin ortaklık yapısında asıl ve birleşen davacıların %50, fer'i müdahillerin %50 pay sahibi oldukları, şirkette eşit haklara sahip A ve B grubu olmak üzere %50'şer paya sahip iki pay grubu bulunduğu,
şirketin ticari faaliyetleri, yönetim ve temsil görevlerinin en son 07/04/2021 tarihli genel kurulda da teyit edildiği üzere devam ettiği, tarafların yargılama öncesinde de çift imza ile temsil yetkisi kapsamında görevlerini aksatmadıkları, davalı şirketin gerek yönetim gerekse temsil bakımından ticari hayatını başarılı şekilde devam ettirdiği, zikredilen iki pay grubu arasında bir ayrışma gözlenmekte ise de, bu ayrışmanın şirketin %100 sermaye yapısı ve ticari faaliyetlerinin sürekliliğini etkileyecek mahiyette bulunmadığı, şirketin ayrı bir tüzel kişilik olarak, ortaklarından bağımsız şekilde korunmaya değer bir yapı olduğu,
davalı şirketin yönetim kayyımı marifetiyle yönetilmesini gerektirir bir yönetim boşluğunun bulunmadığı, davalı şirketin sermaye şirketi ve anonim şirket statüsü ile, ortakları kadar, yöneticileri, çalışanları, sosyal paydaşları ve kamu için de önemli faaliyetlerde bulunmakta ve turizme büyük katkılar sağlamakta olduğu, sırf ortaklar arasında husumet veya ihtilaf bulunmasının tek başına fesih için haklı sebep olamayacağı, TTK hükümlerinde; mahkeme kararı ile bölünme gibi bir hukuki müessesenin bulunmadığı, şirketin mevcut haliyle yönetim ve temsil sorunu yaşamadığı,
pay sahipleri arasında şahsi ve ailevi ihtilafların olmasının, davalı şirketin ticari faaliyetlerine engel teşkil etmeyeceği, mevzuata uygun genel kurul, yönetim kurulu, temsil ve yönetim yetkisi kullanımları devam ettiği sürece, şirketin feshi için haklı sebebin varlığından bahsedilemeyeceği, davalı şirketin işlerinde başarılı, önemli istihdam sağlayan, faal ve vergi üreten yapısı ile korunması gereken bir sermaye şirketi olduğu belirtilerek, asıl ve birleşen davaların ayrı ayrı reddine karar verilmesi talep olunmuştur.Asıl davada Müdahale talep edenler ... ve ... vekilinin müdahale dilekçesinde ve özetle;
müvekkillerinin davalı şirkette B grubu ve %50 pay sahibi olduklarını, davacıların ise A grubu %37 pay sahipleri olduklarını bu nedenle şirketin yarı yarıya bölünmesinin mümkün olmadığını, davacıların beyan ve iddialarının TTK.531 madde çerçevesinde haklı sebep olarak dikkate alınmasının mümkün olmadığını, karşı tarafın beyan ve iddialarının doğru olmadığını belirterek davalı şirket yanında 6100 sayılı yasanın 66 vd.maddeleri gereğince davaya müdahale taleplerinin kabulüne, davacıların haksız davasının reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Birleşen İstanbul 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/144 esas sayılı dosyasında;Müdahale talep edenler ... ve ... vekilinin sunmuş olduğu 19/06/2020 tarihli dilekçelerinde özetle; müvekkillerinin davalı şirkette B grubu ve %50 pay sahibi olduklarını, davacıların ise A grubu %37 pay sahipleri olduklarını bu nedenle şirketin yarı yarıya bölünmesinin mümkün olmadığını, davacıların beyan ve iddialarının TTK.531 madde çerçevesinde haklı sebep olarak dikkate alınmasının mümkün olmadığını, karşı tarafın beyan ve iddialarının doğru olmadığını,
İstanbul 6 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/1013 E.sayılı dosyasında görülen davada A grubu hissedar ... ile alakalı hususlar olup, davacıların başka hissedarlar ile hususları, kendi davalarında haklı sebep olarak ileri sürmelerinin mümkün olmadığını, İstanbul 6 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/1013 E.sayılı dosyası ile iş bu dava dosyası arasında hukuki ve fiili irtibat olup, usul ekonomisi açısından birleştirilmesi gerektiğini bildirerek;
davalı şirket yanında 6100 sayılı yasanın 66 vd.maddeleri gereğince davaya müdahale taleplerinin kabulüne, davacıların haksız davasının reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesi kararında;"....Asıl ve birleşen davalarda ileri sürülen ilk talep davalı şirketin TTK'nun 159 maddesi kapsamında A ve B pay grupları esas alınarak, aktif ve pasifleri ile birlikte iki ayrı tüzel kişilik oluşturacak şekilde bölünmesine karar verilmesi talebidir.
Şirketlerin bölünmesi 6102 Sayılı Kanunun 159 ve devamı maddelerinde düzenlenmekte olup, 161 ila 172 maddelerde, şirket bölünmesinin türüne göre bölünme sözleşmesi, bölünme planının ve bölünme raporlarının ne şekilde hazırlanacağı ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
Bölünme kararına ilişkin 173.maddesinde ise; bölünme sözleşmesi ve bölünme planının, alacaklılara yönelik teminatlarının 175.maddeye göre sağlanmasından sonra, genel kurulun onayına sunulacağı, genel kurulun bu sözleşme ve planın onanmasına TTK'nun 151/1,3,4,6 fıkralarında öngörülen nisaplarına göre karar verebileceği hüküm altına alınmıştır.
Anılan yasal hükümler içeririnde; şirketlerin bölünmesine doğrudan mahkemece karar verilmesi imkanına yer verilmediği gibi, şirket organları ve/veya pay sahiplerine de şirket bölünmesini dava hakkı tanınmamıştır. Bu nedenle asıl ve birleşen davalarda ileri sürülen, davalı şirketin bölünmesine mahkememizce karar verilmesi yönündeki talep yerinde görülmemiştir. Asıl ve birleşen davalarda ileri sürülen ikinci talep.
TTK'nun 531 maddesi uyarınca davalı şirketin haklı nedenle fesih ve tasfiyesine karar verilmesine yöneliktir.6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi "Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler.
Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir" hükmünü havidir.
Anılan hüküm uyarınca sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden pay sahipleri ancak haklı sebeplerin varlığını kanıtlamaları halinde şirketin feshine karar verilmesini isteyebileceklerdir.Haklı nedenler kanunla tanımlanmadığı için her somut olayın özelliğine göre mahkemelerce taktir edilecektir.
Anonim şirketlerde fesih davası hakkının kullanılması açısında haklı sebeblere örnek olarak; genel kurulun olağan toplantısının sürekli şekilde yapılamaması, azınlık pay sahiplerinin bilgi alma ve inceleme haklarının kullanımının devamlı şekilde ihlal edilmesi, çoğunluğun gücünü sistematik olarak ve azınlığın haklı menfaatlerini ihlal edecek şekilde kullanması, azınlık pay sahiplerine finansal açıdan ağır zararlar verilmesi, şirket kar etmesine rağmen, hiç kar payı dağıtılmaması veya yıllara veya yıllara göre azalan oranda kar payı dağıtılarak,
azınlık pay sahiplerinin mali haklarının ağır ve sürekli biçimde ihlal edilmesi gibi durumlar örnek gösterilebilir.Anonim şirketlerde haklı sebeple fesih kurumunun, kişi ortaklıklarının haklı sebeple feshinden ayrılması gerekir.
Kişi ortaklıklarında haklı sebeple fesih davasının düzenlenme amacı, ortaklığı oluşturan ve devamını sağlayan işbirliği ve güven unsurlarının ortadan kalktığı veya önemli ölçüde zayıfladığı hallerde, ortaklığı bu şekilde devam ettirmenin ortaklar için çekilmez olması durumunda, ortaklara, ortaklığı sona erdirme imkanı tanımaktır.
Kişi ortaklıklarında, ortaklar arasındaki güven ilişkisi ve yoğun işbirliği sebebiyle, haklı sebeple feshi dava hakkı, anonim şirketten farklı olarak, ortaksal bir haktır.Çoğunluk prensibine göre yönetilen ve bir sermaye ortaklığı olan anonim şirkette ise haklı sebeple feshi dava hakkı ortaksal bir hak olarak değil azınlık hakkı olarak düzenlenmiştir(bkz. ŞAHİN, Ayşe. Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi, Vedat Kitapçılık, 1. Bası, İstanbul 2013, s. 13 vd;).
Anonim şirketlerde fesih davasının amacı ve korumaya aldığı menfaatler azınlık hakkı niteliğine bağlı olarak şekillenir. Bu davada temel amaç; azınlık pay sahiplerinin özellikle çoğunluğun kötüye kullanım teşkil eden davranışlarına karşı etkin şekilde korunmasıdır.
Bu dava hakkı; anonim şirketlerde çoğunluğun gücünü sürekli olarak kötüye kullanması ve azınlık pay sahiplerinin haklarını ihlal etmesi durumunda; azınlığın yasal veya sözleşmeye dayalı başkaca hukuki yol bulamamaları veya başvurulan yolların sonuç üretmemesi halinde, azınlığın menfaatleri yönünden hukuki güvenliği sağlama işlevine sahiptir.Davanın bir diğer amacı;
pay sahiplerinin ortaklıkta meydana gelen ve çoğunluğun kötüye kullanımı kaynaklı olmayan başka menfaatlerinin ihlallerine karşı da korunmalarıdır.Ancak ileride gerçekleşmesi ihtimali bulunan ve haklı sebep teşkil edecek olguların ortaya çıkmasına engel olmak, muhtemel ihlallerin gerçekleşmesini önlemek bu davanın amacı dahilinde değildir.
Fesih hakkı; diğer azınlık haklarından farklı olarak azınlığa doğrudan doğruya mahkemeye başvurma imkanı tanıyan koruyucu nitelikte bir yenilik doğuran dava hakkıdır. İçeriği kesin olarak belirlenemeyen haklı sebeplerin, pay sahiplerinin iradelerine bağlı olarak değil, hakim tarafından takdir yetkisi çerçevesinde tespit edilmesi ve hukuki durumda yenilik doğurarak üçüncü kişileri de etkileyen sonuçların hakim kararına bağlı olarak ortaya çıkması gerekir(bkz. PULAŞLI, Hasan.
Şirketler Hukuku Genel Esaslar, Güncellenmiş ve Genilletilmiş 7. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2021, s.616 vd.). ŞAHİN, Ayşe; a.g.e., s.51 vd) Anonim şirketlerde haklı sebeple fesih davasını öngören TTK'nun 531 maddesinde haklı veya önemli sebeplerden ne anlaşılması gerektiği düzenlenmemiş olup, bu dava hakkı her somut olayın özelliklerine göre ve hakkın kötüye kullanılması yasağı çerçevesinde yorumlanmalıdır.
Azınlık ile çoğunluk pay sahipleri arasındaki menfaatler değerlendirilirken, somut olayın unsurları ve özellikle ekonomik ve sosyal sonuçlar gözden uzak tutulmamalıdır. Zira yukarıda da ifade edildiği üzere bir anonim şirketin feshi; sadece pay sahiplerini değil, "diğer menfaat sahipleri" olarak adlandırılacak üçüncü kişileri de etkileyecek ekonomik ve sosyal sonuçlara neden olacaktır(bkz.
PULAŞLI; a.g.e., s.617) Anonim şirket çoğunluk prensibinin geçerli olduğu bir sermaye şirketi olması sebebiyle; pay sahiplerinin kendi aralarında söz konusu olabilecek fikir ayrılıkları veya ihtilaflar kural olarak feshe dayanak teşkil eden bir haklı sebep olamazlar(bkz. ERTAN, Füsun Nomer. Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi Davası - TTK m. 531 Üzerine Düşünceler.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt:73, Sayı:1, Yıl:2016, s.421-440, s.426)Yukarıda yapılan tüm açıklamalar çerçevesinde; anonim şirketlerde haklı sebeple fesih kurumunun; azınlık pay sahiplerine tanınmış bir dava hakkı olduğu, başka ifade ile ortaksal bir hak olmadığı, fesih davasının son çare niteliğinde ikincil bir dava olduğu ve bu dava hakkının öngörülmesinin temel amacının, anonim şirketlerde çoğunluğun gücünü sürekli olarak kötüye kullanması ve azınlık pay sahiplerinin haklarını ihlal etmesi durumunda;
azınlığın yasal veya sözleşmeye dayalı başkaca hukuki yol bulamaması veya başvurulan yolların sonuç üretmemesi halinde, azınlığın menfaatleri yönünden hukuki güvenliği sağlamak olduğu, haklı sebebin azınlık için ortaklığı bu şekilde devam ettirmeyi çekilmez kılmasının gerektiği, azınlığın menfaatinin, ortaklığın devamına ilişkin menfaatlerin üzerinde olması gerektiği sonuçlarına ulaşılacaktır.
Hakim tarafından haklı sebep olarak ileri sürülen vakıalar değerlendirilirken bu ilkeler de göz önünde bulundurulmak durumundadır.Somut olayda; asıl ve birleşen dava davacıları, bir aile şirketi olan davalı anonim şirketin toplam yüzde elli pay sahibi olan ortaklarıdır.
Asıl ve birleşen davalarda haklı sebep olarak ileri sürülen hususlar; davalı şirketin diğer yüzde elli pay sahini ortakları ile asıl ve birleşen davacılardan oluşan yüzde elli pay sahipleri arasındaki anlaşmazlıklara dayandırılmaktadır. Yukarıda yapılan tüm teorik açıklamalar çerçevesinde; somut olayda TTK 531 maddesinde ifadesini bulan bir azınlık hakkı ihlalinden bahsetmek mümkün görünmemektedir.
Davalı şirketin getirtilerek incelenen sicil kayıtları ve dosya arasına alınan tüm Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi örneklerinden, şirket olağan genel kurul toplantılarının yapıldığı, asıl ve birleşen davacılardan oluşan yüzde elli pay sahipleri ile diğer yüzde elli pay sahiplerinin şirket yönetiminde eşit yetkiye sahip oldukları, gerek yönetim kurulunda gerekse genel kurulda eşit güce sahip bulundukları, dinlenen tanık anlatımları ve dosya arasına alınan ceza davaları kapsamından, eşit paya sahip ortaklar arasında husumete varan ailevi bir anlaşmazlığın mevcut olduğu açık ise de;
bu durumun şirketin ticari faaliyetlerinde herhangi bir aksamaya sebep olmadığı açıktır. Aile tipi anonim şirketlerde aile bireyleri arasındaki ilişkilerin bozulmuş olması tek başına bağımsız bir haklı sebep teşkil etmez. Ancak diğer başka sebeplerin varlığı halinde de dikkate alınmak durumundadır( bkz.PULAŞLI, a.g.e., s.623, ERTAN, a.g.m, s421). İstanbul merkezli davalı şirketin incelene sicil kayıtlarından.
İstanbul, Taksim, Alanya ve Antalya'da şubeleri ve otelleri bulunan, turizm alanında istihdam yaratan, aile bireyleri arasındaki husumete rağmen ticari faaliyetinde aksama yaşanmayan bir anonim şirket olduğu, aile bireyleri arasındaki anlaşmazlığın; şirket organlarının işleyişine ve şirketin ticari faaliyetine doğrudan olumsuz bir etkisinin bulunmadığı, genel kurulun toplanmasına, yönetim kurulunun karar almasına engel teşkil etmediği, şirket işleyişini kilitleyecek ve şirketin ticari amacına ulaşmasını önemli ölçüde zorlaştıracak mahiyette bulunmadığı anlaşılmıştır.
Şu halde eşit sermayeye sahip aile bireyleri arasındaki anlaşmazlığın tek başına haklı sebep olarak kabulü mümkün değildir. İzah edilen bu gerekçelerle asıl ve birleşen davaların reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.
Kısa kararda sehven sadece davanın reddine denişmiş ise de; bu maddi hata gerekçeli kararda düzeltilmiştir. ..."gerekçesi ile, '' 1-Asıl ve birleşen davaların REDDİNE,..... '' karar verilmiş ve karara karşı asıl ve birleşen davada davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Asıl ve birleşen davada davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle;"Yerel Mahkeme tarafından, açmış olduğumuz dava ile diğer birleşen, İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi, şirketin feshi davalarının reddi usul ve yasaya aykırıdır.Bizzat mahkemenin gerekçesinde ifade edildiği üzere; şirket ortakları arasında husumet olduğu, dinlenen tanıklar ile dosyaya istenen ceza davası dosyaları kapsamında uzun süredir uyuşmazlık ve anlaşmazlık olduğu kabul edilmektedir. Ancak.
Yerel Mahkeme, şirkette ortakların karar almalarında ve şirketin işleyişinde sorun yaşamamaları sebebiyle davayı reddetmiştir. Bir diğer gerekçesi ise şirketin hacimli, büyük bir şirket olması ve hacimli anonim şirketlerde ortaklar arasındaki anlaşmazlığın şirketin feshi sebebi olamayacağıdır. Mahkemenin bu tespiti ile görüşü, usul ve yasaya aykırı olup aşağıda açıklayacak olduğumuz nedenler ile verilmiş olan kararın bozulması gerekmektedir. Şöyle ki.
Anonim Şirket ortaklığında, ortaklar arasındaki husumetin şirketin feshi sebebi olamayacağına dair görüş çok ortaklı ve şirket yönetiminde genellikle aktif rol üstlenmeyen hisse sahiplerinin uyuşmazlıklarının şirketin devamında önemli bir rol oynamaması sebebiyledir.Gerçekten de onlarca bazen yüzlerce ortağı olan anonim şirketlerde, hissedarlar arasında olası husumetler şirketin feshi sebebi yapılacak olsa bu husus, şirketlerin devamlılığı prensibini zedeleyecek ve hukuki bir sürü kargaşa doğurarak bazen de kötü niyetle kullanılabilecek bir duruma yol açabilirdi.
Oysa ki; davaya konu olan şirket, iki ana paydan oluşmaktadır. Birisi A diğeri B Grubu olmak üzere ayrı kolda kardeş olan ve kendi aralarında hiçbir problemi olmayan ancak iki grup arasında topyekun husumetin olduğu bir ortaklıktır.Diğer taraftan her bir ortak aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olup aktif olarak her biri, ortak şirketi doğrudan sevk ve idare etmektedir.
Şirkette profesyonel bir yönetici veya genel müdür dahi bulunmamakta, turizmci olan her bir hissedar şirketin her kararına aktif bir şekilde katılmaktadır. Bu sebeple, sadece şirketin hacimli olması büyük bir şirket olması sebebiyle bu husumete rağmen ortaklığın devamını beklemek gerçekçi ve hukuki bir yaklaşım olmamakla birlikte hiçbir ortaktan insani olamayacak böylesi bir duruma ilelebet katlanması beklenemez. Ayrıca.
Mahkeme, ortakların karar alma noktasında uyuşmazlık yaşamadıklarını bu sebeple davanın reddi gerektiğini gerekçe olarak ortaya koymuştur. Bu tespitin kabulü halinde, şirketin feshi davası açacak olan ortaklar bu davalarda haklı çıkmak ve şirketin feshini mahkeme kararına esas yapabilmek için şirketin karar alma mekanizmasını sabote etmek zorunda kalacaktır.
Yani diğer bir ifadeyle; fesih davasında sadece karar alma noktasında sorun yaşanması şartı aranacak olur ise, diğer yasal düzenlemelerin özellikle TTK'nın 531. Maddesi'ni hiç nazara alınmadan dava açmak isteyen şirket ortaklarının şirketin karar almasını sabote ederek kilitlemek zorunda bırakılacaktır.
Bu yaklaşımın TTK'nın ana prensibi ve şirketlerin devamlılığı ilkesini ağır bir şekilde zedeleyecek ve kişileri istemeden de olsa ortağı oldukları şirketin karar alma noktasında kilitleyerek haklarını arama yoluna itecektir.
Arz etmiş olduğumuz sebepler muvacehesinde Yerel Mahkeme'nin kararı usul ve yasaya aykırı olup ortaya koymuş olduğu görüş ve gerekçe bir aile şirketi olan davaya konu şirket için hukuki isabetten yoksundur. "demiştir.İlk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Asıl ve birleşen dava. TTK'nın 159 maddesi uyarınca davalı şirketin bölünmesine, bu talebin kabul görmemesi halinde TTK'nun 531 maddesi kapsamında davalı anonim şirketinin haklı nedenle feshine karar verilmesi talebine ilişkindir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, verilen karara karşı asıl ve birleşen davada davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Mahkemece gerekçeli kararında isabetli bir şekilde belirtildiği üzere 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi "Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler.
Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir" hükmünü içerdiği, anılan hüküm uyarınca sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden pay sahipleri ancak haklı sebeplerin varlığını kanıtlamaları halinde şirketin feshine karar verilmesini isteyebileceklerdir.
Haklı sebep kanunda tanımlanmadığı için her somut olayın özelliğine göre mahkemece takdir edilecektir.
Anonim şirketlerde fesih davası hakkının kullanılması açısından haklı sebeblere örnek olarak; genel kurulun olağan toplantısının sürekli şekilde yapılamaması, azınlık pay sahiplerinin bilgi alma ve inceleme haklarının kullanımının devamlı şekilde ihlal edilmesi, çoğunluğun gücünü sistematik olarak ve azınlığın haklı menfaatlerini ihlal edecek şekilde kullanması, azınlık pay sahiplerine finansal açıdan ağır zararlar verilmesi, şirket kar etmesine rağmen, hiç kar payı dağıtılmaması veya yıllara veya yıllara göre azalan oranda kar payı dağıtılarak,
azınlık pay sahiplerinin mali haklarının ağır ve sürekli biçimde ihlal edilmesi gibi durumlar örnek gösterilebilir.
Davacılar vekili, davalı şirketin ortakları olan davacılar ile dava dışı ortakların akraba olduğunu, ortaklar arasında husumet bulunduğunu, dava dışı ortağın davacılar hakkında yargılaması devam eden ... soruşturması kapsamında davacılar aleyhine ... üyesiymişler gibi beyanda bulunması sebebiyle husumetin arttığını davacılar için ortaklığı devam ettirmelerinin imkansız olduğunu, sebeple şirketin haklı sebeple feshine karar verilmesini, davalı şirket ortakları olan fer'i müdahiller vekili, davacı iddialarının kabul edilemeyeceğini, haklı sebeple fesih koşullarının oluşmadığını,
davacının iddia ettiği olayların olduğunu ve kendi kusuru olmadığını ispat etmesi gerektiğini, davanın reddine karar verilmesini, davalı şirkete atanan kayyım, haklı sebeple fesih koşullarının oluşmadığını, şirketin işleyişinde herhangi bir sıkıntı olmadığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Asıl ve birleşen davada davacılar vekili, şirket ortakları arasında husumet bulunduğu hususunun Mahkemece de kabul edilmesine ve bu husumete rağmen ortaklığın devamının ve bu duruma katlanılmasının davacı ortaklardan beklenmesinin gerçekçi ve hukuki bir yaklaşım olmamasına rağmen Mahkemece bu hususun gözetilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davacılar vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri yargılamanın her aşamasında dava dilekçeleri ve beyan dilekçeleri ile ileri sürülmüş, Mahkemece gerekçeli kararda her bir iddia sebebi hakkında ne şekilde değerlendirme yapıldığı açıklanmıştır. Somut uyuşmazlıkta.
Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere tarafların ve tanıkların beyanlarına göre akraba olan davacılar ile dava dışı ortaklar arasında husumete varan anlaşmazlıklar bulunduğu hususu ortaklar arasında ihtilaf konusu değil ise de, söz konusu husumetin davacılar için ortaklığa devam etmeyi dürüstlük kuralına göre çekilmez kılacak ve şirketin ticari işleyişini olumsuz etkileyecek nitelikte olduğunun davacılar tarafından ispat edilmesi gerektiği, dava tarihi itibariyle davalı şirketin ticaret sicil kayıtları,
ortakların ve davalı şirkete atanan kayyımın beyanında davalı şirketin yönetimi ve işleyişinde herhangi bir sorun olmadığı dikkate alındığında aile şirketi niteliğindeki davalı şirkette ortaklar arasındaki ailevi anlaşmazlıkların tek başına haklı fesih sebebi oluşturmadığı anlaşılmakla Mahkemece davanın reddine karar verilmesi isabetli olup, aksi yöndeki davacılar vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.
Sonuç itibariyle, ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından, asıl ve birleşen dosyada davacıların istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
ASIL DAVA YÖNÜNDEN
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davacı ...'ndan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
BİRLEŞEN DAVA YÖNÜNDEN
6-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 7-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davacı ...'ndan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 8-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davacı ...'ndan alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından,
istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 9-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 10-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 23/12/2024 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 24/02/2021 tarih ve 2019/2942 Esas - 2021/1647 Karar sayılı kararında: "Dava, TTK m. 531 dayalı anonim şirketin haklı nedenle feshi istemine ilişkindir. Anonim ortaklık bir sermaye ortaklığı olduğundan kural olarak pay sahiplerinin kişisel özelliklerinin ortaklığın işleyişinde rol oynamayacağı kabul edilmiştir. Bu yüzden, çok sayıda pay sahibinin bulunduğu büyük çaplı anonim ortaklıklarda kişisel sebepler tek başına haklı sebep teşkil etmez.
Ancak aile şirketlerinde ve küçük ortaklıklarda kişi ortaklıklarıyla önemli benzerlik söz konusudur. Bu bakımdan somut olayın ve şirket tipinin özelliklerine göre, bir sermaye ortaklığı olan anonim ortaklıkta dahi, istisnaen kişisel sebeplerin de haklı sebep sayılarak ortaklığın feshine, davacı pay sahiplerinin ortaklıktan çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verileceği kabul edilmelidir (11.
HD, 02.06.2014, E. 2014/3669, K. 2014/10238).Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, davacının ortağı bulunduğu davalı şirket, bir aile şirketidir. Şirket ortakları arasındaki sorunlar özellikle ortaklar arasındaki çekişme ve dava dışı ortaktan kaynaklanan hakaretin bu tür şirketler bakımından haklı sebep oluşturacağının kabulü gerekir.
Bu bağlamda davacı ile dava dışı ortak arasındaki ceza mahkemesine intikal eden karşılıklı hakaret olayından sonra meydana gelen ortaklar arası gruplaşma, bir bütün olarak fesih için haklı sebep oluşturmaktadır.
Ancak şirketin devamlılığının sağlanılması esas olup feshin son çare olduğu gözetilerek, TTK 531. madde uyarınca değerlendirme yapılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken İlk Derece Mahkemesince haklı nedenlerin oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddi dair verilen karara karşı yapılan istinaf taleplerinin Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir." şeklinde karar verilmiştir.
Somut olayda; davalı şirketin aile şirketi olduğu, şirketin ortakları arasında yakın akrabalık ilişkisi bulunduğu, (amca, yeğen ve kuzen), ortakların her birinin aynı zamanda yönetim kurulunda aktif görevde bulundukları sabittir.Yakın akraba olan ortaklar ve hatta ortakların eş ve çocukları arasında istinafa konu mahkeme kararında da açıkça tespit edildiği üzere yoğun husumete varan uyuşmazlıklar ve gruplaşmalar bulunduğu anlaşılmaktadır.Ortakların halen birbirleriyle küs oldukları ve şirket idaresi ile olan hususlarda başkaları aracılığı ile iletişim kurdukları dosyaya yansıyan beyanlardan tespit edilmektedir.Hal böyleyken ortaklar
arasındaki husumetin, şirketin işleyişine yansımadığı veya yansıtılmadığı gerekçesiyle haklı neden oluşmadığından davanın reddine karar verilmesi somut olay adaletine uygun düşmemiştir. Zira davadan öncede iki grup ortaklar arasında, ortaklığın tasfiyesi amacıyla birçok kez şirketin bölünme taslakları hazırlanmış ancak taraflar bir araya gelip anlaşarak bu işlemi gerçekleştiremedikleri için, son çare olarak istinafa konu davaları açtıkları açıkça anlaşılmaktadır.
Davacı istinafında da belirtildiği üzere, ortaklığın haklı sebeple fesih ve tasfiyesi için illaki şirketin karar alma mekanizmalarında sorun çıkmasını veya yaratılmasını aramak kanunun amacına uygun bir yorum olmayacaktır.
Her somut olayı kendi özelliklerine göre değerlendirmek gerekecektir.Nitekim taraflar arasındaki bu yoğunluktaki husumet devam ettiği müddetçe, şirketin devamlılığı açısından belirtilen konularda da sorun çıkacağı ve şirketin zarar göreceği kuvvetle muhtemel gözükmektedir.Mahkeme gerekçesinde "TTK 531 maddesinde ifadesini bulan bir azınlık hakkı ihlalinden bahsetmek mümkün görünmemektedir." şeklinde tespitte bulunmuş ise de, istinafa konu kararın, asıl ve birleşen davalardan oluştuğu, her bir davada;
birbirinden bağımsız olarak açıldığı tarihteki koşullara ve davacının sıfatına göre yargılama yapılarak ayrı ayrı hüküm kurulması gerektiği, bu bağlamdada somut olaya bakıldığında gruplar eşit paya sahip olsalar da, asıl ve birleşen davadaki davacı ... davacıların şeklen de olsa ortaklık paylarının azınlık payı kapsamında kaldığı görülmektedir. Mahkemenin bu ret gerekçeside somut olaya uygun görünmediğinden benimsenememiştir.
Açıklanan nedenlerle ve yukarıda yazılı ve istinafa konu olaya çok benzeyen Yargıtay kararındaki kriterlere göre; somut olayda aile şirketi olan davalı şirketin ortakları arasında, şirketin devamlılığına engel teşkil edecek boyutta yoğun husumet bulunduğu anlaşıldığından, kişisel sebeplerin de haklı sebep sayılarak, davacı pay sahiplerinin ortaklıktan çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verilmesi veya son çare olarak ortaklığın feshine karar verilmesi gerektiğini düşündüğümden çoğunluk görüşüne katılmıyor, muhalif kalıyorum.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2022/1050, K. 2024/2072, 23 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama